• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 27 Şubat 2014 Perşembe

    Kalp hastalığı cinselliğe engel değil!

    Hattat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, kalp hastalarının en büyük korkularından, çekincelerinden birinin seks yapmak olduğunu, ve bu nedenle kalp-damar hastalığı yaşayan bir çok kişi seksin tehlikeli olduğunu düşünüp cinsellikten tamamen vazgeçtiğini belirtiyor.

    Seks kalp hastalarının yeni ilacı
    Ancak Prof. Hattat'ın açıklamalarına göre; kalp hastalığının cinselliğe engel olmadığı, hatta kalp performansını yükselterek ömrü uzattığı biliniyor.

    Aslında seks için gereken enerji öyle çok fazla değil. Araştırmalar birçok çiftin cinsellik için 5-15 dakika harcadığını gösteriyor. Seks sırasındaki oksijen tüketimi 1 veya 2 kat merdiven çıkmaya eşit. Bir çok kişi için cinsellik için gereken enerji bir eşya taşımak, orta şiddette 20 dakika yürüyüş yapmak, bahçe ve ev işleriyle uğraşmaktan fazla değil.

    Normalde cinsellik esnasında kalp hızı dakikada 110-130 atım arasında oluyor. Bu da hafif-orta şiddette yapılan bir egzersize eşit bir rakam. Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) yaklaşık 2 katına yani 120 mm Hg'den ortalama 150-180 mm Hg'ye, bazı durumlarda ise 240 mm Hg'ye kadar çıkabiliyor. Solunum hızı da dakikada 16-18 nefesten yaklaşık 60 nefese çıkıyor. Bu rakamlar erkekler için biraz daha yüksek olabiliyor. Bu durum özellikle erkeğin üstte olduğu pozisyonlarda görülüyor.

    Sonuçta cinsel ilişki kalp hastalarına çok fazla yük bindiren bir durum değil. Ancak aldatma gibi stres yaratan durumlarda ve farklı aktivitelerde kalbin üzerindeki yük biraz daha fazla.

    Seks kalpten ölümleri arttırır mı?
    Oysa cinsel aktivite sonrası içinde kalp krizi geçirme riski veya cinsellik esnasında kalpteki sorunlara bağlı ölümler oldukça nadirdir. Sağlıklı bir kişide seks sonrasında kalp krizi görülme riski yaklaşık 1 milyonda 2.5'tur. Bu rakam daha önce kalp hastalığı geçiren kişilerde 1 milyonda 25'e kadar çıkar. Ancak yine de oldukça düşük bir risk söz konusudur.

    Örneğin yapılan bir çalışmaya göre 5500 koroner problemlere bağlı ölümlerin yalnızca %1'i sekse bağlı olarak gelişmiş. Bunların da çoğu evlilik dışı ilişki olduğundan suçluluk, endişe ve acelecilik hislerinin bu ölümlere katkıda bulunduğu düşünülüyor. Ancak özellikle erkekseniz, daha önceden geçirilmiş bir kalp krizi hikayeniz varsa ve aşırı hareketsiz bir hayat tarzı sürüyorsanız riskinizi arttırdığınızı bilmelisiniz.

    Hangi pozisyonlar kalbe daha faydalı?
    Aslında bazı pozisyonların diğerlerine göre kalbi daha fazla zorladığı çok da doğru değil. Erkek üstte, kadın üstte, yan yana, oral seks ve mastürbasyon arasında bu açıdan bir fark yok. Yani çift olarak seçtiğiniz pozisyonda rahatlık hissetmeniz yeterli. Ancak bazı uzmanlar eğer erkekte bir kalp sorunu varsa yan yana pozisyon veya kadının üstte olduğu pozisyonlar seçilerek erkeğin harcadığı eforun azaltabileceğini düşünüyor. Zamanla doktor kontrolünde yapılan doğru bir egzersiz ve kondüsyon programı ile erkeğin fitness seviyesi düzeltilerek eski pozisyonlara geri dönülebilir.

    Kalp hastalığı cinsel sorunları arttırır mı?
    Kalbi etkileyen her şey cinselliği de etkiler. Yani kalp damarlarını etkileyecek herhangi bir sorun (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kolesterol problemi, plak oluşumu, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, hareketsiz bir yaşam) cinsel bölgeye giden damarlarda da hasar yaratır. Bu nedenle kalp hastalıklarında, şeker problemi, tansiyon ve damar sertliğinde başta sertleşme sorunları olmak üzere çeşitli cinsel sorunları daha sık görülür. İstek azlığı, sertleşme sorunu, tatminsizlik yaşayan erkekte performans endişesi gelişerek kısırdöngü şeklinde sertleşme problemi daha da artabilir.

    Kalp ilaçları da cinselliği bozabilir
    Kalp hastalıklarında kullanılan ilaçlar cinsel isteği azaltıp sertleşme sorununa neden olabilir. Biz bu durumda eğer hasta için uygunsa kalp hekimi ile görüşüp cinselliği daha az etkileyen ilaçların kullanılıp kullanılamayacağını tartışıyoruz. Ancak bu ilaçların muhakkat kullanılması gerekirse o zaman hastaya bunun hayatı için önemli olduğunu anlatıyoruz. Bu durumda hastalara başka öneriler sunuyoruz. Cinselliğin farklı boyutlarını öğretiyoruz. Bypass sonrasında korkular nedeniyle nitrat grubu ilaçlara psikolojik bir bağımlılık gelişebilir. Bu durumda da psikolojik bir yardım almalarını öneriyoruz. Bazen anksiyete veye depresyona yönelik ilaçlardan yardım alıyoruz.

    Sertleşme sorunu görülebilir
    Kalp krizi sonrasında sertleşme sorunu hem fiziksel hem psikolojik nedenlerle ortaya çıkabilir. Bir erkek eforlu bir hareket esnasında veya seks yaparken kalp ağrısı yaşıyorsa korkup psikolojik olarak sertleşme sorunu yaşayabilir. Bu durumda damarları rahatlatan nitrat grubu ilaçlar kullanılabilir (ancak bunlar da sertleşme ilaçları ile alınamaz). Kalp krizinden ve ölümden korkmak da, performans endişesi yaratarak sertleşmeyi bozabilir.

    Performans ilaçları kullanırken dikkat!
    Kalp damar sorunu yaşayan kişilerde sertleşme sorununda kullanılan ilaçlar oldukça yüz güldürücü sonuçlar verebiliyor. Ancak nitrat grubu ilaçları kullanan hastaların bu ilaçları kullanmamaları gerekiyor.

    Partnerler moralinizi bozmayın
    Kalp krizi yaşayan bir çok kişi endişeli, depresif ve sıkıntılı hisseder, hatta partnerlerinin onları beğenmediğini düşünür. Bir başka durum da partnerin aşırı korumacı hale gelmesidir ki bu durumda hastanın moralini bozar.



    Seks kalp hastalarının yeni ilacı

    Konu Saati  04:17  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Kalp hastalığı cinselliğe engel değil!

    Hattat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, kalp hastalarının en büyük korkularından, çekincelerinden birinin seks yapmak olduğunu, ve bu nedenle kalp-damar hastalığı yaşayan bir çok kişi seksin tehlikeli olduğunu düşünüp cinsellikten tamamen vazgeçtiğini belirtiyor.

    Seks kalp hastalarının yeni ilacı
    Ancak Prof. Hattat'ın açıklamalarına göre; kalp hastalığının cinselliğe engel olmadığı, hatta kalp performansını yükselterek ömrü uzattığı biliniyor.

    Aslında seks için gereken enerji öyle çok fazla değil. Araştırmalar birçok çiftin cinsellik için 5-15 dakika harcadığını gösteriyor. Seks sırasındaki oksijen tüketimi 1 veya 2 kat merdiven çıkmaya eşit. Bir çok kişi için cinsellik için gereken enerji bir eşya taşımak, orta şiddette 20 dakika yürüyüş yapmak, bahçe ve ev işleriyle uğraşmaktan fazla değil.

    Normalde cinsellik esnasında kalp hızı dakikada 110-130 atım arasında oluyor. Bu da hafif-orta şiddette yapılan bir egzersize eşit bir rakam. Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) yaklaşık 2 katına yani 120 mm Hg'den ortalama 150-180 mm Hg'ye, bazı durumlarda ise 240 mm Hg'ye kadar çıkabiliyor. Solunum hızı da dakikada 16-18 nefesten yaklaşık 60 nefese çıkıyor. Bu rakamlar erkekler için biraz daha yüksek olabiliyor. Bu durum özellikle erkeğin üstte olduğu pozisyonlarda görülüyor.

    Sonuçta cinsel ilişki kalp hastalarına çok fazla yük bindiren bir durum değil. Ancak aldatma gibi stres yaratan durumlarda ve farklı aktivitelerde kalbin üzerindeki yük biraz daha fazla.

    Seks kalpten ölümleri arttırır mı?
    Oysa cinsel aktivite sonrası içinde kalp krizi geçirme riski veya cinsellik esnasında kalpteki sorunlara bağlı ölümler oldukça nadirdir. Sağlıklı bir kişide seks sonrasında kalp krizi görülme riski yaklaşık 1 milyonda 2.5'tur. Bu rakam daha önce kalp hastalığı geçiren kişilerde 1 milyonda 25'e kadar çıkar. Ancak yine de oldukça düşük bir risk söz konusudur.

    Örneğin yapılan bir çalışmaya göre 5500 koroner problemlere bağlı ölümlerin yalnızca %1'i sekse bağlı olarak gelişmiş. Bunların da çoğu evlilik dışı ilişki olduğundan suçluluk, endişe ve acelecilik hislerinin bu ölümlere katkıda bulunduğu düşünülüyor. Ancak özellikle erkekseniz, daha önceden geçirilmiş bir kalp krizi hikayeniz varsa ve aşırı hareketsiz bir hayat tarzı sürüyorsanız riskinizi arttırdığınızı bilmelisiniz.

    Hangi pozisyonlar kalbe daha faydalı?
    Aslında bazı pozisyonların diğerlerine göre kalbi daha fazla zorladığı çok da doğru değil. Erkek üstte, kadın üstte, yan yana, oral seks ve mastürbasyon arasında bu açıdan bir fark yok. Yani çift olarak seçtiğiniz pozisyonda rahatlık hissetmeniz yeterli. Ancak bazı uzmanlar eğer erkekte bir kalp sorunu varsa yan yana pozisyon veya kadının üstte olduğu pozisyonlar seçilerek erkeğin harcadığı eforun azaltabileceğini düşünüyor. Zamanla doktor kontrolünde yapılan doğru bir egzersiz ve kondüsyon programı ile erkeğin fitness seviyesi düzeltilerek eski pozisyonlara geri dönülebilir.

    Kalp hastalığı cinsel sorunları arttırır mı?
    Kalbi etkileyen her şey cinselliği de etkiler. Yani kalp damarlarını etkileyecek herhangi bir sorun (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kolesterol problemi, plak oluşumu, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, hareketsiz bir yaşam) cinsel bölgeye giden damarlarda da hasar yaratır. Bu nedenle kalp hastalıklarında, şeker problemi, tansiyon ve damar sertliğinde başta sertleşme sorunları olmak üzere çeşitli cinsel sorunları daha sık görülür. İstek azlığı, sertleşme sorunu, tatminsizlik yaşayan erkekte performans endişesi gelişerek kısırdöngü şeklinde sertleşme problemi daha da artabilir.

    Kalp ilaçları da cinselliği bozabilir
    Kalp hastalıklarında kullanılan ilaçlar cinsel isteği azaltıp sertleşme sorununa neden olabilir. Biz bu durumda eğer hasta için uygunsa kalp hekimi ile görüşüp cinselliği daha az etkileyen ilaçların kullanılıp kullanılamayacağını tartışıyoruz. Ancak bu ilaçların muhakkat kullanılması gerekirse o zaman hastaya bunun hayatı için önemli olduğunu anlatıyoruz. Bu durumda hastalara başka öneriler sunuyoruz. Cinselliğin farklı boyutlarını öğretiyoruz. Bypass sonrasında korkular nedeniyle nitrat grubu ilaçlara psikolojik bir bağımlılık gelişebilir. Bu durumda da psikolojik bir yardım almalarını öneriyoruz. Bazen anksiyete veye depresyona yönelik ilaçlardan yardım alıyoruz.

    Sertleşme sorunu görülebilir
    Kalp krizi sonrasında sertleşme sorunu hem fiziksel hem psikolojik nedenlerle ortaya çıkabilir. Bir erkek eforlu bir hareket esnasında veya seks yaparken kalp ağrısı yaşıyorsa korkup psikolojik olarak sertleşme sorunu yaşayabilir. Bu durumda damarları rahatlatan nitrat grubu ilaçlar kullanılabilir (ancak bunlar da sertleşme ilaçları ile alınamaz). Kalp krizinden ve ölümden korkmak da, performans endişesi yaratarak sertleşmeyi bozabilir.

    Performans ilaçları kullanırken dikkat!
    Kalp damar sorunu yaşayan kişilerde sertleşme sorununda kullanılan ilaçlar oldukça yüz güldürücü sonuçlar verebiliyor. Ancak nitrat grubu ilaçları kullanan hastaların bu ilaçları kullanmamaları gerekiyor.

    Partnerler moralinizi bozmayın
    Kalp krizi yaşayan bir çok kişi endişeli, depresif ve sıkıntılı hisseder, hatta partnerlerinin onları beğenmediğini düşünür. Bir başka durum da partnerin aşırı korumacı hale gelmesidir ki bu durumda hastanın moralini bozar.



    26 Şubat 2014 Çarşamba


    İnfertilite (kısırlık) korunmaksızın düzenli ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmaması olarak tanımlanmaktadır. Kısırlık en büyük üzüntü kaynağıdır ve tedavisi için ileri teknoloji gerektiren yöntemler kullanmayı gerektirir.

    Teknolojiye başvurmadan önce gebelik şansının yaşam tarzınızdaki ya da diğer değişikliklerle artırılıp artırılmayacağını anlamak için buna neden olan herşeyi ortadan kaldırmak isteyebilirsiniz. Bu süre zarfında da doğal alternatifleri değerlendirmekte fayda var.

    Kısırlık tedavisi için önerilen şifalı bitkiler:


    Ahududu (Rubus idaeus) : Kadınlarda hamilelik sırasında ortaya çıkan rahim iltihapları için ahududu yapraklarından yapılan çay önerilir. Hayvan yetiştiricileri ahududu yapraklarını,üretkenliklerini arttırmak için erkek hayvanların yemlerine karıştırırlar.

    Herbalist Kathi Keville kısır erkeklerin ahududu yapraklarından yapacakları çayı demleyip içmelerini öneriyor.

    Zencefil (Zingiber officinale) : Yapılan bir araştırma zencefilin sperm sayısını ve hareketliliğini büyük ölçüde artırdığını göstermiştir.

    Karnabahar ve B6 vitamini içeren besinler: Mikro gıda takviyelerini savunanlar,kısırlık için genellikle karnabahar önermektedirler. Bu vitamin en çok Karnabahar, su teresi, ıspanak, muz, bamya, soğan, brokoli, kabak, karalahana, yer lahanası,bürüksel lahanası,bezelye ve turpda bulunur.

    Ayçiçeği ve Arginin içeren diğer bitkiler : Sperm sayısı düşük erkeklere doğal şifacılar tarafından genellikle arginin takviyesi önerilir. Arginin Ayçiçeğinde yeterli oranda bulunur.

    Günde 4 gram arginin almak için 50 gram kadar ayçiçeği tüketmek yeterlidir.Bu hayati besini yüksek oranlarda içeren diğer besinler ise sırasıyla ; keçiboynuzu, ak ceviz, acı bakla, yer fıstığı, susam, soya fasulyesi, su teresi, çemen, hardal, badem, bakla ve mercimektir.

    Ispanak ve çinko içeren diğer bitkiler: Bazı araştırma sonuçları, çinko eksikliğinin erkeklerde üretkenliği ve sperm kalitesini düşürebileceğini göstermiştir.

    Çinko bakımından zengin kaynaklar arasında ıspanak, maydanoz, bürüksel lahanası, salatalık, taze fasulye,hindiba, börülce, kuru erik, ve kuşkonmazı sayabiliriz.

    Ginseng (Panax ginseng): Herbalist Kathi Keville, fiziksel yapılarını güçlendirmek için ginseng ve cüce palmiye kullanmaya başlayan erkeklerle ilgili bir hikaye anlatır. Bu adamların eşleri bir süre sonra hamile kalırmış. Bu hikayeden etkilendiğimi söyleyemesem de ginseng’in Asya’da yüzyıllardır erkeklerde cinsel gücü artıran ve yaşam süresini uzatan bir ilaç olarak kullanıldığını biliyorum.

    Guava (Psidium): Sperm anomalililerinden kaynaklanan kısırlığın tedavisinde, C vitamini desteğinin en az bazı doğurganlık artırıcı ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlandı. Dr. Melvyn Werbach, günde 1000 mg C vitamini alınmasını öneriyor. C vitamini zengini diğer kaynaklar arasında karpuz, kuşburnu, acı ve dolmalık kırmızıbiber ile su teresini sayabiliriz.


    Yulaf (Avena sativa): Çok eskiden beri erkekler için seksüel doping olarak kabul edilir. Erkeklerde üretkenliği artırdığı da iddia edilir. Marketlerdeki yulaf ezmelerinden ucuz bir şekilde temin edebilir; daha pahalı olan yulaf özütlerini de doğal gıda ve şifalı bitki dükkanlarından bulabilirsiniz.

    BU FORMÜLLER İÇİN UZMAN YARDIMI ALIN

    ERKEKLERE ÖZEL: En önemli formüllerden biri 4’er gr cangzhu, astragalus ve ginseng, 3 gr Japon melekotu, 2’şer gr hünnap ve Japonya’ya özgü bir narenciye türü olan unshiu kabuğu, 1.5 gr Çin meyan kökü, 1 gr siyah koho ve yarım gram zencefilden oluşuyor. Bu formülün üç ayda spermlerin sayısını ve hareketliliğini önemli ölçüde artırdığı belirlendi.

    KADINLARA ÖZEL: Herbalist Deb Soule, kadınlar için birkaç formül sunuyor. En çok önerdiği formül şu: Her birinden 2’şer yemek kaşığı hayıt meyvesi, false unicorn ve Çin melekotu ile 1 çay kaşığı kutsal diken otunu, 1 litre kaynar suda 15 dakika demlenmeye bırakın. Soule, bu çayı haftada 4-5 gün, günde 3-4 bardak içmenizi tavsiye ediyor.
    Bu bitkilerden bulabildiklerinizi büyük bir tencerede kaynatırsanız çinko bakımından zengin bir çorba elde edebilirsiniz.

    Kısırlık bitkisel tedavisi önerilen bitkisel destekler

    Konu Saati  19:45  |  in  Kısırlık Tedavisi  |  Devamı»


    İnfertilite (kısırlık) korunmaksızın düzenli ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmaması olarak tanımlanmaktadır. Kısırlık en büyük üzüntü kaynağıdır ve tedavisi için ileri teknoloji gerektiren yöntemler kullanmayı gerektirir.

    Teknolojiye başvurmadan önce gebelik şansının yaşam tarzınızdaki ya da diğer değişikliklerle artırılıp artırılmayacağını anlamak için buna neden olan herşeyi ortadan kaldırmak isteyebilirsiniz. Bu süre zarfında da doğal alternatifleri değerlendirmekte fayda var.

    Kısırlık tedavisi için önerilen şifalı bitkiler:


    Ahududu (Rubus idaeus) : Kadınlarda hamilelik sırasında ortaya çıkan rahim iltihapları için ahududu yapraklarından yapılan çay önerilir. Hayvan yetiştiricileri ahududu yapraklarını,üretkenliklerini arttırmak için erkek hayvanların yemlerine karıştırırlar.

    Herbalist Kathi Keville kısır erkeklerin ahududu yapraklarından yapacakları çayı demleyip içmelerini öneriyor.

    Zencefil (Zingiber officinale) : Yapılan bir araştırma zencefilin sperm sayısını ve hareketliliğini büyük ölçüde artırdığını göstermiştir.

    Karnabahar ve B6 vitamini içeren besinler: Mikro gıda takviyelerini savunanlar,kısırlık için genellikle karnabahar önermektedirler. Bu vitamin en çok Karnabahar, su teresi, ıspanak, muz, bamya, soğan, brokoli, kabak, karalahana, yer lahanası,bürüksel lahanası,bezelye ve turpda bulunur.

    Ayçiçeği ve Arginin içeren diğer bitkiler : Sperm sayısı düşük erkeklere doğal şifacılar tarafından genellikle arginin takviyesi önerilir. Arginin Ayçiçeğinde yeterli oranda bulunur.

    Günde 4 gram arginin almak için 50 gram kadar ayçiçeği tüketmek yeterlidir.Bu hayati besini yüksek oranlarda içeren diğer besinler ise sırasıyla ; keçiboynuzu, ak ceviz, acı bakla, yer fıstığı, susam, soya fasulyesi, su teresi, çemen, hardal, badem, bakla ve mercimektir.

    Ispanak ve çinko içeren diğer bitkiler: Bazı araştırma sonuçları, çinko eksikliğinin erkeklerde üretkenliği ve sperm kalitesini düşürebileceğini göstermiştir.

    Çinko bakımından zengin kaynaklar arasında ıspanak, maydanoz, bürüksel lahanası, salatalık, taze fasulye,hindiba, börülce, kuru erik, ve kuşkonmazı sayabiliriz.

    Ginseng (Panax ginseng): Herbalist Kathi Keville, fiziksel yapılarını güçlendirmek için ginseng ve cüce palmiye kullanmaya başlayan erkeklerle ilgili bir hikaye anlatır. Bu adamların eşleri bir süre sonra hamile kalırmış. Bu hikayeden etkilendiğimi söyleyemesem de ginseng’in Asya’da yüzyıllardır erkeklerde cinsel gücü artıran ve yaşam süresini uzatan bir ilaç olarak kullanıldığını biliyorum.

    Guava (Psidium): Sperm anomalililerinden kaynaklanan kısırlığın tedavisinde, C vitamini desteğinin en az bazı doğurganlık artırıcı ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlandı. Dr. Melvyn Werbach, günde 1000 mg C vitamini alınmasını öneriyor. C vitamini zengini diğer kaynaklar arasında karpuz, kuşburnu, acı ve dolmalık kırmızıbiber ile su teresini sayabiliriz.


    Yulaf (Avena sativa): Çok eskiden beri erkekler için seksüel doping olarak kabul edilir. Erkeklerde üretkenliği artırdığı da iddia edilir. Marketlerdeki yulaf ezmelerinden ucuz bir şekilde temin edebilir; daha pahalı olan yulaf özütlerini de doğal gıda ve şifalı bitki dükkanlarından bulabilirsiniz.

    BU FORMÜLLER İÇİN UZMAN YARDIMI ALIN

    ERKEKLERE ÖZEL: En önemli formüllerden biri 4’er gr cangzhu, astragalus ve ginseng, 3 gr Japon melekotu, 2’şer gr hünnap ve Japonya’ya özgü bir narenciye türü olan unshiu kabuğu, 1.5 gr Çin meyan kökü, 1 gr siyah koho ve yarım gram zencefilden oluşuyor. Bu formülün üç ayda spermlerin sayısını ve hareketliliğini önemli ölçüde artırdığı belirlendi.

    KADINLARA ÖZEL: Herbalist Deb Soule, kadınlar için birkaç formül sunuyor. En çok önerdiği formül şu: Her birinden 2’şer yemek kaşığı hayıt meyvesi, false unicorn ve Çin melekotu ile 1 çay kaşığı kutsal diken otunu, 1 litre kaynar suda 15 dakika demlenmeye bırakın. Soule, bu çayı haftada 4-5 gün, günde 3-4 bardak içmenizi tavsiye ediyor.
    Bu bitkilerden bulabildiklerinizi büyük bir tencerede kaynatırsanız çinko bakımından zengin bir çorba elde edebilirsiniz.

    GÜNLÜK HAYATTA İŞİNİZİ OLDUKÇA KOLAYLAŞTIRACAK PRATİK BİLGİLER, TÜM BAYANLARIN KURTARICISIDIR. İŞTE KOLAYCA UYGULAYABİLECEĞİNİZ MUTFAKTAN TEMİ ZLİĞE, ALIŞVERİŞTEN CİLT BAKIMINA KADAR HAYATINIZIN HER ALANINDA SİZE YARDIMCI OLAC AK BİLGİLER...

    *  Limon, portakal gibi asitli meyveleri sakın mutfağınızın tezgâhı üzerinde kesmeyin. Asit, mermere zarar verir ve tezgâhınızda lekeler oluşur.

    *  Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturun ve kalın delikli bir süzgece atın, un ile beraber çöpler de düşer.

    *  Kivi ve ananasla yapılan kremalarda sulanma oluyorsa, bu meyveleri dilimleyip, çok kısa bir süre sıcak suya batırıp çıkartın, kremanın sulanmadığını göreceksiniz.

    *  Muz buzdolabında değil, oda sıcaklığında rüzgârsız bir yerde saklanır.

    *  Kurabiyeleriniz sıcakken daha kolay tepsiden çıkar. Soğumaya bırakıldıktan sonra bazen tepsiye yapışır ve parçalanmadan çıkmaz. Eğer tepsi sıcakken kurabiyeleri almayı unuttuysanız, kurabiye tepsisini kızdırın, böylece kurabiyeler daha kolay çıkacaktır.

    *  Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır.

    *  Pandispanya hamuru çok pişerse kuru ve kırılgan olur. Pişme süresi bitmesinden 5 dakika önce pişip pişmediğini kontrol edin. Parmağınızla üstüne bastırın, çukur kalırsa henüz pişmemiş, eğer çukur düzelirse pişmiş demektir.

    *  Ağzınızdaki kötü kokuları gidermenin birkaç yolu vardır:  Tuza veya sirkeye batırılmış birkaç maydanoz yaprağı yemek, rezene tohumu veya kahve çiğnemek. Klorofilli ağız tabletleri de ağız kokusunu gidermede işe yarar.

    *  100 ml. Suya 10 gram kadar ıhlamur koyup kaynatın. Günde birkaç kez 15’er dakika, boğazınız yanan yerlerine kompres yapın.

    *  Taze naneyi birkaç dakika kaynar suda bekleterek içerseniz baş ağrısına iyi gelir.

    *  Gözünüze kum tanesi kaçtıysa bir parça pamuğu ılık ve şekersiz çaya batırıp gözünüze kompres yapın.

    *  Eğer uykusuzluk çekiyorsanız yatağa girmeden önce bir bardak şekerli su içmeyi deneyin. Sinirleriniz gevşeyecek, rahatça uykuya dalmanızı sağlayacaktır.

    *  Cildi büyük gözenekli olanlar için killi toprak ve havuç suyu yüze sürülüp 1 saat sonra yıkanır.

    *  Cildinizin canlı görünmesini istiyorsanız bol bol limon suyu için ya da akşamları yatmadan önce limonla ıslatılmış bir küçük tabak kuş üzümü veya mürdüm eriği yiyin.

    *  Yorucu bir günün ardından önce soğuk su ile yüzünüzü yıkayın, kurulayın. Daha sonra gül suyuna batırdığınız bir pamukla yüzünüzü silin. Rahatladığınızı hissedeceksiniz.

    *  Yemek hazırlarken elleriniz soğan koktuysa kereviz ile ovmayı deneyin. Kokusu gidecektir. Sarımsak kokuyorsa da maydanoz ile ovabilirsiniz.

    *  Saç kurutma makinenizi kullanırken ılık havayı tercih edin ve elinizle sürekli havalandırarak kurutun.

    *  Kahverengi ayakkabıyı siyaha çevirmek istiyorsanız önce deriyi çiğ bir patatesle iyice ovaladıktan sonra siyaha boyayın ve cilalayın

    *  Bol ayakkabılar çorapların kaçmasına ve nasırlara sebep olur. Hâlbuki bunun da çaresi vardır.

    *  Ayakkabı derisinin topuk kısmını ara sıra bir mum parçası ile ovun. Göreceksiniz bu dertlerin hepsi kaybolacaktır

    Günlük hayatta evde pratik bilgiler

    Konu Saati  18:35  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    GÜNLÜK HAYATTA İŞİNİZİ OLDUKÇA KOLAYLAŞTIRACAK PRATİK BİLGİLER, TÜM BAYANLARIN KURTARICISIDIR. İŞTE KOLAYCA UYGULAYABİLECEĞİNİZ MUTFAKTAN TEMİ ZLİĞE, ALIŞVERİŞTEN CİLT BAKIMINA KADAR HAYATINIZIN HER ALANINDA SİZE YARDIMCI OLAC AK BİLGİLER...

    *  Limon, portakal gibi asitli meyveleri sakın mutfağınızın tezgâhı üzerinde kesmeyin. Asit, mermere zarar verir ve tezgâhınızda lekeler oluşur.

    *  Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturun ve kalın delikli bir süzgece atın, un ile beraber çöpler de düşer.

    *  Kivi ve ananasla yapılan kremalarda sulanma oluyorsa, bu meyveleri dilimleyip, çok kısa bir süre sıcak suya batırıp çıkartın, kremanın sulanmadığını göreceksiniz.

    *  Muz buzdolabında değil, oda sıcaklığında rüzgârsız bir yerde saklanır.

    *  Kurabiyeleriniz sıcakken daha kolay tepsiden çıkar. Soğumaya bırakıldıktan sonra bazen tepsiye yapışır ve parçalanmadan çıkmaz. Eğer tepsi sıcakken kurabiyeleri almayı unuttuysanız, kurabiye tepsisini kızdırın, böylece kurabiyeler daha kolay çıkacaktır.

    *  Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır.

    *  Pandispanya hamuru çok pişerse kuru ve kırılgan olur. Pişme süresi bitmesinden 5 dakika önce pişip pişmediğini kontrol edin. Parmağınızla üstüne bastırın, çukur kalırsa henüz pişmemiş, eğer çukur düzelirse pişmiş demektir.

    *  Ağzınızdaki kötü kokuları gidermenin birkaç yolu vardır:  Tuza veya sirkeye batırılmış birkaç maydanoz yaprağı yemek, rezene tohumu veya kahve çiğnemek. Klorofilli ağız tabletleri de ağız kokusunu gidermede işe yarar.

    *  100 ml. Suya 10 gram kadar ıhlamur koyup kaynatın. Günde birkaç kez 15’er dakika, boğazınız yanan yerlerine kompres yapın.

    *  Taze naneyi birkaç dakika kaynar suda bekleterek içerseniz baş ağrısına iyi gelir.

    *  Gözünüze kum tanesi kaçtıysa bir parça pamuğu ılık ve şekersiz çaya batırıp gözünüze kompres yapın.

    *  Eğer uykusuzluk çekiyorsanız yatağa girmeden önce bir bardak şekerli su içmeyi deneyin. Sinirleriniz gevşeyecek, rahatça uykuya dalmanızı sağlayacaktır.

    *  Cildi büyük gözenekli olanlar için killi toprak ve havuç suyu yüze sürülüp 1 saat sonra yıkanır.

    *  Cildinizin canlı görünmesini istiyorsanız bol bol limon suyu için ya da akşamları yatmadan önce limonla ıslatılmış bir küçük tabak kuş üzümü veya mürdüm eriği yiyin.

    *  Yorucu bir günün ardından önce soğuk su ile yüzünüzü yıkayın, kurulayın. Daha sonra gül suyuna batırdığınız bir pamukla yüzünüzü silin. Rahatladığınızı hissedeceksiniz.

    *  Yemek hazırlarken elleriniz soğan koktuysa kereviz ile ovmayı deneyin. Kokusu gidecektir. Sarımsak kokuyorsa da maydanoz ile ovabilirsiniz.

    *  Saç kurutma makinenizi kullanırken ılık havayı tercih edin ve elinizle sürekli havalandırarak kurutun.

    *  Kahverengi ayakkabıyı siyaha çevirmek istiyorsanız önce deriyi çiğ bir patatesle iyice ovaladıktan sonra siyaha boyayın ve cilalayın

    *  Bol ayakkabılar çorapların kaçmasına ve nasırlara sebep olur. Hâlbuki bunun da çaresi vardır.

    *  Ayakkabı derisinin topuk kısmını ara sıra bir mum parçası ile ovun. Göreceksiniz bu dertlerin hepsi kaybolacaktır

    Dünyada 300 milyon civarında diyabet hastası bulunmaktadır. Bu sayının yanlış beslenme alışkanlıklarına ve artan obezite oranına bağlı olarak hızla artması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda toplumda önemli bir sağlık sorunu haline gelecek olan diyabet, üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Tip I diyabet tedavisinde insülinin alternatifsiz olması, tip II diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik ilaçların karaciğer ve böbreklerde ciddi toksisite oluşturması sebebiyle yeni ilaçların keşfedilmesi için yapılan çalışmalar giderek artmaktadır. Bitkiler, antidiyabetik etkili yeni ilaç keşfinde önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.

    Doğal kaynakların diyabet tedavisinde kullanılması ve bu kaynaklardan hareketle yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesi çalışmaları 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Galega officinalis bitkisi üzerinde yapılan ilk çalışmalarda bitkinin hipoglisemik etkili guanidin türevi bileşiklerce zengin olduğu bulunmuştur. Guanidin türevlerinin, klinik denemelerde ortaya çıkan toksisiteleri nedeniyle toksisitesi daha düşük olan alkali diguanidinler sentezlenmiştir ve 1920’li yıllarda tüm Avrupa’da Sintalin A ve B, oral antidiyabetik ilaçlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. İnsülinin tedavi alanına girmesiyle diguanidinlerin kullanımı azalsa da bugün türevlerinden biri olan metformin tedavide halen kullanılmaktadır. Günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürünün yanı sıra birçok vitamin ve mineral diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır.

    Literatürde diyabet tedavisinde kullanılan bitkiler ve diğer gıda destekleri ile ilgili yapılmış 30.000’den fazla araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar içerisinde in vitro, in vivo ve klinik çalışmalar yer almaktadır. Bu makalede tartışılan bitkisel ürünler ve gıda destekleri seçilirken, gerek eczanelerde gerekse eczane dışında diyabet hastalarına sunulan ürünlerin içeriğinde bulunan bitkiler, mineraller ve bazı doğal ürünler hakkında yapılan klinik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen güvenilir bulgular göz önünde bulundurulmuştur. Makalemizde bu ürünlerin literatürde belirtilen etki şekilleri ile ilgili bir sınıflandırma yapılmış ve ürünler bu sıra içerisinde incelenmiştir. Tablo 1 ’de bu sınıflandırmanın ayrıntıları gösterilmiştir.
    Tablo 1:Diyabette Tedaviye Destek Amacıyla Kullanılan Doğal Ürünlerin Etki Şekillerine Göre



    Hipoglisemik Etkili Bitkiler


    Hipoglisemik etkili ilaçlar ve doğal ürünler pankreas beta hücrelerinden insülin üretimini arttırmak suretiyle hipoglisemi oluşturarak etki gösterirler. Bu mekanizma ile etki eden ilaçlar ve doğal ürünler sadece tip II diyabet hastalarında faydalı olurken, tüm tip I diyabetlilerde ve insülin üretme yeteneğini kaybetmiş tip II diyabet hastalarında etkisizdirler.

    Bu grupta yer alan doğal ürünlerin bir kısmı, doğrudan insülin salıverilmesini arttırarak etki gösterirken bir kısmı da içeriğinde bulunan insülin benzeri etki gösteren bileşikler nedeniyle kan glikoz miktarını düşürürüler.

    Banaba (Lagerstroemia speciosa)

    Kullanılan kısmı: Yaprak
    Etkili maddeleri: Korozolik asit ve elajik tanenler

    Banaba bitkisi (Lythraceae); pembe mor çiçekli, 20 metreye kadar uzayan, Filipinler, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da doğal olarak yetişen, çalımsı bir ağaçtır. Banaba, adipozitlerin glikoz tüketimini arttırarak insülin benzeri etki göstermektedir. Diyabetik hastalar ile yapılan klinik çalışmalarda, ekstrelerin insülin benzeri etki meydana getirdiği, insülin reseptörlerini aktive ettiği ve glikozun hücre içine taşınmasını uyardığı bulunmuştur.

    Amerika’da 56 hasta ile yapılan bir klinik çalışmalarda, 2 hafta boyunca günde 48 mg %1 korozolik asit içeren standardize banaba ekstresini (Glucosol TM ) kullanan tip II diyabet hastalarının kan şekerlerinin %30 oranında düştüğü görülmüştür. Lipofilik olan bu ekstrenin yumuşak jelatin kapsüller şeklinde alınmasının kuru ekstrenin katı formda kullanılmasından daha etkili olduğu belirlenmiştir.

    Önerilen doz 48 mg/gündür.

    Kudret Narı, Bitter Melon (Momordica charantia):


    Kullanılan kısmı: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj
    Etkili maddeleri: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj

    Kudret narı, Cucurbitaceae familyasından, Hindistan, Güneybatı Asya, Çin, Afrika, Karayipler ve Akdeniz ülkeleri gibi birçok ülkede meyvesi için yetiştirilen, tropik ve subtropik iklimlerde doğal yayılış gösteren bir bitkidir.

    Bitki, Güneydoğu Asya’da diyabete karşı kullanılan doğal ürünler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kudret narı, taşıdığı “pinsülin”, “bitki insülini” ya da “polipeptitP” adı ile bilinen polipeptit yapılı bir bileşik nedeniyle insülin benzeri etki göstermektedir. Bu etki subkütan enjeksiyon ile belirlendiğinden, oral kullanımdaki etkinlik ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu maddenin farmakokinetiği sığır insülinine benzer, 3060 dakikada etki başlar ve yaklaşık 4 saatte maksimum etki görülür. Meyve suyunun, tip II diyabet hastalarına oral yolla (57 gram/gün) uygulandığı bir klinik çalışmada, glikoz toleransı %73 oranında iyileşmiştir.

    Başka bir çalışmada ise günlük 15 gram sulu ekstre verilen hastaların tokluk kan şekerleri %54 oranında, glikozile hemoglobin ( HbA 1c ) seviyesi ise %11 oranında düşmüştür. Ayrıca bitkinin alkollü ekstresinden elde edilen karantin, deney hayvanlarında tolbutamitten daha kuvvetli hipoglisemik etki göstermiştir. Kudret narının meyve suyu, tozu, ekstresi hatta pişirilmiş meyvesi birçok farklı formülasyon halinde tip II diyabet hastalarında denenmiştir. Bu formülasyonları kullanan çoğu hastada kan glikozu kontrol altına alınmış ve HbA1c miktarı düşmüştür.

    Günlük önerilen doz; günde 2 veya 3 defa 5 ml tentür (günde maksimum 50 ml). Meyvenin suyu çok acı olduğu için ekstrenin liyofilize edilmiş toz halinde kapsül olarak kullanımı daha kolaydır.

    Kudret narı üzerinde birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Bitki bazı klinik çalışmalarda etkili, bazılarında ise etkisiz bulunmuştur. Bu tartışmalı sonuçların temel sebebi çalışmalarda kullanılan ekstrelerin standardize edilmemiş olmasıdır. Bitki üzerindeki klinik araştırmalar devam etmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Bitkinin meyvelerinde bulunan bazı bileşiklerin kadın ve erkeklerde infertiliteyi arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca etkili bileşikler anne sütüne geçebildiği için bitkinin emzirenler tarafından kullanılması sakıncalıdır.

    Bitki, uterus kasılmalarını arttırdığından düşüğe sebep olabilir bu nedenle hamileler tarafından kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Çemen, Fenugreek (Trigonella foenumgraecum)


    Kullanılan kısmı: Tohum
    Etkili bileşikleri: Steroidal saponozitler (diosgenin, yamogenin), pridin tipi alkoloitler (gentianin, trigonellin), proteinler, serbest aminoasitler, flavon ve flavonoller, müsilaj polisakkaritler ve lipitler.

    Çemen, Fabaceae familyasından tüm dünyada kültürü yapılan, yaprakları ve tohumları baharat olarak kullanılan otsu bir bitkidir. Yapılan klinik çalışmalarda, öğünleri ile 15 gram toz edilmiş çemen tohumu tüketen tip II diyabet hastalarının tokluk kan glikoz seviyelerinin kontrole göre daha düşük olduğu görülmüştür.

    60 hasta ile yapılan bir çalışmada, hastalara günde iki defa 12,5 gram tohum tozu yemeklerle birlikte verilmiş, hastaların açlık, tokluk glikoz seviyeleri ve HbA 1c seviyelerinde düşüş görülmüştür.

    Bu etkinin, çemen tohumunun kitle oluşturarak gastrointestinal kanaldan karbonhidrat emilimini yavaşlatmasından kaynaklanabileceği belirtilmiştir. Tip I diyabetli 10 hastada yapılan 10 günlük bir çalışmada, hastalara günde 2 defa 50 gram saponozitlerinden ve yağlarından arındırılmış çemen tohumu verilmiştir. Süre sonunda oral glukoz tolerans testi yapılmış ve açlık kan glikoz düzeylerinde anlamlı düşüşler görülmüştür.

    Başka bir randomize klinik çalışmada, 10 tip II diyabet hastasına, 15 gün boyunca 2 defa 12.5 gram çemen tohumu diyetle birlikte verilmiştir. Süre sonunda glukoz tolerans testi yapıldığında anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Plasebo kontrollü bir başka çalışmada 3 ay boyunca 30 tip II diyabetli koroner arter hastasına günde 2 sefer 2.5 gram çemen tohumu tozu uygulanmıştır. Süre sonunda hastaların LDL ve kan glikoz seviyelerinde anlamlı bir iyileşme görülmemiştir. Günde 3 kez 500-1000 mg trigonellin uygulanan hastalarda 5 günün sonunda glikoz seviyelerinde anlamlı bir azalma görülmemiştir, alkoloitlerin etkiden sorumlu maddeler olmadığı düşünülmektedir.

    Doz: Asgari günlük 15 gram çemen tohum tozunun yemeklerle beraber veya yemeklerden hemen sonra alınması ile özellikle tokluk kan glikoz seviyelerinde anlamlı iyileşmeler görülmektedir. Eğer ekstre halinde kullanılacaksa günlük 625 mg tabletlerin günde 23 defa alınması gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar :

    Antiplatelet ve antikoagülan (aspirin, varfarin gibi) ilaçları kullanan hastaların çemen tohumu kullanmaları sakıncalıdır. Bitki içerdiği maddeler nedeniyle platelet agregasyonunu inhibe edebileceğinden bu ilaçlarla kombine kullanımı kanama riskini arttırabilir.

    Bitki yüksek müsilaj içeriğinden dolayı diğer ilaçların absorbsiyonunu engelleyebilir. Diyare, gaz, uterus kontraksiyonuna ve allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamileler ve laktasyon döneminde oksitosik etkisi nedeniyle kullanılmamalıdır.

    Gurmar, Gymnema (Gymnema Sylvestre)


    Kullanılan kısmı: Yapraklar
    Etkili bileşikleri: Gimnemik asitler

    Gymnema sylvestre, Hindistan’nın tropik ormanlarında yetişen, Hintçe’de şeker yok eden anlamına gelen “gurmar” adı ile bilinen, tırmanıcı bir bitkidir. Bitkinin yaprak ekstresinin farklı mekanizmalarla (pankreas hücrelerinden insülin salıverilmesini arttırma, glikoz absorbsiyonunu engelleme, harap olmuş pankreas Langerhans adacıklarının yenilenmesini sağlama, glikoz tüketimini sağlayan enzimlerin aktivitesini arttırma, glikoneojenik enzimlerin aktivitesini azaltma) kan glikoz düzeyini düşürdüğü belirlenmiştir.

    Birçok klinik çalışmada gurmar ile insülinin kombinasyonlarının hipoglisemik etkileri araştırılmış ve ümit verici sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan bir çalışma, günde 200 mg standardize gurmar ekstresi içeren bir preparatın (GS4), ihtiyaç duyulan insülin dozunu yarıya düşürdüğü ve hem tip I hem de tip II diyabetlilerde HbA 1c ’yi düşürdüğü görülmüştür. Gliburid, tolbutamit gibi konvansiyonel hipoglisemik ilaçlarla beraber 400 mg GS4 kullanıldığında bazı hastaların ilaç dozunu azalttığı bazılarının ise ilaç kullanımını tamamen bırakacak düzeyde iyileştiği görülmüştür.

    Gurmar ekstresi GS4’ün, endojen insülin salıverilmesini arttırdığı düşünülmektedir. GS4 ve insülini birlikte kullanan bazı hastalardan alınan serum örneklerinde, pankreasın insülin üretmek için proinsülin molekülünden ayırdığı bir aminoasit zinciri olan Cpeptitin arttığı görülmüştür.

    Yetişkin dozu:
    Haftada 2575 ml (sıvı ekstreden), %10’luk yaprak dekoksiyonundan günde 3 kez 2’şer ml veya buna eşdeğer olan GS4 ekstresinden günde iki kez 200 mg, %25 gimnemik asit içerecek şekilde standardize edilmiş ekstreden günde 2 kez 250 mg alınması önerilmektedir. Yeterli bilgi bulunmadığı için çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Gurmar ekstresi GS4’ün diyabet tedavisinde ümit verici ve 20 aya kadar kullanımında güvenli olduğu söylenebilir.

    Diğer antidiyabetik ilaçlar ve ginseng, çemen tohumu, zencefil gibi kan şekerini düşürücü bitkilerle birlikte alınması hipoglisemiye sebep olabileceğinden sık sık kan şekeri ölçülmelidir. Hamile ve emzirenlerde çalışma bulunmadığından kullanılmaması daha uygundur. Diyabetik olmayan hastalarda da kan şekerini düşüreceği göz ardı edilmemelidir. Bitki kolesterol düşürücü ilaçlar ve insülinin etkinliğini arttırabilir. Antidepresanlar, sarı kantaron ve salisilatlar bu bitkinin etkinliğini arttırırken, deniz üzümü ( Ephedra ) gibi bitkiler etkisini azaltabilir. Ciddi karaciğer ve böbrek rahatsızlığı bulunanlar doktor kontrolünde kullanmalıdır.

    İnsüline Hassasiyeti Arttıranlar:


    Diyabet, insülin salıverilmesinin azaldığı ve/veya insülinin etkisinin azaldığı (insüline direnç oluşumu gibi) bir hastalıktır. Birçok doğal ürün de periferal insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterirler.

    Tarçın, Cinnamon (Cinnamomum cassia, Cinnomomum zeylanicum)


    Kullanılan kısmı: Kabuk
    Etkili bileşikleri: Uçucu yağ (%12), kumarin, zamk, müsilaj, reçineler, şeker ve prosiyanidin tip A polimerler

    Tarçın, Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde doğal olarak yetişen, Lauraceae familyasından bir ağaçtır. İki önemli türü, Seylan tarçını ( Cinnamomum zeylanicum ) ve Çin tarçınının ( Cinnamomum cassia ) aromatik kabuğu baharat olarak ve tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. İki türün kimyasal içerikleri de birbirinde farklıdır. Çin tarçını %8590 sinnamil aldehit taşırken, Seylan tarçınında bu oran %6570 tir. Bu oran tarçının kalitesine bağlı olarak değişebilir. Bitkide bulunan prosiyanidin tip A polimerleri, insülin reseptör otofosforilasyonunu geliştirir ve insüline hassasiyeti arttırarak etki gösterir

    Ayrıca bitkinin taşıdığı uçucu yağ içerisindeki fenil propanoit ve fenolik yapıdaki (sinnamilaldehit ve metil öjenol) maddelerin de antidiyabetik etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Bunlar uçucu ve kolay oksitlenen maddeler olduğundan; kabukların dekoksiyon veya infüzyon şeklinde hazırlanarak kullanılması yerine doğrudan kullanılması daha uygundur. Zaten yapılan çalışmalarda da toz edilmiş kabukların ekstreden daha etkili olduğu gösterilmiştir.

    Diğer taraftan klinik çalışmalar, Çin tarçınının Seylan tarçınından daha etkili olduğunu göstermiştir. Bitki; 2004 yılında yapılan bir ön klinik çalışmada açlık kan şekerini %1830 oranlarında düşürebildiği bulunduktan sonra büyük ilgi çekmeye başlamıştır. 40 yaş üzerindeki 60 gönüllü hasta ile yapılmış plasebo kontrollü bir çalışmada, gönüllülere ilk 40 gün yemeklerden hemen sonra 1,3 ve 6 gr tarçın tozu verilmiş, sonraki 20 gün plasebo tedavisi uygulanmıştır. Tarçın ile tedavi edilen grubun serum glikoz düzeyleri %1829 oranında düşmüştür.

    79 hasta ile yapılan 4 aylık süren diğer bir klinik çalışmada günde 3 gr tarçın ekstresi uygulanan hastaların açlık kan glikoz seviyelerinde anlamlı azalmalar görülmüştür.

    Bitkinin taşıdığı maddelerin insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterdiği düşünülmektedir.

    Ancak 2006’da yapılan diğer bir çalışma Çin tarçınının 25 postmenopozal kadında, günde 1500 mg dozda plaseboya karşı kan şekerini düşürmediği görülmüştür.

    Önerilen doz:
    Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre hipoglisemik etkinin görülebilmesi için günlük en az 1 g toz tarçının kullanılması gerekmektedir. Kan glikoz seviyesine bağlı olarak günlük doz 6 grama çıkartılarak, ya doğrudan yiyeceklere serpiştirilerek veya kapsül (500 mg kabuk tozu taşıyan) halinde kullanılabilir. Ancak günlük doz 6 gramı geçmemelidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Vazomotor merkezi uyardığı için yüksek miktarda taşikardi yapabilir, solunum hızını ve intestinal peristaltizmi arttırabilir. Bazı kişilerde uykusuzluk ve depresyon benzeri etiler gösterebilir.

    Aynı zamanda yemekle beraber veya yemekten hemen sonra alınmalıdır. Kumarin içermesinden dolayı antikoagülan ve antiplatelet ilaçlarla etkileşebilir. Emziren ve hamilelerde çalışma yapılmadığından kullanılmaması daha uygundur.

    Krom (Chromium )


    Krom çok uzun yıllardır diyabet hastaları tarafından kullanılmaktadır. Krom eksikliği, bozulmuş glikoz toleransı, hiperglisemi, glikozüri, insülin reseptörlerinin sayısındaki azalma, insüline duyarsızlaşma ve nöropati gibi diyabetin bazı özellikleri ile yakından ilişkilidir.

    Kromdan “glikoz tolerans faktörü (GTF)” olarak bahsedilse de bu tam olarak doğru değildir. Aslında GTF vücutta bulunan kompleks bir moleküldür. Yapısında glisin, sistein, glutamik asit ve iki molekül nikotinik aside bağlı krom bulunur. Yani kromum kendisi ile GTF aynı değildir ancak krom bu kompleksin aktif bir bileşenidir. Yine de piyasadaki krom gıda desteklerine Krom GTF veya benzer isimler verildiğini görmek mümkündür.

    Krom eksikliği bulunan diyabet hastalarının krom desteği kullandıklarında glikoz kontrollerinin iyileştiğini görülmüştür. Ancak asıl soru krom eksikliği bulunmayan diyabetik hastalar krom kullandığında bunun yararlı olup olmayacağıdır. Bu noktada cevap çok da net değildir. Bazı klinik çalışmalar krom pikolinat (% 88 pikolinik asit, %12 krom) kullananlarda kan glikoz, insülin ve HbA 1c seviyelerinin düştüğünü göstermiştir.

    Amerikan Diyabet Derneği, kromu sadece krom eksikliği belgelenmiş hastalara önermektedir. Ancak krom eksikliğinin belirlenmesinin zorluğu ve bunun çoğu hasta için uygulanabilir olmaması büyük bir sorundur.

    Diyabet hastalarının destek amaçlı krom kullanması, hastanın kullandığı diğer diyabet ilaçlarının dozlarının azaltılmasını sağlayabilir.

    Önerilen doz:
    Günde iki defa 100500 mikrogram.

    Dikkat edilecek husular:
    Aşırı kromun böbrek hasarı yapabileceği ve mevcut böbrek hastalıklarını ilerletebileceği konusunda bazı görüşler mevcuttur.
    Bu nedenle böbrek hastalıkları bulunan diyabet hastalarının krom desteklerini kullanmaktan kaçınmaları gerekir.

    Vanadyum (Vanadium)


    Vanadyum diyabette kullanılan diğer bir eser elementtir. İnsülin reseptörlerini aktive ederek insülinin etkisini arttırır. Vanadyumun hepatik glikojen sentezini uyardığı ve glikoneogenezi, lipolizi ve intestinal glikoz absorbsiyonunu engellediği yönünde bulgular mevcuttur. Ayrıca iskelet kaslarında glikoz alımı, kullanımı ve glikojene dönüştürülmesini de arttırdığı görülmüştür.

    Klinik çalışmalarda, vanadyumu vanadyum sülfat formunda kullanan tip II diyabet hastalarının insüline hassasiyetinin arttığı ve kan glikoz seviyelerinin düştüğü görülmüştür.

    Ancak bu çalışmalar toplamda 40’dan az insan üzerinde yürütüldüğünden küçük çaplı çalışmalardır. Ayrıca yaklaşık 31 mg elementel vanadyum gibi yüksek dozların gerekli olduğu ancak bunun da uzun süreli kullanımda güvenli olmayacağı görüşü mevcuttur. Günlük 1.8 mg dozun üzerinde vanadyumun uzun süre kullanımında böbrek hasarı riskinin arttığı görülmüştür.

    Vanadyum kemikte depo edilmekte fakat kemik yapısı ve gücü üzerine etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Pek çok çalışmada, vanadyumun bir fosfat analoğu olduğu ve vanadyumun fosfatazların inhibisyonuyla defosforilasyonunu önleyerek insülin reseptörünün distalinde serin/tirozin kinazı aktive ettiği belirtilmiştir. Çalışmalardan elde edilen veriler vanadyumun yakın dönemde diyabette kullanılabileceği yönünde ümit vericidir.

    Ginseng türleri (Kore ve Amerikan) (Panax ginseng, Panax quinquefolius):


    Kullanılan kısmı: Kökler
    Etkili bileşikleri: Triterpenik saponozit glikozitleri (ginsenozitler, panaksanozitler)

    Araliaceae familyasından, çok yıllık, etli kökleri bulunan bitkilerdir. Ginseng geleneksel tedavide tonik olarak bilinir, enerji ve kuvvet arttırıcı amaçla kullanılır. Hem Kore ginsenginin ( Panax ginseng) hem de Amerikan ginsenginin ( Panax quinquefolius ) diyabette kullanımına ilgi her geçen gün artmaktadır. Yapılan bir klinik çalışmada günlük 200 mg Panax ginseng standart ekstresinin kan glikoz ve HbA 1c seviyelerini düşürdüğü bulunuştur.

    Amerikan ginsengi üzerinde daha fazla klinik çalışma yürütülmüştür. 8 hafta boyunca, öğünden 40 dakika önce alınan 3 gram Amerikan ginsenginin (kökler doğrudan toz edilip kullanılmış) tokluk kan şekerini ve HbA 1c ’yi düşürdüğü ortaya konmuştur. Toz edilmiş kökler ile 3 farklı doz kullanılarak (3,6,9 g/gün) yapılan çift körlü ve plasebo kontrollü klinik çalışmalarda kan glikoz konsantrasyonlarının akut olarak %20 oranında iyileştiği belirlenmiştir.

    Hem Panax ginseng hem de Amerikan ginsengi, insüline direnci azaltan ve insüline hassasiyeti arttırdığı düşünülen ginsenozitler içermektedir.
    Hipoglisemik etkinin bu maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çünkü düşük miktarda ginsenozit içeren bazı preparatların kan glikozunu düşürmediği görülmüştür.
    Özellikle Amerikan ginsengi klinik çalışmalarda ve meta analizlerinde en güvenilir sonuçların elde edildiği bitkilerden birisidir.

    Önerilen doz:
    Günde 16 gram kök tozu veya 200600 mg standardize kök ekstresi

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Yüksek dozda sinirlilik ve ajitasyon oluşturabilir. Düşük dozlarda bu durum ortadan kalkmaktadır. Postmenapozal kadınlarda çok nadir de olsa vajinal kanamalara sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir. Varfarin gibi ilaçların etkinliğini azaltabilir. Mono amin oksidaz inhibitörleri ile etkileşebilir. Yüksek dozlarda uykusuzluk yapabilir. Ginseng köklerinin hipertansiyona neden olduğu şeklinde yaygın olan ifadeler bilimsel dayanaktan uzaktır.

    Sadece Sibirya ginsengi olarak bilinen ve farklı bir tür olan Eleutherococcus senticosus kökleri içerdiği lignan bileşiklerinden dolayı hipertansiyona sebep olabilmektedir.

    Karbonhidrat Absorbsiyonunu Engelleyenler:


    Gastrointestinal kanaldan karbonhidrat absorbsiyonunun yavaşlaması kan glikoz seviyesinde düşüşe neden olmaktadır. Birçok doğal ürün de bu yolla fakat farklı bir mekanizma ile etki gösterirler. Bunların çoğu lif (fiber) içermektedirler. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olarak iki tip lif vardır. Çözünebilir lifler yapışkan ve jel benzeri, çözünmeyen lifler ise selüloz gibi sert ve pütürlüdür. Çözünebilen lifli ürünler intestinal içeriğin viskozitesini arttırır, gastrik boşalma zamanını azaltır ve difüzyona karşı bir bariyer oluşturur. Bu tip lifli ürünler öğünle birlikte tüketildiğinde glikoz emilimini yavaşlatarak tokluk kan şekerinin düşmesini sağlarlar.

    Plantago ovata (Psyllium)


    Plantaginaceae familyasından Plantago ovata bitkisinin tohum kabuklarında bol miktarda çözünebilen lif bulunmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda psyllium tohumu tüketiminin tokluk kan glikoz konsantrasyonunu %1420 oranlarında düşürdüğü görülmüştür. En iyi sonuçlar, tohum tozu yemekle beraber alındığında görülmüştür. Bitkinin diyabetik hastalarda total kolesterol ve düşük dansiteli lipoproteinleri de düşürdüğü bulunmuştur.

    Daha uzun süreli klik çalışma sonuçlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bitki üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

    Amorphophallus konjac (Konyak Bitkisi)


    Bitkinin toprak altı gövdesi, yüksek oranda suda çözünmeyen bir polisakkarit olan glukomannan içerir. Glukomannan glukoz absorbsiyonunu geciktirir.

    90 gün boyunca günde 3.67.2 gram dozda alındığında, açlık kan glikoz seviyesini ortalama %29 oranında düşürmekte ve kan şekerini kontrol amacıyla kullanılan insülin veya oral hipoglisemik dozunun azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca glukomannan diyabetli hastalarda serum kolesterolünü düşürmekte, glikoz toleransını ve lipit profilini düzenlemekte de etkilidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Psyllium, glukomannan, guar zamkı, yulaf ezmesi ve diğer lifler oral yolla alınan ilaçların da absorbsiyonunu azaltabilir. Hastalar, oral yolla kullandıkları ilaçları lif alımından 14 saat sonra kullanmalıdır. Lif içeren ürünler bol su ile tüketilmelidirler. Aksi takdirde barsaklarda bazı tıkanmalara sebep olabilirler.

    Diğer doğal ürünler:


    Aşağıda tedaviye destek amaçlı kullanılan alfalipoik asit ve selenyum hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

    AlfaLipoik Asit (Alpha Lipoic Acid)


    Alfa lipoik asit endojen bir koenzimdir. Antioksidan etkilidir ve E vitamini, C vitamini, glutatyon gibi vücuttaki diğer antioksidanları yenilediği düşünülmektedir.

    Oral yolla kısa süreli alfa lipoik asit kullanan tip II diyabet hastalarında insüline duyarlılığın ve glikoz kullanımının düzenlendiği görülmüştür ancak HbA 1c seviyelerinde düşüş gözlenmemiştir.

    Diğer taraftan plasebo kontrollü, randomize, çiftkörlü, çok merkezli klinik denemeler, 4 ay süresince oral yoldan günde 800 mg alfalipoik asit alınmasının, Tip II diyabetik hastalarda kardiyak otonomik nöropatiyi anlamlı olarak düzeltiğini göstermiştir.

    Alfa lipoik asit, diyabet nedenli periferal nöropati semptomlarını gidermekte, ayak ve bacaklardaki yangı, sızlama, karıncalanma gibi hisleri azaltmaktadır. Ancak iyileşmenin fark edilebilmesi 35 hafta sürebilmektedir.

    Alfalipoik asitin obezitede kullanımı ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Hipotalamik AMP ile aktive edilen protein kinazlar üzerindeki baskılayıcı özelliği, antiobezite etkisinin mekanizması olarak öne sürülmüştür.

    Yapılan klinik çalışmalarda hastalara günde 600-1200 mg dozda alfa lipoik asit verilmektedir, daha düşük dozlarda etki görülmemektedir.

    Selenyum (Selenium)


    Selenyumun diyabetten korunma ve diyabet tedavisindeki yeri uzun yıllardır ilgi çeken bir konudur. Oksidatif stresin insülin direnci ve diyabete katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle antioksidan etkisinden ötürü selenyumun diyabet hastaları için yararlı olabileceği düşünülmüştür. Ancak yapılan popülasyon araştırmalarına göre, yüksek serum selenyum konsantrasyonu tip II diyabet oluşumu riskini arttırmaktadır.

    Yapılan son klinik çalışmalardan birinde yaklaşık 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum desteği kullanan yaşlı hastalarda tip II diyabet oluşumu riskinin arttığı kanıtlanmıştır.

    Sonuç

    Diyabette tedaviye destek amaçlı birçok doğal ürün denenmiştir ve bunlardan çoğunun tipII diyabet tedavisinde gerçekten yarar gösterecek farmakolojik etkilere sahip oldukları ortaya konmuştur.

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımda güvenilirliği ve etkinliği hakkında çalışmalar devam etmektedir. Bazı klinik çalışma sonuçlarının çelişkili çıkması, araştırmada kullanılan ekstrelerin farklı ve standardize olmamasından kaynaklanmaktadır. Klinik çalışma sonuçlarına göre özellikle tarçın ve ginseng ekstrelerinin yanı sıra krom ve alfa lipoik asitin diyabet tedavisinde destek amaçlı kullanılabileceği görülmektedir. Ülkemizde henüz preparatı bulunmayan Lagerstroemia speciosa bitkisinin standardize ekstreleri ise gelecekte diyabet tedavisinde önem kazanacaktır. Gymnema slyvestre , Momordica charantia , ve Trigonella foenumgraecum üzerinde detaylı klinik çalışmalar devem etmekte ve umut verici sonuç elde edilmektedir. Lifli ürünlerin sağlık üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Diyabet tedavisinde de intestinal glikoz absorsiyonunu yavaşlatığı için faydalı olacağı ortay konulmuştur. Lifli ürünlerin (psyllium, yulaf ezmesi, soya vb.) günlük diyetle 2050 gram kullanılmasının kan glikoz seviyesini düşürmenin yanında da birçok yararı bulunmaktadır.

    Makalemizin başında da belirtildiği gibi, birçok bitki ve doğal ürün üzerindeki araştırmalar devam etmektedir. Burada gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde ön plana çıkmış ve birçok eczanenin raflarında yerini almış olan ürünlerin içeriklerinde yer alan bitkiler tartışılmıştır. Bahsedilen bitkilerin yanında Morus nigra yaprakları (dut, mullbery leaves), Aloe vera jel , Coccinia indica yaprakları, Ficus carica (incir) yaprakları, Allium cepa (soğan), Allium sativum (sarımsak), Vaccinium myrtillus (yaban mersini, bilberry) gibi bitkiler üzerinde klinik çalışmalar devam etmektedir.

    Hipoglisemik etkili doğal ürünlerin konvansiyonel ilaçlarla birlikte kullanımı kan glikoz seviyesinin çok fazla düşmesine sebep olabilir. Diğer taraftan bu ürünlerin diğer ilaç ve besinlerle de etkileşebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye destek amaçlı kullanılacak olan bu ürünler, özellikle tipII diyabet hastalarının kullandıkları ilaç dozlarını düşürmelerini gerektirebilir. Bu nedenle hipoglisemik etkili doğal ürünleri hipoglisemik ilaçlarla beraber kullanan veya kullanacak olan hastaların bu durumu hekim ve eczacıları ile paylaşmaları son derece önemlidir.

    Kaynak:

    Doç. Dr. Mustafa ASLAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Uzm. Ecz. Nilüfer ORHAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Diyabet(Şeker Hastalığı) Bitkisel Tedavisi, Kullanılan bitkiler ve Gıda Destekleri

    Konu Saati  17:51  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

    Dünyada 300 milyon civarında diyabet hastası bulunmaktadır. Bu sayının yanlış beslenme alışkanlıklarına ve artan obezite oranına bağlı olarak hızla artması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda toplumda önemli bir sağlık sorunu haline gelecek olan diyabet, üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Tip I diyabet tedavisinde insülinin alternatifsiz olması, tip II diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik ilaçların karaciğer ve böbreklerde ciddi toksisite oluşturması sebebiyle yeni ilaçların keşfedilmesi için yapılan çalışmalar giderek artmaktadır. Bitkiler, antidiyabetik etkili yeni ilaç keşfinde önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.

    Doğal kaynakların diyabet tedavisinde kullanılması ve bu kaynaklardan hareketle yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesi çalışmaları 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Galega officinalis bitkisi üzerinde yapılan ilk çalışmalarda bitkinin hipoglisemik etkili guanidin türevi bileşiklerce zengin olduğu bulunmuştur. Guanidin türevlerinin, klinik denemelerde ortaya çıkan toksisiteleri nedeniyle toksisitesi daha düşük olan alkali diguanidinler sentezlenmiştir ve 1920’li yıllarda tüm Avrupa’da Sintalin A ve B, oral antidiyabetik ilaçlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. İnsülinin tedavi alanına girmesiyle diguanidinlerin kullanımı azalsa da bugün türevlerinden biri olan metformin tedavide halen kullanılmaktadır. Günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürünün yanı sıra birçok vitamin ve mineral diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır.

    Literatürde diyabet tedavisinde kullanılan bitkiler ve diğer gıda destekleri ile ilgili yapılmış 30.000’den fazla araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar içerisinde in vitro, in vivo ve klinik çalışmalar yer almaktadır. Bu makalede tartışılan bitkisel ürünler ve gıda destekleri seçilirken, gerek eczanelerde gerekse eczane dışında diyabet hastalarına sunulan ürünlerin içeriğinde bulunan bitkiler, mineraller ve bazı doğal ürünler hakkında yapılan klinik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen güvenilir bulgular göz önünde bulundurulmuştur. Makalemizde bu ürünlerin literatürde belirtilen etki şekilleri ile ilgili bir sınıflandırma yapılmış ve ürünler bu sıra içerisinde incelenmiştir. Tablo 1 ’de bu sınıflandırmanın ayrıntıları gösterilmiştir.
    Tablo 1:Diyabette Tedaviye Destek Amacıyla Kullanılan Doğal Ürünlerin Etki Şekillerine Göre



    Hipoglisemik Etkili Bitkiler


    Hipoglisemik etkili ilaçlar ve doğal ürünler pankreas beta hücrelerinden insülin üretimini arttırmak suretiyle hipoglisemi oluşturarak etki gösterirler. Bu mekanizma ile etki eden ilaçlar ve doğal ürünler sadece tip II diyabet hastalarında faydalı olurken, tüm tip I diyabetlilerde ve insülin üretme yeteneğini kaybetmiş tip II diyabet hastalarında etkisizdirler.

    Bu grupta yer alan doğal ürünlerin bir kısmı, doğrudan insülin salıverilmesini arttırarak etki gösterirken bir kısmı da içeriğinde bulunan insülin benzeri etki gösteren bileşikler nedeniyle kan glikoz miktarını düşürürüler.

    Banaba (Lagerstroemia speciosa)

    Kullanılan kısmı: Yaprak
    Etkili maddeleri: Korozolik asit ve elajik tanenler

    Banaba bitkisi (Lythraceae); pembe mor çiçekli, 20 metreye kadar uzayan, Filipinler, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da doğal olarak yetişen, çalımsı bir ağaçtır. Banaba, adipozitlerin glikoz tüketimini arttırarak insülin benzeri etki göstermektedir. Diyabetik hastalar ile yapılan klinik çalışmalarda, ekstrelerin insülin benzeri etki meydana getirdiği, insülin reseptörlerini aktive ettiği ve glikozun hücre içine taşınmasını uyardığı bulunmuştur.

    Amerika’da 56 hasta ile yapılan bir klinik çalışmalarda, 2 hafta boyunca günde 48 mg %1 korozolik asit içeren standardize banaba ekstresini (Glucosol TM ) kullanan tip II diyabet hastalarının kan şekerlerinin %30 oranında düştüğü görülmüştür. Lipofilik olan bu ekstrenin yumuşak jelatin kapsüller şeklinde alınmasının kuru ekstrenin katı formda kullanılmasından daha etkili olduğu belirlenmiştir.

    Önerilen doz 48 mg/gündür.

    Kudret Narı, Bitter Melon (Momordica charantia):


    Kullanılan kısmı: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj
    Etkili maddeleri: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj

    Kudret narı, Cucurbitaceae familyasından, Hindistan, Güneybatı Asya, Çin, Afrika, Karayipler ve Akdeniz ülkeleri gibi birçok ülkede meyvesi için yetiştirilen, tropik ve subtropik iklimlerde doğal yayılış gösteren bir bitkidir.

    Bitki, Güneydoğu Asya’da diyabete karşı kullanılan doğal ürünler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kudret narı, taşıdığı “pinsülin”, “bitki insülini” ya da “polipeptitP” adı ile bilinen polipeptit yapılı bir bileşik nedeniyle insülin benzeri etki göstermektedir. Bu etki subkütan enjeksiyon ile belirlendiğinden, oral kullanımdaki etkinlik ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu maddenin farmakokinetiği sığır insülinine benzer, 3060 dakikada etki başlar ve yaklaşık 4 saatte maksimum etki görülür. Meyve suyunun, tip II diyabet hastalarına oral yolla (57 gram/gün) uygulandığı bir klinik çalışmada, glikoz toleransı %73 oranında iyileşmiştir.

    Başka bir çalışmada ise günlük 15 gram sulu ekstre verilen hastaların tokluk kan şekerleri %54 oranında, glikozile hemoglobin ( HbA 1c ) seviyesi ise %11 oranında düşmüştür. Ayrıca bitkinin alkollü ekstresinden elde edilen karantin, deney hayvanlarında tolbutamitten daha kuvvetli hipoglisemik etki göstermiştir. Kudret narının meyve suyu, tozu, ekstresi hatta pişirilmiş meyvesi birçok farklı formülasyon halinde tip II diyabet hastalarında denenmiştir. Bu formülasyonları kullanan çoğu hastada kan glikozu kontrol altına alınmış ve HbA1c miktarı düşmüştür.

    Günlük önerilen doz; günde 2 veya 3 defa 5 ml tentür (günde maksimum 50 ml). Meyvenin suyu çok acı olduğu için ekstrenin liyofilize edilmiş toz halinde kapsül olarak kullanımı daha kolaydır.

    Kudret narı üzerinde birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Bitki bazı klinik çalışmalarda etkili, bazılarında ise etkisiz bulunmuştur. Bu tartışmalı sonuçların temel sebebi çalışmalarda kullanılan ekstrelerin standardize edilmemiş olmasıdır. Bitki üzerindeki klinik araştırmalar devam etmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Bitkinin meyvelerinde bulunan bazı bileşiklerin kadın ve erkeklerde infertiliteyi arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca etkili bileşikler anne sütüne geçebildiği için bitkinin emzirenler tarafından kullanılması sakıncalıdır.

    Bitki, uterus kasılmalarını arttırdığından düşüğe sebep olabilir bu nedenle hamileler tarafından kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Çemen, Fenugreek (Trigonella foenumgraecum)


    Kullanılan kısmı: Tohum
    Etkili bileşikleri: Steroidal saponozitler (diosgenin, yamogenin), pridin tipi alkoloitler (gentianin, trigonellin), proteinler, serbest aminoasitler, flavon ve flavonoller, müsilaj polisakkaritler ve lipitler.

    Çemen, Fabaceae familyasından tüm dünyada kültürü yapılan, yaprakları ve tohumları baharat olarak kullanılan otsu bir bitkidir. Yapılan klinik çalışmalarda, öğünleri ile 15 gram toz edilmiş çemen tohumu tüketen tip II diyabet hastalarının tokluk kan glikoz seviyelerinin kontrole göre daha düşük olduğu görülmüştür.

    60 hasta ile yapılan bir çalışmada, hastalara günde iki defa 12,5 gram tohum tozu yemeklerle birlikte verilmiş, hastaların açlık, tokluk glikoz seviyeleri ve HbA 1c seviyelerinde düşüş görülmüştür.

    Bu etkinin, çemen tohumunun kitle oluşturarak gastrointestinal kanaldan karbonhidrat emilimini yavaşlatmasından kaynaklanabileceği belirtilmiştir. Tip I diyabetli 10 hastada yapılan 10 günlük bir çalışmada, hastalara günde 2 defa 50 gram saponozitlerinden ve yağlarından arındırılmış çemen tohumu verilmiştir. Süre sonunda oral glukoz tolerans testi yapılmış ve açlık kan glikoz düzeylerinde anlamlı düşüşler görülmüştür.

    Başka bir randomize klinik çalışmada, 10 tip II diyabet hastasına, 15 gün boyunca 2 defa 12.5 gram çemen tohumu diyetle birlikte verilmiştir. Süre sonunda glukoz tolerans testi yapıldığında anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Plasebo kontrollü bir başka çalışmada 3 ay boyunca 30 tip II diyabetli koroner arter hastasına günde 2 sefer 2.5 gram çemen tohumu tozu uygulanmıştır. Süre sonunda hastaların LDL ve kan glikoz seviyelerinde anlamlı bir iyileşme görülmemiştir. Günde 3 kez 500-1000 mg trigonellin uygulanan hastalarda 5 günün sonunda glikoz seviyelerinde anlamlı bir azalma görülmemiştir, alkoloitlerin etkiden sorumlu maddeler olmadığı düşünülmektedir.

    Doz: Asgari günlük 15 gram çemen tohum tozunun yemeklerle beraber veya yemeklerden hemen sonra alınması ile özellikle tokluk kan glikoz seviyelerinde anlamlı iyileşmeler görülmektedir. Eğer ekstre halinde kullanılacaksa günlük 625 mg tabletlerin günde 23 defa alınması gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar :

    Antiplatelet ve antikoagülan (aspirin, varfarin gibi) ilaçları kullanan hastaların çemen tohumu kullanmaları sakıncalıdır. Bitki içerdiği maddeler nedeniyle platelet agregasyonunu inhibe edebileceğinden bu ilaçlarla kombine kullanımı kanama riskini arttırabilir.

    Bitki yüksek müsilaj içeriğinden dolayı diğer ilaçların absorbsiyonunu engelleyebilir. Diyare, gaz, uterus kontraksiyonuna ve allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamileler ve laktasyon döneminde oksitosik etkisi nedeniyle kullanılmamalıdır.

    Gurmar, Gymnema (Gymnema Sylvestre)


    Kullanılan kısmı: Yapraklar
    Etkili bileşikleri: Gimnemik asitler

    Gymnema sylvestre, Hindistan’nın tropik ormanlarında yetişen, Hintçe’de şeker yok eden anlamına gelen “gurmar” adı ile bilinen, tırmanıcı bir bitkidir. Bitkinin yaprak ekstresinin farklı mekanizmalarla (pankreas hücrelerinden insülin salıverilmesini arttırma, glikoz absorbsiyonunu engelleme, harap olmuş pankreas Langerhans adacıklarının yenilenmesini sağlama, glikoz tüketimini sağlayan enzimlerin aktivitesini arttırma, glikoneojenik enzimlerin aktivitesini azaltma) kan glikoz düzeyini düşürdüğü belirlenmiştir.

    Birçok klinik çalışmada gurmar ile insülinin kombinasyonlarının hipoglisemik etkileri araştırılmış ve ümit verici sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan bir çalışma, günde 200 mg standardize gurmar ekstresi içeren bir preparatın (GS4), ihtiyaç duyulan insülin dozunu yarıya düşürdüğü ve hem tip I hem de tip II diyabetlilerde HbA 1c ’yi düşürdüğü görülmüştür. Gliburid, tolbutamit gibi konvansiyonel hipoglisemik ilaçlarla beraber 400 mg GS4 kullanıldığında bazı hastaların ilaç dozunu azalttığı bazılarının ise ilaç kullanımını tamamen bırakacak düzeyde iyileştiği görülmüştür.

    Gurmar ekstresi GS4’ün, endojen insülin salıverilmesini arttırdığı düşünülmektedir. GS4 ve insülini birlikte kullanan bazı hastalardan alınan serum örneklerinde, pankreasın insülin üretmek için proinsülin molekülünden ayırdığı bir aminoasit zinciri olan Cpeptitin arttığı görülmüştür.

    Yetişkin dozu:
    Haftada 2575 ml (sıvı ekstreden), %10’luk yaprak dekoksiyonundan günde 3 kez 2’şer ml veya buna eşdeğer olan GS4 ekstresinden günde iki kez 200 mg, %25 gimnemik asit içerecek şekilde standardize edilmiş ekstreden günde 2 kez 250 mg alınması önerilmektedir. Yeterli bilgi bulunmadığı için çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Gurmar ekstresi GS4’ün diyabet tedavisinde ümit verici ve 20 aya kadar kullanımında güvenli olduğu söylenebilir.

    Diğer antidiyabetik ilaçlar ve ginseng, çemen tohumu, zencefil gibi kan şekerini düşürücü bitkilerle birlikte alınması hipoglisemiye sebep olabileceğinden sık sık kan şekeri ölçülmelidir. Hamile ve emzirenlerde çalışma bulunmadığından kullanılmaması daha uygundur. Diyabetik olmayan hastalarda da kan şekerini düşüreceği göz ardı edilmemelidir. Bitki kolesterol düşürücü ilaçlar ve insülinin etkinliğini arttırabilir. Antidepresanlar, sarı kantaron ve salisilatlar bu bitkinin etkinliğini arttırırken, deniz üzümü ( Ephedra ) gibi bitkiler etkisini azaltabilir. Ciddi karaciğer ve böbrek rahatsızlığı bulunanlar doktor kontrolünde kullanmalıdır.

    İnsüline Hassasiyeti Arttıranlar:


    Diyabet, insülin salıverilmesinin azaldığı ve/veya insülinin etkisinin azaldığı (insüline direnç oluşumu gibi) bir hastalıktır. Birçok doğal ürün de periferal insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterirler.

    Tarçın, Cinnamon (Cinnamomum cassia, Cinnomomum zeylanicum)


    Kullanılan kısmı: Kabuk
    Etkili bileşikleri: Uçucu yağ (%12), kumarin, zamk, müsilaj, reçineler, şeker ve prosiyanidin tip A polimerler

    Tarçın, Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde doğal olarak yetişen, Lauraceae familyasından bir ağaçtır. İki önemli türü, Seylan tarçını ( Cinnamomum zeylanicum ) ve Çin tarçınının ( Cinnamomum cassia ) aromatik kabuğu baharat olarak ve tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. İki türün kimyasal içerikleri de birbirinde farklıdır. Çin tarçını %8590 sinnamil aldehit taşırken, Seylan tarçınında bu oran %6570 tir. Bu oran tarçının kalitesine bağlı olarak değişebilir. Bitkide bulunan prosiyanidin tip A polimerleri, insülin reseptör otofosforilasyonunu geliştirir ve insüline hassasiyeti arttırarak etki gösterir

    Ayrıca bitkinin taşıdığı uçucu yağ içerisindeki fenil propanoit ve fenolik yapıdaki (sinnamilaldehit ve metil öjenol) maddelerin de antidiyabetik etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Bunlar uçucu ve kolay oksitlenen maddeler olduğundan; kabukların dekoksiyon veya infüzyon şeklinde hazırlanarak kullanılması yerine doğrudan kullanılması daha uygundur. Zaten yapılan çalışmalarda da toz edilmiş kabukların ekstreden daha etkili olduğu gösterilmiştir.

    Diğer taraftan klinik çalışmalar, Çin tarçınının Seylan tarçınından daha etkili olduğunu göstermiştir. Bitki; 2004 yılında yapılan bir ön klinik çalışmada açlık kan şekerini %1830 oranlarında düşürebildiği bulunduktan sonra büyük ilgi çekmeye başlamıştır. 40 yaş üzerindeki 60 gönüllü hasta ile yapılmış plasebo kontrollü bir çalışmada, gönüllülere ilk 40 gün yemeklerden hemen sonra 1,3 ve 6 gr tarçın tozu verilmiş, sonraki 20 gün plasebo tedavisi uygulanmıştır. Tarçın ile tedavi edilen grubun serum glikoz düzeyleri %1829 oranında düşmüştür.

    79 hasta ile yapılan 4 aylık süren diğer bir klinik çalışmada günde 3 gr tarçın ekstresi uygulanan hastaların açlık kan glikoz seviyelerinde anlamlı azalmalar görülmüştür.

    Bitkinin taşıdığı maddelerin insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterdiği düşünülmektedir.

    Ancak 2006’da yapılan diğer bir çalışma Çin tarçınının 25 postmenopozal kadında, günde 1500 mg dozda plaseboya karşı kan şekerini düşürmediği görülmüştür.

    Önerilen doz:
    Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre hipoglisemik etkinin görülebilmesi için günlük en az 1 g toz tarçının kullanılması gerekmektedir. Kan glikoz seviyesine bağlı olarak günlük doz 6 grama çıkartılarak, ya doğrudan yiyeceklere serpiştirilerek veya kapsül (500 mg kabuk tozu taşıyan) halinde kullanılabilir. Ancak günlük doz 6 gramı geçmemelidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Vazomotor merkezi uyardığı için yüksek miktarda taşikardi yapabilir, solunum hızını ve intestinal peristaltizmi arttırabilir. Bazı kişilerde uykusuzluk ve depresyon benzeri etiler gösterebilir.

    Aynı zamanda yemekle beraber veya yemekten hemen sonra alınmalıdır. Kumarin içermesinden dolayı antikoagülan ve antiplatelet ilaçlarla etkileşebilir. Emziren ve hamilelerde çalışma yapılmadığından kullanılmaması daha uygundur.

    Krom (Chromium )


    Krom çok uzun yıllardır diyabet hastaları tarafından kullanılmaktadır. Krom eksikliği, bozulmuş glikoz toleransı, hiperglisemi, glikozüri, insülin reseptörlerinin sayısındaki azalma, insüline duyarsızlaşma ve nöropati gibi diyabetin bazı özellikleri ile yakından ilişkilidir.

    Kromdan “glikoz tolerans faktörü (GTF)” olarak bahsedilse de bu tam olarak doğru değildir. Aslında GTF vücutta bulunan kompleks bir moleküldür. Yapısında glisin, sistein, glutamik asit ve iki molekül nikotinik aside bağlı krom bulunur. Yani kromum kendisi ile GTF aynı değildir ancak krom bu kompleksin aktif bir bileşenidir. Yine de piyasadaki krom gıda desteklerine Krom GTF veya benzer isimler verildiğini görmek mümkündür.

    Krom eksikliği bulunan diyabet hastalarının krom desteği kullandıklarında glikoz kontrollerinin iyileştiğini görülmüştür. Ancak asıl soru krom eksikliği bulunmayan diyabetik hastalar krom kullandığında bunun yararlı olup olmayacağıdır. Bu noktada cevap çok da net değildir. Bazı klinik çalışmalar krom pikolinat (% 88 pikolinik asit, %12 krom) kullananlarda kan glikoz, insülin ve HbA 1c seviyelerinin düştüğünü göstermiştir.

    Amerikan Diyabet Derneği, kromu sadece krom eksikliği belgelenmiş hastalara önermektedir. Ancak krom eksikliğinin belirlenmesinin zorluğu ve bunun çoğu hasta için uygulanabilir olmaması büyük bir sorundur.

    Diyabet hastalarının destek amaçlı krom kullanması, hastanın kullandığı diğer diyabet ilaçlarının dozlarının azaltılmasını sağlayabilir.

    Önerilen doz:
    Günde iki defa 100500 mikrogram.

    Dikkat edilecek husular:
    Aşırı kromun böbrek hasarı yapabileceği ve mevcut böbrek hastalıklarını ilerletebileceği konusunda bazı görüşler mevcuttur.
    Bu nedenle böbrek hastalıkları bulunan diyabet hastalarının krom desteklerini kullanmaktan kaçınmaları gerekir.

    Vanadyum (Vanadium)


    Vanadyum diyabette kullanılan diğer bir eser elementtir. İnsülin reseptörlerini aktive ederek insülinin etkisini arttırır. Vanadyumun hepatik glikojen sentezini uyardığı ve glikoneogenezi, lipolizi ve intestinal glikoz absorbsiyonunu engellediği yönünde bulgular mevcuttur. Ayrıca iskelet kaslarında glikoz alımı, kullanımı ve glikojene dönüştürülmesini de arttırdığı görülmüştür.

    Klinik çalışmalarda, vanadyumu vanadyum sülfat formunda kullanan tip II diyabet hastalarının insüline hassasiyetinin arttığı ve kan glikoz seviyelerinin düştüğü görülmüştür.

    Ancak bu çalışmalar toplamda 40’dan az insan üzerinde yürütüldüğünden küçük çaplı çalışmalardır. Ayrıca yaklaşık 31 mg elementel vanadyum gibi yüksek dozların gerekli olduğu ancak bunun da uzun süreli kullanımda güvenli olmayacağı görüşü mevcuttur. Günlük 1.8 mg dozun üzerinde vanadyumun uzun süre kullanımında böbrek hasarı riskinin arttığı görülmüştür.

    Vanadyum kemikte depo edilmekte fakat kemik yapısı ve gücü üzerine etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Pek çok çalışmada, vanadyumun bir fosfat analoğu olduğu ve vanadyumun fosfatazların inhibisyonuyla defosforilasyonunu önleyerek insülin reseptörünün distalinde serin/tirozin kinazı aktive ettiği belirtilmiştir. Çalışmalardan elde edilen veriler vanadyumun yakın dönemde diyabette kullanılabileceği yönünde ümit vericidir.

    Ginseng türleri (Kore ve Amerikan) (Panax ginseng, Panax quinquefolius):


    Kullanılan kısmı: Kökler
    Etkili bileşikleri: Triterpenik saponozit glikozitleri (ginsenozitler, panaksanozitler)

    Araliaceae familyasından, çok yıllık, etli kökleri bulunan bitkilerdir. Ginseng geleneksel tedavide tonik olarak bilinir, enerji ve kuvvet arttırıcı amaçla kullanılır. Hem Kore ginsenginin ( Panax ginseng) hem de Amerikan ginsenginin ( Panax quinquefolius ) diyabette kullanımına ilgi her geçen gün artmaktadır. Yapılan bir klinik çalışmada günlük 200 mg Panax ginseng standart ekstresinin kan glikoz ve HbA 1c seviyelerini düşürdüğü bulunuştur.

    Amerikan ginsengi üzerinde daha fazla klinik çalışma yürütülmüştür. 8 hafta boyunca, öğünden 40 dakika önce alınan 3 gram Amerikan ginsenginin (kökler doğrudan toz edilip kullanılmış) tokluk kan şekerini ve HbA 1c ’yi düşürdüğü ortaya konmuştur. Toz edilmiş kökler ile 3 farklı doz kullanılarak (3,6,9 g/gün) yapılan çift körlü ve plasebo kontrollü klinik çalışmalarda kan glikoz konsantrasyonlarının akut olarak %20 oranında iyileştiği belirlenmiştir.

    Hem Panax ginseng hem de Amerikan ginsengi, insüline direnci azaltan ve insüline hassasiyeti arttırdığı düşünülen ginsenozitler içermektedir.
    Hipoglisemik etkinin bu maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çünkü düşük miktarda ginsenozit içeren bazı preparatların kan glikozunu düşürmediği görülmüştür.
    Özellikle Amerikan ginsengi klinik çalışmalarda ve meta analizlerinde en güvenilir sonuçların elde edildiği bitkilerden birisidir.

    Önerilen doz:
    Günde 16 gram kök tozu veya 200600 mg standardize kök ekstresi

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Yüksek dozda sinirlilik ve ajitasyon oluşturabilir. Düşük dozlarda bu durum ortadan kalkmaktadır. Postmenapozal kadınlarda çok nadir de olsa vajinal kanamalara sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir. Varfarin gibi ilaçların etkinliğini azaltabilir. Mono amin oksidaz inhibitörleri ile etkileşebilir. Yüksek dozlarda uykusuzluk yapabilir. Ginseng köklerinin hipertansiyona neden olduğu şeklinde yaygın olan ifadeler bilimsel dayanaktan uzaktır.

    Sadece Sibirya ginsengi olarak bilinen ve farklı bir tür olan Eleutherococcus senticosus kökleri içerdiği lignan bileşiklerinden dolayı hipertansiyona sebep olabilmektedir.

    Karbonhidrat Absorbsiyonunu Engelleyenler:


    Gastrointestinal kanaldan karbonhidrat absorbsiyonunun yavaşlaması kan glikoz seviyesinde düşüşe neden olmaktadır. Birçok doğal ürün de bu yolla fakat farklı bir mekanizma ile etki gösterirler. Bunların çoğu lif (fiber) içermektedirler. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olarak iki tip lif vardır. Çözünebilir lifler yapışkan ve jel benzeri, çözünmeyen lifler ise selüloz gibi sert ve pütürlüdür. Çözünebilen lifli ürünler intestinal içeriğin viskozitesini arttırır, gastrik boşalma zamanını azaltır ve difüzyona karşı bir bariyer oluşturur. Bu tip lifli ürünler öğünle birlikte tüketildiğinde glikoz emilimini yavaşlatarak tokluk kan şekerinin düşmesini sağlarlar.

    Plantago ovata (Psyllium)


    Plantaginaceae familyasından Plantago ovata bitkisinin tohum kabuklarında bol miktarda çözünebilen lif bulunmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda psyllium tohumu tüketiminin tokluk kan glikoz konsantrasyonunu %1420 oranlarında düşürdüğü görülmüştür. En iyi sonuçlar, tohum tozu yemekle beraber alındığında görülmüştür. Bitkinin diyabetik hastalarda total kolesterol ve düşük dansiteli lipoproteinleri de düşürdüğü bulunmuştur.

    Daha uzun süreli klik çalışma sonuçlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bitki üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

    Amorphophallus konjac (Konyak Bitkisi)


    Bitkinin toprak altı gövdesi, yüksek oranda suda çözünmeyen bir polisakkarit olan glukomannan içerir. Glukomannan glukoz absorbsiyonunu geciktirir.

    90 gün boyunca günde 3.67.2 gram dozda alındığında, açlık kan glikoz seviyesini ortalama %29 oranında düşürmekte ve kan şekerini kontrol amacıyla kullanılan insülin veya oral hipoglisemik dozunun azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca glukomannan diyabetli hastalarda serum kolesterolünü düşürmekte, glikoz toleransını ve lipit profilini düzenlemekte de etkilidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Psyllium, glukomannan, guar zamkı, yulaf ezmesi ve diğer lifler oral yolla alınan ilaçların da absorbsiyonunu azaltabilir. Hastalar, oral yolla kullandıkları ilaçları lif alımından 14 saat sonra kullanmalıdır. Lif içeren ürünler bol su ile tüketilmelidirler. Aksi takdirde barsaklarda bazı tıkanmalara sebep olabilirler.

    Diğer doğal ürünler:


    Aşağıda tedaviye destek amaçlı kullanılan alfalipoik asit ve selenyum hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

    AlfaLipoik Asit (Alpha Lipoic Acid)


    Alfa lipoik asit endojen bir koenzimdir. Antioksidan etkilidir ve E vitamini, C vitamini, glutatyon gibi vücuttaki diğer antioksidanları yenilediği düşünülmektedir.

    Oral yolla kısa süreli alfa lipoik asit kullanan tip II diyabet hastalarında insüline duyarlılığın ve glikoz kullanımının düzenlendiği görülmüştür ancak HbA 1c seviyelerinde düşüş gözlenmemiştir.

    Diğer taraftan plasebo kontrollü, randomize, çiftkörlü, çok merkezli klinik denemeler, 4 ay süresince oral yoldan günde 800 mg alfalipoik asit alınmasının, Tip II diyabetik hastalarda kardiyak otonomik nöropatiyi anlamlı olarak düzeltiğini göstermiştir.

    Alfa lipoik asit, diyabet nedenli periferal nöropati semptomlarını gidermekte, ayak ve bacaklardaki yangı, sızlama, karıncalanma gibi hisleri azaltmaktadır. Ancak iyileşmenin fark edilebilmesi 35 hafta sürebilmektedir.

    Alfalipoik asitin obezitede kullanımı ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Hipotalamik AMP ile aktive edilen protein kinazlar üzerindeki baskılayıcı özelliği, antiobezite etkisinin mekanizması olarak öne sürülmüştür.

    Yapılan klinik çalışmalarda hastalara günde 600-1200 mg dozda alfa lipoik asit verilmektedir, daha düşük dozlarda etki görülmemektedir.

    Selenyum (Selenium)


    Selenyumun diyabetten korunma ve diyabet tedavisindeki yeri uzun yıllardır ilgi çeken bir konudur. Oksidatif stresin insülin direnci ve diyabete katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle antioksidan etkisinden ötürü selenyumun diyabet hastaları için yararlı olabileceği düşünülmüştür. Ancak yapılan popülasyon araştırmalarına göre, yüksek serum selenyum konsantrasyonu tip II diyabet oluşumu riskini arttırmaktadır.

    Yapılan son klinik çalışmalardan birinde yaklaşık 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum desteği kullanan yaşlı hastalarda tip II diyabet oluşumu riskinin arttığı kanıtlanmıştır.

    Sonuç

    Diyabette tedaviye destek amaçlı birçok doğal ürün denenmiştir ve bunlardan çoğunun tipII diyabet tedavisinde gerçekten yarar gösterecek farmakolojik etkilere sahip oldukları ortaya konmuştur.

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımda güvenilirliği ve etkinliği hakkında çalışmalar devam etmektedir. Bazı klinik çalışma sonuçlarının çelişkili çıkması, araştırmada kullanılan ekstrelerin farklı ve standardize olmamasından kaynaklanmaktadır. Klinik çalışma sonuçlarına göre özellikle tarçın ve ginseng ekstrelerinin yanı sıra krom ve alfa lipoik asitin diyabet tedavisinde destek amaçlı kullanılabileceği görülmektedir. Ülkemizde henüz preparatı bulunmayan Lagerstroemia speciosa bitkisinin standardize ekstreleri ise gelecekte diyabet tedavisinde önem kazanacaktır. Gymnema slyvestre , Momordica charantia , ve Trigonella foenumgraecum üzerinde detaylı klinik çalışmalar devem etmekte ve umut verici sonuç elde edilmektedir. Lifli ürünlerin sağlık üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Diyabet tedavisinde de intestinal glikoz absorsiyonunu yavaşlatığı için faydalı olacağı ortay konulmuştur. Lifli ürünlerin (psyllium, yulaf ezmesi, soya vb.) günlük diyetle 2050 gram kullanılmasının kan glikoz seviyesini düşürmenin yanında da birçok yararı bulunmaktadır.

    Makalemizin başında da belirtildiği gibi, birçok bitki ve doğal ürün üzerindeki araştırmalar devam etmektedir. Burada gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde ön plana çıkmış ve birçok eczanenin raflarında yerini almış olan ürünlerin içeriklerinde yer alan bitkiler tartışılmıştır. Bahsedilen bitkilerin yanında Morus nigra yaprakları (dut, mullbery leaves), Aloe vera jel , Coccinia indica yaprakları, Ficus carica (incir) yaprakları, Allium cepa (soğan), Allium sativum (sarımsak), Vaccinium myrtillus (yaban mersini, bilberry) gibi bitkiler üzerinde klinik çalışmalar devam etmektedir.

    Hipoglisemik etkili doğal ürünlerin konvansiyonel ilaçlarla birlikte kullanımı kan glikoz seviyesinin çok fazla düşmesine sebep olabilir. Diğer taraftan bu ürünlerin diğer ilaç ve besinlerle de etkileşebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye destek amaçlı kullanılacak olan bu ürünler, özellikle tipII diyabet hastalarının kullandıkları ilaç dozlarını düşürmelerini gerektirebilir. Bu nedenle hipoglisemik etkili doğal ürünleri hipoglisemik ilaçlarla beraber kullanan veya kullanacak olan hastaların bu durumu hekim ve eczacıları ile paylaşmaları son derece önemlidir.

    Kaynak:

    Doç. Dr. Mustafa ASLAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Uzm. Ecz. Nilüfer ORHAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı


    BİBERİYE

    Biberiye yüzyıllardır tüm şifacıların en değer verdiği bitkilerinden biri olarak göze çarpar. Bazı yemeklerimizin tat kaynağı, sağlık ve estetiğimizin vazgeçilmez destekleyicisi olan bu bitki, şifalı bitkiler arasında en yaygın olarak kullanılanlardandır. Özellikle saç ve cilt sorunlarında doğru oranlarla kullanıldığında onarıcı ve yeniden yapılandırıcı olduğu bilinmektedir. Biberiye içeren saç bakım ürünleri, özellikle yağlı saçların temizlenmesi, yağ dengesini ayarlaması, onarımı ile saç dökülmesini önleyici ve saçı besleyici etkisi kanıtlanmıştır. Özellikle karma ciltlerde kan dolaşımını hızlandırarak yaşlanmaya karşı doku onarıcı ve antioksidan etkisi bilinmektedir.

    ANTİOKSİDAN ETKİSİ

    Kaynamakta olan bir bardak suya 1 tutam biberiye atılır. Bir taşım kaynatılır ve 10 dakika bekletilir. Elde edilen tonik; ciltte de antioksidan etki sağlar. Aynı zamanda kolay hazırlanan bu toniğin yara iyileştirici etkisi de vardır.

    HAMİLELER DİKKAT!
    Biberiye özellikle hamile kadınların dikkatli kullanmaları gereken bir bitki olduğu için yüksek dozlarda almamaları gerekiyor. Biberiye yağı ise aşırı dozlarda mide, bağırsak problemleri yaratabileceği için aynı şekilde dikkatli kullanılmalıdır.


    Yaşlanmaya karşı doku onarıcı biberiye

    Konu Saati  15:37  |  in  Işık Kırgız  |  Devamı»


    BİBERİYE

    Biberiye yüzyıllardır tüm şifacıların en değer verdiği bitkilerinden biri olarak göze çarpar. Bazı yemeklerimizin tat kaynağı, sağlık ve estetiğimizin vazgeçilmez destekleyicisi olan bu bitki, şifalı bitkiler arasında en yaygın olarak kullanılanlardandır. Özellikle saç ve cilt sorunlarında doğru oranlarla kullanıldığında onarıcı ve yeniden yapılandırıcı olduğu bilinmektedir. Biberiye içeren saç bakım ürünleri, özellikle yağlı saçların temizlenmesi, yağ dengesini ayarlaması, onarımı ile saç dökülmesini önleyici ve saçı besleyici etkisi kanıtlanmıştır. Özellikle karma ciltlerde kan dolaşımını hızlandırarak yaşlanmaya karşı doku onarıcı ve antioksidan etkisi bilinmektedir.

    ANTİOKSİDAN ETKİSİ

    Kaynamakta olan bir bardak suya 1 tutam biberiye atılır. Bir taşım kaynatılır ve 10 dakika bekletilir. Elde edilen tonik; ciltte de antioksidan etki sağlar. Aynı zamanda kolay hazırlanan bu toniğin yara iyileştirici etkisi de vardır.

    HAMİLELER DİKKAT!
    Biberiye özellikle hamile kadınların dikkatli kullanmaları gereken bir bitki olduğu için yüksek dozlarda almamaları gerekiyor. Biberiye yağı ise aşırı dozlarda mide, bağırsak problemleri yaratabileceği için aynı şekilde dikkatli kullanılmalıdır.


    Magnezyum, vücudun enerji üretmesine ve 300’ün üstündeki enzim sisteminin aktif kalmasına yardımcı olur.

    Magnezyum kan basıncını düzenlemeye ve kemik sağlığına katkıda bulunmaya yardımcı olur.
    Çalışmalar göstermiştir ki orta seviyede eksersiz yapıldığı zaman düşük magnezyum seviyeli kişiler çok enerji kullanırlar ve magnezyum seviyesi yeterli olanlara göre daha çabuk yorulurlar. Vascular tone magnezyum alınmasına karşı hassastır ve düşük miktarda alındığı zaman kardiovaskular hastalık için artan riske katkıda bulunan kan basıncı üzerinde negatif etkiye neden olur.

    Magnezyum kemiğin sağlıklı kalması için kalsiyum ve fosfor ile birlikte çalışır. (Ayçiçeği tohumları , buğday tohumu , kaju fıstığı , fasulye , ıspanak , somon balığı , alabalık , brokoli , muz , domuz eti , sığır eti , bira da bol miktarda bulunur)

    Magnezyum İçeren Besinler

    Besinlerde Magnezyum Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  14:29  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Magnezyum, vücudun enerji üretmesine ve 300’ün üstündeki enzim sisteminin aktif kalmasına yardımcı olur.

    Magnezyum kan basıncını düzenlemeye ve kemik sağlığına katkıda bulunmaya yardımcı olur.
    Çalışmalar göstermiştir ki orta seviyede eksersiz yapıldığı zaman düşük magnezyum seviyeli kişiler çok enerji kullanırlar ve magnezyum seviyesi yeterli olanlara göre daha çabuk yorulurlar. Vascular tone magnezyum alınmasına karşı hassastır ve düşük miktarda alındığı zaman kardiovaskular hastalık için artan riske katkıda bulunan kan basıncı üzerinde negatif etkiye neden olur.

    Magnezyum kemiğin sağlıklı kalması için kalsiyum ve fosfor ile birlikte çalışır. (Ayçiçeği tohumları , buğday tohumu , kaju fıstığı , fasulye , ıspanak , somon balığı , alabalık , brokoli , muz , domuz eti , sığır eti , bira da bol miktarda bulunur)

    Magnezyum İçeren Besinler

    Thiamin yiyecek olarak aldığımız gıdayı vücudumuzun yani tüm hücrelerin ve dokuların ihtiyacı olarak kullanılan enerjiye dönüştürür.

    19 ile 50 yaş grubu insanların 1.5 mg thiamin almaları tavsiye edilir.

    Vitamin B1(thiamin)

    Besinlerde Vitamin B1(Thiamin) Nedir Ne İşe Yarar

    Konu Saati  14:22  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Thiamin yiyecek olarak aldığımız gıdayı vücudumuzun yani tüm hücrelerin ve dokuların ihtiyacı olarak kullanılan enerjiye dönüştürür.

    19 ile 50 yaş grubu insanların 1.5 mg thiamin almaları tavsiye edilir.

    Vitamin B1(thiamin)

    Vitamin B6, vücuda alınan gıdadaki proteinlerin ve karbon hidratların işlemesine ve vücudun tüm kısımlarına oksijeni taşıyan kırmızı kan hücrelerinin üremesine yardım eder. Vitamin B6 homosysteini metobize etmek için folate ile birlikte çalışır.

    Yüksek homocycteine konsantrasyonları kalp hastalıkları için risk faktörü olarak görülür. Vitamin B6 vücudun homocysteinei cysteine döndürmesine yardımcı olur ve kandaki homocysteine miktarını azaltır.(fasulye , bakliyat , fındık , yumurta , etler , balık , ekmek , hububat'ta bol miktarda bulunur.)

    Besinlerde Vitamin B6(pyridoxine) Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  14:21  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Vitamin B6, vücuda alınan gıdadaki proteinlerin ve karbon hidratların işlemesine ve vücudun tüm kısımlarına oksijeni taşıyan kırmızı kan hücrelerinin üremesine yardım eder. Vitamin B6 homosysteini metobize etmek için folate ile birlikte çalışır.

    Yüksek homocycteine konsantrasyonları kalp hastalıkları için risk faktörü olarak görülür. Vitamin B6 vücudun homocysteinei cysteine döndürmesine yardımcı olur ve kandaki homocysteine miktarını azaltır.(fasulye , bakliyat , fındık , yumurta , etler , balık , ekmek , hububat'ta bol miktarda bulunur.)

    Niacin yediğimiz gıdayı vücudumuz için kullanacağımız enerjiye dönüştürmeye yardımcı olur. Niacin keza DNA tamiri için kullanılır.

    Hamile kadınlar için hamilelikleri esnasında yüksek enerji ihtiyaçlarını gidermek için %30 daha fazla niacin almaları gereklidir.

    Avakado, Brokoli, Domates, Hurma, Mantar, Kuş üzümü, Pazı, Kabak çekirdeği, Patates, Havuç, Badem, Ispanak

    Besinlerde Niacin(B3 Vitamini) Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  14:07  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Niacin yediğimiz gıdayı vücudumuz için kullanacağımız enerjiye dönüştürmeye yardımcı olur. Niacin keza DNA tamiri için kullanılır.

    Hamile kadınlar için hamilelikleri esnasında yüksek enerji ihtiyaçlarını gidermek için %30 daha fazla niacin almaları gereklidir.

    Avakado, Brokoli, Domates, Hurma, Mantar, Kuş üzümü, Pazı, Kabak çekirdeği, Patates, Havuç, Badem, Ispanak

    Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin gelişmesine, kan basıncının düzenlemesine ve kas fonksiyonlarına yardım eder. Genç bayanlar ve beyleri için günlük olarak alınması gerekli kalsiyum miktarı aşağıda verilmiştir. 20-29 yaş arası bayanların günlük olarak almaları gerekli kalsiyum miktarı 778 mg iken aynı yaş grubunda erkeklerin almaları gerekli miktar 1075 miligramdır.
    50 yaşın üzerindeki bayanlar, özellikle yeterli kalsiyum almadıkları ve diğer kemik iyileştirici kullanmadıkları için osteoporosis hastalığından endişe duyulmaktadır. Dört Amerikalıdan biri yüksek kan basıncı hastalığına sahiptir. Çalışmalar göstermiştir ki günlük yiyeceklerde artan kalsiyum sağlıklı kan basıncını desteklemeye yardım etmektedir.

    Kalsiyum hem anne adayları hem de bebekler için çok önemlidir. Anne vücudundan kalsiyum alınarak bebeğin gelişmesinde kullanılır. Dolayısıyla hamile kadınların yeterli kalsiyum almaları gerekir. Laktosdan ari kalsiyumla güçlendirilmiş portakal suyunu günlük olarak almak iyidir.
    Kalsiyum İçeren Gıdalar
    Brobroccoli :  brokoli
    bok choy:Çin lahanası
    almonds :  badem
    pumpkin seeds:kabak çekirdeği
    okra:bamya
    collards:karalahana
    turnip greens:şalgam
    prickly pear:frenk inciri
    Kohlrabi:yer lâhanası
    leeks :  pırasa
    brazil nuts:brezilya fındığı
    artichokes:enginar
    avacado:avakado
    celery :  kereviz
    green beans:taze fasulye
    coconut hindistan cevizi
    meat:et
    unions:sendikalar
    goosebery: Bektaşi üzümü
    fennel :  rezene
    dandelion greens:karahindiba yeşillikleri
    swiss chard: pazı
    spinach: ıspanak
    kale :  mangır
    butternut squash:Balkabagi
    brussels Sprouts:brüksel lahanası
    Mulberry: dut
    cabbage: lahana
    sapote: sapote(bir çeşit meyve)
    sesame seeds: susam
    asparagus:kuşkonmaz

    Besinlerde Kalsiyum Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  13:36  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin gelişmesine, kan basıncının düzenlemesine ve kas fonksiyonlarına yardım eder. Genç bayanlar ve beyleri için günlük olarak alınması gerekli kalsiyum miktarı aşağıda verilmiştir. 20-29 yaş arası bayanların günlük olarak almaları gerekli kalsiyum miktarı 778 mg iken aynı yaş grubunda erkeklerin almaları gerekli miktar 1075 miligramdır.
    50 yaşın üzerindeki bayanlar, özellikle yeterli kalsiyum almadıkları ve diğer kemik iyileştirici kullanmadıkları için osteoporosis hastalığından endişe duyulmaktadır. Dört Amerikalıdan biri yüksek kan basıncı hastalığına sahiptir. Çalışmalar göstermiştir ki günlük yiyeceklerde artan kalsiyum sağlıklı kan basıncını desteklemeye yardım etmektedir.

    Kalsiyum hem anne adayları hem de bebekler için çok önemlidir. Anne vücudundan kalsiyum alınarak bebeğin gelişmesinde kullanılır. Dolayısıyla hamile kadınların yeterli kalsiyum almaları gerekir. Laktosdan ari kalsiyumla güçlendirilmiş portakal suyunu günlük olarak almak iyidir.
    Kalsiyum İçeren Gıdalar
    Brobroccoli :  brokoli
    bok choy:Çin lahanası
    almonds :  badem
    pumpkin seeds:kabak çekirdeği
    okra:bamya
    collards:karalahana
    turnip greens:şalgam
    prickly pear:frenk inciri
    Kohlrabi:yer lâhanası
    leeks :  pırasa
    brazil nuts:brezilya fındığı
    artichokes:enginar
    avacado:avakado
    celery :  kereviz
    green beans:taze fasulye
    coconut hindistan cevizi
    meat:et
    unions:sendikalar
    goosebery: Bektaşi üzümü
    fennel :  rezene
    dandelion greens:karahindiba yeşillikleri
    swiss chard: pazı
    spinach: ıspanak
    kale :  mangır
    butternut squash:Balkabagi
    brussels Sprouts:brüksel lahanası
    Mulberry: dut
    cabbage: lahana
    sapote: sapote(bir çeşit meyve)
    sesame seeds: susam
    asparagus:kuşkonmaz

    Folik asit, folate olarak bilinir. Suda çözünebilir B vitamininin formlarıdır. The B vitamin folate reduces levels of homocysteine, a molecule that is a risk factor for cardiovascular disease and stroke. Falote vücudun büyümesi ve gelişmesi için gereklidir. DNA oluşumunda ve hücre bölünmesinde anahtar rol oynar, anemianın bir oluşumuna karşı koruyuculuğa yardımcı olur, beynin ve spinal cordun ( neutral tube hataları ) doğum hataları riskini azaltmaya yardımcı olur.

    Neutral tube hatalı bir bebeğin zamanla riskinin azalmasına yardımcı olur. Kadınların günde önemli miktarda folate almaları gereklidir. (400 mg/gün)

    Hamile esnasında düşük miktarda folate alınması doğum bozukluğuna ve hamilelik kaybına katkıda bulunur. Hamile kadınlarda folate ihtiyaçları artar. Sağlıklı hamilelik için yeterli folate ihtiyacı sağlanmalıdır.
    Folate vücuttaki homocysteine seviyesini önemli ölçüde düzenler. Yeterli miktarda folate içeren içeceklerin veya yiyeceklerin alınması kandaki homocysteinenin seviyesini düşürür. Homocysteine, kardiyovasküler hastalığı ve çarpıntı için risk faktörü olan bir moleküldür. Homocysteine kanda bir amino asittir.

    Homocysteine kanda yüksek konsantrasyona ulaştığı zaman koroner kalp hastalığının ve cognitivenin tamir edilmemesi söz konusudur. Araştırmalara göre düşük seviyede vücutta folate olması düşük enerji seviyesi, depresyon ve hatta hafıza kaybı demektir. Çalışmalar göstermiştir ki uzun süreli folik asit alınması akciğer ve kolon kanserini önleyebilmektedir.

    Başlangıç çalışmaları göstermiştir ki düşük folate konsantrasyonu Alzheimer hastalığı ilgili olabilir.
    Bir bardak (0.227 kg veya litre) %100 portakal suyu 69 mg folate içerir. İnsanların günlük 400 miligram folateye ihtiyacı vardır. Her gün bir bardak (0.227 litre) %100 portakal suyu içildiği zaman folatenin yaklaşık olarak %15 temin edilmiş olur.

    Resimde
    Asparagus: Kuşkonmaz,
    Okra: Bamya

    Besinlerde Folate (Folik Asit) Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  13:32  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Folik asit, folate olarak bilinir. Suda çözünebilir B vitamininin formlarıdır. The B vitamin folate reduces levels of homocysteine, a molecule that is a risk factor for cardiovascular disease and stroke. Falote vücudun büyümesi ve gelişmesi için gereklidir. DNA oluşumunda ve hücre bölünmesinde anahtar rol oynar, anemianın bir oluşumuna karşı koruyuculuğa yardımcı olur, beynin ve spinal cordun ( neutral tube hataları ) doğum hataları riskini azaltmaya yardımcı olur.

    Neutral tube hatalı bir bebeğin zamanla riskinin azalmasına yardımcı olur. Kadınların günde önemli miktarda folate almaları gereklidir. (400 mg/gün)

    Hamile esnasında düşük miktarda folate alınması doğum bozukluğuna ve hamilelik kaybına katkıda bulunur. Hamile kadınlarda folate ihtiyaçları artar. Sağlıklı hamilelik için yeterli folate ihtiyacı sağlanmalıdır.
    Folate vücuttaki homocysteine seviyesini önemli ölçüde düzenler. Yeterli miktarda folate içeren içeceklerin veya yiyeceklerin alınması kandaki homocysteinenin seviyesini düşürür. Homocysteine, kardiyovasküler hastalığı ve çarpıntı için risk faktörü olan bir moleküldür. Homocysteine kanda bir amino asittir.

    Homocysteine kanda yüksek konsantrasyona ulaştığı zaman koroner kalp hastalığının ve cognitivenin tamir edilmemesi söz konusudur. Araştırmalara göre düşük seviyede vücutta folate olması düşük enerji seviyesi, depresyon ve hatta hafıza kaybı demektir. Çalışmalar göstermiştir ki uzun süreli folik asit alınması akciğer ve kolon kanserini önleyebilmektedir.

    Başlangıç çalışmaları göstermiştir ki düşük folate konsantrasyonu Alzheimer hastalığı ilgili olabilir.
    Bir bardak (0.227 kg veya litre) %100 portakal suyu 69 mg folate içerir. İnsanların günlük 400 miligram folateye ihtiyacı vardır. Her gün bir bardak (0.227 litre) %100 portakal suyu içildiği zaman folatenin yaklaşık olarak %15 temin edilmiş olur.

    Resimde
    Asparagus: Kuşkonmaz,
    Okra: Bamya

    Potasyum içeren gıdalar
    Potasyum hücrelerdeki akışkanlığın ve elektrolitin korunması için önemlidir. Sinir impulseleri göndermede yardımcı olur. Kas büzülmesine yardımcı olur ve metabolizma esnasında proteinden, yağdan, karbon hidratlardan enerji temininde yardımcı olur.

    Hamilelik esnasında kan basıncı %50 kadar genişlediği için anne adayları denge halinde ektra akışkanlığı sağlamak için daha fazla eletrolitlere (potasyum gibi) ihtiyaç vardır.
    Potasyum alınması ile orta yaş grubu kadınlar ile yaşlı erkekler ve bayanların kemiklerinin sağlıklı kalmasına olumlu etkide bulunur.

    Araştırmalara göre potasyum kardiovaskular sağlığımızda önemli rol oynar. Kan basıncında küçük fark, kardiovaskular riskinde büyük farka neden olmaktadır. Yeterli miktarda potasyum alınması kan basıncını düşürmeye ve çarpıntı riskini azaltmaya yardımcı olur. Kanımızda optimum seviyede potasyum olması atardamarları güçlendirmeye yardımcı olur.

    Yüksek kan basıncı ve vuruntu riskini azaltmak için sodyum oranı düşük fakat potasyum oranı yüksek yiyecek ve içeceklere yönelmek gereklidir. Yüksek kan basıncı veya hiper tansiyon kalp hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biridir.

    Yüksek kan basıncı sessiz öldürücü olarak bilinir. Potasyum bakımından zengin yiyecekler yendiği zaman sağlıklı kalınabilir. Potasyum bakımından zengin sebze veya meyve/meyve suyu alındığı zaman yüksek kan basıncı ve çarpıntı riskinin azaldığı görülmüştür.

    Her gün bir bardak (0.23 litre) %100 portakal suyu alınması potasyumdan dolayı yüksek kan basıncını ve çarpıntı riskini %6 azaltır.
    Bir bardak (0.227 kg) %100 portakal suyu 450 mgr potasyum içerir. Bu da günlük potasyum ihtiyacımızın %13’ni sağlar. Bir kişinin yiyecek ve içecek yolu ile ortalama günde 3700 mg potasyum alması gerekmektedir.

    Besinlerde Potasyum Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  13:25  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Potasyum içeren gıdalar
    Potasyum hücrelerdeki akışkanlığın ve elektrolitin korunması için önemlidir. Sinir impulseleri göndermede yardımcı olur. Kas büzülmesine yardımcı olur ve metabolizma esnasında proteinden, yağdan, karbon hidratlardan enerji temininde yardımcı olur.

    Hamilelik esnasında kan basıncı %50 kadar genişlediği için anne adayları denge halinde ektra akışkanlığı sağlamak için daha fazla eletrolitlere (potasyum gibi) ihtiyaç vardır.
    Potasyum alınması ile orta yaş grubu kadınlar ile yaşlı erkekler ve bayanların kemiklerinin sağlıklı kalmasına olumlu etkide bulunur.

    Araştırmalara göre potasyum kardiovaskular sağlığımızda önemli rol oynar. Kan basıncında küçük fark, kardiovaskular riskinde büyük farka neden olmaktadır. Yeterli miktarda potasyum alınması kan basıncını düşürmeye ve çarpıntı riskini azaltmaya yardımcı olur. Kanımızda optimum seviyede potasyum olması atardamarları güçlendirmeye yardımcı olur.

    Yüksek kan basıncı ve vuruntu riskini azaltmak için sodyum oranı düşük fakat potasyum oranı yüksek yiyecek ve içeceklere yönelmek gereklidir. Yüksek kan basıncı veya hiper tansiyon kalp hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biridir.

    Yüksek kan basıncı sessiz öldürücü olarak bilinir. Potasyum bakımından zengin yiyecekler yendiği zaman sağlıklı kalınabilir. Potasyum bakımından zengin sebze veya meyve/meyve suyu alındığı zaman yüksek kan basıncı ve çarpıntı riskinin azaldığı görülmüştür.

    Her gün bir bardak (0.23 litre) %100 portakal suyu alınması potasyumdan dolayı yüksek kan basıncını ve çarpıntı riskini %6 azaltır.
    Bir bardak (0.227 kg) %100 portakal suyu 450 mgr potasyum içerir. Bu da günlük potasyum ihtiyacımızın %13’ni sağlar. Bir kişinin yiyecek ve içecek yolu ile ortalama günde 3700 mg potasyum alması gerekmektedir.

    Flavonoitler tahrip edici oksijenden ari radikalleri tutar. Reaktif oksijen türleri (ROS) olarak bilinir. Serbest radikallerin bol olması hücrenin tüm bileşenleri, proteinler, yağlar, DNA dahil olmak üzere kalp hastalığı, şeker hastalığı ve çarpıntı gibi birçok kronik hastalıkların gelişmemesine katkıda bulunur. Birçok hastalık atardamar duvarlarında oksitleyici stres ve iltihaplanma ile ilgilidir. Bu şartlara en az neden olan narinciye veya portakal suyu gibi içecekler veya gıdalar alınmalıdır.

    Çalışmalar göstermiştir ki 300 kalori glikoz, reaktif oksijen türleri (ROS) artışına ve diğer ön iltihaplanmaya neden olurken aynı kaloride portakal suyu tüketildiği zaman ROS’da ve iltihaplanmada artış olmadığı gözlenmiştir. Bunun nedeni portakal suyu içinde bulunan flavonoitlerin, C vitamininin veya fructosların ROS oluşumunu bastırdığı bilinmektedir. İlave yapılan çalışmalar göstermiştir ki ne C vitamini nede fructoslar oksijenden ari radikalleri engellemektedir. Bununla beraber portakal suyu içinde bulunan hesperetin ve naringenin gibi iki tür flavonoitler ROS oluşumunu sırasıyla %52 ve %77 engellemektedir.

    Diabetli hastalar üzerinde yapılan çalışmaya göre ROS ve iltihaplanmadan dolayı stresler önemli oranda artmaktadır. Atherosclerosis’in gelişmesine yardım etmektedir. Dolayısı ile okside etme ve iltihaplanma stresini azaltan veya artırmayan portakal/ portakal suyu gibi içecekleri veya yiyeceklerin seçimi oldukça önemlidir

    Portakal suyu şeker içermesine rağmen sağlık için çok faydalı bir içecektir. Buffalo Üniversitesinde yapılan çalışmalar bunu göstermiştir. Bu çalışmaya göre portakal suyu içinde bulunan flavonoitler oksijenden ari radikalleri, keza reaktif oksijen türleri (ROS), bastırmaktadır.
    İnsan vücudunda ROS üremesi doğal bir işlemdir. Normal şartlar altında vücutta anti oksidant defansları ile

    ROS’lar arasında bir denge vardır. Yaşlanma, sigara içilmesi, hava kirliliği, güneş ışığına maruz kalma ve yüksek şiddette eksersiz gibi faktörler, ROS’un güçlenmesi yönünde dengeyi bozmaktadır ve oksitleyici stresler meydana getirmektedir. Vücutta ROS seviyesini dengede tutmak için günde en az bir bardak portakal suyu içmemiz gereklidir. Flavonoitler, kanser hücrelerinin öldürülmesine ve tümör istilasını engellemeye yardımcı olan mekanizmaları harekete geçirebilir.

    Turunçgiller sağlık için faydalı olduğu inanılan flavonoitler içerir. Aç karnına portakal suyu içildiği zaman mevcut gastro-intestinal şartlarını kötüleştirir ve hafif ve geçici mide bozunmasına neden olabilir. Sitrik asitten dolayı taze %100 portakal suyunun pH’ı yaklaşık olarak 3.5 dır

    Besinlerde Flavonoid Nedir Ne İşe Yarar?

    Konu Saati  13:19  |  in  Vitamin ve Mineraler  |  Devamı»

    Flavonoitler tahrip edici oksijenden ari radikalleri tutar. Reaktif oksijen türleri (ROS) olarak bilinir. Serbest radikallerin bol olması hücrenin tüm bileşenleri, proteinler, yağlar, DNA dahil olmak üzere kalp hastalığı, şeker hastalığı ve çarpıntı gibi birçok kronik hastalıkların gelişmemesine katkıda bulunur. Birçok hastalık atardamar duvarlarında oksitleyici stres ve iltihaplanma ile ilgilidir. Bu şartlara en az neden olan narinciye veya portakal suyu gibi içecekler veya gıdalar alınmalıdır.

    Çalışmalar göstermiştir ki 300 kalori glikoz, reaktif oksijen türleri (ROS) artışına ve diğer ön iltihaplanmaya neden olurken aynı kaloride portakal suyu tüketildiği zaman ROS’da ve iltihaplanmada artış olmadığı gözlenmiştir. Bunun nedeni portakal suyu içinde bulunan flavonoitlerin, C vitamininin veya fructosların ROS oluşumunu bastırdığı bilinmektedir. İlave yapılan çalışmalar göstermiştir ki ne C vitamini nede fructoslar oksijenden ari radikalleri engellemektedir. Bununla beraber portakal suyu içinde bulunan hesperetin ve naringenin gibi iki tür flavonoitler ROS oluşumunu sırasıyla %52 ve %77 engellemektedir.

    Diabetli hastalar üzerinde yapılan çalışmaya göre ROS ve iltihaplanmadan dolayı stresler önemli oranda artmaktadır. Atherosclerosis’in gelişmesine yardım etmektedir. Dolayısı ile okside etme ve iltihaplanma stresini azaltan veya artırmayan portakal/ portakal suyu gibi içecekleri veya yiyeceklerin seçimi oldukça önemlidir

    Portakal suyu şeker içermesine rağmen sağlık için çok faydalı bir içecektir. Buffalo Üniversitesinde yapılan çalışmalar bunu göstermiştir. Bu çalışmaya göre portakal suyu içinde bulunan flavonoitler oksijenden ari radikalleri, keza reaktif oksijen türleri (ROS), bastırmaktadır.
    İnsan vücudunda ROS üremesi doğal bir işlemdir. Normal şartlar altında vücutta anti oksidant defansları ile

    ROS’lar arasında bir denge vardır. Yaşlanma, sigara içilmesi, hava kirliliği, güneş ışığına maruz kalma ve yüksek şiddette eksersiz gibi faktörler, ROS’un güçlenmesi yönünde dengeyi bozmaktadır ve oksitleyici stresler meydana getirmektedir. Vücutta ROS seviyesini dengede tutmak için günde en az bir bardak portakal suyu içmemiz gereklidir. Flavonoitler, kanser hücrelerinin öldürülmesine ve tümör istilasını engellemeye yardımcı olan mekanizmaları harekete geçirebilir.

    Turunçgiller sağlık için faydalı olduğu inanılan flavonoitler içerir. Aç karnına portakal suyu içildiği zaman mevcut gastro-intestinal şartlarını kötüleştirir ve hafif ve geçici mide bozunmasına neden olabilir. Sitrik asitten dolayı taze %100 portakal suyunun pH’ı yaklaşık olarak 3.5 dır

    Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Lavanta ve Soğan Kürü
    Yağ Bezeleri ve Lipomlar İçin Bitkisel Kürleri
    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Vücutta oluşan lipomlar ve yağ bezeleri için bitkisel kürlerden faydalanabilirsiniz. Yağ bezeleri ve lipomlar için kullanacağınız en etkili bitkilerin başında lavanta ve soğan gelmekte.. Bu makalemizde sizlere, lavanta kürü ve soğan kürü uygulamaları hakkında bilgiler vereceğiz. Bu etkili kür tarifleri, Sayın Prof.Dr İbrahaim Saraçoğlun'dan..

    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Lavanta Kürü;
    Kaynamakta olan 1,5 su bardağı suyun içine, 1 tatlı kaşığı (yaklaşık 2 grama denk gelir.) lavantayı atıp 10 dak. kısık ateşte demleyin. Demleme işlemi tamamlandıktan sonra, sıcakken süzün. 15 gün boyunca, her gün akşam yemeklerinden en az 2 saat sonra, 1 çay bardağı dolusu ılık olarak için. Her seferinde taze olarak hazırlanması şarttır. 15 günlük ilk kür tamamlandıktan sonra aynı uygulama peşpeşe 3 defa tekrar edilir ve kür sonlandırılır.
    Önemli Hatırlatma ; Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız. Hiçbir şekilde damak tadına uygun olsun diye, içerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Bitkilerin raf ömürlerinin 1 yılı aşmamış olmasına ve bitkilerin doğru türü olmasına dikkat ediniz.
    Soğan Kürü ;
    Kaynamakta olan 1,5 su bardağı klorsuz suyun içerisine kabuğu soyulmuş orta boy bir kuru soğanı dörde bölüp atın. 5 dak ağzı kapalı olarak kısık ateşte kaynatın. 5 dakika tamamlandıktan sonra, ocaktan alıp ılınmaya bırakın. Ilındıktan sonra süzün. Günde 2 defa aç karnına 15 gün boyunca hiç ara vermeden için. Mümkünse öğleden önce ve öğleden sonra için. Fakat çalışıyorsanız veya o zaman diliminde müsait değilseniz, akşam yemeğinden önce ve yatmadan da içebilirsiniz.
    Önemli Hatırlatma : Her defasında taze hazırlanmalıdır. Kullanılacak olan kuru soğan, pazarlarda satılan açık kahverengi kabuklu yemeklik soğandır. Özellikle bembeyaz soğan aramaya gerek yoktur. Beyaz, kırmızı ve mor soğan kullanılmamalıdır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.
    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü

    Yağ Bezeleri ve Lipomlar İçin Bitkisel Kürleri

    Konu Saati  12:09  |  in  Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler  |  Devamı»

    Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Lavanta ve Soğan Kürü
    Yağ Bezeleri ve Lipomlar İçin Bitkisel Kürleri
    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Vücutta oluşan lipomlar ve yağ bezeleri için bitkisel kürlerden faydalanabilirsiniz. Yağ bezeleri ve lipomlar için kullanacağınız en etkili bitkilerin başında lavanta ve soğan gelmekte.. Bu makalemizde sizlere, lavanta kürü ve soğan kürü uygulamaları hakkında bilgiler vereceğiz. Bu etkili kür tarifleri, Sayın Prof.Dr İbrahaim Saraçoğlun'dan..

    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü
    Lavanta Kürü;
    Kaynamakta olan 1,5 su bardağı suyun içine, 1 tatlı kaşığı (yaklaşık 2 grama denk gelir.) lavantayı atıp 10 dak. kısık ateşte demleyin. Demleme işlemi tamamlandıktan sonra, sıcakken süzün. 15 gün boyunca, her gün akşam yemeklerinden en az 2 saat sonra, 1 çay bardağı dolusu ılık olarak için. Her seferinde taze olarak hazırlanması şarttır. 15 günlük ilk kür tamamlandıktan sonra aynı uygulama peşpeşe 3 defa tekrar edilir ve kür sonlandırılır.
    Önemli Hatırlatma ; Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız. Hiçbir şekilde damak tadına uygun olsun diye, içerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Bitkilerin raf ömürlerinin 1 yılı aşmamış olmasına ve bitkilerin doğru türü olmasına dikkat ediniz.
    Soğan Kürü ;
    Kaynamakta olan 1,5 su bardağı klorsuz suyun içerisine kabuğu soyulmuş orta boy bir kuru soğanı dörde bölüp atın. 5 dak ağzı kapalı olarak kısık ateşte kaynatın. 5 dakika tamamlandıktan sonra, ocaktan alıp ılınmaya bırakın. Ilındıktan sonra süzün. Günde 2 defa aç karnına 15 gün boyunca hiç ara vermeden için. Mümkünse öğleden önce ve öğleden sonra için. Fakat çalışıyorsanız veya o zaman diliminde müsait değilseniz, akşam yemeğinden önce ve yatmadan da içebilirsiniz.
    Önemli Hatırlatma : Her defasında taze hazırlanmalıdır. Kullanılacak olan kuru soğan, pazarlarda satılan açık kahverengi kabuklu yemeklik soğandır. Özellikle bembeyaz soğan aramaya gerek yoktur. Beyaz, kırmızı ve mor soğan kullanılmamalıdır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.
    Lipomlar için bitkisel kür,Yağ Bezeleri İçin Bitkisel Kür,Lipoma Ne İyi Gelir,Yağ Bezelerine İyi Gelen Bitkiler,Yağ Bezeleri Nasıl Geçer,Soğan Suyu Kürü,Lavanta Kürü

    İbrahim Saraçoğlu'nun  bir çok kanalda aktardığı Lavanta kürünün saç dökülmesine için nasıl uygulandığından bahsedeceğiz.

    Saç dökülmesine karşı uygulaması oldukça kolay olan bitkisel kür Lavanta kürü . Bu kürü evinizde kolaylıkla uygulayabilirsiniz. Lavantanın doğru türü en etkili olanıdır. Bir tutam (yaklaşık 5g) lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık 5 dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz. Eğer, saçlarınız temiz ise demlediğiniz lavanta suyu ile saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz.
    Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız. Eğer, saçlarınız kirli ve çok yağlanmış ise, önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyu ile yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece su ile durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer, saçlarınızda kepek var ise veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız, bunun için çözüm ısırgandır.

    Dr. İbrahim Saraçoğlu Lavanta kürü ile saç dükülmesini önlemek

    Konu Saati  11:08  |  in  Saç Dökülmesi  |  Devamı»

    İbrahim Saraçoğlu'nun  bir çok kanalda aktardığı Lavanta kürünün saç dökülmesine için nasıl uygulandığından bahsedeceğiz.

    Saç dökülmesine karşı uygulaması oldukça kolay olan bitkisel kür Lavanta kürü . Bu kürü evinizde kolaylıkla uygulayabilirsiniz. Lavantanın doğru türü en etkili olanıdır. Bir tutam (yaklaşık 5g) lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık 5 dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz. Eğer, saçlarınız temiz ise demlediğiniz lavanta suyu ile saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz.
    Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız. Eğer, saçlarınız kirli ve çok yağlanmış ise, önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyu ile yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece su ile durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer, saçlarınızda kepek var ise veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız, bunun için çözüm ısırgandır.

    Hayatımızdaki önemi nedeniyle içeceğimiz suyu seçerken çok titiz davranıyoruz.

    Bunun için de suyumuzun özellikle cam ambalajda olmasını tercih ediyoruz.



    Uzun yıllardır bu hassasiyetle suyu bize cam şişelerde ulaştıran Vakıf Taşdelen’den beklenen yepyeni ürün işte karşınızda.

    Vakıf Taşdelen 3 litrelik cam şişesinin yanısıra şimdi de 15 litre cam damacanada.

    Tabii konu sağlık olduğu için Vakıf Taşdelen bu yeni ürününde bütün ayrıntıları da düşündü.

    Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı sipariş ettiğinizde, BPA içermeyen sağlıklı pompanızı, cam boru seçeneğiyle tercih edebiliyorsunuz. Kısaca sağlıklı cam damacanayı, sağlıklı cam boru ile kullanabiliyorsunuz.

    Cam damacanın diğer bir özelliği de plastik olmayan, özel sağlıklı kapağı…

    Ayrıca Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı, gün ışığını kırarak suya olumsuz etkisiniz azaltan özel tasarım koruma ve taşıma kasası ile birlikte kullanabiliyorsunuz.

    Siz de sevdikleriniz için Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı tercih edin,

    hayatınızda sağlıklı suya yer açın.

    Vakıf Taşdelen Facebook

    Vakıf Taşdelen Twitter

    Vakıf Taşdelen Web

    Bir boomads advertorial içeriğidir.
    -->

    Vakıf Taşdelen 15 Litre Cam Damacana Artık Mutfaklarda

    Konu Saati  06:39  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Hayatımızdaki önemi nedeniyle içeceğimiz suyu seçerken çok titiz davranıyoruz.

    Bunun için de suyumuzun özellikle cam ambalajda olmasını tercih ediyoruz.



    Uzun yıllardır bu hassasiyetle suyu bize cam şişelerde ulaştıran Vakıf Taşdelen’den beklenen yepyeni ürün işte karşınızda.

    Vakıf Taşdelen 3 litrelik cam şişesinin yanısıra şimdi de 15 litre cam damacanada.

    Tabii konu sağlık olduğu için Vakıf Taşdelen bu yeni ürününde bütün ayrıntıları da düşündü.

    Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı sipariş ettiğinizde, BPA içermeyen sağlıklı pompanızı, cam boru seçeneğiyle tercih edebiliyorsunuz. Kısaca sağlıklı cam damacanayı, sağlıklı cam boru ile kullanabiliyorsunuz.

    Cam damacanın diğer bir özelliği de plastik olmayan, özel sağlıklı kapağı…

    Ayrıca Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı, gün ışığını kırarak suya olumsuz etkisiniz azaltan özel tasarım koruma ve taşıma kasası ile birlikte kullanabiliyorsunuz.

    Siz de sevdikleriniz için Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı tercih edin,

    hayatınızda sağlıklı suya yer açın.

    Vakıf Taşdelen Facebook

    Vakıf Taşdelen Twitter

    Vakıf Taşdelen Web

    Bir boomads advertorial içeriğidir.
    -->

    25 Şubat 2014 Salı


    Kıskanç kız arkadaşınızla ilişkiniz bazı nedenlerle geri gidebilir. İşte ilişkinizi nasıl yumuşatabileceğinize dair sizlere öneriler.

    1. Uzun Bacaklı İş Arkadaşları 
    Niçin üzülür:
    Seksi ofis arkadaşlarınız gününün yarısını alabilir. Kız arkadaşınız işyeri flörtüne kalkışacağınız endişeleri taşıyabilir.

    Korkularını giderin:
    Gösterin ve anlatın. Kız arkadaşınızı ofisinizde gezdirin ve iş arkadaşlarınızla tanıştırınız. Masanıza oturduğunuzda kendi fotoğrafını görsün. Böylece iş arkadaşlarınızla flört edebileceği düşüncesi biter ve işteyken bile onu düşündüğünüzü gösterir.

    2. Lise Arkadaşlarınızla Buluşma 
    Neden üzülür:
    Kız arkadaşınızla lise yıllarından beri tanışıyorsanız gizli sırlarınızı biliyor demektir. Arkadaşlarınızla dışarı çıktığınızda nereye gittiğiniz konusunda şüpheleri vardır.

    Korkularını giderin:
    Bir arkadaşınızı maskot olarak anlatın. Romantik olarak değinmeyin. Arkadaşlarınızla buluştuğunuz akşamlarda oyun partilerinize onu da davet edin. Ortamı gördükten sonra aklına takılan sorular olabilir.

    3. Kayınvalide 
    Niçin üzülür:
    Annenizin söyledikleri ya da yaptıkları karşısında kırılmış olabilir.

    Korkularını giderin:
    Kız arkadaşınızla veya eşinizle birlikte hafta sonuna çıkın, annenizin olumlu ve olumsuz yönlerini anlatın. Bu konuda üzülmemesini söyleyin ve anı yaşayın.

    4. İnternete Girmek 
    Niçin üzülür:
    Arkadaşlık sitelerine üyeliğiniz ve arkadaşlarınızla ilgili konuşmalarınız onun sizi kıskanmasına ve kırılmasına neden olabilir. Hatta bir hareminiz olduğunu bile düşünebilir.

    Korkularını giderin:
    Sizin dijital dünyasına girmesine izin verin. Arkadaş listenizi inceledikten sonra bu konudaki korkuları azalacaktır. Ayrıca, kendi sosyal networkünü oluşturmasını sağlayın ve onu arkadaş listenizin ilk başına koyun.

    5. Jimnastik Tanrıçası 
    Neden üzülür:
    Jimnastik hocanız çok seksi ve düzgün hatlara sahip olabilir. Bu sebeple kıskanması mümkün. Ona üzülmesinin yanlış olduğunu söyleseniz de kız arkadaşınız daha iyi bilir.
    Korkularını giderin:
    Spor salonuna onunla gidin ve hocanızla tanıştırın. Siz de hocanızın size göre olmadığını kabul edin ve ona karşı duygusal birşeyler hissetmemeye çalışın.

    Kadınların korkularını giderin

    Konu Saati  13:20  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»


    Kıskanç kız arkadaşınızla ilişkiniz bazı nedenlerle geri gidebilir. İşte ilişkinizi nasıl yumuşatabileceğinize dair sizlere öneriler.

    1. Uzun Bacaklı İş Arkadaşları 
    Niçin üzülür:
    Seksi ofis arkadaşlarınız gününün yarısını alabilir. Kız arkadaşınız işyeri flörtüne kalkışacağınız endişeleri taşıyabilir.

    Korkularını giderin:
    Gösterin ve anlatın. Kız arkadaşınızı ofisinizde gezdirin ve iş arkadaşlarınızla tanıştırınız. Masanıza oturduğunuzda kendi fotoğrafını görsün. Böylece iş arkadaşlarınızla flört edebileceği düşüncesi biter ve işteyken bile onu düşündüğünüzü gösterir.

    2. Lise Arkadaşlarınızla Buluşma 
    Neden üzülür:
    Kız arkadaşınızla lise yıllarından beri tanışıyorsanız gizli sırlarınızı biliyor demektir. Arkadaşlarınızla dışarı çıktığınızda nereye gittiğiniz konusunda şüpheleri vardır.

    Korkularını giderin:
    Bir arkadaşınızı maskot olarak anlatın. Romantik olarak değinmeyin. Arkadaşlarınızla buluştuğunuz akşamlarda oyun partilerinize onu da davet edin. Ortamı gördükten sonra aklına takılan sorular olabilir.

    3. Kayınvalide 
    Niçin üzülür:
    Annenizin söyledikleri ya da yaptıkları karşısında kırılmış olabilir.

    Korkularını giderin:
    Kız arkadaşınızla veya eşinizle birlikte hafta sonuna çıkın, annenizin olumlu ve olumsuz yönlerini anlatın. Bu konuda üzülmemesini söyleyin ve anı yaşayın.

    4. İnternete Girmek 
    Niçin üzülür:
    Arkadaşlık sitelerine üyeliğiniz ve arkadaşlarınızla ilgili konuşmalarınız onun sizi kıskanmasına ve kırılmasına neden olabilir. Hatta bir hareminiz olduğunu bile düşünebilir.

    Korkularını giderin:
    Sizin dijital dünyasına girmesine izin verin. Arkadaş listenizi inceledikten sonra bu konudaki korkuları azalacaktır. Ayrıca, kendi sosyal networkünü oluşturmasını sağlayın ve onu arkadaş listenizin ilk başına koyun.

    5. Jimnastik Tanrıçası 
    Neden üzülür:
    Jimnastik hocanız çok seksi ve düzgün hatlara sahip olabilir. Bu sebeple kıskanması mümkün. Ona üzülmesinin yanlış olduğunu söyleseniz de kız arkadaşınız daha iyi bilir.
    Korkularını giderin:
    Spor salonuna onunla gidin ve hocanızla tanıştırın. Siz de hocanızın size göre olmadığını kabul edin ve ona karşı duygusal birşeyler hissetmemeye çalışın.

    Aynanın karşısına geçin ve yüzünüze alıcı gözüyle bakın. Sağı ve solu birbiriyle aynı mı görünüyor yoksa bir tarafı daha mı şiş geldi gözünüze? 

    Ağzınızı açıp kapayın ve bu sırada çenenizin simetrik açılıp açılmadığını gözleyin. Simetri kaybı, bazı fonksiyon kayıplarında ya da rahatsızlıklarda ağır ağır yüzünüze yerleşir. Dikkatli bir izleyici değilseniz farkına bile varmazsınız.

    Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın günlük yaşamımızda pek dikkat etmediğimiz ancak genel görünümümüze kalıcı etki yapacak Yüzde Asimetri konusuna dikkat çekti… Yalçın, tek taraflı çiğneme alışkanlığının yüzde asimetriye sebep olduğunu belirterek simetrinin yüz güzelliği ve sağlığı için önemini şu sözlerle anlattı:

    "Günümüzde, yüz güzelliği, her yaşta birey için önemli. O sebeple 8 yaşından 80 yaşına kadar dişlerimizin sağlığı, cildimizin sağlığı ile ilgileniyoruz. Dişlerin sağlıklı olmasının yanında güzel bir gülümseme, kişinin kendine güvenini arttıran, sosyal hayatını kolaylaştıran bir etkendir. Simetri, özellikle yüz güzelliği söz konusu olduğunda daha önemli bir konu haline gelir. Dış dünya ile iletişimimiz olan yüzümüzün tam ahengi ancak tam bir simetri söz konusu olduğunda sağlanabilir. Biz diş hekimleri olarak bir kişiyi muayene ederken öncelikle yüzündeki bazı noktaların ve dişlerinin simetrisini değerlendiririz. Kişisel kanım, yüz yumuşak ve sert dokularında simetri sağlanmadıkça, ideal bir gülümseme ve yüz estetiği sağlanamaz."

    Tek Taraflı Çiğneme Asimetri Sebebi

    Simetri bozukluğunun, genetik, doğumsal, travmatik sebeplerle oluşabileceğini belirten Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, yüzümüzde asimetriye sebep olabileceğinden habersiz olduğumuz ve en sıklıkla rastlanan durumun, tek taraflı çiğneme alışkanlığı olduğunu söyledi. Yalçın, tek taraflı çiğneme sebeplerini şöyle sıraladı:

    ● Ağzın tek tarafında ağrılı, kanamalı iltihaplı bir dişin varlığı,
    ● Tek tarafta çekilmiş ve yerine protez yapılmamış dişsiz alanlar,
    ● Alışkanlıklar,
    ● Yüksek yapılmış yada doğru yapılmamış dolgu yada protezler..
    ● Çene eklemi rahatsızlıkları

    Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü:
    "Her ne sebepten olursa olsun, çiğneme tek taraflı olarak yapılıyorsa o taraftaki çiğneme kasımızın hacminde arış olur. Zaman içinde artarak, diğer tarafla arasında belirgin farklılıklar oluşmaya başladığında farkedilebilir.Tıpta prensibimiz, sonucunu bildiğimiz durumların oluşmaması için önlem almaktır. Bu yüzden diş tedavilerimizin ve kontrollerimizin aksamaması, ilerde oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçecektir… Sağlıkla gülümseyin."

    Yüzünüz Simetrik mi?

    Konu Saati  13:19  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Aynanın karşısına geçin ve yüzünüze alıcı gözüyle bakın. Sağı ve solu birbiriyle aynı mı görünüyor yoksa bir tarafı daha mı şiş geldi gözünüze? 

    Ağzınızı açıp kapayın ve bu sırada çenenizin simetrik açılıp açılmadığını gözleyin. Simetri kaybı, bazı fonksiyon kayıplarında ya da rahatsızlıklarda ağır ağır yüzünüze yerleşir. Dikkatli bir izleyici değilseniz farkına bile varmazsınız.

    Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın günlük yaşamımızda pek dikkat etmediğimiz ancak genel görünümümüze kalıcı etki yapacak Yüzde Asimetri konusuna dikkat çekti… Yalçın, tek taraflı çiğneme alışkanlığının yüzde asimetriye sebep olduğunu belirterek simetrinin yüz güzelliği ve sağlığı için önemini şu sözlerle anlattı:

    "Günümüzde, yüz güzelliği, her yaşta birey için önemli. O sebeple 8 yaşından 80 yaşına kadar dişlerimizin sağlığı, cildimizin sağlığı ile ilgileniyoruz. Dişlerin sağlıklı olmasının yanında güzel bir gülümseme, kişinin kendine güvenini arttıran, sosyal hayatını kolaylaştıran bir etkendir. Simetri, özellikle yüz güzelliği söz konusu olduğunda daha önemli bir konu haline gelir. Dış dünya ile iletişimimiz olan yüzümüzün tam ahengi ancak tam bir simetri söz konusu olduğunda sağlanabilir. Biz diş hekimleri olarak bir kişiyi muayene ederken öncelikle yüzündeki bazı noktaların ve dişlerinin simetrisini değerlendiririz. Kişisel kanım, yüz yumuşak ve sert dokularında simetri sağlanmadıkça, ideal bir gülümseme ve yüz estetiği sağlanamaz."

    Tek Taraflı Çiğneme Asimetri Sebebi

    Simetri bozukluğunun, genetik, doğumsal, travmatik sebeplerle oluşabileceğini belirten Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, yüzümüzde asimetriye sebep olabileceğinden habersiz olduğumuz ve en sıklıkla rastlanan durumun, tek taraflı çiğneme alışkanlığı olduğunu söyledi. Yalçın, tek taraflı çiğneme sebeplerini şöyle sıraladı:

    ● Ağzın tek tarafında ağrılı, kanamalı iltihaplı bir dişin varlığı,
    ● Tek tarafta çekilmiş ve yerine protez yapılmamış dişsiz alanlar,
    ● Alışkanlıklar,
    ● Yüksek yapılmış yada doğru yapılmamış dolgu yada protezler..
    ● Çene eklemi rahatsızlıkları

    Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü:
    "Her ne sebepten olursa olsun, çiğneme tek taraflı olarak yapılıyorsa o taraftaki çiğneme kasımızın hacminde arış olur. Zaman içinde artarak, diğer tarafla arasında belirgin farklılıklar oluşmaya başladığında farkedilebilir.Tıpta prensibimiz, sonucunu bildiğimiz durumların oluşmaması için önlem almaktır. Bu yüzden diş tedavilerimizin ve kontrollerimizin aksamaması, ilerde oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçecektir… Sağlıkla gülümseyin."

    24 Şubat 2014 Pazartesi


    Diş ve diş eti hastalıkları için yapılmış yayınlar içerisinden kapsamları bu derlemenin amacına uygun olan 4 tanesi seçilmiş ve bu araştırmalar içerisinde bahsedilen diş ve dişeti hastalıkları tedavisinde kullanılan bitkiler aşağıda özetlenmiştir.

    NERGİS ŞEKERCİOĞLU

    Pratik kullanışlı şifalı bitkiler ansiklopedisi.
    Bilim Teknik Yayınevi İstanbul 1999.

    DİŞ AĞRISI :Ebegümeci, Kekik + Karabaş otu + Biberiye + Çörekotu, Kimyon, Kekik, Papatya, Adaçayı

    ARİF PAMUK


    Hastalıksız uzun ömür için şifalı bitkiler

    DİŞ AĞRISI: Kekik+Karabaşotu+Biberiye+Çörekotu, Üzüm+Sarımsak, Andızkökü, Kırnanesi, Afyon+Sirke
    DİŞ APSESİ: Kına+Tereyağı
    DİŞ ÇÜRÜMESİ : Karabiber+Afyon
    DİŞ ETİ KANAMASI : Narçiçeği+Meşetou+Mazı tozu+Karabier
    DİŞETİ İLTİHABI: Gülsuyu+Dut Şurubu+Gül yaprağı
    DİŞ BEYAZLATILMASI: Meyan kökü+Geyikboynuzu+Mesteki

    HÜSEYİN KOÇ

    Doğrudan doğadanan bitkilerle sağlıklı yaşam
    Ümit Ofset. Tokat 2002

    DİŞ AĞRISI : Çobançantası, Oğul otu, Sinirli ot, Karanfil, Meyan, Sarımsak
    DİŞ APSESİ: Adaçayı, Hatmi, Sinirli ot, Söğüt, Su karanfili, Sumak, Andız

    NEJAT EBCİOĞLU

    Sağlığımız için yaralı bitkiler,
    Remzi Kitabevi İstanbul 2003

    DİŞ AĞRISI : Karanfil
    DİŞ ETİ KANAMASI : Ahududu,Böğürtlen, Çoban Çantası, Adaçayı, Cezayir Menekşesi

    Yukarıdaki yayınlar incelendiğinde halk arasındaki tabirleri ile diş ağrısı, diş apsesi, diş çürümesi, dişeti kanaması, dişeti iltihabı ve dişlerin beyazlatılması amaçlarıyla yaklaşık 20 ayrı bitkinin beraber yada ayrı ayrı kullanıldığı görülmektedir. Bu amaçlar ile kullanılan bitkilerin isimleri, kullanım şekilleri ve bitkisel özellikleri aşağıdadır.

    Ebegümeci: (Malva sylvestris L. ) Anadolu.nun hemen her bölgesinde bulunur. %15-20 Müsilaj, %7 malvin, % 1 glikoz ve esansiyel yağ içerir. Taze yapraklarından elde edilen lapa dişeti enfeksiyonlarının ağrılarını dindirmek üzere kullanılır.

    Kekik: (Thymus vulgaris L .) Çok yıllık bir Akdeniz bilgisidir. Uçucu ve kokulu bileşiklere sahiptir. En önemli uçucu yağ bileşikleri thymol ve karvakrol dur. Ayrıca cineol, cymol, linelol, borneol, ginen. de içerir.

    Karabaş otu, Biberiye ve Çörekotu ile yapılan karışımın diş ağrılarına iyi geldiğine iyi geldiğine inanılmaktadır. Ayrıca kaynatılması ile elde edilen sıvı ile gargara yapılarak yine aynı amaçla kullanılmaktadır. Çiçekli dallarından su buharı distilasyonu ile elde edilen uçucu yağ antiseptik amaçlı kullanılmaktadır.

    Papatya: (Matricaria chamomilla L .) Anadolu yöresinde hemen her bölgede yetişir. Esas etken maddesi chamazulen, terpenik, bisabolol ve matricin.dir. Yaprağı ve çiçekleri kaynatılarak elde edilen sıvı ile yapılan gargaranın oral enfeksiyonlara iyi geldiğine inanılmaktadır.

    Adaçayı: (Salvia officinalis L. ) Akdeniz kökenlidir. Türkiye.de doğal olarak 90 tür Salvia yetişmektedir. En önemli bileşenleri tuyon, sineol, kafur ve borneol.dur. En yaygın kullanımı yapraklarının kaynatılarak çay gibi içilmesidir ancak infüzyon, dahilen ve gargara formlarında da kullanılır.

    Sarımsak: (Allium sativum L. ) Anadolu. da her bölgede yetiştirilir. Allicin içerir. Halk arasında hemen her hastalıkta kullanılır, dövülmüş formunun diş üzerine konduğunda diş ağrısını azalttığına inanılmaktadır.

    Andız: (Juniperus drupacea L. ) Anadolu.da, Akdeniz bölgesinde, Toroslarda yaygın olarak bulunur. Bileşiminde stearopten, alant asidi, alantol, kadinen, triterpen ve fenol bulundurur. Kökünde ayrıca saponinler, inülin, alkoloitler ve benzoy asitleri tespit edilmiştir. Köklerinden demlenen çay ve spiritli özütü diş ağrısı ve diş apsesi tedavisinde yöresel olarak kullanılmaktadır.

    Nane: (Mentha piperita L. ) Ülkemizde 70 kadar türü yetişmektedir. Mentol içerenler ve carvon içerenler olarak iki ana gruba ayrılabilir. Yaprakları ve destilasyonla elde edilen uçucu yağı kullanılır. Halk tarafından daha çok kurutulan nane yaprakları sıcak suda kısa bir süre bekletilerek uçucu yağların suya geçmesi sağlanır ve çay şeklinde içilir. Kuvvetli içeriğinden dolayı bazı yörelerde buna nane ruhu da denir. Diş ağrısına iyi geldiğine inanılmaktadır.

    Çoban Çantası: (Capsella bursa-pastoris L. Med ) Akdeniz ve Doğu kökenli olsa da Anadolu.nun her bölgesinde yetişir. Kolin, nikotin, asetilkolin, saponin, içerir. Yapraklarının ve tohumlarının kaynatılması ile elde edilen sıvıyla gargara yapılmasının diş ağrısını ve dişeti kanamasını azalttığına inanılmaktadır.

    Oğulotu: (Melissa officinalis L. ) Akdeniz kökenlidir. Tanen, sitral, sitronellol, linalol içerir. Kuru veya taze yaprağından hazırlanan infüzyonu yada yapraklarının kaynatılması ile hazırlanan çayı diş ağrısına karşı kullanılır.

    Sinirli Ot: (Plantago spp. ) Trakya ve 3stanbul da dahil olmak üzere Anadolu’nun her bölgesinde yetişir. Rinantin, salisilik asit, tanenler ve acicubin içerir. 3nfüzyon ve dekoksiyonunun diş ağrısı ve diş apsesine iyi geldiğine inanılmaktadır, ayrıca taze Yaprağı doğrudan enfeksiyonlara uygulanmaktadır.

    Karanfil: (Eugenia caryophyllata Thunb.) Tropik iklim bölgeleri asıl yaşam alanıdır. % 15-20 uçucu yağ, %13 tanen, %10 sabit yağ içerir. Çiçek tomurcukları ve çiçek sapları kurutularak kullanılır. Karanfilden elde edilen öjenol modern Diş hekimliğinde antiseptik ve analjezik olarak kullanılmaktadır. Kullanılışı ağızda çiğneme veya tanelerinin suda kaynatılıp çayının içilmesi şeklindedir.

    Meyan: (Glycyrrhiza glabra L. ) Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yetişir. Glycyrrhizik asit içerir. Diş ağrılarında kökünden elde edilen ekstreler, dişlerin beyazlatılmasında ise geyik boynuzu ve mesteki karışımı kullanılır.

    Hatmi: (Altaea officinalis L .) Karadeniz ve Trakya bölgelerinde yaygındır. Asparakin, sakkaroz, pektin ve karotin içerir. Çiçek, yaprak, tohum ve kökleri diş iltihaplarında kullanılır.

    Söğüt: (Salix spp. ) Anadolu.da yayılmış halde 25 türü bulunmaktadır. Tanen ve salisilin glikoziti içerir. Kurutulmuş Söğüt kabuklarından hazırlanan çay dişeti ve dişer oral iltihaplarda kullanılmaktadır.

    Afyon(Haşhaş):(Papaver somniferum L. ) Hititlilerden beri Orta Anadolu.da ekimi yapılmaktadır. Süt olum döneminde kapsülleri çizilerek elde edilen sakız halen de tıpta ilaç yapımında kullanılmaktadır. Ekimi bir çok ülkede yasaklanmış yada sınırlanmıştır. Tohumunda alkoloid eseri miktarda olduğundan yağı çıkarılır ve baharat olarak da kullanılır. Asıl etkisi analjezikdir.

    Cezayir Menekşesi: (Vinca major L. ) Sarılıcı yavaş büyüyen gölgeliklerde yetişen sarılıcı bir bitkidir. Toprak üstü aksamı, yaprakları ve çiçekleri gölgede kurutularak kullanılır. üstü kısımları vinkamin, izovinkamin, vinkamirin gibi kanser tedavisinde kullanılan ilaçların bileşiminde yer alan alkoloidleri içerir.

    Mazı: (Thuja orientalis ) Anadolu.da en çok yetişen türdür.Tohumlar diş etli kısmıyla birlikte süt olumunda gölgede kurutulur yada sadece tohumlar tamamen olgunlaştıktan sonra küçük kozalakların içinden çıkarılır ve her iki şekliyle de öğütülerek kullanılır. Diş ağrılarına karşı haricen kullanılır.

    Yazışma Adresi:
    Yrd.Doç.Dr.Orhan Vedat Gürsoy
    E-posta: agrovg@sdu.edu.tr

    Diş ve diş eti hastalıklarında bitkisel tedavi

    Konu Saati  11:00  |  in  Diş ve Diş Eti Hastalıkları  |  Devamı»


    Diş ve diş eti hastalıkları için yapılmış yayınlar içerisinden kapsamları bu derlemenin amacına uygun olan 4 tanesi seçilmiş ve bu araştırmalar içerisinde bahsedilen diş ve dişeti hastalıkları tedavisinde kullanılan bitkiler aşağıda özetlenmiştir.

    NERGİS ŞEKERCİOĞLU

    Pratik kullanışlı şifalı bitkiler ansiklopedisi.
    Bilim Teknik Yayınevi İstanbul 1999.

    DİŞ AĞRISI :Ebegümeci, Kekik + Karabaş otu + Biberiye + Çörekotu, Kimyon, Kekik, Papatya, Adaçayı

    ARİF PAMUK


    Hastalıksız uzun ömür için şifalı bitkiler

    DİŞ AĞRISI: Kekik+Karabaşotu+Biberiye+Çörekotu, Üzüm+Sarımsak, Andızkökü, Kırnanesi, Afyon+Sirke
    DİŞ APSESİ: Kına+Tereyağı
    DİŞ ÇÜRÜMESİ : Karabiber+Afyon
    DİŞ ETİ KANAMASI : Narçiçeği+Meşetou+Mazı tozu+Karabier
    DİŞETİ İLTİHABI: Gülsuyu+Dut Şurubu+Gül yaprağı
    DİŞ BEYAZLATILMASI: Meyan kökü+Geyikboynuzu+Mesteki

    HÜSEYİN KOÇ

    Doğrudan doğadanan bitkilerle sağlıklı yaşam
    Ümit Ofset. Tokat 2002

    DİŞ AĞRISI : Çobançantası, Oğul otu, Sinirli ot, Karanfil, Meyan, Sarımsak
    DİŞ APSESİ: Adaçayı, Hatmi, Sinirli ot, Söğüt, Su karanfili, Sumak, Andız

    NEJAT EBCİOĞLU

    Sağlığımız için yaralı bitkiler,
    Remzi Kitabevi İstanbul 2003

    DİŞ AĞRISI : Karanfil
    DİŞ ETİ KANAMASI : Ahududu,Böğürtlen, Çoban Çantası, Adaçayı, Cezayir Menekşesi

    Yukarıdaki yayınlar incelendiğinde halk arasındaki tabirleri ile diş ağrısı, diş apsesi, diş çürümesi, dişeti kanaması, dişeti iltihabı ve dişlerin beyazlatılması amaçlarıyla yaklaşık 20 ayrı bitkinin beraber yada ayrı ayrı kullanıldığı görülmektedir. Bu amaçlar ile kullanılan bitkilerin isimleri, kullanım şekilleri ve bitkisel özellikleri aşağıdadır.

    Ebegümeci: (Malva sylvestris L. ) Anadolu.nun hemen her bölgesinde bulunur. %15-20 Müsilaj, %7 malvin, % 1 glikoz ve esansiyel yağ içerir. Taze yapraklarından elde edilen lapa dişeti enfeksiyonlarının ağrılarını dindirmek üzere kullanılır.

    Kekik: (Thymus vulgaris L .) Çok yıllık bir Akdeniz bilgisidir. Uçucu ve kokulu bileşiklere sahiptir. En önemli uçucu yağ bileşikleri thymol ve karvakrol dur. Ayrıca cineol, cymol, linelol, borneol, ginen. de içerir.

    Karabaş otu, Biberiye ve Çörekotu ile yapılan karışımın diş ağrılarına iyi geldiğine iyi geldiğine inanılmaktadır. Ayrıca kaynatılması ile elde edilen sıvı ile gargara yapılarak yine aynı amaçla kullanılmaktadır. Çiçekli dallarından su buharı distilasyonu ile elde edilen uçucu yağ antiseptik amaçlı kullanılmaktadır.

    Papatya: (Matricaria chamomilla L .) Anadolu yöresinde hemen her bölgede yetişir. Esas etken maddesi chamazulen, terpenik, bisabolol ve matricin.dir. Yaprağı ve çiçekleri kaynatılarak elde edilen sıvı ile yapılan gargaranın oral enfeksiyonlara iyi geldiğine inanılmaktadır.

    Adaçayı: (Salvia officinalis L. ) Akdeniz kökenlidir. Türkiye.de doğal olarak 90 tür Salvia yetişmektedir. En önemli bileşenleri tuyon, sineol, kafur ve borneol.dur. En yaygın kullanımı yapraklarının kaynatılarak çay gibi içilmesidir ancak infüzyon, dahilen ve gargara formlarında da kullanılır.

    Sarımsak: (Allium sativum L. ) Anadolu. da her bölgede yetiştirilir. Allicin içerir. Halk arasında hemen her hastalıkta kullanılır, dövülmüş formunun diş üzerine konduğunda diş ağrısını azalttığına inanılmaktadır.

    Andız: (Juniperus drupacea L. ) Anadolu.da, Akdeniz bölgesinde, Toroslarda yaygın olarak bulunur. Bileşiminde stearopten, alant asidi, alantol, kadinen, triterpen ve fenol bulundurur. Kökünde ayrıca saponinler, inülin, alkoloitler ve benzoy asitleri tespit edilmiştir. Köklerinden demlenen çay ve spiritli özütü diş ağrısı ve diş apsesi tedavisinde yöresel olarak kullanılmaktadır.

    Nane: (Mentha piperita L. ) Ülkemizde 70 kadar türü yetişmektedir. Mentol içerenler ve carvon içerenler olarak iki ana gruba ayrılabilir. Yaprakları ve destilasyonla elde edilen uçucu yağı kullanılır. Halk tarafından daha çok kurutulan nane yaprakları sıcak suda kısa bir süre bekletilerek uçucu yağların suya geçmesi sağlanır ve çay şeklinde içilir. Kuvvetli içeriğinden dolayı bazı yörelerde buna nane ruhu da denir. Diş ağrısına iyi geldiğine inanılmaktadır.

    Çoban Çantası: (Capsella bursa-pastoris L. Med ) Akdeniz ve Doğu kökenli olsa da Anadolu.nun her bölgesinde yetişir. Kolin, nikotin, asetilkolin, saponin, içerir. Yapraklarının ve tohumlarının kaynatılması ile elde edilen sıvıyla gargara yapılmasının diş ağrısını ve dişeti kanamasını azalttığına inanılmaktadır.

    Oğulotu: (Melissa officinalis L. ) Akdeniz kökenlidir. Tanen, sitral, sitronellol, linalol içerir. Kuru veya taze yaprağından hazırlanan infüzyonu yada yapraklarının kaynatılması ile hazırlanan çayı diş ağrısına karşı kullanılır.

    Sinirli Ot: (Plantago spp. ) Trakya ve 3stanbul da dahil olmak üzere Anadolu’nun her bölgesinde yetişir. Rinantin, salisilik asit, tanenler ve acicubin içerir. 3nfüzyon ve dekoksiyonunun diş ağrısı ve diş apsesine iyi geldiğine inanılmaktadır, ayrıca taze Yaprağı doğrudan enfeksiyonlara uygulanmaktadır.

    Karanfil: (Eugenia caryophyllata Thunb.) Tropik iklim bölgeleri asıl yaşam alanıdır. % 15-20 uçucu yağ, %13 tanen, %10 sabit yağ içerir. Çiçek tomurcukları ve çiçek sapları kurutularak kullanılır. Karanfilden elde edilen öjenol modern Diş hekimliğinde antiseptik ve analjezik olarak kullanılmaktadır. Kullanılışı ağızda çiğneme veya tanelerinin suda kaynatılıp çayının içilmesi şeklindedir.

    Meyan: (Glycyrrhiza glabra L. ) Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yetişir. Glycyrrhizik asit içerir. Diş ağrılarında kökünden elde edilen ekstreler, dişlerin beyazlatılmasında ise geyik boynuzu ve mesteki karışımı kullanılır.

    Hatmi: (Altaea officinalis L .) Karadeniz ve Trakya bölgelerinde yaygındır. Asparakin, sakkaroz, pektin ve karotin içerir. Çiçek, yaprak, tohum ve kökleri diş iltihaplarında kullanılır.

    Söğüt: (Salix spp. ) Anadolu.da yayılmış halde 25 türü bulunmaktadır. Tanen ve salisilin glikoziti içerir. Kurutulmuş Söğüt kabuklarından hazırlanan çay dişeti ve dişer oral iltihaplarda kullanılmaktadır.

    Afyon(Haşhaş):(Papaver somniferum L. ) Hititlilerden beri Orta Anadolu.da ekimi yapılmaktadır. Süt olum döneminde kapsülleri çizilerek elde edilen sakız halen de tıpta ilaç yapımında kullanılmaktadır. Ekimi bir çok ülkede yasaklanmış yada sınırlanmıştır. Tohumunda alkoloid eseri miktarda olduğundan yağı çıkarılır ve baharat olarak da kullanılır. Asıl etkisi analjezikdir.

    Cezayir Menekşesi: (Vinca major L. ) Sarılıcı yavaş büyüyen gölgeliklerde yetişen sarılıcı bir bitkidir. Toprak üstü aksamı, yaprakları ve çiçekleri gölgede kurutularak kullanılır. üstü kısımları vinkamin, izovinkamin, vinkamirin gibi kanser tedavisinde kullanılan ilaçların bileşiminde yer alan alkoloidleri içerir.

    Mazı: (Thuja orientalis ) Anadolu.da en çok yetişen türdür.Tohumlar diş etli kısmıyla birlikte süt olumunda gölgede kurutulur yada sadece tohumlar tamamen olgunlaştıktan sonra küçük kozalakların içinden çıkarılır ve her iki şekliyle de öğütülerek kullanılır. Diş ağrılarına karşı haricen kullanılır.

    Yazışma Adresi:
    Yrd.Doç.Dr.Orhan Vedat Gürsoy
    E-posta: agrovg@sdu.edu.tr


    Yüz derisinde olduğu gibi kafa derisinde ve saçlarda, bünye özelliklerine göre değişiklikler söz konusudur. Hemen hemen her iki kişiden birinin kafa derisindeki yağ bezleri normalden fazla yağ üretir. Sonuç, yağlı saçlar! Yüzünün derisi yağlı olanların genellikle kafa derisi de yağlıdır. Herkesin kafa derisinde kepeklenme olur; derinin kendini yenilemesinin bir sonucudur bu durum. Altında yeni deri oluştuğunda, eski deri canlılığını yitirir ve kepek halini alır. Bu kepeklenme ise, iki durumda problem haline gelir: Derinin fazla yağ üretimi nedeniyle kepekler bir kabuk gibi kafa derisine yapışır. Bu durumda saçların dip tarafı yağlı, öteki kısımları ise kurudur. Yağ bezlerinin az yağ üretmesi durumunda ise, kafa derisi kuru olduğu için kepekler etrafa uçuşur. Bu durumda, saçlar da genellikle cansız ve kırılgan olur.

    Yağ şampuanı, kuru saçlar için

    2 yemek kaşığı dolusu, susam yağı, bademyağı veya ayçiçeği yağı ve 3-4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır. Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağ ile masaj yapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu, belki biraz da sıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapa ile saçlar şampuanlanır ve iyice durulanır.

    Lavanta şampuanı, tüm saç tipleri için

    100 ml hazır bitkisel şampuana 4 damla lavanta ve 4 damla ökaliptus yağı eklenir ve çok iyi karıştırılır.

    Limon şampuanı, yağlı saçlar için

    5 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1 limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu hazır bitkisel şampuan, ısırganotu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

    Yağ friksiyonları

    Yağ friksiyonları her saç tipi için yararlıdır, ama özellikle hırpalanmış ve kuru saçlar, uçlarına kadar bu bakımdan yararlanırlar. Şifalı bitki çayları ile birlikte de kullanılabilen değerli bitki yağları, saçlara canlılık, esneklik ve parlaklık kazandırır, zararlı çevresel etkilerden korur, perma, çok sıcak fön çekme ve sürekli boyanın olumsuz etkilerine karşı dayanıklılık kazandırır.

    Yağ friksiyonu, kuru ve hırpalanmış saçlar için

    25 ml bademyağı(veya kabak çekirdeği yağı) ve 25 ml zeytinyağı karıştırılır ve saçlara friksiyon yapılır. Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyunca etkilemeye bırakılır.

    Etkili yağ kürü, çok hırpalanmış saçlar için

    40 ml hintyağı ve 20 ml soya yağı bir cam şişede veya kavanozda iyice karıştırılır. 2’şer tatlı kaşığı dolusu ısırganotu, biberiye ve kekik eklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yağ saçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

    Yağ friksiyonu, yapısal zarar görmüş saçlar için(örneğin, boya veya perma sırasında)

    40 ml tatlı badem yağı ve 20 ml hintyağı karıştırılarak saçlara ve özellikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle etkilemeye bırakılır.

    Yağ friksiyonu, kepeğe karşı

    10 damla ökaliptus yağı, 15 damla biberiye yağı ve 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve kafa derisine ve saçlara yedirilir.

    Sirke durulaması, parlaklık ve esneklik kazandırmak için

    1 yemek kaşığı elma sirkesi ve 5 damla hintyağı, 1-2 litre sıcak suya karıştırılır. Saçlar bu suyla durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

    Limon durulaması, yağlı saçlar için

    1 limonun ince rendelenmiş kabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ıhlamur, yarım litre suya eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ile birlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır ve çalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litre ılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8 bölümü eklenir.

    Isırganotu durulaması, kafa derisi kaşıntısına karşı

    ¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtılır(ama kaynatılmaz) ve içine 1 avuç dolusu ısırganotu yaprağı eklenir. 15 dakika demlendikten sonra süzülür, saçlar durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

    Bitki durulaması, kepeğe karşı

    2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı(kumraldan esmere kadar) eklenir ve soğuyana kadar demlenmeye bırakılır. Sonra süzülür, saçlar durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapılır.

    Saç dökülmesine karşı etkili bir reçete

    Herkes saç dökülmesinin tek nedeninin genetik olduğunu zanneder, çünkü babası da dedesi de keldir. Saç kökleri şekil olarak soğan gibidir. Kök kılcal damarlardan beslenir. Dengesiz beslenme stress gibi sebeplerle kanda saçları besleyecek gıda azalır, saçlar sonbahardaki ağaç yaprakları gibi tarağa yastığa dökülür durur. Başa giyilen takkenin, örtülen bezin sentetik olması; saçın hava almasını engeller. Pamuk, keten, yün olsa daha iyi olur. Saç dökülmesinin diğer sebebi düşük ph'lı şampuanlardır. Saçı dökülenler mutlaka stres çayını devamlı içmesi gerekir. Saçların ömrü 3 gün-3 sene arasıdır. Ömrünü dolduran saçlar haliyle dökülecek.

    Saç dökülmesine bitkisel etkili reçete

    3-4 hafta boyunca her gün, 1 avuç dolusu ince kıyılmış ısırganotu kökü 8-10 saat boyunca 1-2 litre suda bekletilir, sonra 3-4 avuç ısırganotu yaprağı eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10 dakika boyunca, üstü kapalı olarak demlenmeye bırakılır ve süzülür. Bu suyla kafa derisi ve saçlar 5 dakika boyunca yıkanır ve kafa derisine masaj yapılır. Ama her yıkamadan önce, kafa derisine, İsveç Şurubu ve ısırganotu tentürü ile dönüşümlü olarak friksiyonlar yapılır. Daha ilk haftada saç dökülmesi durur ve tedavi süresinin sonuna doğru yeni saçlar çıkmaya başlar. Daha sonra bu tedavi 3-4 günde bir uygulanırsa, saç dökülmesi uzun vadede önlenmiş olur ve saçlar, esneklik ve parlaklık kazanarak, sağlıklı bir görünüme de sahip olurlar Şampuan seçiminde zeytinyağlı olanlar tercih edilmelidir.. Bu tedavi, kepeklenmeye karşı da çok etkilidir.

    Bitkisel Saç Bakımı

    Konu Saati  10:25  |  in  Saç Dökülmesi  |  Devamı»


    Yüz derisinde olduğu gibi kafa derisinde ve saçlarda, bünye özelliklerine göre değişiklikler söz konusudur. Hemen hemen her iki kişiden birinin kafa derisindeki yağ bezleri normalden fazla yağ üretir. Sonuç, yağlı saçlar! Yüzünün derisi yağlı olanların genellikle kafa derisi de yağlıdır. Herkesin kafa derisinde kepeklenme olur; derinin kendini yenilemesinin bir sonucudur bu durum. Altında yeni deri oluştuğunda, eski deri canlılığını yitirir ve kepek halini alır. Bu kepeklenme ise, iki durumda problem haline gelir: Derinin fazla yağ üretimi nedeniyle kepekler bir kabuk gibi kafa derisine yapışır. Bu durumda saçların dip tarafı yağlı, öteki kısımları ise kurudur. Yağ bezlerinin az yağ üretmesi durumunda ise, kafa derisi kuru olduğu için kepekler etrafa uçuşur. Bu durumda, saçlar da genellikle cansız ve kırılgan olur.

    Yağ şampuanı, kuru saçlar için

    2 yemek kaşığı dolusu, susam yağı, bademyağı veya ayçiçeği yağı ve 3-4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır. Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağ ile masaj yapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu, belki biraz da sıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapa ile saçlar şampuanlanır ve iyice durulanır.

    Lavanta şampuanı, tüm saç tipleri için

    100 ml hazır bitkisel şampuana 4 damla lavanta ve 4 damla ökaliptus yağı eklenir ve çok iyi karıştırılır.

    Limon şampuanı, yağlı saçlar için

    5 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1 limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu hazır bitkisel şampuan, ısırganotu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

    Yağ friksiyonları

    Yağ friksiyonları her saç tipi için yararlıdır, ama özellikle hırpalanmış ve kuru saçlar, uçlarına kadar bu bakımdan yararlanırlar. Şifalı bitki çayları ile birlikte de kullanılabilen değerli bitki yağları, saçlara canlılık, esneklik ve parlaklık kazandırır, zararlı çevresel etkilerden korur, perma, çok sıcak fön çekme ve sürekli boyanın olumsuz etkilerine karşı dayanıklılık kazandırır.

    Yağ friksiyonu, kuru ve hırpalanmış saçlar için

    25 ml bademyağı(veya kabak çekirdeği yağı) ve 25 ml zeytinyağı karıştırılır ve saçlara friksiyon yapılır. Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyunca etkilemeye bırakılır.

    Etkili yağ kürü, çok hırpalanmış saçlar için

    40 ml hintyağı ve 20 ml soya yağı bir cam şişede veya kavanozda iyice karıştırılır. 2’şer tatlı kaşığı dolusu ısırganotu, biberiye ve kekik eklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yağ saçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

    Yağ friksiyonu, yapısal zarar görmüş saçlar için(örneğin, boya veya perma sırasında)

    40 ml tatlı badem yağı ve 20 ml hintyağı karıştırılarak saçlara ve özellikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle etkilemeye bırakılır.

    Yağ friksiyonu, kepeğe karşı

    10 damla ökaliptus yağı, 15 damla biberiye yağı ve 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve kafa derisine ve saçlara yedirilir.

    Sirke durulaması, parlaklık ve esneklik kazandırmak için

    1 yemek kaşığı elma sirkesi ve 5 damla hintyağı, 1-2 litre sıcak suya karıştırılır. Saçlar bu suyla durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

    Limon durulaması, yağlı saçlar için

    1 limonun ince rendelenmiş kabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ıhlamur, yarım litre suya eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ile birlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır ve çalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litre ılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8 bölümü eklenir.

    Isırganotu durulaması, kafa derisi kaşıntısına karşı

    ¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtılır(ama kaynatılmaz) ve içine 1 avuç dolusu ısırganotu yaprağı eklenir. 15 dakika demlendikten sonra süzülür, saçlar durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

    Bitki durulaması, kepeğe karşı

    2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı(kumraldan esmere kadar) eklenir ve soğuyana kadar demlenmeye bırakılır. Sonra süzülür, saçlar durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapılır.

    Saç dökülmesine karşı etkili bir reçete

    Herkes saç dökülmesinin tek nedeninin genetik olduğunu zanneder, çünkü babası da dedesi de keldir. Saç kökleri şekil olarak soğan gibidir. Kök kılcal damarlardan beslenir. Dengesiz beslenme stress gibi sebeplerle kanda saçları besleyecek gıda azalır, saçlar sonbahardaki ağaç yaprakları gibi tarağa yastığa dökülür durur. Başa giyilen takkenin, örtülen bezin sentetik olması; saçın hava almasını engeller. Pamuk, keten, yün olsa daha iyi olur. Saç dökülmesinin diğer sebebi düşük ph'lı şampuanlardır. Saçı dökülenler mutlaka stres çayını devamlı içmesi gerekir. Saçların ömrü 3 gün-3 sene arasıdır. Ömrünü dolduran saçlar haliyle dökülecek.

    Saç dökülmesine bitkisel etkili reçete

    3-4 hafta boyunca her gün, 1 avuç dolusu ince kıyılmış ısırganotu kökü 8-10 saat boyunca 1-2 litre suda bekletilir, sonra 3-4 avuç ısırganotu yaprağı eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10 dakika boyunca, üstü kapalı olarak demlenmeye bırakılır ve süzülür. Bu suyla kafa derisi ve saçlar 5 dakika boyunca yıkanır ve kafa derisine masaj yapılır. Ama her yıkamadan önce, kafa derisine, İsveç Şurubu ve ısırganotu tentürü ile dönüşümlü olarak friksiyonlar yapılır. Daha ilk haftada saç dökülmesi durur ve tedavi süresinin sonuna doğru yeni saçlar çıkmaya başlar. Daha sonra bu tedavi 3-4 günde bir uygulanırsa, saç dökülmesi uzun vadede önlenmiş olur ve saçlar, esneklik ve parlaklık kazanarak, sağlıklı bir görünüme de sahip olurlar Şampuan seçiminde zeytinyağlı olanlar tercih edilmelidir.. Bu tedavi, kepeklenmeye karşı da çok etkilidir.

    Saçkıran'ın birçok sebebi vardır. Saçkıranın stres sonucu çıkması ayrı bir araştırma konusudur. Avuç içi gibi saçlar öbek öbek dökülür. Mikrobik sebepleri vardır.

    Saç Kıran Bitkilerlerle tedavisi


    Tedaviye başlarken stres çayı ( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )ile başlamak şarttır( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )karışımı ıhlamur gibi kaynatılıp günde 3 su bardağı içilir. Bazı berberler mikroplan Öldürmek için sirke ruhu ile kafayı yakarlar. Sakın saçınızı yaktırmayınız. Aksi takdirde kızaran deri ve kafadan çok zor saç çıkar. Pelin otu sirke ile kaynatılıp kafa her gün yıkanır. Sarımsak ezilip, kına ve zeytinyağı ile merhem yapılıp hergün saç kıranlı yere sürülür. Stres çayına ( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )devam edilip, bu kürlerde uygulanırsa kısa sürede saçınız çıkar.

    Bitkisel Saç Bakımı Saç kıran bitkilerle tedavisisi

    Konu Saati  10:00  |  in  Saç Dökülmesi  |  Devamı»

    Saçkıran'ın birçok sebebi vardır. Saçkıranın stres sonucu çıkması ayrı bir araştırma konusudur. Avuç içi gibi saçlar öbek öbek dökülür. Mikrobik sebepleri vardır.

    Saç Kıran Bitkilerlerle tedavisi


    Tedaviye başlarken stres çayı ( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )ile başlamak şarttır( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )karışımı ıhlamur gibi kaynatılıp günde 3 su bardağı içilir. Bazı berberler mikroplan Öldürmek için sirke ruhu ile kafayı yakarlar. Sakın saçınızı yaktırmayınız. Aksi takdirde kızaran deri ve kafadan çok zor saç çıkar. Pelin otu sirke ile kaynatılıp kafa her gün yıkanır. Sarımsak ezilip, kına ve zeytinyağı ile merhem yapılıp hergün saç kıranlı yere sürülür. Stres çayına ( 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu )devam edilip, bu kürlerde uygulanırsa kısa sürede saçınız çıkar.


    Kalbin atar damarlara pompaladığı kanın basıncına tansiyon denir. Kalp akciğerlerden temiz okijenle temizlenmiş olarak gelen kanı yüksek basınçla atardamarlara sevkeder. Kalbin bu pompalama esanasında yaptığı basınç 120 mm. civa basıncına eşittir. Buna büyük tansiyon denir. Kalp gevşeyince bu basınç 80'e düşer. Buna da küçük tansiyon denilir. Tansiyon rahatsızlıkları hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve Hipotansiyon (düşük tansiyon) sek­ inde isimlendirilir. Düşük tansiyon genellikle kadınların adet günlerinde olur. Fazla limon yiyenin kanı incelenenlerde, delibal yiyenlerde de görünür. Güneş çarpması da tansiyonu düşürür. Hiper tansiyon; damarlardaki kan miktarının artması, damar civarına basınç uygulanması ve danar direncinin artarak elastikiyetinin azalması ile ortaya çıkar. Hiper tansiyonun bir sebebi de böbrek rahatsızlıklarıdır. ikinci sebebi, pisikolojiktir, yani stresdir. Üçüncü sebebi ise damara basınç uygulanmasıdır.

    Belirtileri: Baş dönmesi, sersemlik, sendeleme, ense ağrısı, yorgunluk, burun kanaması, sinirlilik, sanki kafada bir ton yük taşıyormuş gibi basınç.

    Bitkilerle Tedavi
    Tansiyonun en iyi ilacı incir yemektir. Düşüğü çıkarır, yükseği indirir. Yani dengeler. Hergün düzenli olarak 200 gr. incir yenmelidir. Düşük tansiyonu tuzlu ayran içmek düzene sokar Potasyum içeren incir, üzüm,kavun, karpuz tansiyona faydalıdır. Tansiyonu regüle eder. Mümkünse zeytin ağacında yetişen 2/3 ökse otu, 1/3 zeytin yaprağı ve kekik karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içilmeye devam edilir. Sarımsak yenmeye devam edilir. Sarımsak şurubu ve sarımsak hapı yutulur. Limonata içilir, limon yenmeye devam edilir. Kanın akışkanlığı arttırılır. Kolesterolü arttıran gıdalardan uzak durulur, kolesterol, tansiyonu da etkiler. Civan perçemi, az pelin otu karışımı içilmeye deyam edilir. Turunç, greyfurt tansiyonu düşürür. Eğer böbreğiniz rahatsız ise böbreğinizin rahatsızlığını tedavi edin. Böbrek tedavi olmazsa tansiyonunuz düşse bile tekrar çıkar. (Böbrek hastalıklarına bak) Eğer tansiyonunuzun stresle ilişkisi varsa, yani sinirli birisi iseniz.2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içiniz. Eğer midenizde safra birikintisi varsa, midenizi komple yıkatın, göreceksiniz çok rahat edecek­siniz. Kan aldırmak ve Hacamat yaptırmak tansiyon için faydalıdır.

    Tansiyon hastalığı ve tansiyona iyi gelen gıdalar(Bitkisel Destekler)

    Konu Saati  06:51  |  in  Şifalı Besinler  |  Devamı»


    Kalbin atar damarlara pompaladığı kanın basıncına tansiyon denir. Kalp akciğerlerden temiz okijenle temizlenmiş olarak gelen kanı yüksek basınçla atardamarlara sevkeder. Kalbin bu pompalama esanasında yaptığı basınç 120 mm. civa basıncına eşittir. Buna büyük tansiyon denir. Kalp gevşeyince bu basınç 80'e düşer. Buna da küçük tansiyon denilir. Tansiyon rahatsızlıkları hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve Hipotansiyon (düşük tansiyon) sek­ inde isimlendirilir. Düşük tansiyon genellikle kadınların adet günlerinde olur. Fazla limon yiyenin kanı incelenenlerde, delibal yiyenlerde de görünür. Güneş çarpması da tansiyonu düşürür. Hiper tansiyon; damarlardaki kan miktarının artması, damar civarına basınç uygulanması ve danar direncinin artarak elastikiyetinin azalması ile ortaya çıkar. Hiper tansiyonun bir sebebi de böbrek rahatsızlıklarıdır. ikinci sebebi, pisikolojiktir, yani stresdir. Üçüncü sebebi ise damara basınç uygulanmasıdır.

    Belirtileri: Baş dönmesi, sersemlik, sendeleme, ense ağrısı, yorgunluk, burun kanaması, sinirlilik, sanki kafada bir ton yük taşıyormuş gibi basınç.

    Bitkilerle Tedavi
    Tansiyonun en iyi ilacı incir yemektir. Düşüğü çıkarır, yükseği indirir. Yani dengeler. Hergün düzenli olarak 200 gr. incir yenmelidir. Düşük tansiyonu tuzlu ayran içmek düzene sokar Potasyum içeren incir, üzüm,kavun, karpuz tansiyona faydalıdır. Tansiyonu regüle eder. Mümkünse zeytin ağacında yetişen 2/3 ökse otu, 1/3 zeytin yaprağı ve kekik karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içilmeye devam edilir. Sarımsak yenmeye devam edilir. Sarımsak şurubu ve sarımsak hapı yutulur. Limonata içilir, limon yenmeye devam edilir. Kanın akışkanlığı arttırılır. Kolesterolü arttıran gıdalardan uzak durulur, kolesterol, tansiyonu da etkiler. Civan perçemi, az pelin otu karışımı içilmeye deyam edilir. Turunç, greyfurt tansiyonu düşürür. Eğer böbreğiniz rahatsız ise böbreğinizin rahatsızlığını tedavi edin. Böbrek tedavi olmazsa tansiyonunuz düşse bile tekrar çıkar. (Böbrek hastalıklarına bak) Eğer tansiyonunuzun stresle ilişkisi varsa, yani sinirli birisi iseniz.2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içiniz. Eğer midenizde safra birikintisi varsa, midenizi komple yıkatın, göreceksiniz çok rahat edecek­siniz. Kan aldırmak ve Hacamat yaptırmak tansiyon için faydalıdır.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top