• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • Endokrin Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    Endokrin Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

    2 Mart 2014 Pazar



    Tiroit hastaları için Ahmet Maranki‘nin tavsiyeleri var. Öncelikle aşırıya kaçmadan günlük olarak dereotu ve tere tüketmelisiniz diyor. Ahmet Maranki konuşmasında "Hipertiroidi olan kişiler, her gün bir demet dereotu yemelidirler. Bunun yanında maydanoz ve rokada tüketin. Tiroidinizi asla aldırmayın. Kalan ömrünüzü sağlıksız ve huzursuz geçirmemek için bıçak altına yatmayın. Cevizi suyun içine perdesiyle birlikte atın. 5 gün kaldıktan sonra o suyu için. Ceviz yağını da alıp boğazınıza sürün."dedi. Ahmet Marankinin troit(guatr) hastaları için verdiği kürlere bir göz atalım.


    Tiroid için Adaçayı Kürü


    Adaçayını her gece yudum yudum için, aynı zamanda gargarasını da yapın. Üç hafta boyunca buna devam edin. Bir hafta ara verdikten sonra tekrar ayın kürü yapın.

    Troit için ceviz kürü

    Tiroid rahatsızlıkları kişinin hayatını olumsuz etkiler. Tiroid için Ahmet Maranki’nin önerdiği ceviz kürü şöyle yapılıyor: Bir kaç adet cevizi bir su bardağında bir kaç gün bekletin ve cevizi yedikten sonra suyunu için. Bu uygulamayı hergün yaparsanız bir kaç hafta içinde kendinizdeki değişikliği farkedeceksiniz

    Bundan başka ceviz arasındaki ince perdeden 25, 30 adetini bir litre suda bekletin ve onu da aynı şekilde hergün tüketirseniz tiroid için faydasını göreceksiniz.

    Troit hastaları hakiki ceviz yağını tiroid bölgesine sürün her gece üstünü streçle kapatın 20 gün uygulayın 1 hatfa ara verin, ve 20 gün daha devam edin 3 ay boyunca tekrarlayın.

    -Cevizin içindeki perdelerden 50 adet perdeyi alın. 1litre suya koyun ve ağzını kapatın. Kapalı yerde 7 gün bekletin; her gün 1 fincan bu sudan için. 20 gün boyunca birer hafta ara vererek uygulayın.

    -Cevizin recelini ve cevizin kendisini tüketin





    Ahmet Maranki Tiroid için faydalı bitkisel kürler

    Konu Saati  13:05  |  in  Endokrin Hastalıklar  |  Devamı»



    Tiroit hastaları için Ahmet Maranki‘nin tavsiyeleri var. Öncelikle aşırıya kaçmadan günlük olarak dereotu ve tere tüketmelisiniz diyor. Ahmet Maranki konuşmasında "Hipertiroidi olan kişiler, her gün bir demet dereotu yemelidirler. Bunun yanında maydanoz ve rokada tüketin. Tiroidinizi asla aldırmayın. Kalan ömrünüzü sağlıksız ve huzursuz geçirmemek için bıçak altına yatmayın. Cevizi suyun içine perdesiyle birlikte atın. 5 gün kaldıktan sonra o suyu için. Ceviz yağını da alıp boğazınıza sürün."dedi. Ahmet Marankinin troit(guatr) hastaları için verdiği kürlere bir göz atalım.


    Tiroid için Adaçayı Kürü


    Adaçayını her gece yudum yudum için, aynı zamanda gargarasını da yapın. Üç hafta boyunca buna devam edin. Bir hafta ara verdikten sonra tekrar ayın kürü yapın.

    Troit için ceviz kürü

    Tiroid rahatsızlıkları kişinin hayatını olumsuz etkiler. Tiroid için Ahmet Maranki’nin önerdiği ceviz kürü şöyle yapılıyor: Bir kaç adet cevizi bir su bardağında bir kaç gün bekletin ve cevizi yedikten sonra suyunu için. Bu uygulamayı hergün yaparsanız bir kaç hafta içinde kendinizdeki değişikliği farkedeceksiniz

    Bundan başka ceviz arasındaki ince perdeden 25, 30 adetini bir litre suda bekletin ve onu da aynı şekilde hergün tüketirseniz tiroid için faydasını göreceksiniz.

    Troit hastaları hakiki ceviz yağını tiroid bölgesine sürün her gece üstünü streçle kapatın 20 gün uygulayın 1 hatfa ara verin, ve 20 gün daha devam edin 3 ay boyunca tekrarlayın.

    -Cevizin içindeki perdelerden 50 adet perdeyi alın. 1litre suya koyun ve ağzını kapatın. Kapalı yerde 7 gün bekletin; her gün 1 fincan bu sudan için. 20 gün boyunca birer hafta ara vererek uygulayın.

    -Cevizin recelini ve cevizin kendisini tüketin





    Ahmet Maranki Bitkisel diyabet tedavisi kan şekeri düşürme formülü



    Prof. Dr. Ahmet Maranki kan şekerini düşürmek için yulaf, kereviz tohumu, arpa çimi, okaliptüs yaprağı, ceviz yaprağı, karadut yaprağı, keçi sakalı, dulavrat otu, hindiba, zeytin yaprağı, ardıç tohumu, böğürtlen yaprağı, yaban mersini, adaçayı veya aslanpençesi bitkilerinden hangisi kullanılmak isteniyorsa, o bitkinin çayı hazırlanıp rahatsızlığın durumuna göre günde 3-4 bardak kadar içilmesini önermektedir.

    Kan şekerini düşürmek için çay tarifi

    Karahindiba ceviz yaprağı ile birlikte çay biçiminde kaynatılır ve demlendikten sonra içilir. Sayın Maranki bu kürden günde kaç bardak içileceğini belirtmemiştir ancak yukarıdaki bilgiler ışığında günde 3-4 bardak içileceği anlaşılmaktadır.

    Ahmet Maranki yabani hindiba çayı

    Yabani hindiba zeytinyağı ile birlikte kaynatılıp demlendikten sonra içilir. Sayın Maranki bu kürden de günde kaç bardak içileceğini belirtmemiştir ancak yukarıdaki bilgiler ışığında günde 3-4 bardak içileceği anlaşılmaktadır.

    Bu kürlere ek olarak Ahmet Maranki diyabet tedavisi ve kan şekerini düşürmek için lahana, turp, marul, tere, patlıcan ve domatesin de kan şekerini düşüren sebzeler arasında olduğunu belirtmiştir.

    Ahmet Maranki Diyabet için kan şekerini düşürmek için çay tarifi

    Konu Saati  08:13  |  in  Endokrin Hastalıklar  |  Devamı»

    Ahmet Maranki Bitkisel diyabet tedavisi kan şekeri düşürme formülü



    Prof. Dr. Ahmet Maranki kan şekerini düşürmek için yulaf, kereviz tohumu, arpa çimi, okaliptüs yaprağı, ceviz yaprağı, karadut yaprağı, keçi sakalı, dulavrat otu, hindiba, zeytin yaprağı, ardıç tohumu, böğürtlen yaprağı, yaban mersini, adaçayı veya aslanpençesi bitkilerinden hangisi kullanılmak isteniyorsa, o bitkinin çayı hazırlanıp rahatsızlığın durumuna göre günde 3-4 bardak kadar içilmesini önermektedir.

    Kan şekerini düşürmek için çay tarifi

    Karahindiba ceviz yaprağı ile birlikte çay biçiminde kaynatılır ve demlendikten sonra içilir. Sayın Maranki bu kürden günde kaç bardak içileceğini belirtmemiştir ancak yukarıdaki bilgiler ışığında günde 3-4 bardak içileceği anlaşılmaktadır.

    Ahmet Maranki yabani hindiba çayı

    Yabani hindiba zeytinyağı ile birlikte kaynatılıp demlendikten sonra içilir. Sayın Maranki bu kürden de günde kaç bardak içileceğini belirtmemiştir ancak yukarıdaki bilgiler ışığında günde 3-4 bardak içileceği anlaşılmaktadır.

    Bu kürlere ek olarak Ahmet Maranki diyabet tedavisi ve kan şekerini düşürmek için lahana, turp, marul, tere, patlıcan ve domatesin de kan şekerini düşüren sebzeler arasında olduğunu belirtmiştir.

    26 Şubat 2014 Çarşamba

    Dünyada 300 milyon civarında diyabet hastası bulunmaktadır. Bu sayının yanlış beslenme alışkanlıklarına ve artan obezite oranına bağlı olarak hızla artması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda toplumda önemli bir sağlık sorunu haline gelecek olan diyabet, üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Tip I diyabet tedavisinde insülinin alternatifsiz olması, tip II diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik ilaçların karaciğer ve böbreklerde ciddi toksisite oluşturması sebebiyle yeni ilaçların keşfedilmesi için yapılan çalışmalar giderek artmaktadır. Bitkiler, antidiyabetik etkili yeni ilaç keşfinde önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.

    Doğal kaynakların diyabet tedavisinde kullanılması ve bu kaynaklardan hareketle yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesi çalışmaları 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Galega officinalis bitkisi üzerinde yapılan ilk çalışmalarda bitkinin hipoglisemik etkili guanidin türevi bileşiklerce zengin olduğu bulunmuştur. Guanidin türevlerinin, klinik denemelerde ortaya çıkan toksisiteleri nedeniyle toksisitesi daha düşük olan alkali diguanidinler sentezlenmiştir ve 1920’li yıllarda tüm Avrupa’da Sintalin A ve B, oral antidiyabetik ilaçlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. İnsülinin tedavi alanına girmesiyle diguanidinlerin kullanımı azalsa da bugün türevlerinden biri olan metformin tedavide halen kullanılmaktadır. Günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürünün yanı sıra birçok vitamin ve mineral diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır.

    Literatürde diyabet tedavisinde kullanılan bitkiler ve diğer gıda destekleri ile ilgili yapılmış 30.000’den fazla araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar içerisinde in vitro, in vivo ve klinik çalışmalar yer almaktadır. Bu makalede tartışılan bitkisel ürünler ve gıda destekleri seçilirken, gerek eczanelerde gerekse eczane dışında diyabet hastalarına sunulan ürünlerin içeriğinde bulunan bitkiler, mineraller ve bazı doğal ürünler hakkında yapılan klinik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen güvenilir bulgular göz önünde bulundurulmuştur. Makalemizde bu ürünlerin literatürde belirtilen etki şekilleri ile ilgili bir sınıflandırma yapılmış ve ürünler bu sıra içerisinde incelenmiştir. Tablo 1 ’de bu sınıflandırmanın ayrıntıları gösterilmiştir.
    Tablo 1:Diyabette Tedaviye Destek Amacıyla Kullanılan Doğal Ürünlerin Etki Şekillerine Göre



    Hipoglisemik Etkili Bitkiler


    Hipoglisemik etkili ilaçlar ve doğal ürünler pankreas beta hücrelerinden insülin üretimini arttırmak suretiyle hipoglisemi oluşturarak etki gösterirler. Bu mekanizma ile etki eden ilaçlar ve doğal ürünler sadece tip II diyabet hastalarında faydalı olurken, tüm tip I diyabetlilerde ve insülin üretme yeteneğini kaybetmiş tip II diyabet hastalarında etkisizdirler.

    Bu grupta yer alan doğal ürünlerin bir kısmı, doğrudan insülin salıverilmesini arttırarak etki gösterirken bir kısmı da içeriğinde bulunan insülin benzeri etki gösteren bileşikler nedeniyle kan glikoz miktarını düşürürüler.

    Banaba (Lagerstroemia speciosa)

    Kullanılan kısmı: Yaprak
    Etkili maddeleri: Korozolik asit ve elajik tanenler

    Banaba bitkisi (Lythraceae); pembe mor çiçekli, 20 metreye kadar uzayan, Filipinler, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da doğal olarak yetişen, çalımsı bir ağaçtır. Banaba, adipozitlerin glikoz tüketimini arttırarak insülin benzeri etki göstermektedir. Diyabetik hastalar ile yapılan klinik çalışmalarda, ekstrelerin insülin benzeri etki meydana getirdiği, insülin reseptörlerini aktive ettiği ve glikozun hücre içine taşınmasını uyardığı bulunmuştur.

    Amerika’da 56 hasta ile yapılan bir klinik çalışmalarda, 2 hafta boyunca günde 48 mg %1 korozolik asit içeren standardize banaba ekstresini (Glucosol TM ) kullanan tip II diyabet hastalarının kan şekerlerinin %30 oranında düştüğü görülmüştür. Lipofilik olan bu ekstrenin yumuşak jelatin kapsüller şeklinde alınmasının kuru ekstrenin katı formda kullanılmasından daha etkili olduğu belirlenmiştir.

    Önerilen doz 48 mg/gündür.

    Kudret Narı, Bitter Melon (Momordica charantia):


    Kullanılan kısmı: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj
    Etkili maddeleri: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj

    Kudret narı, Cucurbitaceae familyasından, Hindistan, Güneybatı Asya, Çin, Afrika, Karayipler ve Akdeniz ülkeleri gibi birçok ülkede meyvesi için yetiştirilen, tropik ve subtropik iklimlerde doğal yayılış gösteren bir bitkidir.

    Bitki, Güneydoğu Asya’da diyabete karşı kullanılan doğal ürünler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kudret narı, taşıdığı “pinsülin”, “bitki insülini” ya da “polipeptitP” adı ile bilinen polipeptit yapılı bir bileşik nedeniyle insülin benzeri etki göstermektedir. Bu etki subkütan enjeksiyon ile belirlendiğinden, oral kullanımdaki etkinlik ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu maddenin farmakokinetiği sığır insülinine benzer, 3060 dakikada etki başlar ve yaklaşık 4 saatte maksimum etki görülür. Meyve suyunun, tip II diyabet hastalarına oral yolla (57 gram/gün) uygulandığı bir klinik çalışmada, glikoz toleransı %73 oranında iyileşmiştir.

    Başka bir çalışmada ise günlük 15 gram sulu ekstre verilen hastaların tokluk kan şekerleri %54 oranında, glikozile hemoglobin ( HbA 1c ) seviyesi ise %11 oranında düşmüştür. Ayrıca bitkinin alkollü ekstresinden elde edilen karantin, deney hayvanlarında tolbutamitten daha kuvvetli hipoglisemik etki göstermiştir. Kudret narının meyve suyu, tozu, ekstresi hatta pişirilmiş meyvesi birçok farklı formülasyon halinde tip II diyabet hastalarında denenmiştir. Bu formülasyonları kullanan çoğu hastada kan glikozu kontrol altına alınmış ve HbA1c miktarı düşmüştür.

    Günlük önerilen doz; günde 2 veya 3 defa 5 ml tentür (günde maksimum 50 ml). Meyvenin suyu çok acı olduğu için ekstrenin liyofilize edilmiş toz halinde kapsül olarak kullanımı daha kolaydır.

    Kudret narı üzerinde birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Bitki bazı klinik çalışmalarda etkili, bazılarında ise etkisiz bulunmuştur. Bu tartışmalı sonuçların temel sebebi çalışmalarda kullanılan ekstrelerin standardize edilmemiş olmasıdır. Bitki üzerindeki klinik araştırmalar devam etmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Bitkinin meyvelerinde bulunan bazı bileşiklerin kadın ve erkeklerde infertiliteyi arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca etkili bileşikler anne sütüne geçebildiği için bitkinin emzirenler tarafından kullanılması sakıncalıdır.

    Bitki, uterus kasılmalarını arttırdığından düşüğe sebep olabilir bu nedenle hamileler tarafından kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Çemen, Fenugreek (Trigonella foenumgraecum)


    Kullanılan kısmı: Tohum
    Etkili bileşikleri: Steroidal saponozitler (diosgenin, yamogenin), pridin tipi alkoloitler (gentianin, trigonellin), proteinler, serbest aminoasitler, flavon ve flavonoller, müsilaj polisakkaritler ve lipitler.

    Çemen, Fabaceae familyasından tüm dünyada kültürü yapılan, yaprakları ve tohumları baharat olarak kullanılan otsu bir bitkidir. Yapılan klinik çalışmalarda, öğünleri ile 15 gram toz edilmiş çemen tohumu tüketen tip II diyabet hastalarının tokluk kan glikoz seviyelerinin kontrole göre daha düşük olduğu görülmüştür.

    60 hasta ile yapılan bir çalışmada, hastalara günde iki defa 12,5 gram tohum tozu yemeklerle birlikte verilmiş, hastaların açlık, tokluk glikoz seviyeleri ve HbA 1c seviyelerinde düşüş görülmüştür.

    Bu etkinin, çemen tohumunun kitle oluşturarak gastrointestinal kanaldan karbonhidrat emilimini yavaşlatmasından kaynaklanabileceği belirtilmiştir. Tip I diyabetli 10 hastada yapılan 10 günlük bir çalışmada, hastalara günde 2 defa 50 gram saponozitlerinden ve yağlarından arındırılmış çemen tohumu verilmiştir. Süre sonunda oral glukoz tolerans testi yapılmış ve açlık kan glikoz düzeylerinde anlamlı düşüşler görülmüştür.

    Başka bir randomize klinik çalışmada, 10 tip II diyabet hastasına, 15 gün boyunca 2 defa 12.5 gram çemen tohumu diyetle birlikte verilmiştir. Süre sonunda glukoz tolerans testi yapıldığında anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Plasebo kontrollü bir başka çalışmada 3 ay boyunca 30 tip II diyabetli koroner arter hastasına günde 2 sefer 2.5 gram çemen tohumu tozu uygulanmıştır. Süre sonunda hastaların LDL ve kan glikoz seviyelerinde anlamlı bir iyileşme görülmemiştir. Günde 3 kez 500-1000 mg trigonellin uygulanan hastalarda 5 günün sonunda glikoz seviyelerinde anlamlı bir azalma görülmemiştir, alkoloitlerin etkiden sorumlu maddeler olmadığı düşünülmektedir.

    Doz: Asgari günlük 15 gram çemen tohum tozunun yemeklerle beraber veya yemeklerden hemen sonra alınması ile özellikle tokluk kan glikoz seviyelerinde anlamlı iyileşmeler görülmektedir. Eğer ekstre halinde kullanılacaksa günlük 625 mg tabletlerin günde 23 defa alınması gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar :

    Antiplatelet ve antikoagülan (aspirin, varfarin gibi) ilaçları kullanan hastaların çemen tohumu kullanmaları sakıncalıdır. Bitki içerdiği maddeler nedeniyle platelet agregasyonunu inhibe edebileceğinden bu ilaçlarla kombine kullanımı kanama riskini arttırabilir.

    Bitki yüksek müsilaj içeriğinden dolayı diğer ilaçların absorbsiyonunu engelleyebilir. Diyare, gaz, uterus kontraksiyonuna ve allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamileler ve laktasyon döneminde oksitosik etkisi nedeniyle kullanılmamalıdır.

    Gurmar, Gymnema (Gymnema Sylvestre)


    Kullanılan kısmı: Yapraklar
    Etkili bileşikleri: Gimnemik asitler

    Gymnema sylvestre, Hindistan’nın tropik ormanlarında yetişen, Hintçe’de şeker yok eden anlamına gelen “gurmar” adı ile bilinen, tırmanıcı bir bitkidir. Bitkinin yaprak ekstresinin farklı mekanizmalarla (pankreas hücrelerinden insülin salıverilmesini arttırma, glikoz absorbsiyonunu engelleme, harap olmuş pankreas Langerhans adacıklarının yenilenmesini sağlama, glikoz tüketimini sağlayan enzimlerin aktivitesini arttırma, glikoneojenik enzimlerin aktivitesini azaltma) kan glikoz düzeyini düşürdüğü belirlenmiştir.

    Birçok klinik çalışmada gurmar ile insülinin kombinasyonlarının hipoglisemik etkileri araştırılmış ve ümit verici sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan bir çalışma, günde 200 mg standardize gurmar ekstresi içeren bir preparatın (GS4), ihtiyaç duyulan insülin dozunu yarıya düşürdüğü ve hem tip I hem de tip II diyabetlilerde HbA 1c ’yi düşürdüğü görülmüştür. Gliburid, tolbutamit gibi konvansiyonel hipoglisemik ilaçlarla beraber 400 mg GS4 kullanıldığında bazı hastaların ilaç dozunu azalttığı bazılarının ise ilaç kullanımını tamamen bırakacak düzeyde iyileştiği görülmüştür.

    Gurmar ekstresi GS4’ün, endojen insülin salıverilmesini arttırdığı düşünülmektedir. GS4 ve insülini birlikte kullanan bazı hastalardan alınan serum örneklerinde, pankreasın insülin üretmek için proinsülin molekülünden ayırdığı bir aminoasit zinciri olan Cpeptitin arttığı görülmüştür.

    Yetişkin dozu:
    Haftada 2575 ml (sıvı ekstreden), %10’luk yaprak dekoksiyonundan günde 3 kez 2’şer ml veya buna eşdeğer olan GS4 ekstresinden günde iki kez 200 mg, %25 gimnemik asit içerecek şekilde standardize edilmiş ekstreden günde 2 kez 250 mg alınması önerilmektedir. Yeterli bilgi bulunmadığı için çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Gurmar ekstresi GS4’ün diyabet tedavisinde ümit verici ve 20 aya kadar kullanımında güvenli olduğu söylenebilir.

    Diğer antidiyabetik ilaçlar ve ginseng, çemen tohumu, zencefil gibi kan şekerini düşürücü bitkilerle birlikte alınması hipoglisemiye sebep olabileceğinden sık sık kan şekeri ölçülmelidir. Hamile ve emzirenlerde çalışma bulunmadığından kullanılmaması daha uygundur. Diyabetik olmayan hastalarda da kan şekerini düşüreceği göz ardı edilmemelidir. Bitki kolesterol düşürücü ilaçlar ve insülinin etkinliğini arttırabilir. Antidepresanlar, sarı kantaron ve salisilatlar bu bitkinin etkinliğini arttırırken, deniz üzümü ( Ephedra ) gibi bitkiler etkisini azaltabilir. Ciddi karaciğer ve böbrek rahatsızlığı bulunanlar doktor kontrolünde kullanmalıdır.

    İnsüline Hassasiyeti Arttıranlar:


    Diyabet, insülin salıverilmesinin azaldığı ve/veya insülinin etkisinin azaldığı (insüline direnç oluşumu gibi) bir hastalıktır. Birçok doğal ürün de periferal insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterirler.

    Tarçın, Cinnamon (Cinnamomum cassia, Cinnomomum zeylanicum)


    Kullanılan kısmı: Kabuk
    Etkili bileşikleri: Uçucu yağ (%12), kumarin, zamk, müsilaj, reçineler, şeker ve prosiyanidin tip A polimerler

    Tarçın, Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde doğal olarak yetişen, Lauraceae familyasından bir ağaçtır. İki önemli türü, Seylan tarçını ( Cinnamomum zeylanicum ) ve Çin tarçınının ( Cinnamomum cassia ) aromatik kabuğu baharat olarak ve tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. İki türün kimyasal içerikleri de birbirinde farklıdır. Çin tarçını %8590 sinnamil aldehit taşırken, Seylan tarçınında bu oran %6570 tir. Bu oran tarçının kalitesine bağlı olarak değişebilir. Bitkide bulunan prosiyanidin tip A polimerleri, insülin reseptör otofosforilasyonunu geliştirir ve insüline hassasiyeti arttırarak etki gösterir

    Ayrıca bitkinin taşıdığı uçucu yağ içerisindeki fenil propanoit ve fenolik yapıdaki (sinnamilaldehit ve metil öjenol) maddelerin de antidiyabetik etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Bunlar uçucu ve kolay oksitlenen maddeler olduğundan; kabukların dekoksiyon veya infüzyon şeklinde hazırlanarak kullanılması yerine doğrudan kullanılması daha uygundur. Zaten yapılan çalışmalarda da toz edilmiş kabukların ekstreden daha etkili olduğu gösterilmiştir.

    Diğer taraftan klinik çalışmalar, Çin tarçınının Seylan tarçınından daha etkili olduğunu göstermiştir. Bitki; 2004 yılında yapılan bir ön klinik çalışmada açlık kan şekerini %1830 oranlarında düşürebildiği bulunduktan sonra büyük ilgi çekmeye başlamıştır. 40 yaş üzerindeki 60 gönüllü hasta ile yapılmış plasebo kontrollü bir çalışmada, gönüllülere ilk 40 gün yemeklerden hemen sonra 1,3 ve 6 gr tarçın tozu verilmiş, sonraki 20 gün plasebo tedavisi uygulanmıştır. Tarçın ile tedavi edilen grubun serum glikoz düzeyleri %1829 oranında düşmüştür.

    79 hasta ile yapılan 4 aylık süren diğer bir klinik çalışmada günde 3 gr tarçın ekstresi uygulanan hastaların açlık kan glikoz seviyelerinde anlamlı azalmalar görülmüştür.

    Bitkinin taşıdığı maddelerin insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterdiği düşünülmektedir.

    Ancak 2006’da yapılan diğer bir çalışma Çin tarçınının 25 postmenopozal kadında, günde 1500 mg dozda plaseboya karşı kan şekerini düşürmediği görülmüştür.

    Önerilen doz:
    Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre hipoglisemik etkinin görülebilmesi için günlük en az 1 g toz tarçının kullanılması gerekmektedir. Kan glikoz seviyesine bağlı olarak günlük doz 6 grama çıkartılarak, ya doğrudan yiyeceklere serpiştirilerek veya kapsül (500 mg kabuk tozu taşıyan) halinde kullanılabilir. Ancak günlük doz 6 gramı geçmemelidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Vazomotor merkezi uyardığı için yüksek miktarda taşikardi yapabilir, solunum hızını ve intestinal peristaltizmi arttırabilir. Bazı kişilerde uykusuzluk ve depresyon benzeri etiler gösterebilir.

    Aynı zamanda yemekle beraber veya yemekten hemen sonra alınmalıdır. Kumarin içermesinden dolayı antikoagülan ve antiplatelet ilaçlarla etkileşebilir. Emziren ve hamilelerde çalışma yapılmadığından kullanılmaması daha uygundur.

    Krom (Chromium )


    Krom çok uzun yıllardır diyabet hastaları tarafından kullanılmaktadır. Krom eksikliği, bozulmuş glikoz toleransı, hiperglisemi, glikozüri, insülin reseptörlerinin sayısındaki azalma, insüline duyarsızlaşma ve nöropati gibi diyabetin bazı özellikleri ile yakından ilişkilidir.

    Kromdan “glikoz tolerans faktörü (GTF)” olarak bahsedilse de bu tam olarak doğru değildir. Aslında GTF vücutta bulunan kompleks bir moleküldür. Yapısında glisin, sistein, glutamik asit ve iki molekül nikotinik aside bağlı krom bulunur. Yani kromum kendisi ile GTF aynı değildir ancak krom bu kompleksin aktif bir bileşenidir. Yine de piyasadaki krom gıda desteklerine Krom GTF veya benzer isimler verildiğini görmek mümkündür.

    Krom eksikliği bulunan diyabet hastalarının krom desteği kullandıklarında glikoz kontrollerinin iyileştiğini görülmüştür. Ancak asıl soru krom eksikliği bulunmayan diyabetik hastalar krom kullandığında bunun yararlı olup olmayacağıdır. Bu noktada cevap çok da net değildir. Bazı klinik çalışmalar krom pikolinat (% 88 pikolinik asit, %12 krom) kullananlarda kan glikoz, insülin ve HbA 1c seviyelerinin düştüğünü göstermiştir.

    Amerikan Diyabet Derneği, kromu sadece krom eksikliği belgelenmiş hastalara önermektedir. Ancak krom eksikliğinin belirlenmesinin zorluğu ve bunun çoğu hasta için uygulanabilir olmaması büyük bir sorundur.

    Diyabet hastalarının destek amaçlı krom kullanması, hastanın kullandığı diğer diyabet ilaçlarının dozlarının azaltılmasını sağlayabilir.

    Önerilen doz:
    Günde iki defa 100500 mikrogram.

    Dikkat edilecek husular:
    Aşırı kromun böbrek hasarı yapabileceği ve mevcut böbrek hastalıklarını ilerletebileceği konusunda bazı görüşler mevcuttur.
    Bu nedenle böbrek hastalıkları bulunan diyabet hastalarının krom desteklerini kullanmaktan kaçınmaları gerekir.

    Vanadyum (Vanadium)


    Vanadyum diyabette kullanılan diğer bir eser elementtir. İnsülin reseptörlerini aktive ederek insülinin etkisini arttırır. Vanadyumun hepatik glikojen sentezini uyardığı ve glikoneogenezi, lipolizi ve intestinal glikoz absorbsiyonunu engellediği yönünde bulgular mevcuttur. Ayrıca iskelet kaslarında glikoz alımı, kullanımı ve glikojene dönüştürülmesini de arttırdığı görülmüştür.

    Klinik çalışmalarda, vanadyumu vanadyum sülfat formunda kullanan tip II diyabet hastalarının insüline hassasiyetinin arttığı ve kan glikoz seviyelerinin düştüğü görülmüştür.

    Ancak bu çalışmalar toplamda 40’dan az insan üzerinde yürütüldüğünden küçük çaplı çalışmalardır. Ayrıca yaklaşık 31 mg elementel vanadyum gibi yüksek dozların gerekli olduğu ancak bunun da uzun süreli kullanımda güvenli olmayacağı görüşü mevcuttur. Günlük 1.8 mg dozun üzerinde vanadyumun uzun süre kullanımında böbrek hasarı riskinin arttığı görülmüştür.

    Vanadyum kemikte depo edilmekte fakat kemik yapısı ve gücü üzerine etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Pek çok çalışmada, vanadyumun bir fosfat analoğu olduğu ve vanadyumun fosfatazların inhibisyonuyla defosforilasyonunu önleyerek insülin reseptörünün distalinde serin/tirozin kinazı aktive ettiği belirtilmiştir. Çalışmalardan elde edilen veriler vanadyumun yakın dönemde diyabette kullanılabileceği yönünde ümit vericidir.

    Ginseng türleri (Kore ve Amerikan) (Panax ginseng, Panax quinquefolius):


    Kullanılan kısmı: Kökler
    Etkili bileşikleri: Triterpenik saponozit glikozitleri (ginsenozitler, panaksanozitler)

    Araliaceae familyasından, çok yıllık, etli kökleri bulunan bitkilerdir. Ginseng geleneksel tedavide tonik olarak bilinir, enerji ve kuvvet arttırıcı amaçla kullanılır. Hem Kore ginsenginin ( Panax ginseng) hem de Amerikan ginsenginin ( Panax quinquefolius ) diyabette kullanımına ilgi her geçen gün artmaktadır. Yapılan bir klinik çalışmada günlük 200 mg Panax ginseng standart ekstresinin kan glikoz ve HbA 1c seviyelerini düşürdüğü bulunuştur.

    Amerikan ginsengi üzerinde daha fazla klinik çalışma yürütülmüştür. 8 hafta boyunca, öğünden 40 dakika önce alınan 3 gram Amerikan ginsenginin (kökler doğrudan toz edilip kullanılmış) tokluk kan şekerini ve HbA 1c ’yi düşürdüğü ortaya konmuştur. Toz edilmiş kökler ile 3 farklı doz kullanılarak (3,6,9 g/gün) yapılan çift körlü ve plasebo kontrollü klinik çalışmalarda kan glikoz konsantrasyonlarının akut olarak %20 oranında iyileştiği belirlenmiştir.

    Hem Panax ginseng hem de Amerikan ginsengi, insüline direnci azaltan ve insüline hassasiyeti arttırdığı düşünülen ginsenozitler içermektedir.
    Hipoglisemik etkinin bu maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çünkü düşük miktarda ginsenozit içeren bazı preparatların kan glikozunu düşürmediği görülmüştür.
    Özellikle Amerikan ginsengi klinik çalışmalarda ve meta analizlerinde en güvenilir sonuçların elde edildiği bitkilerden birisidir.

    Önerilen doz:
    Günde 16 gram kök tozu veya 200600 mg standardize kök ekstresi

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Yüksek dozda sinirlilik ve ajitasyon oluşturabilir. Düşük dozlarda bu durum ortadan kalkmaktadır. Postmenapozal kadınlarda çok nadir de olsa vajinal kanamalara sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir. Varfarin gibi ilaçların etkinliğini azaltabilir. Mono amin oksidaz inhibitörleri ile etkileşebilir. Yüksek dozlarda uykusuzluk yapabilir. Ginseng köklerinin hipertansiyona neden olduğu şeklinde yaygın olan ifadeler bilimsel dayanaktan uzaktır.

    Sadece Sibirya ginsengi olarak bilinen ve farklı bir tür olan Eleutherococcus senticosus kökleri içerdiği lignan bileşiklerinden dolayı hipertansiyona sebep olabilmektedir.

    Karbonhidrat Absorbsiyonunu Engelleyenler:


    Gastrointestinal kanaldan karbonhidrat absorbsiyonunun yavaşlaması kan glikoz seviyesinde düşüşe neden olmaktadır. Birçok doğal ürün de bu yolla fakat farklı bir mekanizma ile etki gösterirler. Bunların çoğu lif (fiber) içermektedirler. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olarak iki tip lif vardır. Çözünebilir lifler yapışkan ve jel benzeri, çözünmeyen lifler ise selüloz gibi sert ve pütürlüdür. Çözünebilen lifli ürünler intestinal içeriğin viskozitesini arttırır, gastrik boşalma zamanını azaltır ve difüzyona karşı bir bariyer oluşturur. Bu tip lifli ürünler öğünle birlikte tüketildiğinde glikoz emilimini yavaşlatarak tokluk kan şekerinin düşmesini sağlarlar.

    Plantago ovata (Psyllium)


    Plantaginaceae familyasından Plantago ovata bitkisinin tohum kabuklarında bol miktarda çözünebilen lif bulunmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda psyllium tohumu tüketiminin tokluk kan glikoz konsantrasyonunu %1420 oranlarında düşürdüğü görülmüştür. En iyi sonuçlar, tohum tozu yemekle beraber alındığında görülmüştür. Bitkinin diyabetik hastalarda total kolesterol ve düşük dansiteli lipoproteinleri de düşürdüğü bulunmuştur.

    Daha uzun süreli klik çalışma sonuçlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bitki üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

    Amorphophallus konjac (Konyak Bitkisi)


    Bitkinin toprak altı gövdesi, yüksek oranda suda çözünmeyen bir polisakkarit olan glukomannan içerir. Glukomannan glukoz absorbsiyonunu geciktirir.

    90 gün boyunca günde 3.67.2 gram dozda alındığında, açlık kan glikoz seviyesini ortalama %29 oranında düşürmekte ve kan şekerini kontrol amacıyla kullanılan insülin veya oral hipoglisemik dozunun azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca glukomannan diyabetli hastalarda serum kolesterolünü düşürmekte, glikoz toleransını ve lipit profilini düzenlemekte de etkilidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Psyllium, glukomannan, guar zamkı, yulaf ezmesi ve diğer lifler oral yolla alınan ilaçların da absorbsiyonunu azaltabilir. Hastalar, oral yolla kullandıkları ilaçları lif alımından 14 saat sonra kullanmalıdır. Lif içeren ürünler bol su ile tüketilmelidirler. Aksi takdirde barsaklarda bazı tıkanmalara sebep olabilirler.

    Diğer doğal ürünler:


    Aşağıda tedaviye destek amaçlı kullanılan alfalipoik asit ve selenyum hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

    AlfaLipoik Asit (Alpha Lipoic Acid)


    Alfa lipoik asit endojen bir koenzimdir. Antioksidan etkilidir ve E vitamini, C vitamini, glutatyon gibi vücuttaki diğer antioksidanları yenilediği düşünülmektedir.

    Oral yolla kısa süreli alfa lipoik asit kullanan tip II diyabet hastalarında insüline duyarlılığın ve glikoz kullanımının düzenlendiği görülmüştür ancak HbA 1c seviyelerinde düşüş gözlenmemiştir.

    Diğer taraftan plasebo kontrollü, randomize, çiftkörlü, çok merkezli klinik denemeler, 4 ay süresince oral yoldan günde 800 mg alfalipoik asit alınmasının, Tip II diyabetik hastalarda kardiyak otonomik nöropatiyi anlamlı olarak düzeltiğini göstermiştir.

    Alfa lipoik asit, diyabet nedenli periferal nöropati semptomlarını gidermekte, ayak ve bacaklardaki yangı, sızlama, karıncalanma gibi hisleri azaltmaktadır. Ancak iyileşmenin fark edilebilmesi 35 hafta sürebilmektedir.

    Alfalipoik asitin obezitede kullanımı ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Hipotalamik AMP ile aktive edilen protein kinazlar üzerindeki baskılayıcı özelliği, antiobezite etkisinin mekanizması olarak öne sürülmüştür.

    Yapılan klinik çalışmalarda hastalara günde 600-1200 mg dozda alfa lipoik asit verilmektedir, daha düşük dozlarda etki görülmemektedir.

    Selenyum (Selenium)


    Selenyumun diyabetten korunma ve diyabet tedavisindeki yeri uzun yıllardır ilgi çeken bir konudur. Oksidatif stresin insülin direnci ve diyabete katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle antioksidan etkisinden ötürü selenyumun diyabet hastaları için yararlı olabileceği düşünülmüştür. Ancak yapılan popülasyon araştırmalarına göre, yüksek serum selenyum konsantrasyonu tip II diyabet oluşumu riskini arttırmaktadır.

    Yapılan son klinik çalışmalardan birinde yaklaşık 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum desteği kullanan yaşlı hastalarda tip II diyabet oluşumu riskinin arttığı kanıtlanmıştır.

    Sonuç

    Diyabette tedaviye destek amaçlı birçok doğal ürün denenmiştir ve bunlardan çoğunun tipII diyabet tedavisinde gerçekten yarar gösterecek farmakolojik etkilere sahip oldukları ortaya konmuştur.

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımda güvenilirliği ve etkinliği hakkında çalışmalar devam etmektedir. Bazı klinik çalışma sonuçlarının çelişkili çıkması, araştırmada kullanılan ekstrelerin farklı ve standardize olmamasından kaynaklanmaktadır. Klinik çalışma sonuçlarına göre özellikle tarçın ve ginseng ekstrelerinin yanı sıra krom ve alfa lipoik asitin diyabet tedavisinde destek amaçlı kullanılabileceği görülmektedir. Ülkemizde henüz preparatı bulunmayan Lagerstroemia speciosa bitkisinin standardize ekstreleri ise gelecekte diyabet tedavisinde önem kazanacaktır. Gymnema slyvestre , Momordica charantia , ve Trigonella foenumgraecum üzerinde detaylı klinik çalışmalar devem etmekte ve umut verici sonuç elde edilmektedir. Lifli ürünlerin sağlık üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Diyabet tedavisinde de intestinal glikoz absorsiyonunu yavaşlatığı için faydalı olacağı ortay konulmuştur. Lifli ürünlerin (psyllium, yulaf ezmesi, soya vb.) günlük diyetle 2050 gram kullanılmasının kan glikoz seviyesini düşürmenin yanında da birçok yararı bulunmaktadır.

    Makalemizin başında da belirtildiği gibi, birçok bitki ve doğal ürün üzerindeki araştırmalar devam etmektedir. Burada gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde ön plana çıkmış ve birçok eczanenin raflarında yerini almış olan ürünlerin içeriklerinde yer alan bitkiler tartışılmıştır. Bahsedilen bitkilerin yanında Morus nigra yaprakları (dut, mullbery leaves), Aloe vera jel , Coccinia indica yaprakları, Ficus carica (incir) yaprakları, Allium cepa (soğan), Allium sativum (sarımsak), Vaccinium myrtillus (yaban mersini, bilberry) gibi bitkiler üzerinde klinik çalışmalar devam etmektedir.

    Hipoglisemik etkili doğal ürünlerin konvansiyonel ilaçlarla birlikte kullanımı kan glikoz seviyesinin çok fazla düşmesine sebep olabilir. Diğer taraftan bu ürünlerin diğer ilaç ve besinlerle de etkileşebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye destek amaçlı kullanılacak olan bu ürünler, özellikle tipII diyabet hastalarının kullandıkları ilaç dozlarını düşürmelerini gerektirebilir. Bu nedenle hipoglisemik etkili doğal ürünleri hipoglisemik ilaçlarla beraber kullanan veya kullanacak olan hastaların bu durumu hekim ve eczacıları ile paylaşmaları son derece önemlidir.

    Kaynak:

    Doç. Dr. Mustafa ASLAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Uzm. Ecz. Nilüfer ORHAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Diyabet(Şeker Hastalığı) Bitkisel Tedavisi, Kullanılan bitkiler ve Gıda Destekleri

    Konu Saati  17:51  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

    Dünyada 300 milyon civarında diyabet hastası bulunmaktadır. Bu sayının yanlış beslenme alışkanlıklarına ve artan obezite oranına bağlı olarak hızla artması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda toplumda önemli bir sağlık sorunu haline gelecek olan diyabet, üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Tip I diyabet tedavisinde insülinin alternatifsiz olması, tip II diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik ilaçların karaciğer ve böbreklerde ciddi toksisite oluşturması sebebiyle yeni ilaçların keşfedilmesi için yapılan çalışmalar giderek artmaktadır. Bitkiler, antidiyabetik etkili yeni ilaç keşfinde önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.

    Doğal kaynakların diyabet tedavisinde kullanılması ve bu kaynaklardan hareketle yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesi çalışmaları 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Galega officinalis bitkisi üzerinde yapılan ilk çalışmalarda bitkinin hipoglisemik etkili guanidin türevi bileşiklerce zengin olduğu bulunmuştur. Guanidin türevlerinin, klinik denemelerde ortaya çıkan toksisiteleri nedeniyle toksisitesi daha düşük olan alkali diguanidinler sentezlenmiştir ve 1920’li yıllarda tüm Avrupa’da Sintalin A ve B, oral antidiyabetik ilaçlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. İnsülinin tedavi alanına girmesiyle diguanidinlerin kullanımı azalsa da bugün türevlerinden biri olan metformin tedavide halen kullanılmaktadır. Günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürünün yanı sıra birçok vitamin ve mineral diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır.

    Literatürde diyabet tedavisinde kullanılan bitkiler ve diğer gıda destekleri ile ilgili yapılmış 30.000’den fazla araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar içerisinde in vitro, in vivo ve klinik çalışmalar yer almaktadır. Bu makalede tartışılan bitkisel ürünler ve gıda destekleri seçilirken, gerek eczanelerde gerekse eczane dışında diyabet hastalarına sunulan ürünlerin içeriğinde bulunan bitkiler, mineraller ve bazı doğal ürünler hakkında yapılan klinik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen güvenilir bulgular göz önünde bulundurulmuştur. Makalemizde bu ürünlerin literatürde belirtilen etki şekilleri ile ilgili bir sınıflandırma yapılmış ve ürünler bu sıra içerisinde incelenmiştir. Tablo 1 ’de bu sınıflandırmanın ayrıntıları gösterilmiştir.
    Tablo 1:Diyabette Tedaviye Destek Amacıyla Kullanılan Doğal Ürünlerin Etki Şekillerine Göre



    Hipoglisemik Etkili Bitkiler


    Hipoglisemik etkili ilaçlar ve doğal ürünler pankreas beta hücrelerinden insülin üretimini arttırmak suretiyle hipoglisemi oluşturarak etki gösterirler. Bu mekanizma ile etki eden ilaçlar ve doğal ürünler sadece tip II diyabet hastalarında faydalı olurken, tüm tip I diyabetlilerde ve insülin üretme yeteneğini kaybetmiş tip II diyabet hastalarında etkisizdirler.

    Bu grupta yer alan doğal ürünlerin bir kısmı, doğrudan insülin salıverilmesini arttırarak etki gösterirken bir kısmı da içeriğinde bulunan insülin benzeri etki gösteren bileşikler nedeniyle kan glikoz miktarını düşürürüler.

    Banaba (Lagerstroemia speciosa)

    Kullanılan kısmı: Yaprak
    Etkili maddeleri: Korozolik asit ve elajik tanenler

    Banaba bitkisi (Lythraceae); pembe mor çiçekli, 20 metreye kadar uzayan, Filipinler, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da doğal olarak yetişen, çalımsı bir ağaçtır. Banaba, adipozitlerin glikoz tüketimini arttırarak insülin benzeri etki göstermektedir. Diyabetik hastalar ile yapılan klinik çalışmalarda, ekstrelerin insülin benzeri etki meydana getirdiği, insülin reseptörlerini aktive ettiği ve glikozun hücre içine taşınmasını uyardığı bulunmuştur.

    Amerika’da 56 hasta ile yapılan bir klinik çalışmalarda, 2 hafta boyunca günde 48 mg %1 korozolik asit içeren standardize banaba ekstresini (Glucosol TM ) kullanan tip II diyabet hastalarının kan şekerlerinin %30 oranında düştüğü görülmüştür. Lipofilik olan bu ekstrenin yumuşak jelatin kapsüller şeklinde alınmasının kuru ekstrenin katı formda kullanılmasından daha etkili olduğu belirlenmiştir.

    Önerilen doz 48 mg/gündür.

    Kudret Narı, Bitter Melon (Momordica charantia):


    Kullanılan kısmı: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj
    Etkili maddeleri: Visin, karantin momordisin, lektin yapısındaki polipeptitp, uçucu yağ ve müsilaj

    Kudret narı, Cucurbitaceae familyasından, Hindistan, Güneybatı Asya, Çin, Afrika, Karayipler ve Akdeniz ülkeleri gibi birçok ülkede meyvesi için yetiştirilen, tropik ve subtropik iklimlerde doğal yayılış gösteren bir bitkidir.

    Bitki, Güneydoğu Asya’da diyabete karşı kullanılan doğal ürünler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kudret narı, taşıdığı “pinsülin”, “bitki insülini” ya da “polipeptitP” adı ile bilinen polipeptit yapılı bir bileşik nedeniyle insülin benzeri etki göstermektedir. Bu etki subkütan enjeksiyon ile belirlendiğinden, oral kullanımdaki etkinlik ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu maddenin farmakokinetiği sığır insülinine benzer, 3060 dakikada etki başlar ve yaklaşık 4 saatte maksimum etki görülür. Meyve suyunun, tip II diyabet hastalarına oral yolla (57 gram/gün) uygulandığı bir klinik çalışmada, glikoz toleransı %73 oranında iyileşmiştir.

    Başka bir çalışmada ise günlük 15 gram sulu ekstre verilen hastaların tokluk kan şekerleri %54 oranında, glikozile hemoglobin ( HbA 1c ) seviyesi ise %11 oranında düşmüştür. Ayrıca bitkinin alkollü ekstresinden elde edilen karantin, deney hayvanlarında tolbutamitten daha kuvvetli hipoglisemik etki göstermiştir. Kudret narının meyve suyu, tozu, ekstresi hatta pişirilmiş meyvesi birçok farklı formülasyon halinde tip II diyabet hastalarında denenmiştir. Bu formülasyonları kullanan çoğu hastada kan glikozu kontrol altına alınmış ve HbA1c miktarı düşmüştür.

    Günlük önerilen doz; günde 2 veya 3 defa 5 ml tentür (günde maksimum 50 ml). Meyvenin suyu çok acı olduğu için ekstrenin liyofilize edilmiş toz halinde kapsül olarak kullanımı daha kolaydır.

    Kudret narı üzerinde birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Bitki bazı klinik çalışmalarda etkili, bazılarında ise etkisiz bulunmuştur. Bu tartışmalı sonuçların temel sebebi çalışmalarda kullanılan ekstrelerin standardize edilmemiş olmasıdır. Bitki üzerindeki klinik araştırmalar devam etmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Bitkinin meyvelerinde bulunan bazı bileşiklerin kadın ve erkeklerde infertiliteyi arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca etkili bileşikler anne sütüne geçebildiği için bitkinin emzirenler tarafından kullanılması sakıncalıdır.

    Bitki, uterus kasılmalarını arttırdığından düşüğe sebep olabilir bu nedenle hamileler tarafından kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Çemen, Fenugreek (Trigonella foenumgraecum)


    Kullanılan kısmı: Tohum
    Etkili bileşikleri: Steroidal saponozitler (diosgenin, yamogenin), pridin tipi alkoloitler (gentianin, trigonellin), proteinler, serbest aminoasitler, flavon ve flavonoller, müsilaj polisakkaritler ve lipitler.

    Çemen, Fabaceae familyasından tüm dünyada kültürü yapılan, yaprakları ve tohumları baharat olarak kullanılan otsu bir bitkidir. Yapılan klinik çalışmalarda, öğünleri ile 15 gram toz edilmiş çemen tohumu tüketen tip II diyabet hastalarının tokluk kan glikoz seviyelerinin kontrole göre daha düşük olduğu görülmüştür.

    60 hasta ile yapılan bir çalışmada, hastalara günde iki defa 12,5 gram tohum tozu yemeklerle birlikte verilmiş, hastaların açlık, tokluk glikoz seviyeleri ve HbA 1c seviyelerinde düşüş görülmüştür.

    Bu etkinin, çemen tohumunun kitle oluşturarak gastrointestinal kanaldan karbonhidrat emilimini yavaşlatmasından kaynaklanabileceği belirtilmiştir. Tip I diyabetli 10 hastada yapılan 10 günlük bir çalışmada, hastalara günde 2 defa 50 gram saponozitlerinden ve yağlarından arındırılmış çemen tohumu verilmiştir. Süre sonunda oral glukoz tolerans testi yapılmış ve açlık kan glikoz düzeylerinde anlamlı düşüşler görülmüştür.

    Başka bir randomize klinik çalışmada, 10 tip II diyabet hastasına, 15 gün boyunca 2 defa 12.5 gram çemen tohumu diyetle birlikte verilmiştir. Süre sonunda glukoz tolerans testi yapıldığında anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Plasebo kontrollü bir başka çalışmada 3 ay boyunca 30 tip II diyabetli koroner arter hastasına günde 2 sefer 2.5 gram çemen tohumu tozu uygulanmıştır. Süre sonunda hastaların LDL ve kan glikoz seviyelerinde anlamlı bir iyileşme görülmemiştir. Günde 3 kez 500-1000 mg trigonellin uygulanan hastalarda 5 günün sonunda glikoz seviyelerinde anlamlı bir azalma görülmemiştir, alkoloitlerin etkiden sorumlu maddeler olmadığı düşünülmektedir.

    Doz: Asgari günlük 15 gram çemen tohum tozunun yemeklerle beraber veya yemeklerden hemen sonra alınması ile özellikle tokluk kan glikoz seviyelerinde anlamlı iyileşmeler görülmektedir. Eğer ekstre halinde kullanılacaksa günlük 625 mg tabletlerin günde 23 defa alınması gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar :

    Antiplatelet ve antikoagülan (aspirin, varfarin gibi) ilaçları kullanan hastaların çemen tohumu kullanmaları sakıncalıdır. Bitki içerdiği maddeler nedeniyle platelet agregasyonunu inhibe edebileceğinden bu ilaçlarla kombine kullanımı kanama riskini arttırabilir.

    Bitki yüksek müsilaj içeriğinden dolayı diğer ilaçların absorbsiyonunu engelleyebilir. Diyare, gaz, uterus kontraksiyonuna ve allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamileler ve laktasyon döneminde oksitosik etkisi nedeniyle kullanılmamalıdır.

    Gurmar, Gymnema (Gymnema Sylvestre)


    Kullanılan kısmı: Yapraklar
    Etkili bileşikleri: Gimnemik asitler

    Gymnema sylvestre, Hindistan’nın tropik ormanlarında yetişen, Hintçe’de şeker yok eden anlamına gelen “gurmar” adı ile bilinen, tırmanıcı bir bitkidir. Bitkinin yaprak ekstresinin farklı mekanizmalarla (pankreas hücrelerinden insülin salıverilmesini arttırma, glikoz absorbsiyonunu engelleme, harap olmuş pankreas Langerhans adacıklarının yenilenmesini sağlama, glikoz tüketimini sağlayan enzimlerin aktivitesini arttırma, glikoneojenik enzimlerin aktivitesini azaltma) kan glikoz düzeyini düşürdüğü belirlenmiştir.

    Birçok klinik çalışmada gurmar ile insülinin kombinasyonlarının hipoglisemik etkileri araştırılmış ve ümit verici sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan bir çalışma, günde 200 mg standardize gurmar ekstresi içeren bir preparatın (GS4), ihtiyaç duyulan insülin dozunu yarıya düşürdüğü ve hem tip I hem de tip II diyabetlilerde HbA 1c ’yi düşürdüğü görülmüştür. Gliburid, tolbutamit gibi konvansiyonel hipoglisemik ilaçlarla beraber 400 mg GS4 kullanıldığında bazı hastaların ilaç dozunu azalttığı bazılarının ise ilaç kullanımını tamamen bırakacak düzeyde iyileştiği görülmüştür.

    Gurmar ekstresi GS4’ün, endojen insülin salıverilmesini arttırdığı düşünülmektedir. GS4 ve insülini birlikte kullanan bazı hastalardan alınan serum örneklerinde, pankreasın insülin üretmek için proinsülin molekülünden ayırdığı bir aminoasit zinciri olan Cpeptitin arttığı görülmüştür.

    Yetişkin dozu:
    Haftada 2575 ml (sıvı ekstreden), %10’luk yaprak dekoksiyonundan günde 3 kez 2’şer ml veya buna eşdeğer olan GS4 ekstresinden günde iki kez 200 mg, %25 gimnemik asit içerecek şekilde standardize edilmiş ekstreden günde 2 kez 250 mg alınması önerilmektedir. Yeterli bilgi bulunmadığı için çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:

    Gurmar ekstresi GS4’ün diyabet tedavisinde ümit verici ve 20 aya kadar kullanımında güvenli olduğu söylenebilir.

    Diğer antidiyabetik ilaçlar ve ginseng, çemen tohumu, zencefil gibi kan şekerini düşürücü bitkilerle birlikte alınması hipoglisemiye sebep olabileceğinden sık sık kan şekeri ölçülmelidir. Hamile ve emzirenlerde çalışma bulunmadığından kullanılmaması daha uygundur. Diyabetik olmayan hastalarda da kan şekerini düşüreceği göz ardı edilmemelidir. Bitki kolesterol düşürücü ilaçlar ve insülinin etkinliğini arttırabilir. Antidepresanlar, sarı kantaron ve salisilatlar bu bitkinin etkinliğini arttırırken, deniz üzümü ( Ephedra ) gibi bitkiler etkisini azaltabilir. Ciddi karaciğer ve böbrek rahatsızlığı bulunanlar doktor kontrolünde kullanmalıdır.

    İnsüline Hassasiyeti Arttıranlar:


    Diyabet, insülin salıverilmesinin azaldığı ve/veya insülinin etkisinin azaldığı (insüline direnç oluşumu gibi) bir hastalıktır. Birçok doğal ürün de periferal insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterirler.

    Tarçın, Cinnamon (Cinnamomum cassia, Cinnomomum zeylanicum)


    Kullanılan kısmı: Kabuk
    Etkili bileşikleri: Uçucu yağ (%12), kumarin, zamk, müsilaj, reçineler, şeker ve prosiyanidin tip A polimerler

    Tarçın, Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde doğal olarak yetişen, Lauraceae familyasından bir ağaçtır. İki önemli türü, Seylan tarçını ( Cinnamomum zeylanicum ) ve Çin tarçınının ( Cinnamomum cassia ) aromatik kabuğu baharat olarak ve tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. İki türün kimyasal içerikleri de birbirinde farklıdır. Çin tarçını %8590 sinnamil aldehit taşırken, Seylan tarçınında bu oran %6570 tir. Bu oran tarçının kalitesine bağlı olarak değişebilir. Bitkide bulunan prosiyanidin tip A polimerleri, insülin reseptör otofosforilasyonunu geliştirir ve insüline hassasiyeti arttırarak etki gösterir

    Ayrıca bitkinin taşıdığı uçucu yağ içerisindeki fenil propanoit ve fenolik yapıdaki (sinnamilaldehit ve metil öjenol) maddelerin de antidiyabetik etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Bunlar uçucu ve kolay oksitlenen maddeler olduğundan; kabukların dekoksiyon veya infüzyon şeklinde hazırlanarak kullanılması yerine doğrudan kullanılması daha uygundur. Zaten yapılan çalışmalarda da toz edilmiş kabukların ekstreden daha etkili olduğu gösterilmiştir.

    Diğer taraftan klinik çalışmalar, Çin tarçınının Seylan tarçınından daha etkili olduğunu göstermiştir. Bitki; 2004 yılında yapılan bir ön klinik çalışmada açlık kan şekerini %1830 oranlarında düşürebildiği bulunduktan sonra büyük ilgi çekmeye başlamıştır. 40 yaş üzerindeki 60 gönüllü hasta ile yapılmış plasebo kontrollü bir çalışmada, gönüllülere ilk 40 gün yemeklerden hemen sonra 1,3 ve 6 gr tarçın tozu verilmiş, sonraki 20 gün plasebo tedavisi uygulanmıştır. Tarçın ile tedavi edilen grubun serum glikoz düzeyleri %1829 oranında düşmüştür.

    79 hasta ile yapılan 4 aylık süren diğer bir klinik çalışmada günde 3 gr tarçın ekstresi uygulanan hastaların açlık kan glikoz seviyelerinde anlamlı azalmalar görülmüştür.

    Bitkinin taşıdığı maddelerin insülin reseptörlerinin hassasiyetini arttırarak etki gösterdiği düşünülmektedir.

    Ancak 2006’da yapılan diğer bir çalışma Çin tarçınının 25 postmenopozal kadında, günde 1500 mg dozda plaseboya karşı kan şekerini düşürmediği görülmüştür.

    Önerilen doz:
    Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre hipoglisemik etkinin görülebilmesi için günlük en az 1 g toz tarçının kullanılması gerekmektedir. Kan glikoz seviyesine bağlı olarak günlük doz 6 grama çıkartılarak, ya doğrudan yiyeceklere serpiştirilerek veya kapsül (500 mg kabuk tozu taşıyan) halinde kullanılabilir. Ancak günlük doz 6 gramı geçmemelidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Vazomotor merkezi uyardığı için yüksek miktarda taşikardi yapabilir, solunum hızını ve intestinal peristaltizmi arttırabilir. Bazı kişilerde uykusuzluk ve depresyon benzeri etiler gösterebilir.

    Aynı zamanda yemekle beraber veya yemekten hemen sonra alınmalıdır. Kumarin içermesinden dolayı antikoagülan ve antiplatelet ilaçlarla etkileşebilir. Emziren ve hamilelerde çalışma yapılmadığından kullanılmaması daha uygundur.

    Krom (Chromium )


    Krom çok uzun yıllardır diyabet hastaları tarafından kullanılmaktadır. Krom eksikliği, bozulmuş glikoz toleransı, hiperglisemi, glikozüri, insülin reseptörlerinin sayısındaki azalma, insüline duyarsızlaşma ve nöropati gibi diyabetin bazı özellikleri ile yakından ilişkilidir.

    Kromdan “glikoz tolerans faktörü (GTF)” olarak bahsedilse de bu tam olarak doğru değildir. Aslında GTF vücutta bulunan kompleks bir moleküldür. Yapısında glisin, sistein, glutamik asit ve iki molekül nikotinik aside bağlı krom bulunur. Yani kromum kendisi ile GTF aynı değildir ancak krom bu kompleksin aktif bir bileşenidir. Yine de piyasadaki krom gıda desteklerine Krom GTF veya benzer isimler verildiğini görmek mümkündür.

    Krom eksikliği bulunan diyabet hastalarının krom desteği kullandıklarında glikoz kontrollerinin iyileştiğini görülmüştür. Ancak asıl soru krom eksikliği bulunmayan diyabetik hastalar krom kullandığında bunun yararlı olup olmayacağıdır. Bu noktada cevap çok da net değildir. Bazı klinik çalışmalar krom pikolinat (% 88 pikolinik asit, %12 krom) kullananlarda kan glikoz, insülin ve HbA 1c seviyelerinin düştüğünü göstermiştir.

    Amerikan Diyabet Derneği, kromu sadece krom eksikliği belgelenmiş hastalara önermektedir. Ancak krom eksikliğinin belirlenmesinin zorluğu ve bunun çoğu hasta için uygulanabilir olmaması büyük bir sorundur.

    Diyabet hastalarının destek amaçlı krom kullanması, hastanın kullandığı diğer diyabet ilaçlarının dozlarının azaltılmasını sağlayabilir.

    Önerilen doz:
    Günde iki defa 100500 mikrogram.

    Dikkat edilecek husular:
    Aşırı kromun böbrek hasarı yapabileceği ve mevcut böbrek hastalıklarını ilerletebileceği konusunda bazı görüşler mevcuttur.
    Bu nedenle böbrek hastalıkları bulunan diyabet hastalarının krom desteklerini kullanmaktan kaçınmaları gerekir.

    Vanadyum (Vanadium)


    Vanadyum diyabette kullanılan diğer bir eser elementtir. İnsülin reseptörlerini aktive ederek insülinin etkisini arttırır. Vanadyumun hepatik glikojen sentezini uyardığı ve glikoneogenezi, lipolizi ve intestinal glikoz absorbsiyonunu engellediği yönünde bulgular mevcuttur. Ayrıca iskelet kaslarında glikoz alımı, kullanımı ve glikojene dönüştürülmesini de arttırdığı görülmüştür.

    Klinik çalışmalarda, vanadyumu vanadyum sülfat formunda kullanan tip II diyabet hastalarının insüline hassasiyetinin arttığı ve kan glikoz seviyelerinin düştüğü görülmüştür.

    Ancak bu çalışmalar toplamda 40’dan az insan üzerinde yürütüldüğünden küçük çaplı çalışmalardır. Ayrıca yaklaşık 31 mg elementel vanadyum gibi yüksek dozların gerekli olduğu ancak bunun da uzun süreli kullanımda güvenli olmayacağı görüşü mevcuttur. Günlük 1.8 mg dozun üzerinde vanadyumun uzun süre kullanımında böbrek hasarı riskinin arttığı görülmüştür.

    Vanadyum kemikte depo edilmekte fakat kemik yapısı ve gücü üzerine etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Pek çok çalışmada, vanadyumun bir fosfat analoğu olduğu ve vanadyumun fosfatazların inhibisyonuyla defosforilasyonunu önleyerek insülin reseptörünün distalinde serin/tirozin kinazı aktive ettiği belirtilmiştir. Çalışmalardan elde edilen veriler vanadyumun yakın dönemde diyabette kullanılabileceği yönünde ümit vericidir.

    Ginseng türleri (Kore ve Amerikan) (Panax ginseng, Panax quinquefolius):


    Kullanılan kısmı: Kökler
    Etkili bileşikleri: Triterpenik saponozit glikozitleri (ginsenozitler, panaksanozitler)

    Araliaceae familyasından, çok yıllık, etli kökleri bulunan bitkilerdir. Ginseng geleneksel tedavide tonik olarak bilinir, enerji ve kuvvet arttırıcı amaçla kullanılır. Hem Kore ginsenginin ( Panax ginseng) hem de Amerikan ginsenginin ( Panax quinquefolius ) diyabette kullanımına ilgi her geçen gün artmaktadır. Yapılan bir klinik çalışmada günlük 200 mg Panax ginseng standart ekstresinin kan glikoz ve HbA 1c seviyelerini düşürdüğü bulunuştur.

    Amerikan ginsengi üzerinde daha fazla klinik çalışma yürütülmüştür. 8 hafta boyunca, öğünden 40 dakika önce alınan 3 gram Amerikan ginsenginin (kökler doğrudan toz edilip kullanılmış) tokluk kan şekerini ve HbA 1c ’yi düşürdüğü ortaya konmuştur. Toz edilmiş kökler ile 3 farklı doz kullanılarak (3,6,9 g/gün) yapılan çift körlü ve plasebo kontrollü klinik çalışmalarda kan glikoz konsantrasyonlarının akut olarak %20 oranında iyileştiği belirlenmiştir.

    Hem Panax ginseng hem de Amerikan ginsengi, insüline direnci azaltan ve insüline hassasiyeti arttırdığı düşünülen ginsenozitler içermektedir.
    Hipoglisemik etkinin bu maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çünkü düşük miktarda ginsenozit içeren bazı preparatların kan glikozunu düşürmediği görülmüştür.
    Özellikle Amerikan ginsengi klinik çalışmalarda ve meta analizlerinde en güvenilir sonuçların elde edildiği bitkilerden birisidir.

    Önerilen doz:
    Günde 16 gram kök tozu veya 200600 mg standardize kök ekstresi

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Yüksek dozda sinirlilik ve ajitasyon oluşturabilir. Düşük dozlarda bu durum ortadan kalkmaktadır. Postmenapozal kadınlarda çok nadir de olsa vajinal kanamalara sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir. Varfarin gibi ilaçların etkinliğini azaltabilir. Mono amin oksidaz inhibitörleri ile etkileşebilir. Yüksek dozlarda uykusuzluk yapabilir. Ginseng köklerinin hipertansiyona neden olduğu şeklinde yaygın olan ifadeler bilimsel dayanaktan uzaktır.

    Sadece Sibirya ginsengi olarak bilinen ve farklı bir tür olan Eleutherococcus senticosus kökleri içerdiği lignan bileşiklerinden dolayı hipertansiyona sebep olabilmektedir.

    Karbonhidrat Absorbsiyonunu Engelleyenler:


    Gastrointestinal kanaldan karbonhidrat absorbsiyonunun yavaşlaması kan glikoz seviyesinde düşüşe neden olmaktadır. Birçok doğal ürün de bu yolla fakat farklı bir mekanizma ile etki gösterirler. Bunların çoğu lif (fiber) içermektedirler. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olarak iki tip lif vardır. Çözünebilir lifler yapışkan ve jel benzeri, çözünmeyen lifler ise selüloz gibi sert ve pütürlüdür. Çözünebilen lifli ürünler intestinal içeriğin viskozitesini arttırır, gastrik boşalma zamanını azaltır ve difüzyona karşı bir bariyer oluşturur. Bu tip lifli ürünler öğünle birlikte tüketildiğinde glikoz emilimini yavaşlatarak tokluk kan şekerinin düşmesini sağlarlar.

    Plantago ovata (Psyllium)


    Plantaginaceae familyasından Plantago ovata bitkisinin tohum kabuklarında bol miktarda çözünebilen lif bulunmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda psyllium tohumu tüketiminin tokluk kan glikoz konsantrasyonunu %1420 oranlarında düşürdüğü görülmüştür. En iyi sonuçlar, tohum tozu yemekle beraber alındığında görülmüştür. Bitkinin diyabetik hastalarda total kolesterol ve düşük dansiteli lipoproteinleri de düşürdüğü bulunmuştur.

    Daha uzun süreli klik çalışma sonuçlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bitki üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

    Amorphophallus konjac (Konyak Bitkisi)


    Bitkinin toprak altı gövdesi, yüksek oranda suda çözünmeyen bir polisakkarit olan glukomannan içerir. Glukomannan glukoz absorbsiyonunu geciktirir.

    90 gün boyunca günde 3.67.2 gram dozda alındığında, açlık kan glikoz seviyesini ortalama %29 oranında düşürmekte ve kan şekerini kontrol amacıyla kullanılan insülin veya oral hipoglisemik dozunun azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca glukomannan diyabetli hastalarda serum kolesterolünü düşürmekte, glikoz toleransını ve lipit profilini düzenlemekte de etkilidir.

    Dikkat edilmesi gereken durumlar:
    Psyllium, glukomannan, guar zamkı, yulaf ezmesi ve diğer lifler oral yolla alınan ilaçların da absorbsiyonunu azaltabilir. Hastalar, oral yolla kullandıkları ilaçları lif alımından 14 saat sonra kullanmalıdır. Lif içeren ürünler bol su ile tüketilmelidirler. Aksi takdirde barsaklarda bazı tıkanmalara sebep olabilirler.

    Diğer doğal ürünler:


    Aşağıda tedaviye destek amaçlı kullanılan alfalipoik asit ve selenyum hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

    AlfaLipoik Asit (Alpha Lipoic Acid)


    Alfa lipoik asit endojen bir koenzimdir. Antioksidan etkilidir ve E vitamini, C vitamini, glutatyon gibi vücuttaki diğer antioksidanları yenilediği düşünülmektedir.

    Oral yolla kısa süreli alfa lipoik asit kullanan tip II diyabet hastalarında insüline duyarlılığın ve glikoz kullanımının düzenlendiği görülmüştür ancak HbA 1c seviyelerinde düşüş gözlenmemiştir.

    Diğer taraftan plasebo kontrollü, randomize, çiftkörlü, çok merkezli klinik denemeler, 4 ay süresince oral yoldan günde 800 mg alfalipoik asit alınmasının, Tip II diyabetik hastalarda kardiyak otonomik nöropatiyi anlamlı olarak düzeltiğini göstermiştir.

    Alfa lipoik asit, diyabet nedenli periferal nöropati semptomlarını gidermekte, ayak ve bacaklardaki yangı, sızlama, karıncalanma gibi hisleri azaltmaktadır. Ancak iyileşmenin fark edilebilmesi 35 hafta sürebilmektedir.

    Alfalipoik asitin obezitede kullanımı ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Hipotalamik AMP ile aktive edilen protein kinazlar üzerindeki baskılayıcı özelliği, antiobezite etkisinin mekanizması olarak öne sürülmüştür.

    Yapılan klinik çalışmalarda hastalara günde 600-1200 mg dozda alfa lipoik asit verilmektedir, daha düşük dozlarda etki görülmemektedir.

    Selenyum (Selenium)


    Selenyumun diyabetten korunma ve diyabet tedavisindeki yeri uzun yıllardır ilgi çeken bir konudur. Oksidatif stresin insülin direnci ve diyabete katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle antioksidan etkisinden ötürü selenyumun diyabet hastaları için yararlı olabileceği düşünülmüştür. Ancak yapılan popülasyon araştırmalarına göre, yüksek serum selenyum konsantrasyonu tip II diyabet oluşumu riskini arttırmaktadır.

    Yapılan son klinik çalışmalardan birinde yaklaşık 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum desteği kullanan yaşlı hastalarda tip II diyabet oluşumu riskinin arttığı kanıtlanmıştır.

    Sonuç

    Diyabette tedaviye destek amaçlı birçok doğal ürün denenmiştir ve bunlardan çoğunun tipII diyabet tedavisinde gerçekten yarar gösterecek farmakolojik etkilere sahip oldukları ortaya konmuştur.

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımda güvenilirliği ve etkinliği hakkında çalışmalar devam etmektedir. Bazı klinik çalışma sonuçlarının çelişkili çıkması, araştırmada kullanılan ekstrelerin farklı ve standardize olmamasından kaynaklanmaktadır. Klinik çalışma sonuçlarına göre özellikle tarçın ve ginseng ekstrelerinin yanı sıra krom ve alfa lipoik asitin diyabet tedavisinde destek amaçlı kullanılabileceği görülmektedir. Ülkemizde henüz preparatı bulunmayan Lagerstroemia speciosa bitkisinin standardize ekstreleri ise gelecekte diyabet tedavisinde önem kazanacaktır. Gymnema slyvestre , Momordica charantia , ve Trigonella foenumgraecum üzerinde detaylı klinik çalışmalar devem etmekte ve umut verici sonuç elde edilmektedir. Lifli ürünlerin sağlık üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Diyabet tedavisinde de intestinal glikoz absorsiyonunu yavaşlatığı için faydalı olacağı ortay konulmuştur. Lifli ürünlerin (psyllium, yulaf ezmesi, soya vb.) günlük diyetle 2050 gram kullanılmasının kan glikoz seviyesini düşürmenin yanında da birçok yararı bulunmaktadır.

    Makalemizin başında da belirtildiği gibi, birçok bitki ve doğal ürün üzerindeki araştırmalar devam etmektedir. Burada gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde ön plana çıkmış ve birçok eczanenin raflarında yerini almış olan ürünlerin içeriklerinde yer alan bitkiler tartışılmıştır. Bahsedilen bitkilerin yanında Morus nigra yaprakları (dut, mullbery leaves), Aloe vera jel , Coccinia indica yaprakları, Ficus carica (incir) yaprakları, Allium cepa (soğan), Allium sativum (sarımsak), Vaccinium myrtillus (yaban mersini, bilberry) gibi bitkiler üzerinde klinik çalışmalar devam etmektedir.

    Hipoglisemik etkili doğal ürünlerin konvansiyonel ilaçlarla birlikte kullanımı kan glikoz seviyesinin çok fazla düşmesine sebep olabilir. Diğer taraftan bu ürünlerin diğer ilaç ve besinlerle de etkileşebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye destek amaçlı kullanılacak olan bu ürünler, özellikle tipII diyabet hastalarının kullandıkları ilaç dozlarını düşürmelerini gerektirebilir. Bu nedenle hipoglisemik etkili doğal ürünleri hipoglisemik ilaçlarla beraber kullanan veya kullanacak olan hastaların bu durumu hekim ve eczacıları ile paylaşmaları son derece önemlidir.

    Kaynak:

    Doç. Dr. Mustafa ASLAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    Uzm. Ecz. Nilüfer ORHAN
    Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Farmakognozi Anabilim Dalı

    23 Şubat 2014 Pazar

    Guatr gırtlağın ön kısmındaki troid bezinin şişmesidir. İyot yetersizliği guatrın sebeplerinden biridir

    Guatr Bitkilerle Tedavisi

    Balık, pırasa, iyotlu tuz, soğan, sarımsak, dut, havuç, erik, lahana, mısır, koyun sütüne önem verilir. Deniz süngeri öğütülür. (Öğütmek çok zordur. Fakat öğütülebilir). Tereyağı ve balla macun haline getirilip günde 3 kere tatlı kaşığı ile yenmeye devam edilir.

    Kereviz rendelenip zeytinyağıyla salata yapılıp yenmeye devam edilir. Hamur, tereyağı ve kına yoğurulup guatr üzerine bağlanıp 2 gün bekletilir. Kereviz yaprakları lapa yapılıp guatra bağlanır.

    Guatr(troit) Hastalığı Bitkilerle Tedavisi

    Konu Saati  16:33  |  in  Endokrin Hastalıklar  |  Devamı»

    Guatr gırtlağın ön kısmındaki troid bezinin şişmesidir. İyot yetersizliği guatrın sebeplerinden biridir

    Guatr Bitkilerle Tedavisi

    Balık, pırasa, iyotlu tuz, soğan, sarımsak, dut, havuç, erik, lahana, mısır, koyun sütüne önem verilir. Deniz süngeri öğütülür. (Öğütmek çok zordur. Fakat öğütülebilir). Tereyağı ve balla macun haline getirilip günde 3 kere tatlı kaşığı ile yenmeye devam edilir.

    Kereviz rendelenip zeytinyağıyla salata yapılıp yenmeye devam edilir. Hamur, tereyağı ve kına yoğurulup guatr üzerine bağlanıp 2 gün bekletilir. Kereviz yaprakları lapa yapılıp guatra bağlanır.

    20 Şubat 2014 Perşembe


    İbrahim Saraçoğlu Tiroid Tedavisi


    Tiroid rahatsızlıkları olanlar için Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, bazı tavsiyelerde bulunuyor.

    Tiroid Rahatsızlıkları


    Tiroid bezi, boyunun ön tarafında bulunan ve 2 lobdan oluşan bir bezdir. Tiroid bezi T3 ve T4 ile tanımlanan 2 tane hormon üretir.  Bu iki hormon metabolizmayı düzenler ve de metabolizma hızını kontrol eder. Tiroid rahatsızlıkları, tiroid hormonlarının az çalışması, fazla çalışması veya tiroid bezi içinde oluşan kitleler olarak görülür.

    İbrahim SARAÇOĞLU Hipertiroid (tiroidin hızlı, fazla çalışması)



    Tiroid bezinin gereğinden fazla (hızlı) çalışması, T3 ve T4 hormonlarının yükselmesinesebep olur ve böylece metabolizma hızlı çalışmaya başlar. Bu duruma Hipertiroid denir. Hipertiroid şunlara sebep olur: Kalp çarpıntısı, kalbin hızlı çalışması ve bağırsak hareketlerinin artması. Bazı hastalarda hipertiroid ishali de tetikleyebilir. Kadınlar daha risklidir çünkü kadınlarda erkeklere göre 5 kat daha fazla görülen bir hastalıktır.  Tiroid bezi fazla çalıştığı için nodül oluşmasına sebep olabilir:  uninodosa (tek nodül) veya multinodosa (çok sayıda nodül) gelişebilir.

    Hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması)


    Tiroid bezinin az çalışması durumunda T3 ve T4 hormonları az üretilir. bunun sonucunda metabolizma yavaş çalışmaya başlar. Bu hastalığa Hipotiroid denir. Genelde kalp hızı azalır, bağırsak hareketleri yavaşlar ve kabızlık şikayetleri ortaya çıkar. Hipotiroid hastalarının önemli özelliklerinden birisi de çok kolay kilo almalarıdır. Kadınların %2 sinde, erkeklerin ise %0.1 inde hipotiroid rahatsızlığı görülmektedir.

    İbrahim SARAÇOĞLU Tiroid Tedavisi için Dereotu Kürü


    İbrahim Saraçoğlu, hem hipertiroid, hem hipotiroid için dereotu kürünü önermektedir. İbrahim Saraçoğlu, dereotunda bulunan iki ana etkin maddenin, tiroid hormonları olan T3 ve T4′ü dengelemede yeterli olabildiğini söylüyor. Yani tiroid bezi hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için dereotu faydalıdır.

    Tiroid nodüllerine karşı Dereotu Kürü faydalı mıdır?

    Dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeler, sağlıklı çalışmasına yardımcı olur. bunun yanısıra nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da dereotu kürü etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilir, cm düzeyindeki nodüllerin ise sadece küçülmelerinde etkili olabilir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı başka bitkisel kürler de bulunmaktadır.


    İbrahim Saraçoğlu Dereotu kürünün uygulanışı:


    3 ay boyunca çok basit olan kürümüzün uygulanması gerekiyor. Sabah, öğle ve akşam,  aç karnınıza, öğünlerden 15 dakika kadar önce 1 yemek kaşığı dolusu taze yeşil dereotu birkaç kez çiğnendikten sonra 2-3 yudum su ile yutulur. Bu küre hiç ara vermeden 3 ay devam etmelisiniz.

    İbrahim Saraçoğlu, dereotu kürünün ikinci ayından sonra tiroid hormonlarınızı zaman zaman kontrol ettirmenizi tavsiye ediyor. Çünkü kullandığınız ilacın miktarını azaltmanız gerekli olabilir. Sakın ilaç azaltımını hekiminize danışmadan kendi kendinize karar vermeyiniz.

    Tiroid nodüllerinin küçülmesinde veya ilerlemesinde de bu dereotu kürü oldukça etkilidir. Bu kür sayesinde çok sayıda hasta, ilaç alınımından kurtulmuş ve var olan nodülleri de yok olmuştur. Gerekirse küre daha uzun zaman devam edebilirsiniz.
    NOT: Hekimlerin kontrol ve önerilerini ihmal etmemelisiniz.

    Tiroid hastaları için İbrahim Saraçoğlu ayrıca bitkisel bir kür daha öneriyor. Yoğurt otunun özel bir türü ile yapılan bu kür, İbrahim Saraçoğlu’nun sitesinde satılmaktadır.

    Tiroid hastaları için beslenme önerileri


    Şu besinler tiroid hastalarına önerilmez. Lütfen bu yiyeceklere karşı ölçülü olunuz.

    Brokoli
    Lahana
    Kırmızı ve karalahana
    Brüksel lahanası
    Karnabahar
    Soya
    Ispanak
    Yerfıstığı
    Böğürtlen
    Turp
    Darı
    Şeftali

    İbrahim Saraçoğlu Tiroid Tedavisi için Dereotu Kürü

    Konu Saati  18:47  |  in  İbrahim Saraçoğlu  |  Devamı»


    İbrahim Saraçoğlu Tiroid Tedavisi


    Tiroid rahatsızlıkları olanlar için Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, bazı tavsiyelerde bulunuyor.

    Tiroid Rahatsızlıkları


    Tiroid bezi, boyunun ön tarafında bulunan ve 2 lobdan oluşan bir bezdir. Tiroid bezi T3 ve T4 ile tanımlanan 2 tane hormon üretir.  Bu iki hormon metabolizmayı düzenler ve de metabolizma hızını kontrol eder. Tiroid rahatsızlıkları, tiroid hormonlarının az çalışması, fazla çalışması veya tiroid bezi içinde oluşan kitleler olarak görülür.

    İbrahim SARAÇOĞLU Hipertiroid (tiroidin hızlı, fazla çalışması)



    Tiroid bezinin gereğinden fazla (hızlı) çalışması, T3 ve T4 hormonlarının yükselmesinesebep olur ve böylece metabolizma hızlı çalışmaya başlar. Bu duruma Hipertiroid denir. Hipertiroid şunlara sebep olur: Kalp çarpıntısı, kalbin hızlı çalışması ve bağırsak hareketlerinin artması. Bazı hastalarda hipertiroid ishali de tetikleyebilir. Kadınlar daha risklidir çünkü kadınlarda erkeklere göre 5 kat daha fazla görülen bir hastalıktır.  Tiroid bezi fazla çalıştığı için nodül oluşmasına sebep olabilir:  uninodosa (tek nodül) veya multinodosa (çok sayıda nodül) gelişebilir.

    Hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması)


    Tiroid bezinin az çalışması durumunda T3 ve T4 hormonları az üretilir. bunun sonucunda metabolizma yavaş çalışmaya başlar. Bu hastalığa Hipotiroid denir. Genelde kalp hızı azalır, bağırsak hareketleri yavaşlar ve kabızlık şikayetleri ortaya çıkar. Hipotiroid hastalarının önemli özelliklerinden birisi de çok kolay kilo almalarıdır. Kadınların %2 sinde, erkeklerin ise %0.1 inde hipotiroid rahatsızlığı görülmektedir.

    İbrahim SARAÇOĞLU Tiroid Tedavisi için Dereotu Kürü


    İbrahim Saraçoğlu, hem hipertiroid, hem hipotiroid için dereotu kürünü önermektedir. İbrahim Saraçoğlu, dereotunda bulunan iki ana etkin maddenin, tiroid hormonları olan T3 ve T4′ü dengelemede yeterli olabildiğini söylüyor. Yani tiroid bezi hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için dereotu faydalıdır.

    Tiroid nodüllerine karşı Dereotu Kürü faydalı mıdır?

    Dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeler, sağlıklı çalışmasına yardımcı olur. bunun yanısıra nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da dereotu kürü etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilir, cm düzeyindeki nodüllerin ise sadece küçülmelerinde etkili olabilir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı başka bitkisel kürler de bulunmaktadır.


    İbrahim Saraçoğlu Dereotu kürünün uygulanışı:


    3 ay boyunca çok basit olan kürümüzün uygulanması gerekiyor. Sabah, öğle ve akşam,  aç karnınıza, öğünlerden 15 dakika kadar önce 1 yemek kaşığı dolusu taze yeşil dereotu birkaç kez çiğnendikten sonra 2-3 yudum su ile yutulur. Bu küre hiç ara vermeden 3 ay devam etmelisiniz.

    İbrahim Saraçoğlu, dereotu kürünün ikinci ayından sonra tiroid hormonlarınızı zaman zaman kontrol ettirmenizi tavsiye ediyor. Çünkü kullandığınız ilacın miktarını azaltmanız gerekli olabilir. Sakın ilaç azaltımını hekiminize danışmadan kendi kendinize karar vermeyiniz.

    Tiroid nodüllerinin küçülmesinde veya ilerlemesinde de bu dereotu kürü oldukça etkilidir. Bu kür sayesinde çok sayıda hasta, ilaç alınımından kurtulmuş ve var olan nodülleri de yok olmuştur. Gerekirse küre daha uzun zaman devam edebilirsiniz.
    NOT: Hekimlerin kontrol ve önerilerini ihmal etmemelisiniz.

    Tiroid hastaları için İbrahim Saraçoğlu ayrıca bitkisel bir kür daha öneriyor. Yoğurt otunun özel bir türü ile yapılan bu kür, İbrahim Saraçoğlu’nun sitesinde satılmaktadır.

    Tiroid hastaları için beslenme önerileri


    Şu besinler tiroid hastalarına önerilmez. Lütfen bu yiyeceklere karşı ölçülü olunuz.

    Brokoli
    Lahana
    Kırmızı ve karalahana
    Brüksel lahanası
    Karnabahar
    Soya
    Ispanak
    Yerfıstığı
    Böğürtlen
    Turp
    Darı
    Şeftali

    19 Şubat 2014 Çarşamba

    Böbreklerin üst ucunun tepesinde yer alırlar ve çok değişik iki bölümden oluşurlar; kabuk bölümü (korteks) ve iç bölüm (medulla). Hipofız bezinin salgıladığı hormonlarla uyarılan kabuk bölümü, üç değişik hormon grubu salgılar. Bir hormon grubunun uyanları sayesinde, sodyumun bedende tutulması ve potasyumun bedenden dışkılanması sağlanır. Yani bu hormon doğrudan, bedenin değişmeyen tuz dengesinin" kuruluşuna/sürdürülmesine katılır. İkinci bir hormon grubu, şeker, aminoasitler ve yağ metabolizmalannı düzenler. Bu gruplardaki steroit hormonlan, tüm hücrelerde normal bir yenilenme(regenerasyon) ve sağlıklı bir gelişme sürdürülebilmesi için gerekli olan temel maddelerin ve besinlerin kesintisiz biçimde hedeflerine ulaştınlmasını sağlar. Bu hormonlar pek çok bedensel işlevde rol oynar ve iltihaplanmalan bile önlerler. Bu etki, tıpta yapay steroit ilaçlannın kullanımına da açıklık getiriyor. Bu yapay ilaçlar, iltihaplanmalara ve eklem iltihabı gibi hastalıklara karşı çok başanlıdırlar, ama çok önemli yan etkileri vardır. Bu yan etkilerden kaynaklanan hastalıklar, ilaç tedavisinin yan etkilerinden kaynaklanan hastalıklann en kötülerinden sayılabilir. Ancak, hasta özelliklerinin gerektirdiği bazı kaçınılmaz durumlarda, böyle bir ilaçtan kaynaklanabilecek rizikolar göze alınabilir.

    Böbreküstü bezinin kabuk bölümünde üretilen üçüncü hormon grubu (kortikosteroit), erkeklik hormonu (androjen) ve dişilik hormonu (östrojen) ile birleşerek, bir cinsiyet hormonu kimliği oluşturur. Her iki hormon türü erkeklerde de kadınlarda da üretilir ve bunların arasındaki oran farkı, cinslerin arasındaki fiziksel farklılığın oluşmasını sağlar. Böbreküstü bezinin iç bölümü, dış bölümden bağımsız çalışarak, adrenalin ve noradrenalin hormonlarını üretir. Bu hormonlar, kavga veya kaçış durumları için gereken ani bedensel tepkileri oluşturur ve desteklerler. Ruhsal şoklar, ağrılar, yüksek dereceli ısılar veya kan şekeri düzeyinin düşmesi gibi stresli durumlarda, böbreküstü bezlerinin iç bölümüne sinirsel uyanlar göndermesi için, ara beyin uyarılır. Bu
    uyarıya yanıt olarak hemen, adrenalin ve noradrenalin doğrudan kana salgılanır. Bu hormonlar bileşiminin görevi, bedeni olağanüstü davranışlara hazır hale getirmektir; bu görev, solunumun hızlandırılması, kan basıncının yükseltilmesi ve kalp atımının hızlandırılmasıyla başlatılır. Kandaki şeker ve yağ asidi düzeyi de yükseltilerek, hücrelere enerji ulaşımı arttırılır, iç organlara ve deriye daha az kan gönderilerek kasların daha çok kanla beslenip güçlenmesi ve canlılık kazanması sağlanır. Bu tepki, stres durumunu yaratan etkenlerden bağımsız olarak oluşur. Ama oluşan tepki sonucunda ortaya çıkan enerjinin mutlaka kullanılarak
    tüketilmesi gerekir. Bu tepkinin bastırılması durumunda (ki genelde, duygusal nedenlerden kaynaklandıkları için bastırılmaya çalışılır) ortada kalan adrenali beden yadsıyamaz. Dışsal tepki bastırıldığı için, beden zorunlu olarak kendi içine yönelir. Süreklilik gösteren bu durum, güç kaybına yol açar ve büyük
    olasılıkla bedenin herhangi bir bölgesinde oluşabilecek kronik hastalıklara uygun bir ortam oluşturabilir. Böyle bir oluşum, kan şekeri düzeyindeki artışlar nedeniyle insulin üretimini arttırmak zorunda kalan pankreasta ortaya çıkabilir ve bu durum da diabet hastalığına yatkınlığın bir göstergesi olarak algılanabilir.

    Böbreküstü bezlerinin çalışmasında şifalı bitkilerin kullanımı

    Böbreküstü bezlerinin işlevlerini kusursuz yapabilmelerinin sağlanabilmesi için beslenmeleri ve kendilerini yenileyebilmeleri amacıyla kullanılabilecek şifalı bitkileri tanımak gerekir. Her ne olursa olsun alışılmış ölçülerin üstünde bir stres yaşandığında, böbreküstü bezlerinin desteklenmesi için şifalı bitkilerin yardımına başvurulmalıdır.

    Bitkisel araştırma bulgularına göre pek çok bitki, böbreküstü bezi hormonlarının değişik aşamalarını içermektedir. Bu bitkilerin en önemlileri: Hodan(Borago officinalis), suteresi, karakafesotu yaprağı, ginseng, meyan kökü. Stres baskısı altında olan herkes, uzun süreli bir bitki kullanımından yararlanmalıdır. Hodan çayının ve ginseng damlasının uzun süreli kullanımı özellikle önerilir. Yapay (sentetik) steroit hormonu ile tedavi edilen kişilerin, böbreküstü bezlerine yeniden canlılık kazandırılabilmesi için, 3-5 haftalık bir meyan kökü tedavisi uygulamaları yararlı olur.
    Meyan Kükü tedavisi
    Çok ince kıyılan kökten yarım tatlı kaşığı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2 bardak taze demlenmiş çay, öğün aralarında, soğutulmadan içilir. Yeni bir tedavi kürüne başlamak için 1-2 hafta beklenilmesi gerekir.

    Böbrek üstü bezleri ve şifalı bitkilerin kullanımı

    Konu Saati  17:33  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

    Böbreklerin üst ucunun tepesinde yer alırlar ve çok değişik iki bölümden oluşurlar; kabuk bölümü (korteks) ve iç bölüm (medulla). Hipofız bezinin salgıladığı hormonlarla uyarılan kabuk bölümü, üç değişik hormon grubu salgılar. Bir hormon grubunun uyanları sayesinde, sodyumun bedende tutulması ve potasyumun bedenden dışkılanması sağlanır. Yani bu hormon doğrudan, bedenin değişmeyen tuz dengesinin" kuruluşuna/sürdürülmesine katılır. İkinci bir hormon grubu, şeker, aminoasitler ve yağ metabolizmalannı düzenler. Bu gruplardaki steroit hormonlan, tüm hücrelerde normal bir yenilenme(regenerasyon) ve sağlıklı bir gelişme sürdürülebilmesi için gerekli olan temel maddelerin ve besinlerin kesintisiz biçimde hedeflerine ulaştınlmasını sağlar. Bu hormonlar pek çok bedensel işlevde rol oynar ve iltihaplanmalan bile önlerler. Bu etki, tıpta yapay steroit ilaçlannın kullanımına da açıklık getiriyor. Bu yapay ilaçlar, iltihaplanmalara ve eklem iltihabı gibi hastalıklara karşı çok başanlıdırlar, ama çok önemli yan etkileri vardır. Bu yan etkilerden kaynaklanan hastalıklar, ilaç tedavisinin yan etkilerinden kaynaklanan hastalıklann en kötülerinden sayılabilir. Ancak, hasta özelliklerinin gerektirdiği bazı kaçınılmaz durumlarda, böyle bir ilaçtan kaynaklanabilecek rizikolar göze alınabilir.

    Böbreküstü bezinin kabuk bölümünde üretilen üçüncü hormon grubu (kortikosteroit), erkeklik hormonu (androjen) ve dişilik hormonu (östrojen) ile birleşerek, bir cinsiyet hormonu kimliği oluşturur. Her iki hormon türü erkeklerde de kadınlarda da üretilir ve bunların arasındaki oran farkı, cinslerin arasındaki fiziksel farklılığın oluşmasını sağlar. Böbreküstü bezinin iç bölümü, dış bölümden bağımsız çalışarak, adrenalin ve noradrenalin hormonlarını üretir. Bu hormonlar, kavga veya kaçış durumları için gereken ani bedensel tepkileri oluşturur ve desteklerler. Ruhsal şoklar, ağrılar, yüksek dereceli ısılar veya kan şekeri düzeyinin düşmesi gibi stresli durumlarda, böbreküstü bezlerinin iç bölümüne sinirsel uyanlar göndermesi için, ara beyin uyarılır. Bu
    uyarıya yanıt olarak hemen, adrenalin ve noradrenalin doğrudan kana salgılanır. Bu hormonlar bileşiminin görevi, bedeni olağanüstü davranışlara hazır hale getirmektir; bu görev, solunumun hızlandırılması, kan basıncının yükseltilmesi ve kalp atımının hızlandırılmasıyla başlatılır. Kandaki şeker ve yağ asidi düzeyi de yükseltilerek, hücrelere enerji ulaşımı arttırılır, iç organlara ve deriye daha az kan gönderilerek kasların daha çok kanla beslenip güçlenmesi ve canlılık kazanması sağlanır. Bu tepki, stres durumunu yaratan etkenlerden bağımsız olarak oluşur. Ama oluşan tepki sonucunda ortaya çıkan enerjinin mutlaka kullanılarak
    tüketilmesi gerekir. Bu tepkinin bastırılması durumunda (ki genelde, duygusal nedenlerden kaynaklandıkları için bastırılmaya çalışılır) ortada kalan adrenali beden yadsıyamaz. Dışsal tepki bastırıldığı için, beden zorunlu olarak kendi içine yönelir. Süreklilik gösteren bu durum, güç kaybına yol açar ve büyük
    olasılıkla bedenin herhangi bir bölgesinde oluşabilecek kronik hastalıklara uygun bir ortam oluşturabilir. Böyle bir oluşum, kan şekeri düzeyindeki artışlar nedeniyle insulin üretimini arttırmak zorunda kalan pankreasta ortaya çıkabilir ve bu durum da diabet hastalığına yatkınlığın bir göstergesi olarak algılanabilir.

    Böbreküstü bezlerinin çalışmasında şifalı bitkilerin kullanımı

    Böbreküstü bezlerinin işlevlerini kusursuz yapabilmelerinin sağlanabilmesi için beslenmeleri ve kendilerini yenileyebilmeleri amacıyla kullanılabilecek şifalı bitkileri tanımak gerekir. Her ne olursa olsun alışılmış ölçülerin üstünde bir stres yaşandığında, böbreküstü bezlerinin desteklenmesi için şifalı bitkilerin yardımına başvurulmalıdır.

    Bitkisel araştırma bulgularına göre pek çok bitki, böbreküstü bezi hormonlarının değişik aşamalarını içermektedir. Bu bitkilerin en önemlileri: Hodan(Borago officinalis), suteresi, karakafesotu yaprağı, ginseng, meyan kökü. Stres baskısı altında olan herkes, uzun süreli bir bitki kullanımından yararlanmalıdır. Hodan çayının ve ginseng damlasının uzun süreli kullanımı özellikle önerilir. Yapay (sentetik) steroit hormonu ile tedavi edilen kişilerin, böbreküstü bezlerine yeniden canlılık kazandırılabilmesi için, 3-5 haftalık bir meyan kökü tedavisi uygulamaları yararlı olur.
    Meyan Kükü tedavisi
    Çok ince kıyılan kökten yarım tatlı kaşığı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2 bardak taze demlenmiş çay, öğün aralarında, soğutulmadan içilir. Yeni bir tedavi kürüne başlamak için 1-2 hafta beklenilmesi gerekir.




    Maydanoz grubundandır. Çoğu zaman dereotu ile tereyi karıştıranlar vardır. Dereotu, cacığın, dolmanın içine ve baklanın da üzerine konur. Dereotunun sapları ve yaprakları zengin E vitamini deposudur. C-vitamini bakımından öylesine zengindir ki, miktar olarak E-vitamininin tam on katıdır. Bir hafta boyunca, öğünlerinize başlamadan önce tüketeceğiniz bir yemek kaşığı dolusu dereotu ileride gelişebilecek tiroid şikâyetlerine karşı mükemmel ve mucizevi bir önleyicidir. Bir yıl içerisinde üç-dört kez bir hafta boyunca her öğün öncesinde bir yemek kaşığı dolusu tüketmek en ideal ölçüdür.

    Dereotunu önermiş olduğum bu sınırların üzerine çıkarak abartılı bir şekilde tüketmeyiniz. Dereotu öyle bir nimettir ki, hem hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması) hem de hipertiroid (tiroidin hızlı veya fazla çalışması) durumunda etkilidir. Her iki durumda da etkilidir. Bu anlamda dereotunda bulunan iki ana etkin madde, tiroid hormonlarını, T3 ve T4‟ü dengelemede yeterli olabilmektedir.
    Başka bir ifade tarzıyla, tiroid hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için yardımcı oluyor. Dereotu kürünü önerdiğim birçok tiroid hastası kürü uygulamaya başladıktan kısa bir zaman sonra boğazlarındaki rahatlamayı (yutkunurken hissettikleri daralmanın yok olduğunu) hayretle anlatıyorlar…


    Tiroit nodülü tehlikeli midir?

    Değerli okuyucu, nodül tiroit içinde büyümüş alanlardır. Boyut ve sayıları değişik olabilir. Nodüller büyüyebilir, çok çalışır hale geçebilir ve yüzde 5 oranında da kanserleşebilir. Bu nedenle takibi gerekir. dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeleyip sağlıklı çalışmasına yardımcı olurken, aynı zamanda nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilirken, cm düzeyindeki nodüllerin sadece küçülmelerinde etkili olabilmektedir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı daha güçlü bitkisel kürler de vardır.

     Hipertiroidi ve hipotiroidi nasıl anlaşılır?

    Tiroit az çalıştığında (hipotiroidi):

    - Halsizlik
    - Güçsüzlük
    - Saç dökülmesi
    - Cilt kuruluğu
    - Kabızlık
    - İsteksizlik
    - Mutsuzluk
    - Kilo artışı, şişkinlik
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama
    Tesadüfen yapılan kan testlerinde ciddi kolesterol yüksekliği saptandığında hipotiroidi akla getirilmelidir.

    Tiroit çok çalıştığında (hipertiroidi) ise şunlar oluyor:

    - Çarpıntı
    - Terleme
    - Sinirlilik
    - Huzursuzluk
    - Kilo kaybı
    - Ellerde titreme
    - Saç dökülmesi, saçta incelme
    - Geçmeyen ishal
    - Gözlerde büyüme
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama

    Dikkat:
    Eğer, turp grubundan veya soya grubundan sebzeleri severek ve sıksık çiğ olarak tüketiyorsanız, bir tutam (yaklaşık dört-beş gram) dereotunu o günkü öğünlerinizde eksik etmemenizi öneririm.

    Değerli okuyucu, ileride gelişebilecek tiroid şikâyetlerine karşı, önermiş olduğum önleyici kür şekli en ideal olanıdır.

    Dereotu tiroid şikâyetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer, hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdi ise ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söyledi ise, hekiminize danışarak dereotu kürüne başlayabilirsiniz.

    Dikkat: Dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlilleriniz mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Altı-yedi aylık dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş hastaların sayısı giderek artmaktadır.

    Hipotiroid veya Hipertiroid durumunda dereotu kullanımıTiroid şikâyetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdiyse ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söylediyse, destekleyici dereotu kürüne başlayabilirsiniz.  Hipotiroid veya hipertiroid hastası iseniz ve de ilaç kullanıyorsanız dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlillerinizi mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. En az üç ay boyunca, sabah, öğle ve akşam öğünlerinden önce birer tutam (dört-beş gram) taze dereotu tüketilmelidir.

    Dereotunun Faydaları,

    Hipertiroid
    Hipotiroid
    İştah kesici
    Osteoporoz
    Guatr
    Helicobakter pylori
    Antibiyotik agonisti
    Menopoz şikayetleri
    Hemeroid (basur)
    Tiroid nodüllerine karşı

    Emziren anneler

    Anne sütünün yerini hiçbir şey dolduramaz.
    Günümüz insanının yaşadığı stres ve ekonomik şartlar veya çoğu kez annenin çalışıyor olması, anne sütünün erken azalmasına neden olabilmektedir. Emziren annelerin sütlerinin erken azalmasına veya "sütüm yetmiyor" diye düşünen annelerin imdadına dereotu yetişir. Sabah ve akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu anne sütünü arttıracaktır. Emziren anneler ve hipotiroid Emzirme döneminde bazı annelerde hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durumdaki emziren anneler, hipotiroide karşı önerilen ilaçları kullanamamaktadırlar. Hipotiroid ilacını almak zorunda olduklarından bebeklerini sütten kesmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda olan annelere dereotu kürünü önermekteyim. Dereotu kürü, hem sütlerini artırmakta hem de hipotiroide bağlı şikayetleri ortadan kalkmaktadır. Her insanda dereotu kürü %100 etkili olacaktır diye bir kural kesinlikle yoktur. Çünkü her insanın metabolizması detayda farklı çalışır. Hekim kontrollerini ihmal etmeden dereotu kürü uygulanabilir.

    Kortizon kullananlar

    Değerli okuyucu, günümüzde hekim kontrolü altında kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hasta vardır.
    Kortizon kullanmak zorunda olanlar romatoid artirit, ülseretif kolit, chron, ms, otoimmünhepatit ve daha birçok hastalıkta kortizon tedavisi önerilmektedir. Kortizonun belli başlı yan tesirleri, gözlerde katarakta neden olabilmekte, kemik erimesine (osteoporoz) sebep olabilmekte veya tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Kortizon kullanmak zorunda olan hastalara tiroid fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine karşı zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarını öneririm.

    Menopozda olan bayanlar

    Değerli okuyucu, dereotu menepoz şikayeti olan bayanlar için mükemmel bir yardımcıdır. Menepoza bağlı ateş basması ve terleme şikâyetlerinde adeta imdada yetişir. Dereotu kürüne başladıktan birkaç gün sonra ateş basmaları ve terlemeler giderek azalmaya başlar.

    Zayıflamak isteyenler

    Zayıflamak isteyenlere veya zayıflama diyeti uygulayanlara her öğünlerinden onbeş dakika önce bir yemek kaşığı dolusu taze dereotu tüketmelerini tavsiye ederim. Dereotu, sofraya oturduğunuzda daha az yemek yemenize büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Çünkü iştahınızın kapanmasına ve doygunluk duygusunun erken başlamasına neden olacaktır.

    Helicobakter Pylori

    Mide rahatsızlıklarına neden olan helicobakter pylori bakterisi ileri evrelerde mide kanserine de sebep olabilmektedir. Dereotunun içerdiği safranen etkin maddesi helicobakter pyloriye karşı savaşan önemli antibakteriyellerden bir tanesidir. Bu bakteriye karşı mükemmel bir destekleyici zaman zaman uygulanacak dereotu kürüdür.

    Romatizma hastaları

    Dereotu, hem romatizma hastalarına yardımcı hem de gelişecek veya gelişmekte olan iltihaplı romatizmaya karşı da önleyici ve yardımcı tedavi sunabilmektedir.

    Hemoroid (basur)

    Hemoroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünleriniz öncesi dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.



    Prof. Dr. İbrahim SARAÇOĞLU

    Bu blogtaki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgiler ile kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir

    İbrahim Saraçoğlu Hipertiroid ve Hipotiroid için dereotu kürü

    Konu Saati  05:13  |  in  İbrahim Saraçoğlu  |  Devamı»




    Maydanoz grubundandır. Çoğu zaman dereotu ile tereyi karıştıranlar vardır. Dereotu, cacığın, dolmanın içine ve baklanın da üzerine konur. Dereotunun sapları ve yaprakları zengin E vitamini deposudur. C-vitamini bakımından öylesine zengindir ki, miktar olarak E-vitamininin tam on katıdır. Bir hafta boyunca, öğünlerinize başlamadan önce tüketeceğiniz bir yemek kaşığı dolusu dereotu ileride gelişebilecek tiroid şikâyetlerine karşı mükemmel ve mucizevi bir önleyicidir. Bir yıl içerisinde üç-dört kez bir hafta boyunca her öğün öncesinde bir yemek kaşığı dolusu tüketmek en ideal ölçüdür.

    Dereotunu önermiş olduğum bu sınırların üzerine çıkarak abartılı bir şekilde tüketmeyiniz. Dereotu öyle bir nimettir ki, hem hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması) hem de hipertiroid (tiroidin hızlı veya fazla çalışması) durumunda etkilidir. Her iki durumda da etkilidir. Bu anlamda dereotunda bulunan iki ana etkin madde, tiroid hormonlarını, T3 ve T4‟ü dengelemede yeterli olabilmektedir.
    Başka bir ifade tarzıyla, tiroid hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için yardımcı oluyor. Dereotu kürünü önerdiğim birçok tiroid hastası kürü uygulamaya başladıktan kısa bir zaman sonra boğazlarındaki rahatlamayı (yutkunurken hissettikleri daralmanın yok olduğunu) hayretle anlatıyorlar…


    Tiroit nodülü tehlikeli midir?

    Değerli okuyucu, nodül tiroit içinde büyümüş alanlardır. Boyut ve sayıları değişik olabilir. Nodüller büyüyebilir, çok çalışır hale geçebilir ve yüzde 5 oranında da kanserleşebilir. Bu nedenle takibi gerekir. dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeleyip sağlıklı çalışmasına yardımcı olurken, aynı zamanda nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilirken, cm düzeyindeki nodüllerin sadece küçülmelerinde etkili olabilmektedir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı daha güçlü bitkisel kürler de vardır.

     Hipertiroidi ve hipotiroidi nasıl anlaşılır?

    Tiroit az çalıştığında (hipotiroidi):

    - Halsizlik
    - Güçsüzlük
    - Saç dökülmesi
    - Cilt kuruluğu
    - Kabızlık
    - İsteksizlik
    - Mutsuzluk
    - Kilo artışı, şişkinlik
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama
    Tesadüfen yapılan kan testlerinde ciddi kolesterol yüksekliği saptandığında hipotiroidi akla getirilmelidir.

    Tiroit çok çalıştığında (hipertiroidi) ise şunlar oluyor:

    - Çarpıntı
    - Terleme
    - Sinirlilik
    - Huzursuzluk
    - Kilo kaybı
    - Ellerde titreme
    - Saç dökülmesi, saçta incelme
    - Geçmeyen ishal
    - Gözlerde büyüme
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama

    Dikkat:
    Eğer, turp grubundan veya soya grubundan sebzeleri severek ve sıksık çiğ olarak tüketiyorsanız, bir tutam (yaklaşık dört-beş gram) dereotunu o günkü öğünlerinizde eksik etmemenizi öneririm.

    Değerli okuyucu, ileride gelişebilecek tiroid şikâyetlerine karşı, önermiş olduğum önleyici kür şekli en ideal olanıdır.

    Dereotu tiroid şikâyetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer, hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdi ise ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söyledi ise, hekiminize danışarak dereotu kürüne başlayabilirsiniz.

    Dikkat: Dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlilleriniz mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Altı-yedi aylık dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş hastaların sayısı giderek artmaktadır.

    Hipotiroid veya Hipertiroid durumunda dereotu kullanımıTiroid şikâyetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdiyse ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söylediyse, destekleyici dereotu kürüne başlayabilirsiniz.  Hipotiroid veya hipertiroid hastası iseniz ve de ilaç kullanıyorsanız dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlillerinizi mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. En az üç ay boyunca, sabah, öğle ve akşam öğünlerinden önce birer tutam (dört-beş gram) taze dereotu tüketilmelidir.

    Dereotunun Faydaları,

    Hipertiroid
    Hipotiroid
    İştah kesici
    Osteoporoz
    Guatr
    Helicobakter pylori
    Antibiyotik agonisti
    Menopoz şikayetleri
    Hemeroid (basur)
    Tiroid nodüllerine karşı

    Emziren anneler

    Anne sütünün yerini hiçbir şey dolduramaz.
    Günümüz insanının yaşadığı stres ve ekonomik şartlar veya çoğu kez annenin çalışıyor olması, anne sütünün erken azalmasına neden olabilmektedir. Emziren annelerin sütlerinin erken azalmasına veya "sütüm yetmiyor" diye düşünen annelerin imdadına dereotu yetişir. Sabah ve akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu anne sütünü arttıracaktır. Emziren anneler ve hipotiroid Emzirme döneminde bazı annelerde hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durumdaki emziren anneler, hipotiroide karşı önerilen ilaçları kullanamamaktadırlar. Hipotiroid ilacını almak zorunda olduklarından bebeklerini sütten kesmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda olan annelere dereotu kürünü önermekteyim. Dereotu kürü, hem sütlerini artırmakta hem de hipotiroide bağlı şikayetleri ortadan kalkmaktadır. Her insanda dereotu kürü %100 etkili olacaktır diye bir kural kesinlikle yoktur. Çünkü her insanın metabolizması detayda farklı çalışır. Hekim kontrollerini ihmal etmeden dereotu kürü uygulanabilir.

    Kortizon kullananlar

    Değerli okuyucu, günümüzde hekim kontrolü altında kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hasta vardır.
    Kortizon kullanmak zorunda olanlar romatoid artirit, ülseretif kolit, chron, ms, otoimmünhepatit ve daha birçok hastalıkta kortizon tedavisi önerilmektedir. Kortizonun belli başlı yan tesirleri, gözlerde katarakta neden olabilmekte, kemik erimesine (osteoporoz) sebep olabilmekte veya tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Kortizon kullanmak zorunda olan hastalara tiroid fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine karşı zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarını öneririm.

    Menopozda olan bayanlar

    Değerli okuyucu, dereotu menepoz şikayeti olan bayanlar için mükemmel bir yardımcıdır. Menepoza bağlı ateş basması ve terleme şikâyetlerinde adeta imdada yetişir. Dereotu kürüne başladıktan birkaç gün sonra ateş basmaları ve terlemeler giderek azalmaya başlar.

    Zayıflamak isteyenler

    Zayıflamak isteyenlere veya zayıflama diyeti uygulayanlara her öğünlerinden onbeş dakika önce bir yemek kaşığı dolusu taze dereotu tüketmelerini tavsiye ederim. Dereotu, sofraya oturduğunuzda daha az yemek yemenize büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Çünkü iştahınızın kapanmasına ve doygunluk duygusunun erken başlamasına neden olacaktır.

    Helicobakter Pylori

    Mide rahatsızlıklarına neden olan helicobakter pylori bakterisi ileri evrelerde mide kanserine de sebep olabilmektedir. Dereotunun içerdiği safranen etkin maddesi helicobakter pyloriye karşı savaşan önemli antibakteriyellerden bir tanesidir. Bu bakteriye karşı mükemmel bir destekleyici zaman zaman uygulanacak dereotu kürüdür.

    Romatizma hastaları

    Dereotu, hem romatizma hastalarına yardımcı hem de gelişecek veya gelişmekte olan iltihaplı romatizmaya karşı da önleyici ve yardımcı tedavi sunabilmektedir.

    Hemoroid (basur)

    Hemoroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünleriniz öncesi dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.



    Prof. Dr. İbrahim SARAÇOĞLU

    Bu blogtaki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgiler ile kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir

    18 Şubat 2014 Salı


    Boynumuzun ön bölümünde yer alan, yaklaşık 20 gram ağırlığındaki tiroit bezi küçük, ama vücuttaki rolü büyük bir organdır. Acıbadem Maslak Hastanesi Tiroid Kliniği’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Kurtulmuş, tiroid bezinde yapılan tiroit hormonlarının vücuttaki diğer bütün sistemler üzerine etkili olduğunu, tiroit hormonlarındaki en küçük dengesizliğin diğer organ ve sistemlerin de çalışmasını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
    Tiroit bezi anne karnındaki dönemden itibaren başlayarak hayat boyunca tiroit hormonu (T3, T4) salgılar. Bu düzenin sağlanmasında hipofizden salgılanan TSH’ın da varlığı gerekir. Bu nedenle bu hormonların yapım aşamasının herhangi bir bölümündeki bozukluk tiroit hastalığına yol açar.
    Tiroidin büyümesine “Guatr” denir. Guatr basit guatr, nodüllü guatr, nodülsüz guatr gibi değişik gruplara ayrılır. Bir de tiroit bezindeki büyümenin değişkenlik gösterdiği, “immun sistem”deki problemlerden kaynaklanan otoimmun (vücudun tiroide karşı gösterdiği reaksiyon sonucu oluşan) tiroit hastalıkları vardır. Tüm bu tablolar tiroidin çalışmasını bozarak hipertiroidi (çok çalışması) ya da hipotiroidiye (az çalışması) yol açabilir.

    Tanı için ne yapılmalı?

    Hastalar bazen boyunlarında şişlik fark ederek bazen de yan sütundaki yakınmalarla hekime giderler. Tanı amacıyla önce tiroit hekim tarafında elle muayene edilir. Daha sonra kan tetkiki istenerek T3, T4, TSH, gerekirse tiroit otoantikorları istenir. Ayrıca sintigrafi ve ultrasonografi de hekimin gerekli görmesi durumunda istenebilir.


    Kimler risk altındadır?

    Ailesinde tiroit problemi olanlar, başka bir otoimmun hastalığı olanlar, bazı ilaçları kullananlar, boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış olanlar, yoğun bakımda yatan hastalar diğer insanlara göre daha fazla risk altındadır. Gebelik ve lohusalıkda da tiroit hastalığı olasılığı artar.

    Tiroit nodülü tehlikeli midir?

    Nodül tiroit içinde büyümüş alanlardır. Boyut ve sayıları değişik olabilir. Nodüller büyüyebilir, çok çalışır hale geçebilir ve yüzde 5 oranında da kanserleşebilir. Bu nedenle takibi gerekir. Hipertiroidi ve hipotiroidi nasıl anlaşılır?

    Tiroit az çalıştığında (hipotiroidi):

    - Halsizlik
    - Güçsüzlük
    - Saç dökülmesi
    - Cilt kuruluğu
    - Kabızlık
    - İsteksizlik
    - Mutsuzluk
    - Kilo artışı, şişkinlik
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama
    Tesadüfen yapılan kan testlerinde ciddi kolesterol yüksekliği saptandığında hipotiroidi akla getirilmelidir.

    Tiroit çok çalıştığında (hipertiroidi) ise şunlar oluyor:

    - Çarpıntı
    - Terleme
    - Sinirlilik
    - Huzursuzluk
    - Kilo kaybı
    - Ellerde titreme
    - Saç dökülmesi, saçta incelme
    - Geçmeyen ishal
    - Gözlerde büyüme
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama


    Tiroit tedavisinde farklı seçenekler var

    Tiroit hastalıklarının tedavi şekilleri değişiktir. Bir kısmı sadece ilaçla tedavi edilirken, bir kısmında cerrahi yöntem uygulanır. Hangi tedaviye karar verileceği, hastaya ve hastalığının tipine göre karar verilir. İlaç tedavisi kararı verilen hastalarda da bu tedavinin süresi, ilacın dozu, hastaya ve hastalığın seyrine göre ayarlanır.
    Tiroit bezi tamamen alındıysa hastanın ameliyat sonrasında ilaç (tiroid hormonu) kullanması gerekir. Bazı hastalıkları tiroit bezinin tamamen çıkarılmasını gerektirdiği için sonrasında ömür boyu tiroit hormonu alınması hastayı tedirgin etmemelidir. Tiroit hastalıklarında bir diğer tedavi seçeneği de radyoaktif iyottur.
    Ameliyat düşünülmüyorsa, hekim tarafından belirlenen aralıklarla hasta izlenir. Bu sırada tiroit ultrasonografisi ile kontroller yapılır, gerektiğinde nodüllere yönelik biyopsi yapılır. Tiroit nodülü olan ya da büyük guatrı olan her hasta ameliyat edilecek anlamına gelmez. Ancak ameliyat gerek-liliği ortaya çıkmışsa da bundan çekinilmemelidir.

    Çocuklarda göz sulanması ihmal edilmemeli

    Çocuklarda göz sulanması sıklıkla görülen göz problemlerinden biri. Çeşitli nedenlere bağlı olan, tedavi edilmezse enfeksiyonlara sebep olan göz sulanmasıyla ilgili Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ferda Çiftçi soruları yanıtladı.

    Hangi durumlarda çocukların gözleri sulanabilir?

    Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, gözkapaklarındaki bozukluklar, göz tansiyonu hastalığı, gözde çizilme veya yabancı cisim kaçması sulanma ile belirti verebilir.


    Ne yapılması gerekir?

    Kapak düzeni bozuk olan çocuklarda irritasyon göze zarar veriyorsa erken tedavi etmek gerekir. Cerrahi tedavi ile kapak düzeltilerek sorun giderilir. Bir diğer neden, doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığıdır. Gözyaşı bezi yeterli üretim yapıyor ama kanal tıkalı ise gözyaşı yüze doğru akar. Yeni doğanlarda gözyaşının buruna aktığı kanallar kapalı olabilir. Çoğunlukla birkaç ayda kendiliğinden açılır. Erken dönemde (ilk 12 ay) masaj yapılarak, enfeksiyon olduğunda ise antibiyotik damlalarla tedavi sağlanabilir. İhmal edilmiş ve / veya yeterli tedavi yapılmamış hastalarda sürekli enfeksiyon gözün diğer bölgelerini etkileyebilir. Bu durumda ve 1 yaşına kadar devam eden sulanmalarda kanala sondalama uygulanmalıdır. Aynı zamanda kanala silikon tüp uygulanabilir.

    İlaç kullanımının kanal açma işleminde yeri nedir?

    Kanal tıkanıklığı nedeniyle sık sık enfeksiyon olan çocuklarda sürekli antibiyotik kullanmak çözüm değildir. 1 yaşında kanal açılmaz ve bekletilirse uygulanan ameliyatın başarı şansı azalır.

    Başka hangi durumlarda çocuğun gözleri sulanır?

    Bazen bebeklerde kistik oluşumla birlikte kanal tıkalı olabilir, bu durumda hiç beklemeden sondalama yaparak kanalı açmak gerekir . Ayrıca doğumsal glokom (göz tansiyonu), sulanmaya neden olur. Gözü çizilen ya da yabancı cisim kaçan çocuklarda da sulanma önemli bir belirtidir. Bütün bu tablolar acil tedavi gerektirir.

    Kaynak





    İbrahim Saraçoğlu Troit (Guatr) Hastalığı

    Konu Saati  15:49  |  in  İbrahim Saraçoğlu  |  Devamı»


    Boynumuzun ön bölümünde yer alan, yaklaşık 20 gram ağırlığındaki tiroit bezi küçük, ama vücuttaki rolü büyük bir organdır. Acıbadem Maslak Hastanesi Tiroid Kliniği’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Kurtulmuş, tiroid bezinde yapılan tiroit hormonlarının vücuttaki diğer bütün sistemler üzerine etkili olduğunu, tiroit hormonlarındaki en küçük dengesizliğin diğer organ ve sistemlerin de çalışmasını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
    Tiroit bezi anne karnındaki dönemden itibaren başlayarak hayat boyunca tiroit hormonu (T3, T4) salgılar. Bu düzenin sağlanmasında hipofizden salgılanan TSH’ın da varlığı gerekir. Bu nedenle bu hormonların yapım aşamasının herhangi bir bölümündeki bozukluk tiroit hastalığına yol açar.
    Tiroidin büyümesine “Guatr” denir. Guatr basit guatr, nodüllü guatr, nodülsüz guatr gibi değişik gruplara ayrılır. Bir de tiroit bezindeki büyümenin değişkenlik gösterdiği, “immun sistem”deki problemlerden kaynaklanan otoimmun (vücudun tiroide karşı gösterdiği reaksiyon sonucu oluşan) tiroit hastalıkları vardır. Tüm bu tablolar tiroidin çalışmasını bozarak hipertiroidi (çok çalışması) ya da hipotiroidiye (az çalışması) yol açabilir.

    Tanı için ne yapılmalı?

    Hastalar bazen boyunlarında şişlik fark ederek bazen de yan sütundaki yakınmalarla hekime giderler. Tanı amacıyla önce tiroit hekim tarafında elle muayene edilir. Daha sonra kan tetkiki istenerek T3, T4, TSH, gerekirse tiroit otoantikorları istenir. Ayrıca sintigrafi ve ultrasonografi de hekimin gerekli görmesi durumunda istenebilir.


    Kimler risk altındadır?

    Ailesinde tiroit problemi olanlar, başka bir otoimmun hastalığı olanlar, bazı ilaçları kullananlar, boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış olanlar, yoğun bakımda yatan hastalar diğer insanlara göre daha fazla risk altındadır. Gebelik ve lohusalıkda da tiroit hastalığı olasılığı artar.

    Tiroit nodülü tehlikeli midir?

    Nodül tiroit içinde büyümüş alanlardır. Boyut ve sayıları değişik olabilir. Nodüller büyüyebilir, çok çalışır hale geçebilir ve yüzde 5 oranında da kanserleşebilir. Bu nedenle takibi gerekir. Hipertiroidi ve hipotiroidi nasıl anlaşılır?

    Tiroit az çalıştığında (hipotiroidi):

    - Halsizlik
    - Güçsüzlük
    - Saç dökülmesi
    - Cilt kuruluğu
    - Kabızlık
    - İsteksizlik
    - Mutsuzluk
    - Kilo artışı, şişkinlik
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama
    Tesadüfen yapılan kan testlerinde ciddi kolesterol yüksekliği saptandığında hipotiroidi akla getirilmelidir.

    Tiroit çok çalıştığında (hipertiroidi) ise şunlar oluyor:

    - Çarpıntı
    - Terleme
    - Sinirlilik
    - Huzursuzluk
    - Kilo kaybı
    - Ellerde titreme
    - Saç dökülmesi, saçta incelme
    - Geçmeyen ishal
    - Gözlerde büyüme
    - Âdet düzensizliği, âdet olamama


    Tiroit tedavisinde farklı seçenekler var

    Tiroit hastalıklarının tedavi şekilleri değişiktir. Bir kısmı sadece ilaçla tedavi edilirken, bir kısmında cerrahi yöntem uygulanır. Hangi tedaviye karar verileceği, hastaya ve hastalığının tipine göre karar verilir. İlaç tedavisi kararı verilen hastalarda da bu tedavinin süresi, ilacın dozu, hastaya ve hastalığın seyrine göre ayarlanır.
    Tiroit bezi tamamen alındıysa hastanın ameliyat sonrasında ilaç (tiroid hormonu) kullanması gerekir. Bazı hastalıkları tiroit bezinin tamamen çıkarılmasını gerektirdiği için sonrasında ömür boyu tiroit hormonu alınması hastayı tedirgin etmemelidir. Tiroit hastalıklarında bir diğer tedavi seçeneği de radyoaktif iyottur.
    Ameliyat düşünülmüyorsa, hekim tarafından belirlenen aralıklarla hasta izlenir. Bu sırada tiroit ultrasonografisi ile kontroller yapılır, gerektiğinde nodüllere yönelik biyopsi yapılır. Tiroit nodülü olan ya da büyük guatrı olan her hasta ameliyat edilecek anlamına gelmez. Ancak ameliyat gerek-liliği ortaya çıkmışsa da bundan çekinilmemelidir.

    Çocuklarda göz sulanması ihmal edilmemeli

    Çocuklarda göz sulanması sıklıkla görülen göz problemlerinden biri. Çeşitli nedenlere bağlı olan, tedavi edilmezse enfeksiyonlara sebep olan göz sulanmasıyla ilgili Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ferda Çiftçi soruları yanıtladı.

    Hangi durumlarda çocukların gözleri sulanabilir?

    Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, gözkapaklarındaki bozukluklar, göz tansiyonu hastalığı, gözde çizilme veya yabancı cisim kaçması sulanma ile belirti verebilir.


    Ne yapılması gerekir?

    Kapak düzeni bozuk olan çocuklarda irritasyon göze zarar veriyorsa erken tedavi etmek gerekir. Cerrahi tedavi ile kapak düzeltilerek sorun giderilir. Bir diğer neden, doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığıdır. Gözyaşı bezi yeterli üretim yapıyor ama kanal tıkalı ise gözyaşı yüze doğru akar. Yeni doğanlarda gözyaşının buruna aktığı kanallar kapalı olabilir. Çoğunlukla birkaç ayda kendiliğinden açılır. Erken dönemde (ilk 12 ay) masaj yapılarak, enfeksiyon olduğunda ise antibiyotik damlalarla tedavi sağlanabilir. İhmal edilmiş ve / veya yeterli tedavi yapılmamış hastalarda sürekli enfeksiyon gözün diğer bölgelerini etkileyebilir. Bu durumda ve 1 yaşına kadar devam eden sulanmalarda kanala sondalama uygulanmalıdır. Aynı zamanda kanala silikon tüp uygulanabilir.

    İlaç kullanımının kanal açma işleminde yeri nedir?

    Kanal tıkanıklığı nedeniyle sık sık enfeksiyon olan çocuklarda sürekli antibiyotik kullanmak çözüm değildir. 1 yaşında kanal açılmaz ve bekletilirse uygulanan ameliyatın başarı şansı azalır.

    Başka hangi durumlarda çocuğun gözleri sulanır?

    Bazen bebeklerde kistik oluşumla birlikte kanal tıkalı olabilir, bu durumda hiç beklemeden sondalama yaparak kanalı açmak gerekir . Ayrıca doğumsal glokom (göz tansiyonu), sulanmaya neden olur. Gözü çizilen ya da yabancı cisim kaçan çocuklarda da sulanma önemli bir belirtidir. Bütün bu tablolar acil tedavi gerektirir.

    Kaynak





     Avokado, uzun yıllar Türkiye’de tanınmayı ve kabul görmeyi bekledi durdu... 80’lerin başından itibaren aranan, en pahalı meyve olarak pazarlarımıza girmeye başladı. 
    Avokadonun olgunlaşmış olanını (elde kolayca ezilebilen) kullanmak gerekir. Eğer yumuşağını bulamıyorsanız, onu birkaç gün içerisinde kolaylıkla yumuşatabilirsiniz. Yapacağınız tek şey herbirini ayrı ayrı gazete veya kese kâğıdına sarıp oda sıcaklığında bekletmektir. Birkaç gün sonra gazete kâğıdını açmadan dışından, yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edebilirsiniz.
    Avokado olgun şeftali yumşaklığında olmalıdır. Avokado hazırladıktan en geç birkaç saat içerisinde tüketilmelidir.

    Kür 1: Anemiye karşı
    Bir adet avokado ince dış kabuğu soyulup çekirdeği çıkarıldıktan sonra 1 - 1.5 yemek kaşığı limon suyu ilave edilerek çatalla ezilir. Bir dilim ekmeğin üzerine sürülerek tüketilir.
    Haftada üç kez bir ay boyunca devam edilir ve kür sonlandırılır. Dönem dönem şikâyetlerin seyrine göre tekrarlanabilir.
    Kür 2: Kanser hastalarında, iyi huylu prostat büyümesinde ve kolesterolün düşürülmesinde
    Kür 1’ le hazırlama şekli aynıdır. Ancak ezilirken içerisine 1 - 2 diş ezilmiş sarımsak ilave edilir. Uygulama şekli de aynıdır. Dönem dönem şikâyetlerin seyrine göre tekrarlanabilir. Anemi yaşayan kanser hastalarına da önerilir.

    Ülser ve migrene birebir

    Avokado, B6 vitamini bakımından çok zengindir. Ülser ve migreni olanlar avokadoyu hiç çekinmeden tüketebilirler. Ülser, migren ve Azlheimer hastalarının özellikle avakado tüketmelerinde fayda var. Bu önerimin nedeni içerdiği thiamin ve theronine etkin maddeleridir. Avokadonun içerdiği riboflavin, seretonin ve pyridoxine migrene karşı mükemmel bir önleyicidir. Ancak, içeriğinde bulunan yüksek miktardaki proline ve heptacosane maddeleri onun migrene karşı önleyici gücünü büyük ölçüde zayıflatır.
    Avokadoyu tüketenler onun çok yağlı olduğunu ve kolesterollerini yükselteceğini düşünür. Bu doğru değildir. Tam tersine avokado kolesterol düşürücüdür. Hele hele önerdiğim hazırlama şekline göre tüketilirse, kolesterolün düşürülmesinde daha da etkili olur. Avokadonun az da olsa dopamin ve seretonin içerdiğini biliyor muydunuz?

    İyi huylu prostat büyümesi

    İyi huylu prostat büyümesine bağlı şikâyeti olanlar da haftada iki-üç kez avokado tüketme-li. Çünkü içeriğinde 5-alfa-redüktaz enzimini inhibe eden beş etkin madde bulunur.
    Avokadonun meyve olarak tüketilmesi biraz zor gelebilir. Ancak, avokadonun çok çeşitli hazırlama şekilleri vardır. Eğer onu doğru hazırlarsak, mükemmel bir aroma ve damak tadı kazanır. Önerdiğim hazırlama şeklinin dışına çıkmayınız. Çünkü sarımsak ve taze limon suyunun dışında ilave edeceğiniz farklı katkılar kür için uygun olmayabilir. Avokadonun tuz atımındaki seçiçiliği, sodyuma karşıdır. O, vücuttaki sodyumu adeta seçerek dışarı atar. Sodyum yüksekliği olanlara özellikle avokado tüketmelerini öneririm.
    Avokado gerçek bir doymamış omega-9-asit deposudur. Ortalama olarak 500 bin ppm omega-9-asit içerir. Avokadonun damakta bıraktığı tat, onun çok yağlı olmasındandır. İçeriğinde bol miktarda doymamış yağ bulunduğu doğrudur. Ancak avokadonun içeriğinde kolestrol sıfırdır.
    Avokado ortalama 300 bin ppm doymamış omega-6-asit yani linoleik asit içerir.

    Regle bağlı anemiye karşı

    Bazı hanımların âdet dönemleri hem uzun sürer, hem de fazla kanamalı geçer.
    Bu durumda olan kadınların haftada üç kez avokado tüketmeleri, hem anemiye bağlı şikâyetleri ortadan kaldırır, hem bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesine yardım eder.

    Kanser hastaları için

    Değerli okuyucu, kemoterapi ve / veya radyoterapi sonrası anemi şikâyetiyle karşı karşıya kalan hastalar “Bitkisel Sağlık Rehberi” adlı kitabımda belirtmiş olduğum kereviz - ıspanak kürünü uygulamakta zorlanıyor. Bu zorluğun birinci nedeni, kemoterapi ve radyoterapi sonrası hastalarda görülen aşırı yorgunluk ve mide bulantısı şikâyetlerinden dolayı, haşlanmış kereviz-ıspanak suyunu içememeleridir. Bu nedenle, kanser hastalarının radyoterapi ve kemoterapi sonrası yaşanan anemiye karşı uygulayabilecekleri en mükemmel bitkisel destekleyici kür avokado kürüdür.
    Avokado öyle bir nimettir ki, içeriğinde bulunan demirin tamamı vücudumuz tarafından emilebilir. Avokadoya bu özelliği kazandıran heptulose etkin maddesini içeriyor olmasıdır. Anemi şikâyeti çeken herkese avokado kürünü önerebilirim. Bugüne kadar incelemiş ve araştırmış olduğum hiçbir meyve içerdiği demiri, böylesine güçlü bir şekilde vücuda kazandırmamaktadır. Meyvesinde bulunan folacin etkin maddesi antianemik özelliğe sahiptir.
    Kendilerini yorgun hisseden kanser hastalarına haftada üç-dört kez avokado tüketmelerini öneririm.

    İbrahim Saraçoğlu Avakado Kürü

    Konu Saati  12:40  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

     Avokado, uzun yıllar Türkiye’de tanınmayı ve kabul görmeyi bekledi durdu... 80’lerin başından itibaren aranan, en pahalı meyve olarak pazarlarımıza girmeye başladı. 
    Avokadonun olgunlaşmış olanını (elde kolayca ezilebilen) kullanmak gerekir. Eğer yumuşağını bulamıyorsanız, onu birkaç gün içerisinde kolaylıkla yumuşatabilirsiniz. Yapacağınız tek şey herbirini ayrı ayrı gazete veya kese kâğıdına sarıp oda sıcaklığında bekletmektir. Birkaç gün sonra gazete kâğıdını açmadan dışından, yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edebilirsiniz.
    Avokado olgun şeftali yumşaklığında olmalıdır. Avokado hazırladıktan en geç birkaç saat içerisinde tüketilmelidir.

    Kür 1: Anemiye karşı
    Bir adet avokado ince dış kabuğu soyulup çekirdeği çıkarıldıktan sonra 1 - 1.5 yemek kaşığı limon suyu ilave edilerek çatalla ezilir. Bir dilim ekmeğin üzerine sürülerek tüketilir.
    Haftada üç kez bir ay boyunca devam edilir ve kür sonlandırılır. Dönem dönem şikâyetlerin seyrine göre tekrarlanabilir.
    Kür 2: Kanser hastalarında, iyi huylu prostat büyümesinde ve kolesterolün düşürülmesinde
    Kür 1’ le hazırlama şekli aynıdır. Ancak ezilirken içerisine 1 - 2 diş ezilmiş sarımsak ilave edilir. Uygulama şekli de aynıdır. Dönem dönem şikâyetlerin seyrine göre tekrarlanabilir. Anemi yaşayan kanser hastalarına da önerilir.

    Ülser ve migrene birebir

    Avokado, B6 vitamini bakımından çok zengindir. Ülser ve migreni olanlar avokadoyu hiç çekinmeden tüketebilirler. Ülser, migren ve Azlheimer hastalarının özellikle avakado tüketmelerinde fayda var. Bu önerimin nedeni içerdiği thiamin ve theronine etkin maddeleridir. Avokadonun içerdiği riboflavin, seretonin ve pyridoxine migrene karşı mükemmel bir önleyicidir. Ancak, içeriğinde bulunan yüksek miktardaki proline ve heptacosane maddeleri onun migrene karşı önleyici gücünü büyük ölçüde zayıflatır.
    Avokadoyu tüketenler onun çok yağlı olduğunu ve kolesterollerini yükselteceğini düşünür. Bu doğru değildir. Tam tersine avokado kolesterol düşürücüdür. Hele hele önerdiğim hazırlama şekline göre tüketilirse, kolesterolün düşürülmesinde daha da etkili olur. Avokadonun az da olsa dopamin ve seretonin içerdiğini biliyor muydunuz?

    İyi huylu prostat büyümesi

    İyi huylu prostat büyümesine bağlı şikâyeti olanlar da haftada iki-üç kez avokado tüketme-li. Çünkü içeriğinde 5-alfa-redüktaz enzimini inhibe eden beş etkin madde bulunur.
    Avokadonun meyve olarak tüketilmesi biraz zor gelebilir. Ancak, avokadonun çok çeşitli hazırlama şekilleri vardır. Eğer onu doğru hazırlarsak, mükemmel bir aroma ve damak tadı kazanır. Önerdiğim hazırlama şeklinin dışına çıkmayınız. Çünkü sarımsak ve taze limon suyunun dışında ilave edeceğiniz farklı katkılar kür için uygun olmayabilir. Avokadonun tuz atımındaki seçiçiliği, sodyuma karşıdır. O, vücuttaki sodyumu adeta seçerek dışarı atar. Sodyum yüksekliği olanlara özellikle avokado tüketmelerini öneririm.
    Avokado gerçek bir doymamış omega-9-asit deposudur. Ortalama olarak 500 bin ppm omega-9-asit içerir. Avokadonun damakta bıraktığı tat, onun çok yağlı olmasındandır. İçeriğinde bol miktarda doymamış yağ bulunduğu doğrudur. Ancak avokadonun içeriğinde kolestrol sıfırdır.
    Avokado ortalama 300 bin ppm doymamış omega-6-asit yani linoleik asit içerir.

    Regle bağlı anemiye karşı

    Bazı hanımların âdet dönemleri hem uzun sürer, hem de fazla kanamalı geçer.
    Bu durumda olan kadınların haftada üç kez avokado tüketmeleri, hem anemiye bağlı şikâyetleri ortadan kaldırır, hem bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesine yardım eder.

    Kanser hastaları için

    Değerli okuyucu, kemoterapi ve / veya radyoterapi sonrası anemi şikâyetiyle karşı karşıya kalan hastalar “Bitkisel Sağlık Rehberi” adlı kitabımda belirtmiş olduğum kereviz - ıspanak kürünü uygulamakta zorlanıyor. Bu zorluğun birinci nedeni, kemoterapi ve radyoterapi sonrası hastalarda görülen aşırı yorgunluk ve mide bulantısı şikâyetlerinden dolayı, haşlanmış kereviz-ıspanak suyunu içememeleridir. Bu nedenle, kanser hastalarının radyoterapi ve kemoterapi sonrası yaşanan anemiye karşı uygulayabilecekleri en mükemmel bitkisel destekleyici kür avokado kürüdür.
    Avokado öyle bir nimettir ki, içeriğinde bulunan demirin tamamı vücudumuz tarafından emilebilir. Avokadoya bu özelliği kazandıran heptulose etkin maddesini içeriyor olmasıdır. Anemi şikâyeti çeken herkese avokado kürünü önerebilirim. Bugüne kadar incelemiş ve araştırmış olduğum hiçbir meyve içerdiği demiri, böylesine güçlü bir şekilde vücuda kazandırmamaktadır. Meyvesinde bulunan folacin etkin maddesi antianemik özelliğe sahiptir.
    Kendilerini yorgun hisseden kanser hastalarına haftada üç-dört kez avokado tüketmelerini öneririm.

    11 Şubat 2014 Salı


    Ender Saraç hipotiroid olanlar için Tere tohumunu öneriyor


    Tere, turpgiller ailesinden olup yaprakları geniş uzun bölmeli, uzun saplı ve geniş dişlidir. Bahçe ve bostanlarda yetiştirilir. Yaprak ve tohumları şifa verici olarak kullanılır. Bu bitki dere otu ile karıştırılmamalıdır.

    Tere tohumu özellikle, metabolizma hızlandırma özelliği ile hızlı kilo vermeyi sağlar, vitamin değeri (A,C ve D vitaminleri) çok yüksek olan tere tohumu kilo verirken bağışıklık sisteminin düşmesini engeller ve enerji kaybı yapmaz.

    Dr. Ender SARAÇ’ın Tere Tohumu ile İlgili Görüşü Nedir?


    Tere tohumu belirli bir süre sabah aç karnına kullanıldığında başta tiroid hormonu olmak üzere genelde metabolizmayı uyarıcı bir etki gösterebilir ve metabolizmanın canlanmasına yardımcı olabilir.

    Tere tohumları ,yaklaşık susam çekirdeği ebatlarında ama daha koyu parlak kırmızı renktedir. Tere tohumunu aktif tiroid rahatsızlığı olanların kullanmasını önermem. Ama troidi yavaş çalışan pek çok kişinin verdiğim önerilere göre bilinçli kullanıldığında daha rahat kilo verdirdiğini gözlemledim.

    Tere tohumu tek başına zayıflama için bir mucize değildir, asla öyle algılanmamalıdır. Fakat bazı durumlarda ek bir yardım sağlayabilir. Bazı firmalar tere tohumunun haplarını da piyasaya çıkarmışlar. Ancak fiyatları bana biraz yüksek geldi.

    Ender Saraç’ın tüm sağlık, beslenme, diyet ve zayıflama konulu yazıları için tıklayın

    Ender Saraç Tere Tohumun zayıflamaya ve troite faydaları

    Konu Saati  19:51  |  in  Herbalistler  |  Devamı»


    Ender Saraç hipotiroid olanlar için Tere tohumunu öneriyor


    Tere, turpgiller ailesinden olup yaprakları geniş uzun bölmeli, uzun saplı ve geniş dişlidir. Bahçe ve bostanlarda yetiştirilir. Yaprak ve tohumları şifa verici olarak kullanılır. Bu bitki dere otu ile karıştırılmamalıdır.

    Tere tohumu özellikle, metabolizma hızlandırma özelliği ile hızlı kilo vermeyi sağlar, vitamin değeri (A,C ve D vitaminleri) çok yüksek olan tere tohumu kilo verirken bağışıklık sisteminin düşmesini engeller ve enerji kaybı yapmaz.

    Dr. Ender SARAÇ’ın Tere Tohumu ile İlgili Görüşü Nedir?


    Tere tohumu belirli bir süre sabah aç karnına kullanıldığında başta tiroid hormonu olmak üzere genelde metabolizmayı uyarıcı bir etki gösterebilir ve metabolizmanın canlanmasına yardımcı olabilir.

    Tere tohumları ,yaklaşık susam çekirdeği ebatlarında ama daha koyu parlak kırmızı renktedir. Tere tohumunu aktif tiroid rahatsızlığı olanların kullanmasını önermem. Ama troidi yavaş çalışan pek çok kişinin verdiğim önerilere göre bilinçli kullanıldığında daha rahat kilo verdirdiğini gözlemledim.

    Tere tohumu tek başına zayıflama için bir mucize değildir, asla öyle algılanmamalıdır. Fakat bazı durumlarda ek bir yardım sağlayabilir. Bazı firmalar tere tohumunun haplarını da piyasaya çıkarmışlar. Ancak fiyatları bana biraz yüksek geldi.

    Ender Saraç’ın tüm sağlık, beslenme, diyet ve zayıflama konulu yazıları için tıklayın

    3 Şubat 2014 Pazartesi

    Troid hastalarına ve zayıflamak isteyenlere İbrahim Saraçoğlunun tavsiyesi dereotu kürü. İbrahim Saraçoğlu, “Ben bunu bulduğumda heyecanımdan günlerce uyku uyuyamadım” dedi..

    TROİD İÇİN DEREOTU :  Tiroidin hızlı ya da az çalışması durumunda dereotu çok etkilidir. 3 ay boyunca bir yemek kaşığı dereotu sabah, öğle ve akşam öğünlerinden 15 dakika önce tüketilecek. Bu konuda 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların sayısı gün geçtikçe artıyor.

    ZAYIFLAMAK İÇİN DEREOTU : Sofraya oturmadan 15 dakika önce bir yemek kaşığı dereotu yerseniz sofradan daha erken kalkarsınız. 10 dakika sonra tokluk hissi artacaktır. Daha az yemek yersiniz. Diyet yapanların özellikle yemesi gerekir. Açlık duygusuna fren yaptıran dereotudur. Hatta yemek arasında da yiyebilirsiniz. İştahınızın yavaş yavaş kalktığını görürsünüz. Göreceksiniz ki iştahınız daha erken kapanacak ve doygunluk duygunuz daha erken gelecektir.



    Troid için ceviz kürü
    Troidin en büyük ilacı cevizdir. 25 tane cevizi kırdıktan sonra kabukları ve perdeleri ile birlikte bir litre suyun içinde 5 gün bekletin. Elde ettiğiniz sudan sabah akşam birer fincan için, cevizleri de yiyin. Ayrıca ceviz yağını dışarıdan boğazınıza sürün. Hipertiroid rahatsızlığı olan kişiler, dereotu ve tere otunu fazla aşırıya kaçmadan tüketmeli, bunun yanında bol miktarda maydanoz ve roka da yemelidir.


    Prof Dr İbrahim Saraçoğlu Basur-hemoroid için dereotu kürü

    İbrahim Saraçoğlu  "Hemeroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünlerin öncesinde dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır." diyor.

    Dereotu kürü basurun giderilmesi için mükemmel bir çözüm getirmektedir. İbrahim Saraçoğlu basur-hemoroid için dereotu kürü Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden 15 dakika önce aç karnına, 1 yemek kaşığı dolusu taze yeşil dereotunu bir kaç kez çiğnedikten sonra 2-3 yudum su ile yutun. Basura karşı mükemmel bir çözüm getirmektedir. Bir ay boyunca uygulanmalıdır

     Hemeroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünlerin öncesinde dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.

    İbrahim Saraçoğlu Basur(hemoroid) için dereotu kürü

    Konu Saati  11:19  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

    Troid hastalarına ve zayıflamak isteyenlere İbrahim Saraçoğlunun tavsiyesi dereotu kürü. İbrahim Saraçoğlu, “Ben bunu bulduğumda heyecanımdan günlerce uyku uyuyamadım” dedi..

    TROİD İÇİN DEREOTU :  Tiroidin hızlı ya da az çalışması durumunda dereotu çok etkilidir. 3 ay boyunca bir yemek kaşığı dereotu sabah, öğle ve akşam öğünlerinden 15 dakika önce tüketilecek. Bu konuda 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların sayısı gün geçtikçe artıyor.

    ZAYIFLAMAK İÇİN DEREOTU : Sofraya oturmadan 15 dakika önce bir yemek kaşığı dereotu yerseniz sofradan daha erken kalkarsınız. 10 dakika sonra tokluk hissi artacaktır. Daha az yemek yersiniz. Diyet yapanların özellikle yemesi gerekir. Açlık duygusuna fren yaptıran dereotudur. Hatta yemek arasında da yiyebilirsiniz. İştahınızın yavaş yavaş kalktığını görürsünüz. Göreceksiniz ki iştahınız daha erken kapanacak ve doygunluk duygunuz daha erken gelecektir.



    Troid için ceviz kürü
    Troidin en büyük ilacı cevizdir. 25 tane cevizi kırdıktan sonra kabukları ve perdeleri ile birlikte bir litre suyun içinde 5 gün bekletin. Elde ettiğiniz sudan sabah akşam birer fincan için, cevizleri de yiyin. Ayrıca ceviz yağını dışarıdan boğazınıza sürün. Hipertiroid rahatsızlığı olan kişiler, dereotu ve tere otunu fazla aşırıya kaçmadan tüketmeli, bunun yanında bol miktarda maydanoz ve roka da yemelidir.


    Prof Dr İbrahim Saraçoğlu Basur-hemoroid için dereotu kürü

    İbrahim Saraçoğlu  "Hemeroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünlerin öncesinde dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır." diyor.

    Dereotu kürü basurun giderilmesi için mükemmel bir çözüm getirmektedir. İbrahim Saraçoğlu basur-hemoroid için dereotu kürü Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden 15 dakika önce aç karnına, 1 yemek kaşığı dolusu taze yeşil dereotunu bir kaç kez çiğnedikten sonra 2-3 yudum su ile yutun. Basura karşı mükemmel bir çözüm getirmektedir. Bir ay boyunca uygulanmalıdır

     Hemeroid şikâyetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünlerin öncesinde dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikâyetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.

    28 Ocak 2014 Salı

    Kudretnarı Anadolu’da daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilse de diyabet, hiperlipidemi, ülser ve enfeksiyonlarda etkili bir bitkidir.
    Kudretnarı (Momordica charantia) , parçalı yapraklı, sarı çiçekli, tırmanıcı ve tek yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Hindistan olmakla birlikte Asya ve Afrika’nın tropik bölgelerinde de bulunur. Anadolu’da süs bitkisi olarak yetiştirilir.

    Kudretnarı bitkisinin meyveleri 10- 15 cm uzunluğunda, iğ şeklinde, üzeri pürtüklü, önce yeşil sonra parlak sarı veya turuncu renklidir. Olgunlaşan meyveler yarılır ve üstü kırmızı bir arillus ile kaplı tohumlar ortaya çıkar. 1 cm uzunluğunda, üzeri desenli ve kenarları tırtıklı tohumlar böceğe benzer.

    Kudretnarı meyveleri çeşitli aktif bileşenler ihtiva eder: glikozitler (örneğin; momordisin I ve II), steroidal saponinler (örneğin; karantin), alkoloitler, sabit yağlar, polipeptitler (örneğin; Map30 (Momordica anti-HIV protein), momorkarin lektin). Olgunlaşmamış meyveler ise A vitamini, fosfor ve demir kaynağıdır. Kudretnarı meyvelerinin tıbbi etkileri şöyledir:

    Diyabet(Şeker Hastalığı)


    Kudretnarının etkili bileşenlerinden steroidal saponinler ve insülin benzeri peptitler kan şekerini düşürücü etki gösterir. Kudretnarının bütün kısımları diyabette etkilidir. Sistematik çalışmalarda, kurutulmuş meyve ve tohumlardan hazırlanan alkol özütünün kan şekerini birinci hafta sonunda %49, beşinci hafta sonunda %39; olgunlaşmamış taze meyvelerden hazırlanan sulu özütün açlık kan şekerini %50 oranında düşürdüğü tespit edilmiştir (1, 11). Kudretnarı özütünün diyabetteki etkinliği şu temel faydalarına dayandırılmıştır:

    • Hücrelerden şeker alımını arttırır.

    • Karaciğerin şeker kullanımını arttırır.

    • İnsülin salınımını destekler ve etkisini arttırır.

    • Vücuttaki protein ve yağın şekere dönüşmesini engeller.


    Hiperlipidemi


    Kudretnarı özütünün trigliserit ve kötü huylu kolesterolü (LDL) azalttığı, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırdığı tespit edilmiştir. Bu etkinin, bileşimindeki saponinlerden ileri geldiği düşünülmektedir. Saponinler pankreastan salınan lipaz enziminin etkisini önleyerek besinlerdeki yağın kana karışmasını engellemektedir.

    Ülser 

    Halk arasında, kudretnarının olgun meyveleri ezilip balla karıştırılarak macun haline getirilir ve mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerine karşı dahilen kullanılır. Deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalarda, kudretnarı özütünün, ülsere yolaçtığı bilinen Helicobacter pylori bakterisi üzerinde etkili olduğu ve ülser oluşumunu önlediği ortaya konmuştur.


    Bakteri enfeksiyonları


    Son yıllarda, sentetik gıda koruyucularının yerine geçebilecek bitki kökenli mikrop öldürücü bileşiklerin araştırılmasıyla, kudretnarı özütünün B. subtilis, L. innocua, Staph. aureus gibi bazı gram pozitif bakteriler üzerinde etkili, gram negatif bakteriler ve çeşitli küfler üzerinde etkisiz olduğu ortaya konmuştur. Bir başka çalışmada ise kudretnarının sulu ve alkollü yaprak özütünün idrar yolu enfeksiyonları, tifo ve dizanteriye sebep olan bakteriler üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir.


    Virüs enfeksiyonları


    Kudretnarı meyvelerinde bulunan alfa- ve beta-momorkarin lektin ve MAP30’un, Epstein-Barr, HPS-1, HIV, coxsackievirus B3 ve polio virüsleri üzerinde etkili olduğu ortaya konmuştur.

    Kudretnarının riskleri


    • Rahim hareketlerini uyararak düşüğe sebep olduğu için  hamilelerde ve hamile kalmak isteyenlerde kullanılmamalıdır.

    • Döllenmeyi azalttığı için hamile kalmak isteyenlerde ve kısırlık tedavisi görenlerde kullanılmamalıdır.

    • Antidiyabetik ilaçlar ve insülinle birlikte kullanıldığında kan şekerini aşırı düşüreceği için dikkatli olunmalıdır.

    • Kolesterol düşürücü ilaçlarla birlikte kullanıldığında ilacın etkisini arttıracağı için dikkatli olunmalıdır.

    Kaynak


    Ecz. Etil Arıburnu

    Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı

    Kudretnarı ~ Diyabet(Şeker Hastalığı), hiperlipidemi, Ülser ve Enfeksiyonlarda kullanımı

    Konu Saati  08:49  |  in  Şifalı Bitkiler  |  Devamı»

    Kudretnarı Anadolu’da daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilse de diyabet, hiperlipidemi, ülser ve enfeksiyonlarda etkili bir bitkidir.
    Kudretnarı (Momordica charantia) , parçalı yapraklı, sarı çiçekli, tırmanıcı ve tek yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Hindistan olmakla birlikte Asya ve Afrika’nın tropik bölgelerinde de bulunur. Anadolu’da süs bitkisi olarak yetiştirilir.

    Kudretnarı bitkisinin meyveleri 10- 15 cm uzunluğunda, iğ şeklinde, üzeri pürtüklü, önce yeşil sonra parlak sarı veya turuncu renklidir. Olgunlaşan meyveler yarılır ve üstü kırmızı bir arillus ile kaplı tohumlar ortaya çıkar. 1 cm uzunluğunda, üzeri desenli ve kenarları tırtıklı tohumlar böceğe benzer.

    Kudretnarı meyveleri çeşitli aktif bileşenler ihtiva eder: glikozitler (örneğin; momordisin I ve II), steroidal saponinler (örneğin; karantin), alkoloitler, sabit yağlar, polipeptitler (örneğin; Map30 (Momordica anti-HIV protein), momorkarin lektin). Olgunlaşmamış meyveler ise A vitamini, fosfor ve demir kaynağıdır. Kudretnarı meyvelerinin tıbbi etkileri şöyledir:

    Diyabet(Şeker Hastalığı)


    Kudretnarının etkili bileşenlerinden steroidal saponinler ve insülin benzeri peptitler kan şekerini düşürücü etki gösterir. Kudretnarının bütün kısımları diyabette etkilidir. Sistematik çalışmalarda, kurutulmuş meyve ve tohumlardan hazırlanan alkol özütünün kan şekerini birinci hafta sonunda %49, beşinci hafta sonunda %39; olgunlaşmamış taze meyvelerden hazırlanan sulu özütün açlık kan şekerini %50 oranında düşürdüğü tespit edilmiştir (1, 11). Kudretnarı özütünün diyabetteki etkinliği şu temel faydalarına dayandırılmıştır:

    • Hücrelerden şeker alımını arttırır.

    • Karaciğerin şeker kullanımını arttırır.

    • İnsülin salınımını destekler ve etkisini arttırır.

    • Vücuttaki protein ve yağın şekere dönüşmesini engeller.


    Hiperlipidemi


    Kudretnarı özütünün trigliserit ve kötü huylu kolesterolü (LDL) azalttığı, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırdığı tespit edilmiştir. Bu etkinin, bileşimindeki saponinlerden ileri geldiği düşünülmektedir. Saponinler pankreastan salınan lipaz enziminin etkisini önleyerek besinlerdeki yağın kana karışmasını engellemektedir.

    Ülser 

    Halk arasında, kudretnarının olgun meyveleri ezilip balla karıştırılarak macun haline getirilir ve mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerine karşı dahilen kullanılır. Deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalarda, kudretnarı özütünün, ülsere yolaçtığı bilinen Helicobacter pylori bakterisi üzerinde etkili olduğu ve ülser oluşumunu önlediği ortaya konmuştur.


    Bakteri enfeksiyonları


    Son yıllarda, sentetik gıda koruyucularının yerine geçebilecek bitki kökenli mikrop öldürücü bileşiklerin araştırılmasıyla, kudretnarı özütünün B. subtilis, L. innocua, Staph. aureus gibi bazı gram pozitif bakteriler üzerinde etkili, gram negatif bakteriler ve çeşitli küfler üzerinde etkisiz olduğu ortaya konmuştur. Bir başka çalışmada ise kudretnarının sulu ve alkollü yaprak özütünün idrar yolu enfeksiyonları, tifo ve dizanteriye sebep olan bakteriler üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir.


    Virüs enfeksiyonları


    Kudretnarı meyvelerinde bulunan alfa- ve beta-momorkarin lektin ve MAP30’un, Epstein-Barr, HPS-1, HIV, coxsackievirus B3 ve polio virüsleri üzerinde etkili olduğu ortaya konmuştur.

    Kudretnarının riskleri


    • Rahim hareketlerini uyararak düşüğe sebep olduğu için  hamilelerde ve hamile kalmak isteyenlerde kullanılmamalıdır.

    • Döllenmeyi azalttığı için hamile kalmak isteyenlerde ve kısırlık tedavisi görenlerde kullanılmamalıdır.

    • Antidiyabetik ilaçlar ve insülinle birlikte kullanıldığında kan şekerini aşırı düşüreceği için dikkatli olunmalıdır.

    • Kolesterol düşürücü ilaçlarla birlikte kullanıldığında ilacın etkisini arttıracağı için dikkatli olunmalıdır.

    Kaynak


    Ecz. Etil Arıburnu

    Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top