• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • Genel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    Genel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

    14 Nisan 2014 Pazartesi


    Kolesterol düzeyinizi ilaç içmeden, sadece beslenmenizi düzenleyerek düşürmeniz mümkün. 

    M-Onep Klinikleri Beslenme Uzmanı Banu Eroğuz Demirözü; kolesterolü sağlıklı düzeyde tutmak ve gerekirse düşürmek için uygulanması gereken beslenme düzeni hakkında bilgiler verdi.

    Kolesterol Nedir?

    Kolesterol beynin çalışması için gerekli bir maddedir. Hormonal sistemin ana unsurlarındandır.
    Günlük alınması gereken kolesterol miktarı 1500 mg’dır. Bu miktarın önemli bir kısmını karaciğer yaparken, 200–800 mg’lık kısmının besinlerle alınması önerilir.

    Kolesterol probleminin en önemli sebepleri arasında genetik özellikler hareketsizlik, yanlış beslenme (hayvansal ve doymuş yağların, şekerli gıdaların aşırı tüketilmesi) ve buna bağlı olarak gelişen fazla kilolar ve stres sayılabilir.

    Kolesterolün Sağlıklı Seviyede Olması İçin...

    1- Bol meyve ve sebze tüketin: Bunu yaparken farklı seze ve meyveleri tüketmeye özen gösterin. Posa oranı yüksek sebzeler (ıspanak, kıvırcık, lahana), C vitamini oranı ve posası yüksek meyveler (portakal, greyfurt, kivi vb.) kolesterolün düşmesine yardımcı olur.
    2- Doymuş yağ tüketimini azaltın: Yağlı et ve şarküteri ürünleri, tam yağlı süt, peynir ve yoğurt yerine yağsız etleri, Omega 3’den zengin yağlı balıkları, yağsız veya az yağlı süt ve süt ürünlerini tercih edin. Zeytinyağı kullanın. Ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar da omega 3 açısından zengindirler.
    3- Ekmek tercihinizi değiştirin: Yulaf, çavdar ve tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarnaları, bulgur ve kahverengi pirinci tercih etmeye başlayın. Yüksek trans yağ içeren abur cuburlardan uzak durun.
    4- Kurubaklagil tüketiminizi artırın: Kurubaklagiller yüksek posa içeriklerinin yanı sıra bitkisel proteinden de zengindir.
    5- Tuzu azaltın: Pişirirken kullandığınız tuzu olabildiğince azaltın ve sofrada tuzluk bulundurmayın. Lezzet için taze kokulu otları ve baharatları tercih edin.  Doğal olmayan çeşnileri ve lezzet verici sosları kesinlikle kullanmayın.

    Kolesterolün Düşürülmesine Yardımcı Gıdalar

    Özellikle Omega 3 içeriği yüksek besinler (yağlı balıklar, yağlı tohumlar), posa içeriği yüksek sebze ve meyveler (ıspanak, lahana, brokoli, elma, ayva, kayısı vb.), C vitamini yüksek meyveler (portakal, mandalina, greyfurt, kivi), kurubaklagiller (nohut, kuru fasulye, soya vb.) Kolesterolün düşürülmesine yardımcı gıdalar arasında sayılabilir. Damar sertliğinin en önemli sebepleri arasında HDL düşüklüğü sayılabilir. HDL damar duvarına yapışmış kolesterolü karaciğere geri taşıyıp safra yollarıyla atılmasını sağlar. Böylece damarların temizlenmesi sağlar, inflamasyonu durdurur, kan pıhtılarının oluşumunu engeller. Bu sebeple kan HDL düzeyinin yüksekliği önemlidir. Ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumlar zengin omega 3 içerikleri sebebiyle kan HDL düzeyinin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

    Tüketilen yağın miktarı kadar doymuşluk oranı da önemlidir. Katı ve doymuş yağlar kötü kolesterol LDL’nin düzeyini artırarak damar sağlığını bozar. Doymuşluk oranları düşük ve doymamışlık oranları yüksek sıvıyağlar kalp sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır. Özellikle doymamış yağların en önemli kaynaklarından olan zeytinyağı; iyi kolesterol HDL‘nin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

    Süt ve süt ürünleri yüksek kalsiyum ve protein içeriklerinden dolayı günlük beslenmemizde önemli bir yere sahiptir. Ancak yağlı süt, yağlı peynirler ve yağlı sütten yapılmış özellikle kaymaklı yoğurtlar doymuş yağlar ve kolesterolden zengindir. Bu sebeple de yüksek kolesterol, damar sertliği ve tansiyon sorunu olanlar tarafından dikkatli tüketilmeli; bunların yerine az yağlı ürünler (az yağlı sütten yapılan taze peynirler, lor peyniri, yoğurt vb.) tercih edilmelidir.

    Kolesterol Yiyerek Düşürülebilir mi?

    Konu Saati  09:16  |  in  sağlık  |  Devamı»


    Kolesterol düzeyinizi ilaç içmeden, sadece beslenmenizi düzenleyerek düşürmeniz mümkün. 

    M-Onep Klinikleri Beslenme Uzmanı Banu Eroğuz Demirözü; kolesterolü sağlıklı düzeyde tutmak ve gerekirse düşürmek için uygulanması gereken beslenme düzeni hakkında bilgiler verdi.

    Kolesterol Nedir?

    Kolesterol beynin çalışması için gerekli bir maddedir. Hormonal sistemin ana unsurlarındandır.
    Günlük alınması gereken kolesterol miktarı 1500 mg’dır. Bu miktarın önemli bir kısmını karaciğer yaparken, 200–800 mg’lık kısmının besinlerle alınması önerilir.

    Kolesterol probleminin en önemli sebepleri arasında genetik özellikler hareketsizlik, yanlış beslenme (hayvansal ve doymuş yağların, şekerli gıdaların aşırı tüketilmesi) ve buna bağlı olarak gelişen fazla kilolar ve stres sayılabilir.

    Kolesterolün Sağlıklı Seviyede Olması İçin...

    1- Bol meyve ve sebze tüketin: Bunu yaparken farklı seze ve meyveleri tüketmeye özen gösterin. Posa oranı yüksek sebzeler (ıspanak, kıvırcık, lahana), C vitamini oranı ve posası yüksek meyveler (portakal, greyfurt, kivi vb.) kolesterolün düşmesine yardımcı olur.
    2- Doymuş yağ tüketimini azaltın: Yağlı et ve şarküteri ürünleri, tam yağlı süt, peynir ve yoğurt yerine yağsız etleri, Omega 3’den zengin yağlı balıkları, yağsız veya az yağlı süt ve süt ürünlerini tercih edin. Zeytinyağı kullanın. Ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar da omega 3 açısından zengindirler.
    3- Ekmek tercihinizi değiştirin: Yulaf, çavdar ve tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarnaları, bulgur ve kahverengi pirinci tercih etmeye başlayın. Yüksek trans yağ içeren abur cuburlardan uzak durun.
    4- Kurubaklagil tüketiminizi artırın: Kurubaklagiller yüksek posa içeriklerinin yanı sıra bitkisel proteinden de zengindir.
    5- Tuzu azaltın: Pişirirken kullandığınız tuzu olabildiğince azaltın ve sofrada tuzluk bulundurmayın. Lezzet için taze kokulu otları ve baharatları tercih edin.  Doğal olmayan çeşnileri ve lezzet verici sosları kesinlikle kullanmayın.

    Kolesterolün Düşürülmesine Yardımcı Gıdalar

    Özellikle Omega 3 içeriği yüksek besinler (yağlı balıklar, yağlı tohumlar), posa içeriği yüksek sebze ve meyveler (ıspanak, lahana, brokoli, elma, ayva, kayısı vb.), C vitamini yüksek meyveler (portakal, mandalina, greyfurt, kivi), kurubaklagiller (nohut, kuru fasulye, soya vb.) Kolesterolün düşürülmesine yardımcı gıdalar arasında sayılabilir. Damar sertliğinin en önemli sebepleri arasında HDL düşüklüğü sayılabilir. HDL damar duvarına yapışmış kolesterolü karaciğere geri taşıyıp safra yollarıyla atılmasını sağlar. Böylece damarların temizlenmesi sağlar, inflamasyonu durdurur, kan pıhtılarının oluşumunu engeller. Bu sebeple kan HDL düzeyinin yüksekliği önemlidir. Ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumlar zengin omega 3 içerikleri sebebiyle kan HDL düzeyinin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

    Tüketilen yağın miktarı kadar doymuşluk oranı da önemlidir. Katı ve doymuş yağlar kötü kolesterol LDL’nin düzeyini artırarak damar sağlığını bozar. Doymuşluk oranları düşük ve doymamışlık oranları yüksek sıvıyağlar kalp sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır. Özellikle doymamış yağların en önemli kaynaklarından olan zeytinyağı; iyi kolesterol HDL‘nin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

    Süt ve süt ürünleri yüksek kalsiyum ve protein içeriklerinden dolayı günlük beslenmemizde önemli bir yere sahiptir. Ancak yağlı süt, yağlı peynirler ve yağlı sütten yapılmış özellikle kaymaklı yoğurtlar doymuş yağlar ve kolesterolden zengindir. Bu sebeple de yüksek kolesterol, damar sertliği ve tansiyon sorunu olanlar tarafından dikkatli tüketilmeli; bunların yerine az yağlı ürünler (az yağlı sütten yapılan taze peynirler, lor peyniri, yoğurt vb.) tercih edilmelidir.

    8 Nisan 2014 Salı

    Birçok insan doktora gitmeye utandığı için bu hastalıklarla nasıl başedeceğini bilemiyor. Sun gazetesinde yer alan haberde, en utanç verici sağlık problemleri ve bunları düzeltmenin yolları şu şekilde açıklandı: 

    1. Ağız Kokusu: 
    Nefesinizin kötü kokması genellikle sabahları, özellikle ağzınız açık olarak uyuduğunuzda görülür. Fakat bazı insanlar, sosyal hayatlarını etkileyen derecede sürekli olan ağız kokusundan şikayet eder.

    Nedeni: Susuzluk, bakımsız dişler, iltihaplı dişetleri ya da çok fazla alkol. Nadiren sünüs ya da akciğer sorunu da ağız kokusuna yol açabilir.

    Tedavisi: Yeni bir diş fırçası alın ve dilinizi de fırçalayın. Tükürük akışınızı düzenlemek için sigara içmeyin, daha az kahve ve daha fazla su için. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa doktora ya da dişhekimine gidin.

    2. Bağırsak Problemleri: 
    İnsanlar günde ortalama 12 kez gaz çıkarırlar. Ancak, bunun daha sık olması bir sağlık sorunu olduğunun göstergesidir.

    Nedeni: Sık sık gürültülü gaz çıkarıyorsanız, bunun nedeni İrritabl Bağırsak Sendromu ya da bağırsak kanseri olabilir. İshale gelince, küçük çocuklardaki rotavirüs gibi enfeksiyonlar en yaygın nedendir. Yetişkinlerde görülen bağırsak sorunları ise besin zehirlenmesi, ishal, bağırsak kanseridir.

    Tedavi: Gaz çıkarmamak için, gazlı içeceklerden uzak durun ve hava yutmamak için daha yavaş yemek yiyin. Eğer, belirtiler devamlı oluyorsa ve kendinizi hasta hissediyor, kilo veriyorsanız doktora gitmelisiniz.
    İshal için yetişkinler birkaç günlüğüne reçetesiz ilaçları deneyip ishalin geçip geçmediğini gözlemleyebilir.

    3. Cilt Sorunları: 
    Herkesin sizi işaret ettiği hissine kapılabilirsiniz, ancak cilt sorunları başkaları için daha az aşikardır. Akne ve egzama, utanılan en yaygın cilt sorunlarından ikisidir.

    Nedeni: Akne, pul pul olan olan ve kaşınan cilt.

    Tedavisi: Akne reçetesiz ilaçlara genellikle yanıt veriyor, eczacınıza sorabilirsiniz, ancak bazen dermatologa gitmeniz gerekebilir.

    4. Aşırı Terleme: 
    Aşırı kiloluysanız, aşırı alkol tüketiyorsanız ya da fazla baharatlı yiyecekler yerseniz terleyebilirsiniz. Ergenlik çağındakiler de aşırı terler.

    Tedavisi: Kilo verin, içkiyi kesin ve güçlü bir ter önleyici kullanın. Bunlar işe yaramazsa, doktorunuza gidin.

    5. Kızarma:
    Birçok insan zor durumda kaldığında yüzü kızarır. Fakat bazı insanlar ise şapkası düştüğünde ya da hiçbir neden olmaksınız kızarır.

    Nedeni: Sıcak basması menopozdan kaynaklanır. Bazı insanlar Çin yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat isimli tatlandırıcı maddeyi yedikleri zaman kızarırlar.

    Tedavisi: Eğer ergenlik çağındaysanız, kızarıklık bundan kaynaklanıyor. Değilseniz, baharatlı yiyecekleri, alkol alımını ve sıcak içecekleri kesin, kalın giysiler giymeyin.

    6. Obezite:
     İnsan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olan obezite son yıllarda tüm dünyada hızla yayılıyor.

    Nedeni: Genelde yaktığınızdan daha fazla kalorili yiyecekler yemekten meydana geldiği biliniyor. Ancak, bazen obezitenin altında başka nedenler yatıyor: kortizon tedavisi veya troid bezinin az çalışması gibi.

    Tedavisi: Eczacınızdan yardım alabilir, internette diyet sitelerine bakabilir ya da WeightWatchers isimli Amerikan diyetini uygulayabilirsiniz.

    Utandıran sağlık sorunları...

    Konu Saati  06:04  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Birçok insan doktora gitmeye utandığı için bu hastalıklarla nasıl başedeceğini bilemiyor. Sun gazetesinde yer alan haberde, en utanç verici sağlık problemleri ve bunları düzeltmenin yolları şu şekilde açıklandı: 

    1. Ağız Kokusu: 
    Nefesinizin kötü kokması genellikle sabahları, özellikle ağzınız açık olarak uyuduğunuzda görülür. Fakat bazı insanlar, sosyal hayatlarını etkileyen derecede sürekli olan ağız kokusundan şikayet eder.

    Nedeni: Susuzluk, bakımsız dişler, iltihaplı dişetleri ya da çok fazla alkol. Nadiren sünüs ya da akciğer sorunu da ağız kokusuna yol açabilir.

    Tedavisi: Yeni bir diş fırçası alın ve dilinizi de fırçalayın. Tükürük akışınızı düzenlemek için sigara içmeyin, daha az kahve ve daha fazla su için. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa doktora ya da dişhekimine gidin.

    2. Bağırsak Problemleri: 
    İnsanlar günde ortalama 12 kez gaz çıkarırlar. Ancak, bunun daha sık olması bir sağlık sorunu olduğunun göstergesidir.

    Nedeni: Sık sık gürültülü gaz çıkarıyorsanız, bunun nedeni İrritabl Bağırsak Sendromu ya da bağırsak kanseri olabilir. İshale gelince, küçük çocuklardaki rotavirüs gibi enfeksiyonlar en yaygın nedendir. Yetişkinlerde görülen bağırsak sorunları ise besin zehirlenmesi, ishal, bağırsak kanseridir.

    Tedavi: Gaz çıkarmamak için, gazlı içeceklerden uzak durun ve hava yutmamak için daha yavaş yemek yiyin. Eğer, belirtiler devamlı oluyorsa ve kendinizi hasta hissediyor, kilo veriyorsanız doktora gitmelisiniz.
    İshal için yetişkinler birkaç günlüğüne reçetesiz ilaçları deneyip ishalin geçip geçmediğini gözlemleyebilir.

    3. Cilt Sorunları: 
    Herkesin sizi işaret ettiği hissine kapılabilirsiniz, ancak cilt sorunları başkaları için daha az aşikardır. Akne ve egzama, utanılan en yaygın cilt sorunlarından ikisidir.

    Nedeni: Akne, pul pul olan olan ve kaşınan cilt.

    Tedavisi: Akne reçetesiz ilaçlara genellikle yanıt veriyor, eczacınıza sorabilirsiniz, ancak bazen dermatologa gitmeniz gerekebilir.

    4. Aşırı Terleme: 
    Aşırı kiloluysanız, aşırı alkol tüketiyorsanız ya da fazla baharatlı yiyecekler yerseniz terleyebilirsiniz. Ergenlik çağındakiler de aşırı terler.

    Tedavisi: Kilo verin, içkiyi kesin ve güçlü bir ter önleyici kullanın. Bunlar işe yaramazsa, doktorunuza gidin.

    5. Kızarma:
    Birçok insan zor durumda kaldığında yüzü kızarır. Fakat bazı insanlar ise şapkası düştüğünde ya da hiçbir neden olmaksınız kızarır.

    Nedeni: Sıcak basması menopozdan kaynaklanır. Bazı insanlar Çin yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat isimli tatlandırıcı maddeyi yedikleri zaman kızarırlar.

    Tedavisi: Eğer ergenlik çağındaysanız, kızarıklık bundan kaynaklanıyor. Değilseniz, baharatlı yiyecekleri, alkol alımını ve sıcak içecekleri kesin, kalın giysiler giymeyin.

    6. Obezite:
     İnsan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olan obezite son yıllarda tüm dünyada hızla yayılıyor.

    Nedeni: Genelde yaktığınızdan daha fazla kalorili yiyecekler yemekten meydana geldiği biliniyor. Ancak, bazen obezitenin altında başka nedenler yatıyor: kortizon tedavisi veya troid bezinin az çalışması gibi.

    Tedavisi: Eczacınızdan yardım alabilir, internette diyet sitelerine bakabilir ya da WeightWatchers isimli Amerikan diyetini uygulayabilirsiniz.

    Modern beslenmede en eksik olan besinler, yeşil sebzeler. Yeşil sebzeleri pişirmeyi ve yemeyi öğrenmek sağlıklı bir hayat yaratmak için yapılması gereken en öncelikli ve temel işlerden biridir.

    Yeşil sebzelerle beslenmeye başladığınız zaman, doğal bir şekilde sizi hasta eden yiyecekler yavaş yavaş diyetinizin dışında kalacaklar. Yeşil sebzeler vücudumuzun içindeki yağmur ormanını beslerken, kan dolaşımı ve solunum sisteminizi güçlendirmektedir. Özellikle şehirde yasayan ve çayır çimen, kırsal alanlarla çok kısıtlı ilişki içinde olan bizler için yeşil sebzeleri hayatımızın düzenli bir parçası yapmamız çok önemlidir.


    Yeşil renk bahar ayıyla ilişkilendirilir. Bahar, yenilenmenin, ferahlamanın ve yaşam enerjisinin ayıdır. Doğu tıbbında ise yeşil karaciğerle ilişkilendirilir; duygusal denge ve yaratıcılığın çıkış noktası olarak kabul edilir. Besin değeri olarak yeşiller kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, çinko ve A, C, E, K vitaminlerinden zengindir. Lif, folik asit, klorofil gibi birçok mikro besin maddesi ve faydalı bitkisel kimyasallarla doludur.

    Koyu yeşil yapraklı sebzeler yemenin bazı faydaları aşağıdaki gibidir:
    - Kanı temizler.
    - Kanseri engeller.
    - Dolaşımı hızlandırır, kalitesini artırır.
    - Bağışıklık sistemini güçlendirir.
    - Sağlıklı bağırsak florasını destekler.
    - Hafif, esnek, sakin bir enerjiyi destekler.
    - Modunuzu yükseltir, depresyondan kurtulmaya yardımcı olur.
    - Karaciğer, safra kesesi ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.
    - Soğuk algınlığı, özellikle ciğerlerdeki tıkanıklığı, mukusu azaltmak suretiyle temizler.

    Tüketmek için birçok yeşil bitki seçeneği mevcuttur. Sevdiğiniz yeşilleri tespit edin ve bolca tüketmeye çalışın. Favorilerinizden sıkıldığınız zaman maceracı olup daha önce hiç duymadığınız yeşilleri deneyin.
    - Brokoli hem yetişkinler hem de çocuklar arasında oldukça popüler. Kökleri ağacın köküne benzeyen brokoli kuvvetli, sağlam, ayakları yere basan bir enerji sağlar.
    - Pazı, kara lahana, tere, semizotu, hindiba, labada ve bulabildiğiniz diğer bütün yeşilleri değişimli olarak sürekli kullanın.
    - Lahana çiğ, turşulanmış, kapuska yapılmış, her şekilde muhteşem bir sebzedir.
    - Roka, marul, meskulin ve yabani yeşiller genellikle çiğ yenmekle birlikte aklınıza gelebilecek her türlü yaratıcı şekilde tüketilebilir.
    - Ispanak ve pancarın uç kısmındaki yeşiller, oksalik asitten zengin olduğu için kemik ve dişlerden kalsiyumun çekilmesine sebep olabilir, dolayısıyla daha az miktarda tüketilmelidir; tüketirken de çeşitli tohum, fındık fıstık türevleri, tofu, baklagiller, tereyağı, yoğurt gibi protein ve yağ kaynaklarıyla birlikte pişirilmesi oksalik asitin etkisini azaltacaktır.

    Türkiye'de mevcut bütün yeşil sebzelerin listesi için www.erust.com.tr adresine bakabilirsiniz. Satın almak için en güzel kaynak organik pazar ve kendi bahçesinde ilaçsız üretim yaptığını bildiğiniz seyyar ya da pazarlardaki satıcıladır. Günümüzde büyük marketlerde de organik bolümler mevcut. Erüst tarımın ürünlerini paketlenmiş olarak süpermarketlerde bulmanız mümkün. Arnavutköy Kolaylar'da pahalı olmasına rağmen genellikle çok çeşitli seçenek bulmanız mümkün. Paketli ürün alırken içindekilerin kalitesini kontrol ettiğinizden ve birkaç gün içinde tüketeceğinizden emin olun.

    Yeşil sebzeleri pişirme yöntemleri

    Yeşillerinizi çok çeşitli yöntemlerle pişirmeyi deneyebilirsiniz. Buharda pişirmek, haşlamak, yağda sotelemek, sade su ya da sebze/tavuk suyuyla sotelemek, hafifçe turşulamak (lahananın üzerine biraz sirke ve tuz koyup üzerine ağırlıkla bastırarak yapılan salata gibi)

    Enerji açısından farklı pişirme tekniklerinin farklı etkileri vardır. Haşlamak yeşilleri yumuşatır ve sakinleştirir. Kaynayan suda 1 dakikanın altında tutun ki yeşillerin içerisindeki besin değerleri suda kaybolmasın. Eğer organik yeşillikler kullanıyorsanız haşladığınız suyu çay ya da aromalı bir su gibi tüketebilirsiniz. Buharda pişirmek yeşilleri daha lifli ve gergin yapar ki bu özellikle kilo vermek isteyenler için harika bir pişirme yöntemi. Yeşilleri çiğ olarak tüketmek de harika, tazeleyici, serinletici ve yumuşak bir yöntem ve canlı enzimler sağlaması yönünden çok faydalı.

    İnsanlar "lifli yeşil gıdalar" lafını duyunca genellikle göbek salatayı düşünürler. Fakat açık renk, çoğu restoranda servis edilen göbek salatada diğer yeşillerde olan faydalar ne yazık ki yok! Bir an önce koyu renkli yeşil yapraklı bu sebzeleri günlük beslenmenize ekleme alışkanlığını başlatın. Bir ay boyunca deneyin ve kendinizi nasıl hissettiğinizi gözlemleyin.

    Muhteşem yeşil sebzeler sağlık veriyor

    Konu Saati  06:02  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Modern beslenmede en eksik olan besinler, yeşil sebzeler. Yeşil sebzeleri pişirmeyi ve yemeyi öğrenmek sağlıklı bir hayat yaratmak için yapılması gereken en öncelikli ve temel işlerden biridir.

    Yeşil sebzelerle beslenmeye başladığınız zaman, doğal bir şekilde sizi hasta eden yiyecekler yavaş yavaş diyetinizin dışında kalacaklar. Yeşil sebzeler vücudumuzun içindeki yağmur ormanını beslerken, kan dolaşımı ve solunum sisteminizi güçlendirmektedir. Özellikle şehirde yasayan ve çayır çimen, kırsal alanlarla çok kısıtlı ilişki içinde olan bizler için yeşil sebzeleri hayatımızın düzenli bir parçası yapmamız çok önemlidir.


    Yeşil renk bahar ayıyla ilişkilendirilir. Bahar, yenilenmenin, ferahlamanın ve yaşam enerjisinin ayıdır. Doğu tıbbında ise yeşil karaciğerle ilişkilendirilir; duygusal denge ve yaratıcılığın çıkış noktası olarak kabul edilir. Besin değeri olarak yeşiller kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, çinko ve A, C, E, K vitaminlerinden zengindir. Lif, folik asit, klorofil gibi birçok mikro besin maddesi ve faydalı bitkisel kimyasallarla doludur.

    Koyu yeşil yapraklı sebzeler yemenin bazı faydaları aşağıdaki gibidir:
    - Kanı temizler.
    - Kanseri engeller.
    - Dolaşımı hızlandırır, kalitesini artırır.
    - Bağışıklık sistemini güçlendirir.
    - Sağlıklı bağırsak florasını destekler.
    - Hafif, esnek, sakin bir enerjiyi destekler.
    - Modunuzu yükseltir, depresyondan kurtulmaya yardımcı olur.
    - Karaciğer, safra kesesi ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.
    - Soğuk algınlığı, özellikle ciğerlerdeki tıkanıklığı, mukusu azaltmak suretiyle temizler.

    Tüketmek için birçok yeşil bitki seçeneği mevcuttur. Sevdiğiniz yeşilleri tespit edin ve bolca tüketmeye çalışın. Favorilerinizden sıkıldığınız zaman maceracı olup daha önce hiç duymadığınız yeşilleri deneyin.
    - Brokoli hem yetişkinler hem de çocuklar arasında oldukça popüler. Kökleri ağacın köküne benzeyen brokoli kuvvetli, sağlam, ayakları yere basan bir enerji sağlar.
    - Pazı, kara lahana, tere, semizotu, hindiba, labada ve bulabildiğiniz diğer bütün yeşilleri değişimli olarak sürekli kullanın.
    - Lahana çiğ, turşulanmış, kapuska yapılmış, her şekilde muhteşem bir sebzedir.
    - Roka, marul, meskulin ve yabani yeşiller genellikle çiğ yenmekle birlikte aklınıza gelebilecek her türlü yaratıcı şekilde tüketilebilir.
    - Ispanak ve pancarın uç kısmındaki yeşiller, oksalik asitten zengin olduğu için kemik ve dişlerden kalsiyumun çekilmesine sebep olabilir, dolayısıyla daha az miktarda tüketilmelidir; tüketirken de çeşitli tohum, fındık fıstık türevleri, tofu, baklagiller, tereyağı, yoğurt gibi protein ve yağ kaynaklarıyla birlikte pişirilmesi oksalik asitin etkisini azaltacaktır.

    Türkiye'de mevcut bütün yeşil sebzelerin listesi için www.erust.com.tr adresine bakabilirsiniz. Satın almak için en güzel kaynak organik pazar ve kendi bahçesinde ilaçsız üretim yaptığını bildiğiniz seyyar ya da pazarlardaki satıcıladır. Günümüzde büyük marketlerde de organik bolümler mevcut. Erüst tarımın ürünlerini paketlenmiş olarak süpermarketlerde bulmanız mümkün. Arnavutköy Kolaylar'da pahalı olmasına rağmen genellikle çok çeşitli seçenek bulmanız mümkün. Paketli ürün alırken içindekilerin kalitesini kontrol ettiğinizden ve birkaç gün içinde tüketeceğinizden emin olun.

    Yeşil sebzeleri pişirme yöntemleri

    Yeşillerinizi çok çeşitli yöntemlerle pişirmeyi deneyebilirsiniz. Buharda pişirmek, haşlamak, yağda sotelemek, sade su ya da sebze/tavuk suyuyla sotelemek, hafifçe turşulamak (lahananın üzerine biraz sirke ve tuz koyup üzerine ağırlıkla bastırarak yapılan salata gibi)

    Enerji açısından farklı pişirme tekniklerinin farklı etkileri vardır. Haşlamak yeşilleri yumuşatır ve sakinleştirir. Kaynayan suda 1 dakikanın altında tutun ki yeşillerin içerisindeki besin değerleri suda kaybolmasın. Eğer organik yeşillikler kullanıyorsanız haşladığınız suyu çay ya da aromalı bir su gibi tüketebilirsiniz. Buharda pişirmek yeşilleri daha lifli ve gergin yapar ki bu özellikle kilo vermek isteyenler için harika bir pişirme yöntemi. Yeşilleri çiğ olarak tüketmek de harika, tazeleyici, serinletici ve yumuşak bir yöntem ve canlı enzimler sağlaması yönünden çok faydalı.

    İnsanlar "lifli yeşil gıdalar" lafını duyunca genellikle göbek salatayı düşünürler. Fakat açık renk, çoğu restoranda servis edilen göbek salatada diğer yeşillerde olan faydalar ne yazık ki yok! Bir an önce koyu renkli yeşil yapraklı bu sebzeleri günlük beslenmenize ekleme alışkanlığını başlatın. Bir ay boyunca deneyin ve kendinizi nasıl hissettiğinizi gözlemleyin.

    24 Mart 2014 Pazartesi

    Vücudunuzun kusursuz olması ve diri kalması için masaja ihtiyacı vardır. Aşağıda verdiğimiz ipuçları, masajın sizin için harika bir deneyim haline gelmesine yardımcı olacaktır.

    Bir masajı farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek şekillerde yapabilirsiniz; hatta aynı teknik, nasıl uyguladığınıza bağlı olarak uyarıcı ya da uyku verici bir etki yaratabilir. Sert ve canlı bir masaj uyarıcı olabilirken yavaş ve düzenli hareketler insanı sakinleştirir.

    Masajın eğlencesi, denemedir. Asla aynı masajı iki kez yapmanız gerekmez. Her seferinde arkadaşınızın ihtiyaçlarını keşfetmeye çalışarak bunlara uygun bir masaj yapmaya çalışın. İster belli bir sırayı izleyin, ister kendi tekniklerinizi kendiniz belirleyin aşağıdaki ipuçları masajınızın harika bir deneyim haline gelmesine yardımcı olacaktır.

    Bunları unutmayın
    - Masajın en önemli unsuru, ritimdir. Ritmik hareketler tüm vücuda gevşeme dalgaları gönderir.

    - Masaj haz vermelidir; yaptığınız herhangi bir şey acı veriyorsa, arkadaşınızdan bunu söylemesini isteyin.

    - Ellerinizi vücut çizgilerine göre biçimlendirin ve vücudu kusursuz bir şekle sokmak için yonttuğunuzu düşleyin.

    - Herhangi bir bölgenin masajı sırasında, mutlaka bir eliniz vücutla temas etsin. İdeal durum, tüm masajınızın tek ve sürekli akan bir hareket olarak algılanmasıdır.

    - Uyguladığınız basıncı çok hafiften çok güçlüye kadar değiştirin. Kemikli bölgeler üzerinde basınç hafif, büyük kaslar üzerinde ise daha sert olmalıdır. Derin basınçlar uygulamaktan korkmayın; sert bir dokunuş rahatlatıcı olabilir.

    Vücudunuzu kullanın
    - Masaj sırasında asla kuvvet kullanmanız gerekmez, basınç uygulamak için yalnızca vücudunuzun ağırlığını kullanın.

    - Hareketlerinize konsantre olun ve fazla konuşmayın. Her ikiniz de dikkatinizi çeşitli duyular üzerinde toplarsanız, masajınız daha etkili olur.

    - İlk hareketleriniz acemice görünecek diye endişelenmeyin. Bütün dokunuşlar güzeldir ve masaj ilerledikçe hareketler daha akıcı bir hale gelir.

    - Tek başınıza olmaktansa bir eş ya da arkadaşla birlikte öğrenmek size daha kolay gelebilir; teknikleri birbirinizin üstünde uygularken nasıl duygular uyandırdıklarını daha iyi görebilirsiniz.

    - İyi bir masaj yapmak için tamamen gevşemeniz gerekir, o yüzden kendinizi fazla zorlamayın. Bir sonraki adımın ne olacağından emin değilseniz, yalnızca hareketi devam ettirin. Hareketleriniz belli bir ritim kazandıkça masajınız daha ilginç ve gevşetici bir hale gelecektir.


    Masajın eğlencesi yeni denemelerdir

    Konu Saati  05:30  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Vücudunuzun kusursuz olması ve diri kalması için masaja ihtiyacı vardır. Aşağıda verdiğimiz ipuçları, masajın sizin için harika bir deneyim haline gelmesine yardımcı olacaktır.

    Bir masajı farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek şekillerde yapabilirsiniz; hatta aynı teknik, nasıl uyguladığınıza bağlı olarak uyarıcı ya da uyku verici bir etki yaratabilir. Sert ve canlı bir masaj uyarıcı olabilirken yavaş ve düzenli hareketler insanı sakinleştirir.

    Masajın eğlencesi, denemedir. Asla aynı masajı iki kez yapmanız gerekmez. Her seferinde arkadaşınızın ihtiyaçlarını keşfetmeye çalışarak bunlara uygun bir masaj yapmaya çalışın. İster belli bir sırayı izleyin, ister kendi tekniklerinizi kendiniz belirleyin aşağıdaki ipuçları masajınızın harika bir deneyim haline gelmesine yardımcı olacaktır.

    Bunları unutmayın
    - Masajın en önemli unsuru, ritimdir. Ritmik hareketler tüm vücuda gevşeme dalgaları gönderir.

    - Masaj haz vermelidir; yaptığınız herhangi bir şey acı veriyorsa, arkadaşınızdan bunu söylemesini isteyin.

    - Ellerinizi vücut çizgilerine göre biçimlendirin ve vücudu kusursuz bir şekle sokmak için yonttuğunuzu düşleyin.

    - Herhangi bir bölgenin masajı sırasında, mutlaka bir eliniz vücutla temas etsin. İdeal durum, tüm masajınızın tek ve sürekli akan bir hareket olarak algılanmasıdır.

    - Uyguladığınız basıncı çok hafiften çok güçlüye kadar değiştirin. Kemikli bölgeler üzerinde basınç hafif, büyük kaslar üzerinde ise daha sert olmalıdır. Derin basınçlar uygulamaktan korkmayın; sert bir dokunuş rahatlatıcı olabilir.

    Vücudunuzu kullanın
    - Masaj sırasında asla kuvvet kullanmanız gerekmez, basınç uygulamak için yalnızca vücudunuzun ağırlığını kullanın.

    - Hareketlerinize konsantre olun ve fazla konuşmayın. Her ikiniz de dikkatinizi çeşitli duyular üzerinde toplarsanız, masajınız daha etkili olur.

    - İlk hareketleriniz acemice görünecek diye endişelenmeyin. Bütün dokunuşlar güzeldir ve masaj ilerledikçe hareketler daha akıcı bir hale gelir.

    - Tek başınıza olmaktansa bir eş ya da arkadaşla birlikte öğrenmek size daha kolay gelebilir; teknikleri birbirinizin üstünde uygularken nasıl duygular uyandırdıklarını daha iyi görebilirsiniz.

    - İyi bir masaj yapmak için tamamen gevşemeniz gerekir, o yüzden kendinizi fazla zorlamayın. Bir sonraki adımın ne olacağından emin değilseniz, yalnızca hareketi devam ettirin. Hareketleriniz belli bir ritim kazandıkça masajınız daha ilginç ve gevşetici bir hale gelecektir.


    12 Mart 2014 Çarşamba

    Birçok evliliğin bitmesinin nedenlerinden biri de cinsel istek azlığı...

    Bu sorunun arkasında ise ergenlik döneminde aile ve çevreden görülen baskı geliyor... Sonuç ise mutsuz evlilikler...

    Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Memorial Hastanesi’nden Uz. Klinik Psikolog Ayşe Elif Orhon, kadın cinsel işlev bozukluklarından biri olan “istek azlığı”nın en çok bilinen kadınsal cinsel bozukluk olan “vajinusmus”tan da daha sık görüldüğünü söyledi.

    Cinsel birleşmeye engel olmadığı için kadınların tedavi için başvurmadığını ifade eden Orhon, ancak bu durumun çiftin ilişkisini olumsuz etkilediğini kayeddit.

    Yanlış evlilikler

    Diğer tüm cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi cinsel istek bozukluğunun da fizyolojik ve psikolojik birçok nedeni bulunuyor. Çoğu durumda bu nedenler bir arada rol oynayarak hastalığın ortaya çıkışına sebep oluyor. Ayşe Elif Orhon hastalığın ortaya çıkmasındaki etken faktörleri şu şekilde sıraladı:

    • Psikoseksüel gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıklar
    • Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar
    • Cinselliğe dair gerçeküstü ve hatalı beklentiler
    • Cinselliğe dair edinilmiş hatalı bilgiler
    • Hatalı öğrenilmiş davranışlar
    • Utanç, suçluluk, günahkârlık duygularına kapılma
    • Cinselliğin yasaklandığı tutucu ve katı ahlak kurallarının bulunduğu toplumlarda yetişme
    • Evlilik problemleri ve çatışmaları
    • Eşler arası uyumsuzluk
    • Eşlerin ikisinden birinde cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen psikiyatrik bir hastalığın bulunması (depresyon gibi)
    • Kişinin kendi bedenine, özellikle cinsel organlarına dair olumsuz düşünceler içerisinde olması

    Her şey ergenlikte başlıyor

    Cinsel istek azlığı ergenlik döneminden itibaren başlar ve tedavi edilmediğinde yaşam boyu devamlılık gösteriyor. Özellike katı ve tutucu toplumların bu cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkışında büyük etkisi bulunuyor.

    Çok küçük yaşlardan itibaren uygulanmaya başlayan cinsel yasak ve baskılar kişilerin cinsel güdülerini bastırmasına ve zamanla cinselliğe ve kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor.

    Bazı durumlarda ise önceleri bir problem yokken sonradan cinsel istek azlığı ortaya çıkabiliyor. Ayşe Elif Orhon bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:

    • Kronik hastalıklar
    • Kişinin kullandığı ilaçlar
    • Alkol kullanımı
    • Uyuşturucu madde kullanımı
    • Menapoz
    • Emzirme dönemi
    • Psikiyatrik bozukluklar
    • Eşler arası çatışmalar
    • Kişinin cinsel bir travma yaşamış veya cinsel şiddete maruz kalmış olması

    Tedavisi var mı?

    Orhon, cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu söylüyor ve ekliyor "Cinsel istek azlığı yaşayan kadınlar uzmana başvurmadığı ve tedavi edilmediğinde yaşayacakları haz deneyiminden vazgeçmiş olurlar ve partnerleriyle ilişkileri ciddi şekilde etkilenir. Bunun nedeniyse cinsel ilişki çiftler arasındaki bir iletişim ve yakınlaşma şekli ve sürecidir. Bu süreçte meydana gelen aksaklıklar hem bireyi hem de çiftin ilişkisini olumsuz yönde etkileyip sekteye uğratabilmektedir."

    Cinsel işlev bozukluklarının hepsinde olduğu gibi cinsel istek azlığı da çiftin ortak yaşadığı bir problem ve terapiye iki kişinin de katılımını gerektiriyor. Dolayısıyla terapide partnerin eşlik etmesi, destekleyici bir tutum içerisinde olunması büyük önem taşıyor.

    Cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yöntemi

    Konu Saati  01:35  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Birçok evliliğin bitmesinin nedenlerinden biri de cinsel istek azlığı...

    Bu sorunun arkasında ise ergenlik döneminde aile ve çevreden görülen baskı geliyor... Sonuç ise mutsuz evlilikler...

    Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Memorial Hastanesi’nden Uz. Klinik Psikolog Ayşe Elif Orhon, kadın cinsel işlev bozukluklarından biri olan “istek azlığı”nın en çok bilinen kadınsal cinsel bozukluk olan “vajinusmus”tan da daha sık görüldüğünü söyledi.

    Cinsel birleşmeye engel olmadığı için kadınların tedavi için başvurmadığını ifade eden Orhon, ancak bu durumun çiftin ilişkisini olumsuz etkilediğini kayeddit.

    Yanlış evlilikler

    Diğer tüm cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi cinsel istek bozukluğunun da fizyolojik ve psikolojik birçok nedeni bulunuyor. Çoğu durumda bu nedenler bir arada rol oynayarak hastalığın ortaya çıkışına sebep oluyor. Ayşe Elif Orhon hastalığın ortaya çıkmasındaki etken faktörleri şu şekilde sıraladı:

    • Psikoseksüel gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıklar
    • Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar
    • Cinselliğe dair gerçeküstü ve hatalı beklentiler
    • Cinselliğe dair edinilmiş hatalı bilgiler
    • Hatalı öğrenilmiş davranışlar
    • Utanç, suçluluk, günahkârlık duygularına kapılma
    • Cinselliğin yasaklandığı tutucu ve katı ahlak kurallarının bulunduğu toplumlarda yetişme
    • Evlilik problemleri ve çatışmaları
    • Eşler arası uyumsuzluk
    • Eşlerin ikisinden birinde cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen psikiyatrik bir hastalığın bulunması (depresyon gibi)
    • Kişinin kendi bedenine, özellikle cinsel organlarına dair olumsuz düşünceler içerisinde olması

    Her şey ergenlikte başlıyor

    Cinsel istek azlığı ergenlik döneminden itibaren başlar ve tedavi edilmediğinde yaşam boyu devamlılık gösteriyor. Özellike katı ve tutucu toplumların bu cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkışında büyük etkisi bulunuyor.

    Çok küçük yaşlardan itibaren uygulanmaya başlayan cinsel yasak ve baskılar kişilerin cinsel güdülerini bastırmasına ve zamanla cinselliğe ve kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor.

    Bazı durumlarda ise önceleri bir problem yokken sonradan cinsel istek azlığı ortaya çıkabiliyor. Ayşe Elif Orhon bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:

    • Kronik hastalıklar
    • Kişinin kullandığı ilaçlar
    • Alkol kullanımı
    • Uyuşturucu madde kullanımı
    • Menapoz
    • Emzirme dönemi
    • Psikiyatrik bozukluklar
    • Eşler arası çatışmalar
    • Kişinin cinsel bir travma yaşamış veya cinsel şiddete maruz kalmış olması

    Tedavisi var mı?

    Orhon, cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu söylüyor ve ekliyor "Cinsel istek azlığı yaşayan kadınlar uzmana başvurmadığı ve tedavi edilmediğinde yaşayacakları haz deneyiminden vazgeçmiş olurlar ve partnerleriyle ilişkileri ciddi şekilde etkilenir. Bunun nedeniyse cinsel ilişki çiftler arasındaki bir iletişim ve yakınlaşma şekli ve sürecidir. Bu süreçte meydana gelen aksaklıklar hem bireyi hem de çiftin ilişkisini olumsuz yönde etkileyip sekteye uğratabilmektedir."

    Cinsel işlev bozukluklarının hepsinde olduğu gibi cinsel istek azlığı da çiftin ortak yaşadığı bir problem ve terapiye iki kişinin de katılımını gerektiriyor. Dolayısıyla terapide partnerin eşlik etmesi, destekleyici bir tutum içerisinde olunması büyük önem taşıyor.

    Karın bölgesinde oluşan fıtıkların en sık görülen türü olan kasık fıtığı ağrı oluşturarak günlük aktiviteleri sınırlamasının yanı sıra cinsel yaşamı da olumsuz etkileyebiliyor. Örneğin, cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açmak gibi...

    Karın iç organların bir kısmının doğumsal veya sonradan oluşan zayıf noktalardan karın dışına çıkmasına fıtık deniliyor. Karın duvarı fıtıkları, yüzde 80 gibi rakamla en sık kasıkta ortaya çıkıyor.  Her 100 kişiden 1-2’sinde görülen kasık bölgesindeki fıtık tedavi edilmezse zamanla büyüyebiliyor. Bunun sonucunda ağrı oluşturarak hayat standartlarını ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök, fıtığın aynı zamanda cinsel hayatı da olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekiyor!

    Aşırı Kilo ve Sigara Riski Artırıyor

    Fıtık herkeste görülebiliyor. Ancak; aşırı kilolularda, ileri yaştakilerde, bağ dokusu hastalığı olanlarda, sigara içenlerde ve diyaliz hastalarında risk artıyor. Kesi fıtıkları ise ameliyat yaralarının çeşitli etkenlerden ötürü tam iyileşmemesi nedeniyle zayıflamasına bağlı oluşuyor. Fıtık genellikle kolay teşhis ediliyor. Karın ön duvarı ya da kasıkta derinin altında bir şişlik ve dolgunluk fıtığın tipik belirtilerini oluşturuyor.

    Cinsel İlişkide Ağrı Nedeni

    Fıtık tedavi edilmezse büyüyor ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Örneğin ağır şeyler kaldırmak, öksürmek, ıkınmak, uzun süre oturmak ya da ayakta kalmak fıtık bölgesinde ağrıya neden oluyor. Fıtık aynı zamanda cinsel fonksiyonları da olumsuz etkiliyor. Örneğin her iki cinsiyette de cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca oluşan şişlik kişileri estetik yönden rahatsız ederek özgüven eksikliği oluşturabiliyor. Bu faktörlerin etkisiyle de zamanla cinsel isteksizlik sorunu başlayabiliyor.

    Hayatı Tehdit Edebiliyor

    Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök tanı konduğunda fıtığın en yakın zamanda ameliyatla onarılması gerektiğini belirterek nedenlerini şöyle sıralıyor: “Çünkü geç kalındığında zayıf olan alan genişlediği için onarımı daha zor olduğu gibi fıtığın tekrarlama riski de artıyor. Ayrıca fıtığın içine giren bağırsağın boğulmasıyla, şiddetli ağrının yanı sıra delinme sonucu oluşan enfeksiyon gibi hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar oluşabiliyor. Bunun aksine erken tanı ve tedaviyle hasta kısa sürede normal hayatına dönebiliyor.”

    Laparoskopik Yöntem Büyük Konfor Sağlıyor

    Fıtığın tek tedavisi var, o da cerrahi yöntem. Laparoskopik yöntemle uygulanan operasyonda karın bölgesi, içine özel bir iğne yardımıyla vücut için zararsız bir gaz olan karbondioksit verilerek şişiriliyor. Ardından karın duvarının uygun bir yerine 1 santim gibi küçük bir kesiden endoskop denilen ince bir teleskop benzeri alet sokularak karın içi görüntüleniyor. Endoskop bağlı olduğu kamera yardımıyla görüntüyü bir televizyon ekranına aktarıyor. Fıtık kesesi içine giren organlar yerlerine yerleştirildikten sonra sentetik bir yama zayıf olan yere tespit edilerek onarım tamamlanıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök operasyonun fıtığın yerine ve büyüklüğüne göre 15 dakika ile 60 dakika arasında tamamlandığını belirterek, hastaların bir gün sonra taburcu olabildiklerini ve 3-5 günde de rutin işlerine dönebildiklerini söylüyor.

    Fıtık Cinsel Hayatı Olumsuz Etkiliyor

    Konu Saati  01:34  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    Karın bölgesinde oluşan fıtıkların en sık görülen türü olan kasık fıtığı ağrı oluşturarak günlük aktiviteleri sınırlamasının yanı sıra cinsel yaşamı da olumsuz etkileyebiliyor. Örneğin, cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açmak gibi...

    Karın iç organların bir kısmının doğumsal veya sonradan oluşan zayıf noktalardan karın dışına çıkmasına fıtık deniliyor. Karın duvarı fıtıkları, yüzde 80 gibi rakamla en sık kasıkta ortaya çıkıyor.  Her 100 kişiden 1-2’sinde görülen kasık bölgesindeki fıtık tedavi edilmezse zamanla büyüyebiliyor. Bunun sonucunda ağrı oluşturarak hayat standartlarını ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök, fıtığın aynı zamanda cinsel hayatı da olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekiyor!

    Aşırı Kilo ve Sigara Riski Artırıyor

    Fıtık herkeste görülebiliyor. Ancak; aşırı kilolularda, ileri yaştakilerde, bağ dokusu hastalığı olanlarda, sigara içenlerde ve diyaliz hastalarında risk artıyor. Kesi fıtıkları ise ameliyat yaralarının çeşitli etkenlerden ötürü tam iyileşmemesi nedeniyle zayıflamasına bağlı oluşuyor. Fıtık genellikle kolay teşhis ediliyor. Karın ön duvarı ya da kasıkta derinin altında bir şişlik ve dolgunluk fıtığın tipik belirtilerini oluşturuyor.

    Cinsel İlişkide Ağrı Nedeni

    Fıtık tedavi edilmezse büyüyor ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Örneğin ağır şeyler kaldırmak, öksürmek, ıkınmak, uzun süre oturmak ya da ayakta kalmak fıtık bölgesinde ağrıya neden oluyor. Fıtık aynı zamanda cinsel fonksiyonları da olumsuz etkiliyor. Örneğin her iki cinsiyette de cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca oluşan şişlik kişileri estetik yönden rahatsız ederek özgüven eksikliği oluşturabiliyor. Bu faktörlerin etkisiyle de zamanla cinsel isteksizlik sorunu başlayabiliyor.

    Hayatı Tehdit Edebiliyor

    Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök tanı konduğunda fıtığın en yakın zamanda ameliyatla onarılması gerektiğini belirterek nedenlerini şöyle sıralıyor: “Çünkü geç kalındığında zayıf olan alan genişlediği için onarımı daha zor olduğu gibi fıtığın tekrarlama riski de artıyor. Ayrıca fıtığın içine giren bağırsağın boğulmasıyla, şiddetli ağrının yanı sıra delinme sonucu oluşan enfeksiyon gibi hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar oluşabiliyor. Bunun aksine erken tanı ve tedaviyle hasta kısa sürede normal hayatına dönebiliyor.”

    Laparoskopik Yöntem Büyük Konfor Sağlıyor

    Fıtığın tek tedavisi var, o da cerrahi yöntem. Laparoskopik yöntemle uygulanan operasyonda karın bölgesi, içine özel bir iğne yardımıyla vücut için zararsız bir gaz olan karbondioksit verilerek şişiriliyor. Ardından karın duvarının uygun bir yerine 1 santim gibi küçük bir kesiden endoskop denilen ince bir teleskop benzeri alet sokularak karın içi görüntüleniyor. Endoskop bağlı olduğu kamera yardımıyla görüntüyü bir televizyon ekranına aktarıyor. Fıtık kesesi içine giren organlar yerlerine yerleştirildikten sonra sentetik bir yama zayıf olan yere tespit edilerek onarım tamamlanıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök operasyonun fıtığın yerine ve büyüklüğüne göre 15 dakika ile 60 dakika arasında tamamlandığını belirterek, hastaların bir gün sonra taburcu olabildiklerini ve 3-5 günde de rutin işlerine dönebildiklerini söylüyor.

    5 Mart 2014 Çarşamba


    Yemeğin vitamini suyunda mıdır yoksa tanesinde mi? Yoğurdun suyu sağlıklı mıdır? Meyveyi nasıl yersek vitamin değeri artar? Sebze ve meyvelerden yüksek oranda yarar sağlamak elimizde mi?... 

    Sağlıklı beslenmek isteyen herkesin aklına gelen bu tip soruları Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak’a sorduk. İşte uzmanımızdan derlediğimiz 10 basit öneri…

    Sağlıklı bir hayatın olmazsa olmaz şartlarından biri doğru beslenme.  Beslenmenin önemli bir kısmını da tükettiğimiz sebze ve meyveler oluşturuyor. Ancak onlardan da yarar sağlayabilmemiz için yıkamadan pişirmeye pek çok kurala dikkat etmemiz gerekiyor. Aksi durumda, yararları kayboluyor. Yalnızca karın doyurduğumuz bir yemek haline gelebiliyor. Örneğin, bazı sebzeler saatlerce suda bekletildiği için besin değerini kaybedebiliyor ya da yemeğe renk vermesi için eklenen soda, sebzenin vitaminini öldürebiliyor. Peki sebze ve meyvelerin besin değerinden yüksek oranda yararlanmak için neler yapmalıyız? Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, besinlerin vitamin değerlerinin nasıl korunması gerektiği ile ilgili özel önerilerde bulunuyor.

    1- Sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında yıkamayın: Sebze ve meyvelerin içindeki bazı vitaminler suda çözünüyor. Bu nedenle sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında uzun süre yıkamayın. Hızlı akan su, yüzeyde oksijen kaybına neden olarak, yiyeceklerin besin değerini düşürüyor. Ayrıca sebzeleri yıkarken bütün halinde suya basın. Doğrayıp suya bastığınızda vitamin değerini öldürüyorsunuz. Aynı şekilde sebzeleri pişirirken de tencereye çok fazla su eklemeyin. Sebzeleri çok az suyla ya da buharda pişirmeyi tercih edin.

    2- Sebzeleri büyük parçalara bölün: Sebzeleri pişirmeden hemen önce ve büyük parçalar halinde münkünse elinizle bölün veya bıçakla kesin. Sebzeleri küçük parçalar halinde bölmek veya kesmek alan yüzeyini artırıyor. Alan yüzeyi ne kadar artarsa vitamin kaybı da o kadar çok oluyor.

    3- Tencerenin kapağını kapalı tutun: Sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağını kapalı tutun. Böylece buhar kaybolmuyor ve yemeğin pişme süresi kısalıyor.

    4- Sebze ve meyveleri çiğ tüketin: Eğer pişiriyorsanız mümkün olduğunca kısa sürede ve diriliğini koruyacak şeklide pişirin. B ve C vitamini gibi vitaminler ısıyla kolayca kayba uğruyor. Ispanak,  brokoli, karnabahar, lahana, bamya, patlıcan ve kabak gibi sebzeleri en fazla 10 dakika pişirin. Fasulye için de 20 dakika pişirme süresi yeterli.

    5- Pişirme suyunu dökmeyin: Sebzelerin, makarnanın ve kurubaklagillerin pişirme sularını dökmeyin. Pişirme sularını çorbalara, yemeklerinize veya soslara ekleyerek yemeklerinizin besin değerlerini artırın.

    6- Yemeğe soda eklemeyin: Sebzeleri pişirirken soda eklemeden pişirin. Pişirme sırasında eklenen soda, sebzelere daha yeşil bir renk kazandırmakla birlikte bazı vitaminlerde kayıplara neden oluyor.

    7- Sebze ve meyvelerin yenilebilen kabuklarını soymayın: Eğer soymanız gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyun. Birçok vitamin ve mineral, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunuyor. Sebze ve meyvelerin iç kısımlarındaki vitamin ve mineral yoğunlukları daha az.

    8- Yağları yakmayın: Yağlar, uzun süre yüksek ısıya maruz kalırsa, vücut için zararlı maddeler (serbest radikaller) oluşuyor. Besinlerin yüksek sıcaklıkta kızartılarak yenmesi sağlık açısından zararlı. Ayrıca bu yiyecekleri fazla tüketmek şişmanlığa neden olurken, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini de artırıyor.

    9- Tatlıya şekerini piştikten sonra ekleyin:  Sütlü tatlı pişirirken şekerini ocaktan alırken ekleyin. Pişirme sırasında eklenen şeker ile sütün proteini birleşince protein kaybı oluşuyor.

    10- Yoğurdun suyunu dökmeyin: Yoğurdun suyunun süzülmesi veya bekletme esnasında oluşan yeşilimsi suyunun atılması vitamin B2 (riboflavin) kaybına neden oluyor. Riboflavin vücutta önemli işlevleri olan bir vitamin. Bu nedenle ekmek mayalandırma, bisküvi, pasta ve çorba yapımında değerlendirilmesi sağlık açısından faydalı.


    Mutfağınız İçin 10 Altın Öneri!

    Konu Saati  05:21  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»


    Yemeğin vitamini suyunda mıdır yoksa tanesinde mi? Yoğurdun suyu sağlıklı mıdır? Meyveyi nasıl yersek vitamin değeri artar? Sebze ve meyvelerden yüksek oranda yarar sağlamak elimizde mi?... 

    Sağlıklı beslenmek isteyen herkesin aklına gelen bu tip soruları Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak’a sorduk. İşte uzmanımızdan derlediğimiz 10 basit öneri…

    Sağlıklı bir hayatın olmazsa olmaz şartlarından biri doğru beslenme.  Beslenmenin önemli bir kısmını da tükettiğimiz sebze ve meyveler oluşturuyor. Ancak onlardan da yarar sağlayabilmemiz için yıkamadan pişirmeye pek çok kurala dikkat etmemiz gerekiyor. Aksi durumda, yararları kayboluyor. Yalnızca karın doyurduğumuz bir yemek haline gelebiliyor. Örneğin, bazı sebzeler saatlerce suda bekletildiği için besin değerini kaybedebiliyor ya da yemeğe renk vermesi için eklenen soda, sebzenin vitaminini öldürebiliyor. Peki sebze ve meyvelerin besin değerinden yüksek oranda yararlanmak için neler yapmalıyız? Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, besinlerin vitamin değerlerinin nasıl korunması gerektiği ile ilgili özel önerilerde bulunuyor.

    1- Sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında yıkamayın: Sebze ve meyvelerin içindeki bazı vitaminler suda çözünüyor. Bu nedenle sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında uzun süre yıkamayın. Hızlı akan su, yüzeyde oksijen kaybına neden olarak, yiyeceklerin besin değerini düşürüyor. Ayrıca sebzeleri yıkarken bütün halinde suya basın. Doğrayıp suya bastığınızda vitamin değerini öldürüyorsunuz. Aynı şekilde sebzeleri pişirirken de tencereye çok fazla su eklemeyin. Sebzeleri çok az suyla ya da buharda pişirmeyi tercih edin.

    2- Sebzeleri büyük parçalara bölün: Sebzeleri pişirmeden hemen önce ve büyük parçalar halinde münkünse elinizle bölün veya bıçakla kesin. Sebzeleri küçük parçalar halinde bölmek veya kesmek alan yüzeyini artırıyor. Alan yüzeyi ne kadar artarsa vitamin kaybı da o kadar çok oluyor.

    3- Tencerenin kapağını kapalı tutun: Sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağını kapalı tutun. Böylece buhar kaybolmuyor ve yemeğin pişme süresi kısalıyor.

    4- Sebze ve meyveleri çiğ tüketin: Eğer pişiriyorsanız mümkün olduğunca kısa sürede ve diriliğini koruyacak şeklide pişirin. B ve C vitamini gibi vitaminler ısıyla kolayca kayba uğruyor. Ispanak,  brokoli, karnabahar, lahana, bamya, patlıcan ve kabak gibi sebzeleri en fazla 10 dakika pişirin. Fasulye için de 20 dakika pişirme süresi yeterli.

    5- Pişirme suyunu dökmeyin: Sebzelerin, makarnanın ve kurubaklagillerin pişirme sularını dökmeyin. Pişirme sularını çorbalara, yemeklerinize veya soslara ekleyerek yemeklerinizin besin değerlerini artırın.

    6- Yemeğe soda eklemeyin: Sebzeleri pişirirken soda eklemeden pişirin. Pişirme sırasında eklenen soda, sebzelere daha yeşil bir renk kazandırmakla birlikte bazı vitaminlerde kayıplara neden oluyor.

    7- Sebze ve meyvelerin yenilebilen kabuklarını soymayın: Eğer soymanız gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyun. Birçok vitamin ve mineral, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunuyor. Sebze ve meyvelerin iç kısımlarındaki vitamin ve mineral yoğunlukları daha az.

    8- Yağları yakmayın: Yağlar, uzun süre yüksek ısıya maruz kalırsa, vücut için zararlı maddeler (serbest radikaller) oluşuyor. Besinlerin yüksek sıcaklıkta kızartılarak yenmesi sağlık açısından zararlı. Ayrıca bu yiyecekleri fazla tüketmek şişmanlığa neden olurken, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini de artırıyor.

    9- Tatlıya şekerini piştikten sonra ekleyin:  Sütlü tatlı pişirirken şekerini ocaktan alırken ekleyin. Pişirme sırasında eklenen şeker ile sütün proteini birleşince protein kaybı oluşuyor.

    10- Yoğurdun suyunu dökmeyin: Yoğurdun suyunun süzülmesi veya bekletme esnasında oluşan yeşilimsi suyunun atılması vitamin B2 (riboflavin) kaybına neden oluyor. Riboflavin vücutta önemli işlevleri olan bir vitamin. Bu nedenle ekmek mayalandırma, bisküvi, pasta ve çorba yapımında değerlendirilmesi sağlık açısından faydalı.


    27 Şubat 2014 Perşembe


    Saç dökülmesinin sebepleri genellikle aşırı stres, vücuttaki hormonal değişiklikler ve ya çeşitli tıbbi tedavilerdir. Bu durum genellikle aniden ortaya çıkar ve birçok kadında 6 ay içinde düzelir, çok az kadında kronik bir problem haline gelir. 

    Çok endişeli ve sinirsel olarak zayıf kadınlarda saç dökülmesi kelliğe kadar varabilir. Neyse ki kadınlarda erkelerin aksine telojen dönemi geçici olabiliyor ve genellikle saçlar yeniden büyümeye başlıyor. Herkesin yaşamının yüzde 15’lik bir kısmında telojen (saç büyümesi siklusunda dinlenme safhası) yaşanıyor. Aşırı stres ve sinirsel hastalıklar bunun tetikleyicisi oluyor. Yaklaşık 3 ay boyunca kadınlarda saç dökülmesi aşırı derecede artıyor. Yeni saçlar büyüyene kadar saçlar oldukça azalabiliyor. Yetişkinlerin birçoğu bu saç dökülmesi sorununu yaşamıştır. Saçlarını tararken, taraklarında kalan bir dolu saça üzüntüyle bakmıştır. Bu dönemler genellikle çok stresli oldukları dönemler rast gelir.

    Kadınlarda görülen saç dökülmesinin bir diğer çeşidi de hormonlardan kaynaklanan genetik saç dökülmesi. Annelerinden ya da babalarından geçen genler yüzünden tıpkı irsi bir hastalık gibi yaşanıyor. Kadınlarda genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor ve maalesef telojen dönemi gibi kendiliğinden geçmiyor.

    Araştırmalar kadınların yüzde 13’ünün menopoz öncesi ve ya sonrası dönemlerde bu tür saç dökülmeleriyle karşılaştıklarını gösteriyor, 65 yaş üzeri kadınlarda ise bu genetik dökülmeler yüzde 75’lere kadar çıkıyor.

    Genetik saç kelleşmesi
    Genetik olan bu saç dökülmeleri kadınların ver erkeklerin vücudunda bulunan ve ailelerinden gelen ortak genler yüzünden ortaya çıkıyor. Bu genleri vücudunda daha fazla toplamış insanlar daha çok saç dökülmesi problemi yaşıyor ve bu sorun kelliğe kadar varabiliyor.

    Kadınlarda saç dökülmesinin bir diğer nedeni de, aloepsi denilen ve toplumun sadece yüzde 2’sinde görülen bir durum. Bu durumda saç hücreleri kandaki akyuvarlar tarafından saldırıya uğraması. Bu durumda saçlar yavaş yavaş zayıflıyor ve zamanla saç büyümesi tamamen duruyor.

    Saç dökülmesine karşı herkesin bir yöntemi vardır. Fakat şunu aklınızdan çıkarmayın, duyduğunuz her tedavi işe yaramaz hatta az olan saçlarınızı da kaybedebilirsiniz. Kellikle yaşamaya alışın demiyoruz, fakat yanlış tedavilerden kaçının. Kellikle baş etmek için kozmetik çözümlere başvurabilirsiniz ya da saç ektirme gibi tıbbi yöntemleri deneyebilirsiniz.

    Saç dökülmesi günümüzde ilaçla tedavi edilebilir durumda. Kan basıncınızı düzenleyecek ve sizi stresin yan etkilerinden kurtararak saç büyümesini hızlandırabilecek ilaçlar ve kremler mevcut. Bunun için öncelikle bir doktora başvurmalısınız. Bunun yanında bir de cerrahi gerektiren yöntemler var.

    Cerrahi operasyonlarla saç dökülmesi tamamen durdurulabiliyor hatta saçların büyümesi hızlandırılabiliyor. Ama yine de bunlar ciddi şekilde düşünülmesi gereken yöntemler.

    Saç nakli
    Bunun için vücudunuzun herhangi bir yerinden saç kökleri alınarak, kelleşen bölgelere ekiliyor. Bazen bu yöntem için iğne kullanılıyor. Bir çok kadın bu yöntemle hemen bütün sorunlarının bitmesini istiyor fakat böyle bir şey mümkün değil, yapay köklerin ekilmesinde sağlanan başarı kadınların istediği kadar büyük değil.

    Kafa derisini küçültme
    Bu yöntemde kelleşen bölgeleri yok etme mantığı var. Kafanızda hala saç olan bölgeleri esneterek kel bölgeleri azaltılmaya çalışılıyor.

    Unutulmaması gerekenler
    • Kadınlarda saç dökülmeleri genellikle geçici nedenlerden kaynaklanır. Bu yüzden genel sağlığınızı kontrol edin ve sabırlı olun.
    • Ailenize bir göz atın ve kelleşme riskinizi öğrenin.
    • Mucizevi ilaçlardan çok fazla medet ummayın. Unutmayın ki kadınların kelleşmesinin henüz bir çaresi bulunamadı.
    • Birçok kadında kozmetik ürünleri, kullandıkları şapkalar kelliğe ve saç dökülmesine yol açabiliyor. Sizinkileri iyi seçin.

    Artık saçlarınız dökülse de dert değil

    Konu Saati  04:19  |  in  sağlık  |  Devamı»


    Saç dökülmesinin sebepleri genellikle aşırı stres, vücuttaki hormonal değişiklikler ve ya çeşitli tıbbi tedavilerdir. Bu durum genellikle aniden ortaya çıkar ve birçok kadında 6 ay içinde düzelir, çok az kadında kronik bir problem haline gelir. 

    Çok endişeli ve sinirsel olarak zayıf kadınlarda saç dökülmesi kelliğe kadar varabilir. Neyse ki kadınlarda erkelerin aksine telojen dönemi geçici olabiliyor ve genellikle saçlar yeniden büyümeye başlıyor. Herkesin yaşamının yüzde 15’lik bir kısmında telojen (saç büyümesi siklusunda dinlenme safhası) yaşanıyor. Aşırı stres ve sinirsel hastalıklar bunun tetikleyicisi oluyor. Yaklaşık 3 ay boyunca kadınlarda saç dökülmesi aşırı derecede artıyor. Yeni saçlar büyüyene kadar saçlar oldukça azalabiliyor. Yetişkinlerin birçoğu bu saç dökülmesi sorununu yaşamıştır. Saçlarını tararken, taraklarında kalan bir dolu saça üzüntüyle bakmıştır. Bu dönemler genellikle çok stresli oldukları dönemler rast gelir.

    Kadınlarda görülen saç dökülmesinin bir diğer çeşidi de hormonlardan kaynaklanan genetik saç dökülmesi. Annelerinden ya da babalarından geçen genler yüzünden tıpkı irsi bir hastalık gibi yaşanıyor. Kadınlarda genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor ve maalesef telojen dönemi gibi kendiliğinden geçmiyor.

    Araştırmalar kadınların yüzde 13’ünün menopoz öncesi ve ya sonrası dönemlerde bu tür saç dökülmeleriyle karşılaştıklarını gösteriyor, 65 yaş üzeri kadınlarda ise bu genetik dökülmeler yüzde 75’lere kadar çıkıyor.

    Genetik saç kelleşmesi
    Genetik olan bu saç dökülmeleri kadınların ver erkeklerin vücudunda bulunan ve ailelerinden gelen ortak genler yüzünden ortaya çıkıyor. Bu genleri vücudunda daha fazla toplamış insanlar daha çok saç dökülmesi problemi yaşıyor ve bu sorun kelliğe kadar varabiliyor.

    Kadınlarda saç dökülmesinin bir diğer nedeni de, aloepsi denilen ve toplumun sadece yüzde 2’sinde görülen bir durum. Bu durumda saç hücreleri kandaki akyuvarlar tarafından saldırıya uğraması. Bu durumda saçlar yavaş yavaş zayıflıyor ve zamanla saç büyümesi tamamen duruyor.

    Saç dökülmesine karşı herkesin bir yöntemi vardır. Fakat şunu aklınızdan çıkarmayın, duyduğunuz her tedavi işe yaramaz hatta az olan saçlarınızı da kaybedebilirsiniz. Kellikle yaşamaya alışın demiyoruz, fakat yanlış tedavilerden kaçının. Kellikle baş etmek için kozmetik çözümlere başvurabilirsiniz ya da saç ektirme gibi tıbbi yöntemleri deneyebilirsiniz.

    Saç dökülmesi günümüzde ilaçla tedavi edilebilir durumda. Kan basıncınızı düzenleyecek ve sizi stresin yan etkilerinden kurtararak saç büyümesini hızlandırabilecek ilaçlar ve kremler mevcut. Bunun için öncelikle bir doktora başvurmalısınız. Bunun yanında bir de cerrahi gerektiren yöntemler var.

    Cerrahi operasyonlarla saç dökülmesi tamamen durdurulabiliyor hatta saçların büyümesi hızlandırılabiliyor. Ama yine de bunlar ciddi şekilde düşünülmesi gereken yöntemler.

    Saç nakli
    Bunun için vücudunuzun herhangi bir yerinden saç kökleri alınarak, kelleşen bölgelere ekiliyor. Bazen bu yöntem için iğne kullanılıyor. Bir çok kadın bu yöntemle hemen bütün sorunlarının bitmesini istiyor fakat böyle bir şey mümkün değil, yapay köklerin ekilmesinde sağlanan başarı kadınların istediği kadar büyük değil.

    Kafa derisini küçültme
    Bu yöntemde kelleşen bölgeleri yok etme mantığı var. Kafanızda hala saç olan bölgeleri esneterek kel bölgeleri azaltılmaya çalışılıyor.

    Unutulmaması gerekenler
    • Kadınlarda saç dökülmeleri genellikle geçici nedenlerden kaynaklanır. Bu yüzden genel sağlığınızı kontrol edin ve sabırlı olun.
    • Ailenize bir göz atın ve kelleşme riskinizi öğrenin.
    • Mucizevi ilaçlardan çok fazla medet ummayın. Unutmayın ki kadınların kelleşmesinin henüz bir çaresi bulunamadı.
    • Birçok kadında kozmetik ürünleri, kullandıkları şapkalar kelliğe ve saç dökülmesine yol açabiliyor. Sizinkileri iyi seçin.

    21 Şubat 2014 Cuma

    Çoğumuz, önemli kararlar almak ve yeni başlangıçlar yapmak için yeni bir yılı fırsat olarak değerlendiririz. 

    Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Geçmiş yıllarda hayatınızda bir türlü yer veremediğiniz spora ve doğru beslenmeye yeni yılda yer vererek 2014’ü sağlıklı ve zinde bir hayatın miladı kabul etmeniz kaliteli ve mutlu bir hayatı da beraberinde getirecektir. Sağlığınız için nereden dönerseniz kardır” diyerek, yeni yılla birlikte sağlıklı ve mutlu bir hayata başlamak isteyenler için önemli açıklama ve tavsiyelerde bulundu.

    Spora ve Egzersize Yeni Yılda Zaman Ayırın
    Sporsuz geçen her günün kas ve iskelet sistemini zarara uğrattığını belirten Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. İlker Solmaz, “Spor, yaşamınıza sağlıklı ve aktif yıllar ekler. Düzenli egzersiz yapmak, kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ve zaman zaman gelen nedeni bilinmeyen ağrılarınızın son bulması sağlar. Ayrıca düzenli spor ve egzersiz yapan birey kendine güvenen, günlük stresten arınmış bir kişi haline gelir. Yeni yılı, yeni bir başlangıç kabul ederek geleceğinize yapacağınız en büyük yatırım egzersiz ve sağlıklı beslenme olacaktır. Ağrısız bir gelecek bununla mümkündür.” önerisinde bulundu.

    Eklem Ağrılarına karşı Tam Tahıllı Gıdalar Tüketin!
    Günlük hayatta sıkça rastlanan eklem ağrılarının önüne sporun yanı sıra sağlıklı ve doğal gıdalar tüketilerek geçilebileceğinin de altını çizen Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı; “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaları daha fazla tüketmelidir. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır” dedi.

    Yeni Yılda Sağlıklı Ve Zinde Bir Hayata Sayfa Açmak İsteyenler İçin Uzman Dr. İlker Solmaz Şu Önerilerde Bulundu:

    1. Kafeinli içecekler kemiklerdeki kalsiyum oranını düşürerek idrarla magnezyum atılmasına neden olur. Gün içerisinde Türk kahvesi, çay, kola gibi içecekler, olabildiğince az tüketin.

    2. Eklem ve kemiklerdeki dejenerasyonları önlemek ve kemik dokusunun korunması adına, elma sirkesi ve asma yaprağını magnezyum, silfür fosfat, demir gibi birçok minerali içerdiği için yemeklerde sıkça bu besinlere yer verin.

    3. Kemik gelişiminde olumlu katkı sağlaması, eklemlerin tamirini ve onarımını gerçekleştiren Kelle Paça çorbasının, yapısında bulunan sığır jelatini %99 protein içerdiğinden eklem ağrılarından şikayetçi olanlar bu gıdaları sıkça tüketmelidir.

    4. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır. Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı gıdalar “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaların daha fazla tüketin.

    5. Düzenli egzersiz yapmak kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ayrıca zaman zaman gelen nedensiz ağrılarınızın son bulması için düzenli egzersiz ve spor yapın.

    Artık Kendinize Sağlık Ve Zindeliği Hediye Edin

    Konu Saati  00:09  |  in  Ruh Sağlığı  |  Devamı»

    Çoğumuz, önemli kararlar almak ve yeni başlangıçlar yapmak için yeni bir yılı fırsat olarak değerlendiririz. 

    Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Geçmiş yıllarda hayatınızda bir türlü yer veremediğiniz spora ve doğru beslenmeye yeni yılda yer vererek 2014’ü sağlıklı ve zinde bir hayatın miladı kabul etmeniz kaliteli ve mutlu bir hayatı da beraberinde getirecektir. Sağlığınız için nereden dönerseniz kardır” diyerek, yeni yılla birlikte sağlıklı ve mutlu bir hayata başlamak isteyenler için önemli açıklama ve tavsiyelerde bulundu.

    Spora ve Egzersize Yeni Yılda Zaman Ayırın
    Sporsuz geçen her günün kas ve iskelet sistemini zarara uğrattığını belirten Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. İlker Solmaz, “Spor, yaşamınıza sağlıklı ve aktif yıllar ekler. Düzenli egzersiz yapmak, kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ve zaman zaman gelen nedeni bilinmeyen ağrılarınızın son bulması sağlar. Ayrıca düzenli spor ve egzersiz yapan birey kendine güvenen, günlük stresten arınmış bir kişi haline gelir. Yeni yılı, yeni bir başlangıç kabul ederek geleceğinize yapacağınız en büyük yatırım egzersiz ve sağlıklı beslenme olacaktır. Ağrısız bir gelecek bununla mümkündür.” önerisinde bulundu.

    Eklem Ağrılarına karşı Tam Tahıllı Gıdalar Tüketin!
    Günlük hayatta sıkça rastlanan eklem ağrılarının önüne sporun yanı sıra sağlıklı ve doğal gıdalar tüketilerek geçilebileceğinin de altını çizen Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı; “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaları daha fazla tüketmelidir. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır” dedi.

    Yeni Yılda Sağlıklı Ve Zinde Bir Hayata Sayfa Açmak İsteyenler İçin Uzman Dr. İlker Solmaz Şu Önerilerde Bulundu:

    1. Kafeinli içecekler kemiklerdeki kalsiyum oranını düşürerek idrarla magnezyum atılmasına neden olur. Gün içerisinde Türk kahvesi, çay, kola gibi içecekler, olabildiğince az tüketin.

    2. Eklem ve kemiklerdeki dejenerasyonları önlemek ve kemik dokusunun korunması adına, elma sirkesi ve asma yaprağını magnezyum, silfür fosfat, demir gibi birçok minerali içerdiği için yemeklerde sıkça bu besinlere yer verin.

    3. Kemik gelişiminde olumlu katkı sağlaması, eklemlerin tamirini ve onarımını gerçekleştiren Kelle Paça çorbasının, yapısında bulunan sığır jelatini %99 protein içerdiğinden eklem ağrılarından şikayetçi olanlar bu gıdaları sıkça tüketmelidir.

    4. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır. Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı gıdalar “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaların daha fazla tüketin.

    5. Düzenli egzersiz yapmak kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ayrıca zaman zaman gelen nedensiz ağrılarınızın son bulması için düzenli egzersiz ve spor yapın.

    Son günlerde salgın haline gelen ve çocuk yaşlı demeden yatağa düşüren griple sürekli karıştırılan soğuk algınlığı arasındaki farkları ve griple ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Alkan’a sorduk…

    1. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki fark nedir?
    Her ikisi de solunum yolu hastalığıdır; ancak bunlara farklı virüsler neden olur. Grip burun, boğaz, bronş ve muhtemelen akciğerler dahil solunum sistemini bozar. Soğuk algınlığı ise sadece üst solunum yolunu etkiler. Bu nedenle gribin ateş, vücut ağrıları, yorgunluk gibi belirtileri soğuk algınlığına göre daha şiddetlidir. Gribin başlıca belirtileri ateş, yorgunluk, vücut ağrıları, titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürüktür. Öksürük bronşları tahriş edecek kadar yoğun değildir. Hastalığın en kötü günleri ilk 3-4 gündür. İstirahat ile 7-10 gün arasında geçer. Ancak hastalığın ardından birkaç hafta boyunca yorgunluk hissedebilirsiniz. Grip ilk 24-72 saat arasında bulaşıcı hale gelir. Bu nedenle hasta olsanız bile fark edemeyerek virüsü diğer sağlıklı kişilere de bulaştırabilirsiniz. Grip olduğunuzda lütfen hekiminize başvurmadan ateş düşürücü ilaçlar ya da antibiyotikler kullanmayın. Ateşlendiğinizde mutlaka istirahat edin; böylece daha hızlı toparlanabilirsiniz.

    2. Grip için en iyi tedavi nedir? Antibiyotik almam gerekir mi?
    Grip için tek bir "en iyi" tedavi yoktur, ancak semptomları azaltabilir birçok yolu vardır. Reçeteli ilaçlar grip belirtileri ilk ortaya çıktığı zaman alındığında hastalık süresini kısaltabilir. İlaçlar özellikle ilk 48 saat içerisinde alındığında hastalığın ilerlemesini engeller. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ateş, ağrı, burun tıkanıklığı, öksürüğü azaltma gibi konularda size yardım edebilir; ancak onlar gribi tamamen tedavi etmez; sadece bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olabilir. Dekonjestanlar burnun şişmiş mukozalarını küçülterek nefes almanıza yardımcı olur. Ayrıca tuzlu burun spreyleri de açık solunum yollarına yardımcı olabilir. 

    Öksürük preparatları, su ve meyve suları ile birlikte, öksürük yatıştırmaya yardımcı olabilir. 4 yaş altındaki çocuklarda mecbur kalmadıkça öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları kullanılmamalıdır. Çocuğunuz 4 ve 6 yaş arasında ise, herhangi bir ilaç vermeden önce doktorunuza danışın. 6 yaş üzeri çocuklarda semptomları hafifletmek için hekiminizin önerdiği ilaçları kullanabilirsiniz. Vücudunuzdan su kaybını önlemek için bol bol sıvı tüketin. Bu aynı zamanda burun mukozanızı da rahatlatır. 

    Kahve, çay, kola gibi kafein içeren içecekleri sınırlayın. İştahınızın durumuna göre hareket edin. Eğer gerçekten aç değilseniz, beyaz pirinç ya da et suyu gibi basit yiyecekleri yemeyi deneyin. Antibiyotikler grip ya da soğuk algınlığı tedavisine yardımcı olmayacaktır. Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak grip veya soğuk algınlığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Grip bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir ve bakteriyel enfeksiyonlar için kapıyı açabilir. Bu nedenle gribiniz giderek kötüleşiyorsa bir hekime başvurun. Bakteriyel bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda antibiyotik tedavisi gerekli olabilir.

    3. Ne zaman doktora gitmeliyim?
    Belirtiler şiddetliyse, toparlanacağınıza daha da kötüye gidiyorsanız, ateşiniz düşmüyorsa mutlaka hekime başvurun. Grip gibi başlayan ve başka bir hastalığa dönüşen bir duruma girmiş olabilirsiniz. Eğer bu belirtilerden herhangi biri varsa, hemen bir doktora görünün:
    • Nefes alma zorluğu
    • Kalıcı ateş
    • Kusma
    • Ağrılı yutma
    • Kalıcı öksürük
    • Kalıcı tıkanıklık ve baş ağrısı

    4. Grip aşısı gribe neden olabilir mi?
    Grip aşısı ölü virüslerden yapılır ve sizi grip yapmaz. Ancak, aşı vücudun bağışıklık yanıtı tetikleyebilir, böylece kas ağrısı ya da düşük dereceli ateş gibi birkaç hafif belirtileri olabilir.

    5. Neden insanlar grip hakkında bu kadar endişeli? Gribi önlemek için ne yapabiliriz?
    Grip virüsü akciğerler bulaşabilir ve zatürre gibi ciddi bir enfeksiyona neden olabilir. Grip zatürreye dönüşmeye başlarsa, bu hastanede tedavi gerekebilir. Alerjisi olanların gribe yatkınlığı yoktur. Ancak alerjiler, gribin astım, zatürre gibi hastalıklara dönüşmesini tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle yaşlılar, hamileler, bebekler ve kronik sağlık problemleri olanların daha dikkatli hareket etmeleri gerekir. Grip ve soğuk algınlığına neden olan virüsler virüslü kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla ortaya çıkan damlacıklar yoluyla yayılır. Grip ve soğuk algınlığından korunmak istiyorsanız;

    • Öksürürken ya da hapşırırken yüzünüzü kolunuzun içiyle kapatın.
    • Hapşırırken ya da öksürürken ağzınızı elinizle değil; kağıt bir mendille kapatın ve mendili hemen çöpe atın.
    • Ellerinizi gözlerinize, burnunuza ve ağzına götürmeyin. Bu vücuda giren mikropları önler.
    • Ellerinizi sık sık yıkayın. Eğer suya erişiminiz yoksa alkol bazlı bir dezenfektan kullanın.
    • Çevrenizdekilere doğru öksürmeyin, kafanızı başka bir yöne çevirin.
    • Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edin. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.
    • Soğuk algınlığı ve grip sezonunda kalabalıktan uzak durun.
    • Her yıl grip aşısı olsun. Aşılar size % 100 koruma vermez; ancak hastalığı önlemenin en iyi yoludur.
    • Bağışıklık sistemini besleyen koyu yeşil, kırmızı, sarı sebze ve meyveler tüketin.
    • Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz yaptığınız halde hasta olabilirsiniz; ancak hastalık daha az şiddetli belirtiler gösterir ve daha çabuk iyileşir. Aerobik, yürüyüş gibi düzenli egzersizler bağışıklık sistemini güçlendirir.

    5 Soruda Grip

    Konu Saati  00:08  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Son günlerde salgın haline gelen ve çocuk yaşlı demeden yatağa düşüren griple sürekli karıştırılan soğuk algınlığı arasındaki farkları ve griple ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Alkan’a sorduk…

    1. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki fark nedir?
    Her ikisi de solunum yolu hastalığıdır; ancak bunlara farklı virüsler neden olur. Grip burun, boğaz, bronş ve muhtemelen akciğerler dahil solunum sistemini bozar. Soğuk algınlığı ise sadece üst solunum yolunu etkiler. Bu nedenle gribin ateş, vücut ağrıları, yorgunluk gibi belirtileri soğuk algınlığına göre daha şiddetlidir. Gribin başlıca belirtileri ateş, yorgunluk, vücut ağrıları, titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürüktür. Öksürük bronşları tahriş edecek kadar yoğun değildir. Hastalığın en kötü günleri ilk 3-4 gündür. İstirahat ile 7-10 gün arasında geçer. Ancak hastalığın ardından birkaç hafta boyunca yorgunluk hissedebilirsiniz. Grip ilk 24-72 saat arasında bulaşıcı hale gelir. Bu nedenle hasta olsanız bile fark edemeyerek virüsü diğer sağlıklı kişilere de bulaştırabilirsiniz. Grip olduğunuzda lütfen hekiminize başvurmadan ateş düşürücü ilaçlar ya da antibiyotikler kullanmayın. Ateşlendiğinizde mutlaka istirahat edin; böylece daha hızlı toparlanabilirsiniz.

    2. Grip için en iyi tedavi nedir? Antibiyotik almam gerekir mi?
    Grip için tek bir "en iyi" tedavi yoktur, ancak semptomları azaltabilir birçok yolu vardır. Reçeteli ilaçlar grip belirtileri ilk ortaya çıktığı zaman alındığında hastalık süresini kısaltabilir. İlaçlar özellikle ilk 48 saat içerisinde alındığında hastalığın ilerlemesini engeller. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ateş, ağrı, burun tıkanıklığı, öksürüğü azaltma gibi konularda size yardım edebilir; ancak onlar gribi tamamen tedavi etmez; sadece bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olabilir. Dekonjestanlar burnun şişmiş mukozalarını küçülterek nefes almanıza yardımcı olur. Ayrıca tuzlu burun spreyleri de açık solunum yollarına yardımcı olabilir. 

    Öksürük preparatları, su ve meyve suları ile birlikte, öksürük yatıştırmaya yardımcı olabilir. 4 yaş altındaki çocuklarda mecbur kalmadıkça öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları kullanılmamalıdır. Çocuğunuz 4 ve 6 yaş arasında ise, herhangi bir ilaç vermeden önce doktorunuza danışın. 6 yaş üzeri çocuklarda semptomları hafifletmek için hekiminizin önerdiği ilaçları kullanabilirsiniz. Vücudunuzdan su kaybını önlemek için bol bol sıvı tüketin. Bu aynı zamanda burun mukozanızı da rahatlatır. 

    Kahve, çay, kola gibi kafein içeren içecekleri sınırlayın. İştahınızın durumuna göre hareket edin. Eğer gerçekten aç değilseniz, beyaz pirinç ya da et suyu gibi basit yiyecekleri yemeyi deneyin. Antibiyotikler grip ya da soğuk algınlığı tedavisine yardımcı olmayacaktır. Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak grip veya soğuk algınlığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Grip bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir ve bakteriyel enfeksiyonlar için kapıyı açabilir. Bu nedenle gribiniz giderek kötüleşiyorsa bir hekime başvurun. Bakteriyel bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda antibiyotik tedavisi gerekli olabilir.

    3. Ne zaman doktora gitmeliyim?
    Belirtiler şiddetliyse, toparlanacağınıza daha da kötüye gidiyorsanız, ateşiniz düşmüyorsa mutlaka hekime başvurun. Grip gibi başlayan ve başka bir hastalığa dönüşen bir duruma girmiş olabilirsiniz. Eğer bu belirtilerden herhangi biri varsa, hemen bir doktora görünün:
    • Nefes alma zorluğu
    • Kalıcı ateş
    • Kusma
    • Ağrılı yutma
    • Kalıcı öksürük
    • Kalıcı tıkanıklık ve baş ağrısı

    4. Grip aşısı gribe neden olabilir mi?
    Grip aşısı ölü virüslerden yapılır ve sizi grip yapmaz. Ancak, aşı vücudun bağışıklık yanıtı tetikleyebilir, böylece kas ağrısı ya da düşük dereceli ateş gibi birkaç hafif belirtileri olabilir.

    5. Neden insanlar grip hakkında bu kadar endişeli? Gribi önlemek için ne yapabiliriz?
    Grip virüsü akciğerler bulaşabilir ve zatürre gibi ciddi bir enfeksiyona neden olabilir. Grip zatürreye dönüşmeye başlarsa, bu hastanede tedavi gerekebilir. Alerjisi olanların gribe yatkınlığı yoktur. Ancak alerjiler, gribin astım, zatürre gibi hastalıklara dönüşmesini tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle yaşlılar, hamileler, bebekler ve kronik sağlık problemleri olanların daha dikkatli hareket etmeleri gerekir. Grip ve soğuk algınlığına neden olan virüsler virüslü kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla ortaya çıkan damlacıklar yoluyla yayılır. Grip ve soğuk algınlığından korunmak istiyorsanız;

    • Öksürürken ya da hapşırırken yüzünüzü kolunuzun içiyle kapatın.
    • Hapşırırken ya da öksürürken ağzınızı elinizle değil; kağıt bir mendille kapatın ve mendili hemen çöpe atın.
    • Ellerinizi gözlerinize, burnunuza ve ağzına götürmeyin. Bu vücuda giren mikropları önler.
    • Ellerinizi sık sık yıkayın. Eğer suya erişiminiz yoksa alkol bazlı bir dezenfektan kullanın.
    • Çevrenizdekilere doğru öksürmeyin, kafanızı başka bir yöne çevirin.
    • Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edin. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.
    • Soğuk algınlığı ve grip sezonunda kalabalıktan uzak durun.
    • Her yıl grip aşısı olsun. Aşılar size % 100 koruma vermez; ancak hastalığı önlemenin en iyi yoludur.
    • Bağışıklık sistemini besleyen koyu yeşil, kırmızı, sarı sebze ve meyveler tüketin.
    • Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz yaptığınız halde hasta olabilirsiniz; ancak hastalık daha az şiddetli belirtiler gösterir ve daha çabuk iyileşir. Aerobik, yürüyüş gibi düzenli egzersizler bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Tüm gün vücudun ağırlığını taşıyan ayaklara, özellikle kış ayında bakım yapmayı ihmal etmemek gerekiyor. Yumuşacık ve bakımlı ayaklara sahip olmak isteyen kadınlar için, pratik bakım önerileri...

    Özellikle kış aylarında sürekli ayakkabı ve çorapla sıkışan ayakların bakıma daha fazla ihtiyacı var. Ayaktaki her bir noktanın bir organı temsil ettiğinden hareketle ayağınıza iyi bakmak birçok organınız için de önem arz ediyor. Kış aylarının en büyük sorunlarından biri kuruyan, susuz kalmış ve çatlama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ayaklar oluyor. Haftada bir kez mutlaka ayak bakımı yapmak gerekiyor.

    Günlük ayak bakımı hastalıklardan koruyor

    Tüm gün boyunca vücut ağırlığını taşıyan ayaklara, her gün düzenli bakım yapmak olası sorunları engelliyor. Bunun için sabah evden çıkmadan ayak kremi sürülebilir. Ayak kremi seçerken yenileme özelliği olan kremleri tercih etmek gerekiyor. Evoria uzmanları, Neutrogena ayak kremi öneriyor. Akşam saatlerinde de sakinleştirici ve yatıştırıcı kremlerle yapılan masaj sonrası ayaklarınızdaki farkı hissedeceksiniz. Evoria, kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde, evde ayaklarınızı yükseğe kaldırarak kan dolaşımını kontrol etmenizi öneriyor.

    Kısa tırnak tercih edilmeli, tırnak batmasına dikkat edilmeli

    Kış mevsiminde sürekli kapalı ve ayakkabı içinde kalan ayaklarda uzun tırnak kullanmak zor oluyor. Kış mevsiminde kısa tırnak kullanılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, hem sağlık, hem temizlik açısından tırnak boyunuzu kısa ve temiz tutun önerisinde bulunuyor. Evoria güzellik uzmanları tırnaklarınızın da kendini yenilemesi için tırnak bakımında tırnak üstü törpüsü kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Ayaklarda tırnak batması da sık karşılaşılan bir sorun. Tırnak batması için uzmanlar düzenli pedikür yapılmasını öneriyor. Pedikür sırasında ayak bakımı yapılması, tırnak batması olayını azaltırken; ayakların yumuşak görünmesine de katkı sağlıyor.

    Topuk çatlağı ve topuk dikeni için özel bakım yapılmalı

    Soğuk havaların etkisiyle artan topuk çatlağı, ponza taşı ile temizlenebilir. Duştan sonra ayağı hafifçe kurulayıp ponza yapılırsa, topuk çatlağı görüntüsünün kaybolduğu ve ölü derinin gittiği görülecektir. Ayak bakımı yaparken ponza işleminin ardından peeling uygulamasıyla ayaktaki kan dolaşımı hız kazanacaktır. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Bitki özlü Attirance Ayak Kremleri ile ayaklar nemlendirilebilir. Böylelikle topuk çatlağı oluşumu engellenmiş olacaktır. Topuklarda oluşan bir diğer sağlık sorunu ise topuk dikeni. Hayatı zorlaştıran topuk dikeni hastalığının önüne geçmek mümkün. Topuk çatlağı için bakım yapmak, topuk dikeni oluşumunu önlemede önemli bir yöntem.

    Haftada bir peeling

    Peeling uygulaması, mutlaka haftada en az bir kere yapılması gerekiyor. Tabanda oluşan ölü deriden kurtulan ayaklara, işlemin ardından ayak bakımı ürünleri ile 5 dakika boyunca yapılan masaj yapılıyor. Bu sayede cilt pürüzsüzlüğe kavuşuyor. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Sally Hansen Ayak Peelingleri bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır. Peeling etkisi için yazın deniz kenarından topladığınız çakıl taşları ile ayak masajı yapılabilir. Peeling sayesinde ayak mantarı, topuk dikeni gibi birçok rahatsızlığın önüne geçilebiliyor.

    Ayak masajı şart

    Evde, kendinizi ve ayaklarınızı spa ile şımartın. Gün boyu kapalı kalan ayaklarda oluşan ayak kokusu ve ayak sağlığı için spa çok önemli. Kokulu ve etkili banyo tuzlarıyla yapılan ayak masajı ile ayaklarınızı dinlendirin. İçine Evoria.com’da farklı çeşitlerini rahatlıkla bulabileceğiniz Raen Aromaterapik Tuz attığınız çok sıcak olmayan suda ayaklarınızı bekletip ayaklarınıza detoks yapabilirsiniz. Bunun yanında etkili tuzlar ve köpükler de rahatlamanızı sağlayacaktır. Yapılan ayak masajı kan dolaşımını hızlandırarak daha zinde olmanızı sağlayacaktır.

    Ayak kremi ile ayaklar neme doysun

    Ayak sağlığı açısından nem çok önemlidir. Gece ayak bakımı için uyumadan önce vazelin gibi yağlı bir krem veya ayaklar için özel olarak tasarlanmış ayak kremi sürülerek ayak masajı yapılabilir. Evoria uzmanları ayak bakımı ürünü olarak Gehwol Ayak Kremlerini öneriyor. Ayak kremi sürüldükten sonra pamuklu bir çorap giyilmeli. Ayakların sabaha kadar yumuşacık olduğuna şahit olacaksınız.

    Ayaklara kış bakımı

    Konu Saati  00:07  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Tüm gün vücudun ağırlığını taşıyan ayaklara, özellikle kış ayında bakım yapmayı ihmal etmemek gerekiyor. Yumuşacık ve bakımlı ayaklara sahip olmak isteyen kadınlar için, pratik bakım önerileri...

    Özellikle kış aylarında sürekli ayakkabı ve çorapla sıkışan ayakların bakıma daha fazla ihtiyacı var. Ayaktaki her bir noktanın bir organı temsil ettiğinden hareketle ayağınıza iyi bakmak birçok organınız için de önem arz ediyor. Kış aylarının en büyük sorunlarından biri kuruyan, susuz kalmış ve çatlama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ayaklar oluyor. Haftada bir kez mutlaka ayak bakımı yapmak gerekiyor.

    Günlük ayak bakımı hastalıklardan koruyor

    Tüm gün boyunca vücut ağırlığını taşıyan ayaklara, her gün düzenli bakım yapmak olası sorunları engelliyor. Bunun için sabah evden çıkmadan ayak kremi sürülebilir. Ayak kremi seçerken yenileme özelliği olan kremleri tercih etmek gerekiyor. Evoria uzmanları, Neutrogena ayak kremi öneriyor. Akşam saatlerinde de sakinleştirici ve yatıştırıcı kremlerle yapılan masaj sonrası ayaklarınızdaki farkı hissedeceksiniz. Evoria, kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde, evde ayaklarınızı yükseğe kaldırarak kan dolaşımını kontrol etmenizi öneriyor.

    Kısa tırnak tercih edilmeli, tırnak batmasına dikkat edilmeli

    Kış mevsiminde sürekli kapalı ve ayakkabı içinde kalan ayaklarda uzun tırnak kullanmak zor oluyor. Kış mevsiminde kısa tırnak kullanılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, hem sağlık, hem temizlik açısından tırnak boyunuzu kısa ve temiz tutun önerisinde bulunuyor. Evoria güzellik uzmanları tırnaklarınızın da kendini yenilemesi için tırnak bakımında tırnak üstü törpüsü kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Ayaklarda tırnak batması da sık karşılaşılan bir sorun. Tırnak batması için uzmanlar düzenli pedikür yapılmasını öneriyor. Pedikür sırasında ayak bakımı yapılması, tırnak batması olayını azaltırken; ayakların yumuşak görünmesine de katkı sağlıyor.

    Topuk çatlağı ve topuk dikeni için özel bakım yapılmalı

    Soğuk havaların etkisiyle artan topuk çatlağı, ponza taşı ile temizlenebilir. Duştan sonra ayağı hafifçe kurulayıp ponza yapılırsa, topuk çatlağı görüntüsünün kaybolduğu ve ölü derinin gittiği görülecektir. Ayak bakımı yaparken ponza işleminin ardından peeling uygulamasıyla ayaktaki kan dolaşımı hız kazanacaktır. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Bitki özlü Attirance Ayak Kremleri ile ayaklar nemlendirilebilir. Böylelikle topuk çatlağı oluşumu engellenmiş olacaktır. Topuklarda oluşan bir diğer sağlık sorunu ise topuk dikeni. Hayatı zorlaştıran topuk dikeni hastalığının önüne geçmek mümkün. Topuk çatlağı için bakım yapmak, topuk dikeni oluşumunu önlemede önemli bir yöntem.

    Haftada bir peeling

    Peeling uygulaması, mutlaka haftada en az bir kere yapılması gerekiyor. Tabanda oluşan ölü deriden kurtulan ayaklara, işlemin ardından ayak bakımı ürünleri ile 5 dakika boyunca yapılan masaj yapılıyor. Bu sayede cilt pürüzsüzlüğe kavuşuyor. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Sally Hansen Ayak Peelingleri bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır. Peeling etkisi için yazın deniz kenarından topladığınız çakıl taşları ile ayak masajı yapılabilir. Peeling sayesinde ayak mantarı, topuk dikeni gibi birçok rahatsızlığın önüne geçilebiliyor.

    Ayak masajı şart

    Evde, kendinizi ve ayaklarınızı spa ile şımartın. Gün boyu kapalı kalan ayaklarda oluşan ayak kokusu ve ayak sağlığı için spa çok önemli. Kokulu ve etkili banyo tuzlarıyla yapılan ayak masajı ile ayaklarınızı dinlendirin. İçine Evoria.com’da farklı çeşitlerini rahatlıkla bulabileceğiniz Raen Aromaterapik Tuz attığınız çok sıcak olmayan suda ayaklarınızı bekletip ayaklarınıza detoks yapabilirsiniz. Bunun yanında etkili tuzlar ve köpükler de rahatlamanızı sağlayacaktır. Yapılan ayak masajı kan dolaşımını hızlandırarak daha zinde olmanızı sağlayacaktır.

    Ayak kremi ile ayaklar neme doysun

    Ayak sağlığı açısından nem çok önemlidir. Gece ayak bakımı için uyumadan önce vazelin gibi yağlı bir krem veya ayaklar için özel olarak tasarlanmış ayak kremi sürülerek ayak masajı yapılabilir. Evoria uzmanları ayak bakımı ürünü olarak Gehwol Ayak Kremlerini öneriyor. Ayak kremi sürüldükten sonra pamuklu bir çorap giyilmeli. Ayakların sabaha kadar yumuşacık olduğuna şahit olacaksınız.

    Meme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

     "Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

    Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

    Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

    Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

    - "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

    Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

    Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

    - "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

    Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti.

    Kadınların meme kanseri riskine önlemleri

    Konu Saati  00:06  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Meme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

     "Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

    Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

    Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

    Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

    - "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

    Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

    Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

    - "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

    Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti.

    "Çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

    Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

    Süt dişleri 6 aydan sonra çıkmaya başlar! 
    Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘’süt dişleri önemsizdir’’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti;

    ’’Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

    6 Yaş dişini süt dişiyle karıştırmayın!
    Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

    6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘’20 yaş dişleri’’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

    Çocukların dişleri neden çürür?
    Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.
    Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

    Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

    Çürük oluşumu engellenebilir mi?
    Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

    Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.

    Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

    Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

    Diş fırçası ve macun seçimi önemli!
    Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu, çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti. Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

    Diş fırçalama alışkanlığı için bunları deneyin!

    *Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
    *Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
    *Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
    *Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

    Çocukların süt dişlerini ihmal etmeyin!

    Konu Saati  00:05  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    "Çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

    Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

    Süt dişleri 6 aydan sonra çıkmaya başlar! 
    Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘’süt dişleri önemsizdir’’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti;

    ’’Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

    6 Yaş dişini süt dişiyle karıştırmayın!
    Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

    6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘’20 yaş dişleri’’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

    Çocukların dişleri neden çürür?
    Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.
    Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

    Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

    Çürük oluşumu engellenebilir mi?
    Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

    Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.

    Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

    Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

    Diş fırçası ve macun seçimi önemli!
    Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu, çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti. Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

    Diş fırçalama alışkanlığı için bunları deneyin!

    *Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
    *Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
    *Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
    *Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

    19 Şubat 2014 Çarşamba

    Kadınların bazı konularda sizden çok dana hassas olduklarını biliyorsunuz. Yazımızda, bir kadını çılgına çevirecek hareketleri bulacaksınız.

    Kadınların çoğu, erkeklerin bazı sinir bozucu hareketleriyle başa çıkabiliyor. Bu davranışların başında, toplum içinde arkadaşlarıyla garip şekillerde tokalaşması veya güneş tutulması sıklığında çarşaflarını değiştirmesi geliyor. Ama bunlardan daha sinsi bazı hareketler var ki, işte onlar kadınları gerçekten çıldırtabiliyor. Hiç beklemediğiniz bir tavırla karşılaşmamak için kesinlikle yapmamanız gereken şeylerin ne olduğunu okumanızı tavsiye ediyoruz.

    Maç esnasında onu tamamen unutmak

    Söz konusu olan Avrupa Şampiyonası olsa bile, bir kadına orada değilmiş gibi davranmak affedilir bir hareket değil. Psikoterapist Profesör Doktor Tina Tessina, "Bir kadının maç esnasında unutuluyor olması, maçın ondan daha önemli olduğu izlenimini yaratır" diyor. Bunun yerine, üzgün olduğunuzu söyleyip devre arasında konuşmayı teklif edebilirsiniz. Kesin bir zaman belirlemek hem onu dışlamadığınızın bir göstergesi olur hem de geniş geniş ve içiniz rahat bir şekilde televizyonun karşısında yayılmanızı sağlar.

    Son ana kadar onunla hiç program yapmamak

    Bir plan yapmak için beklediğiniz şey kız arkadaşınızın araması mı? Tessina'ya göre, eğer aynı günün gecesinde bize bir şeyler yapmayı önerirseniz, daha iyi bir program önerisi almadığınızı ve onu cepte düşündüğünüzü sanabilir. Spontan olmak bazı durumlarda çok hoş olabilir ama birkaç gün öncesinden sormak kesinlikle daha kibar ve daha rahatlatıcıdır.

    Tek kelimelik cevaplar vermek

    Kadınların tercih ettikleri iletişim şekli genelde sözlüdür. Bazen çok konuştuklarından şikayet etseniz de sinirlendiklerinde ağızlarını bıçak açmaz. When Your Perfect Partner Goes Perfectfy Wrong (Mükemmel Eşiniz Harikaysa) kitabının yazarı Mary Jo Fay, "Erkekler tek kelimelik cevaplar verdiğinde, kadınlar bir sorun olduğunu düşünüyor" diyor. Sizden bir yazar kadar düzgün cümleler kurmanızı veya durmadan onlarla konuşmanızı beklemiyorlar. Sadece size gününüzün nasıl geçtiğini sormaları, sizinle aralarındaki bağı kuvvetlendirmek istemelerinden kaynaklanıyor.

    Arkadaşlarını dışlamak

    Fay, "Bir kadının sizi kız arkadaşlarıyla birlikte dışarı çağırması, size ne kadar değer verdiğinin bir göstergesidir" diyor. Eğer böyle bir daveti kulak arkası eder veya sessiz kalırsanız, hayatlarındaki önemli insanları tanımayı pek umursamadığınızı düşünebilirler. Onlarla ciddi konular hakkında konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece ilgili küçük sohbetler de yeterli olabilir. Ve eğer onları her seferinde güldürebilirseniz sizi sevecek ve onaylayacaklardır.

    Bir kadını sinir eden şeyler

    Konu Saati  01:46  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Kadınların bazı konularda sizden çok dana hassas olduklarını biliyorsunuz. Yazımızda, bir kadını çılgına çevirecek hareketleri bulacaksınız.

    Kadınların çoğu, erkeklerin bazı sinir bozucu hareketleriyle başa çıkabiliyor. Bu davranışların başında, toplum içinde arkadaşlarıyla garip şekillerde tokalaşması veya güneş tutulması sıklığında çarşaflarını değiştirmesi geliyor. Ama bunlardan daha sinsi bazı hareketler var ki, işte onlar kadınları gerçekten çıldırtabiliyor. Hiç beklemediğiniz bir tavırla karşılaşmamak için kesinlikle yapmamanız gereken şeylerin ne olduğunu okumanızı tavsiye ediyoruz.

    Maç esnasında onu tamamen unutmak

    Söz konusu olan Avrupa Şampiyonası olsa bile, bir kadına orada değilmiş gibi davranmak affedilir bir hareket değil. Psikoterapist Profesör Doktor Tina Tessina, "Bir kadının maç esnasında unutuluyor olması, maçın ondan daha önemli olduğu izlenimini yaratır" diyor. Bunun yerine, üzgün olduğunuzu söyleyip devre arasında konuşmayı teklif edebilirsiniz. Kesin bir zaman belirlemek hem onu dışlamadığınızın bir göstergesi olur hem de geniş geniş ve içiniz rahat bir şekilde televizyonun karşısında yayılmanızı sağlar.

    Son ana kadar onunla hiç program yapmamak

    Bir plan yapmak için beklediğiniz şey kız arkadaşınızın araması mı? Tessina'ya göre, eğer aynı günün gecesinde bize bir şeyler yapmayı önerirseniz, daha iyi bir program önerisi almadığınızı ve onu cepte düşündüğünüzü sanabilir. Spontan olmak bazı durumlarda çok hoş olabilir ama birkaç gün öncesinden sormak kesinlikle daha kibar ve daha rahatlatıcıdır.

    Tek kelimelik cevaplar vermek

    Kadınların tercih ettikleri iletişim şekli genelde sözlüdür. Bazen çok konuştuklarından şikayet etseniz de sinirlendiklerinde ağızlarını bıçak açmaz. When Your Perfect Partner Goes Perfectfy Wrong (Mükemmel Eşiniz Harikaysa) kitabının yazarı Mary Jo Fay, "Erkekler tek kelimelik cevaplar verdiğinde, kadınlar bir sorun olduğunu düşünüyor" diyor. Sizden bir yazar kadar düzgün cümleler kurmanızı veya durmadan onlarla konuşmanızı beklemiyorlar. Sadece size gününüzün nasıl geçtiğini sormaları, sizinle aralarındaki bağı kuvvetlendirmek istemelerinden kaynaklanıyor.

    Arkadaşlarını dışlamak

    Fay, "Bir kadının sizi kız arkadaşlarıyla birlikte dışarı çağırması, size ne kadar değer verdiğinin bir göstergesidir" diyor. Eğer böyle bir daveti kulak arkası eder veya sessiz kalırsanız, hayatlarındaki önemli insanları tanımayı pek umursamadığınızı düşünebilirler. Onlarla ciddi konular hakkında konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece ilgili küçük sohbetler de yeterli olabilir. Ve eğer onları her seferinde güldürebilirseniz sizi sevecek ve onaylayacaklardır.

    Kozmetik ürünlerinin neredeyse hepsinde kansere yol açan maddelerin bulunduğu öne sürüldü. Diğer iddialar da çok korkunç.

    Takvim, yıllardır tartışılan 'Kozmetik ürünler kanser yapar mı?' sorusunu uzmanlarına sordu, ürkütücü yanıtlar aldı. Tüy dökücü kremlerin bazılarında 'kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş halinin' bulunduğunu, uzun süre kullanılan kozmetiklerin kanser riskini arttırdığını okuyunca çok şaşıracaksınız.

    Hemen hemen tüm kadınlar, daha da güzel görünmek uğruna çareyi kozmetik ürünlerde buluyor. Ancak kadınlar bu ürünlere masum bir istekle başvursa da kozmetik ürünlerin sanıldığı kadar masum olmadığı söyleniyor. Yıllardan beri tartışılan "Kozmetik ürünler sağlığa zararlı mı?" tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Hayvan haklarını koruyan derneklerin ayaklanmasıyla son yıllarda kozmetik firmaları, ürünlerini hayvanlar üzerinde denemeyi bıraktı!

    YENİ DENEKLER KADINLAR MI? 
    Firmalar, yeni deneklerin ise kadınların olmasına karar verdi! En azından Amerikalılar tarafından ortaya atılan son iddialar bu yöndeydi. Amerika'daki EWG isimli bir sivil toplum örgütünün hazırladığı raporda yer alan bu iddia, ortalığı karıştırdı. Buna göre; şampuanlardan yüz kremlerine, rimellerden rujlara kadar birçok kozmetik ürününün yüzde 99.7'si denenmemiş ürünler içeriyor. Rapordaki bir diğer ürkütücü iddiaya göre de; bu ürünlerin çoğunda kansere neden olan maddeler bulunuyor.

    KEMOTERAPİ İLACINDAN FARKSIZ 
    Araştırmaya göre; makyaj malzemelerindeki kömür katranı, fenilediamin, benzen ve formaldehit gibi kimyasallar uzun süreli kullanımlarda kanser riskini arttırıyor. Kozmetik ürünlerin neden olduğu kanser türleri arasında ise ilk sıralarda; rahim, yumurtalık ve cilt kanseri geliyor. Amerika'nın önde gelen sağlık örgütlerinin de destek verdiği "Güvenli Kozmetikler Kampanyası"nın sonuçlarına göre de; kozmetik ürünlerde kullanılan 10 bin 500 kimyasalın yüzde 89'u sağlık açısından güvenilirlik taşımıyor. Amerikalılar'a göre; kozmetik ürünlerin denetimsizliğindeki en büyük nedeni ise bu ürünlerin ilaçtan sayılmaması oluşturuyor. Örneğin; iddialara göre tüy dökücü kremlerin formülünde kanseri tedavi edici ilaçların yani kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş hali bulunuyor. Ancak yine de bu sağlık açısından riskli kremler bilinçli bir denetimden geçirilmiyor.

    PETROL İÇEREN PARFÜMLER 
    Bir diğer iddiaya göre de; parfümlerin yüzde 95'i sentetik petrolden üretiliyor ve firmalar denetimsizlik yüzünden parfümlerindeki diğer kimyasalları açıklamak zorunda kalmıyor. Bütün bu iddialar da; kadınların ve erkeklerin sırf daha güzel görünmek uğruna nasıl bir tehlikenin içerisinde bulunduğunu gözler önüne seriyor.

    Kanserle gelen güzelleşme korkutucu

    Konu Saati  01:46  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Kozmetik ürünlerinin neredeyse hepsinde kansere yol açan maddelerin bulunduğu öne sürüldü. Diğer iddialar da çok korkunç.

    Takvim, yıllardır tartışılan 'Kozmetik ürünler kanser yapar mı?' sorusunu uzmanlarına sordu, ürkütücü yanıtlar aldı. Tüy dökücü kremlerin bazılarında 'kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş halinin' bulunduğunu, uzun süre kullanılan kozmetiklerin kanser riskini arttırdığını okuyunca çok şaşıracaksınız.

    Hemen hemen tüm kadınlar, daha da güzel görünmek uğruna çareyi kozmetik ürünlerde buluyor. Ancak kadınlar bu ürünlere masum bir istekle başvursa da kozmetik ürünlerin sanıldığı kadar masum olmadığı söyleniyor. Yıllardan beri tartışılan "Kozmetik ürünler sağlığa zararlı mı?" tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Hayvan haklarını koruyan derneklerin ayaklanmasıyla son yıllarda kozmetik firmaları, ürünlerini hayvanlar üzerinde denemeyi bıraktı!

    YENİ DENEKLER KADINLAR MI? 
    Firmalar, yeni deneklerin ise kadınların olmasına karar verdi! En azından Amerikalılar tarafından ortaya atılan son iddialar bu yöndeydi. Amerika'daki EWG isimli bir sivil toplum örgütünün hazırladığı raporda yer alan bu iddia, ortalığı karıştırdı. Buna göre; şampuanlardan yüz kremlerine, rimellerden rujlara kadar birçok kozmetik ürününün yüzde 99.7'si denenmemiş ürünler içeriyor. Rapordaki bir diğer ürkütücü iddiaya göre de; bu ürünlerin çoğunda kansere neden olan maddeler bulunuyor.

    KEMOTERAPİ İLACINDAN FARKSIZ 
    Araştırmaya göre; makyaj malzemelerindeki kömür katranı, fenilediamin, benzen ve formaldehit gibi kimyasallar uzun süreli kullanımlarda kanser riskini arttırıyor. Kozmetik ürünlerin neden olduğu kanser türleri arasında ise ilk sıralarda; rahim, yumurtalık ve cilt kanseri geliyor. Amerika'nın önde gelen sağlık örgütlerinin de destek verdiği "Güvenli Kozmetikler Kampanyası"nın sonuçlarına göre de; kozmetik ürünlerde kullanılan 10 bin 500 kimyasalın yüzde 89'u sağlık açısından güvenilirlik taşımıyor. Amerikalılar'a göre; kozmetik ürünlerin denetimsizliğindeki en büyük nedeni ise bu ürünlerin ilaçtan sayılmaması oluşturuyor. Örneğin; iddialara göre tüy dökücü kremlerin formülünde kanseri tedavi edici ilaçların yani kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş hali bulunuyor. Ancak yine de bu sağlık açısından riskli kremler bilinçli bir denetimden geçirilmiyor.

    PETROL İÇEREN PARFÜMLER 
    Bir diğer iddiaya göre de; parfümlerin yüzde 95'i sentetik petrolden üretiliyor ve firmalar denetimsizlik yüzünden parfümlerindeki diğer kimyasalları açıklamak zorunda kalmıyor. Bütün bu iddialar da; kadınların ve erkeklerin sırf daha güzel görünmek uğruna nasıl bir tehlikenin içerisinde bulunduğunu gözler önüne seriyor.

    Sıkı ve biçimle kalçalara sahip olabilmek için; bol miktarda su tüketmeli, beslenmenize özen göstermeli, aşırı tuz tüketiminden ve sürekli oturmaktan kaçınmalısınız hiç kuşkusuz. Ancak, kalçalarınızı düzgün bir şekle sokabilmenin ilk kuralı, bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmaktan geçiyor. 

    TOPUK HAREKETİ
    Vücudunuz dik, ayakta durun. Kollarınızı ensenizde birleştirin. Sağ bacağınızı arkaya doğru kırın ve topuğunuzla kalçanıza değmeğe çalışın. Bu sırada vücudunuzun üst kısmı dik durmalı. Egzersizi önce yavaş, sonra hızlı hareketlerle 30 kez uygulayın. Hareketi diğer bacağınızla da tekrarlayın.

    TWİST
    Ayaklarınız bitişik halde ayakta durun. Kollarınızı göğsünüzün önünde birleştirin. Bacaklarınızı bükün, kalçanızı arkaya doğru çıkarın ve dizlerinizi birbirine yapıştırın. Şimdi, dizlerinizle sağ yöne doğru twist yapın. Bu hareketi uygularken kalçanızı bilinçli olarak kasın. Ardından aynı işlemi sol tarafa doğru uygulayın, kalçanızı kasın. Hareketi önce yavaş, ardından hızlı bir tempoyla uygulayın. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

    DOĞRULMA
    Bacaklarınızı dizlerinizden kırın, kollarınızı öne doğru uzatın. Kalçanızı, sanki bir yere oturmak istiyormuş gibi arkaya doğru çıkarın. Bavula temas etmeden durun ve bacaklarınızla yeniden doğrulun. Egzersizi uygularken vücudunuzun üst kısmı daima dik olmalı. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

    DİZÜSTÜ EĞİLME
    Dik durun. Sandalyenin başını sıkıca kavrayın. Sağ bacağınızı hafifçe bükün. Sol bacağınızı arkaya doğru gerdikten sonra 5 kez yukarıya doğru alçalıp yükselin. Bu sırada vücudunuzu dik tutun. Sol ayağınızı zemine yerleştirin. Şimdi her iki bacağınızla bükülme hareketi uygulayın. Egzersizi 3 kez tekrarladıktan sonra bacak değiştirin.

    YÜKSEĞE BASINÇ
    Yere sırtüstü uzanın. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Sağ bacağınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Sol bacağınızı 90 derecelik bir açıyla kırarak ayağınızı zemine yerleştirin. Kalçanızı, sol bacağınızdan güç alarak, zemine değdirmeden yavaşça yukarı doğru kaldırın ve indirin. Egzersizi uygularken karnınızı iyice kasın.

    Sıkı biçimli kalçalarınız olsun!

    Konu Saati  01:44  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Sıkı ve biçimle kalçalara sahip olabilmek için; bol miktarda su tüketmeli, beslenmenize özen göstermeli, aşırı tuz tüketiminden ve sürekli oturmaktan kaçınmalısınız hiç kuşkusuz. Ancak, kalçalarınızı düzgün bir şekle sokabilmenin ilk kuralı, bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmaktan geçiyor. 

    TOPUK HAREKETİ
    Vücudunuz dik, ayakta durun. Kollarınızı ensenizde birleştirin. Sağ bacağınızı arkaya doğru kırın ve topuğunuzla kalçanıza değmeğe çalışın. Bu sırada vücudunuzun üst kısmı dik durmalı. Egzersizi önce yavaş, sonra hızlı hareketlerle 30 kez uygulayın. Hareketi diğer bacağınızla da tekrarlayın.

    TWİST
    Ayaklarınız bitişik halde ayakta durun. Kollarınızı göğsünüzün önünde birleştirin. Bacaklarınızı bükün, kalçanızı arkaya doğru çıkarın ve dizlerinizi birbirine yapıştırın. Şimdi, dizlerinizle sağ yöne doğru twist yapın. Bu hareketi uygularken kalçanızı bilinçli olarak kasın. Ardından aynı işlemi sol tarafa doğru uygulayın, kalçanızı kasın. Hareketi önce yavaş, ardından hızlı bir tempoyla uygulayın. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

    DOĞRULMA
    Bacaklarınızı dizlerinizden kırın, kollarınızı öne doğru uzatın. Kalçanızı, sanki bir yere oturmak istiyormuş gibi arkaya doğru çıkarın. Bavula temas etmeden durun ve bacaklarınızla yeniden doğrulun. Egzersizi uygularken vücudunuzun üst kısmı daima dik olmalı. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

    DİZÜSTÜ EĞİLME
    Dik durun. Sandalyenin başını sıkıca kavrayın. Sağ bacağınızı hafifçe bükün. Sol bacağınızı arkaya doğru gerdikten sonra 5 kez yukarıya doğru alçalıp yükselin. Bu sırada vücudunuzu dik tutun. Sol ayağınızı zemine yerleştirin. Şimdi her iki bacağınızla bükülme hareketi uygulayın. Egzersizi 3 kez tekrarladıktan sonra bacak değiştirin.

    YÜKSEĞE BASINÇ
    Yere sırtüstü uzanın. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Sağ bacağınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Sol bacağınızı 90 derecelik bir açıyla kırarak ayağınızı zemine yerleştirin. Kalçanızı, sol bacağınızdan güç alarak, zemine değdirmeden yavaşça yukarı doğru kaldırın ve indirin. Egzersizi uygularken karnınızı iyice kasın.


    Sağlıklı kilo vermek isteyenler, iştah azaltan ve yağ yakımını hızlandıran bu bitkileri tercih ediyorlar…

    Atkuyruğu bitkisi

    İdrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.

    Maydanoz

    Metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.

    Adaçayı

    Zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.

    Fesleğen

    Vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.

    Kekik

    Sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikâyet edenlere zindelik veriyor.

    Civanperçemi

    Tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.

    Biberiye

    Sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

    Tere

    Vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.

    Sinameki

    Kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

    Balık otu

    Bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.

    10 bitkiyle sağlıklı zayıflama teknikleri

    Konu Saati  01:44  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»


    Sağlıklı kilo vermek isteyenler, iştah azaltan ve yağ yakımını hızlandıran bu bitkileri tercih ediyorlar…

    Atkuyruğu bitkisi

    İdrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.

    Maydanoz

    Metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.

    Adaçayı

    Zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.

    Fesleğen

    Vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.

    Kekik

    Sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikâyet edenlere zindelik veriyor.

    Civanperçemi

    Tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.

    Biberiye

    Sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

    Tere

    Vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.

    Sinameki

    Kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

    Balık otu

    Bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.

    2030'da 26 milyon yeni kanser vakası olacağı, 17 milyon kişinin de öleceği tahmin ediliyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süleyman Tosun, “Hastalıkta yaş ortalaması 30’a kadar düştü ve gelecek neslin üreme sağlığı tehlikede. Çünkü kanser tedavisindeki kemoterapi ve radyoterapi süreci üreme organlarını da olumsuz yönde etkiliyor.” dedi.

    Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan meme kanserinde yaş ortalaması 30’a kadar indi. Erkeklerde 20-40’li yaşlarda görülen testis kanseri de ürkütücü… Çevresel faktörler, sigara ve günümüz insanın alışkanları göz önüne alındığında kanserin her an kişinin yanıbaşında olduğu söylenebilir. Bu durum insan neslinin devamını tehlike altına alıyor.

    GELECEK NESİLLER TEHLİKE ALTINDA

    Kanser tedavisi sırasında uygulanan kemoterapi ve radyoterapi süreci hem kadın hem erkeğin üreme organlarına zarar veriyor. Özellikle radyoterapi gebelik şansını ortadan kaldırabilir, geri dönüşü olmayan hasarlar verebilir. Radyoterapi tedavisi süresince hastaya verilen radyasyon tüm organları olduğu gibi üreme organlarını da olumsuz etkileyerek, yumurtaları öldürebiliyor. Yumurtalar tedavi sonrasında tekrar kullanılamayacak şekilde hasar görüyor. Böylece yumurtlama işlemi ortadan kalkıyor ve yumurtalık işlevini kaybediyor. Bu nedenle radyoterapi öncesinde uzman ve hastanın bilgili olup mutlaka ileriye dönük üreme fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için yumurta ve embriyo dondurulması işlemi tartışılmalıdır. Çünkü dondurulan yumurta ve embriyo radyoterapi sonrasında sağlıklı bebek şansının devamını sağlar. Aynı durum sperm için de geçerlidir. Yani kanser tanısı konulan erkek hastanın radyoterapi tedavisi öncesinde spermleri alınıp dondurulursa, tedavi bittiğinde baba olma şansı devam eder ki bu da erkekler için çok önemlidir.

    Kemoterapi sonrasında gebelik şansı söz konusu yani tedavi sonrasında üreme fonksiyonları geri dönebilir. Kemoterapi amaç hızlı çoğalan hücreler üzerine etkili bir tedavi uygulamaktır.  Üreme sağlığı radyoterapide olduğu gibi direk etkilenmez.

    ANNE-BABA OLMA YAŞI YÜKSELİYOR KANSER YAŞI DÜŞÜYOR

    Yaş sınırı kanser vakalarında gittikçe düşerken gebelik ve çocuk sahibi olma yaşı yükseliyor. Kadınlarda meme kanserinde yaş ortalaması 30’a, erkeklerde testis kanseri 35’e kadar indi. Testis ve yumurtalık kanseri vakalarının çoğalması ve yaş ortalamasının gerilemesi üreme sağlığı açısında büyük risk teşkil ediyor.

    ÜREME SAĞLIĞINI KORUMA ALTINA ALIN

    Çocuk isteyen herkes üreme sağlığını koruma altına almalıdır. Kemoterapi ve radyoterapinin yoğunluğuna bağlı olarak dondurma işlemi düşünülmelidir. Çiftlerin dondurma işlemini güvenilir merkezlerde yaptırmaları gerekir. Emdriyo, sperm ve yumurta hiçbir şekilde zarar görmeden saklanabilir.


    Gelecek nesiller bu yüzden tehlikede

    Konu Saati  01:43  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    2030'da 26 milyon yeni kanser vakası olacağı, 17 milyon kişinin de öleceği tahmin ediliyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süleyman Tosun, “Hastalıkta yaş ortalaması 30’a kadar düştü ve gelecek neslin üreme sağlığı tehlikede. Çünkü kanser tedavisindeki kemoterapi ve radyoterapi süreci üreme organlarını da olumsuz yönde etkiliyor.” dedi.

    Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan meme kanserinde yaş ortalaması 30’a kadar indi. Erkeklerde 20-40’li yaşlarda görülen testis kanseri de ürkütücü… Çevresel faktörler, sigara ve günümüz insanın alışkanları göz önüne alındığında kanserin her an kişinin yanıbaşında olduğu söylenebilir. Bu durum insan neslinin devamını tehlike altına alıyor.

    GELECEK NESİLLER TEHLİKE ALTINDA

    Kanser tedavisi sırasında uygulanan kemoterapi ve radyoterapi süreci hem kadın hem erkeğin üreme organlarına zarar veriyor. Özellikle radyoterapi gebelik şansını ortadan kaldırabilir, geri dönüşü olmayan hasarlar verebilir. Radyoterapi tedavisi süresince hastaya verilen radyasyon tüm organları olduğu gibi üreme organlarını da olumsuz etkileyerek, yumurtaları öldürebiliyor. Yumurtalar tedavi sonrasında tekrar kullanılamayacak şekilde hasar görüyor. Böylece yumurtlama işlemi ortadan kalkıyor ve yumurtalık işlevini kaybediyor. Bu nedenle radyoterapi öncesinde uzman ve hastanın bilgili olup mutlaka ileriye dönük üreme fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için yumurta ve embriyo dondurulması işlemi tartışılmalıdır. Çünkü dondurulan yumurta ve embriyo radyoterapi sonrasında sağlıklı bebek şansının devamını sağlar. Aynı durum sperm için de geçerlidir. Yani kanser tanısı konulan erkek hastanın radyoterapi tedavisi öncesinde spermleri alınıp dondurulursa, tedavi bittiğinde baba olma şansı devam eder ki bu da erkekler için çok önemlidir.

    Kemoterapi sonrasında gebelik şansı söz konusu yani tedavi sonrasında üreme fonksiyonları geri dönebilir. Kemoterapi amaç hızlı çoğalan hücreler üzerine etkili bir tedavi uygulamaktır.  Üreme sağlığı radyoterapide olduğu gibi direk etkilenmez.

    ANNE-BABA OLMA YAŞI YÜKSELİYOR KANSER YAŞI DÜŞÜYOR

    Yaş sınırı kanser vakalarında gittikçe düşerken gebelik ve çocuk sahibi olma yaşı yükseliyor. Kadınlarda meme kanserinde yaş ortalaması 30’a, erkeklerde testis kanseri 35’e kadar indi. Testis ve yumurtalık kanseri vakalarının çoğalması ve yaş ortalamasının gerilemesi üreme sağlığı açısında büyük risk teşkil ediyor.

    ÜREME SAĞLIĞINI KORUMA ALTINA ALIN

    Çocuk isteyen herkes üreme sağlığını koruma altına almalıdır. Kemoterapi ve radyoterapinin yoğunluğuna bağlı olarak dondurma işlemi düşünülmelidir. Çiftlerin dondurma işlemini güvenilir merkezlerde yaptırmaları gerekir. Emdriyo, sperm ve yumurta hiçbir şekilde zarar görmeden saklanabilir.


    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top