• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 17 Mayıs 2013 Cuma

    Karite Yağı Shea Butter Nedir
    Karite Yağı ve Faydaları
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir, Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları
    Son dönemlerde şifalı yağların cilt ve saç bakımında sıklıkla kullanıldığını biliyoruz. Bir önceki makalemizde argan yağından bahsetmiştik sizlere.. Bu gün ise Afrikadan gelen karite yağı ve faydaları hakkında sizleri bilgilendirmek istiyoruz..


    Shea butter olarak da bilinen karite yağı, tüm cilde ve saçlara iyi geliyor.Afrika'da, özellikle de Burkina Faso'da yetişen karite ağaçları, kadınların tüm cilt bakım ihtiyacını karşılıyor. Karite Yağı, bilinen en güçlü nemlendiricidir.. Öncelikle sie karite yağı nedir konusunu anlatalım. Ardından da Karite Yağının faydaları hakkında bilgi verelim..
    Karite Yağı,Karite Yağı Nedir ?
    Shea butter, yani karite yağı bilinen en etkili doğal nemlendiricilerden. İşte bu yüzden, L'Occitane gibi büyük ve kaliteli markaların bakım ürünlerinde kendini gösteriyor. Karite yağı, Afrika'da yetişen karite ağacından elde ediliyor ve bizi güzelleştirmek için ayağımıza kadar geliyor. 
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir,Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları
    *Cildimizin ihtiyacı olan neredeyse tüm vitaminleri içinde bulunduruyor.
    *Barındırdığı A ve D vitaminleriyle cildin canlanmasını, E vitaminiyle kendini yenilemesini ve F vitaminiyle elastikiyetini korumasını sağlıyor.
    *Nemlendirici özelliğiyle, rüzgar, güneş, soğuk gibi dış etkenlerden cildi koruyor.
    *Egzama, kızarıklık, yanık gibi cilt problemlerini tedavide kullanılıyor.
    *Yıpranmış, kurumuş ve kırılmış saçları canlandırmada etkili rol oynuyor.
    *Cilt tarafından kolay emiliyor, gözenekleri tıkamıyor
    *Diz, dirsek, topuk ve tırnak diplerini yumaştıyor.
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir,Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları

    KARİTE YAĞI (SHEA BUTTER) VE FAYDALARI

    Konu Saati  07:05  |  in  Shea Butter Nedir  |  Devamı»

    Karite Yağı Shea Butter Nedir
    Karite Yağı ve Faydaları
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir, Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları
    Son dönemlerde şifalı yağların cilt ve saç bakımında sıklıkla kullanıldığını biliyoruz. Bir önceki makalemizde argan yağından bahsetmiştik sizlere.. Bu gün ise Afrikadan gelen karite yağı ve faydaları hakkında sizleri bilgilendirmek istiyoruz..


    Shea butter olarak da bilinen karite yağı, tüm cilde ve saçlara iyi geliyor.Afrika'da, özellikle de Burkina Faso'da yetişen karite ağaçları, kadınların tüm cilt bakım ihtiyacını karşılıyor. Karite Yağı, bilinen en güçlü nemlendiricidir.. Öncelikle sie karite yağı nedir konusunu anlatalım. Ardından da Karite Yağının faydaları hakkında bilgi verelim..
    Karite Yağı,Karite Yağı Nedir ?
    Shea butter, yani karite yağı bilinen en etkili doğal nemlendiricilerden. İşte bu yüzden, L'Occitane gibi büyük ve kaliteli markaların bakım ürünlerinde kendini gösteriyor. Karite yağı, Afrika'da yetişen karite ağacından elde ediliyor ve bizi güzelleştirmek için ayağımıza kadar geliyor. 
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir,Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları
    *Cildimizin ihtiyacı olan neredeyse tüm vitaminleri içinde bulunduruyor.
    *Barındırdığı A ve D vitaminleriyle cildin canlanmasını, E vitaminiyle kendini yenilemesini ve F vitaminiyle elastikiyetini korumasını sağlıyor.
    *Nemlendirici özelliğiyle, rüzgar, güneş, soğuk gibi dış etkenlerden cildi koruyor.
    *Egzama, kızarıklık, yanık gibi cilt problemlerini tedavide kullanılıyor.
    *Yıpranmış, kurumuş ve kırılmış saçları canlandırmada etkili rol oynuyor.
    *Cilt tarafından kolay emiliyor, gözenekleri tıkamıyor
    *Diz, dirsek, topuk ve tırnak diplerini yumaştıyor.
    Karite Yağı,Shea Butter,Shea Butter Nedir,Karite Yağı Nedir,Karite Yağı Faydaları,Karite Yağı Saç,Karite Yağı Cilt,Karite Yağının Saça Faydaları,Karite Yağının Cilde Faydaları

    16 Mayıs 2013 Perşembe

    Göğsünüzden süt geliyorsa, adet düzensizliğiniz varsa bunu mutlaka önemsemelisiniz!

    Meme uçlarından gelen uygunsuz sıvılar; kadınlık hormonu östrojen fazlalığından, ilaçlardan, stresten, beyin lezyonlarından, tiroid hormonu azlığından, kısırlığa sebep olan hipofiz adenomu gibi patolojik sebeplerden kaynaklanabiliyor. Göğüsten gelen bu sıvı genelde beyaz ya da renksiz olabildiği gibi bazı durumlarda sarı veya yeşil renkte olabiliyor ve bu durum kısırlığa neden oluyor.

    Süt Üretim Hormonunuzun Seviyesini Biliyor musunuz?

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, daha çok süt üretiminden sorumlu olan prolaktin hormonunun fazlalığının kadınların üçte birinde adet gecikmesine, 1/3'ünde de memelerden süt gelmesine sebep olduğunu belirtiyor.

    Bu durumun yumurtlama bozuklukları yaratarak kısırlığa neden olduğunu vurgulayan Dr. Partalcı, görme problemleri ve devamlı baş ağrısının yanı sıra, kadınlarda adet düzensizliği, göğüsten süt gelmesi ve gebe kalamama, erkeklerde ise sertleşme problemi ve cinsel istekte azalma şikâyeti olduğunda, prolaktin seviyesine baktırmanın çok önemli olduğunun altını çiziyor. Op. Dr. Serhat Partalcı; prolaktin yüksek olsa bile seviyesinin önemli olduğunu, kadınların yüzde  33’ünde adet görememe problemi yarattığından ve rahim iç yapısını değiştirdiğinden kısırlık oluşturduğunu aktarıyor.

    Depresyon İlaçları Süt Üretim Hormonunuzu Yükseltebilir

    Gebeliğin prolaktin seviyesini doğal olarak yükselttiğini belirten Op. Dr. Serhat Partalcı; normalin dışında aşırı egzersiz, göğüs travması, stres, böbrek yetmezliği, epilepsi krizi sonrası, hipotroidi, kullanılan ilaçlar ve özellikle depresyon ve estrojen ilaçlarının prolaktin seviyesini yükselttiğini kaydediyor.

    Op. Dr. Serhat Partalcı; öncelikle prolatin yüksekliğinin sebebinin bulunması gerektiğini belirtiyor. Bu sebep hipotiroididen kaynaklanıyorsa bu hastalık iyileştiğinde kendiliğinden sorunun çözüleceğini söylen Op. Dr. Serhat Partalcı; ilaç tedavisine cevap vermeyen büyük adenom (beyin sapı selim tümörü) durumlarda cerrahi müdahaleye başvurulabildiğini sözlerine ekliyor.

    Göğsünüzden Süt Geliyorsa Dikkat!

    Konu Saati  07:17  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Göğsünüzden süt geliyorsa, adet düzensizliğiniz varsa bunu mutlaka önemsemelisiniz!

    Meme uçlarından gelen uygunsuz sıvılar; kadınlık hormonu östrojen fazlalığından, ilaçlardan, stresten, beyin lezyonlarından, tiroid hormonu azlığından, kısırlığa sebep olan hipofiz adenomu gibi patolojik sebeplerden kaynaklanabiliyor. Göğüsten gelen bu sıvı genelde beyaz ya da renksiz olabildiği gibi bazı durumlarda sarı veya yeşil renkte olabiliyor ve bu durum kısırlığa neden oluyor.

    Süt Üretim Hormonunuzun Seviyesini Biliyor musunuz?

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, daha çok süt üretiminden sorumlu olan prolaktin hormonunun fazlalığının kadınların üçte birinde adet gecikmesine, 1/3'ünde de memelerden süt gelmesine sebep olduğunu belirtiyor.

    Bu durumun yumurtlama bozuklukları yaratarak kısırlığa neden olduğunu vurgulayan Dr. Partalcı, görme problemleri ve devamlı baş ağrısının yanı sıra, kadınlarda adet düzensizliği, göğüsten süt gelmesi ve gebe kalamama, erkeklerde ise sertleşme problemi ve cinsel istekte azalma şikâyeti olduğunda, prolaktin seviyesine baktırmanın çok önemli olduğunun altını çiziyor. Op. Dr. Serhat Partalcı; prolaktin yüksek olsa bile seviyesinin önemli olduğunu, kadınların yüzde  33’ünde adet görememe problemi yarattığından ve rahim iç yapısını değiştirdiğinden kısırlık oluşturduğunu aktarıyor.

    Depresyon İlaçları Süt Üretim Hormonunuzu Yükseltebilir

    Gebeliğin prolaktin seviyesini doğal olarak yükselttiğini belirten Op. Dr. Serhat Partalcı; normalin dışında aşırı egzersiz, göğüs travması, stres, böbrek yetmezliği, epilepsi krizi sonrası, hipotroidi, kullanılan ilaçlar ve özellikle depresyon ve estrojen ilaçlarının prolaktin seviyesini yükselttiğini kaydediyor.

    Op. Dr. Serhat Partalcı; öncelikle prolatin yüksekliğinin sebebinin bulunması gerektiğini belirtiyor. Bu sebep hipotiroididen kaynaklanıyorsa bu hastalık iyileştiğinde kendiliğinden sorunun çözüleceğini söylen Op. Dr. Serhat Partalcı; ilaç tedavisine cevap vermeyen büyük adenom (beyin sapı selim tümörü) durumlarda cerrahi müdahaleye başvurulabildiğini sözlerine ekliyor.

    Makyajın en önemli kısmı, gözü etkileyici bir şekilde öne çıkartmaktır. Makyaj artisti Eve Pearl deneyimleri sonucu elde ettiği püf noktalarını göz farı teknikleri için şöyle derliyor…

    1. Göz kapağına fondöten uygulayın

    Fondöten göz kapağında baz gibi duracak ve farı gün boyu tutacaktır. Farı sürdükten sonra da kalıcılığı için üzerine sabitleyici bir pudra sürmek makyajın dayanıklılığını artırır.

    2. Göz kapağına eyeliner uygulayın

    Likit eyelinerlar tercih sebebi. Eyelinerı uygularken kalem gibi tutmayın. Göze paralel bir şekilde tutup çizgi çizin. Göz kapağının tamamını çizmemeye özen gösterin. Aksi takdirde göz düşük görünecektir.

    3. Buğulu gözler

    2. aşamadaki eyeliner uygulaması sırasında oluşan hataları her zaman düzeltmek mümkün. Kahverengi ve yeşil renkteki göz farlarını karıştırıp eyelinerın üzerine sürün. Bu iki rengin karışımı her zaman harikalar yaratıyor.

    4. Belirgin yapmak için

    Buğulu efektinin üzerine gözleri daha belirgin hale getirmek için göz kapağının hemen yanından yan “V” harfi çizilir. V harfinin ucu dışarıya bakmak suretiyle koyu renk farlar kullanılır. Daha sonra bu V harfini içeri doğru dağıtmak lazım. Yaz ayları için V harfini şeftali ve bronz tonlarda seçebilirsiniz.

    5. Temizlemek için

    Açık renkleri, uyguladığınız farı düzeltmek için kullanabilirsiniz. Önerim, içinde bir sürü renk olan bir göz farı paletiyle çalışmanız. Böylece istediğiniz her rengi karıştırıp farklı tonlar elde edebilirsiniz. Göz farı uygulamasında gözün altına bulaşan farları nemlendirici kreminizi sürerek de temizleyebilirsiniz.

    6. Rimel

    Gözün altına kahve ya da siyah eyeliner uygulayabilirsiniz. Yine buğu efekti için pırıltılı altın sarısı ya da şeftali uygun olacaktır. Ardından göz makyajınızı rimel ile tamamlayabilirsiniz.

    Kusursuz makyaj için uzman önerileri

    Konu Saati  07:16  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Makyajın en önemli kısmı, gözü etkileyici bir şekilde öne çıkartmaktır. Makyaj artisti Eve Pearl deneyimleri sonucu elde ettiği püf noktalarını göz farı teknikleri için şöyle derliyor…

    1. Göz kapağına fondöten uygulayın

    Fondöten göz kapağında baz gibi duracak ve farı gün boyu tutacaktır. Farı sürdükten sonra da kalıcılığı için üzerine sabitleyici bir pudra sürmek makyajın dayanıklılığını artırır.

    2. Göz kapağına eyeliner uygulayın

    Likit eyelinerlar tercih sebebi. Eyelinerı uygularken kalem gibi tutmayın. Göze paralel bir şekilde tutup çizgi çizin. Göz kapağının tamamını çizmemeye özen gösterin. Aksi takdirde göz düşük görünecektir.

    3. Buğulu gözler

    2. aşamadaki eyeliner uygulaması sırasında oluşan hataları her zaman düzeltmek mümkün. Kahverengi ve yeşil renkteki göz farlarını karıştırıp eyelinerın üzerine sürün. Bu iki rengin karışımı her zaman harikalar yaratıyor.

    4. Belirgin yapmak için

    Buğulu efektinin üzerine gözleri daha belirgin hale getirmek için göz kapağının hemen yanından yan “V” harfi çizilir. V harfinin ucu dışarıya bakmak suretiyle koyu renk farlar kullanılır. Daha sonra bu V harfini içeri doğru dağıtmak lazım. Yaz ayları için V harfini şeftali ve bronz tonlarda seçebilirsiniz.

    5. Temizlemek için

    Açık renkleri, uyguladığınız farı düzeltmek için kullanabilirsiniz. Önerim, içinde bir sürü renk olan bir göz farı paletiyle çalışmanız. Böylece istediğiniz her rengi karıştırıp farklı tonlar elde edebilirsiniz. Göz farı uygulamasında gözün altına bulaşan farları nemlendirici kreminizi sürerek de temizleyebilirsiniz.

    6. Rimel

    Gözün altına kahve ya da siyah eyeliner uygulayabilirsiniz. Yine buğu efekti için pırıltılı altın sarısı ya da şeftali uygun olacaktır. Ardından göz makyajınızı rimel ile tamamlayabilirsiniz.

    Kalp krizi geçirmek, pekçok insanın ortak kaygısıdır. Kişinin ailesinde veya çevresinde kalp krizi geçirenler varsa bu korku daha da artar...

    Modern cihazlarla, ilaçsız ve çok kısa sürede yapılabilen kalsiyum skorlaması, dört yıl içerisinde kalp krizi geçirme riskinin derecesini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması buzdağının görünen yüzünü değil; suyun altını da gösterdiği için uyarıcı önem taşıyor.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarının önceden fark edilmesini sağlayacak testler hayat kurtarıyor. Derin bir nefes alma süresinde yapılabilen kalsiyum skorlaması, kalp damarlarındaki kireçlenme miktarını ve buna bağlı olan koroner arter hastalığı riskini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması sonuçları, kişinin gelecek yıllarına ilişkin bilgi veriyor.

    Kalp krizi riskinin önceden belirlenebilmesini sağlayan yöntemler arasında ilk akla gelenin anjiyo olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, anjiyo ile kalsiyum skorlamasının birbirinden farklı iki yöntem olduğunu vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Anjiyoda kişinin varolan şartları belirlenip, tedaviye gereksinim duyup duymadığına karar veriliyor. Kalsiyum skorlamasında ise kişinin damarındaki gelişmeleri görmek amaçlanıyor. Böylece, ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme riskinin daha iyi belirlenmesi sağlanıyor.”

    40'lı Yaşlara Dikkat!

    Belirgin herhangi bir şikayet olmamasına karşın ailede kalp hastalıkları görülüyorsa kişinin kalsiyum skorlaması yaptırması öneriliyor. Dr. Gürsel Ateş, “Koroner arter hastalıkları, 40’lı yaşlardan itibaren giderek artan bir seyir izliyor. Aile öyküsü olan kişilerde, genç yaşlarda da kalp krizi riski olasılığı var. Araştırmalar, damarlarında kalsiyum birikmesine rastlanmayan kişilerin dört yıl boyunca kalp krizi geçirme riskinin çok düşük olduğunu gösteriyor” diyor.

    Kalsiyum skorlamasında istenen, sonucun sıfır olması. Sonuç sıfır değilse, damardaki kalsiyum birikiminin miktarına göre kişide düşük, orta ya da yüksek derecede kalp damar hastalığı riski olduğu düşünülüyor ve çıkan sonuca göre ilaçla tedaviye başlanıyor. Ciddi bir damar tıkanıklığı saptananlara ise koroner anjiyografi uygulanıyor.

    Kalsiyum Skorlaması Nasıl Yapılıyor?

    Hastaya ağızdan veya damardan hiçbir ilaç verilmeden, bilgisayarlı tomografi ile sadece bir tutumluk nefes süresinde yapılan kalsiyum skorlaması, hekimlere göre en önemli tarama testlerinden biri. Modern cihazlarla yapılan ölçüm ile daha az radyasyon alınıyor.

    Kalp-Damar Hastalıkları Açısından Riskli Gruplar

    • Sigara kullananlar
    • Trigliserid ve HDL düzeyi yüksek kişiler
    • Diyabet ve hipertansiyon hastaları
    • Kilo fazlası olanlar
    • Metabolik hastalıkları bulunanlar
    • Bel çevresi erkeklerde 102,  kadınlarda ise 96 santimetreyi geçenler

    Kalp Krizi Riskini Öğrenmenin En Kolay Yolu...

    Konu Saati  07:16  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Kalp krizi geçirmek, pekçok insanın ortak kaygısıdır. Kişinin ailesinde veya çevresinde kalp krizi geçirenler varsa bu korku daha da artar...

    Modern cihazlarla, ilaçsız ve çok kısa sürede yapılabilen kalsiyum skorlaması, dört yıl içerisinde kalp krizi geçirme riskinin derecesini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması buzdağının görünen yüzünü değil; suyun altını da gösterdiği için uyarıcı önem taşıyor.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarının önceden fark edilmesini sağlayacak testler hayat kurtarıyor. Derin bir nefes alma süresinde yapılabilen kalsiyum skorlaması, kalp damarlarındaki kireçlenme miktarını ve buna bağlı olan koroner arter hastalığı riskini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması sonuçları, kişinin gelecek yıllarına ilişkin bilgi veriyor.

    Kalp krizi riskinin önceden belirlenebilmesini sağlayan yöntemler arasında ilk akla gelenin anjiyo olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, anjiyo ile kalsiyum skorlamasının birbirinden farklı iki yöntem olduğunu vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Anjiyoda kişinin varolan şartları belirlenip, tedaviye gereksinim duyup duymadığına karar veriliyor. Kalsiyum skorlamasında ise kişinin damarındaki gelişmeleri görmek amaçlanıyor. Böylece, ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme riskinin daha iyi belirlenmesi sağlanıyor.”

    40'lı Yaşlara Dikkat!

    Belirgin herhangi bir şikayet olmamasına karşın ailede kalp hastalıkları görülüyorsa kişinin kalsiyum skorlaması yaptırması öneriliyor. Dr. Gürsel Ateş, “Koroner arter hastalıkları, 40’lı yaşlardan itibaren giderek artan bir seyir izliyor. Aile öyküsü olan kişilerde, genç yaşlarda da kalp krizi riski olasılığı var. Araştırmalar, damarlarında kalsiyum birikmesine rastlanmayan kişilerin dört yıl boyunca kalp krizi geçirme riskinin çok düşük olduğunu gösteriyor” diyor.

    Kalsiyum skorlamasında istenen, sonucun sıfır olması. Sonuç sıfır değilse, damardaki kalsiyum birikiminin miktarına göre kişide düşük, orta ya da yüksek derecede kalp damar hastalığı riski olduğu düşünülüyor ve çıkan sonuca göre ilaçla tedaviye başlanıyor. Ciddi bir damar tıkanıklığı saptananlara ise koroner anjiyografi uygulanıyor.

    Kalsiyum Skorlaması Nasıl Yapılıyor?

    Hastaya ağızdan veya damardan hiçbir ilaç verilmeden, bilgisayarlı tomografi ile sadece bir tutumluk nefes süresinde yapılan kalsiyum skorlaması, hekimlere göre en önemli tarama testlerinden biri. Modern cihazlarla yapılan ölçüm ile daha az radyasyon alınıyor.

    Kalp-Damar Hastalıkları Açısından Riskli Gruplar

    • Sigara kullananlar
    • Trigliserid ve HDL düzeyi yüksek kişiler
    • Diyabet ve hipertansiyon hastaları
    • Kilo fazlası olanlar
    • Metabolik hastalıkları bulunanlar
    • Bel çevresi erkeklerde 102,  kadınlarda ise 96 santimetreyi geçenler

     Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Argan Yağı Nedir Ne İşe Yarar
    Argan Yağı Nedir Ne İşe Yarar ?

    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Sıvı altın olarak bilinen Argan Yağı, bitkisel tedavi araçları arasında önemli bir yere sahip. Üretimi oldukça zahmetli olan Argan Yağının faydaları arasında cinsel sorunlara ve cilt güzelliğine sağladığı etkiler bulunuyor.
    Birçok kimse tarafından çok fazla duyulmamış olsa da argan yağı bitkisel tedavi araçları arasında önemli bir yere sahip. Üretimi oldukça zahmetli olan argan ağının bilinen faydaları arasında cinsel sorunlara ve cilt güzelliğine sağladığı etkiler bulunuyor.

    Argan yağı bize yabancı gelebilir. Bunun nedeni Fiyatı oldukça pahalı olan argan yağının elde ediliş şekli ve üretim aşamaları oldukça zahmetlidir. Fiyatının bu denli pahalı olmasının nedenlerinden biri de budur.
    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Argan Yağı Faydaları
    * Cildinizi beslenmesine ve cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.
    * Çok güçlü bir antioksidandır.
    * Anti-aging özelliği kırışıkların giderilmesinde yardımcı olur.
    * Akne ve sivilcelerin giderilmesine yardımcıdır.
    * Ciltte,kaza ve ameliyat sonrası kalmış izlerin giderilmesinde yardımcıdır.
    * Ciltteki pütürlü yaraları yumuşatarak iyileşmesine yardımcı olur.
    * Güneşin zararlı UV ışınlarına karşı filtre görevi görür.
    * Antiseptiktir. Bakterilere karşı koruma içeren doğal yapısı vardır.
    * Sedef ve egzema hastalıklarının tedavisininde yardımcı görevi görür.
    * Cildin iltihaplanmamasına karşı yardım eder ve doğal bir kalkan görevi görür.
    * İçindeki etken proteinleri sayesinde,cilde ani ve etkili sıkıştırma yaparak selülit tedavisine yardım eder.
    * Stresten, sigaradan,hava kirliliğinden yıpranmış ciltlerin yenilenmesine yardım eder.
    * Tırnakların güçlenmesi için yardımcıdır.
    * Saçların beslenmesinde son derece etkilidir. Kırıkları giderilmesine, saçlarınızın nemlenmesine ve canlanlı görünümüne yardım eder.
    * Romatizmal, eklem ve kas ağrılarının giderilmesinde yardımcı görevi görür.
    Argan Bitkisi
    Argan bitkisi-ağacı(Argania Spinosa) sadece Fas’ta yetişen bir ağacın meyvelerinden elde edilmektedir. Argan yağının yapılış aşaması çok ilginç ve keçiler bu aşamada çok önemli rolleri bulunuyor. 10 metreye kadar uzayabilme özelliğine sahip olan argan ağacının meyvesi keçiler tarafından sindirilmeden çıkarılıyor. Üreticiler bu çıkarılan meyveyi ikiye ayırıp içindeki çekirdeği çıkarıyorlar. Ardından bu çekirdek kavrulup öğütülüyor. Suyla karıştırılarak öğütülen çekirdeğin yağı çıkartılıyor.
    Argan yağı üretim işlemi ortalama 2 gün süresince devam ediyor. Ardından çıkarılan yağ miktarı ise en fazla 1 litre olmaktadır.
    Argan Yağı Fiyatı-Argan Yağı Fiyatları-Argan Yağı Fiyat
    Argan Yağı genellikle cilt bakım serumları şeklinde satılmaktadır. Fiyatı 100 ml 105 TL civarında satılıyor.
    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı

    ARGAN YAĞI NEDİR NE İŞE YARAR ?

    Konu Saati  07:08  |  in  Argan yağı yararları  |  Devamı»

     Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Argan Yağı Nedir Ne İşe Yarar
    Argan Yağı Nedir Ne İşe Yarar ?

    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Sıvı altın olarak bilinen Argan Yağı, bitkisel tedavi araçları arasında önemli bir yere sahip. Üretimi oldukça zahmetli olan Argan Yağının faydaları arasında cinsel sorunlara ve cilt güzelliğine sağladığı etkiler bulunuyor.
    Birçok kimse tarafından çok fazla duyulmamış olsa da argan yağı bitkisel tedavi araçları arasında önemli bir yere sahip. Üretimi oldukça zahmetli olan argan ağının bilinen faydaları arasında cinsel sorunlara ve cilt güzelliğine sağladığı etkiler bulunuyor.

    Argan yağı bize yabancı gelebilir. Bunun nedeni Fiyatı oldukça pahalı olan argan yağının elde ediliş şekli ve üretim aşamaları oldukça zahmetlidir. Fiyatının bu denli pahalı olmasının nedenlerinden biri de budur.
    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı
    Argan Yağı Faydaları
    * Cildinizi beslenmesine ve cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.
    * Çok güçlü bir antioksidandır.
    * Anti-aging özelliği kırışıkların giderilmesinde yardımcı olur.
    * Akne ve sivilcelerin giderilmesine yardımcıdır.
    * Ciltte,kaza ve ameliyat sonrası kalmış izlerin giderilmesinde yardımcıdır.
    * Ciltteki pütürlü yaraları yumuşatarak iyileşmesine yardımcı olur.
    * Güneşin zararlı UV ışınlarına karşı filtre görevi görür.
    * Antiseptiktir. Bakterilere karşı koruma içeren doğal yapısı vardır.
    * Sedef ve egzema hastalıklarının tedavisininde yardımcı görevi görür.
    * Cildin iltihaplanmamasına karşı yardım eder ve doğal bir kalkan görevi görür.
    * İçindeki etken proteinleri sayesinde,cilde ani ve etkili sıkıştırma yaparak selülit tedavisine yardım eder.
    * Stresten, sigaradan,hava kirliliğinden yıpranmış ciltlerin yenilenmesine yardım eder.
    * Tırnakların güçlenmesi için yardımcıdır.
    * Saçların beslenmesinde son derece etkilidir. Kırıkları giderilmesine, saçlarınızın nemlenmesine ve canlanlı görünümüne yardım eder.
    * Romatizmal, eklem ve kas ağrılarının giderilmesinde yardımcı görevi görür.
    Argan Bitkisi
    Argan bitkisi-ağacı(Argania Spinosa) sadece Fas’ta yetişen bir ağacın meyvelerinden elde edilmektedir. Argan yağının yapılış aşaması çok ilginç ve keçiler bu aşamada çok önemli rolleri bulunuyor. 10 metreye kadar uzayabilme özelliğine sahip olan argan ağacının meyvesi keçiler tarafından sindirilmeden çıkarılıyor. Üreticiler bu çıkarılan meyveyi ikiye ayırıp içindeki çekirdeği çıkarıyorlar. Ardından bu çekirdek kavrulup öğütülüyor. Suyla karıştırılarak öğütülen çekirdeğin yağı çıkartılıyor.
    Argan yağı üretim işlemi ortalama 2 gün süresince devam ediyor. Ardından çıkarılan yağ miktarı ise en fazla 1 litre olmaktadır.
    Argan Yağı Fiyatı-Argan Yağı Fiyatları-Argan Yağı Fiyat
    Argan Yağı genellikle cilt bakım serumları şeklinde satılmaktadır. Fiyatı 100 ml 105 TL civarında satılıyor.
    Argan Yağı,Argan Oil,Argan Yağı Faydaları,Argan Yağı Ne İşe Yarar,Argan yağı yararları, Argan Yağı Nedir, Argan Yağı Fiyatı

    13 Mayıs 2013 Pazartesi

    Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır
    Evde Gebelik Testi
    Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır ?
    Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır,Gebelik Testleri,Evde Gebelik Testi, Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır, Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,HCG Testi,BEta HCG testi Nedir
    Hamile olup olmadığınızı anlamanın yolu gebelik testi yaptırmaktır. 4 günlük döllenmiş yumurta HCG adı verilen bir hormon salgılamaya başlar. Bu hormon vücut suyunda vücudun dokularına yayılır. Öncelikle kanda sonra da idrarda gebeliğin tespit edilmesini sağlayan HCG hormonu, gebelik testleri ile yükselişinie göre takip edilir ve kadının gebe olup olmadığı anlaşılır...

    Pek çok kadın adet döneminin gecikmesi nedeni ile evde gebelik testi yapar.. Evdeki gebelik testleri idrar ile bakılır. kartuşa damlatılan bir kaç damla idrar ile eğer, HCG hormonunda yeterli derecede yükselme olmuş ise, idrar testi pozitif çıkabilir. Bazı durumlarda hormonun yeteri kadar yükselmemesi sonucu gebelik var ise bile, test negatif çıkar ve kadın gebe olmadığını düşünür.. Bu gibi durumlardai eğer net emin olunamıyor ise, mutlaka Beta HCG denilen kanda gebelik testi bakılmalıdır.. En eksin sonucu kan testi belirler.
    Gebelik testleri
    çoğunlukla, kan örneğinden daha kolay alınan idrar örneği ile yapılır.hCG nin varlığını tespit etmek için birçok idrar tahlili tipi kullanılır.
    Çoğu, hCG ile bir hCG antikoru arasındaki bir reaksiyona dayanır. İlk reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için ikinci bir reaksiyona ihtiyaç vardır. Bu genellikle bir renk değişimidir. Bazı kadınlar evde  gebelik testi yaparak gebe olup olmadıklarını öğrenmeye çalışır. Bu test paketleri çoğu eczaneden alınabilir. Çoğu, bir test tübünde idrarla karıştırılan bir solüsyon içerir. Belirli bir süre ( teste göre değişmek üzere ) birkaç dakikadan birkaç saate kadar geçtikten sonra, hamileyseniz koyu bir halka oluşur. Bazı markalarda, bir renk değişimi gebeliği belirtir.
    Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır
    Evde Gebelik testi yapmaya karar verdiyseniz, talimatları dikkatle izleyin. Ayrıca ister evde ister laborutuvarda yapılsın, günün ilk idrarını kullanırsanız gebelik testi daha doğru olur.
    İdrar testlerinin doğruluğu: Doğrulukları, karmaşık olabilecek talimatları ne kadar iyi izlediğinize çok bağlıdır. İlk kez kullananların ya da deneyimsiz kullanıcıların doğru bir test sonucuna ulaşmaları daha küçük bir olasılıktır ve hiçbir test kusursuz değildir. Ayrıca gebelik testleri, özellikle gebeliğin ilk günlerinde uygulandıklarında, hamile olduğunuz halde olmadığınızı gösterebilirler. Bunun nedeni, gebeliğin ilk zamanlarında hCG düzeylerinin düşük olması ve teşhis edilememesidir. Bu nedenle, herhangi bir gebelik testinin negatif sonuçları, pozitif bir sonuçtan daha az güvenilirdir.Evde yapılan gebelik testleri tarama testleri olarak kabul edilmelidir. Test sonucu negatifse ama gebelik belirtileri gösteriyorsanız, doktorunuza başvurun. Sonuç pozitifse, onaylaması ve doğum öncesi bakım için doktorunuza gidin.
    Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır ?
    Evde gebelik testi için en uygun zaman adetinizin 4-5 gün geçmiş olduğu zamandır. Ama, bazı kadınlarda gebelik hormonu idrara daha geç yansıdığından gebe olsanız bile sonuç negatif çıkabilir. Adetiniz 2 hafta geciktiyse, doğruluk oranı yüzde 100 e yaklaşır. Evde yapılan gebelik testlerinin sonuçları, adetin gecikmesinden 10 gün sonra yapıldıklarında yüzde 95 oranında doğrudur.İdrara dayalı gebelik testleri en sık olarak kullanılmaktadır, ama bazı durumlarda, daha kesin olduğu ve hamileliği daha erken teşhis edebildiği için bir kan testi de uygulanabilir.
    Dış gebelik yumurtanın fallop tüpünde ya da rahim dışında bir yerde gelişmeye başladığı gebelik durumunda, idrara dayalı gebelik testlerinin negatif sonuçlarına karşın, kadında tüm gebelik belirtileri görülebilir. Bunun nedeni, yumurta rahimde olmadığı zaman HCG düzeylerinin yüksek olmamasıdır. Ancak kan testi daha hassastır ve gebeliği teşhis edebilir. Dış gebelik potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olduğu için, bu bilgi annenin hayatının kurtulmasına yardımcı olabilir.
    Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır,Gebelik Testleri,Evde Gebelik Testi, Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır,Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,HCG Testi,BEta HCG testi Nedir

    EVDE GEBELİK TESTİ NASIL YAPILIR ?

    Konu Saati  22:00  |  in  HCG Testi  |  Devamı»

    Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır
    Evde Gebelik Testi
    Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır ?
    Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır,Gebelik Testleri,Evde Gebelik Testi, Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır, Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,HCG Testi,BEta HCG testi Nedir
    Hamile olup olmadığınızı anlamanın yolu gebelik testi yaptırmaktır. 4 günlük döllenmiş yumurta HCG adı verilen bir hormon salgılamaya başlar. Bu hormon vücut suyunda vücudun dokularına yayılır. Öncelikle kanda sonra da idrarda gebeliğin tespit edilmesini sağlayan HCG hormonu, gebelik testleri ile yükselişinie göre takip edilir ve kadının gebe olup olmadığı anlaşılır...

    Pek çok kadın adet döneminin gecikmesi nedeni ile evde gebelik testi yapar.. Evdeki gebelik testleri idrar ile bakılır. kartuşa damlatılan bir kaç damla idrar ile eğer, HCG hormonunda yeterli derecede yükselme olmuş ise, idrar testi pozitif çıkabilir. Bazı durumlarda hormonun yeteri kadar yükselmemesi sonucu gebelik var ise bile, test negatif çıkar ve kadın gebe olmadığını düşünür.. Bu gibi durumlardai eğer net emin olunamıyor ise, mutlaka Beta HCG denilen kanda gebelik testi bakılmalıdır.. En eksin sonucu kan testi belirler.
    Gebelik testleri
    çoğunlukla, kan örneğinden daha kolay alınan idrar örneği ile yapılır.hCG nin varlığını tespit etmek için birçok idrar tahlili tipi kullanılır.
    Çoğu, hCG ile bir hCG antikoru arasındaki bir reaksiyona dayanır. İlk reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için ikinci bir reaksiyona ihtiyaç vardır. Bu genellikle bir renk değişimidir. Bazı kadınlar evde  gebelik testi yaparak gebe olup olmadıklarını öğrenmeye çalışır. Bu test paketleri çoğu eczaneden alınabilir. Çoğu, bir test tübünde idrarla karıştırılan bir solüsyon içerir. Belirli bir süre ( teste göre değişmek üzere ) birkaç dakikadan birkaç saate kadar geçtikten sonra, hamileyseniz koyu bir halka oluşur. Bazı markalarda, bir renk değişimi gebeliği belirtir.
    Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır
    Evde Gebelik testi yapmaya karar verdiyseniz, talimatları dikkatle izleyin. Ayrıca ister evde ister laborutuvarda yapılsın, günün ilk idrarını kullanırsanız gebelik testi daha doğru olur.
    İdrar testlerinin doğruluğu: Doğrulukları, karmaşık olabilecek talimatları ne kadar iyi izlediğinize çok bağlıdır. İlk kez kullananların ya da deneyimsiz kullanıcıların doğru bir test sonucuna ulaşmaları daha küçük bir olasılıktır ve hiçbir test kusursuz değildir. Ayrıca gebelik testleri, özellikle gebeliğin ilk günlerinde uygulandıklarında, hamile olduğunuz halde olmadığınızı gösterebilirler. Bunun nedeni, gebeliğin ilk zamanlarında hCG düzeylerinin düşük olması ve teşhis edilememesidir. Bu nedenle, herhangi bir gebelik testinin negatif sonuçları, pozitif bir sonuçtan daha az güvenilirdir.Evde yapılan gebelik testleri tarama testleri olarak kabul edilmelidir. Test sonucu negatifse ama gebelik belirtileri gösteriyorsanız, doktorunuza başvurun. Sonuç pozitifse, onaylaması ve doğum öncesi bakım için doktorunuza gidin.
    Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır ?
    Evde gebelik testi için en uygun zaman adetinizin 4-5 gün geçmiş olduğu zamandır. Ama, bazı kadınlarda gebelik hormonu idrara daha geç yansıdığından gebe olsanız bile sonuç negatif çıkabilir. Adetiniz 2 hafta geciktiyse, doğruluk oranı yüzde 100 e yaklaşır. Evde yapılan gebelik testlerinin sonuçları, adetin gecikmesinden 10 gün sonra yapıldıklarında yüzde 95 oranında doğrudur.İdrara dayalı gebelik testleri en sık olarak kullanılmaktadır, ama bazı durumlarda, daha kesin olduğu ve hamileliği daha erken teşhis edebildiği için bir kan testi de uygulanabilir.
    Dış gebelik yumurtanın fallop tüpünde ya da rahim dışında bir yerde gelişmeye başladığı gebelik durumunda, idrara dayalı gebelik testlerinin negatif sonuçlarına karşın, kadında tüm gebelik belirtileri görülebilir. Bunun nedeni, yumurta rahimde olmadığı zaman HCG düzeylerinin yüksek olmamasıdır. Ancak kan testi daha hassastır ve gebeliği teşhis edebilir. Dış gebelik potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olduğu için, bu bilgi annenin hayatının kurtulmasına yardımcı olabilir.
    Evde Gebelik Testi En Erken Ne Zaman Yapılır,Gebelik Testleri,Evde Gebelik Testi, Evde Gebelik Testi Nasıl Yapılır,Evde Gebelik Testi Ne Zaman Yapılır,HCG Testi,BEta HCG testi Nedir

    Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi
    Zencefilli Sarımsak Çayı
    Zencefilli Sarımsak Çayı İle Zayıflama
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti, Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi, Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak Çayı
    Evet hanımlar yaz geliyor. Siz de yaza diyet sıkıntısını çok fazla yaşamadan, fit bir görüntü ile girmek ister misiniz ? Eğer cevabınız evet ise; Zencefilli Sarımsaklı çay sayesinde kilo vermek, düşündüğünüz kadar da zor olmayacak.. Sarımsak Çayı sayesinde, Hem sindirim sistemi Problemlerini çözecek, hem vücunuzdaki fazla yağı yakacak, hem de fazla ödemlerin atılmasını sağlayacaksınız. Bu sayede, sağlıklı ve istikrarlı Kiilo verebileceksiniz.

    Sarımsak Çayı ile zayıflayanlar arasında, en ünlü isim Angeline Jolie. Doğum Sonrası kilolarını sarımsak çayı ile verdi. Ve uzunca bir süre adından bahsettirdi. Bu yazımızda Ender Saraç Sarımsak Çayı Tarifi vereceğiz.
    Ender Saraç Sarımsak çayı
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti,Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi,Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak ÇayıZencefilli Sarımsak Çayı Tarifi İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 adet taze kök zencefil,
    * 4 diş sarımsak,
    * 1/2 tatlı kaşığı Limon suyu,
    Sarımsak Çayı Tarifi : Kök zencefilleri ince ince doğrayın. Veya rendeleyin. 1 litre suyun içerisinde kaynatın. İyice kaynamaya başladığında, Ezilmiş sarımsakları suyun içerisine ilave edin. Altını kapatın ve 5-6 dakika demlendirin. Hazırlamış olduğunuz sarımsak çayında, sabah ve öğlen birer büyük fincan dolusu için. İsterseniz, uygulamayı sabah ve akşam olarak yapabilirsiniz.  Çayınızı içmeden önce, içerisine yarım tatlı kaşığı limon suyu ekleyin. İçerisine tatlandırıcı veya şeker kesinlikle kullanmayın. Dilediğiniz kiloya gelinceye kadar içmeye devam edin.
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti,Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi,Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak Çayı

    ZENCEFİLLİ SARIMSAK ÇAYI İLE ZAYIFLAMA

    Konu Saati  05:34  |  in  Zencefilli Sarımsaklı Çay  |  Devamı»

    Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi
    Zencefilli Sarımsak Çayı
    Zencefilli Sarımsak Çayı İle Zayıflama
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti, Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi, Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak Çayı
    Evet hanımlar yaz geliyor. Siz de yaza diyet sıkıntısını çok fazla yaşamadan, fit bir görüntü ile girmek ister misiniz ? Eğer cevabınız evet ise; Zencefilli Sarımsaklı çay sayesinde kilo vermek, düşündüğünüz kadar da zor olmayacak.. Sarımsak Çayı sayesinde, Hem sindirim sistemi Problemlerini çözecek, hem vücunuzdaki fazla yağı yakacak, hem de fazla ödemlerin atılmasını sağlayacaksınız. Bu sayede, sağlıklı ve istikrarlı Kiilo verebileceksiniz.

    Sarımsak Çayı ile zayıflayanlar arasında, en ünlü isim Angeline Jolie. Doğum Sonrası kilolarını sarımsak çayı ile verdi. Ve uzunca bir süre adından bahsettirdi. Bu yazımızda Ender Saraç Sarımsak Çayı Tarifi vereceğiz.
    Ender Saraç Sarımsak çayı
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti,Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi,Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak ÇayıZencefilli Sarımsak Çayı Tarifi İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 adet taze kök zencefil,
    * 4 diş sarımsak,
    * 1/2 tatlı kaşığı Limon suyu,
    Sarımsak Çayı Tarifi : Kök zencefilleri ince ince doğrayın. Veya rendeleyin. 1 litre suyun içerisinde kaynatın. İyice kaynamaya başladığında, Ezilmiş sarımsakları suyun içerisine ilave edin. Altını kapatın ve 5-6 dakika demlendirin. Hazırlamış olduğunuz sarımsak çayında, sabah ve öğlen birer büyük fincan dolusu için. İsterseniz, uygulamayı sabah ve akşam olarak yapabilirsiniz.  Çayınızı içmeden önce, içerisine yarım tatlı kaşığı limon suyu ekleyin. İçerisine tatlandırıcı veya şeker kesinlikle kullanmayın. Dilediğiniz kiloya gelinceye kadar içmeye devam edin.
    Zencefilli Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı,Sarımsak Çayı diyeti,Sarımsak Çayı İle Zayıflayanlar, Sarımsak Çayı Tarifi,Zencefilli Sarımsaklı Çay,Sarımsaklı Zencefil Çayı,Ender Saraç Sarımsak Çayı

    8 Mayıs 2013 Çarşamba

    Cildimin nefes almasını önlediği ve yüzümde bir ağırlık hissi bıraktığı için fondöten, pudra gibi kapatıcıları oldum olası sevemedim. Günlük makyajım için kullandığım göz altı kapatıcısını ve allığı genellikle yeterli buluyorum. Ancak cildimde renk farklılıkları olduğunu da kabul etmem gerekiyor... Çoğumuzun alnı, burnu, çene ve yanakları aynı renk tonunda değil. Ton farklılığına ek olarak solgun renkte bir cilt zaman zaman kendimizi kötü hissetmemize sebep oluyor...

    Son bir yıldır kullandığımız kozmetik ürünleri listesine iddialı bir giriş yapan BB Kremler, cildi yormayan hafif yapılarıyla renk eşitleyici ürünlere güzel bir alternatif oldular. Hal böyleyken, ben de solgun görünen cildime uygun olan ama aynı zamanda diğerlerinden farklı bir BB Krem arayışına girdim ve Vichy Idealia BB Krem ile tanıştım.

    Hassas bir cildim olduğundan, Vichy Idealia BB Krem'in benim için en önemli özelliği gelişmiş UV Filtre Sistemi ve Paraben içermemesi.. Tüm cilt tipleri ve yaş grupları için uygun olan Idealia BB Krem, açık ve orta olmak üzere iki ideal renk seçeneği sunuyor. Ben cilt rengim sebebiyle açık tonunu tercih ettim.

    40 ml tüp ambalaja sahip Vichy Idealia BB Krem'i uygulaması çok kolay. Tam kıvamındaki krem cilde kolaylıkla sürülüyor. Bu yüzden kremi elimle yüzüme uygulamayı tercih ettim. Vichy Idelia BB Krem'in şahane kokusu kremi sürerken büyük bir keyif veriyor. Kremi uyguladıktan sonra solgun cildimin doğal ve sağlıklı bir parıltıya kavuştuğunu söylemekten mutluluk duyuyorum! Bana huzursuzluk veren bir kaç sivilce lekesinin de arada kaynadığını söylemek isterim :)

    24 saat nemlendirme özelliği olan Vichy Idealia BB Krem'i nemlendirici sürmediğim cildime uyguladım. Yüzümde kaldığı süre içerisinde cildimi nemlendirmeye devam ettiğini hissettim. Yüzümdeki mimik kırışıklıklarının görümünde de gözle görülür bir azalma oldu. Kırışıklık demişken, BB Krem'in içeriğindeki Kambucha ile geliştirilmiş özel formülü kırışıklık ve leke görüntüsünün azalmasına yardımcı oluyor.

    Yukarıda anlattıklarımı toparlarsam ,Vichy Idealia BB Krem cildin 6 farklı ihtiyacını karşılamış oluyor:

    1- Cilde ışıltı veriyor.
    2- 24 saat nemlendiriyor.
    3- Kırışıklık görünümünü azaltıyor.
    4- Cilt dokusunu düzeltiyor.
    5- Koyu leke görünümünü azaltıyor
    6- UVA/B ışınlarına karşı koruyor.

    Vichy Idealia BB Krem isminin hakkını veren, gerçekten de "ideal" bir BB Krem.
    Solgun görüntüsüne veda etmek isteyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum.
    40 ml Vichy Idealia BB Krem’in tavsiye edilen tüketici satış fiyatı ise 49.90 TL.

    https://www.facebook.com/VichyTurkiye
    https://twitter.com/VichyTurkiye

    İçerik: www.gardropkedisi.com

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    1 Krem 6 Etki: Vichy Idealia BB Krem

    Konu Saati  10:23  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Cildimin nefes almasını önlediği ve yüzümde bir ağırlık hissi bıraktığı için fondöten, pudra gibi kapatıcıları oldum olası sevemedim. Günlük makyajım için kullandığım göz altı kapatıcısını ve allığı genellikle yeterli buluyorum. Ancak cildimde renk farklılıkları olduğunu da kabul etmem gerekiyor... Çoğumuzun alnı, burnu, çene ve yanakları aynı renk tonunda değil. Ton farklılığına ek olarak solgun renkte bir cilt zaman zaman kendimizi kötü hissetmemize sebep oluyor...

    Son bir yıldır kullandığımız kozmetik ürünleri listesine iddialı bir giriş yapan BB Kremler, cildi yormayan hafif yapılarıyla renk eşitleyici ürünlere güzel bir alternatif oldular. Hal böyleyken, ben de solgun görünen cildime uygun olan ama aynı zamanda diğerlerinden farklı bir BB Krem arayışına girdim ve Vichy Idealia BB Krem ile tanıştım.

    Hassas bir cildim olduğundan, Vichy Idealia BB Krem'in benim için en önemli özelliği gelişmiş UV Filtre Sistemi ve Paraben içermemesi.. Tüm cilt tipleri ve yaş grupları için uygun olan Idealia BB Krem, açık ve orta olmak üzere iki ideal renk seçeneği sunuyor. Ben cilt rengim sebebiyle açık tonunu tercih ettim.

    40 ml tüp ambalaja sahip Vichy Idealia BB Krem'i uygulaması çok kolay. Tam kıvamındaki krem cilde kolaylıkla sürülüyor. Bu yüzden kremi elimle yüzüme uygulamayı tercih ettim. Vichy Idelia BB Krem'in şahane kokusu kremi sürerken büyük bir keyif veriyor. Kremi uyguladıktan sonra solgun cildimin doğal ve sağlıklı bir parıltıya kavuştuğunu söylemekten mutluluk duyuyorum! Bana huzursuzluk veren bir kaç sivilce lekesinin de arada kaynadığını söylemek isterim :)

    24 saat nemlendirme özelliği olan Vichy Idealia BB Krem'i nemlendirici sürmediğim cildime uyguladım. Yüzümde kaldığı süre içerisinde cildimi nemlendirmeye devam ettiğini hissettim. Yüzümdeki mimik kırışıklıklarının görümünde de gözle görülür bir azalma oldu. Kırışıklık demişken, BB Krem'in içeriğindeki Kambucha ile geliştirilmiş özel formülü kırışıklık ve leke görüntüsünün azalmasına yardımcı oluyor.

    Yukarıda anlattıklarımı toparlarsam ,Vichy Idealia BB Krem cildin 6 farklı ihtiyacını karşılamış oluyor:

    1- Cilde ışıltı veriyor.
    2- 24 saat nemlendiriyor.
    3- Kırışıklık görünümünü azaltıyor.
    4- Cilt dokusunu düzeltiyor.
    5- Koyu leke görünümünü azaltıyor
    6- UVA/B ışınlarına karşı koruyor.

    Vichy Idealia BB Krem isminin hakkını veren, gerçekten de "ideal" bir BB Krem.
    Solgun görüntüsüne veda etmek isteyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum.
    40 ml Vichy Idealia BB Krem’in tavsiye edilen tüketici satış fiyatı ise 49.90 TL.

    https://www.facebook.com/VichyTurkiye
    https://twitter.com/VichyTurkiye

    İçerik: www.gardropkedisi.com

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    7 Mayıs 2013 Salı


    Simülasyon oyunlarının baş tacı olan ve milyonlarca tutkulu oyuncusu da bulunan Will Wright'ın oyun dünyasına kattığı Sims oyunun 4. serisi duyuruldu.

    Windows ve Mac platformlarında çıkacağı kesin olan The Sims 4'ün konsollara ve Steam'ın Linux'e gelmesi sonrası Linux platformlarına da gelip gelmeyeceği henüz belirsiz.


    En son Sims oyunu olan Sims 3 çıkalı tam 4 yıl geçti ve gelişen bilgisayar

    The Sims 4 Ne Zaman Çıkacak

    Konu Saati  00:17  |  in  PC Oyun  |  Devamı»


    Simülasyon oyunlarının baş tacı olan ve milyonlarca tutkulu oyuncusu da bulunan Will Wright'ın oyun dünyasına kattığı Sims oyunun 4. serisi duyuruldu.

    Windows ve Mac platformlarında çıkacağı kesin olan The Sims 4'ün konsollara ve Steam'ın Linux'e gelmesi sonrası Linux platformlarına da gelip gelmeyeceği henüz belirsiz.


    En son Sims oyunu olan Sims 3 çıkalı tam 4 yıl geçti ve gelişen bilgisayar

    6 Mayıs 2013 Pazartesi

    Çocuk Odasının Dekorasyonu
    Çocuk Odası Dekorasyonu
    Çocuk Odası Nasıl Olmalı ?
    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu
    Çocuğunuzun odasını ayırma vakti geldiği zaman, çocuk odası dekorasyonu size aitmiş gibi gelir. ama çocuk biraz büyüdüğünde, kendi odası için kendisi de bazı isteklerde bulunacaktır. Bu zaman da tahmin ettiğinizden çok daha yakındır. Çocuk 3 yaşına geldiği zaman kendi zevkine göre, odasını şekillendirmek isteyecektir. Peki çocuk odası dekorasyonu nasıl olmalı ?

    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu
    *Öncelikle çocuğunuz 3 yaş ve üstünde ise, odasının rengi konusunda ç.ocuğunda fikrini almanız gerekkir.
    * Duvarda çizgifilm karakterleri hoş ve keyifli bir ambians yaratacaktır.Ancak odayı da İdsneyland a çevirmeye gerek yok. Az miktarda, odaya eğlence katmak amacıyla çizgifil karakterleri kullanmanız yeterli.
    * Birkaç oyuncak, kitap, elbiseler olabilir. Duvar, tekstil ve aksesuarlarda uygulamak, odada karmaşa yaratmaktan başka işe yaramaz.
    * Doğru çözülmüş ve iyi tasarlanmış mobilyalar, hem zamana karşı dayanıklıdır, hem çocuğunuzun tasarım yönünü güçlendirir. Yatak olabilen kanepe gibi, her mekana uyum sağlayan mobilyalar seçmek iyi olacaktır.
    * Çocuğunuzun odasına, düz hatlı bir şifonyer seçerseniz, çocuk odasında şık duracaktıri. İhtiyaca göre daha ilerleyen zamanlarda başka amaçlı da kullabilme imkanınız olur.
    * Çocuğun gelişimi için okul öncesi dönem çok önemlidir. Ona ödev yapma alışkanlı kazandırmak için, odasında rahatça resim yapabileceği ya da harflerle oynayabileceği bir çalışma alanı yaratmalısınız. Bir okuma köşesi oluşturabilirsiniz. Bunun için renkli yer minderleri, yumuşak dokulu bir örtü ve alanı ayıran bir halı şık olabilir.
    * Çocuğunuzun odası sıcak bir yuvayı çağrıştırmalıdır. Özellikle onun sağlığını tehdit etmeyen ve gelişimi için doğayla dost seçimler yapmak önemlidir. Uçucu ve latex esaslı boyalar, masif ahşap mobilyalar ve keteni pamuk dokumalı tekstili tercih etmelisiniz.
    * Oda zemininde halı gibi toz, alerjen, küf ve bakteri üreten kaplamalar yerine, toz tutmayan, ahşap veya parke gibi sert zemin malzemeleri tercih etmelisiniz. Son yıllarda doğayla dost ahşap zemin kaplamaları çok gelişti. Üstelik modası hiç geçmiyor. Diğer seçenekler ise, bambu, mantar ve lioleurn.
    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu

    ÇOCUK ODASI NASIL OLMALI ?

    Konu Saati  03:43  |  in  Çoğumun Odası  |  Devamı»

    Çocuk Odasının Dekorasyonu
    Çocuk Odası Dekorasyonu
    Çocuk Odası Nasıl Olmalı ?
    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu
    Çocuğunuzun odasını ayırma vakti geldiği zaman, çocuk odası dekorasyonu size aitmiş gibi gelir. ama çocuk biraz büyüdüğünde, kendi odası için kendisi de bazı isteklerde bulunacaktır. Bu zaman da tahmin ettiğinizden çok daha yakındır. Çocuk 3 yaşına geldiği zaman kendi zevkine göre, odasını şekillendirmek isteyecektir. Peki çocuk odası dekorasyonu nasıl olmalı ?

    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu
    *Öncelikle çocuğunuz 3 yaş ve üstünde ise, odasının rengi konusunda ç.ocuğunda fikrini almanız gerekkir.
    * Duvarda çizgifilm karakterleri hoş ve keyifli bir ambians yaratacaktır.Ancak odayı da İdsneyland a çevirmeye gerek yok. Az miktarda, odaya eğlence katmak amacıyla çizgifil karakterleri kullanmanız yeterli.
    * Birkaç oyuncak, kitap, elbiseler olabilir. Duvar, tekstil ve aksesuarlarda uygulamak, odada karmaşa yaratmaktan başka işe yaramaz.
    * Doğru çözülmüş ve iyi tasarlanmış mobilyalar, hem zamana karşı dayanıklıdır, hem çocuğunuzun tasarım yönünü güçlendirir. Yatak olabilen kanepe gibi, her mekana uyum sağlayan mobilyalar seçmek iyi olacaktır.
    * Çocuğunuzun odasına, düz hatlı bir şifonyer seçerseniz, çocuk odasında şık duracaktıri. İhtiyaca göre daha ilerleyen zamanlarda başka amaçlı da kullabilme imkanınız olur.
    * Çocuğun gelişimi için okul öncesi dönem çok önemlidir. Ona ödev yapma alışkanlı kazandırmak için, odasında rahatça resim yapabileceği ya da harflerle oynayabileceği bir çalışma alanı yaratmalısınız. Bir okuma köşesi oluşturabilirsiniz. Bunun için renkli yer minderleri, yumuşak dokulu bir örtü ve alanı ayıran bir halı şık olabilir.
    * Çocuğunuzun odası sıcak bir yuvayı çağrıştırmalıdır. Özellikle onun sağlığını tehdit etmeyen ve gelişimi için doğayla dost seçimler yapmak önemlidir. Uçucu ve latex esaslı boyalar, masif ahşap mobilyalar ve keteni pamuk dokumalı tekstili tercih etmelisiniz.
    * Oda zemininde halı gibi toz, alerjen, küf ve bakteri üreten kaplamalar yerine, toz tutmayan, ahşap veya parke gibi sert zemin malzemeleri tercih etmelisiniz. Son yıllarda doğayla dost ahşap zemin kaplamaları çok gelişti. Üstelik modası hiç geçmiyor. Diğer seçenekler ise, bambu, mantar ve lioleurn.
    Çocuk Odası,Çocuk Odası Nasıl Olmalı,Çocuk Odası Dekoru,Çocuk Odasının Dekorasyonu, Çocuk Odası Nasıl Döşenir,Çoğumun Odası,Çocuk Odası Dekorasyonu

    4 Mayıs 2013 Cumartesi


    Kickstarter isimli siteyi bilenler ne denli üretken ve farklı fikirlerin destek ve fon alabilmek adına bu sitede yer aldığını bilirler. O projelerden birisi daha..




    Merdiven Projesi: Modern Bir Mit İnşa Etmek

    Bu projede bir Kickstarter projesiydi ancak 22 Nisan tarihli hedef bütçeye ulaşılamadığı için proje başarısız kategoriye indirgendi yalnız içerik olarak değil fonlama açısından hedefe

    Mimari İllüzyon: Escherian Merdivenleri

    Konu Saati  05:47  |  in  İlginçlikler  |  Devamı»


    Kickstarter isimli siteyi bilenler ne denli üretken ve farklı fikirlerin destek ve fon alabilmek adına bu sitede yer aldığını bilirler. O projelerden birisi daha..




    Merdiven Projesi: Modern Bir Mit İnşa Etmek

    Bu projede bir Kickstarter projesiydi ancak 22 Nisan tarihli hedef bütçeye ulaşılamadığı için proje başarısız kategoriye indirgendi yalnız içerik olarak değil fonlama açısından hedefe

    Güzellik uzmanları, yiyecek ve içeceklerden destek alarak, dar pantolonlar giymeyerek, tuzu az kullanarak birçok kadının güzelliğinin baş düşmanı olan portakal görünümünden yani selülitlerden kurtulabileceğinizi söylüyor. İşte, selülitle mücadelenizi kolaylaştıracak 10 pratik öneri…

    Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Diyetisyen Esra Güneş, selülitlere son vermenin 10 yolunu anlattı…

    1. Günde 5-6 porsiyon sebze-meyve tüketin.

    2. Tuzu az kullanın. Özellikle tuz içeriği yüksek salam, sosis gibi gıdalardan uzak durun. Tuz dokularda çok su tutar. Ayrıca iştah açarak diyet yapmayı güçleştirir.

    3. En az 2 litre (yazın 3) su için. Su, böbreklerinizin zehirli atıkları vücuttan uzaklaştırmasını sağlar. Yeterince su içmek selülitli dokuları temizleyerek bu dokulardaki tuzu atar.

    4. Unlu, şekerli, baharatlı, salçalı yiyeceklerden, kola, kahve gibi kafeinli içeceklerden, alkol ve sigaradan uzak durun.

    5. Et, peynir gibi besinlerin az yağlısını tercih edin.

    6. Hiç mayonez kullanmayın. Soslardan uzak durun.

    7. Margarin, tereyağı gibi katı yağlardan kaçının. Yemeklerinizde bitkisel yağ tercih edin. Etsiz pişirdiğiniz yemeklere ve salatalara zeytinyağı koyun. 1 kilo sebze pişiriyorsanız 2 yemek kaşığı yağı geçmeyin.

    8. Abur cubur ve fast food’tan (hazır yiyecek) uzak durun.

    9. Kan dolaşımınızı hızlandırmak için egzersizi hayatınızda alışkanlık haline getirin. Bol bol yürüyüş yapın.

    10. Çok sıkı iş çamaşırı, pantolon, çorap gibi giysileri kullanmayın. Dar giysiler topardamarları sıkıştırarak düzenli kan dolaşımını engeller.

    Selülitlerden kurtulmanın 10 yolu

    Konu Saati  05:09  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Güzellik uzmanları, yiyecek ve içeceklerden destek alarak, dar pantolonlar giymeyerek, tuzu az kullanarak birçok kadının güzelliğinin baş düşmanı olan portakal görünümünden yani selülitlerden kurtulabileceğinizi söylüyor. İşte, selülitle mücadelenizi kolaylaştıracak 10 pratik öneri…

    Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Diyetisyen Esra Güneş, selülitlere son vermenin 10 yolunu anlattı…

    1. Günde 5-6 porsiyon sebze-meyve tüketin.

    2. Tuzu az kullanın. Özellikle tuz içeriği yüksek salam, sosis gibi gıdalardan uzak durun. Tuz dokularda çok su tutar. Ayrıca iştah açarak diyet yapmayı güçleştirir.

    3. En az 2 litre (yazın 3) su için. Su, böbreklerinizin zehirli atıkları vücuttan uzaklaştırmasını sağlar. Yeterince su içmek selülitli dokuları temizleyerek bu dokulardaki tuzu atar.

    4. Unlu, şekerli, baharatlı, salçalı yiyeceklerden, kola, kahve gibi kafeinli içeceklerden, alkol ve sigaradan uzak durun.

    5. Et, peynir gibi besinlerin az yağlısını tercih edin.

    6. Hiç mayonez kullanmayın. Soslardan uzak durun.

    7. Margarin, tereyağı gibi katı yağlardan kaçının. Yemeklerinizde bitkisel yağ tercih edin. Etsiz pişirdiğiniz yemeklere ve salatalara zeytinyağı koyun. 1 kilo sebze pişiriyorsanız 2 yemek kaşığı yağı geçmeyin.

    8. Abur cubur ve fast food’tan (hazır yiyecek) uzak durun.

    9. Kan dolaşımınızı hızlandırmak için egzersizi hayatınızda alışkanlık haline getirin. Bol bol yürüyüş yapın.

    10. Çok sıkı iş çamaşırı, pantolon, çorap gibi giysileri kullanmayın. Dar giysiler topardamarları sıkıştırarak düzenli kan dolaşımını engeller.

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor.

    Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar. Onun için normal veya sezaryen doğum. Her ikisiyle baş etmenin yolu; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır.

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.

    Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar... Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. "Ya bayılıp tekrar ayılamazsam? Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır! Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim! " gibi düşünceleri olabiliyor kadının. Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor. Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlarıyla aylaşmalarını öneriyorum.

    Doğum korkusuyla baş edebilmek için;
    *Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
    *Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz
    *Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
    *Kendinize vakit ayırın: Doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak, stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
    *Yardım almalisiniz: Doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

    Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

    Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

    Hamile Eğitmeni
    Esra Ertuğrul

    Hamilelik değil beni korkutan doğum!

    Konu Saati  05:08  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor.

    Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar. Onun için normal veya sezaryen doğum. Her ikisiyle baş etmenin yolu; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır.

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.

    Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar... Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. "Ya bayılıp tekrar ayılamazsam? Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır! Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim! " gibi düşünceleri olabiliyor kadının. Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor. Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlarıyla aylaşmalarını öneriyorum.

    Doğum korkusuyla baş edebilmek için;
    *Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
    *Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz
    *Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
    *Kendinize vakit ayırın: Doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak, stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
    *Yardım almalisiniz: Doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

    Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

    Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

    Hamile Eğitmeni
    Esra Ertuğrul

    Baba adaylarında anne adaylarının tersine gebelik esnasında libidoda önemli değişiklikler meydana gelmez ve gebeliğin tüm dönemlerinde cinsel ilişki ihtiyacı normal bir şekilde varlığını sürdürür.

    Bunun tersine bazı baba adaylarında gebelik döneminde önemli ruhsal değişiklikler meydana gelebilir. Bu psikolojik değişiklikler ileri boyutlara ulaştığında libido azalmasına ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta bazı baba adaylarında ruhsal değişikliklerin ortaya çıkardığı bedensel belirtiler tedavi gerektirecek kadar ileri boyutlara ulaşabilir (Couvade sendromu).

    Erkekler, eşleri gebe kaldığında genellikle aşağıdaki üç davranış kalıbından birini uygularlar.

    Bu davranışlar çoğu durumda bilinçdışı olarak gelişir:
    "İzleyici" kalmayı tercih eden baba adayı duygusal anlamda kendini gebelik gerçeğinden soyutlar ve olayı sanki kendi dışındaki bir çevrede oluyormuş gibi hisseder.

    "Katılımcı" olmayı benimseyen baba adayı duygusal ve diğer açılardan tümüyle eşiyle işbirliği içindedir. Gebelik gerçeğinin ve yaratmakta olduğu değişikliklerin tümüyle farkındadır. Sorumluluk duygusu belirgindir.

    "İşlevsel" konumdaki baba adayı ise genel olarak ilk ikisinin arasında bir yerdedir ve duygusal açıdan gebeliğe uzak olmakla beraber, maddesel sorumluluklarının tümüyle farkındadır.

    Baba adayının "gebeliği"
    Anne adayının gebeliği esnasında baba adayında birincil olarak ruhsal değişiklikler, ileri durumlarda bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ruhsal değişikliklerin temelinde baba kimliği kazanmakla artacak olan sorumlulukların yarattığı kaygılar yatar. Yine özellikle katılımcı baba adayları gebelik ve doğum konusunda anne adayının yaşadığı endişeleri tümüyle (bazı durumlarda anne adayından daha yoğun) yaşayabilirler. Bu endişe ve kaygılar kendini baş ağrısı ya da bel ağrısı şeklinde dışa vurabileceği gibi gerçek bir "gebelik sendromu" ya da tıbbi adıyla couvade sendromu da gelişebilir.

    "Couvade" aslında bazı ilkel toplumlarda halen uygulanmakta olan bir gelenektir: Bu geleneğe göre doğumun ağrısız seyretmesi ve anne ve doğacak bebeğin kötü ruhlardan korunması için anne adayının doğum sancıları başlayıp doğum yatağına alındığında baba adayı da bir yatağa yatırılır ve doğum olana kadar burada bekler. Bazı baba adayları burada eşleriyle özdeşleşerek doğum ağrılarına benzer ağrılar bile hissederler.

    Couvade sendromu dışarıdan birinin fark edemeyeceği kadar hafif seyredebileceği gibi gerçek bir ruhsal bozukluk görüntüsü de alabilir. Couvade sendromu en hafif şekliyle erkeğin eşiyle birlikte gebelik belirtileri yaşamasıdır. İleri durumlarda nedeni açıklanamayan baş ağrıları, kolay sinirlenme, gerginlik, yerinde duramama, kilo alma, gaz sancıları, bel ağrıları gibi belirtiler ya da tam bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bir toplumun etnik azınlığına ait bireylerde, daha önce çocuğu olanlarda, ruhsal ya da bedensel sağlık problemleri olanlarda, düşük gelirlilerde ve özellikle de gebeliğe yoğun duygusal tepki geliştiren erkeklerde daha sık gözlenir. Couvade sendromu ek bir stres faktörü yarattığından çiftin gebelikteki cinsel yaşamını derinden etkileyebilir.

    "Gebe erkeğin" kaygılarıyla başa çıkmak zor olabilir. Couvade sendromu yaşayan erkeklerde psikoterapi ya da ilaçla tedavi faydalı olabilmektedir. Ancak sendromu yaşayan kişinin bu belirtilerin kendilerine özgü olmadığını ve başka erkeklerinde buna benzer ve daha ağır belirtiler yaşayabileceklerini bilmesi önemlidir.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
    Jinekolog Operatör Dr. Kağan Kocatepe

    Gebeliğin erkeğin cinsel yaşamı üzerine etkileri

    Konu Saati  05:08  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Baba adaylarında anne adaylarının tersine gebelik esnasında libidoda önemli değişiklikler meydana gelmez ve gebeliğin tüm dönemlerinde cinsel ilişki ihtiyacı normal bir şekilde varlığını sürdürür.

    Bunun tersine bazı baba adaylarında gebelik döneminde önemli ruhsal değişiklikler meydana gelebilir. Bu psikolojik değişiklikler ileri boyutlara ulaştığında libido azalmasına ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta bazı baba adaylarında ruhsal değişikliklerin ortaya çıkardığı bedensel belirtiler tedavi gerektirecek kadar ileri boyutlara ulaşabilir (Couvade sendromu).

    Erkekler, eşleri gebe kaldığında genellikle aşağıdaki üç davranış kalıbından birini uygularlar.

    Bu davranışlar çoğu durumda bilinçdışı olarak gelişir:
    "İzleyici" kalmayı tercih eden baba adayı duygusal anlamda kendini gebelik gerçeğinden soyutlar ve olayı sanki kendi dışındaki bir çevrede oluyormuş gibi hisseder.

    "Katılımcı" olmayı benimseyen baba adayı duygusal ve diğer açılardan tümüyle eşiyle işbirliği içindedir. Gebelik gerçeğinin ve yaratmakta olduğu değişikliklerin tümüyle farkındadır. Sorumluluk duygusu belirgindir.

    "İşlevsel" konumdaki baba adayı ise genel olarak ilk ikisinin arasında bir yerdedir ve duygusal açıdan gebeliğe uzak olmakla beraber, maddesel sorumluluklarının tümüyle farkındadır.

    Baba adayının "gebeliği"
    Anne adayının gebeliği esnasında baba adayında birincil olarak ruhsal değişiklikler, ileri durumlarda bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ruhsal değişikliklerin temelinde baba kimliği kazanmakla artacak olan sorumlulukların yarattığı kaygılar yatar. Yine özellikle katılımcı baba adayları gebelik ve doğum konusunda anne adayının yaşadığı endişeleri tümüyle (bazı durumlarda anne adayından daha yoğun) yaşayabilirler. Bu endişe ve kaygılar kendini baş ağrısı ya da bel ağrısı şeklinde dışa vurabileceği gibi gerçek bir "gebelik sendromu" ya da tıbbi adıyla couvade sendromu da gelişebilir.

    "Couvade" aslında bazı ilkel toplumlarda halen uygulanmakta olan bir gelenektir: Bu geleneğe göre doğumun ağrısız seyretmesi ve anne ve doğacak bebeğin kötü ruhlardan korunması için anne adayının doğum sancıları başlayıp doğum yatağına alındığında baba adayı da bir yatağa yatırılır ve doğum olana kadar burada bekler. Bazı baba adayları burada eşleriyle özdeşleşerek doğum ağrılarına benzer ağrılar bile hissederler.

    Couvade sendromu dışarıdan birinin fark edemeyeceği kadar hafif seyredebileceği gibi gerçek bir ruhsal bozukluk görüntüsü de alabilir. Couvade sendromu en hafif şekliyle erkeğin eşiyle birlikte gebelik belirtileri yaşamasıdır. İleri durumlarda nedeni açıklanamayan baş ağrıları, kolay sinirlenme, gerginlik, yerinde duramama, kilo alma, gaz sancıları, bel ağrıları gibi belirtiler ya da tam bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bir toplumun etnik azınlığına ait bireylerde, daha önce çocuğu olanlarda, ruhsal ya da bedensel sağlık problemleri olanlarda, düşük gelirlilerde ve özellikle de gebeliğe yoğun duygusal tepki geliştiren erkeklerde daha sık gözlenir. Couvade sendromu ek bir stres faktörü yarattığından çiftin gebelikteki cinsel yaşamını derinden etkileyebilir.

    "Gebe erkeğin" kaygılarıyla başa çıkmak zor olabilir. Couvade sendromu yaşayan erkeklerde psikoterapi ya da ilaçla tedavi faydalı olabilmektedir. Ancak sendromu yaşayan kişinin bu belirtilerin kendilerine özgü olmadığını ve başka erkeklerinde buna benzer ve daha ağır belirtiler yaşayabileceklerini bilmesi önemlidir.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
    Jinekolog Operatör Dr. Kağan Kocatepe

    Sizin alerjiniz hangisi? Solunum yolu mu, gıda mı, ilaç mı yoksa deri mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılmalı?

    21. Yüzyılın hastalığı olan alerjinin önemine değinen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, erken teşhis ve tedavi sürecinin hastalık açısından değerlendirilmesi için alerji testlerinin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğini anlatıyor.

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; alerjinin varlığını ortaya koyan bu testlerin en önemli sebebinin mevcut hastalığın alerjik nedenini belirlemede büyük rol oynaması olduğunun altını çiziyor. Alerji testlerinin, solunum yolu hastalıklarından alerjik nezle ve astım, deri alerjilerinden ürtiker ve anjioödemi, egzamada kontakt dermatit ve atopik dermatit, ilaç alerjisi ve gıda alerjisi kaynaklı hastalıkların bütünsel tedavisi için çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, deri ve kandan alınan örneklerle yapılan testlerin çocuklara her yaşta alerji testi olarak uygulanabileceğini, ancak yönteme mutlaka hastalığın öyküsünü bilen bir alerji uzmanı tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtiyor.

    “3 Defadan Fazla Nükseden Bronşit Mutlaka Araştırılmalı”

    Kronik öksürük için alerjik araştırma yapılmasına hangi durumlarda nasıl karar verilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, özellikle çocuklarda sabaha karşı nöbet şeklinde gelen ve zaman zaman kusmaya götüren öksürüklerin alerjik açıdan ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Nuhoğlu, benzer şekilde soğuk algınlığı bulguları olmaksızın egzersiz, gülme veya ağlama sonucu gelen öksürüklerin de alerji testiyle kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bronşit hastalarına özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu bronşit ataklarının yaşam süresince 3 veya daha fazla gelişmesi durumunda alerji araştırması yapılmasını oldukça elzem buluyor. Bu hastalıklarda hırıltı, hışıltı ataklarının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Nuhoğlu, özellikle küçük çocuklarda sık soluma ve göğüste inip kalkma şeklinde gözlenebilen nefes darlığının da takip edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Her Yaşta Yapılabilir

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerji testlerinin her yaşta yapılabildiğini söylerken, altın standard kabul edilen alerji deri testi ve gıda alerji taramalarında elde edilen negatif sonucun ancak 3 yaşın üstünde anlamlı olduğunu belirtiyor. Negatif sonuç alınması durumunda ileriki yaşlarda testin mutlaka tekrarlanması gerektiğini belirten Nuhoğlu, 3 yaş altı çocuklarda testin pozitif çıkmasının ise alerji varlığını ortaya koyduğunu söylüyor.

    Alerji testlerinin 3 yaş altı çocuklar için genellikle kandan yapıldığını belirten Nuhoğlu, kullanılan ilaçların alerji testlerine etkisine de değiniyor. Özellikle ağızdan alınan alerji ilaçlarının, alerji deri testi sonucunu değiştirebildiğini ve bu ilaçların kesilemediği durumlarda test güvenilirliğini artırmak için tüm yaş gruplarında kandan araştırmaya gidilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bu Teste Alerji Duymayın!

    Konu Saati  05:08  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Sizin alerjiniz hangisi? Solunum yolu mu, gıda mı, ilaç mı yoksa deri mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılmalı?

    21. Yüzyılın hastalığı olan alerjinin önemine değinen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, erken teşhis ve tedavi sürecinin hastalık açısından değerlendirilmesi için alerji testlerinin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğini anlatıyor.

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; alerjinin varlığını ortaya koyan bu testlerin en önemli sebebinin mevcut hastalığın alerjik nedenini belirlemede büyük rol oynaması olduğunun altını çiziyor. Alerji testlerinin, solunum yolu hastalıklarından alerjik nezle ve astım, deri alerjilerinden ürtiker ve anjioödemi, egzamada kontakt dermatit ve atopik dermatit, ilaç alerjisi ve gıda alerjisi kaynaklı hastalıkların bütünsel tedavisi için çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, deri ve kandan alınan örneklerle yapılan testlerin çocuklara her yaşta alerji testi olarak uygulanabileceğini, ancak yönteme mutlaka hastalığın öyküsünü bilen bir alerji uzmanı tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtiyor.

    “3 Defadan Fazla Nükseden Bronşit Mutlaka Araştırılmalı”

    Kronik öksürük için alerjik araştırma yapılmasına hangi durumlarda nasıl karar verilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, özellikle çocuklarda sabaha karşı nöbet şeklinde gelen ve zaman zaman kusmaya götüren öksürüklerin alerjik açıdan ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Nuhoğlu, benzer şekilde soğuk algınlığı bulguları olmaksızın egzersiz, gülme veya ağlama sonucu gelen öksürüklerin de alerji testiyle kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bronşit hastalarına özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu bronşit ataklarının yaşam süresince 3 veya daha fazla gelişmesi durumunda alerji araştırması yapılmasını oldukça elzem buluyor. Bu hastalıklarda hırıltı, hışıltı ataklarının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Nuhoğlu, özellikle küçük çocuklarda sık soluma ve göğüste inip kalkma şeklinde gözlenebilen nefes darlığının da takip edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Her Yaşta Yapılabilir

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerji testlerinin her yaşta yapılabildiğini söylerken, altın standard kabul edilen alerji deri testi ve gıda alerji taramalarında elde edilen negatif sonucun ancak 3 yaşın üstünde anlamlı olduğunu belirtiyor. Negatif sonuç alınması durumunda ileriki yaşlarda testin mutlaka tekrarlanması gerektiğini belirten Nuhoğlu, 3 yaş altı çocuklarda testin pozitif çıkmasının ise alerji varlığını ortaya koyduğunu söylüyor.

    Alerji testlerinin 3 yaş altı çocuklar için genellikle kandan yapıldığını belirten Nuhoğlu, kullanılan ilaçların alerji testlerine etkisine de değiniyor. Özellikle ağızdan alınan alerji ilaçlarının, alerji deri testi sonucunu değiştirebildiğini ve bu ilaçların kesilemediği durumlarda test güvenilirliğini artırmak için tüm yaş gruplarında kandan araştırmaya gidilmesi gerektiğini vurguluyor.

    İşte kadınları seksi yapan 12 hareket...

    Üzerlerini çıkarmaları! 
    Erkeklerin hiç dayanamadıkları ve kesinlikle dayanılmaz olan, kadınların kıyafetlerini yavaş yavaş çıkarmaları. Özellikle her parçayı tek tek ve yavaş yavaş. Külotlu çoraplarından başlayarak, bacakları ile seksi hareketler yapmaları onları inanılmaz çekici kılıyor.

    Gün içerisinde seksi mesajlar! 
    Gün içerisinde hiç beklenmeyen bir anda alınan “Bu gece neler olacağını tahmin edemiyorum!” gibi ucu açık mesajlar, erkekleri çıldırtmaya yetiyor.

    Kabinden çıkana bakın! 
    Alışveriş dediysek, mağaza mağaza dolaşıp tek tek kıyafet denenmesinden bahsetmiyoruz. Erkekleri deli eden, gece onların karşısına çıkacağınız en seksi olanlar için alışverişe çıkmanızdır.

    Masanın altında neler oluyor? 
    Topuklu ayakkabı giyen kadınlar erkekler için her zaman çekicidir. Fakat ayakların, topuklu ayakkabı içindeki marifeti de bu noktada erkekler için oldukça tahrik edici. Onu gece boyunca çıktığınız bir yemekte, ayaklarınızı onunkilerle bir bütün olacak şekilde yaklaştırmanız, bacaklarınızla, onunla oynamanız onu deli edecektir.

    Güne devam eden kadınlar! 
    İşten geldikten sonra, şık halinizle ne kadar yorgun olsanızda biraz daha evde o halinizle takılmanız, yürüyüşünüz, her zamankinden şık ve ciddi haliniz onu baştan çıkaracaktır.

    Sessizlik iyidir! 
    Seksi ve sessiz bir tonla, erkeklerin güzel şeyler duyması onları baştan çıkaran davranışların başında gelir. Kısa ve sevgi dolu sözleriniz için biraz gizemli ve seksi bir ton deneyin.

    Traş olmasına yardım etmeye ne dersiniz? 
    Erkeklerin kendilerine ayırdıkları zamanlardan biri olan traş esnasında onlara yardım etmeniz, aranızda eşsiz tensel bir çekim yaratacaktır. Heyecanı yatak odasından önce banyoda yaşamaya ne dersiniz?

    Nereden baktığınız önemli! 
    Kadınların vücut tipi nasıl olursa olsun, erkekler için kadın vücudunun en seksi bölgelerinin başını çeken sırtlarıdır. Özellikle omuzlarınızın üzerinden atılan bir bakış onlara dayanılmaz gelir.

    Ufak hizmetler mi? 
    Ateşli bir geceden önce, ona ufak ikramlarda bulunmaya ne dersiniz? Sizi yatakta beklerken, içeriye elinizde bir bardak sevdiği bir içecekle girmeyi deneyin. İnanılmaz ama bu davranış erkekleri, filmlerde olan romantizm kokan sahnelere bir adım daha yaklaştırıyor.

    Victoria ve David olun! 
    Hollywood'un ünlü çifti Victoria ve David Beckham'ın en sık denediği yöntemlerden biri olan dışarıda iki yabancıyı oynamak! Bu da erkekleri baştan çıkaran oyunlardan biri. Hele bir de o akşam her zamankinden farklı ve çekici bir şekilde giyindiyseniz, kesinlikle kendilerini kaybedeceklerdir.

    Duşta, misafir var! 
    Onlar duş alırken hiç beklemedikleri bir anda yanlarına, kendinizi kollarına bırakmak... Sabah veya akşam zaman ne zaman olursa olsun, yapabileceğiniz en güzel süprizlerden biridir.

    Orgazm sırasında... 
    Her ne kadar o sırada kendinize çok hakim olamasanızda, kafanızı çevirmeden, uzun süre gözlerinin içine bakmanız onu deli eder.

    Erkeklerin kadınlarda seksi buldukları davranışlar!

    Konu Saati  05:08  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    İşte kadınları seksi yapan 12 hareket...

    Üzerlerini çıkarmaları! 
    Erkeklerin hiç dayanamadıkları ve kesinlikle dayanılmaz olan, kadınların kıyafetlerini yavaş yavaş çıkarmaları. Özellikle her parçayı tek tek ve yavaş yavaş. Külotlu çoraplarından başlayarak, bacakları ile seksi hareketler yapmaları onları inanılmaz çekici kılıyor.

    Gün içerisinde seksi mesajlar! 
    Gün içerisinde hiç beklenmeyen bir anda alınan “Bu gece neler olacağını tahmin edemiyorum!” gibi ucu açık mesajlar, erkekleri çıldırtmaya yetiyor.

    Kabinden çıkana bakın! 
    Alışveriş dediysek, mağaza mağaza dolaşıp tek tek kıyafet denenmesinden bahsetmiyoruz. Erkekleri deli eden, gece onların karşısına çıkacağınız en seksi olanlar için alışverişe çıkmanızdır.

    Masanın altında neler oluyor? 
    Topuklu ayakkabı giyen kadınlar erkekler için her zaman çekicidir. Fakat ayakların, topuklu ayakkabı içindeki marifeti de bu noktada erkekler için oldukça tahrik edici. Onu gece boyunca çıktığınız bir yemekte, ayaklarınızı onunkilerle bir bütün olacak şekilde yaklaştırmanız, bacaklarınızla, onunla oynamanız onu deli edecektir.

    Güne devam eden kadınlar! 
    İşten geldikten sonra, şık halinizle ne kadar yorgun olsanızda biraz daha evde o halinizle takılmanız, yürüyüşünüz, her zamankinden şık ve ciddi haliniz onu baştan çıkaracaktır.

    Sessizlik iyidir! 
    Seksi ve sessiz bir tonla, erkeklerin güzel şeyler duyması onları baştan çıkaran davranışların başında gelir. Kısa ve sevgi dolu sözleriniz için biraz gizemli ve seksi bir ton deneyin.

    Traş olmasına yardım etmeye ne dersiniz? 
    Erkeklerin kendilerine ayırdıkları zamanlardan biri olan traş esnasında onlara yardım etmeniz, aranızda eşsiz tensel bir çekim yaratacaktır. Heyecanı yatak odasından önce banyoda yaşamaya ne dersiniz?

    Nereden baktığınız önemli! 
    Kadınların vücut tipi nasıl olursa olsun, erkekler için kadın vücudunun en seksi bölgelerinin başını çeken sırtlarıdır. Özellikle omuzlarınızın üzerinden atılan bir bakış onlara dayanılmaz gelir.

    Ufak hizmetler mi? 
    Ateşli bir geceden önce, ona ufak ikramlarda bulunmaya ne dersiniz? Sizi yatakta beklerken, içeriye elinizde bir bardak sevdiği bir içecekle girmeyi deneyin. İnanılmaz ama bu davranış erkekleri, filmlerde olan romantizm kokan sahnelere bir adım daha yaklaştırıyor.

    Victoria ve David olun! 
    Hollywood'un ünlü çifti Victoria ve David Beckham'ın en sık denediği yöntemlerden biri olan dışarıda iki yabancıyı oynamak! Bu da erkekleri baştan çıkaran oyunlardan biri. Hele bir de o akşam her zamankinden farklı ve çekici bir şekilde giyindiyseniz, kesinlikle kendilerini kaybedeceklerdir.

    Duşta, misafir var! 
    Onlar duş alırken hiç beklemedikleri bir anda yanlarına, kendinizi kollarına bırakmak... Sabah veya akşam zaman ne zaman olursa olsun, yapabileceğiniz en güzel süprizlerden biridir.

    Orgazm sırasında... 
    Her ne kadar o sırada kendinize çok hakim olamasanızda, kafanızı çevirmeden, uzun süre gözlerinin içine bakmanız onu deli eder.

    Erkekler kendilerini mutlu edebilen kadınlardan vazgeçmek istemez.

    Çekicilik

    Bir erkeğin sizi fark etmesini sağlayan ilk nokta dış görünüşünüzdür. Onu etkilemeniz için gereken ilk şey de haliyle biraz çekici olmak.

    İdeal vücut

    Karşınızdaki erkeğin sizde ikinci olarak dikkat edeceği şey vücut hatlarınızdır. Göğüsleriniz, kalçanız ya da boyunuzun uzunluğu onu cezbedebilir. İdeal vücut hatları olarak yorumladıkları 90-60-90'a yaklaşabiliyorsanız, zaten birçok rakibinizi geride bıraktınız demek.Ancak ideal vücut anlayışı kişiden kişiye değişiyor.

    Güzel bir yüz

    Sıra geldi yüze...Tanıştığınız erkeğin yavaş yavaş incelemeye başladığı yüzünüzün doğal bir güzelliğinin olması, gözlerinizin, kulaklarınızın ve burnunuzun yüzünüzle orantılı olmasıdır.

    Tutku

    Bunca adımdan sonra partneriniz sizden tutku ve şehvet de bekleyecektir. Kendisine pozitif yaklaşmanız, birlikte olduğunuzun her anı keyifli yaşamanıza neden olur.

    Saygı

    Diğer hemcinslerinin yanında onu küçük düşürecek şakalar yapmanız büyük dezajantaj.Buna dikkat etmelisiniz.Erkekler böyle bir hareketi saygısızlık olarak yorumluyor.

    Espri anlayışına sahip olma

    Karşınızdaki erkeğin yüzünü güldüren her şeye iyi bir tepki vermelisiniz. Eğer çok şakacı bir insan değilse, zaten bu kadar gülümsemesine saygı göstererek sizin de gülmeniz bir jesttir.

    Zeka ve kendine güven

    Zeki kadın genellikle erkekler için problemdir, ama bu sadece kısa süreli ilişkiler için geçerlidir. Eğer karşınızdaki erkek uzun süreli bir ilişki arayışındaysa, zeki olmanız ve kendinize güvenmeniz sizi daha çekici kılacak.

    Dürüstlük ve güven

    Karşınızdaki adamın uzun süre yanınızda olmasını istiyorsanız, önce ona güvenmeli ve kademeli olarak dürüst olmalısınız.Eskide kalan ilişkilerinizi ve kötü anlarınızı ilk günlerde anlatmamak, birbirinizi tanıyıp ne kadar güvenebileceğinizi anladıktan sonra aşama aşama paylaşmak önemlidir.

    Altın kalpli olmak

    Erkeklerin zor günlerinde kadınlar genellikle gündelik planlarını uygulamaya devam ediyor. Erkekler kendilerini anlayacak kadınları bulduklarında bırakmak asla istemiyor.

    Aşk

    Bazı erkekler ilk üç maddede mutluluğu yakalarken, çoğu erkek ise aşk arar. Kendisine sadık, çekici, tutkulu, güzel, güvenilir, şefkatli ve en önemlisi kendisine aşık bir kadın bulduklarında, aradıkları mutluluğu bulmuş olurlar.

    Kadınların mutlu eden özellikleri

    Konu Saati  05:08  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Erkekler kendilerini mutlu edebilen kadınlardan vazgeçmek istemez.

    Çekicilik

    Bir erkeğin sizi fark etmesini sağlayan ilk nokta dış görünüşünüzdür. Onu etkilemeniz için gereken ilk şey de haliyle biraz çekici olmak.

    İdeal vücut

    Karşınızdaki erkeğin sizde ikinci olarak dikkat edeceği şey vücut hatlarınızdır. Göğüsleriniz, kalçanız ya da boyunuzun uzunluğu onu cezbedebilir. İdeal vücut hatları olarak yorumladıkları 90-60-90'a yaklaşabiliyorsanız, zaten birçok rakibinizi geride bıraktınız demek.Ancak ideal vücut anlayışı kişiden kişiye değişiyor.

    Güzel bir yüz

    Sıra geldi yüze...Tanıştığınız erkeğin yavaş yavaş incelemeye başladığı yüzünüzün doğal bir güzelliğinin olması, gözlerinizin, kulaklarınızın ve burnunuzun yüzünüzle orantılı olmasıdır.

    Tutku

    Bunca adımdan sonra partneriniz sizden tutku ve şehvet de bekleyecektir. Kendisine pozitif yaklaşmanız, birlikte olduğunuzun her anı keyifli yaşamanıza neden olur.

    Saygı

    Diğer hemcinslerinin yanında onu küçük düşürecek şakalar yapmanız büyük dezajantaj.Buna dikkat etmelisiniz.Erkekler böyle bir hareketi saygısızlık olarak yorumluyor.

    Espri anlayışına sahip olma

    Karşınızdaki erkeğin yüzünü güldüren her şeye iyi bir tepki vermelisiniz. Eğer çok şakacı bir insan değilse, zaten bu kadar gülümsemesine saygı göstererek sizin de gülmeniz bir jesttir.

    Zeka ve kendine güven

    Zeki kadın genellikle erkekler için problemdir, ama bu sadece kısa süreli ilişkiler için geçerlidir. Eğer karşınızdaki erkek uzun süreli bir ilişki arayışındaysa, zeki olmanız ve kendinize güvenmeniz sizi daha çekici kılacak.

    Dürüstlük ve güven

    Karşınızdaki adamın uzun süre yanınızda olmasını istiyorsanız, önce ona güvenmeli ve kademeli olarak dürüst olmalısınız.Eskide kalan ilişkilerinizi ve kötü anlarınızı ilk günlerde anlatmamak, birbirinizi tanıyıp ne kadar güvenebileceğinizi anladıktan sonra aşama aşama paylaşmak önemlidir.

    Altın kalpli olmak

    Erkeklerin zor günlerinde kadınlar genellikle gündelik planlarını uygulamaya devam ediyor. Erkekler kendilerini anlayacak kadınları bulduklarında bırakmak asla istemiyor.

    Aşk

    Bazı erkekler ilk üç maddede mutluluğu yakalarken, çoğu erkek ise aşk arar. Kendisine sadık, çekici, tutkulu, güzel, güvenilir, şefkatli ve en önemlisi kendisine aşık bir kadın bulduklarında, aradıkları mutluluğu bulmuş olurlar.

    Düzenli spor yapmanıza rağmen istediğiniz kiloya ulaşamıyor musunuz? Spor yaptıktan sonra kendinizi halsiz mi hissediyorsunuz? Bu sorulara yanıtınız "Evet" ise beslenme alışkanlıklarınıza daha çok dikkat etmelisiniz.

    Doğru beslenmeyen sporcularda performans düşüklüğü yaşanırken; zayıflamaya çalışan sporcularda ise istenilen kilo elde edilemeyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aysu Aydın, spor yaparken sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi.

    Egzersiz ve spor yapanlar için ideal beslenme bir yaşam biçimi ve alışkanlığı olmalı. Sporcular, performanslarını artırmak için zamanlarının büyük bölümünü idman yaparak geçirmekte ancak beslenmelerine dikkat etmezlerse bu çabaları boşa çıkabilir. Beslenmesine dikkat eden kişinin; performansı yükselir, yaptığı idmanın etkinliği maksimum düzeyde olur, yüksek konsantrasyona ve dikkate sahip olur, hastalık ve sakatlanma oranı düşük olur ve bu durumlarda toparlanma süresi kısa sürer, büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeyde ilerler, vücut ağırlığı ve vücut yağı ideal aralıklarda olur.

    Egzersiz ve spor yapan kişiler için temel beslenme önerileri
    Günde 3 ana, 2 - 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek performansı olumlu yönde etkiler.

    Her öğünde karbonhidrattan zengin tahıl ürünleri, yağsız kek ve kurabiyeler, ekmek, pilav, makarna, meyve ve patates yer almalı.

    Egzersiz sonrası kaslarda azalan karbonhidrat depolarının yenilenmesi hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu nedenle egzersiz sonrası ilk iki saat içinde kadınlar en az 50 g, erkekler 70 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek tüketmeliler. Bunlar; 2 ince dilim ekmek, 2 galeta, 7 etimek, 5-6 adet bisküvi, 1 gofret,  1 kase tahıl gevreğiyle 1 bardak süt, 1 kutu meyve suyu, 2-3 adet muz, 2 büyük boy haşlanmış patates, 1 büyük kutu sporcu içeceği, 2 su bardağı kadar patlamış mısır 50 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içeceklerdendir.

    Yeterli ve dengeli bir beslenme programı izleniyorsa, diyete ek olarak vitamin – mineral kullanmaya gerek yok. Ancak yeterli beslenmediğini düşünen kişiler günde 1 adet multivitamin/mineral tableti alabilirler. Ancak performansı artırmak için fazla kullanmak doğru olmaz.

    Posa içeriği yüksek yiyecek tüketimine dikkat edilmeli. Bazı egzersizlerin laksatif (bağırsak hareketlerini hızlandırıcı) etkisi vardır. Kişide ishal durumu mevcutsa posa içeriği yüksek gıdalara dikkat etmeli. Kepekli tahıl ürünleri, kurubaklagiller, kuru kayısı, kuru erik, sebze ve meyvelerin posa içeriği yüksektir. Kişide kabızlık gibi bir durum varsa eğer posalı yiyecek alımını artırmalı.

    Kilo verilmesi gereken durumlarda hızlı kilo vermekten kaçınılmalı, haftada en fazla 1 kg olacak şekilde kilo vermeye özen gösterilmeli.

    Egzersiz sırasında sıvı tüketimi son derece önemli. Egzersiz ile oluşan su kaybına bağlı olarak gelişen dehidratasyon(sıvı kaybı) sonucu performans azalır. Kan hacminin azalması, nabzın hızlanması, bitkinlik, baş dönmesi ve iş gücü azalması dehidratasyon belirtileridir. Günde 10-15 bardak su içilmeli.

    Sporcular genel olarak karbonhidrattan zengin besinlerle beslenmeli, günlük aldıkları protein ve vitamin-mineral alımları yeterli olmalı, yağdan gelen enerji spor yapmayan bireylere göre daha az,  tükettikleri sıvı miktarı ise daha fazla olmalı.

    Sporcuların enerji gereksinimi; yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, bazal metabolizma hızı, yapılan egzersizin türü ve şiddetine bağlı olarak değişir. Sporcuların enerji gereksinimi 2000 kal-5000kal arasında olur.

    Spor, ana öğünlerden 1 saat sonra ve ara öğünlerden yarım saat sonra yapılmalı.

    Yanlış beslenme performansı düşürüyor
    Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli yetersiz alınması durumunda, sporcunun gereksinimi olan enerji, vücuttaki yağ ve yağsız depolardan sağlanır. Bu durumda ağırlık kaybı ile birlikte, kas dokusunda da azalma görülür, kuvvet ve dayanıklılık kaybı ile birlikte performans düşer. Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli fazla alınması durumunda ise ağırlık kazanımı görülür ve önerilen vücut ağırlığının üzerinde olan sporcularda; hareket yeteneği kısıtlanarak performans azaltılır.

    Kilo vermek isteyen sporculara sağlıklı öneriler
    Günlük enerji alımını %10-20 oranında azaltın. Hedefiniz hafta 0,5-1 kg ağırlık kaybı olmalı.

    Diyetteki yağ alımını azaltın. Az yağlı süt ve süt ürünlerini, yağı alınmış et, balık ve derisi alınmış tavuk etini tercih edin. Salam, sosis, sucuk, pastırma vb. gibi şarküteri ürünlerinden uzak durun.

    Kepek, çavdar veya tam buğday unundan yapılmış tahıllar ve kurubaklagilleri tüketin.

    Günde en az 8 yemek kaşığı kadar sebze (az yağlı) ve 4-5 porsiyon meyve tüketin.

    Günde 10-15 bardak su içmeye özen gösterin.

    Tuzlu, hazır ve içeriğini bilmediğiniz yiyeceklerden uzak durun.

    Öğün atlamayın ve asla uzun süre aç kalmayın. Mutlaka kahvaltı yapın.

    Meyve suyu, hamur işi, kızartma ve kavurma gibi yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.

    Spora doğru beslenerek başlayın

    Konu Saati  05:07  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Düzenli spor yapmanıza rağmen istediğiniz kiloya ulaşamıyor musunuz? Spor yaptıktan sonra kendinizi halsiz mi hissediyorsunuz? Bu sorulara yanıtınız "Evet" ise beslenme alışkanlıklarınıza daha çok dikkat etmelisiniz.

    Doğru beslenmeyen sporcularda performans düşüklüğü yaşanırken; zayıflamaya çalışan sporcularda ise istenilen kilo elde edilemeyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aysu Aydın, spor yaparken sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi.

    Egzersiz ve spor yapanlar için ideal beslenme bir yaşam biçimi ve alışkanlığı olmalı. Sporcular, performanslarını artırmak için zamanlarının büyük bölümünü idman yaparak geçirmekte ancak beslenmelerine dikkat etmezlerse bu çabaları boşa çıkabilir. Beslenmesine dikkat eden kişinin; performansı yükselir, yaptığı idmanın etkinliği maksimum düzeyde olur, yüksek konsantrasyona ve dikkate sahip olur, hastalık ve sakatlanma oranı düşük olur ve bu durumlarda toparlanma süresi kısa sürer, büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeyde ilerler, vücut ağırlığı ve vücut yağı ideal aralıklarda olur.

    Egzersiz ve spor yapan kişiler için temel beslenme önerileri
    Günde 3 ana, 2 - 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek performansı olumlu yönde etkiler.

    Her öğünde karbonhidrattan zengin tahıl ürünleri, yağsız kek ve kurabiyeler, ekmek, pilav, makarna, meyve ve patates yer almalı.

    Egzersiz sonrası kaslarda azalan karbonhidrat depolarının yenilenmesi hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu nedenle egzersiz sonrası ilk iki saat içinde kadınlar en az 50 g, erkekler 70 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek tüketmeliler. Bunlar; 2 ince dilim ekmek, 2 galeta, 7 etimek, 5-6 adet bisküvi, 1 gofret,  1 kase tahıl gevreğiyle 1 bardak süt, 1 kutu meyve suyu, 2-3 adet muz, 2 büyük boy haşlanmış patates, 1 büyük kutu sporcu içeceği, 2 su bardağı kadar patlamış mısır 50 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içeceklerdendir.

    Yeterli ve dengeli bir beslenme programı izleniyorsa, diyete ek olarak vitamin – mineral kullanmaya gerek yok. Ancak yeterli beslenmediğini düşünen kişiler günde 1 adet multivitamin/mineral tableti alabilirler. Ancak performansı artırmak için fazla kullanmak doğru olmaz.

    Posa içeriği yüksek yiyecek tüketimine dikkat edilmeli. Bazı egzersizlerin laksatif (bağırsak hareketlerini hızlandırıcı) etkisi vardır. Kişide ishal durumu mevcutsa posa içeriği yüksek gıdalara dikkat etmeli. Kepekli tahıl ürünleri, kurubaklagiller, kuru kayısı, kuru erik, sebze ve meyvelerin posa içeriği yüksektir. Kişide kabızlık gibi bir durum varsa eğer posalı yiyecek alımını artırmalı.

    Kilo verilmesi gereken durumlarda hızlı kilo vermekten kaçınılmalı, haftada en fazla 1 kg olacak şekilde kilo vermeye özen gösterilmeli.

    Egzersiz sırasında sıvı tüketimi son derece önemli. Egzersiz ile oluşan su kaybına bağlı olarak gelişen dehidratasyon(sıvı kaybı) sonucu performans azalır. Kan hacminin azalması, nabzın hızlanması, bitkinlik, baş dönmesi ve iş gücü azalması dehidratasyon belirtileridir. Günde 10-15 bardak su içilmeli.

    Sporcular genel olarak karbonhidrattan zengin besinlerle beslenmeli, günlük aldıkları protein ve vitamin-mineral alımları yeterli olmalı, yağdan gelen enerji spor yapmayan bireylere göre daha az,  tükettikleri sıvı miktarı ise daha fazla olmalı.

    Sporcuların enerji gereksinimi; yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, bazal metabolizma hızı, yapılan egzersizin türü ve şiddetine bağlı olarak değişir. Sporcuların enerji gereksinimi 2000 kal-5000kal arasında olur.

    Spor, ana öğünlerden 1 saat sonra ve ara öğünlerden yarım saat sonra yapılmalı.

    Yanlış beslenme performansı düşürüyor
    Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli yetersiz alınması durumunda, sporcunun gereksinimi olan enerji, vücuttaki yağ ve yağsız depolardan sağlanır. Bu durumda ağırlık kaybı ile birlikte, kas dokusunda da azalma görülür, kuvvet ve dayanıklılık kaybı ile birlikte performans düşer. Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli fazla alınması durumunda ise ağırlık kazanımı görülür ve önerilen vücut ağırlığının üzerinde olan sporcularda; hareket yeteneği kısıtlanarak performans azaltılır.

    Kilo vermek isteyen sporculara sağlıklı öneriler
    Günlük enerji alımını %10-20 oranında azaltın. Hedefiniz hafta 0,5-1 kg ağırlık kaybı olmalı.

    Diyetteki yağ alımını azaltın. Az yağlı süt ve süt ürünlerini, yağı alınmış et, balık ve derisi alınmış tavuk etini tercih edin. Salam, sosis, sucuk, pastırma vb. gibi şarküteri ürünlerinden uzak durun.

    Kepek, çavdar veya tam buğday unundan yapılmış tahıllar ve kurubaklagilleri tüketin.

    Günde en az 8 yemek kaşığı kadar sebze (az yağlı) ve 4-5 porsiyon meyve tüketin.

    Günde 10-15 bardak su içmeye özen gösterin.

    Tuzlu, hazır ve içeriğini bilmediğiniz yiyeceklerden uzak durun.

    Öğün atlamayın ve asla uzun süre aç kalmayın. Mutlaka kahvaltı yapın.

    Meyve suyu, hamur işi, kızartma ve kavurma gibi yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.

    Sevgi sözcükleri ile başlayan aşk masalınız artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi tüketebilir. İşte sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin ipuçları…

    Sevme ve sevilme ihtiyacınızı karşılamak için nelerden faydalanıyorsunuz… Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Tüm bu alanlardan ya da her birinden ayrı ayrı beslenmek sağlıklı bir insanın oluşumu için çok önemlidir. Ama aşık olduğunuzda yani sevgiliye olan sevginizin sizi çok daha farklı bir boyuta geçirdiğini, her şeyi unutturacak boyutta tüm vücudunuzu sardığını, bazen yaşamınızda her şeyden sıyrılıp sadece onun varlığını düşündürdüğünü fark etmişsinizdir. Sabah uyandığınızda telefonunuzda özlemle dolu günaydın mesajı, gözlerinizi açtığınızda varlığı ile size huzur veren ve içinizi ısıtan gülüşü, işe gittiğinizde sizi sevdiğini ifade eden o etkileyici cümleleri, akşam olduğunda ona yeniden kavuşmanızın sizde yarattığı o mutluluk ifadesi…

    Peki ya kötü giden bir ilişki olunca.. Sevgi sözcükleri ile başlayan bu peri masalının artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi damarlarınızdan bir bir almasının sizde yarattığı duygu… Bu ilişkiyi devam ettirmek ya da bitirmek. Kararsızlıklar…Güzel ve kötü anılar.. Artık onsuz yaşamak…

    Bu duyguları yaşayan kadın ve erkeğin; ilişkiye mutlu bir şekilde devam etmesi için oynaması gereken roller vardır. Bu roller; ilişkiyi canlı tutar. Peki, nedir bu roller?

    Kadın ve erkeğin arasındaki güçlü bir sevgi bağı.”Seni gerçekten çok seviyorum ve yaşamımda çok önemli bir yerdesin ” İki ayrı insan ve farklı kişilik özelliklerinin olduğunun, farklı ailelerden geldiklerinin, yaşamdan beklentilerinin birebir aynı olmadığının farkında olarak yaşamak.

    Sorunsuz bir ilişki yoktur ama bir çözüm elbette ki vardır. Bu çözümleri önce kendiniz araştırmaya çalışın sonra onunla birlikte sakin bir anınızda konuşmaya çalışın. Bu maddeleri birlikte oluşturun. Öfkelerinizi kontrol edebilmeyi öğrenin. Gerekirse bunun için bir uzman desteği alın. Her şeyden önce bunu kendiniz için kontrol etmelisiniz. Çünkü öfke öncelikle kişinin kendisine zarar verir. İlişkinin devam edebilmesi için iki tarafın da çaba göstermesi çok önemlidir. Bazen diğer kişi bu çabayı gösterecek güçte olmayabilir. Bunu fark ettiğinizde ona tolerans göstermek gerekir. Bazen siz de bu güce sahip olamayabilirsiniz. O zaman da sıra onda olacaktır.

    İlişkinizde yaptığınız her şeyi kendiniz için yaptığınızı düşünün. Çünkü bu sizin ilişkiniz. Onu siz seçtiniz, sevgili olma ya da eş olma teklifini siz kabul ettiniz. Bu nedenle ilişkinin sağlıklı devam edebilmesi için yapacağınız her türlü çaba aslında mutluluğunuz için. Eğer mutlu olamayacağınızı düşünüyorsanız tabi ki bu ilişkinin devamı için daha farklı düşünmeniz gerekir.

    İlişkiniz yaşamınızda tek amaç olmamalıdır. Yaşamdan enerji aldığınız başka alanlar da kendinize yaratmalısınız. Aileniz, arkadaşlarınız, hobileriniz, işiniz. Bu alanlar içinde yaşamak birbirinizi daha fazla özlemenize neden olacak, onsuz da var olabildiğiniz gücünü size hissettirecektir. “Onsuz yapamıyorum, çalışamıyorum, aklımdan bir türlü çıkmıyor, o gitti sanki yaşamda her şey bitti.” Düşünceleri beyninizi yiyip bitirmeyecektir. Her şeyin farkında olan güçlü bir birey olarak daha sağlıklı düşünecek ve yaşamınızla ilgili olarak yen kararlar alabileceksiniz.

    Kendinizi sevin, kendinize güvenin ve kendinize iyi bakın. Bunu hisseden bir kişi sizi kaybetmemek için daha fazla çaba gösterecektir. Beklentilerinizi karşılıklı paylaşın. Bunları bir zorunluluk olarak sunmayın, sadece talep edin ve yapıldığında mutlu olacağınızı söyleyin. Her beklediğinizi karşı tarafta bulamayabileceğinizin farkında olun.

    Gerçekten ne istediğinizi bilin. Kendi fikirlerinizi kendiniz değerlendirin. Sizin ve yardım aldığınız bir uzmanın dışında kimse ne yaşadığınızı ve ne yapmanız gerektiğini tam olarak bilemeyecektir. Paylaşımda bulunduğunuz en iyi arkadaşınızın da farklı bir kişilik özelliği olduğunu ve yaşamdan farklı şeyler bekleyebileceğini unutmayın. Karar sizin olursa sonuçlarına daha güçlü bir şekilde katlanırsınız.

    Sorunlardan çok çözüme odaklanın. Geçmişte olanları sürekli olarak dile getirmeyin. Tüm olanlara rağmen deva etme kararı verdiyseniz bu sizin kararınızdır. Bunun için kimseyi suçlamayın ve bu güne geri dönün. Bugün ve şimdi yaşadığınız önemlidir. Gereksiz tartışmalara girmeyin. Bu önce sizi yorar yeniden hatırlatayım. Hata yaptığınızda özür dileyin. Bazen siz de hata yapabilirsiniz.

    Eğer seviyorsanız ya da özlediyseniz bu duygularınızı paylaşmaktan çekinmeyin. Bunlar sizin duygularınız. Bunları ertelemek, gurur yapmak sizde baskı yaratabilir. Gerçek duygularınızla yüzleşin. Bu duygularınızı ilettiğinizde karşılığını alamıyorsanız bile kendinize kızmayın. Çünkü bunu kendiniz için yaptınız. Bazı şeylerin karşılığını alamama sonucunu da kabullenmeli ve yola devam edebilmelisiniz.

    İlişkinizi rutine sokmayın. Canlı ve sürprizlerle dolu olan bir ilişki her zaman daha uzun sürelidir. Sürprizin açılımı herkes için birbirinden farklıdır. Beklediğiniz sürprizlerle karşılaşmadığınızda ( çiçekler gibi) küsmeyin ve kızmayın. Yapılan her çaba sizin için yapılmıştır unutmayın. Farklı yönlerinizi kabul edin ( o maç izlerken siz de kitabınızı okuyun örneğin) ama birkaç ortak yön de oluşturmalısınız. (Ara sıra birlikte maç izlemek, yürüyüşlere çıkmak, tavla – play station oynamak gibi.)

    Eğer çocuklarınız söz konusu ise; onların sorumluluklarını paylaşmalısınız. Anne – baba rolünüz olduğunu unutmamalısınız.

    Her şeye rağmen ilişkiniz iyi devam etmiyorsa ve mutsuzluğunuz gitgide artıyorsa nedenlerini bir uzmanla paylaşabilirsiniz. Karar bu süreçte de yine sizindir. Sadece daha sağlıklı bir ortamda değerlendirilmesi ve yaşama güçlü bir şekilde devam edebilmeniz sağlanacaktır.

    Psikolog Eda Gökduman

    Mutlu bir birlikteliğin ipuçları

    Konu Saati  05:07  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Sevgi sözcükleri ile başlayan aşk masalınız artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi tüketebilir. İşte sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin ipuçları…

    Sevme ve sevilme ihtiyacınızı karşılamak için nelerden faydalanıyorsunuz… Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Tüm bu alanlardan ya da her birinden ayrı ayrı beslenmek sağlıklı bir insanın oluşumu için çok önemlidir. Ama aşık olduğunuzda yani sevgiliye olan sevginizin sizi çok daha farklı bir boyuta geçirdiğini, her şeyi unutturacak boyutta tüm vücudunuzu sardığını, bazen yaşamınızda her şeyden sıyrılıp sadece onun varlığını düşündürdüğünü fark etmişsinizdir. Sabah uyandığınızda telefonunuzda özlemle dolu günaydın mesajı, gözlerinizi açtığınızda varlığı ile size huzur veren ve içinizi ısıtan gülüşü, işe gittiğinizde sizi sevdiğini ifade eden o etkileyici cümleleri, akşam olduğunda ona yeniden kavuşmanızın sizde yarattığı o mutluluk ifadesi…

    Peki ya kötü giden bir ilişki olunca.. Sevgi sözcükleri ile başlayan bu peri masalının artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi damarlarınızdan bir bir almasının sizde yarattığı duygu… Bu ilişkiyi devam ettirmek ya da bitirmek. Kararsızlıklar…Güzel ve kötü anılar.. Artık onsuz yaşamak…

    Bu duyguları yaşayan kadın ve erkeğin; ilişkiye mutlu bir şekilde devam etmesi için oynaması gereken roller vardır. Bu roller; ilişkiyi canlı tutar. Peki, nedir bu roller?

    Kadın ve erkeğin arasındaki güçlü bir sevgi bağı.”Seni gerçekten çok seviyorum ve yaşamımda çok önemli bir yerdesin ” İki ayrı insan ve farklı kişilik özelliklerinin olduğunun, farklı ailelerden geldiklerinin, yaşamdan beklentilerinin birebir aynı olmadığının farkında olarak yaşamak.

    Sorunsuz bir ilişki yoktur ama bir çözüm elbette ki vardır. Bu çözümleri önce kendiniz araştırmaya çalışın sonra onunla birlikte sakin bir anınızda konuşmaya çalışın. Bu maddeleri birlikte oluşturun. Öfkelerinizi kontrol edebilmeyi öğrenin. Gerekirse bunun için bir uzman desteği alın. Her şeyden önce bunu kendiniz için kontrol etmelisiniz. Çünkü öfke öncelikle kişinin kendisine zarar verir. İlişkinin devam edebilmesi için iki tarafın da çaba göstermesi çok önemlidir. Bazen diğer kişi bu çabayı gösterecek güçte olmayabilir. Bunu fark ettiğinizde ona tolerans göstermek gerekir. Bazen siz de bu güce sahip olamayabilirsiniz. O zaman da sıra onda olacaktır.

    İlişkinizde yaptığınız her şeyi kendiniz için yaptığınızı düşünün. Çünkü bu sizin ilişkiniz. Onu siz seçtiniz, sevgili olma ya da eş olma teklifini siz kabul ettiniz. Bu nedenle ilişkinin sağlıklı devam edebilmesi için yapacağınız her türlü çaba aslında mutluluğunuz için. Eğer mutlu olamayacağınızı düşünüyorsanız tabi ki bu ilişkinin devamı için daha farklı düşünmeniz gerekir.

    İlişkiniz yaşamınızda tek amaç olmamalıdır. Yaşamdan enerji aldığınız başka alanlar da kendinize yaratmalısınız. Aileniz, arkadaşlarınız, hobileriniz, işiniz. Bu alanlar içinde yaşamak birbirinizi daha fazla özlemenize neden olacak, onsuz da var olabildiğiniz gücünü size hissettirecektir. “Onsuz yapamıyorum, çalışamıyorum, aklımdan bir türlü çıkmıyor, o gitti sanki yaşamda her şey bitti.” Düşünceleri beyninizi yiyip bitirmeyecektir. Her şeyin farkında olan güçlü bir birey olarak daha sağlıklı düşünecek ve yaşamınızla ilgili olarak yen kararlar alabileceksiniz.

    Kendinizi sevin, kendinize güvenin ve kendinize iyi bakın. Bunu hisseden bir kişi sizi kaybetmemek için daha fazla çaba gösterecektir. Beklentilerinizi karşılıklı paylaşın. Bunları bir zorunluluk olarak sunmayın, sadece talep edin ve yapıldığında mutlu olacağınızı söyleyin. Her beklediğinizi karşı tarafta bulamayabileceğinizin farkında olun.

    Gerçekten ne istediğinizi bilin. Kendi fikirlerinizi kendiniz değerlendirin. Sizin ve yardım aldığınız bir uzmanın dışında kimse ne yaşadığınızı ve ne yapmanız gerektiğini tam olarak bilemeyecektir. Paylaşımda bulunduğunuz en iyi arkadaşınızın da farklı bir kişilik özelliği olduğunu ve yaşamdan farklı şeyler bekleyebileceğini unutmayın. Karar sizin olursa sonuçlarına daha güçlü bir şekilde katlanırsınız.

    Sorunlardan çok çözüme odaklanın. Geçmişte olanları sürekli olarak dile getirmeyin. Tüm olanlara rağmen deva etme kararı verdiyseniz bu sizin kararınızdır. Bunun için kimseyi suçlamayın ve bu güne geri dönün. Bugün ve şimdi yaşadığınız önemlidir. Gereksiz tartışmalara girmeyin. Bu önce sizi yorar yeniden hatırlatayım. Hata yaptığınızda özür dileyin. Bazen siz de hata yapabilirsiniz.

    Eğer seviyorsanız ya da özlediyseniz bu duygularınızı paylaşmaktan çekinmeyin. Bunlar sizin duygularınız. Bunları ertelemek, gurur yapmak sizde baskı yaratabilir. Gerçek duygularınızla yüzleşin. Bu duygularınızı ilettiğinizde karşılığını alamıyorsanız bile kendinize kızmayın. Çünkü bunu kendiniz için yaptınız. Bazı şeylerin karşılığını alamama sonucunu da kabullenmeli ve yola devam edebilmelisiniz.

    İlişkinizi rutine sokmayın. Canlı ve sürprizlerle dolu olan bir ilişki her zaman daha uzun sürelidir. Sürprizin açılımı herkes için birbirinden farklıdır. Beklediğiniz sürprizlerle karşılaşmadığınızda ( çiçekler gibi) küsmeyin ve kızmayın. Yapılan her çaba sizin için yapılmıştır unutmayın. Farklı yönlerinizi kabul edin ( o maç izlerken siz de kitabınızı okuyun örneğin) ama birkaç ortak yön de oluşturmalısınız. (Ara sıra birlikte maç izlemek, yürüyüşlere çıkmak, tavla – play station oynamak gibi.)

    Eğer çocuklarınız söz konusu ise; onların sorumluluklarını paylaşmalısınız. Anne – baba rolünüz olduğunu unutmamalısınız.

    Her şeye rağmen ilişkiniz iyi devam etmiyorsa ve mutsuzluğunuz gitgide artıyorsa nedenlerini bir uzmanla paylaşabilirsiniz. Karar bu süreçte de yine sizindir. Sadece daha sağlıklı bir ortamda değerlendirilmesi ve yaşama güçlü bir şekilde devam edebilmeniz sağlanacaktır.

    Psikolog Eda Gökduman

    Bazen neden bu kadar sinirli ve gergin olduğunuzu anlamıyor musunuz?

    Bazı sabahlar farkında olmadan sinirli bir şekilde uyandığınız oluyor mu? Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Meral Kayahan, asabiyetin doğal sebeplerini yazdı.

    Herkes zaman zaman aksileşebilir ama arkadaşlarınız veya aileniz sürekli bu halinizden şikayet ediyorsa durumunuzu gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Peki fevri tavırlarınızın en yaygın nedenlerini öğrenmek ister misiniz?

    Kafein

    Kafein; kahve, çay, çikolata gibi yiyeceklerin içinde bulunan ve vücutta bağımlılık yaratan bir maddedir. Ayrıca uyku gideren ve enerji verici iki etkisi daha vardır. Bir çay fincanı kahvede yaklaşık 100 mg, aynı miktar çayda ise 70 mg, bir kutu kolada 50 mg, 100 gr sütlü çikolatada 20 mg kafein bulunur. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık, tüketim sıklığı düzenli olarak alınan miktar vücut ağırlığı fiziksel koşullar gibi birçok etkene bağlıdır. Pek çok çalışma, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarını günde 300 mg (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük çay bardağıdır) olarak tavsiye eder. Kafeinin en önemli yan etkisi uykusuzluktur. Etkisini kişinin uyumamasına değil de derin uyumasına mani olarak gösterir. Stres hormonlarının yükselmesine neden olur. Bu şekilde kan basıncını ve nabız atışını hızlandırır, kan damarlarında daralmaya bağlı el ve ayaklarda soğumaya neden olur. Bu durum vücudun stres altında verdiği tepkiye yakındır.

    Hormonlar

    Stres, karşılaşılan olaylarda insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Bedenin stresle karşılaşması sonucunda adrenalinin salgılanması gerçekleşir. Bunun sonucunda kan basıncı yükselir, kalp atışlarında hızlanma, midede hiper asidide olabilir. Beden ısısı artar, solunum derinliği, hızı artar, el ve ayaklarda üşüme oluşur.

    Düzensiz beslenme

    Kahvaltı yapmadan evden çıkıyor, gün içinde yoğun iş deposundan dolayı öğün atlıyorsanız, yeterli miktarda su içmiyorsanız, karbonitrat, protein ve yağı dengeli oranda alamıyorsanız ve ağırlıklı olarak fast-food tüketiyorsanız düzensiz besleniyorsunuz demektir. Kötü beslenme hücre yenilemesi işlevini aksatır. Cildiniz canlılığını ve tazeliğini kaybeder. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı, aşırı sinirlilik ve düşünce,hafıza sisteminde bulanıklaşma görülür. Güne kahvaltı yaparak başlayın, gıda alımınızı gün içine yayarak üç ana öğün, üç ara öğün şeklinde az ve sık beslenin ve bol su için.

    Tiroid

    Tiroid bezi, boynun ön kısmında yer alan ve salgıladığı hormonlarla vücutmetabolizmasını düzenleyen endokrin bir organdır. En sık rastlanan hastalıkları tiroid hormonun üretimindeki dengesizliklerdir. Tiroid hormonları aşırı miktarda salgılandığında hipertiroidizm, yetersiz miktarlarda salgılandığında ise hipotiroidizm meydana gelir.

    Hipotiroidizm’de belirtiler

    Halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama. Uyku eğiliminin artması. Ses kalınlaşması, ciltte kalınlaşma ve kuruluk. Saç dökülmesi, kabızlık terleme azlığı, yüzde ve göz kapaklarında şişlik.

    Hipertiroide klinik

    Bulgular normal veya aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı. Terleme, sıcağa tahammülsüzlük. Sinirlilik hali. Çarpıntı, yüksek kan basıncı. İshal şeklinde veya sık dışkılama. Göz kürelerinin belirmesi. Kas güçsüzlüğü ve ellerde titreme.

    Cosmopolitan

    Asabiyetin şaşırtıcı nedenleri

    Konu Saati  05:06  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Bazen neden bu kadar sinirli ve gergin olduğunuzu anlamıyor musunuz?

    Bazı sabahlar farkında olmadan sinirli bir şekilde uyandığınız oluyor mu? Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Meral Kayahan, asabiyetin doğal sebeplerini yazdı.

    Herkes zaman zaman aksileşebilir ama arkadaşlarınız veya aileniz sürekli bu halinizden şikayet ediyorsa durumunuzu gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Peki fevri tavırlarınızın en yaygın nedenlerini öğrenmek ister misiniz?

    Kafein

    Kafein; kahve, çay, çikolata gibi yiyeceklerin içinde bulunan ve vücutta bağımlılık yaratan bir maddedir. Ayrıca uyku gideren ve enerji verici iki etkisi daha vardır. Bir çay fincanı kahvede yaklaşık 100 mg, aynı miktar çayda ise 70 mg, bir kutu kolada 50 mg, 100 gr sütlü çikolatada 20 mg kafein bulunur. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık, tüketim sıklığı düzenli olarak alınan miktar vücut ağırlığı fiziksel koşullar gibi birçok etkene bağlıdır. Pek çok çalışma, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarını günde 300 mg (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük çay bardağıdır) olarak tavsiye eder. Kafeinin en önemli yan etkisi uykusuzluktur. Etkisini kişinin uyumamasına değil de derin uyumasına mani olarak gösterir. Stres hormonlarının yükselmesine neden olur. Bu şekilde kan basıncını ve nabız atışını hızlandırır, kan damarlarında daralmaya bağlı el ve ayaklarda soğumaya neden olur. Bu durum vücudun stres altında verdiği tepkiye yakındır.

    Hormonlar

    Stres, karşılaşılan olaylarda insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Bedenin stresle karşılaşması sonucunda adrenalinin salgılanması gerçekleşir. Bunun sonucunda kan basıncı yükselir, kalp atışlarında hızlanma, midede hiper asidide olabilir. Beden ısısı artar, solunum derinliği, hızı artar, el ve ayaklarda üşüme oluşur.

    Düzensiz beslenme

    Kahvaltı yapmadan evden çıkıyor, gün içinde yoğun iş deposundan dolayı öğün atlıyorsanız, yeterli miktarda su içmiyorsanız, karbonitrat, protein ve yağı dengeli oranda alamıyorsanız ve ağırlıklı olarak fast-food tüketiyorsanız düzensiz besleniyorsunuz demektir. Kötü beslenme hücre yenilemesi işlevini aksatır. Cildiniz canlılığını ve tazeliğini kaybeder. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı, aşırı sinirlilik ve düşünce,hafıza sisteminde bulanıklaşma görülür. Güne kahvaltı yaparak başlayın, gıda alımınızı gün içine yayarak üç ana öğün, üç ara öğün şeklinde az ve sık beslenin ve bol su için.

    Tiroid

    Tiroid bezi, boynun ön kısmında yer alan ve salgıladığı hormonlarla vücutmetabolizmasını düzenleyen endokrin bir organdır. En sık rastlanan hastalıkları tiroid hormonun üretimindeki dengesizliklerdir. Tiroid hormonları aşırı miktarda salgılandığında hipertiroidizm, yetersiz miktarlarda salgılandığında ise hipotiroidizm meydana gelir.

    Hipotiroidizm’de belirtiler

    Halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama. Uyku eğiliminin artması. Ses kalınlaşması, ciltte kalınlaşma ve kuruluk. Saç dökülmesi, kabızlık terleme azlığı, yüzde ve göz kapaklarında şişlik.

    Hipertiroide klinik

    Bulgular normal veya aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı. Terleme, sıcağa tahammülsüzlük. Sinirlilik hali. Çarpıntı, yüksek kan basıncı. İshal şeklinde veya sık dışkılama. Göz kürelerinin belirmesi. Kas güçsüzlüğü ve ellerde titreme.

    Cosmopolitan

    Anne babalar eve misafir geldiğinde çocuğuna “Şimdi işim var; odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmamalı. Böyle bir muamele çocuğu misafirlere karşı soğutur. Misafiri annesinden koparan insanlar olarak görür. Hâlbuki misafir gelmesi çocuğunuzun eğitimi açısından önemlidir.

    Annesi kitapları çok severdi. Kızına da 1,5 yaşından beri kitap okuyordu. Evlerinin bir duvarı boydan boya 6 yaşındaki kızının kitaplarıyla doluydu. Anne bir tek misafir geldiği geceler kitap okuyamıyordu. Çocuk bu yüzden evlerine gelen yatılı misafirleri hiç sevmez olmuştu. Çünkü misafirler onların hayatlarının düzenini bozuyordu.

    Terapi sırasında “Misafirleri hiç sevmiyorum çünkü o zaman annem benimle ilgilenmiyor. Ne zaman onu yanıma çağırsam, “Kızım gelemem, şimdi çok işim var diyor!” demişti. Bu kadar ilgili ve mükemmeliyetçi anneyi misafirlerle paylaşmak pek de kolay değildi. Annesini özlüyordu. Annesi de onun misafir gelmesini normal karşılamasını istiyor, bunun için ne yapabileceğini soruyordu.

    Aslında bu durum birçok evde yaşanan bir sorun. Eve misafir geldiğinde anneler genelde çocuklarıyla ilgilenemez. Ve bazı anneler de bahane olarak misafirin varlığını öne sürer. Çocuk da annesinin ilgi ve sevgisini kendinden çalan bu misafirden pek de hoşlanmaz olur… Hâlbuki misafir gelmeden önce çocukla konuşulması, yapılacak hazırlıklara onun da katkıda bulunmasına fırsat verilmesi, çocuğun misafirleri sevmesine yardımcı olacaktır.

    Örneğin, anne baba çocuğa, “Bugün bize misafir gelecek ve seninle bazen ilgilenemeyebiliriz, misafirlere hizmet ederken bize yardımcı olursan çok mutlu oluruz. Mesela onlar geldiğinde çay şekerlerini ikram edebilirsin. Misafir demek eve bereket gelmesi demektir!” diyebilir. Misafirlere ikram edilecek yiyecekler için alışverişin çocukla beraber yapılması da onun gelecek kişileri benimsemesini kolaylaştırır.

    Misafir varken yaptığı her güzel davranışı tebessümle karşılayın ve misafir sonrası “Bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim.” diyerek pekiştirin. Çocuk bu davranışları yaparak yani ikram ve hizmet ederek ve misafirlerle duygularını paylaşarak misafiri sevecektir. Hatta önceden annesini kimseyle paylaşmak istemeyen 6 yaşındaki kızımız gibi yeni bir eve taşındıklarında “Neden bizim evimize hiç misafir gelmiyor!” diye de üzülebilecektir. Yeter ki anne baba, misafir geldiği zaman çocuğuna “Şimdi işim var odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmasın.

    Misafir geldiğinde çocuk ne yapabilir?

    Çocuğunuza misafire karşı nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuzdan ayrıca şu davranışları yapmasını isteyebilirsiniz:

    Misafirlere ‘hoş geldiniz’ demesini öğütleyebilir, misafirleri kapıda karşılayabilirsiniz.

    Büyüklerin ellerini öpmesini isteyebilir, bunun saygı için yapıldığını belirtebilirsiniz.

    Misafirlerin giymesi için terlik vermesini sağlayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun sizinle birlikte sofrayı hazırlamasını ve ufak şeyleri taşımasını isteyebilirsiniz.

    Onlar için seninle birlikte yaptığımız keki onlara “Sizin için annemle birlikte kek yaptık!” diyerek ikram edebilirsiniz.

    Misafirlerin çocuklarıyla oyuncaklarını ve odasını paylaşmasını temin edebilirsiniz. Çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemezse çocuk zorlanmamalıdır.

    Psikolog Fazilet Seyidoğlu

    Misafir, çocuk için iyi bir eğitim fırsatıdır

    Konu Saati  05:06  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Anne babalar eve misafir geldiğinde çocuğuna “Şimdi işim var; odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmamalı. Böyle bir muamele çocuğu misafirlere karşı soğutur. Misafiri annesinden koparan insanlar olarak görür. Hâlbuki misafir gelmesi çocuğunuzun eğitimi açısından önemlidir.

    Annesi kitapları çok severdi. Kızına da 1,5 yaşından beri kitap okuyordu. Evlerinin bir duvarı boydan boya 6 yaşındaki kızının kitaplarıyla doluydu. Anne bir tek misafir geldiği geceler kitap okuyamıyordu. Çocuk bu yüzden evlerine gelen yatılı misafirleri hiç sevmez olmuştu. Çünkü misafirler onların hayatlarının düzenini bozuyordu.

    Terapi sırasında “Misafirleri hiç sevmiyorum çünkü o zaman annem benimle ilgilenmiyor. Ne zaman onu yanıma çağırsam, “Kızım gelemem, şimdi çok işim var diyor!” demişti. Bu kadar ilgili ve mükemmeliyetçi anneyi misafirlerle paylaşmak pek de kolay değildi. Annesini özlüyordu. Annesi de onun misafir gelmesini normal karşılamasını istiyor, bunun için ne yapabileceğini soruyordu.

    Aslında bu durum birçok evde yaşanan bir sorun. Eve misafir geldiğinde anneler genelde çocuklarıyla ilgilenemez. Ve bazı anneler de bahane olarak misafirin varlığını öne sürer. Çocuk da annesinin ilgi ve sevgisini kendinden çalan bu misafirden pek de hoşlanmaz olur… Hâlbuki misafir gelmeden önce çocukla konuşulması, yapılacak hazırlıklara onun da katkıda bulunmasına fırsat verilmesi, çocuğun misafirleri sevmesine yardımcı olacaktır.

    Örneğin, anne baba çocuğa, “Bugün bize misafir gelecek ve seninle bazen ilgilenemeyebiliriz, misafirlere hizmet ederken bize yardımcı olursan çok mutlu oluruz. Mesela onlar geldiğinde çay şekerlerini ikram edebilirsin. Misafir demek eve bereket gelmesi demektir!” diyebilir. Misafirlere ikram edilecek yiyecekler için alışverişin çocukla beraber yapılması da onun gelecek kişileri benimsemesini kolaylaştırır.

    Misafir varken yaptığı her güzel davranışı tebessümle karşılayın ve misafir sonrası “Bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim.” diyerek pekiştirin. Çocuk bu davranışları yaparak yani ikram ve hizmet ederek ve misafirlerle duygularını paylaşarak misafiri sevecektir. Hatta önceden annesini kimseyle paylaşmak istemeyen 6 yaşındaki kızımız gibi yeni bir eve taşındıklarında “Neden bizim evimize hiç misafir gelmiyor!” diye de üzülebilecektir. Yeter ki anne baba, misafir geldiği zaman çocuğuna “Şimdi işim var odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmasın.

    Misafir geldiğinde çocuk ne yapabilir?

    Çocuğunuza misafire karşı nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuzdan ayrıca şu davranışları yapmasını isteyebilirsiniz:

    Misafirlere ‘hoş geldiniz’ demesini öğütleyebilir, misafirleri kapıda karşılayabilirsiniz.

    Büyüklerin ellerini öpmesini isteyebilir, bunun saygı için yapıldığını belirtebilirsiniz.

    Misafirlerin giymesi için terlik vermesini sağlayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun sizinle birlikte sofrayı hazırlamasını ve ufak şeyleri taşımasını isteyebilirsiniz.

    Onlar için seninle birlikte yaptığımız keki onlara “Sizin için annemle birlikte kek yaptık!” diyerek ikram edebilirsiniz.

    Misafirlerin çocuklarıyla oyuncaklarını ve odasını paylaşmasını temin edebilirsiniz. Çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemezse çocuk zorlanmamalıdır.

    Psikolog Fazilet Seyidoğlu

    1 Mayıs 2013 Çarşamba




    Kinect ve IllumiRoom Birleşimi ve Oyundan Bir Oda
    Microsoftt'un oyun konsolu olan Xbox'ın başarısı şirketi yeni projeler geliştirme yoluna itiyor. Bu projelerden birisi de çok ses getiren Kinect şüphesiz ki. Bilmeyenler için kısa bir bilgilendirme yapalım Kinect herhangi bir tuş takımı ve oyun koluna gerek kalmadan oyun oynayabilme şansı sunan bir aparat çok yakın tarihte PC için de çıkması

    Microsoft Oyuncuları Oyunun İçine Dahil Edecek: IllumiRoom

    Konu Saati  05:23  |  in  Microsoft  |  Devamı»




    Kinect ve IllumiRoom Birleşimi ve Oyundan Bir Oda
    Microsoftt'un oyun konsolu olan Xbox'ın başarısı şirketi yeni projeler geliştirme yoluna itiyor. Bu projelerden birisi de çok ses getiren Kinect şüphesiz ki. Bilmeyenler için kısa bir bilgilendirme yapalım Kinect herhangi bir tuş takımı ve oyun koluna gerek kalmadan oyun oynayabilme şansı sunan bir aparat çok yakın tarihte PC için de çıkması

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. 

    Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    Yapmanız gerekenler

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin.

    Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Diğer bölgeler için...

    Kafa: 
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun: 
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar: 
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden "rahatla ve bırak" deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    Rahatlama Egzersizleri Nasıl Yapılır?

    Konu Saati  01:19  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. 

    Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    Yapmanız gerekenler

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin.

    Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Diğer bölgeler için...

    Kafa: 
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun: 
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar: 
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden "rahatla ve bırak" deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    Kahkaha atmak insan sağlığına iyi geliyor. Kahkahanın fizyolojik etkilerini inceleyen bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, kahkaha stresin aksine hareket ederek stres hormonu kortizol seviyesini azaltıyor. Bu da insan sağlığına iyi geliyor…

    Kahkahanın oluşumu, onun olumlu etkilerini araştırmayı zorlaştırıyor. Ortalama bir kahkaha, 4 saliselik bir ses patlamasından oluşuyor. Bu ses patlamaları bir saniyenin beşte biri oranındaki aralıklarla tekrar ediliyor. Ses patlamalarının sayısı kahkahanın derecesine bağlı ve içten bir kahkaha bir süre daha devam edebiliyor. Fakat kahkaha yine de kısa süreli bir özelliğe sahip.

    ABD’deki Maryland Üniversitesi kahkaha araştırmaları uzmanı Robert Provine, kahkahanın neden ilk bakışta daha çok yorucu bir hareket gibi göründüğünü şöyle açıklıyor:

    “Eğer gülen birinin fizyolojik profiline bakarsanız aslında bunun stresle bağdaşlaştırılabilecek özellikleri olduğunu görürsünüz. Örneğin ‘ha ha ha’ derken, gülüyorsunuz, nefesinizi tutuyorsunuz, kan basıncınız artıyor ve kalp atışlarınız hızlanıyor, vücudun farklı bölgelerini zorluyorsunuz.”

    Vücuttaki etkileri ölçüldü

    Vücuttaki olumlu etkileri ise kahkaha sırasında değil sonrasında ölçülüyor. Maryland Üniversitesi’nden kardiyolog Michael Miller, kahkahanın kan damarları üzerindeki etkilerini araştırıyor.

    Daha önceki çalışmalar, stres ve öfkenin, damarların iç kısmının daralmasına yol açtığını gösterdi. Miller ise zihinsel stresin damarların daralmasına yol açıp açmadığını ve kahkahayla onları rahatlatabilecek bir yol olup olmadığını merak ederek araştırmalar yapmış.

    Araştırmacı, damarların iç tabakasının esnekliğinin ölçülmesini sağlayan yöntemi şöyle açıklıyor:

    “Tansiyon aletini kolun üst kısmına koyuyoruz. Aletin basıncını normal tansiyon seviyesinden 50 puan kadar yükseğe ayarlıyoruz. Bu, kan damarlarının daralmasına yol açıyor. Beş dakika böyle tutup ardından tansiyon aletini çıkarıyoruz. Çıkardıktan sonra geçen bir dakika boyunca damar iç tabakasının sağlık durumu hakkında değerlendirme yapıyoruz.”

    Deney nasıl yapıldı?

    Bu deneye sağlıklı, sigara kullanmayan 20 gönüllü katıldı. Deney sırasında bazı filmlerden sahneler izlediler. İlk önce Steven Spielberg’in 2’inci Dünya Savaşı sırasında geçen Er Ryan’ı Kurtarmak adlı filmi gösterildi.

    Filmin açılış sahnesinde, Normandiya kıyılarında ölmek üzere olan askerler kanlı yakın plan görüntüleriyle görülüyor ve buna kasvetli bir müzik eşlik ediyor. Deneklere 48 saat sonra ise izlerken kahkahalar atabilecekleri komedi filmleri gösterildi.

    Bütün katılımcılar “Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı filmi stresli buldu. Buna ek olarak damarlarında da daralma gözlendi. Ancak komedi filmlerini izledikten sonra damarlar tekrar genişledi.

    Müziğin etkisi de araştırıldı

    Miller daha sonra kahkaha yerine müziğin damarlar üzerindeki etkisini araştırdı. Neredeyse bütün katılımcılar “Heavy Metal” ve “Rap” müziğini nahoş olarak tanımladı. Tahmin edilebileceği gibi damarlarda da daralma oldu. Denekleri mutlu bir ruh haline sokmak için en sevdikleri müzik türünü laboratuara getirmeleri istendi. Ve çoğu “Country” müziği tercih etti.

    Müzik ve kahkaha deneylerinin sonuçları karşılaştırıldığında şu durum ortaya çıktı; iyi bir kahkaha, en sevilen müziği dinlemek kadar güçlü bir etkiye sahip. İkisi de damarları rahatlatıyor.

    Stresi azaltmak için kahkaha atın

    Konu Saati  01:19  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Kahkaha atmak insan sağlığına iyi geliyor. Kahkahanın fizyolojik etkilerini inceleyen bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, kahkaha stresin aksine hareket ederek stres hormonu kortizol seviyesini azaltıyor. Bu da insan sağlığına iyi geliyor…

    Kahkahanın oluşumu, onun olumlu etkilerini araştırmayı zorlaştırıyor. Ortalama bir kahkaha, 4 saliselik bir ses patlamasından oluşuyor. Bu ses patlamaları bir saniyenin beşte biri oranındaki aralıklarla tekrar ediliyor. Ses patlamalarının sayısı kahkahanın derecesine bağlı ve içten bir kahkaha bir süre daha devam edebiliyor. Fakat kahkaha yine de kısa süreli bir özelliğe sahip.

    ABD’deki Maryland Üniversitesi kahkaha araştırmaları uzmanı Robert Provine, kahkahanın neden ilk bakışta daha çok yorucu bir hareket gibi göründüğünü şöyle açıklıyor:

    “Eğer gülen birinin fizyolojik profiline bakarsanız aslında bunun stresle bağdaşlaştırılabilecek özellikleri olduğunu görürsünüz. Örneğin ‘ha ha ha’ derken, gülüyorsunuz, nefesinizi tutuyorsunuz, kan basıncınız artıyor ve kalp atışlarınız hızlanıyor, vücudun farklı bölgelerini zorluyorsunuz.”

    Vücuttaki etkileri ölçüldü

    Vücuttaki olumlu etkileri ise kahkaha sırasında değil sonrasında ölçülüyor. Maryland Üniversitesi’nden kardiyolog Michael Miller, kahkahanın kan damarları üzerindeki etkilerini araştırıyor.

    Daha önceki çalışmalar, stres ve öfkenin, damarların iç kısmının daralmasına yol açtığını gösterdi. Miller ise zihinsel stresin damarların daralmasına yol açıp açmadığını ve kahkahayla onları rahatlatabilecek bir yol olup olmadığını merak ederek araştırmalar yapmış.

    Araştırmacı, damarların iç tabakasının esnekliğinin ölçülmesini sağlayan yöntemi şöyle açıklıyor:

    “Tansiyon aletini kolun üst kısmına koyuyoruz. Aletin basıncını normal tansiyon seviyesinden 50 puan kadar yükseğe ayarlıyoruz. Bu, kan damarlarının daralmasına yol açıyor. Beş dakika böyle tutup ardından tansiyon aletini çıkarıyoruz. Çıkardıktan sonra geçen bir dakika boyunca damar iç tabakasının sağlık durumu hakkında değerlendirme yapıyoruz.”

    Deney nasıl yapıldı?

    Bu deneye sağlıklı, sigara kullanmayan 20 gönüllü katıldı. Deney sırasında bazı filmlerden sahneler izlediler. İlk önce Steven Spielberg’in 2’inci Dünya Savaşı sırasında geçen Er Ryan’ı Kurtarmak adlı filmi gösterildi.

    Filmin açılış sahnesinde, Normandiya kıyılarında ölmek üzere olan askerler kanlı yakın plan görüntüleriyle görülüyor ve buna kasvetli bir müzik eşlik ediyor. Deneklere 48 saat sonra ise izlerken kahkahalar atabilecekleri komedi filmleri gösterildi.

    Bütün katılımcılar “Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı filmi stresli buldu. Buna ek olarak damarlarında da daralma gözlendi. Ancak komedi filmlerini izledikten sonra damarlar tekrar genişledi.

    Müziğin etkisi de araştırıldı

    Miller daha sonra kahkaha yerine müziğin damarlar üzerindeki etkisini araştırdı. Neredeyse bütün katılımcılar “Heavy Metal” ve “Rap” müziğini nahoş olarak tanımladı. Tahmin edilebileceği gibi damarlarda da daralma oldu. Denekleri mutlu bir ruh haline sokmak için en sevdikleri müzik türünü laboratuara getirmeleri istendi. Ve çoğu “Country” müziği tercih etti.

    Müzik ve kahkaha deneylerinin sonuçları karşılaştırıldığında şu durum ortaya çıktı; iyi bir kahkaha, en sevilen müziği dinlemek kadar güçlü bir etkiye sahip. İkisi de damarları rahatlatıyor.

    Bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanlar, haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçiriyor. Ancak uzmanlar bu noktada önemli bir uyarı ve tavsiyede bulunuyor: “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!” 

    Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu söyleyen New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, "Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim" diyor.

    Kaçamaklar Kalbi Nasıl Etkiler?

    Japonya’da yapılan bir araştırmada erkeklerin eşleriyle seks yaptıkları zaman kalp hızlarının 100’ün altında kaldığının belirlendiğini kaydeden Dr. Özgen Doğan, buna karşın sevgilisi ile seks yapan erkeklerde nabzın dakikada 130 atmaya başladığının görüldüğünü vurguluyor. Dr. Özgen Doğan, "Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor" diye konuşuyor.

    Kalp Hastaları Dikkat!...

    Eğer kalp hastalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca olmadığını belirten Dr. Özgen Doğan, "Aksi halde doktorunuza görünmenizde fayda var. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde baş gösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım" şeklinde konuşuyor.

    Sertleşme Kaybı ve Kalp Hastalığının Nedenleri Aynı

    Öte yandan ereksiyon veya erkeklik cinsel organının sertleşmesinin, organa gelen kanın sünger gibi emilip burada kalmasıyla gerçekleştiğini aktaran Dr. Özgen Doğan, sonuçta organa sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanacağını söylüyor.

    Bu nedenle sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenlerinin aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özgen Doğan, şu bilgileri veriyor:

    "İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır."

    Kaçamak Yapmak Kalbe Zararlı!

    Konu Saati  01:18  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanlar, haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçiriyor. Ancak uzmanlar bu noktada önemli bir uyarı ve tavsiyede bulunuyor: “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!” 

    Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu söyleyen New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, "Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim" diyor.

    Kaçamaklar Kalbi Nasıl Etkiler?

    Japonya’da yapılan bir araştırmada erkeklerin eşleriyle seks yaptıkları zaman kalp hızlarının 100’ün altında kaldığının belirlendiğini kaydeden Dr. Özgen Doğan, buna karşın sevgilisi ile seks yapan erkeklerde nabzın dakikada 130 atmaya başladığının görüldüğünü vurguluyor. Dr. Özgen Doğan, "Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor" diye konuşuyor.

    Kalp Hastaları Dikkat!...

    Eğer kalp hastalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca olmadığını belirten Dr. Özgen Doğan, "Aksi halde doktorunuza görünmenizde fayda var. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde baş gösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım" şeklinde konuşuyor.

    Sertleşme Kaybı ve Kalp Hastalığının Nedenleri Aynı

    Öte yandan ereksiyon veya erkeklik cinsel organının sertleşmesinin, organa gelen kanın sünger gibi emilip burada kalmasıyla gerçekleştiğini aktaran Dr. Özgen Doğan, sonuçta organa sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanacağını söylüyor.

    Bu nedenle sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenlerinin aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özgen Doğan, şu bilgileri veriyor:

    "İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır."

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top