• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 4 Mayıs 2013 Cumartesi

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor.

    Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar. Onun için normal veya sezaryen doğum. Her ikisiyle baş etmenin yolu; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır.

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.

    Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar... Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. "Ya bayılıp tekrar ayılamazsam? Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır! Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim! " gibi düşünceleri olabiliyor kadının. Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor. Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlarıyla aylaşmalarını öneriyorum.

    Doğum korkusuyla baş edebilmek için;
    *Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
    *Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz
    *Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
    *Kendinize vakit ayırın: Doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak, stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
    *Yardım almalisiniz: Doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

    Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

    Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

    Hamile Eğitmeni
    Esra Ertuğrul

    Hamilelik değil beni korkutan doğum!

    Konu Saati  05:08  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor.

    Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar. Onun için normal veya sezaryen doğum. Her ikisiyle baş etmenin yolu; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır.

    Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.

    Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar... Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. "Ya bayılıp tekrar ayılamazsam? Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır! Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim! " gibi düşünceleri olabiliyor kadının. Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor. Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlarıyla aylaşmalarını öneriyorum.

    Doğum korkusuyla baş edebilmek için;
    *Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
    *Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz
    *Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
    *Kendinize vakit ayırın: Doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak, stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
    *Yardım almalisiniz: Doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

    Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

    Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

    Hamile Eğitmeni
    Esra Ertuğrul

    Baba adaylarında anne adaylarının tersine gebelik esnasında libidoda önemli değişiklikler meydana gelmez ve gebeliğin tüm dönemlerinde cinsel ilişki ihtiyacı normal bir şekilde varlığını sürdürür.

    Bunun tersine bazı baba adaylarında gebelik döneminde önemli ruhsal değişiklikler meydana gelebilir. Bu psikolojik değişiklikler ileri boyutlara ulaştığında libido azalmasına ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta bazı baba adaylarında ruhsal değişikliklerin ortaya çıkardığı bedensel belirtiler tedavi gerektirecek kadar ileri boyutlara ulaşabilir (Couvade sendromu).

    Erkekler, eşleri gebe kaldığında genellikle aşağıdaki üç davranış kalıbından birini uygularlar.

    Bu davranışlar çoğu durumda bilinçdışı olarak gelişir:
    "İzleyici" kalmayı tercih eden baba adayı duygusal anlamda kendini gebelik gerçeğinden soyutlar ve olayı sanki kendi dışındaki bir çevrede oluyormuş gibi hisseder.

    "Katılımcı" olmayı benimseyen baba adayı duygusal ve diğer açılardan tümüyle eşiyle işbirliği içindedir. Gebelik gerçeğinin ve yaratmakta olduğu değişikliklerin tümüyle farkındadır. Sorumluluk duygusu belirgindir.

    "İşlevsel" konumdaki baba adayı ise genel olarak ilk ikisinin arasında bir yerdedir ve duygusal açıdan gebeliğe uzak olmakla beraber, maddesel sorumluluklarının tümüyle farkındadır.

    Baba adayının "gebeliği"
    Anne adayının gebeliği esnasında baba adayında birincil olarak ruhsal değişiklikler, ileri durumlarda bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ruhsal değişikliklerin temelinde baba kimliği kazanmakla artacak olan sorumlulukların yarattığı kaygılar yatar. Yine özellikle katılımcı baba adayları gebelik ve doğum konusunda anne adayının yaşadığı endişeleri tümüyle (bazı durumlarda anne adayından daha yoğun) yaşayabilirler. Bu endişe ve kaygılar kendini baş ağrısı ya da bel ağrısı şeklinde dışa vurabileceği gibi gerçek bir "gebelik sendromu" ya da tıbbi adıyla couvade sendromu da gelişebilir.

    "Couvade" aslında bazı ilkel toplumlarda halen uygulanmakta olan bir gelenektir: Bu geleneğe göre doğumun ağrısız seyretmesi ve anne ve doğacak bebeğin kötü ruhlardan korunması için anne adayının doğum sancıları başlayıp doğum yatağına alındığında baba adayı da bir yatağa yatırılır ve doğum olana kadar burada bekler. Bazı baba adayları burada eşleriyle özdeşleşerek doğum ağrılarına benzer ağrılar bile hissederler.

    Couvade sendromu dışarıdan birinin fark edemeyeceği kadar hafif seyredebileceği gibi gerçek bir ruhsal bozukluk görüntüsü de alabilir. Couvade sendromu en hafif şekliyle erkeğin eşiyle birlikte gebelik belirtileri yaşamasıdır. İleri durumlarda nedeni açıklanamayan baş ağrıları, kolay sinirlenme, gerginlik, yerinde duramama, kilo alma, gaz sancıları, bel ağrıları gibi belirtiler ya da tam bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bir toplumun etnik azınlığına ait bireylerde, daha önce çocuğu olanlarda, ruhsal ya da bedensel sağlık problemleri olanlarda, düşük gelirlilerde ve özellikle de gebeliğe yoğun duygusal tepki geliştiren erkeklerde daha sık gözlenir. Couvade sendromu ek bir stres faktörü yarattığından çiftin gebelikteki cinsel yaşamını derinden etkileyebilir.

    "Gebe erkeğin" kaygılarıyla başa çıkmak zor olabilir. Couvade sendromu yaşayan erkeklerde psikoterapi ya da ilaçla tedavi faydalı olabilmektedir. Ancak sendromu yaşayan kişinin bu belirtilerin kendilerine özgü olmadığını ve başka erkeklerinde buna benzer ve daha ağır belirtiler yaşayabileceklerini bilmesi önemlidir.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
    Jinekolog Operatör Dr. Kağan Kocatepe

    Gebeliğin erkeğin cinsel yaşamı üzerine etkileri

    Konu Saati  05:08  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Baba adaylarında anne adaylarının tersine gebelik esnasında libidoda önemli değişiklikler meydana gelmez ve gebeliğin tüm dönemlerinde cinsel ilişki ihtiyacı normal bir şekilde varlığını sürdürür.

    Bunun tersine bazı baba adaylarında gebelik döneminde önemli ruhsal değişiklikler meydana gelebilir. Bu psikolojik değişiklikler ileri boyutlara ulaştığında libido azalmasına ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta bazı baba adaylarında ruhsal değişikliklerin ortaya çıkardığı bedensel belirtiler tedavi gerektirecek kadar ileri boyutlara ulaşabilir (Couvade sendromu).

    Erkekler, eşleri gebe kaldığında genellikle aşağıdaki üç davranış kalıbından birini uygularlar.

    Bu davranışlar çoğu durumda bilinçdışı olarak gelişir:
    "İzleyici" kalmayı tercih eden baba adayı duygusal anlamda kendini gebelik gerçeğinden soyutlar ve olayı sanki kendi dışındaki bir çevrede oluyormuş gibi hisseder.

    "Katılımcı" olmayı benimseyen baba adayı duygusal ve diğer açılardan tümüyle eşiyle işbirliği içindedir. Gebelik gerçeğinin ve yaratmakta olduğu değişikliklerin tümüyle farkındadır. Sorumluluk duygusu belirgindir.

    "İşlevsel" konumdaki baba adayı ise genel olarak ilk ikisinin arasında bir yerdedir ve duygusal açıdan gebeliğe uzak olmakla beraber, maddesel sorumluluklarının tümüyle farkındadır.

    Baba adayının "gebeliği"
    Anne adayının gebeliği esnasında baba adayında birincil olarak ruhsal değişiklikler, ileri durumlarda bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ruhsal değişikliklerin temelinde baba kimliği kazanmakla artacak olan sorumlulukların yarattığı kaygılar yatar. Yine özellikle katılımcı baba adayları gebelik ve doğum konusunda anne adayının yaşadığı endişeleri tümüyle (bazı durumlarda anne adayından daha yoğun) yaşayabilirler. Bu endişe ve kaygılar kendini baş ağrısı ya da bel ağrısı şeklinde dışa vurabileceği gibi gerçek bir "gebelik sendromu" ya da tıbbi adıyla couvade sendromu da gelişebilir.

    "Couvade" aslında bazı ilkel toplumlarda halen uygulanmakta olan bir gelenektir: Bu geleneğe göre doğumun ağrısız seyretmesi ve anne ve doğacak bebeğin kötü ruhlardan korunması için anne adayının doğum sancıları başlayıp doğum yatağına alındığında baba adayı da bir yatağa yatırılır ve doğum olana kadar burada bekler. Bazı baba adayları burada eşleriyle özdeşleşerek doğum ağrılarına benzer ağrılar bile hissederler.

    Couvade sendromu dışarıdan birinin fark edemeyeceği kadar hafif seyredebileceği gibi gerçek bir ruhsal bozukluk görüntüsü de alabilir. Couvade sendromu en hafif şekliyle erkeğin eşiyle birlikte gebelik belirtileri yaşamasıdır. İleri durumlarda nedeni açıklanamayan baş ağrıları, kolay sinirlenme, gerginlik, yerinde duramama, kilo alma, gaz sancıları, bel ağrıları gibi belirtiler ya da tam bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bir toplumun etnik azınlığına ait bireylerde, daha önce çocuğu olanlarda, ruhsal ya da bedensel sağlık problemleri olanlarda, düşük gelirlilerde ve özellikle de gebeliğe yoğun duygusal tepki geliştiren erkeklerde daha sık gözlenir. Couvade sendromu ek bir stres faktörü yarattığından çiftin gebelikteki cinsel yaşamını derinden etkileyebilir.

    "Gebe erkeğin" kaygılarıyla başa çıkmak zor olabilir. Couvade sendromu yaşayan erkeklerde psikoterapi ya da ilaçla tedavi faydalı olabilmektedir. Ancak sendromu yaşayan kişinin bu belirtilerin kendilerine özgü olmadığını ve başka erkeklerinde buna benzer ve daha ağır belirtiler yaşayabileceklerini bilmesi önemlidir.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
    Jinekolog Operatör Dr. Kağan Kocatepe

    Sizin alerjiniz hangisi? Solunum yolu mu, gıda mı, ilaç mı yoksa deri mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılmalı?

    21. Yüzyılın hastalığı olan alerjinin önemine değinen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, erken teşhis ve tedavi sürecinin hastalık açısından değerlendirilmesi için alerji testlerinin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğini anlatıyor.

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; alerjinin varlığını ortaya koyan bu testlerin en önemli sebebinin mevcut hastalığın alerjik nedenini belirlemede büyük rol oynaması olduğunun altını çiziyor. Alerji testlerinin, solunum yolu hastalıklarından alerjik nezle ve astım, deri alerjilerinden ürtiker ve anjioödemi, egzamada kontakt dermatit ve atopik dermatit, ilaç alerjisi ve gıda alerjisi kaynaklı hastalıkların bütünsel tedavisi için çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, deri ve kandan alınan örneklerle yapılan testlerin çocuklara her yaşta alerji testi olarak uygulanabileceğini, ancak yönteme mutlaka hastalığın öyküsünü bilen bir alerji uzmanı tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtiyor.

    “3 Defadan Fazla Nükseden Bronşit Mutlaka Araştırılmalı”

    Kronik öksürük için alerjik araştırma yapılmasına hangi durumlarda nasıl karar verilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, özellikle çocuklarda sabaha karşı nöbet şeklinde gelen ve zaman zaman kusmaya götüren öksürüklerin alerjik açıdan ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Nuhoğlu, benzer şekilde soğuk algınlığı bulguları olmaksızın egzersiz, gülme veya ağlama sonucu gelen öksürüklerin de alerji testiyle kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bronşit hastalarına özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu bronşit ataklarının yaşam süresince 3 veya daha fazla gelişmesi durumunda alerji araştırması yapılmasını oldukça elzem buluyor. Bu hastalıklarda hırıltı, hışıltı ataklarının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Nuhoğlu, özellikle küçük çocuklarda sık soluma ve göğüste inip kalkma şeklinde gözlenebilen nefes darlığının da takip edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Her Yaşta Yapılabilir

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerji testlerinin her yaşta yapılabildiğini söylerken, altın standard kabul edilen alerji deri testi ve gıda alerji taramalarında elde edilen negatif sonucun ancak 3 yaşın üstünde anlamlı olduğunu belirtiyor. Negatif sonuç alınması durumunda ileriki yaşlarda testin mutlaka tekrarlanması gerektiğini belirten Nuhoğlu, 3 yaş altı çocuklarda testin pozitif çıkmasının ise alerji varlığını ortaya koyduğunu söylüyor.

    Alerji testlerinin 3 yaş altı çocuklar için genellikle kandan yapıldığını belirten Nuhoğlu, kullanılan ilaçların alerji testlerine etkisine de değiniyor. Özellikle ağızdan alınan alerji ilaçlarının, alerji deri testi sonucunu değiştirebildiğini ve bu ilaçların kesilemediği durumlarda test güvenilirliğini artırmak için tüm yaş gruplarında kandan araştırmaya gidilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bu Teste Alerji Duymayın!

    Konu Saati  05:08  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Sizin alerjiniz hangisi? Solunum yolu mu, gıda mı, ilaç mı yoksa deri mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılmalı?

    21. Yüzyılın hastalığı olan alerjinin önemine değinen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, erken teşhis ve tedavi sürecinin hastalık açısından değerlendirilmesi için alerji testlerinin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğini anlatıyor.

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; alerjinin varlığını ortaya koyan bu testlerin en önemli sebebinin mevcut hastalığın alerjik nedenini belirlemede büyük rol oynaması olduğunun altını çiziyor. Alerji testlerinin, solunum yolu hastalıklarından alerjik nezle ve astım, deri alerjilerinden ürtiker ve anjioödemi, egzamada kontakt dermatit ve atopik dermatit, ilaç alerjisi ve gıda alerjisi kaynaklı hastalıkların bütünsel tedavisi için çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, deri ve kandan alınan örneklerle yapılan testlerin çocuklara her yaşta alerji testi olarak uygulanabileceğini, ancak yönteme mutlaka hastalığın öyküsünü bilen bir alerji uzmanı tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtiyor.

    “3 Defadan Fazla Nükseden Bronşit Mutlaka Araştırılmalı”

    Kronik öksürük için alerjik araştırma yapılmasına hangi durumlarda nasıl karar verilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, özellikle çocuklarda sabaha karşı nöbet şeklinde gelen ve zaman zaman kusmaya götüren öksürüklerin alerjik açıdan ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Nuhoğlu, benzer şekilde soğuk algınlığı bulguları olmaksızın egzersiz, gülme veya ağlama sonucu gelen öksürüklerin de alerji testiyle kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Bronşit hastalarına özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu bronşit ataklarının yaşam süresince 3 veya daha fazla gelişmesi durumunda alerji araştırması yapılmasını oldukça elzem buluyor. Bu hastalıklarda hırıltı, hışıltı ataklarının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Nuhoğlu, özellikle küçük çocuklarda sık soluma ve göğüste inip kalkma şeklinde gözlenebilen nefes darlığının da takip edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Her Yaşta Yapılabilir

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerji testlerinin her yaşta yapılabildiğini söylerken, altın standard kabul edilen alerji deri testi ve gıda alerji taramalarında elde edilen negatif sonucun ancak 3 yaşın üstünde anlamlı olduğunu belirtiyor. Negatif sonuç alınması durumunda ileriki yaşlarda testin mutlaka tekrarlanması gerektiğini belirten Nuhoğlu, 3 yaş altı çocuklarda testin pozitif çıkmasının ise alerji varlığını ortaya koyduğunu söylüyor.

    Alerji testlerinin 3 yaş altı çocuklar için genellikle kandan yapıldığını belirten Nuhoğlu, kullanılan ilaçların alerji testlerine etkisine de değiniyor. Özellikle ağızdan alınan alerji ilaçlarının, alerji deri testi sonucunu değiştirebildiğini ve bu ilaçların kesilemediği durumlarda test güvenilirliğini artırmak için tüm yaş gruplarında kandan araştırmaya gidilmesi gerektiğini vurguluyor.

    İşte kadınları seksi yapan 12 hareket...

    Üzerlerini çıkarmaları! 
    Erkeklerin hiç dayanamadıkları ve kesinlikle dayanılmaz olan, kadınların kıyafetlerini yavaş yavaş çıkarmaları. Özellikle her parçayı tek tek ve yavaş yavaş. Külotlu çoraplarından başlayarak, bacakları ile seksi hareketler yapmaları onları inanılmaz çekici kılıyor.

    Gün içerisinde seksi mesajlar! 
    Gün içerisinde hiç beklenmeyen bir anda alınan “Bu gece neler olacağını tahmin edemiyorum!” gibi ucu açık mesajlar, erkekleri çıldırtmaya yetiyor.

    Kabinden çıkana bakın! 
    Alışveriş dediysek, mağaza mağaza dolaşıp tek tek kıyafet denenmesinden bahsetmiyoruz. Erkekleri deli eden, gece onların karşısına çıkacağınız en seksi olanlar için alışverişe çıkmanızdır.

    Masanın altında neler oluyor? 
    Topuklu ayakkabı giyen kadınlar erkekler için her zaman çekicidir. Fakat ayakların, topuklu ayakkabı içindeki marifeti de bu noktada erkekler için oldukça tahrik edici. Onu gece boyunca çıktığınız bir yemekte, ayaklarınızı onunkilerle bir bütün olacak şekilde yaklaştırmanız, bacaklarınızla, onunla oynamanız onu deli edecektir.

    Güne devam eden kadınlar! 
    İşten geldikten sonra, şık halinizle ne kadar yorgun olsanızda biraz daha evde o halinizle takılmanız, yürüyüşünüz, her zamankinden şık ve ciddi haliniz onu baştan çıkaracaktır.

    Sessizlik iyidir! 
    Seksi ve sessiz bir tonla, erkeklerin güzel şeyler duyması onları baştan çıkaran davranışların başında gelir. Kısa ve sevgi dolu sözleriniz için biraz gizemli ve seksi bir ton deneyin.

    Traş olmasına yardım etmeye ne dersiniz? 
    Erkeklerin kendilerine ayırdıkları zamanlardan biri olan traş esnasında onlara yardım etmeniz, aranızda eşsiz tensel bir çekim yaratacaktır. Heyecanı yatak odasından önce banyoda yaşamaya ne dersiniz?

    Nereden baktığınız önemli! 
    Kadınların vücut tipi nasıl olursa olsun, erkekler için kadın vücudunun en seksi bölgelerinin başını çeken sırtlarıdır. Özellikle omuzlarınızın üzerinden atılan bir bakış onlara dayanılmaz gelir.

    Ufak hizmetler mi? 
    Ateşli bir geceden önce, ona ufak ikramlarda bulunmaya ne dersiniz? Sizi yatakta beklerken, içeriye elinizde bir bardak sevdiği bir içecekle girmeyi deneyin. İnanılmaz ama bu davranış erkekleri, filmlerde olan romantizm kokan sahnelere bir adım daha yaklaştırıyor.

    Victoria ve David olun! 
    Hollywood'un ünlü çifti Victoria ve David Beckham'ın en sık denediği yöntemlerden biri olan dışarıda iki yabancıyı oynamak! Bu da erkekleri baştan çıkaran oyunlardan biri. Hele bir de o akşam her zamankinden farklı ve çekici bir şekilde giyindiyseniz, kesinlikle kendilerini kaybedeceklerdir.

    Duşta, misafir var! 
    Onlar duş alırken hiç beklemedikleri bir anda yanlarına, kendinizi kollarına bırakmak... Sabah veya akşam zaman ne zaman olursa olsun, yapabileceğiniz en güzel süprizlerden biridir.

    Orgazm sırasında... 
    Her ne kadar o sırada kendinize çok hakim olamasanızda, kafanızı çevirmeden, uzun süre gözlerinin içine bakmanız onu deli eder.

    Erkeklerin kadınlarda seksi buldukları davranışlar!

    Konu Saati  05:08  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    İşte kadınları seksi yapan 12 hareket...

    Üzerlerini çıkarmaları! 
    Erkeklerin hiç dayanamadıkları ve kesinlikle dayanılmaz olan, kadınların kıyafetlerini yavaş yavaş çıkarmaları. Özellikle her parçayı tek tek ve yavaş yavaş. Külotlu çoraplarından başlayarak, bacakları ile seksi hareketler yapmaları onları inanılmaz çekici kılıyor.

    Gün içerisinde seksi mesajlar! 
    Gün içerisinde hiç beklenmeyen bir anda alınan “Bu gece neler olacağını tahmin edemiyorum!” gibi ucu açık mesajlar, erkekleri çıldırtmaya yetiyor.

    Kabinden çıkana bakın! 
    Alışveriş dediysek, mağaza mağaza dolaşıp tek tek kıyafet denenmesinden bahsetmiyoruz. Erkekleri deli eden, gece onların karşısına çıkacağınız en seksi olanlar için alışverişe çıkmanızdır.

    Masanın altında neler oluyor? 
    Topuklu ayakkabı giyen kadınlar erkekler için her zaman çekicidir. Fakat ayakların, topuklu ayakkabı içindeki marifeti de bu noktada erkekler için oldukça tahrik edici. Onu gece boyunca çıktığınız bir yemekte, ayaklarınızı onunkilerle bir bütün olacak şekilde yaklaştırmanız, bacaklarınızla, onunla oynamanız onu deli edecektir.

    Güne devam eden kadınlar! 
    İşten geldikten sonra, şık halinizle ne kadar yorgun olsanızda biraz daha evde o halinizle takılmanız, yürüyüşünüz, her zamankinden şık ve ciddi haliniz onu baştan çıkaracaktır.

    Sessizlik iyidir! 
    Seksi ve sessiz bir tonla, erkeklerin güzel şeyler duyması onları baştan çıkaran davranışların başında gelir. Kısa ve sevgi dolu sözleriniz için biraz gizemli ve seksi bir ton deneyin.

    Traş olmasına yardım etmeye ne dersiniz? 
    Erkeklerin kendilerine ayırdıkları zamanlardan biri olan traş esnasında onlara yardım etmeniz, aranızda eşsiz tensel bir çekim yaratacaktır. Heyecanı yatak odasından önce banyoda yaşamaya ne dersiniz?

    Nereden baktığınız önemli! 
    Kadınların vücut tipi nasıl olursa olsun, erkekler için kadın vücudunun en seksi bölgelerinin başını çeken sırtlarıdır. Özellikle omuzlarınızın üzerinden atılan bir bakış onlara dayanılmaz gelir.

    Ufak hizmetler mi? 
    Ateşli bir geceden önce, ona ufak ikramlarda bulunmaya ne dersiniz? Sizi yatakta beklerken, içeriye elinizde bir bardak sevdiği bir içecekle girmeyi deneyin. İnanılmaz ama bu davranış erkekleri, filmlerde olan romantizm kokan sahnelere bir adım daha yaklaştırıyor.

    Victoria ve David olun! 
    Hollywood'un ünlü çifti Victoria ve David Beckham'ın en sık denediği yöntemlerden biri olan dışarıda iki yabancıyı oynamak! Bu da erkekleri baştan çıkaran oyunlardan biri. Hele bir de o akşam her zamankinden farklı ve çekici bir şekilde giyindiyseniz, kesinlikle kendilerini kaybedeceklerdir.

    Duşta, misafir var! 
    Onlar duş alırken hiç beklemedikleri bir anda yanlarına, kendinizi kollarına bırakmak... Sabah veya akşam zaman ne zaman olursa olsun, yapabileceğiniz en güzel süprizlerden biridir.

    Orgazm sırasında... 
    Her ne kadar o sırada kendinize çok hakim olamasanızda, kafanızı çevirmeden, uzun süre gözlerinin içine bakmanız onu deli eder.

    Erkekler kendilerini mutlu edebilen kadınlardan vazgeçmek istemez.

    Çekicilik

    Bir erkeğin sizi fark etmesini sağlayan ilk nokta dış görünüşünüzdür. Onu etkilemeniz için gereken ilk şey de haliyle biraz çekici olmak.

    İdeal vücut

    Karşınızdaki erkeğin sizde ikinci olarak dikkat edeceği şey vücut hatlarınızdır. Göğüsleriniz, kalçanız ya da boyunuzun uzunluğu onu cezbedebilir. İdeal vücut hatları olarak yorumladıkları 90-60-90'a yaklaşabiliyorsanız, zaten birçok rakibinizi geride bıraktınız demek.Ancak ideal vücut anlayışı kişiden kişiye değişiyor.

    Güzel bir yüz

    Sıra geldi yüze...Tanıştığınız erkeğin yavaş yavaş incelemeye başladığı yüzünüzün doğal bir güzelliğinin olması, gözlerinizin, kulaklarınızın ve burnunuzun yüzünüzle orantılı olmasıdır.

    Tutku

    Bunca adımdan sonra partneriniz sizden tutku ve şehvet de bekleyecektir. Kendisine pozitif yaklaşmanız, birlikte olduğunuzun her anı keyifli yaşamanıza neden olur.

    Saygı

    Diğer hemcinslerinin yanında onu küçük düşürecek şakalar yapmanız büyük dezajantaj.Buna dikkat etmelisiniz.Erkekler böyle bir hareketi saygısızlık olarak yorumluyor.

    Espri anlayışına sahip olma

    Karşınızdaki erkeğin yüzünü güldüren her şeye iyi bir tepki vermelisiniz. Eğer çok şakacı bir insan değilse, zaten bu kadar gülümsemesine saygı göstererek sizin de gülmeniz bir jesttir.

    Zeka ve kendine güven

    Zeki kadın genellikle erkekler için problemdir, ama bu sadece kısa süreli ilişkiler için geçerlidir. Eğer karşınızdaki erkek uzun süreli bir ilişki arayışındaysa, zeki olmanız ve kendinize güvenmeniz sizi daha çekici kılacak.

    Dürüstlük ve güven

    Karşınızdaki adamın uzun süre yanınızda olmasını istiyorsanız, önce ona güvenmeli ve kademeli olarak dürüst olmalısınız.Eskide kalan ilişkilerinizi ve kötü anlarınızı ilk günlerde anlatmamak, birbirinizi tanıyıp ne kadar güvenebileceğinizi anladıktan sonra aşama aşama paylaşmak önemlidir.

    Altın kalpli olmak

    Erkeklerin zor günlerinde kadınlar genellikle gündelik planlarını uygulamaya devam ediyor. Erkekler kendilerini anlayacak kadınları bulduklarında bırakmak asla istemiyor.

    Aşk

    Bazı erkekler ilk üç maddede mutluluğu yakalarken, çoğu erkek ise aşk arar. Kendisine sadık, çekici, tutkulu, güzel, güvenilir, şefkatli ve en önemlisi kendisine aşık bir kadın bulduklarında, aradıkları mutluluğu bulmuş olurlar.

    Kadınların mutlu eden özellikleri

    Konu Saati  05:08  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Erkekler kendilerini mutlu edebilen kadınlardan vazgeçmek istemez.

    Çekicilik

    Bir erkeğin sizi fark etmesini sağlayan ilk nokta dış görünüşünüzdür. Onu etkilemeniz için gereken ilk şey de haliyle biraz çekici olmak.

    İdeal vücut

    Karşınızdaki erkeğin sizde ikinci olarak dikkat edeceği şey vücut hatlarınızdır. Göğüsleriniz, kalçanız ya da boyunuzun uzunluğu onu cezbedebilir. İdeal vücut hatları olarak yorumladıkları 90-60-90'a yaklaşabiliyorsanız, zaten birçok rakibinizi geride bıraktınız demek.Ancak ideal vücut anlayışı kişiden kişiye değişiyor.

    Güzel bir yüz

    Sıra geldi yüze...Tanıştığınız erkeğin yavaş yavaş incelemeye başladığı yüzünüzün doğal bir güzelliğinin olması, gözlerinizin, kulaklarınızın ve burnunuzun yüzünüzle orantılı olmasıdır.

    Tutku

    Bunca adımdan sonra partneriniz sizden tutku ve şehvet de bekleyecektir. Kendisine pozitif yaklaşmanız, birlikte olduğunuzun her anı keyifli yaşamanıza neden olur.

    Saygı

    Diğer hemcinslerinin yanında onu küçük düşürecek şakalar yapmanız büyük dezajantaj.Buna dikkat etmelisiniz.Erkekler böyle bir hareketi saygısızlık olarak yorumluyor.

    Espri anlayışına sahip olma

    Karşınızdaki erkeğin yüzünü güldüren her şeye iyi bir tepki vermelisiniz. Eğer çok şakacı bir insan değilse, zaten bu kadar gülümsemesine saygı göstererek sizin de gülmeniz bir jesttir.

    Zeka ve kendine güven

    Zeki kadın genellikle erkekler için problemdir, ama bu sadece kısa süreli ilişkiler için geçerlidir. Eğer karşınızdaki erkek uzun süreli bir ilişki arayışındaysa, zeki olmanız ve kendinize güvenmeniz sizi daha çekici kılacak.

    Dürüstlük ve güven

    Karşınızdaki adamın uzun süre yanınızda olmasını istiyorsanız, önce ona güvenmeli ve kademeli olarak dürüst olmalısınız.Eskide kalan ilişkilerinizi ve kötü anlarınızı ilk günlerde anlatmamak, birbirinizi tanıyıp ne kadar güvenebileceğinizi anladıktan sonra aşama aşama paylaşmak önemlidir.

    Altın kalpli olmak

    Erkeklerin zor günlerinde kadınlar genellikle gündelik planlarını uygulamaya devam ediyor. Erkekler kendilerini anlayacak kadınları bulduklarında bırakmak asla istemiyor.

    Aşk

    Bazı erkekler ilk üç maddede mutluluğu yakalarken, çoğu erkek ise aşk arar. Kendisine sadık, çekici, tutkulu, güzel, güvenilir, şefkatli ve en önemlisi kendisine aşık bir kadın bulduklarında, aradıkları mutluluğu bulmuş olurlar.

    Düzenli spor yapmanıza rağmen istediğiniz kiloya ulaşamıyor musunuz? Spor yaptıktan sonra kendinizi halsiz mi hissediyorsunuz? Bu sorulara yanıtınız "Evet" ise beslenme alışkanlıklarınıza daha çok dikkat etmelisiniz.

    Doğru beslenmeyen sporcularda performans düşüklüğü yaşanırken; zayıflamaya çalışan sporcularda ise istenilen kilo elde edilemeyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aysu Aydın, spor yaparken sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi.

    Egzersiz ve spor yapanlar için ideal beslenme bir yaşam biçimi ve alışkanlığı olmalı. Sporcular, performanslarını artırmak için zamanlarının büyük bölümünü idman yaparak geçirmekte ancak beslenmelerine dikkat etmezlerse bu çabaları boşa çıkabilir. Beslenmesine dikkat eden kişinin; performansı yükselir, yaptığı idmanın etkinliği maksimum düzeyde olur, yüksek konsantrasyona ve dikkate sahip olur, hastalık ve sakatlanma oranı düşük olur ve bu durumlarda toparlanma süresi kısa sürer, büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeyde ilerler, vücut ağırlığı ve vücut yağı ideal aralıklarda olur.

    Egzersiz ve spor yapan kişiler için temel beslenme önerileri
    Günde 3 ana, 2 - 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek performansı olumlu yönde etkiler.

    Her öğünde karbonhidrattan zengin tahıl ürünleri, yağsız kek ve kurabiyeler, ekmek, pilav, makarna, meyve ve patates yer almalı.

    Egzersiz sonrası kaslarda azalan karbonhidrat depolarının yenilenmesi hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu nedenle egzersiz sonrası ilk iki saat içinde kadınlar en az 50 g, erkekler 70 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek tüketmeliler. Bunlar; 2 ince dilim ekmek, 2 galeta, 7 etimek, 5-6 adet bisküvi, 1 gofret,  1 kase tahıl gevreğiyle 1 bardak süt, 1 kutu meyve suyu, 2-3 adet muz, 2 büyük boy haşlanmış patates, 1 büyük kutu sporcu içeceği, 2 su bardağı kadar patlamış mısır 50 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içeceklerdendir.

    Yeterli ve dengeli bir beslenme programı izleniyorsa, diyete ek olarak vitamin – mineral kullanmaya gerek yok. Ancak yeterli beslenmediğini düşünen kişiler günde 1 adet multivitamin/mineral tableti alabilirler. Ancak performansı artırmak için fazla kullanmak doğru olmaz.

    Posa içeriği yüksek yiyecek tüketimine dikkat edilmeli. Bazı egzersizlerin laksatif (bağırsak hareketlerini hızlandırıcı) etkisi vardır. Kişide ishal durumu mevcutsa posa içeriği yüksek gıdalara dikkat etmeli. Kepekli tahıl ürünleri, kurubaklagiller, kuru kayısı, kuru erik, sebze ve meyvelerin posa içeriği yüksektir. Kişide kabızlık gibi bir durum varsa eğer posalı yiyecek alımını artırmalı.

    Kilo verilmesi gereken durumlarda hızlı kilo vermekten kaçınılmalı, haftada en fazla 1 kg olacak şekilde kilo vermeye özen gösterilmeli.

    Egzersiz sırasında sıvı tüketimi son derece önemli. Egzersiz ile oluşan su kaybına bağlı olarak gelişen dehidratasyon(sıvı kaybı) sonucu performans azalır. Kan hacminin azalması, nabzın hızlanması, bitkinlik, baş dönmesi ve iş gücü azalması dehidratasyon belirtileridir. Günde 10-15 bardak su içilmeli.

    Sporcular genel olarak karbonhidrattan zengin besinlerle beslenmeli, günlük aldıkları protein ve vitamin-mineral alımları yeterli olmalı, yağdan gelen enerji spor yapmayan bireylere göre daha az,  tükettikleri sıvı miktarı ise daha fazla olmalı.

    Sporcuların enerji gereksinimi; yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, bazal metabolizma hızı, yapılan egzersizin türü ve şiddetine bağlı olarak değişir. Sporcuların enerji gereksinimi 2000 kal-5000kal arasında olur.

    Spor, ana öğünlerden 1 saat sonra ve ara öğünlerden yarım saat sonra yapılmalı.

    Yanlış beslenme performansı düşürüyor
    Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli yetersiz alınması durumunda, sporcunun gereksinimi olan enerji, vücuttaki yağ ve yağsız depolardan sağlanır. Bu durumda ağırlık kaybı ile birlikte, kas dokusunda da azalma görülür, kuvvet ve dayanıklılık kaybı ile birlikte performans düşer. Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli fazla alınması durumunda ise ağırlık kazanımı görülür ve önerilen vücut ağırlığının üzerinde olan sporcularda; hareket yeteneği kısıtlanarak performans azaltılır.

    Kilo vermek isteyen sporculara sağlıklı öneriler
    Günlük enerji alımını %10-20 oranında azaltın. Hedefiniz hafta 0,5-1 kg ağırlık kaybı olmalı.

    Diyetteki yağ alımını azaltın. Az yağlı süt ve süt ürünlerini, yağı alınmış et, balık ve derisi alınmış tavuk etini tercih edin. Salam, sosis, sucuk, pastırma vb. gibi şarküteri ürünlerinden uzak durun.

    Kepek, çavdar veya tam buğday unundan yapılmış tahıllar ve kurubaklagilleri tüketin.

    Günde en az 8 yemek kaşığı kadar sebze (az yağlı) ve 4-5 porsiyon meyve tüketin.

    Günde 10-15 bardak su içmeye özen gösterin.

    Tuzlu, hazır ve içeriğini bilmediğiniz yiyeceklerden uzak durun.

    Öğün atlamayın ve asla uzun süre aç kalmayın. Mutlaka kahvaltı yapın.

    Meyve suyu, hamur işi, kızartma ve kavurma gibi yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.

    Spora doğru beslenerek başlayın

    Konu Saati  05:07  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Düzenli spor yapmanıza rağmen istediğiniz kiloya ulaşamıyor musunuz? Spor yaptıktan sonra kendinizi halsiz mi hissediyorsunuz? Bu sorulara yanıtınız "Evet" ise beslenme alışkanlıklarınıza daha çok dikkat etmelisiniz.

    Doğru beslenmeyen sporcularda performans düşüklüğü yaşanırken; zayıflamaya çalışan sporcularda ise istenilen kilo elde edilemeyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aysu Aydın, spor yaparken sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi.

    Egzersiz ve spor yapanlar için ideal beslenme bir yaşam biçimi ve alışkanlığı olmalı. Sporcular, performanslarını artırmak için zamanlarının büyük bölümünü idman yaparak geçirmekte ancak beslenmelerine dikkat etmezlerse bu çabaları boşa çıkabilir. Beslenmesine dikkat eden kişinin; performansı yükselir, yaptığı idmanın etkinliği maksimum düzeyde olur, yüksek konsantrasyona ve dikkate sahip olur, hastalık ve sakatlanma oranı düşük olur ve bu durumlarda toparlanma süresi kısa sürer, büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeyde ilerler, vücut ağırlığı ve vücut yağı ideal aralıklarda olur.

    Egzersiz ve spor yapan kişiler için temel beslenme önerileri
    Günde 3 ana, 2 - 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek performansı olumlu yönde etkiler.

    Her öğünde karbonhidrattan zengin tahıl ürünleri, yağsız kek ve kurabiyeler, ekmek, pilav, makarna, meyve ve patates yer almalı.

    Egzersiz sonrası kaslarda azalan karbonhidrat depolarının yenilenmesi hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu nedenle egzersiz sonrası ilk iki saat içinde kadınlar en az 50 g, erkekler 70 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek tüketmeliler. Bunlar; 2 ince dilim ekmek, 2 galeta, 7 etimek, 5-6 adet bisküvi, 1 gofret,  1 kase tahıl gevreğiyle 1 bardak süt, 1 kutu meyve suyu, 2-3 adet muz, 2 büyük boy haşlanmış patates, 1 büyük kutu sporcu içeceği, 2 su bardağı kadar patlamış mısır 50 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içeceklerdendir.

    Yeterli ve dengeli bir beslenme programı izleniyorsa, diyete ek olarak vitamin – mineral kullanmaya gerek yok. Ancak yeterli beslenmediğini düşünen kişiler günde 1 adet multivitamin/mineral tableti alabilirler. Ancak performansı artırmak için fazla kullanmak doğru olmaz.

    Posa içeriği yüksek yiyecek tüketimine dikkat edilmeli. Bazı egzersizlerin laksatif (bağırsak hareketlerini hızlandırıcı) etkisi vardır. Kişide ishal durumu mevcutsa posa içeriği yüksek gıdalara dikkat etmeli. Kepekli tahıl ürünleri, kurubaklagiller, kuru kayısı, kuru erik, sebze ve meyvelerin posa içeriği yüksektir. Kişide kabızlık gibi bir durum varsa eğer posalı yiyecek alımını artırmalı.

    Kilo verilmesi gereken durumlarda hızlı kilo vermekten kaçınılmalı, haftada en fazla 1 kg olacak şekilde kilo vermeye özen gösterilmeli.

    Egzersiz sırasında sıvı tüketimi son derece önemli. Egzersiz ile oluşan su kaybına bağlı olarak gelişen dehidratasyon(sıvı kaybı) sonucu performans azalır. Kan hacminin azalması, nabzın hızlanması, bitkinlik, baş dönmesi ve iş gücü azalması dehidratasyon belirtileridir. Günde 10-15 bardak su içilmeli.

    Sporcular genel olarak karbonhidrattan zengin besinlerle beslenmeli, günlük aldıkları protein ve vitamin-mineral alımları yeterli olmalı, yağdan gelen enerji spor yapmayan bireylere göre daha az,  tükettikleri sıvı miktarı ise daha fazla olmalı.

    Sporcuların enerji gereksinimi; yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, bazal metabolizma hızı, yapılan egzersizin türü ve şiddetine bağlı olarak değişir. Sporcuların enerji gereksinimi 2000 kal-5000kal arasında olur.

    Spor, ana öğünlerden 1 saat sonra ve ara öğünlerden yarım saat sonra yapılmalı.

    Yanlış beslenme performansı düşürüyor
    Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli yetersiz alınması durumunda, sporcunun gereksinimi olan enerji, vücuttaki yağ ve yağsız depolardan sağlanır. Bu durumda ağırlık kaybı ile birlikte, kas dokusunda da azalma görülür, kuvvet ve dayanıklılık kaybı ile birlikte performans düşer. Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli fazla alınması durumunda ise ağırlık kazanımı görülür ve önerilen vücut ağırlığının üzerinde olan sporcularda; hareket yeteneği kısıtlanarak performans azaltılır.

    Kilo vermek isteyen sporculara sağlıklı öneriler
    Günlük enerji alımını %10-20 oranında azaltın. Hedefiniz hafta 0,5-1 kg ağırlık kaybı olmalı.

    Diyetteki yağ alımını azaltın. Az yağlı süt ve süt ürünlerini, yağı alınmış et, balık ve derisi alınmış tavuk etini tercih edin. Salam, sosis, sucuk, pastırma vb. gibi şarküteri ürünlerinden uzak durun.

    Kepek, çavdar veya tam buğday unundan yapılmış tahıllar ve kurubaklagilleri tüketin.

    Günde en az 8 yemek kaşığı kadar sebze (az yağlı) ve 4-5 porsiyon meyve tüketin.

    Günde 10-15 bardak su içmeye özen gösterin.

    Tuzlu, hazır ve içeriğini bilmediğiniz yiyeceklerden uzak durun.

    Öğün atlamayın ve asla uzun süre aç kalmayın. Mutlaka kahvaltı yapın.

    Meyve suyu, hamur işi, kızartma ve kavurma gibi yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.

    Sevgi sözcükleri ile başlayan aşk masalınız artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi tüketebilir. İşte sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin ipuçları…

    Sevme ve sevilme ihtiyacınızı karşılamak için nelerden faydalanıyorsunuz… Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Tüm bu alanlardan ya da her birinden ayrı ayrı beslenmek sağlıklı bir insanın oluşumu için çok önemlidir. Ama aşık olduğunuzda yani sevgiliye olan sevginizin sizi çok daha farklı bir boyuta geçirdiğini, her şeyi unutturacak boyutta tüm vücudunuzu sardığını, bazen yaşamınızda her şeyden sıyrılıp sadece onun varlığını düşündürdüğünü fark etmişsinizdir. Sabah uyandığınızda telefonunuzda özlemle dolu günaydın mesajı, gözlerinizi açtığınızda varlığı ile size huzur veren ve içinizi ısıtan gülüşü, işe gittiğinizde sizi sevdiğini ifade eden o etkileyici cümleleri, akşam olduğunda ona yeniden kavuşmanızın sizde yarattığı o mutluluk ifadesi…

    Peki ya kötü giden bir ilişki olunca.. Sevgi sözcükleri ile başlayan bu peri masalının artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi damarlarınızdan bir bir almasının sizde yarattığı duygu… Bu ilişkiyi devam ettirmek ya da bitirmek. Kararsızlıklar…Güzel ve kötü anılar.. Artık onsuz yaşamak…

    Bu duyguları yaşayan kadın ve erkeğin; ilişkiye mutlu bir şekilde devam etmesi için oynaması gereken roller vardır. Bu roller; ilişkiyi canlı tutar. Peki, nedir bu roller?

    Kadın ve erkeğin arasındaki güçlü bir sevgi bağı.”Seni gerçekten çok seviyorum ve yaşamımda çok önemli bir yerdesin ” İki ayrı insan ve farklı kişilik özelliklerinin olduğunun, farklı ailelerden geldiklerinin, yaşamdan beklentilerinin birebir aynı olmadığının farkında olarak yaşamak.

    Sorunsuz bir ilişki yoktur ama bir çözüm elbette ki vardır. Bu çözümleri önce kendiniz araştırmaya çalışın sonra onunla birlikte sakin bir anınızda konuşmaya çalışın. Bu maddeleri birlikte oluşturun. Öfkelerinizi kontrol edebilmeyi öğrenin. Gerekirse bunun için bir uzman desteği alın. Her şeyden önce bunu kendiniz için kontrol etmelisiniz. Çünkü öfke öncelikle kişinin kendisine zarar verir. İlişkinin devam edebilmesi için iki tarafın da çaba göstermesi çok önemlidir. Bazen diğer kişi bu çabayı gösterecek güçte olmayabilir. Bunu fark ettiğinizde ona tolerans göstermek gerekir. Bazen siz de bu güce sahip olamayabilirsiniz. O zaman da sıra onda olacaktır.

    İlişkinizde yaptığınız her şeyi kendiniz için yaptığınızı düşünün. Çünkü bu sizin ilişkiniz. Onu siz seçtiniz, sevgili olma ya da eş olma teklifini siz kabul ettiniz. Bu nedenle ilişkinin sağlıklı devam edebilmesi için yapacağınız her türlü çaba aslında mutluluğunuz için. Eğer mutlu olamayacağınızı düşünüyorsanız tabi ki bu ilişkinin devamı için daha farklı düşünmeniz gerekir.

    İlişkiniz yaşamınızda tek amaç olmamalıdır. Yaşamdan enerji aldığınız başka alanlar da kendinize yaratmalısınız. Aileniz, arkadaşlarınız, hobileriniz, işiniz. Bu alanlar içinde yaşamak birbirinizi daha fazla özlemenize neden olacak, onsuz da var olabildiğiniz gücünü size hissettirecektir. “Onsuz yapamıyorum, çalışamıyorum, aklımdan bir türlü çıkmıyor, o gitti sanki yaşamda her şey bitti.” Düşünceleri beyninizi yiyip bitirmeyecektir. Her şeyin farkında olan güçlü bir birey olarak daha sağlıklı düşünecek ve yaşamınızla ilgili olarak yen kararlar alabileceksiniz.

    Kendinizi sevin, kendinize güvenin ve kendinize iyi bakın. Bunu hisseden bir kişi sizi kaybetmemek için daha fazla çaba gösterecektir. Beklentilerinizi karşılıklı paylaşın. Bunları bir zorunluluk olarak sunmayın, sadece talep edin ve yapıldığında mutlu olacağınızı söyleyin. Her beklediğinizi karşı tarafta bulamayabileceğinizin farkında olun.

    Gerçekten ne istediğinizi bilin. Kendi fikirlerinizi kendiniz değerlendirin. Sizin ve yardım aldığınız bir uzmanın dışında kimse ne yaşadığınızı ve ne yapmanız gerektiğini tam olarak bilemeyecektir. Paylaşımda bulunduğunuz en iyi arkadaşınızın da farklı bir kişilik özelliği olduğunu ve yaşamdan farklı şeyler bekleyebileceğini unutmayın. Karar sizin olursa sonuçlarına daha güçlü bir şekilde katlanırsınız.

    Sorunlardan çok çözüme odaklanın. Geçmişte olanları sürekli olarak dile getirmeyin. Tüm olanlara rağmen deva etme kararı verdiyseniz bu sizin kararınızdır. Bunun için kimseyi suçlamayın ve bu güne geri dönün. Bugün ve şimdi yaşadığınız önemlidir. Gereksiz tartışmalara girmeyin. Bu önce sizi yorar yeniden hatırlatayım. Hata yaptığınızda özür dileyin. Bazen siz de hata yapabilirsiniz.

    Eğer seviyorsanız ya da özlediyseniz bu duygularınızı paylaşmaktan çekinmeyin. Bunlar sizin duygularınız. Bunları ertelemek, gurur yapmak sizde baskı yaratabilir. Gerçek duygularınızla yüzleşin. Bu duygularınızı ilettiğinizde karşılığını alamıyorsanız bile kendinize kızmayın. Çünkü bunu kendiniz için yaptınız. Bazı şeylerin karşılığını alamama sonucunu da kabullenmeli ve yola devam edebilmelisiniz.

    İlişkinizi rutine sokmayın. Canlı ve sürprizlerle dolu olan bir ilişki her zaman daha uzun sürelidir. Sürprizin açılımı herkes için birbirinden farklıdır. Beklediğiniz sürprizlerle karşılaşmadığınızda ( çiçekler gibi) küsmeyin ve kızmayın. Yapılan her çaba sizin için yapılmıştır unutmayın. Farklı yönlerinizi kabul edin ( o maç izlerken siz de kitabınızı okuyun örneğin) ama birkaç ortak yön de oluşturmalısınız. (Ara sıra birlikte maç izlemek, yürüyüşlere çıkmak, tavla – play station oynamak gibi.)

    Eğer çocuklarınız söz konusu ise; onların sorumluluklarını paylaşmalısınız. Anne – baba rolünüz olduğunu unutmamalısınız.

    Her şeye rağmen ilişkiniz iyi devam etmiyorsa ve mutsuzluğunuz gitgide artıyorsa nedenlerini bir uzmanla paylaşabilirsiniz. Karar bu süreçte de yine sizindir. Sadece daha sağlıklı bir ortamda değerlendirilmesi ve yaşama güçlü bir şekilde devam edebilmeniz sağlanacaktır.

    Psikolog Eda Gökduman

    Mutlu bir birlikteliğin ipuçları

    Konu Saati  05:07  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Sevgi sözcükleri ile başlayan aşk masalınız artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi tüketebilir. İşte sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin ipuçları…

    Sevme ve sevilme ihtiyacınızı karşılamak için nelerden faydalanıyorsunuz… Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Tüm bu alanlardan ya da her birinden ayrı ayrı beslenmek sağlıklı bir insanın oluşumu için çok önemlidir. Ama aşık olduğunuzda yani sevgiliye olan sevginizin sizi çok daha farklı bir boyuta geçirdiğini, her şeyi unutturacak boyutta tüm vücudunuzu sardığını, bazen yaşamınızda her şeyden sıyrılıp sadece onun varlığını düşündürdüğünü fark etmişsinizdir. Sabah uyandığınızda telefonunuzda özlemle dolu günaydın mesajı, gözlerinizi açtığınızda varlığı ile size huzur veren ve içinizi ısıtan gülüşü, işe gittiğinizde sizi sevdiğini ifade eden o etkileyici cümleleri, akşam olduğunda ona yeniden kavuşmanızın sizde yarattığı o mutluluk ifadesi…

    Peki ya kötü giden bir ilişki olunca.. Sevgi sözcükleri ile başlayan bu peri masalının artık size enerji vermek yerine tüm enerjinizi damarlarınızdan bir bir almasının sizde yarattığı duygu… Bu ilişkiyi devam ettirmek ya da bitirmek. Kararsızlıklar…Güzel ve kötü anılar.. Artık onsuz yaşamak…

    Bu duyguları yaşayan kadın ve erkeğin; ilişkiye mutlu bir şekilde devam etmesi için oynaması gereken roller vardır. Bu roller; ilişkiyi canlı tutar. Peki, nedir bu roller?

    Kadın ve erkeğin arasındaki güçlü bir sevgi bağı.”Seni gerçekten çok seviyorum ve yaşamımda çok önemli bir yerdesin ” İki ayrı insan ve farklı kişilik özelliklerinin olduğunun, farklı ailelerden geldiklerinin, yaşamdan beklentilerinin birebir aynı olmadığının farkında olarak yaşamak.

    Sorunsuz bir ilişki yoktur ama bir çözüm elbette ki vardır. Bu çözümleri önce kendiniz araştırmaya çalışın sonra onunla birlikte sakin bir anınızda konuşmaya çalışın. Bu maddeleri birlikte oluşturun. Öfkelerinizi kontrol edebilmeyi öğrenin. Gerekirse bunun için bir uzman desteği alın. Her şeyden önce bunu kendiniz için kontrol etmelisiniz. Çünkü öfke öncelikle kişinin kendisine zarar verir. İlişkinin devam edebilmesi için iki tarafın da çaba göstermesi çok önemlidir. Bazen diğer kişi bu çabayı gösterecek güçte olmayabilir. Bunu fark ettiğinizde ona tolerans göstermek gerekir. Bazen siz de bu güce sahip olamayabilirsiniz. O zaman da sıra onda olacaktır.

    İlişkinizde yaptığınız her şeyi kendiniz için yaptığınızı düşünün. Çünkü bu sizin ilişkiniz. Onu siz seçtiniz, sevgili olma ya da eş olma teklifini siz kabul ettiniz. Bu nedenle ilişkinin sağlıklı devam edebilmesi için yapacağınız her türlü çaba aslında mutluluğunuz için. Eğer mutlu olamayacağınızı düşünüyorsanız tabi ki bu ilişkinin devamı için daha farklı düşünmeniz gerekir.

    İlişkiniz yaşamınızda tek amaç olmamalıdır. Yaşamdan enerji aldığınız başka alanlar da kendinize yaratmalısınız. Aileniz, arkadaşlarınız, hobileriniz, işiniz. Bu alanlar içinde yaşamak birbirinizi daha fazla özlemenize neden olacak, onsuz da var olabildiğiniz gücünü size hissettirecektir. “Onsuz yapamıyorum, çalışamıyorum, aklımdan bir türlü çıkmıyor, o gitti sanki yaşamda her şey bitti.” Düşünceleri beyninizi yiyip bitirmeyecektir. Her şeyin farkında olan güçlü bir birey olarak daha sağlıklı düşünecek ve yaşamınızla ilgili olarak yen kararlar alabileceksiniz.

    Kendinizi sevin, kendinize güvenin ve kendinize iyi bakın. Bunu hisseden bir kişi sizi kaybetmemek için daha fazla çaba gösterecektir. Beklentilerinizi karşılıklı paylaşın. Bunları bir zorunluluk olarak sunmayın, sadece talep edin ve yapıldığında mutlu olacağınızı söyleyin. Her beklediğinizi karşı tarafta bulamayabileceğinizin farkında olun.

    Gerçekten ne istediğinizi bilin. Kendi fikirlerinizi kendiniz değerlendirin. Sizin ve yardım aldığınız bir uzmanın dışında kimse ne yaşadığınızı ve ne yapmanız gerektiğini tam olarak bilemeyecektir. Paylaşımda bulunduğunuz en iyi arkadaşınızın da farklı bir kişilik özelliği olduğunu ve yaşamdan farklı şeyler bekleyebileceğini unutmayın. Karar sizin olursa sonuçlarına daha güçlü bir şekilde katlanırsınız.

    Sorunlardan çok çözüme odaklanın. Geçmişte olanları sürekli olarak dile getirmeyin. Tüm olanlara rağmen deva etme kararı verdiyseniz bu sizin kararınızdır. Bunun için kimseyi suçlamayın ve bu güne geri dönün. Bugün ve şimdi yaşadığınız önemlidir. Gereksiz tartışmalara girmeyin. Bu önce sizi yorar yeniden hatırlatayım. Hata yaptığınızda özür dileyin. Bazen siz de hata yapabilirsiniz.

    Eğer seviyorsanız ya da özlediyseniz bu duygularınızı paylaşmaktan çekinmeyin. Bunlar sizin duygularınız. Bunları ertelemek, gurur yapmak sizde baskı yaratabilir. Gerçek duygularınızla yüzleşin. Bu duygularınızı ilettiğinizde karşılığını alamıyorsanız bile kendinize kızmayın. Çünkü bunu kendiniz için yaptınız. Bazı şeylerin karşılığını alamama sonucunu da kabullenmeli ve yola devam edebilmelisiniz.

    İlişkinizi rutine sokmayın. Canlı ve sürprizlerle dolu olan bir ilişki her zaman daha uzun sürelidir. Sürprizin açılımı herkes için birbirinden farklıdır. Beklediğiniz sürprizlerle karşılaşmadığınızda ( çiçekler gibi) küsmeyin ve kızmayın. Yapılan her çaba sizin için yapılmıştır unutmayın. Farklı yönlerinizi kabul edin ( o maç izlerken siz de kitabınızı okuyun örneğin) ama birkaç ortak yön de oluşturmalısınız. (Ara sıra birlikte maç izlemek, yürüyüşlere çıkmak, tavla – play station oynamak gibi.)

    Eğer çocuklarınız söz konusu ise; onların sorumluluklarını paylaşmalısınız. Anne – baba rolünüz olduğunu unutmamalısınız.

    Her şeye rağmen ilişkiniz iyi devam etmiyorsa ve mutsuzluğunuz gitgide artıyorsa nedenlerini bir uzmanla paylaşabilirsiniz. Karar bu süreçte de yine sizindir. Sadece daha sağlıklı bir ortamda değerlendirilmesi ve yaşama güçlü bir şekilde devam edebilmeniz sağlanacaktır.

    Psikolog Eda Gökduman

    Bazen neden bu kadar sinirli ve gergin olduğunuzu anlamıyor musunuz?

    Bazı sabahlar farkında olmadan sinirli bir şekilde uyandığınız oluyor mu? Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Meral Kayahan, asabiyetin doğal sebeplerini yazdı.

    Herkes zaman zaman aksileşebilir ama arkadaşlarınız veya aileniz sürekli bu halinizden şikayet ediyorsa durumunuzu gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Peki fevri tavırlarınızın en yaygın nedenlerini öğrenmek ister misiniz?

    Kafein

    Kafein; kahve, çay, çikolata gibi yiyeceklerin içinde bulunan ve vücutta bağımlılık yaratan bir maddedir. Ayrıca uyku gideren ve enerji verici iki etkisi daha vardır. Bir çay fincanı kahvede yaklaşık 100 mg, aynı miktar çayda ise 70 mg, bir kutu kolada 50 mg, 100 gr sütlü çikolatada 20 mg kafein bulunur. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık, tüketim sıklığı düzenli olarak alınan miktar vücut ağırlığı fiziksel koşullar gibi birçok etkene bağlıdır. Pek çok çalışma, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarını günde 300 mg (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük çay bardağıdır) olarak tavsiye eder. Kafeinin en önemli yan etkisi uykusuzluktur. Etkisini kişinin uyumamasına değil de derin uyumasına mani olarak gösterir. Stres hormonlarının yükselmesine neden olur. Bu şekilde kan basıncını ve nabız atışını hızlandırır, kan damarlarında daralmaya bağlı el ve ayaklarda soğumaya neden olur. Bu durum vücudun stres altında verdiği tepkiye yakındır.

    Hormonlar

    Stres, karşılaşılan olaylarda insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Bedenin stresle karşılaşması sonucunda adrenalinin salgılanması gerçekleşir. Bunun sonucunda kan basıncı yükselir, kalp atışlarında hızlanma, midede hiper asidide olabilir. Beden ısısı artar, solunum derinliği, hızı artar, el ve ayaklarda üşüme oluşur.

    Düzensiz beslenme

    Kahvaltı yapmadan evden çıkıyor, gün içinde yoğun iş deposundan dolayı öğün atlıyorsanız, yeterli miktarda su içmiyorsanız, karbonitrat, protein ve yağı dengeli oranda alamıyorsanız ve ağırlıklı olarak fast-food tüketiyorsanız düzensiz besleniyorsunuz demektir. Kötü beslenme hücre yenilemesi işlevini aksatır. Cildiniz canlılığını ve tazeliğini kaybeder. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı, aşırı sinirlilik ve düşünce,hafıza sisteminde bulanıklaşma görülür. Güne kahvaltı yaparak başlayın, gıda alımınızı gün içine yayarak üç ana öğün, üç ara öğün şeklinde az ve sık beslenin ve bol su için.

    Tiroid

    Tiroid bezi, boynun ön kısmında yer alan ve salgıladığı hormonlarla vücutmetabolizmasını düzenleyen endokrin bir organdır. En sık rastlanan hastalıkları tiroid hormonun üretimindeki dengesizliklerdir. Tiroid hormonları aşırı miktarda salgılandığında hipertiroidizm, yetersiz miktarlarda salgılandığında ise hipotiroidizm meydana gelir.

    Hipotiroidizm’de belirtiler

    Halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama. Uyku eğiliminin artması. Ses kalınlaşması, ciltte kalınlaşma ve kuruluk. Saç dökülmesi, kabızlık terleme azlığı, yüzde ve göz kapaklarında şişlik.

    Hipertiroide klinik

    Bulgular normal veya aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı. Terleme, sıcağa tahammülsüzlük. Sinirlilik hali. Çarpıntı, yüksek kan basıncı. İshal şeklinde veya sık dışkılama. Göz kürelerinin belirmesi. Kas güçsüzlüğü ve ellerde titreme.

    Cosmopolitan

    Asabiyetin şaşırtıcı nedenleri

    Konu Saati  05:06  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Bazen neden bu kadar sinirli ve gergin olduğunuzu anlamıyor musunuz?

    Bazı sabahlar farkında olmadan sinirli bir şekilde uyandığınız oluyor mu? Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Meral Kayahan, asabiyetin doğal sebeplerini yazdı.

    Herkes zaman zaman aksileşebilir ama arkadaşlarınız veya aileniz sürekli bu halinizden şikayet ediyorsa durumunuzu gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Peki fevri tavırlarınızın en yaygın nedenlerini öğrenmek ister misiniz?

    Kafein

    Kafein; kahve, çay, çikolata gibi yiyeceklerin içinde bulunan ve vücutta bağımlılık yaratan bir maddedir. Ayrıca uyku gideren ve enerji verici iki etkisi daha vardır. Bir çay fincanı kahvede yaklaşık 100 mg, aynı miktar çayda ise 70 mg, bir kutu kolada 50 mg, 100 gr sütlü çikolatada 20 mg kafein bulunur. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık, tüketim sıklığı düzenli olarak alınan miktar vücut ağırlığı fiziksel koşullar gibi birçok etkene bağlıdır. Pek çok çalışma, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarını günde 300 mg (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük çay bardağıdır) olarak tavsiye eder. Kafeinin en önemli yan etkisi uykusuzluktur. Etkisini kişinin uyumamasına değil de derin uyumasına mani olarak gösterir. Stres hormonlarının yükselmesine neden olur. Bu şekilde kan basıncını ve nabız atışını hızlandırır, kan damarlarında daralmaya bağlı el ve ayaklarda soğumaya neden olur. Bu durum vücudun stres altında verdiği tepkiye yakındır.

    Hormonlar

    Stres, karşılaşılan olaylarda insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Bedenin stresle karşılaşması sonucunda adrenalinin salgılanması gerçekleşir. Bunun sonucunda kan basıncı yükselir, kalp atışlarında hızlanma, midede hiper asidide olabilir. Beden ısısı artar, solunum derinliği, hızı artar, el ve ayaklarda üşüme oluşur.

    Düzensiz beslenme

    Kahvaltı yapmadan evden çıkıyor, gün içinde yoğun iş deposundan dolayı öğün atlıyorsanız, yeterli miktarda su içmiyorsanız, karbonitrat, protein ve yağı dengeli oranda alamıyorsanız ve ağırlıklı olarak fast-food tüketiyorsanız düzensiz besleniyorsunuz demektir. Kötü beslenme hücre yenilemesi işlevini aksatır. Cildiniz canlılığını ve tazeliğini kaybeder. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı, aşırı sinirlilik ve düşünce,hafıza sisteminde bulanıklaşma görülür. Güne kahvaltı yaparak başlayın, gıda alımınızı gün içine yayarak üç ana öğün, üç ara öğün şeklinde az ve sık beslenin ve bol su için.

    Tiroid

    Tiroid bezi, boynun ön kısmında yer alan ve salgıladığı hormonlarla vücutmetabolizmasını düzenleyen endokrin bir organdır. En sık rastlanan hastalıkları tiroid hormonun üretimindeki dengesizliklerdir. Tiroid hormonları aşırı miktarda salgılandığında hipertiroidizm, yetersiz miktarlarda salgılandığında ise hipotiroidizm meydana gelir.

    Hipotiroidizm’de belirtiler

    Halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama. Uyku eğiliminin artması. Ses kalınlaşması, ciltte kalınlaşma ve kuruluk. Saç dökülmesi, kabızlık terleme azlığı, yüzde ve göz kapaklarında şişlik.

    Hipertiroide klinik

    Bulgular normal veya aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı. Terleme, sıcağa tahammülsüzlük. Sinirlilik hali. Çarpıntı, yüksek kan basıncı. İshal şeklinde veya sık dışkılama. Göz kürelerinin belirmesi. Kas güçsüzlüğü ve ellerde titreme.

    Cosmopolitan

    Anne babalar eve misafir geldiğinde çocuğuna “Şimdi işim var; odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmamalı. Böyle bir muamele çocuğu misafirlere karşı soğutur. Misafiri annesinden koparan insanlar olarak görür. Hâlbuki misafir gelmesi çocuğunuzun eğitimi açısından önemlidir.

    Annesi kitapları çok severdi. Kızına da 1,5 yaşından beri kitap okuyordu. Evlerinin bir duvarı boydan boya 6 yaşındaki kızının kitaplarıyla doluydu. Anne bir tek misafir geldiği geceler kitap okuyamıyordu. Çocuk bu yüzden evlerine gelen yatılı misafirleri hiç sevmez olmuştu. Çünkü misafirler onların hayatlarının düzenini bozuyordu.

    Terapi sırasında “Misafirleri hiç sevmiyorum çünkü o zaman annem benimle ilgilenmiyor. Ne zaman onu yanıma çağırsam, “Kızım gelemem, şimdi çok işim var diyor!” demişti. Bu kadar ilgili ve mükemmeliyetçi anneyi misafirlerle paylaşmak pek de kolay değildi. Annesini özlüyordu. Annesi de onun misafir gelmesini normal karşılamasını istiyor, bunun için ne yapabileceğini soruyordu.

    Aslında bu durum birçok evde yaşanan bir sorun. Eve misafir geldiğinde anneler genelde çocuklarıyla ilgilenemez. Ve bazı anneler de bahane olarak misafirin varlığını öne sürer. Çocuk da annesinin ilgi ve sevgisini kendinden çalan bu misafirden pek de hoşlanmaz olur… Hâlbuki misafir gelmeden önce çocukla konuşulması, yapılacak hazırlıklara onun da katkıda bulunmasına fırsat verilmesi, çocuğun misafirleri sevmesine yardımcı olacaktır.

    Örneğin, anne baba çocuğa, “Bugün bize misafir gelecek ve seninle bazen ilgilenemeyebiliriz, misafirlere hizmet ederken bize yardımcı olursan çok mutlu oluruz. Mesela onlar geldiğinde çay şekerlerini ikram edebilirsin. Misafir demek eve bereket gelmesi demektir!” diyebilir. Misafirlere ikram edilecek yiyecekler için alışverişin çocukla beraber yapılması da onun gelecek kişileri benimsemesini kolaylaştırır.

    Misafir varken yaptığı her güzel davranışı tebessümle karşılayın ve misafir sonrası “Bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim.” diyerek pekiştirin. Çocuk bu davranışları yaparak yani ikram ve hizmet ederek ve misafirlerle duygularını paylaşarak misafiri sevecektir. Hatta önceden annesini kimseyle paylaşmak istemeyen 6 yaşındaki kızımız gibi yeni bir eve taşındıklarında “Neden bizim evimize hiç misafir gelmiyor!” diye de üzülebilecektir. Yeter ki anne baba, misafir geldiği zaman çocuğuna “Şimdi işim var odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmasın.

    Misafir geldiğinde çocuk ne yapabilir?

    Çocuğunuza misafire karşı nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuzdan ayrıca şu davranışları yapmasını isteyebilirsiniz:

    Misafirlere ‘hoş geldiniz’ demesini öğütleyebilir, misafirleri kapıda karşılayabilirsiniz.

    Büyüklerin ellerini öpmesini isteyebilir, bunun saygı için yapıldığını belirtebilirsiniz.

    Misafirlerin giymesi için terlik vermesini sağlayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun sizinle birlikte sofrayı hazırlamasını ve ufak şeyleri taşımasını isteyebilirsiniz.

    Onlar için seninle birlikte yaptığımız keki onlara “Sizin için annemle birlikte kek yaptık!” diyerek ikram edebilirsiniz.

    Misafirlerin çocuklarıyla oyuncaklarını ve odasını paylaşmasını temin edebilirsiniz. Çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemezse çocuk zorlanmamalıdır.

    Psikolog Fazilet Seyidoğlu

    Misafir, çocuk için iyi bir eğitim fırsatıdır

    Konu Saati  05:06  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Anne babalar eve misafir geldiğinde çocuğuna “Şimdi işim var; odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmamalı. Böyle bir muamele çocuğu misafirlere karşı soğutur. Misafiri annesinden koparan insanlar olarak görür. Hâlbuki misafir gelmesi çocuğunuzun eğitimi açısından önemlidir.

    Annesi kitapları çok severdi. Kızına da 1,5 yaşından beri kitap okuyordu. Evlerinin bir duvarı boydan boya 6 yaşındaki kızının kitaplarıyla doluydu. Anne bir tek misafir geldiği geceler kitap okuyamıyordu. Çocuk bu yüzden evlerine gelen yatılı misafirleri hiç sevmez olmuştu. Çünkü misafirler onların hayatlarının düzenini bozuyordu.

    Terapi sırasında “Misafirleri hiç sevmiyorum çünkü o zaman annem benimle ilgilenmiyor. Ne zaman onu yanıma çağırsam, “Kızım gelemem, şimdi çok işim var diyor!” demişti. Bu kadar ilgili ve mükemmeliyetçi anneyi misafirlerle paylaşmak pek de kolay değildi. Annesini özlüyordu. Annesi de onun misafir gelmesini normal karşılamasını istiyor, bunun için ne yapabileceğini soruyordu.

    Aslında bu durum birçok evde yaşanan bir sorun. Eve misafir geldiğinde anneler genelde çocuklarıyla ilgilenemez. Ve bazı anneler de bahane olarak misafirin varlığını öne sürer. Çocuk da annesinin ilgi ve sevgisini kendinden çalan bu misafirden pek de hoşlanmaz olur… Hâlbuki misafir gelmeden önce çocukla konuşulması, yapılacak hazırlıklara onun da katkıda bulunmasına fırsat verilmesi, çocuğun misafirleri sevmesine yardımcı olacaktır.

    Örneğin, anne baba çocuğa, “Bugün bize misafir gelecek ve seninle bazen ilgilenemeyebiliriz, misafirlere hizmet ederken bize yardımcı olursan çok mutlu oluruz. Mesela onlar geldiğinde çay şekerlerini ikram edebilirsin. Misafir demek eve bereket gelmesi demektir!” diyebilir. Misafirlere ikram edilecek yiyecekler için alışverişin çocukla beraber yapılması da onun gelecek kişileri benimsemesini kolaylaştırır.

    Misafir varken yaptığı her güzel davranışı tebessümle karşılayın ve misafir sonrası “Bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim.” diyerek pekiştirin. Çocuk bu davranışları yaparak yani ikram ve hizmet ederek ve misafirlerle duygularını paylaşarak misafiri sevecektir. Hatta önceden annesini kimseyle paylaşmak istemeyen 6 yaşındaki kızımız gibi yeni bir eve taşındıklarında “Neden bizim evimize hiç misafir gelmiyor!” diye de üzülebilecektir. Yeter ki anne baba, misafir geldiği zaman çocuğuna “Şimdi işim var odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmasın.

    Misafir geldiğinde çocuk ne yapabilir?

    Çocuğunuza misafire karşı nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuzdan ayrıca şu davranışları yapmasını isteyebilirsiniz:

    Misafirlere ‘hoş geldiniz’ demesini öğütleyebilir, misafirleri kapıda karşılayabilirsiniz.

    Büyüklerin ellerini öpmesini isteyebilir, bunun saygı için yapıldığını belirtebilirsiniz.

    Misafirlerin giymesi için terlik vermesini sağlayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun sizinle birlikte sofrayı hazırlamasını ve ufak şeyleri taşımasını isteyebilirsiniz.

    Onlar için seninle birlikte yaptığımız keki onlara “Sizin için annemle birlikte kek yaptık!” diyerek ikram edebilirsiniz.

    Misafirlerin çocuklarıyla oyuncaklarını ve odasını paylaşmasını temin edebilirsiniz. Çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemezse çocuk zorlanmamalıdır.

    Psikolog Fazilet Seyidoğlu

    1 Mayıs 2013 Çarşamba




    Kinect ve IllumiRoom Birleşimi ve Oyundan Bir Oda
    Microsoftt'un oyun konsolu olan Xbox'ın başarısı şirketi yeni projeler geliştirme yoluna itiyor. Bu projelerden birisi de çok ses getiren Kinect şüphesiz ki. Bilmeyenler için kısa bir bilgilendirme yapalım Kinect herhangi bir tuş takımı ve oyun koluna gerek kalmadan oyun oynayabilme şansı sunan bir aparat çok yakın tarihte PC için de çıkması

    Microsoft Oyuncuları Oyunun İçine Dahil Edecek: IllumiRoom

    Konu Saati  05:23  |  in  Microsoft  |  Devamı»




    Kinect ve IllumiRoom Birleşimi ve Oyundan Bir Oda
    Microsoftt'un oyun konsolu olan Xbox'ın başarısı şirketi yeni projeler geliştirme yoluna itiyor. Bu projelerden birisi de çok ses getiren Kinect şüphesiz ki. Bilmeyenler için kısa bir bilgilendirme yapalım Kinect herhangi bir tuş takımı ve oyun koluna gerek kalmadan oyun oynayabilme şansı sunan bir aparat çok yakın tarihte PC için de çıkması

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. 

    Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    Yapmanız gerekenler

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin.

    Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Diğer bölgeler için...

    Kafa: 
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun: 
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar: 
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden "rahatla ve bırak" deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    Rahatlama Egzersizleri Nasıl Yapılır?

    Konu Saati  01:19  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. 

    Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    Yapmanız gerekenler

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin.

    Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Diğer bölgeler için...

    Kafa: 
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun: 
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar: 
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden "rahatla ve bırak" deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    Kahkaha atmak insan sağlığına iyi geliyor. Kahkahanın fizyolojik etkilerini inceleyen bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, kahkaha stresin aksine hareket ederek stres hormonu kortizol seviyesini azaltıyor. Bu da insan sağlığına iyi geliyor…

    Kahkahanın oluşumu, onun olumlu etkilerini araştırmayı zorlaştırıyor. Ortalama bir kahkaha, 4 saliselik bir ses patlamasından oluşuyor. Bu ses patlamaları bir saniyenin beşte biri oranındaki aralıklarla tekrar ediliyor. Ses patlamalarının sayısı kahkahanın derecesine bağlı ve içten bir kahkaha bir süre daha devam edebiliyor. Fakat kahkaha yine de kısa süreli bir özelliğe sahip.

    ABD’deki Maryland Üniversitesi kahkaha araştırmaları uzmanı Robert Provine, kahkahanın neden ilk bakışta daha çok yorucu bir hareket gibi göründüğünü şöyle açıklıyor:

    “Eğer gülen birinin fizyolojik profiline bakarsanız aslında bunun stresle bağdaşlaştırılabilecek özellikleri olduğunu görürsünüz. Örneğin ‘ha ha ha’ derken, gülüyorsunuz, nefesinizi tutuyorsunuz, kan basıncınız artıyor ve kalp atışlarınız hızlanıyor, vücudun farklı bölgelerini zorluyorsunuz.”

    Vücuttaki etkileri ölçüldü

    Vücuttaki olumlu etkileri ise kahkaha sırasında değil sonrasında ölçülüyor. Maryland Üniversitesi’nden kardiyolog Michael Miller, kahkahanın kan damarları üzerindeki etkilerini araştırıyor.

    Daha önceki çalışmalar, stres ve öfkenin, damarların iç kısmının daralmasına yol açtığını gösterdi. Miller ise zihinsel stresin damarların daralmasına yol açıp açmadığını ve kahkahayla onları rahatlatabilecek bir yol olup olmadığını merak ederek araştırmalar yapmış.

    Araştırmacı, damarların iç tabakasının esnekliğinin ölçülmesini sağlayan yöntemi şöyle açıklıyor:

    “Tansiyon aletini kolun üst kısmına koyuyoruz. Aletin basıncını normal tansiyon seviyesinden 50 puan kadar yükseğe ayarlıyoruz. Bu, kan damarlarının daralmasına yol açıyor. Beş dakika böyle tutup ardından tansiyon aletini çıkarıyoruz. Çıkardıktan sonra geçen bir dakika boyunca damar iç tabakasının sağlık durumu hakkında değerlendirme yapıyoruz.”

    Deney nasıl yapıldı?

    Bu deneye sağlıklı, sigara kullanmayan 20 gönüllü katıldı. Deney sırasında bazı filmlerden sahneler izlediler. İlk önce Steven Spielberg’in 2’inci Dünya Savaşı sırasında geçen Er Ryan’ı Kurtarmak adlı filmi gösterildi.

    Filmin açılış sahnesinde, Normandiya kıyılarında ölmek üzere olan askerler kanlı yakın plan görüntüleriyle görülüyor ve buna kasvetli bir müzik eşlik ediyor. Deneklere 48 saat sonra ise izlerken kahkahalar atabilecekleri komedi filmleri gösterildi.

    Bütün katılımcılar “Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı filmi stresli buldu. Buna ek olarak damarlarında da daralma gözlendi. Ancak komedi filmlerini izledikten sonra damarlar tekrar genişledi.

    Müziğin etkisi de araştırıldı

    Miller daha sonra kahkaha yerine müziğin damarlar üzerindeki etkisini araştırdı. Neredeyse bütün katılımcılar “Heavy Metal” ve “Rap” müziğini nahoş olarak tanımladı. Tahmin edilebileceği gibi damarlarda da daralma oldu. Denekleri mutlu bir ruh haline sokmak için en sevdikleri müzik türünü laboratuara getirmeleri istendi. Ve çoğu “Country” müziği tercih etti.

    Müzik ve kahkaha deneylerinin sonuçları karşılaştırıldığında şu durum ortaya çıktı; iyi bir kahkaha, en sevilen müziği dinlemek kadar güçlü bir etkiye sahip. İkisi de damarları rahatlatıyor.

    Stresi azaltmak için kahkaha atın

    Konu Saati  01:19  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Kahkaha atmak insan sağlığına iyi geliyor. Kahkahanın fizyolojik etkilerini inceleyen bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, kahkaha stresin aksine hareket ederek stres hormonu kortizol seviyesini azaltıyor. Bu da insan sağlığına iyi geliyor…

    Kahkahanın oluşumu, onun olumlu etkilerini araştırmayı zorlaştırıyor. Ortalama bir kahkaha, 4 saliselik bir ses patlamasından oluşuyor. Bu ses patlamaları bir saniyenin beşte biri oranındaki aralıklarla tekrar ediliyor. Ses patlamalarının sayısı kahkahanın derecesine bağlı ve içten bir kahkaha bir süre daha devam edebiliyor. Fakat kahkaha yine de kısa süreli bir özelliğe sahip.

    ABD’deki Maryland Üniversitesi kahkaha araştırmaları uzmanı Robert Provine, kahkahanın neden ilk bakışta daha çok yorucu bir hareket gibi göründüğünü şöyle açıklıyor:

    “Eğer gülen birinin fizyolojik profiline bakarsanız aslında bunun stresle bağdaşlaştırılabilecek özellikleri olduğunu görürsünüz. Örneğin ‘ha ha ha’ derken, gülüyorsunuz, nefesinizi tutuyorsunuz, kan basıncınız artıyor ve kalp atışlarınız hızlanıyor, vücudun farklı bölgelerini zorluyorsunuz.”

    Vücuttaki etkileri ölçüldü

    Vücuttaki olumlu etkileri ise kahkaha sırasında değil sonrasında ölçülüyor. Maryland Üniversitesi’nden kardiyolog Michael Miller, kahkahanın kan damarları üzerindeki etkilerini araştırıyor.

    Daha önceki çalışmalar, stres ve öfkenin, damarların iç kısmının daralmasına yol açtığını gösterdi. Miller ise zihinsel stresin damarların daralmasına yol açıp açmadığını ve kahkahayla onları rahatlatabilecek bir yol olup olmadığını merak ederek araştırmalar yapmış.

    Araştırmacı, damarların iç tabakasının esnekliğinin ölçülmesini sağlayan yöntemi şöyle açıklıyor:

    “Tansiyon aletini kolun üst kısmına koyuyoruz. Aletin basıncını normal tansiyon seviyesinden 50 puan kadar yükseğe ayarlıyoruz. Bu, kan damarlarının daralmasına yol açıyor. Beş dakika böyle tutup ardından tansiyon aletini çıkarıyoruz. Çıkardıktan sonra geçen bir dakika boyunca damar iç tabakasının sağlık durumu hakkında değerlendirme yapıyoruz.”

    Deney nasıl yapıldı?

    Bu deneye sağlıklı, sigara kullanmayan 20 gönüllü katıldı. Deney sırasında bazı filmlerden sahneler izlediler. İlk önce Steven Spielberg’in 2’inci Dünya Savaşı sırasında geçen Er Ryan’ı Kurtarmak adlı filmi gösterildi.

    Filmin açılış sahnesinde, Normandiya kıyılarında ölmek üzere olan askerler kanlı yakın plan görüntüleriyle görülüyor ve buna kasvetli bir müzik eşlik ediyor. Deneklere 48 saat sonra ise izlerken kahkahalar atabilecekleri komedi filmleri gösterildi.

    Bütün katılımcılar “Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı filmi stresli buldu. Buna ek olarak damarlarında da daralma gözlendi. Ancak komedi filmlerini izledikten sonra damarlar tekrar genişledi.

    Müziğin etkisi de araştırıldı

    Miller daha sonra kahkaha yerine müziğin damarlar üzerindeki etkisini araştırdı. Neredeyse bütün katılımcılar “Heavy Metal” ve “Rap” müziğini nahoş olarak tanımladı. Tahmin edilebileceği gibi damarlarda da daralma oldu. Denekleri mutlu bir ruh haline sokmak için en sevdikleri müzik türünü laboratuara getirmeleri istendi. Ve çoğu “Country” müziği tercih etti.

    Müzik ve kahkaha deneylerinin sonuçları karşılaştırıldığında şu durum ortaya çıktı; iyi bir kahkaha, en sevilen müziği dinlemek kadar güçlü bir etkiye sahip. İkisi de damarları rahatlatıyor.

    Bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanlar, haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçiriyor. Ancak uzmanlar bu noktada önemli bir uyarı ve tavsiyede bulunuyor: “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!” 

    Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu söyleyen New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, "Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim" diyor.

    Kaçamaklar Kalbi Nasıl Etkiler?

    Japonya’da yapılan bir araştırmada erkeklerin eşleriyle seks yaptıkları zaman kalp hızlarının 100’ün altında kaldığının belirlendiğini kaydeden Dr. Özgen Doğan, buna karşın sevgilisi ile seks yapan erkeklerde nabzın dakikada 130 atmaya başladığının görüldüğünü vurguluyor. Dr. Özgen Doğan, "Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor" diye konuşuyor.

    Kalp Hastaları Dikkat!...

    Eğer kalp hastalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca olmadığını belirten Dr. Özgen Doğan, "Aksi halde doktorunuza görünmenizde fayda var. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde baş gösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım" şeklinde konuşuyor.

    Sertleşme Kaybı ve Kalp Hastalığının Nedenleri Aynı

    Öte yandan ereksiyon veya erkeklik cinsel organının sertleşmesinin, organa gelen kanın sünger gibi emilip burada kalmasıyla gerçekleştiğini aktaran Dr. Özgen Doğan, sonuçta organa sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanacağını söylüyor.

    Bu nedenle sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenlerinin aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özgen Doğan, şu bilgileri veriyor:

    "İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır."

    Kaçamak Yapmak Kalbe Zararlı!

    Konu Saati  01:18  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanlar, haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçiriyor. Ancak uzmanlar bu noktada önemli bir uyarı ve tavsiyede bulunuyor: “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!” 

    Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu söyleyen New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, "Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim" diyor.

    Kaçamaklar Kalbi Nasıl Etkiler?

    Japonya’da yapılan bir araştırmada erkeklerin eşleriyle seks yaptıkları zaman kalp hızlarının 100’ün altında kaldığının belirlendiğini kaydeden Dr. Özgen Doğan, buna karşın sevgilisi ile seks yapan erkeklerde nabzın dakikada 130 atmaya başladığının görüldüğünü vurguluyor. Dr. Özgen Doğan, "Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor" diye konuşuyor.

    Kalp Hastaları Dikkat!...

    Eğer kalp hastalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca olmadığını belirten Dr. Özgen Doğan, "Aksi halde doktorunuza görünmenizde fayda var. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde baş gösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım" şeklinde konuşuyor.

    Sertleşme Kaybı ve Kalp Hastalığının Nedenleri Aynı

    Öte yandan ereksiyon veya erkeklik cinsel organının sertleşmesinin, organa gelen kanın sünger gibi emilip burada kalmasıyla gerçekleştiğini aktaran Dr. Özgen Doğan, sonuçta organa sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanacağını söylüyor.

    Bu nedenle sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenlerinin aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özgen Doğan, şu bilgileri veriyor:

    "İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır."

    30 Nisan 2013 Salı

    Şeker Hastaları Neler Yemeli  Diyabet Hastaları Ne Yemeli
    Şeker Hastalığında Beslenme
    Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli ?
    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli
    Şeker hastalığı kronik ve iyileşmesi çok çok zor bir hastalıktır. Bu sebeple de, Şeker Hastalığında beslenme ayrı bir önem taşır. Şeker hastaları ne yemeli sorusuna aşağıdaki makalemizde cevap veriyoruz. İşte, şeker hastalında beslenme...

    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli
    Tarçın: Yemeklerinize tarçın serpmek kan şekerinizi düşürebilir. Tarçındaki bileşenler vücuda insülini etkili şekilde kullanmasına yardım ediyor. Bu nedenle daha fazla glikoz hücrelere girebiliyor. Son yapılan araştırma günde sadece yarım çay kaşığı tarçının kan şekeri seviyesini önemli derecede düşürdüğünü gösteriyor. Tam tahıllı tostlarınıza, fırında pişmiş elmalarınıza ve hatta tavuk yemeklerinize toz tarçın serpin. Ya da tarçın çubuğunu sıcak suya batırın ve bir fincan yatıştırıcı ve şifalı tarçın çayı hazırlayın.
    Sebzeler: Lifle dolu olan sebzelerde doğal olarak az kalori bulunuyor. Tabağınızı sebzeyle doldurursanız daha az karbonhidrat (kan şekerini artırıyor) ve doymuş yağ (insülin direncini artırıyor) tüketirsiniz. Günde 4-5 porsiyon sebze yemeğe çalışın. (1 porsiyon yarım kase konserve ya da pişmiş sebze ya da 1 kase çiğ sebze anlamına gelir.) Ancak patates, mısır ve bezelye gibi nişastalı sebzelerde diğerlerinden daha fazla kalori bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın.
    Meyveler: Yağı ve kalorisi az olan meyvelerde de bol miktarda lif vardır. Ayrıca, meyveler sinirlerinizi, gözlerinizi ve kalbinizi korumaya yardımcı antioksidanlarla doludur. Meyvede daha fazla doğal şeker ve birçok sebzeden daha çok kalori var. Günde 3-4 porsiyon yiyebilirsiniz. (1 porsiyon bir bütün meyve, yarım kase pişmiş ya da konserve meyve ya da 1 çiğ meyvedir) Suyunu sıkmak yerine meyvenin kendisini tüketin. Çünkü birçok besin maddesi ve lif meyvenin kabuğunda, kendisinde ve çekirdeğindedir. Meyveyi sıkarken bunları kaybedersiniz ve geriye daha fazla kalori ve şeker kalır.
    Fasulye: En iyi lif kaynaklarından biri olan fasulyeler sizi daha uzun süre tok tutar, sindirimi yavaşlatır ve yemekten sonra kan şekerinin ani yükselmesini önler. Bu etkiler öyle güçlüdür ki tüm kan şekeri seviyenizi düşürebilir. Konserve fasulyeleri duruladıktan sonra yaptığınız her salataya ekleyin. Kuru  fasulye ya da mercimek çorbası öğlen yemeği için iyi bir seçenektir.
    Tahıl: Kahvaltılık tahıllar güne daha fazla lif depolayarak başlama imkanı sunar. Araştırmalar, güne bol lifli tahıl gevrekleriyle başlayanların daha sonraki öğünlerinde daha az yediklerini gösteriyor.
    Yoğurt: Protein ve kalsiyum bakımından zengin olan yoğurt, kilo vermeye yardımcı. Çeşitli araştırmalar bol miktarda kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslenen insanların daha kolay kilo verdiğini gösteriyor. Bu nedenle taze meyvelerinize yoğurt ekleyebilir ya da yoğurdunuza az yağlı granola gibi tahıllar katıp yiyebilirsiniz.
    Balık: Hazırlanması kolay ve hızlı olan balık iyi bir protein kaynağıdır. Ayrıca çok yağlı etlerin yerini alabilir. Aynı zamanda, yağlı balık en iyi omega-3 yağ asidi kaynağıdır. Bu yağlar damarlarınızın temiz kalmasını sağlıyor. Şeker hastalığı olanlarda trigliserid seviyesi daha yüksektir, iyi kolesterol düzeyi ise düşüktür. Omega 3 yağ asitleri her iki sayının da düzenlenmesine yardımcı olur. Haftada en az 2 kere balık tüketin. Özellikle somon, uskumru ve ton balığında daha fazla omega-3 vardır.
    Kümes hayvanları: Son derece yağsız, kalorisi az olan tavuk göğsü, şeker hastaları için çok iyidir. Biftek ve etli fastfood gıdalara benzemeyen tavuk göğsünde kötü kolesterolü artıran ve insülin direncini yükselten doymuş yağ oranı azdır. 85 gram derisiz tavuk göğsü, sadece 142 kalori ve 3 gram yağ içeriyor. Hindi göğsü ise daha az yağlıdır ve kalorisi daha düşüktür.
    Zeytin yağı: Kalp krizi riskini azaltmaya yardım eden, Akdeniz beslenmesinde önemli yeri olan zeytinyağı, insülin direncini düşürerek kan şekerini düzenli tutmaya yardım eder. Evde ve restoranlarda ekmeğinizi zeytinyağına daldırın. Ancak ne kadar zeytinyağı yediğinize dikkat edin, çünkü 1 yemek kaşığı zeytinyağında 119 kalori bulunuyor.
    Kabuklu yemişler: İyi yağlarla dolu olan kabuklu yemişler, kalp hastalığını destekler. Bunlar aynı zamanda insülin direncini düşürmeye yardım eder ve kan şekerinin daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Ayrıca E vitamini bakımından zengin olan kabuklu yemişler hücreleri korur ve sinir ile göz hasarını önlemeye yardım eder. Lif ve magnezyum bakımından zengin olan bu gıda, kan şekerini düzenlemeye yardım eder. Düzenli ve ılımlı olarak tüketilirse kilo vermeye yardımcı olur, ancak bol miktarda kalori içerdiğinden fazla tüketmeyin.
    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli

    ŞEKER HASTALARI NASIL BESLENMELİ ?

    Konu Saati  06:11  |  in  Şeker Hastalığında Beslenme Listesi  |  Devamı»

    Şeker Hastaları Neler Yemeli  Diyabet Hastaları Ne Yemeli
    Şeker Hastalığında Beslenme
    Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli ?
    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli
    Şeker hastalığı kronik ve iyileşmesi çok çok zor bir hastalıktır. Bu sebeple de, Şeker Hastalığında beslenme ayrı bir önem taşır. Şeker hastaları ne yemeli sorusuna aşağıdaki makalemizde cevap veriyoruz. İşte, şeker hastalında beslenme...

    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli
    Tarçın: Yemeklerinize tarçın serpmek kan şekerinizi düşürebilir. Tarçındaki bileşenler vücuda insülini etkili şekilde kullanmasına yardım ediyor. Bu nedenle daha fazla glikoz hücrelere girebiliyor. Son yapılan araştırma günde sadece yarım çay kaşığı tarçının kan şekeri seviyesini önemli derecede düşürdüğünü gösteriyor. Tam tahıllı tostlarınıza, fırında pişmiş elmalarınıza ve hatta tavuk yemeklerinize toz tarçın serpin. Ya da tarçın çubuğunu sıcak suya batırın ve bir fincan yatıştırıcı ve şifalı tarçın çayı hazırlayın.
    Sebzeler: Lifle dolu olan sebzelerde doğal olarak az kalori bulunuyor. Tabağınızı sebzeyle doldurursanız daha az karbonhidrat (kan şekerini artırıyor) ve doymuş yağ (insülin direncini artırıyor) tüketirsiniz. Günde 4-5 porsiyon sebze yemeğe çalışın. (1 porsiyon yarım kase konserve ya da pişmiş sebze ya da 1 kase çiğ sebze anlamına gelir.) Ancak patates, mısır ve bezelye gibi nişastalı sebzelerde diğerlerinden daha fazla kalori bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın.
    Meyveler: Yağı ve kalorisi az olan meyvelerde de bol miktarda lif vardır. Ayrıca, meyveler sinirlerinizi, gözlerinizi ve kalbinizi korumaya yardımcı antioksidanlarla doludur. Meyvede daha fazla doğal şeker ve birçok sebzeden daha çok kalori var. Günde 3-4 porsiyon yiyebilirsiniz. (1 porsiyon bir bütün meyve, yarım kase pişmiş ya da konserve meyve ya da 1 çiğ meyvedir) Suyunu sıkmak yerine meyvenin kendisini tüketin. Çünkü birçok besin maddesi ve lif meyvenin kabuğunda, kendisinde ve çekirdeğindedir. Meyveyi sıkarken bunları kaybedersiniz ve geriye daha fazla kalori ve şeker kalır.
    Fasulye: En iyi lif kaynaklarından biri olan fasulyeler sizi daha uzun süre tok tutar, sindirimi yavaşlatır ve yemekten sonra kan şekerinin ani yükselmesini önler. Bu etkiler öyle güçlüdür ki tüm kan şekeri seviyenizi düşürebilir. Konserve fasulyeleri duruladıktan sonra yaptığınız her salataya ekleyin. Kuru  fasulye ya da mercimek çorbası öğlen yemeği için iyi bir seçenektir.
    Tahıl: Kahvaltılık tahıllar güne daha fazla lif depolayarak başlama imkanı sunar. Araştırmalar, güne bol lifli tahıl gevrekleriyle başlayanların daha sonraki öğünlerinde daha az yediklerini gösteriyor.
    Yoğurt: Protein ve kalsiyum bakımından zengin olan yoğurt, kilo vermeye yardımcı. Çeşitli araştırmalar bol miktarda kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslenen insanların daha kolay kilo verdiğini gösteriyor. Bu nedenle taze meyvelerinize yoğurt ekleyebilir ya da yoğurdunuza az yağlı granola gibi tahıllar katıp yiyebilirsiniz.
    Balık: Hazırlanması kolay ve hızlı olan balık iyi bir protein kaynağıdır. Ayrıca çok yağlı etlerin yerini alabilir. Aynı zamanda, yağlı balık en iyi omega-3 yağ asidi kaynağıdır. Bu yağlar damarlarınızın temiz kalmasını sağlıyor. Şeker hastalığı olanlarda trigliserid seviyesi daha yüksektir, iyi kolesterol düzeyi ise düşüktür. Omega 3 yağ asitleri her iki sayının da düzenlenmesine yardımcı olur. Haftada en az 2 kere balık tüketin. Özellikle somon, uskumru ve ton balığında daha fazla omega-3 vardır.
    Kümes hayvanları: Son derece yağsız, kalorisi az olan tavuk göğsü, şeker hastaları için çok iyidir. Biftek ve etli fastfood gıdalara benzemeyen tavuk göğsünde kötü kolesterolü artıran ve insülin direncini yükselten doymuş yağ oranı azdır. 85 gram derisiz tavuk göğsü, sadece 142 kalori ve 3 gram yağ içeriyor. Hindi göğsü ise daha az yağlıdır ve kalorisi daha düşüktür.
    Zeytin yağı: Kalp krizi riskini azaltmaya yardım eden, Akdeniz beslenmesinde önemli yeri olan zeytinyağı, insülin direncini düşürerek kan şekerini düzenli tutmaya yardım eder. Evde ve restoranlarda ekmeğinizi zeytinyağına daldırın. Ancak ne kadar zeytinyağı yediğinize dikkat edin, çünkü 1 yemek kaşığı zeytinyağında 119 kalori bulunuyor.
    Kabuklu yemişler: İyi yağlarla dolu olan kabuklu yemişler, kalp hastalığını destekler. Bunlar aynı zamanda insülin direncini düşürmeye yardım eder ve kan şekerinin daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Ayrıca E vitamini bakımından zengin olan kabuklu yemişler hücreleri korur ve sinir ile göz hasarını önlemeye yardım eder. Lif ve magnezyum bakımından zengin olan bu gıda, kan şekerini düzenlemeye yardım eder. Düzenli ve ılımlı olarak tüketilirse kilo vermeye yardımcı olur, ancak bol miktarda kalori içerdiğinden fazla tüketmeyin.
    Şeker Hastalığında Beslenme,Şeker Hastalığında Beslenme Listesi,Şeker Hastaları Neler Yemeli, Diyabet Hastaları Ne Yemeli,Diyabet Hastaları İçin Beslenme, Şeker Hastaları Nasıl Beslenmeli

    29 Nisan 2013 Pazartesi

    Hızlı ve sağlıklı kilo vermek ve verilen kiloları tekrar geri almamak için zayıflama özelliği bulunan dört mucizevi bitkinin özünden yararlanabilirsiniz. İşte sürekli kilo alıp verme sıkıntısıyla karşı karşıya kalan hanımlar için tavsiyeler…

    Şifalı bitkilerle ilgilenenlere doğal ve garantili "lokman hekim" zayıflama tavsiyeleri 6 yıldır yüzlerce kadını kalıcı zayıflatıyor. Herkesin "yaza kadar nasıl bu kilolardan kurtulacağım" endişesi taşıdığı şu günlerde, bu yolla ilgili önemli bilgileri toparlamak, anımsatmak istiyoruz: Bu sezon doğala dönüş var çünkü diyetlerle verilen kiloların kaçınılmaz olarak ve artarak geri geldiği bilinen bir gerçek. Aynı zamanda sentetik yöntemlerin sonuçlarını da basından duyuyoruz. Kalori tuzağına düşenlerin gerçeği görüp, başvurduğu tabiat yöntemleri bir inceltiyor pir inceltiyor.

    Çeşitli diyetleri deneyip başaramamış ve hala şişman olanlara en doğru ve doğal bilgileri verme çabasındayız. Bu doğru inceltme formülü, fazlalıklardan kurtulup, estetik bir vücuda sahip olmayı sağlıyor. Hızlı ve sağlıklı kilo vermeniz için, zayıflama özelliği bulunan formül dört bitkinin özünde ve öğütülmüş özel şifalı bitkilerde. Tabiattan elde edilen bu özlerin zayıflama üzerindeki etkisi yağları çabuk çözmesinden ve yağ hücrelerini küçültmesinden kaynaklanıyor.

    Tekrar kilo alıp vermeye son

    Öncelikle kendinizi kilo vermeye şartlandırmalısınız ve kendinizden ödün vermemelisiniz. Sadece zayıflamak da yetmiyor verilen kiloların bir daha alınmaması için dengeli bir şekilde beslenmeli, kendinize dikkat etmelisiniz. Kilo verip tekrar alıyorsanız, sürekli tekrarlayan bir kısırdöngüden bilinçli, sağlıklı bir bakışla kurtulabilirsiniz. Doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan ve "Z 34″ olarak bilinen 4 bitki özü formülünün içeriğinde herhangi bir kimyasal yer almıyor. Öğütülmüş gerçek bitki tozlarıyla birlikte ve 4 narenciye özü sayesinde doğal olarak herhangi bir diyet uygulamanıza gerek kalmıyor.

    Şişmanlık ve fazla kilo kader değildir

    Şuna artık inanın: Kilo tedavi edilmez ise, gün geçtikçe kötüleşerek devam eden bir çeşit hastalıktır. Kadınlarda hormonal dengeyi bozarak âdet düzensizliği, tüylenme artışı hatta kısırlığa yol açmakta. Orta yaşlara gelip gençlik inceliklerini muhafaza edemeyenlerin de başvurduğu doğal form yöntemleri uzun zamandır doğallık bilincinin yerleşmesi üzerine kabul gördü. Her yaşa hitap etme özelliği ile biliniyor fakat kiyolu gençler arasında da trend oldu. Ergenlik yaşında olup obez olan çok sayıda ergen insanımız bu yolla, bunalıma girdiği kilolarını def etti.

    Kilo verme işini bir hapa havale edip sağlığınızı tamamen bozmaktan vazgeçmelisiniz. Onların kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu artık herkesçe biliniyor. Bütün bunlardan dolayı çeşitli diyetleri deneyip, başaramamış kadın ve erkekler, gebelikte kilo alanlar, "çok boğazlıyım" diye yakınanlar ve aşırı şişmanlayan ergenler bu yolu deniyor, başarıyor.

    Göbek, bel ve basensiz bir vücut sağlıyor

    Bu sezon kilo sorunu olanlara en muhteşem önerimiz; bazı narenciye meyvelerinden özel yollarla elde edilen özler ve öğütülmüş bazı şifalı bitkiler. Bu narenciye meyve özleri, yağları bir daha gelmemecesine çözerek bedenden atıyor ve herhangi bir yan etki olmadan forma kavuşturuyor. Zayıflama konusunda bir genelleme yaptık ve önemli noktaları tekrarlayarak toparladık. Çünkü doğal yollardan uzaklaşanların gördüğü zararları duyuyoruz. Bunu bir görev bilerek aktardık.

    Türk insanının göbek, bel ve basen yağlanması kronik bir mesele. Şimdi "Onlardan çok çekiyoruz, ne yapsak kurtulamıyoruz" dediğinizi duyan gibiyim. Onları eritmek en zor olanı elbette.. Söz ettiğimiz doğal yollar onlara da aman vermiyor. Fakat bunu hızlandırmak elinizde.

    Çözüm olarak; o bölgelerin yağsız ve fit haline dönmesi için bazı mucizevi şifalı bitki yağlarından destek almalısınız. Karın ve basende inatçı ve kalıcı olmaya ısrar eden bu fazlalıklar, doğal özleri kullandığınız sürece eriyor. Ancak şifalı bitki yağlarıyla her gün yapılacak kısa masaj erimesini kolaylaştırdığı gibi kalıcı olarak yok ediyor. Biraz gayret ve doğaya inanç ile bu sorundan sonsuza dek kurtulmak mümkün. Tavsiyemiz olan özel bitkisel fit mönü ile 4 haftadan sonraki günlerde müthiş incelmeyi sevinçle göreceksiniz. Tekrar tekrar kilo verip alma kısırdöngüsü içinden çıkacaksınız.

    Zayıflatan bitki özleriyle kilo alıp vermeye son

    Konu Saati  06:55  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Hızlı ve sağlıklı kilo vermek ve verilen kiloları tekrar geri almamak için zayıflama özelliği bulunan dört mucizevi bitkinin özünden yararlanabilirsiniz. İşte sürekli kilo alıp verme sıkıntısıyla karşı karşıya kalan hanımlar için tavsiyeler…

    Şifalı bitkilerle ilgilenenlere doğal ve garantili "lokman hekim" zayıflama tavsiyeleri 6 yıldır yüzlerce kadını kalıcı zayıflatıyor. Herkesin "yaza kadar nasıl bu kilolardan kurtulacağım" endişesi taşıdığı şu günlerde, bu yolla ilgili önemli bilgileri toparlamak, anımsatmak istiyoruz: Bu sezon doğala dönüş var çünkü diyetlerle verilen kiloların kaçınılmaz olarak ve artarak geri geldiği bilinen bir gerçek. Aynı zamanda sentetik yöntemlerin sonuçlarını da basından duyuyoruz. Kalori tuzağına düşenlerin gerçeği görüp, başvurduğu tabiat yöntemleri bir inceltiyor pir inceltiyor.

    Çeşitli diyetleri deneyip başaramamış ve hala şişman olanlara en doğru ve doğal bilgileri verme çabasındayız. Bu doğru inceltme formülü, fazlalıklardan kurtulup, estetik bir vücuda sahip olmayı sağlıyor. Hızlı ve sağlıklı kilo vermeniz için, zayıflama özelliği bulunan formül dört bitkinin özünde ve öğütülmüş özel şifalı bitkilerde. Tabiattan elde edilen bu özlerin zayıflama üzerindeki etkisi yağları çabuk çözmesinden ve yağ hücrelerini küçültmesinden kaynaklanıyor.

    Tekrar kilo alıp vermeye son

    Öncelikle kendinizi kilo vermeye şartlandırmalısınız ve kendinizden ödün vermemelisiniz. Sadece zayıflamak da yetmiyor verilen kiloların bir daha alınmaması için dengeli bir şekilde beslenmeli, kendinize dikkat etmelisiniz. Kilo verip tekrar alıyorsanız, sürekli tekrarlayan bir kısırdöngüden bilinçli, sağlıklı bir bakışla kurtulabilirsiniz. Doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan ve "Z 34″ olarak bilinen 4 bitki özü formülünün içeriğinde herhangi bir kimyasal yer almıyor. Öğütülmüş gerçek bitki tozlarıyla birlikte ve 4 narenciye özü sayesinde doğal olarak herhangi bir diyet uygulamanıza gerek kalmıyor.

    Şişmanlık ve fazla kilo kader değildir

    Şuna artık inanın: Kilo tedavi edilmez ise, gün geçtikçe kötüleşerek devam eden bir çeşit hastalıktır. Kadınlarda hormonal dengeyi bozarak âdet düzensizliği, tüylenme artışı hatta kısırlığa yol açmakta. Orta yaşlara gelip gençlik inceliklerini muhafaza edemeyenlerin de başvurduğu doğal form yöntemleri uzun zamandır doğallık bilincinin yerleşmesi üzerine kabul gördü. Her yaşa hitap etme özelliği ile biliniyor fakat kiyolu gençler arasında da trend oldu. Ergenlik yaşında olup obez olan çok sayıda ergen insanımız bu yolla, bunalıma girdiği kilolarını def etti.

    Kilo verme işini bir hapa havale edip sağlığınızı tamamen bozmaktan vazgeçmelisiniz. Onların kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu artık herkesçe biliniyor. Bütün bunlardan dolayı çeşitli diyetleri deneyip, başaramamış kadın ve erkekler, gebelikte kilo alanlar, "çok boğazlıyım" diye yakınanlar ve aşırı şişmanlayan ergenler bu yolu deniyor, başarıyor.

    Göbek, bel ve basensiz bir vücut sağlıyor

    Bu sezon kilo sorunu olanlara en muhteşem önerimiz; bazı narenciye meyvelerinden özel yollarla elde edilen özler ve öğütülmüş bazı şifalı bitkiler. Bu narenciye meyve özleri, yağları bir daha gelmemecesine çözerek bedenden atıyor ve herhangi bir yan etki olmadan forma kavuşturuyor. Zayıflama konusunda bir genelleme yaptık ve önemli noktaları tekrarlayarak toparladık. Çünkü doğal yollardan uzaklaşanların gördüğü zararları duyuyoruz. Bunu bir görev bilerek aktardık.

    Türk insanının göbek, bel ve basen yağlanması kronik bir mesele. Şimdi "Onlardan çok çekiyoruz, ne yapsak kurtulamıyoruz" dediğinizi duyan gibiyim. Onları eritmek en zor olanı elbette.. Söz ettiğimiz doğal yollar onlara da aman vermiyor. Fakat bunu hızlandırmak elinizde.

    Çözüm olarak; o bölgelerin yağsız ve fit haline dönmesi için bazı mucizevi şifalı bitki yağlarından destek almalısınız. Karın ve basende inatçı ve kalıcı olmaya ısrar eden bu fazlalıklar, doğal özleri kullandığınız sürece eriyor. Ancak şifalı bitki yağlarıyla her gün yapılacak kısa masaj erimesini kolaylaştırdığı gibi kalıcı olarak yok ediyor. Biraz gayret ve doğaya inanç ile bu sorundan sonsuza dek kurtulmak mümkün. Tavsiyemiz olan özel bitkisel fit mönü ile 4 haftadan sonraki günlerde müthiş incelmeyi sevinçle göreceksiniz. Tekrar tekrar kilo verip alma kısırdöngüsü içinden çıkacaksınız.

    Ünlülerin yaptığı her hareket bir trend halini alıyor. Gün içerisinde tercih ettikleri kıyafetlerden tutunda yemek yeme alışkanlıklarına, spor tercihlerinden sağlıkları için yaptıkları uygulamalara kadar…


    Bunlardan bir tanesi de Jennifer Aniston’un katıldığı bir galaya sırtında bardak izleri ile gelmesi ile “Sağlıkta yeni bir trend” halini aldı.

    Doğu kültüründe yüzyıllardan bu yana bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bardak çektirme ısıtılan bardakların sırta yapıştırılmasının ardından hızla çekilmesi ile uygulanan bir yöntemdir.

    Bu yöntem doğu kültüründe kanın dolaşımın hızlanması ile özellikle soğuk algınlığına çok iyi geldiğine inanılmaktadır. Fakat Hollywood dünyasında şifasından çok sırt bölgesinde yarattığı görünümü ile güzellik trendi haline gelmeyi başardı.

    Sezon boyunca gerek makyajı, gerek üzerilerinde ki kıyafetleri şık olan bayanların sırt bölgelerinde bardak izleri gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyin ve bunun artık trend bir görünüm olduğunu unutmayın!

    “Bardak Çektirme” trendine bir çoğumuzun uyum sağlamakta zorluk çekeceğini düşünüyorum.
    Sizler bu trendi beklemeye alıp tercihinizi güzelliğiniz ve görüntünüz için farklı trendler aramaktan yana kullanmak istiyorsanız eğer; Parfüm, kozmetik, cilt bakımı, vücut bakımı, kişisel bakım, sağlık, fitness kategorileri ile oldukça geniş bir hizmet yelpazesi olan Evoria Indirim kodu’na göz atabilirsiniz. Sitede sağlığınıza, görüntünüze ve havanıza yepyeni trendler katabileceğiniz yüzlerce seçenek indirimlerle sizleri bekliyor.

    Bakım ürünlerinin yanı sıra daha kapsamlı online alışveriş siteleri arayışındaysanız eğer Hepsiburada Hediye Çeki‘nde de A’ dan Z’ye günlük hayatta ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü ürünü uygun ödeme kolaylıkları ve indirimli fiyatlarla bulabilirsiniz.

    Sağlığınıza, güzelliğinize kısacası hayatınıza katacağınız yepyeni trendler sadece bir “tık” ötenizde. Üstelik indirimlerle..

    Bu konuk makale indirimhediyeceki.com’a aittir.

    Sağlıkta Yeni Trend “Bardak Çektirme”

    Konu Saati  06:54  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Ünlülerin yaptığı her hareket bir trend halini alıyor. Gün içerisinde tercih ettikleri kıyafetlerden tutunda yemek yeme alışkanlıklarına, spor tercihlerinden sağlıkları için yaptıkları uygulamalara kadar…


    Bunlardan bir tanesi de Jennifer Aniston’un katıldığı bir galaya sırtında bardak izleri ile gelmesi ile “Sağlıkta yeni bir trend” halini aldı.

    Doğu kültüründe yüzyıllardan bu yana bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bardak çektirme ısıtılan bardakların sırta yapıştırılmasının ardından hızla çekilmesi ile uygulanan bir yöntemdir.

    Bu yöntem doğu kültüründe kanın dolaşımın hızlanması ile özellikle soğuk algınlığına çok iyi geldiğine inanılmaktadır. Fakat Hollywood dünyasında şifasından çok sırt bölgesinde yarattığı görünümü ile güzellik trendi haline gelmeyi başardı.

    Sezon boyunca gerek makyajı, gerek üzerilerinde ki kıyafetleri şık olan bayanların sırt bölgelerinde bardak izleri gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyin ve bunun artık trend bir görünüm olduğunu unutmayın!

    “Bardak Çektirme” trendine bir çoğumuzun uyum sağlamakta zorluk çekeceğini düşünüyorum.
    Sizler bu trendi beklemeye alıp tercihinizi güzelliğiniz ve görüntünüz için farklı trendler aramaktan yana kullanmak istiyorsanız eğer; Parfüm, kozmetik, cilt bakımı, vücut bakımı, kişisel bakım, sağlık, fitness kategorileri ile oldukça geniş bir hizmet yelpazesi olan Evoria Indirim kodu’na göz atabilirsiniz. Sitede sağlığınıza, görüntünüze ve havanıza yepyeni trendler katabileceğiniz yüzlerce seçenek indirimlerle sizleri bekliyor.

    Bakım ürünlerinin yanı sıra daha kapsamlı online alışveriş siteleri arayışındaysanız eğer Hepsiburada Hediye Çeki‘nde de A’ dan Z’ye günlük hayatta ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü ürünü uygun ödeme kolaylıkları ve indirimli fiyatlarla bulabilirsiniz.

    Sağlığınıza, güzelliğinize kısacası hayatınıza katacağınız yepyeni trendler sadece bir “tık” ötenizde. Üstelik indirimlerle..

    Bu konuk makale indirimhediyeceki.com’a aittir.

    28 Nisan 2013 Pazar


    Esneyebilen akıllı telefonlara konsept ve prototip olarak çok kez denk gelmiş olabilirsiniz. Genel amaç daha "esnek" bir telefonu üretilebilir kılmak.

    Ancak bu araştırma yazısına konu olan MorePhone esneyebilen telefonları biraz daha işlevsel ve esneyebilme özelliğini kullanan bir yapıya sahip olacak.

    MorePhone gelen her türlü arama ve mesaj dahil olmak üzere akıllı telefonların size bildirim

    Uyarı Verirken Şekil Değiştiren Telefon MorePhone

    Konu Saati  06:26  |  in  İlginçlikler  |  Devamı»


    Esneyebilen akıllı telefonlara konsept ve prototip olarak çok kez denk gelmiş olabilirsiniz. Genel amaç daha "esnek" bir telefonu üretilebilir kılmak.

    Ancak bu araştırma yazısına konu olan MorePhone esneyebilen telefonları biraz daha işlevsel ve esneyebilme özelliğini kullanan bir yapıya sahip olacak.

    MorePhone gelen her türlü arama ve mesaj dahil olmak üzere akıllı telefonların size bildirim

    27 Nisan 2013 Cumartesi


    Apple'ın teknoloji dünyasındaki yeri bir bakıma zengin kız/oğlan gibi. Havalı -cool- ve oldukça şekilci bir şirket Apple. Her zaman Apple ürünlerinin rakiplerine göre albenisi çok daha yüksek olmuştur. Örneğin bir iPhone tasarımını gölgede bırakacak ürünü henüz görebilmiş değiliz ancak iPhone'a öykünen ürünler yok değil!





    Apple'ın farklı olması ve hep farklı olanı piyasaya çıkararak

    Elmayı "Apple" Yapan Olgu: Reklamlar!

    Konu Saati  02:42  |  in  Apple  |  Devamı»


    Apple'ın teknoloji dünyasındaki yeri bir bakıma zengin kız/oğlan gibi. Havalı -cool- ve oldukça şekilci bir şirket Apple. Her zaman Apple ürünlerinin rakiplerine göre albenisi çok daha yüksek olmuştur. Örneğin bir iPhone tasarımını gölgede bırakacak ürünü henüz görebilmiş değiliz ancak iPhone'a öykünen ürünler yok değil!





    Apple'ın farklı olması ve hep farklı olanı piyasaya çıkararak

    26 Nisan 2013 Cuma

    Deve Kuşu Yağı Yararları,Deve Kuşu Yağı Kremi
    Dene Kuşu Yağının faydaları
    Deve Kuşu Yağının Fayfaları
    Deva Kuşu Yağı, Devekuşu Yağı,Deve Kuşu Yağının Faydaları, Deve Kuşu Yağı Faydaları,Deve Kuşu Yağı Yararları,Deve Kuşu Yağı Kremi,Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı
    Eski çağlardan beri, hala şifa kaynağı olmaya devam eden pek çok alternatif tedavi yöntemi vardır. Günmüzde bile, pek çok insan tarafından faydalanılan bu yöntemlerden bir tanesi de, deve kuşu yağı ile yapılan tedavidir.
    Devekuşu yağı, eski mısır, roma ve afrika kültürlerinde kozmetik ürünlerden tutun da, ağrıların giderilmesine kadar pek çok alanda kullanılmış, çok şifalı bir alternatif tedavi yöntemidir.  Tarihi kaynaklara göre, devekuşu yağının faydaları, milattan önceki zamanlarda keşfedilmiştir. Öyle ki M.S.1.yy'da yaşamış olan Romalı filozof Pliney devekuşu yağının faydaları üzerine yazılar yazmıştır.
    Devekuşu Yağının Fayfaları,Deve Kuşu Yağının Faydaları,Deve Kuşu Yağı Faydaları,Devekuşu yağı Faydaları
    * Yüksek miktarda Omega 6 ve Omega 9 yağ asitleri içermektedir.
    * Omega6 ve 9 sayesinde, hücrelerin zarar görmesini engeller.
    * Yine Omega 6 ve 9 sayesinde vucuda alınan besinlerin, daha etkin kullanılmasını sağlar.
    * Cilt nemlendirici özelliği vardır.
    * Devekuşu yağı, moleküler büyüklük olarak insan yağıyla aynı olduğundan vücut tarafından kabul edilmesi edilmesi çok kolaydır.
    * Özellikle gelişmiş toplumlarda sağlık ve şifa amaçlı kullanılmaktadır.
    * Yaşlanmayı önleyici etkisinden dolayı sıklıkla tercih edilen, doğal bir yağdır.
    Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı
    * Devekuşu yağı, kasların daha güçlü olmasını sağlar.
    * Devekuşu yağının faydaları arasında ağrı kesici olarak kullanılması da yer alıyor. Kas ağrıları, kaslardaki zedenlenme için son derece faydalı. Özellikle sporcuların yaralanmaları ve kas ağrıları için çok faydalı.
    * Kasaları güçlendirmek için ; Devekkuşu yağı ile günlük olarak kaslara masaj yapmak kas ağırlığını artırıyor ve kasların gelişmesini sağlıyor.
    * Cilt güzelliği için çok faydalı. Özellikle temel yağ dengesini kaybetmiş ve kurumuş ciltler için birebir. Cilde devekuşu yağı uygulayarak, çok daha yumuşak ve pürüzsüz bir cilde kavuşmanız mümkün.
    * Devekuşu yağı başağrıları, sinüs, tansiyon gibi hastalıklarda da faydalı bir şekilde kullanılmaktadır.
     * Deve Kuşu yağı rahatlatıcıdır.
    * Güneş yanıklarında fayda sağlar.
    * Ciltteki su toplamalara faydalıdır.
    * Sedef Hastalığı için faydalıdır.
    * Deri kesilmeleri, Deri Yanmaları,Deri Sıyrıkları için kullanılır.
    * Yatak Ağrıları ve Kas Ağrıları için son derece faydalıdır.
    Deve Kuşu Yağının Faydaları,Deve Kuşu Yağı Faydaları,Deve Kuşu Yağı Kremi,Deva Kuşu Yağı, Devekuşu Yağı,Deve Kuşu Yeğının Faydaları,Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı

    DEVE KUŞU YAĞININ FAYDALARI

    Konu Saati  22:00  |  in  Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı  |  Devamı»

    Deve Kuşu Yağı Yararları,Deve Kuşu Yağı Kremi
    Dene Kuşu Yağının faydaları
    Deve Kuşu Yağının Fayfaları
    Deva Kuşu Yağı, Devekuşu Yağı,Deve Kuşu Yağının Faydaları, Deve Kuşu Yağı Faydaları,Deve Kuşu Yağı Yararları,Deve Kuşu Yağı Kremi,Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı
    Eski çağlardan beri, hala şifa kaynağı olmaya devam eden pek çok alternatif tedavi yöntemi vardır. Günmüzde bile, pek çok insan tarafından faydalanılan bu yöntemlerden bir tanesi de, deve kuşu yağı ile yapılan tedavidir.
    Devekuşu yağı, eski mısır, roma ve afrika kültürlerinde kozmetik ürünlerden tutun da, ağrıların giderilmesine kadar pek çok alanda kullanılmış, çok şifalı bir alternatif tedavi yöntemidir.  Tarihi kaynaklara göre, devekuşu yağının faydaları, milattan önceki zamanlarda keşfedilmiştir. Öyle ki M.S.1.yy'da yaşamış olan Romalı filozof Pliney devekuşu yağının faydaları üzerine yazılar yazmıştır.
    Devekuşu Yağının Fayfaları,Deve Kuşu Yağının Faydaları,Deve Kuşu Yağı Faydaları,Devekuşu yağı Faydaları
    * Yüksek miktarda Omega 6 ve Omega 9 yağ asitleri içermektedir.
    * Omega6 ve 9 sayesinde, hücrelerin zarar görmesini engeller.
    * Yine Omega 6 ve 9 sayesinde vucuda alınan besinlerin, daha etkin kullanılmasını sağlar.
    * Cilt nemlendirici özelliği vardır.
    * Devekuşu yağı, moleküler büyüklük olarak insan yağıyla aynı olduğundan vücut tarafından kabul edilmesi edilmesi çok kolaydır.
    * Özellikle gelişmiş toplumlarda sağlık ve şifa amaçlı kullanılmaktadır.
    * Yaşlanmayı önleyici etkisinden dolayı sıklıkla tercih edilen, doğal bir yağdır.
    Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı
    * Devekuşu yağı, kasların daha güçlü olmasını sağlar.
    * Devekuşu yağının faydaları arasında ağrı kesici olarak kullanılması da yer alıyor. Kas ağrıları, kaslardaki zedenlenme için son derece faydalı. Özellikle sporcuların yaralanmaları ve kas ağrıları için çok faydalı.
    * Kasaları güçlendirmek için ; Devekkuşu yağı ile günlük olarak kaslara masaj yapmak kas ağırlığını artırıyor ve kasların gelişmesini sağlıyor.
    * Cilt güzelliği için çok faydalı. Özellikle temel yağ dengesini kaybetmiş ve kurumuş ciltler için birebir. Cilde devekuşu yağı uygulayarak, çok daha yumuşak ve pürüzsüz bir cilde kavuşmanız mümkün.
    * Devekuşu yağı başağrıları, sinüs, tansiyon gibi hastalıklarda da faydalı bir şekilde kullanılmaktadır.
     * Deve Kuşu yağı rahatlatıcıdır.
    * Güneş yanıklarında fayda sağlar.
    * Ciltteki su toplamalara faydalıdır.
    * Sedef Hastalığı için faydalıdır.
    * Deri kesilmeleri, Deri Yanmaları,Deri Sıyrıkları için kullanılır.
    * Yatak Ağrıları ve Kas Ağrıları için son derece faydalıdır.
    Deve Kuşu Yağının Faydaları,Deve Kuşu Yağı Faydaları,Deve Kuşu Yağı Kremi,Deva Kuşu Yağı, Devekuşu Yağı,Deve Kuşu Yeğının Faydaları,Kasları Güçlendirmek,Kasları Güçlendirmek için Ne Yapmalı

    25 Nisan 2013 Perşembe


    Canonical tarafından desteklenen Linux dağıtımı Ubuntu'nun son versiyonu olan Ubuntu 13.04 dakikalar önce yayınlanmış bulunuyor.




    Geliştirilmiş özellikleri ile Ubuntu 13.04 Unity deneyimi oldukça ileri seviyeye taşınmış durumda.

    Başlıca Ubuntu 13.04 yenilikleri:


    Linux Kernel 3.8.8
    Daha hızlı Unity masaüstü deneyimi
    Unity tarzı bildirimler
    Çalışma alanı butonu başlatıcıdan kaldırılmış

    Ubuntu 13.04 Çıktı

    Konu Saati  07:25  |  in  Ubuntu  |  Devamı»


    Canonical tarafından desteklenen Linux dağıtımı Ubuntu'nun son versiyonu olan Ubuntu 13.04 dakikalar önce yayınlanmış bulunuyor.




    Geliştirilmiş özellikleri ile Ubuntu 13.04 Unity deneyimi oldukça ileri seviyeye taşınmış durumda.

    Başlıca Ubuntu 13.04 yenilikleri:


    Linux Kernel 3.8.8
    Daha hızlı Unity masaüstü deneyimi
    Unity tarzı bildirimler
    Çalışma alanı butonu başlatıcıdan kaldırılmış

    24 Nisan 2013 Çarşamba

    Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Ödem Söktürücü Bitkiler
    Ayça Kaya Tarifleri Ödem Söktürücü
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Ödem vücudun biriktirdiği sıvı atamamasından kaynaklı bir durumdur. Eğer siz de sık sık ödem problemi yaşıyorsanız, ödem söktürücü kullanmanızda fayda var. Ayça Kaya tarfiler verirken ödem problemi olanları da ihmal etmiyor. 
    Ödem Söktürücü kür ile sizleri rahartlatıyor. Ayça Kaya Ödem Azaltıcı diyet listesi aşağıda verilmiştir..
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Sabah ;
    3 dilim taze ananas
    1 kutu sade probiyotikli yoğurt
    2 yemek kaşığı yulaf ezmesi
    Ara Öğün ;
    Tarçın, karanfil eklenmiş ısırgan otu çayı
    Öğlen ;
    İçinde bol miktarda maydonoz, roka, tere, taze fesleğen, taze nane,kıvırcık marul İle ızgara tavuklu veya balıklı 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilmiş salata.2 dilim çavdar ekmeği
    Ara Öğün ;
    2 tuzsuz grisini
    1 dilim tuzsuz beyaz peynir
    1 kivi
    1 fincan yeşil çay
    Akşam ;
    1 kase sebze çorbası (az yağlı-tuzsuz)(kereviz, brokoli,havuç, kabak, patates)
    1 bardak kefir
    1 tane portakal
    Gün içinde 8 bardak su içilecek.
    Ödem Azaltıcı Bitkiler:
    Mısır püskülü, soğan, maydonoz, defne yaprağı, kiraz sapı
    Ödem azaltıcı kahvaltı tarifi:
    3 dilim ananas, 2 yemek kaşığı yulaf, 1 tane probiyotikli yoğurt veya( 3-4 yemek kaşığı ev yoğurdu)
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü

    AYÇA KAYA TARİFLERİ ÖDEM SÖKTÜRÜCÜ

    Konu Saati  22:00  |  in  Ödeme Ne İyi Gelir  |  Devamı»

    Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Ödem Söktürücü Bitkiler
    Ayça Kaya Tarifleri Ödem Söktürücü
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Ödem vücudun biriktirdiği sıvı atamamasından kaynaklı bir durumdur. Eğer siz de sık sık ödem problemi yaşıyorsanız, ödem söktürücü kullanmanızda fayda var. Ayça Kaya tarfiler verirken ödem problemi olanları da ihmal etmiyor. 
    Ödem Söktürücü kür ile sizleri rahartlatıyor. Ayça Kaya Ödem Azaltıcı diyet listesi aşağıda verilmiştir..
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü
    Sabah ;
    3 dilim taze ananas
    1 kutu sade probiyotikli yoğurt
    2 yemek kaşığı yulaf ezmesi
    Ara Öğün ;
    Tarçın, karanfil eklenmiş ısırgan otu çayı
    Öğlen ;
    İçinde bol miktarda maydonoz, roka, tere, taze fesleğen, taze nane,kıvırcık marul İle ızgara tavuklu veya balıklı 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilmiş salata.2 dilim çavdar ekmeği
    Ara Öğün ;
    2 tuzsuz grisini
    1 dilim tuzsuz beyaz peynir
    1 kivi
    1 fincan yeşil çay
    Akşam ;
    1 kase sebze çorbası (az yağlı-tuzsuz)(kereviz, brokoli,havuç, kabak, patates)
    1 bardak kefir
    1 tane portakal
    Gün içinde 8 bardak su içilecek.
    Ödem Azaltıcı Bitkiler:
    Mısır püskülü, soğan, maydonoz, defne yaprağı, kiraz sapı
    Ödem azaltıcı kahvaltı tarifi:
    3 dilim ananas, 2 yemek kaşığı yulaf, 1 tane probiyotikli yoğurt veya( 3-4 yemek kaşığı ev yoğurdu)
    Ödem Söktürücü Doğal,Ödem Söktürücü Diyet,Ödeme Ne İyi Gelir,Ödem Söktürücü Kür,Ayça Kaya Ödem Azaltıcı Diyet,Ödem Söktürücü,Ödem Söktürücü Bitkliler,Ayça Kaya Ödem Söktürücü

    23 Nisan 2013 Salı


    Herhangi bir Linux dağıtımı kullanan veya kullanmak adına araştırma yapanların yolu çok büyük ölçüde KDE masaüstü arayüzünden geçmiştir.



    PisiLinux KDE 


    KDE'yi en özel yapan şey "özelleştirilebilir" olmasıdır; dilediğiniz gibi masaüstü tasarlamanıza müsaade eder. Ancak KDE'nin de eksik ve daha da geliştirilmesi gereken yanları yok değildir. Bu sebepten ötürü Linux gönüllüleri bir proje

    Linux KDE Masaüstü Alternatifi KLyDE Geliyor

    Konu Saati  08:55  |  in  OS  |  Devamı»


    Herhangi bir Linux dağıtımı kullanan veya kullanmak adına araştırma yapanların yolu çok büyük ölçüde KDE masaüstü arayüzünden geçmiştir.



    PisiLinux KDE 


    KDE'yi en özel yapan şey "özelleştirilebilir" olmasıdır; dilediğiniz gibi masaüstü tasarlamanıza müsaade eder. Ancak KDE'nin de eksik ve daha da geliştirilmesi gereken yanları yok değildir. Bu sebepten ötürü Linux gönüllüleri bir proje

    22 Nisan 2013 Pazartesi

    Limonun Faydaları, Limonun Yararları
    Limonun Faydaları ve Zararları
    Limonun Faydaları ve Zararları
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları, Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları
    Sofralarımızın ve mutfaklarımızın vazgeçilmezi limon, sağlık açısından hem çok faydalı, hem de bazı zararları bulunan bir besin. Pek çoğumuzun faydasını bilerek veya bilmeyerek tükettiği limonun faydalarını anlatalım, ardından da, limonun zararları hakkında sizleri bilgilendirelim.

    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları,Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları
    * Dozunda tüketildiği taktirde, epk çok hastalıktan korunmamıza yardımcı olur limon.
    * Yüksek oranda C Vitamini içerir.
    * Çok iyi bir antioksidandır:  C vitamini içeriği yüksek olan limonun en önemli özelliği antioksidan etki göstermesidir. Gün içerisinde yaşadığımız stres, sigara, yanlış pişirme teknikleri ile hazırlanmış yemekleri tüketmek, vücuttaki serbest radikal seviyesinin yükselmesine neden oluyor. Antioksidan özellikli C vitamini kaynağı olan limon, bu seviyenin yükselmesini engelleyen ve vücuttan serbest radikalleri uzaklaştıran başlıca besinlerden biridir.
    Kansere Karşı Koruyucudur : Antioksidan özellikli besinler kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Son 30 yılda yapılan birçok çalışma ve araştırma limonun başta; kolon, prostat, göğüs, akciğer ve pankreas kanseri olmak üzere 12 kanser türüne karşı koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca limon tümör gelişimini engelleyen başlıca besinlerden biridir.
    Yüksek tansiyon ve enfeksiyona karşı oldukça faydalıdır : Yüksek tansiyon sıkıntısı olan kişiler limon tüketmeye özen göstermelidir. Limonun diğer bir özelliği ise anti-mikrobiyal özelliği olması ve enfeksiyonlara karşı koruyucu olmasıdır.
    Limonun kendisi kadar kabuğuda oldukça faydalıdır :  Limon kabuğunun en önemli özelliği, cildinize iyi gelmesidir. Cilt kanseri riskini azaltmak için limon kabuğunun günlük beslenme programında bulunması önemlidir. Aynı zamanda karaciğer, kalp ve safra kesesi için en sağlıklı besinlerden biridir. Özellikle stresli bir yaşamı olan, alkol veya sigara kullanan bireylerin çaylarının ve yemeklerinin içerisine limon kabuğu eklemesi gereklidir.
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir,Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı
    * Fazla yenirse; diş etlerinde kanama yapabilir.
    * Tansiyonu düşürür.
    * Limonun çok sık yenmesi (asit içerdiğinden) midede ülser,gastrit gibi hastalıkların çıkmasına sebep olabilir.
    * Fazla ekşi yemek çabuk ihtiyarlatır.
    * Gözün görme gücünü azaltır.
    * Sinir sistemine zarar verir.
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları,Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları

    LİMONUN FAYDALARI VE ZARARLARI

    Konu Saati  22:00  |  in  Limonun Zararları Varmı  |  Devamı»

    Limonun Faydaları, Limonun Yararları
    Limonun Faydaları ve Zararları
    Limonun Faydaları ve Zararları
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları, Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları
    Sofralarımızın ve mutfaklarımızın vazgeçilmezi limon, sağlık açısından hem çok faydalı, hem de bazı zararları bulunan bir besin. Pek çoğumuzun faydasını bilerek veya bilmeyerek tükettiği limonun faydalarını anlatalım, ardından da, limonun zararları hakkında sizleri bilgilendirelim.

    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları,Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları
    * Dozunda tüketildiği taktirde, epk çok hastalıktan korunmamıza yardımcı olur limon.
    * Yüksek oranda C Vitamini içerir.
    * Çok iyi bir antioksidandır:  C vitamini içeriği yüksek olan limonun en önemli özelliği antioksidan etki göstermesidir. Gün içerisinde yaşadığımız stres, sigara, yanlış pişirme teknikleri ile hazırlanmış yemekleri tüketmek, vücuttaki serbest radikal seviyesinin yükselmesine neden oluyor. Antioksidan özellikli C vitamini kaynağı olan limon, bu seviyenin yükselmesini engelleyen ve vücuttan serbest radikalleri uzaklaştıran başlıca besinlerden biridir.
    Kansere Karşı Koruyucudur : Antioksidan özellikli besinler kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Son 30 yılda yapılan birçok çalışma ve araştırma limonun başta; kolon, prostat, göğüs, akciğer ve pankreas kanseri olmak üzere 12 kanser türüne karşı koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca limon tümör gelişimini engelleyen başlıca besinlerden biridir.
    Yüksek tansiyon ve enfeksiyona karşı oldukça faydalıdır : Yüksek tansiyon sıkıntısı olan kişiler limon tüketmeye özen göstermelidir. Limonun diğer bir özelliği ise anti-mikrobiyal özelliği olması ve enfeksiyonlara karşı koruyucu olmasıdır.
    Limonun kendisi kadar kabuğuda oldukça faydalıdır :  Limon kabuğunun en önemli özelliği, cildinize iyi gelmesidir. Cilt kanseri riskini azaltmak için limon kabuğunun günlük beslenme programında bulunması önemlidir. Aynı zamanda karaciğer, kalp ve safra kesesi için en sağlıklı besinlerden biridir. Özellikle stresli bir yaşamı olan, alkol veya sigara kullanan bireylerin çaylarının ve yemeklerinin içerisine limon kabuğu eklemesi gereklidir.
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir,Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı
    * Fazla yenirse; diş etlerinde kanama yapabilir.
    * Tansiyonu düşürür.
    * Limonun çok sık yenmesi (asit içerdiğinden) midede ülser,gastrit gibi hastalıkların çıkmasına sebep olabilir.
    * Fazla ekşi yemek çabuk ihtiyarlatır.
    * Gözün görme gücünü azaltır.
    * Sinir sistemine zarar verir.
    Limonun Zararları,Limonun Zararaları Nelerdir, Limonun Zararları Varmı,Limonun Zararı, Limon,Limonun Faydaları,Limonun Yararları,Limonun Faydaları Nelerdir, Limonun Faydaları ve Zararları

    Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahvenin Zararları ve Faydaları
    Kahvenin Zararları ve Faydaları
    Kahvenin Faydaları 2013, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları, Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahve zararlı bir alışkanlık olarak bilinmesine rağmen, dozunda içilirse, sağlık açısından oldukça faydalı bir içecek. Bu makalemizi, kahvenin faydaları ve zararları konusuna ayırdık. Gelin önce, kahvenin faydaları nelermiş görelim. Ardından da kahvenin zararları konusunda sizleri bilgilendirelim.

    Kahvenin Faydaları 2012, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları,Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahvenin Faydaları,Kahvenin Yararları,Kahvenin Faydaları 2013
    * Kahve, bol miktarda antioksidan içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor.
    * Kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi bulunmakta.
    * Kahve, konsantrasyona yardımcı olur.
    * İçerdiği kafein nedeni ile hafızayı canlı tutuyor ve iyi bir hafizaya sahip olmanızı sağlıyor.
    * Karaciğer için faydalı.. Sirozo önlemeye yardımcı.
    * Günlük baş ağrıları geçirmede fayda sağlıyor.
    * Kan dolaşımını hızlandırıyor.
    * Astım nöbetlerini engelliyor.
    Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir ?
    * Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiler. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebilir. Düzensiz kalp atışlarına, kalp çarpıntısına ya da taşikardi gibi rahatsızlıklara neden olabilir.
    * Yapılan çalışmalarda, yüksek miktarda kahve tüketiminin tansiyonu hızla yükselttiği görüldü.
    * Kahve, ülser gibi mide rahatsızlıklarına neden olmasa da bu hastalıkların varlığında kötüleşmesini tetikliyor.
    * Kahve, midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu yüzden kahve tüketimini günde 2-3 fincanla sınırlamalıyız.
    * Tip 2 Şeker hastalığında, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkiliyor.
    * vücutta az miktarda da olsa sıvı kaybına neden oluyor. Bu sebeple kahve içildikten sonra, mutlaka 1-2 bardak su içmek gerekli.
    * Kahvenin bileşenlerinin beyinde bulunan kan hücrelerini tetikleyerek migrene neden oluyor ve migreni tetikleyen etkenlerin başında geliyor.
    * Günde 3 Fincandan fazla kahve içmek doğurganlığı olumsuz yönde etkliyor. Üstelik hamilelikte tüketilmesi içierdiği kafein nedeni ile bebeğe zararlı olarak biliniyor.
    * Fazla miktaralarda içilen kahve vücutta vitamin ve mineral kabına neden oluyor.
    Kahvenin Faydaları 2013, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları,Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları

    KAHVENİN ZARARLARI VE FAYDALARI

    Konu Saati  05:30  |  in  Kahvenin Zararları ve Faydaları  |  Devamı»

    Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahvenin Zararları ve Faydaları
    Kahvenin Zararları ve Faydaları
    Kahvenin Faydaları 2013, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları, Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahve zararlı bir alışkanlık olarak bilinmesine rağmen, dozunda içilirse, sağlık açısından oldukça faydalı bir içecek. Bu makalemizi, kahvenin faydaları ve zararları konusuna ayırdık. Gelin önce, kahvenin faydaları nelermiş görelim. Ardından da kahvenin zararları konusunda sizleri bilgilendirelim.

    Kahvenin Faydaları 2012, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları,Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları
    Kahvenin Faydaları,Kahvenin Yararları,Kahvenin Faydaları 2013
    * Kahve, bol miktarda antioksidan içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor.
    * Kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi bulunmakta.
    * Kahve, konsantrasyona yardımcı olur.
    * İçerdiği kafein nedeni ile hafızayı canlı tutuyor ve iyi bir hafizaya sahip olmanızı sağlıyor.
    * Karaciğer için faydalı.. Sirozo önlemeye yardımcı.
    * Günlük baş ağrıları geçirmede fayda sağlıyor.
    * Kan dolaşımını hızlandırıyor.
    * Astım nöbetlerini engelliyor.
    Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir ?
    * Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiler. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebilir. Düzensiz kalp atışlarına, kalp çarpıntısına ya da taşikardi gibi rahatsızlıklara neden olabilir.
    * Yapılan çalışmalarda, yüksek miktarda kahve tüketiminin tansiyonu hızla yükselttiği görüldü.
    * Kahve, ülser gibi mide rahatsızlıklarına neden olmasa da bu hastalıkların varlığında kötüleşmesini tetikliyor.
    * Kahve, midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu yüzden kahve tüketimini günde 2-3 fincanla sınırlamalıyız.
    * Tip 2 Şeker hastalığında, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkiliyor.
    * vücutta az miktarda da olsa sıvı kaybına neden oluyor. Bu sebeple kahve içildikten sonra, mutlaka 1-2 bardak su içmek gerekli.
    * Kahvenin bileşenlerinin beyinde bulunan kan hücrelerini tetikleyerek migrene neden oluyor ve migreni tetikleyen etkenlerin başında geliyor.
    * Günde 3 Fincandan fazla kahve içmek doğurganlığı olumsuz yönde etkliyor. Üstelik hamilelikte tüketilmesi içierdiği kafein nedeni ile bebeğe zararlı olarak biliniyor.
    * Fazla miktaralarda içilen kahve vücutta vitamin ve mineral kabına neden oluyor.
    Kahvenin Faydaları 2013, Kahvenin Zararları,Kahvenin Zararları Nelerdir,Kahvenin Faydaları, Kahvenin Yararları,Kahvenin Zararları ve Faydaları,Kahvenin Faydaları ve Zararları

    21 Nisan 2013 Pazar

    Anne sütü, bebeği enfeksiyon hastalıkları, alerjik rahatsızlıklar, obezite ve diyabet gibi bir çok hastalıktan koruyor. Yapılan araştırmalar anne sütünün aynı zamanda kız bebekleri meme kanseri riskinden de koruduğunu ortaya koyuyor. 

    Anne sütü bir bebek için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Bebeğe sağladığı sayısız yarar var. Anne sütünün bebeklerin sağlığı üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarsa her geçen gün yeni bir faydasını ortaya çıkartıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ülkü Tıraş, yapılan son araştırmaların sonuçlarına bakıldığında anne sütünün, bebeği meme kanserinden lösemiye kadar birçok hastalıktan koruyucu etkisi bulunduğunu belirtiyor.

    Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Koruyor

    Anne sütü alan bebeklerde alerjik hastalıklar, çocukluk çağı şeker hastalığı, ishal, orta kulak enfeksiyonları ve tüm diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor. Hatta yapılan araştırmalar, anne sütünün bağışıklık sistemini güçlendiren özelliği nedeniyle kız bebeklerin ileride meme kanserine yakalanma risklerinin çok daha az olduğunu gösteriyor. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerde lösemi yüzde 9, Hodgin lenfoma yüzde 24, çocukluk çağı kanserlerinden biri olan nöroblastomun ise yüzde 41 oranında daha az görülüyor.
    Emzirmenin sonunda gelen yağlı süt bebeği obeziteden koruyor

    Anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına özel olarak üretiliyor. Bu yüzden her annenin sütü kendi bebeğine özel. Hatta emzirmenin başlangıcındaki sütle son kısmı bile birbirinden farklı oluyor. Emzirmenin sonuna geldikçe anne sütünün yağ oranı da artıyor. Bu da bebeğin doymasını sağlıyor. Böylece bebeği obeziteden de koruyor.

    İlk Süt, Bebeği Enfeksiyonlardan Korur

    Anneden doğum yapar yapmaz gelen ve kolostrum denilen ilk süt bebekler için yaşamsal önem taşıyor. Bebeğin bu dünyadaki ilk besininin mutlaka anne sütü olması gerekiyor. İlk süt enfeksiyonlara karşı koruyucu madde içeriyor. Bu da enfeksiyonlara karşı direnci düşük olan yeni doğan için çok önemli. Bu nedenle bebeklere doğumdan sonra şekerli su gibi başka besinlerin kesinlikle verilmemesi gerekiyor.

    Formül Mama Anne Sütünün Yerini Asla Tutmaz

    Bebeği hastalıklardan korumak adına anne sütünün, ilk 6 ay tek başına, daha sonra ise ek gıdalarla birlikte 2 yıl boyunca bebeğe mutlaka verilmesi gerekiyor. Özellikle doğumdan sonraki bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığı açısından bebeğin kilosu ölçülerek takip edilmeli. Belirli zaman dilimlerinde aldığı kilo, bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığını gösteriyor. Pek çok anne bebeğinin yeterli kilo almadığını düşünerek, daha tombul olsun diye formül mama verme ihtiyacı duyuyor. Ancak sütleri varken, bebeklerine formül mamaların verilmesi doğru değil. Çünkü bu mamalar anneye ve bebeğe özel olarak üretilmiyor.

    Dereotu, Maydanoz ve Nane Suyu Sütü Artırıyor

    Anne sütünü artırmak için mümkün olduğu kadar sık aralıklarla bebeği emzirmek ve memeye masaj uygulamak gerekiyor. Bunun yanı sıra anneler mutlaka beslenmelerine özen göstermeli ve bol su tüketmeliler. Dereotu, maydanoz ve naneden elde edilen bitki çayları anne sütünü artırıyor.

    Çalışan Anneler de Anne Sütü Verebilir!

    Bebeğini belirli bir dönemin sonunda evde bırakıp çalışmaya başlayan anneler emzirme dönemlerinin biteceğini düşünüp, kaygıya kapılıyor. Oysa bu yanlış bir  düşünce. Anneler iş yerlerinde belirli aralıklarla sütlerini sağmaya devam ederlerse, bebeklerini istedikleri kadar anne sütüyle besleyebilirler. Süt sağılmaya devam ettikçe, beyinden salgılanan hormonlar da çocuğun süte ihtiyacının sürdüğünü düşünüyor ve bol miktarda salgılanmaya devam ediyor. İş yerinde sağılan anne sütü, özel kaplara konularak buzdolabının kapağında 24 saat, derin dondurucuda ise 6 aya kadar saklanabiliyor. Ancak anne sağma işlemine ara verirse beyin, hormon salgılanmasını azaltıyor, bunun sonucunda da süt yapımı giderek azalıyor.

    Anne Sütü Alan Bebeklerde Meme Kanseri Riski Azalıyor!

    Konu Saati  07:36  |  in  Anne- bebek  |  Devamı»

    Anne sütü, bebeği enfeksiyon hastalıkları, alerjik rahatsızlıklar, obezite ve diyabet gibi bir çok hastalıktan koruyor. Yapılan araştırmalar anne sütünün aynı zamanda kız bebekleri meme kanseri riskinden de koruduğunu ortaya koyuyor. 

    Anne sütü bir bebek için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Bebeğe sağladığı sayısız yarar var. Anne sütünün bebeklerin sağlığı üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarsa her geçen gün yeni bir faydasını ortaya çıkartıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ülkü Tıraş, yapılan son araştırmaların sonuçlarına bakıldığında anne sütünün, bebeği meme kanserinden lösemiye kadar birçok hastalıktan koruyucu etkisi bulunduğunu belirtiyor.

    Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Koruyor

    Anne sütü alan bebeklerde alerjik hastalıklar, çocukluk çağı şeker hastalığı, ishal, orta kulak enfeksiyonları ve tüm diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor. Hatta yapılan araştırmalar, anne sütünün bağışıklık sistemini güçlendiren özelliği nedeniyle kız bebeklerin ileride meme kanserine yakalanma risklerinin çok daha az olduğunu gösteriyor. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerde lösemi yüzde 9, Hodgin lenfoma yüzde 24, çocukluk çağı kanserlerinden biri olan nöroblastomun ise yüzde 41 oranında daha az görülüyor.
    Emzirmenin sonunda gelen yağlı süt bebeği obeziteden koruyor

    Anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına özel olarak üretiliyor. Bu yüzden her annenin sütü kendi bebeğine özel. Hatta emzirmenin başlangıcındaki sütle son kısmı bile birbirinden farklı oluyor. Emzirmenin sonuna geldikçe anne sütünün yağ oranı da artıyor. Bu da bebeğin doymasını sağlıyor. Böylece bebeği obeziteden de koruyor.

    İlk Süt, Bebeği Enfeksiyonlardan Korur

    Anneden doğum yapar yapmaz gelen ve kolostrum denilen ilk süt bebekler için yaşamsal önem taşıyor. Bebeğin bu dünyadaki ilk besininin mutlaka anne sütü olması gerekiyor. İlk süt enfeksiyonlara karşı koruyucu madde içeriyor. Bu da enfeksiyonlara karşı direnci düşük olan yeni doğan için çok önemli. Bu nedenle bebeklere doğumdan sonra şekerli su gibi başka besinlerin kesinlikle verilmemesi gerekiyor.

    Formül Mama Anne Sütünün Yerini Asla Tutmaz

    Bebeği hastalıklardan korumak adına anne sütünün, ilk 6 ay tek başına, daha sonra ise ek gıdalarla birlikte 2 yıl boyunca bebeğe mutlaka verilmesi gerekiyor. Özellikle doğumdan sonraki bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığı açısından bebeğin kilosu ölçülerek takip edilmeli. Belirli zaman dilimlerinde aldığı kilo, bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığını gösteriyor. Pek çok anne bebeğinin yeterli kilo almadığını düşünerek, daha tombul olsun diye formül mama verme ihtiyacı duyuyor. Ancak sütleri varken, bebeklerine formül mamaların verilmesi doğru değil. Çünkü bu mamalar anneye ve bebeğe özel olarak üretilmiyor.

    Dereotu, Maydanoz ve Nane Suyu Sütü Artırıyor

    Anne sütünü artırmak için mümkün olduğu kadar sık aralıklarla bebeği emzirmek ve memeye masaj uygulamak gerekiyor. Bunun yanı sıra anneler mutlaka beslenmelerine özen göstermeli ve bol su tüketmeliler. Dereotu, maydanoz ve naneden elde edilen bitki çayları anne sütünü artırıyor.

    Çalışan Anneler de Anne Sütü Verebilir!

    Bebeğini belirli bir dönemin sonunda evde bırakıp çalışmaya başlayan anneler emzirme dönemlerinin biteceğini düşünüp, kaygıya kapılıyor. Oysa bu yanlış bir  düşünce. Anneler iş yerlerinde belirli aralıklarla sütlerini sağmaya devam ederlerse, bebeklerini istedikleri kadar anne sütüyle besleyebilirler. Süt sağılmaya devam ettikçe, beyinden salgılanan hormonlar da çocuğun süte ihtiyacının sürdüğünü düşünüyor ve bol miktarda salgılanmaya devam ediyor. İş yerinde sağılan anne sütü, özel kaplara konularak buzdolabının kapağında 24 saat, derin dondurucuda ise 6 aya kadar saklanabiliyor. Ancak anne sağma işlemine ara verirse beyin, hormon salgılanmasını azaltıyor, bunun sonucunda da süt yapımı giderek azalıyor.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top