• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 15 Nisan 2013 Pazartesi

    Kefir Zayıflatır
    Kefir Zayıflatırmı
    Kefir Zayıflatırmı ?
    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama, Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama
    Kefirin Sağlık açısından sayılamayacak kadar çok faydası var. Kanseri önelemekten tutun da, uzun bir hayatın anahtarı olmaya kadar  pek çok sağlıksorununa çözüm olan kefir zayıflama içinde ideal bir besin..Bu makalemizde, kefirle zayıflama nasıl olur konusu sizlerle paylaşmak istedik.

    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama
    Kefirle Zayıflama İçin Gerekli Malzemeler
    * 1 adet portakal,
    * 1 adet limon,
    * 3 adet kayısıyı,
    Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefirle Zayıflama
    Tüm Malzemeleri blender’dan geçirin. Bu karışımın içine 100 mililitre de kefir ekleyin. Her sabah bu karışımdan tüketmeyi alışkanlık haline getirin.
    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama

    KEFİR ZAYIFLATIRMI ?

    Konu Saati  05:58  |  in  Kefirle Zayıflama  |  Devamı»

    Kefir Zayıflatır
    Kefir Zayıflatırmı
    Kefir Zayıflatırmı ?
    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama, Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama
    Kefirin Sağlık açısından sayılamayacak kadar çok faydası var. Kanseri önelemekten tutun da, uzun bir hayatın anahtarı olmaya kadar  pek çok sağlıksorununa çözüm olan kefir zayıflama içinde ideal bir besin..Bu makalemizde, kefirle zayıflama nasıl olur konusu sizlerle paylaşmak istedik.

    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama
    Kefirle Zayıflama İçin Gerekli Malzemeler
    * 1 adet portakal,
    * 1 adet limon,
    * 3 adet kayısıyı,
    Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefirle Zayıflama
    Tüm Malzemeleri blender’dan geçirin. Bu karışımın içine 100 mililitre de kefir ekleyin. Her sabah bu karışımdan tüketmeyi alışkanlık haline getirin.
    Kefir Zayıflatırmı,Kefir İle Zayıflama,Kefir Zayıflatırmı,Kefir Zayıflama,Kefir Zayıflatır,Kefirle Zayıflama

    14 Nisan 2013 Pazar

    Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır
    Yoğurt Diyeti
    Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır ?
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir
    Yoğurdun zayıflatıcı ve tok tutucu özelliği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Yoğurdun yağ yakımını hızlandırıcı ve tol tutucu özelliğinden dolayı, diyetlerin en önemli destekleyicisidir. Yoğurt diyeti yaptım diyip, zayıfladığını öne süren pek çok insan mevcut. Biz de sizler için yoğurt diyeti nasıl yapılır konusunu araştırdık..

    Yoğurt Diyeti le Kaç Kilo Verilir ?
    Yoğurt Diyeti ile 5 günde 3 kilo verilebilmektedir. Özellikle çalışan kişiler için son derece uygun olan yoğurt iyeti nasıl yapılır hep birlikte görelim.
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir
    *Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su
    Sabah
    *1 fincan şekersiz çay,
    *300 gr. light yoğurt,
    *3-4 adet grissini,
    Öğle
    1 kase sebze çorbası,
    4 yemek kaşığı etli sebze yemeği,
    300 gr. light yoğurt,
    1 adet meyve,
    Ara öğün
    300 gr. light yoğurt,
    1 fincan şekersiz çay,
    Meyve (muz,çilek ve elma),
    Akşam
    1 kase sebze çorbası,
    60 gr. et (ızgara tavuk ya da kırmızı et olabilir),
    300 gr. light yoğurt,
    Yatmadan önce,
    1 bardak papatya çayı,
    3 adet kuru mürdüm eriği (çekirdeksiz),
    2.3.4.5.6. ve 7. günler
    Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su,
    Kahvaltı
    1 fincan şekersiz çay,
    İçine tahıl ya da yulaf ezmesi eklenmiş 300 gr. light yoğurt,
    Öğle
    1 kase sebze çorbası,
    300 gr. light yoğurt,
    İstediğiniz kadar meyve(karpuz,kavun,kivi),
    Ara öğün
    300 gr. light yoğurt,
    1 fincan şekersiz çay,
    İstediğiniz kadar meyve ( muz,çilek ve elma),
    Akşam
    Balık (ızgara,buğulama ya da fırında pişmiş),
    Salata ( 1 kaşık zeytinyağı eklenmiş),
    1 bardak meyve suyu ve kadın&kadında yer alan habere göre 2 dilim kepekli ekmek,
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir

    YOĞURT DİYETİ NASIL YAPILIR ?

    Konu Saati  08:18  |  in  Yoğurt Diyeti Zayıflama  |  Devamı»

    Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır
    Yoğurt Diyeti
    Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır ?
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir
    Yoğurdun zayıflatıcı ve tok tutucu özelliği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Yoğurdun yağ yakımını hızlandırıcı ve tol tutucu özelliğinden dolayı, diyetlerin en önemli destekleyicisidir. Yoğurt diyeti yaptım diyip, zayıfladığını öne süren pek çok insan mevcut. Biz de sizler için yoğurt diyeti nasıl yapılır konusunu araştırdık..

    Yoğurt Diyeti le Kaç Kilo Verilir ?
    Yoğurt Diyeti ile 5 günde 3 kilo verilebilmektedir. Özellikle çalışan kişiler için son derece uygun olan yoğurt iyeti nasıl yapılır hep birlikte görelim.
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir
    *Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su
    Sabah
    *1 fincan şekersiz çay,
    *300 gr. light yoğurt,
    *3-4 adet grissini,
    Öğle
    1 kase sebze çorbası,
    4 yemek kaşığı etli sebze yemeği,
    300 gr. light yoğurt,
    1 adet meyve,
    Ara öğün
    300 gr. light yoğurt,
    1 fincan şekersiz çay,
    Meyve (muz,çilek ve elma),
    Akşam
    1 kase sebze çorbası,
    60 gr. et (ızgara tavuk ya da kırmızı et olabilir),
    300 gr. light yoğurt,
    Yatmadan önce,
    1 bardak papatya çayı,
    3 adet kuru mürdüm eriği (çekirdeksiz),
    2.3.4.5.6. ve 7. günler
    Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su,
    Kahvaltı
    1 fincan şekersiz çay,
    İçine tahıl ya da yulaf ezmesi eklenmiş 300 gr. light yoğurt,
    Öğle
    1 kase sebze çorbası,
    300 gr. light yoğurt,
    İstediğiniz kadar meyve(karpuz,kavun,kivi),
    Ara öğün
    300 gr. light yoğurt,
    1 fincan şekersiz çay,
    İstediğiniz kadar meyve ( muz,çilek ve elma),
    Akşam
    Balık (ızgara,buğulama ya da fırında pişmiş),
    Salata ( 1 kaşık zeytinyağı eklenmiş),
    1 bardak meyve suyu ve kadın&kadında yer alan habere göre 2 dilim kepekli ekmek,
    Yoğurt Diyeti Zayıflama,Yoğurt Diyeti Yaptım,Yoğurt Diyeti İle Zayıflama,Yoğurt Diyeti,Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yağsız Yoğurt Diyeti Nasıl Yapılır,Yoğurt Diyeti İle Kaç Kilo Verilir

    13 Nisan 2013 Cumartesi

    Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı
    Sarımsaklı Zeytinyağı
    Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi, Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı
    Sarımsak ve zeytinyağı, hem sağlık hem de güzellik açısından oldukça önemli iki besin.. Özellikle saç bakımında harikalar yaratan sarımsaklı zeytinyağının saça faydaları konusunu paylaşmak istiyoruz sizlerle..

    Sarımsak, yeniden saç oluşumunu destekler, saçların daha canlı ve gür çıkmasını sağlar. Zeytinyağı da, saçları yumuşatır, yıpranmış saçların onarılmasında önemli rol oynar. Sarımsaklı Zeytinyağı saça nasıl uygulanır hep beraber görelim..
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı
    Sarımsakları havanda dövüp, suyunu çıkardıktan sonra direk olarak saçların zayıfladığı bölgelere sürün. Eğer sarımsakların suyunu çıkarmak zor olacak diye düşünüyorsanız,  hazır olarak bulabileceğiniz sarımsak yağını da kullanabilirsiniz. Sarımsağı saç derisine sürerken parmak uçlarınızla masaj yaparak kan dolaşımını hızlandırmanız etkisini daha da arttıracaktır.
    Sarımsağı saçınızda yaklaşık bir saat kadar beklettikten sonra saçlarınızın uzunluğuna göre belirleyeceğiniz miktar zeytinyağını yine saç derinize masaj yaparak sürün. Geniş ağızlı bir tarak yardımıyla zeytinyağını diplerden uçlara doğru yayın. Her tutama eşit miktarda sürdüğünüzden emin olduktan sonra, başınıza bir havlu sarın ya da bone takın ve 1-2 saat bekletin. Zeytinyağını ve saç derisinde kalan sarımsağı normal bir şampuanla yıkayabilirsiniz.
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı

    SARIMSAKLI ZEYTİNYAĞININ SAÇA FAYDALARI

    Konu Saati  05:35  |  in  Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi  |  Devamı»

    Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı
    Sarımsaklı Zeytinyağı
    Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi, Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı
    Sarımsak ve zeytinyağı, hem sağlık hem de güzellik açısından oldukça önemli iki besin.. Özellikle saç bakımında harikalar yaratan sarımsaklı zeytinyağının saça faydaları konusunu paylaşmak istiyoruz sizlerle..

    Sarımsak, yeniden saç oluşumunu destekler, saçların daha canlı ve gür çıkmasını sağlar. Zeytinyağı da, saçları yumuşatır, yıpranmış saçların onarılmasında önemli rol oynar. Sarımsaklı Zeytinyağı saça nasıl uygulanır hep beraber görelim..
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı
    Sarımsakları havanda dövüp, suyunu çıkardıktan sonra direk olarak saçların zayıfladığı bölgelere sürün. Eğer sarımsakların suyunu çıkarmak zor olacak diye düşünüyorsanız,  hazır olarak bulabileceğiniz sarımsak yağını da kullanabilirsiniz. Sarımsağı saç derisine sürerken parmak uçlarınızla masaj yaparak kan dolaşımını hızlandırmanız etkisini daha da arttıracaktır.
    Sarımsağı saçınızda yaklaşık bir saat kadar beklettikten sonra saçlarınızın uzunluğuna göre belirleyeceğiniz miktar zeytinyağını yine saç derinize masaj yaparak sürün. Geniş ağızlı bir tarak yardımıyla zeytinyağını diplerden uçlara doğru yayın. Her tutama eşit miktarda sürdüğünüzden emin olduktan sonra, başınıza bir havlu sarın ya da bone takın ve 1-2 saat bekletin. Zeytinyağını ve saç derisinde kalan sarımsağı normal bir şampuanla yıkayabilirsiniz.
    Sarımsaklı Zeytinyağı,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Maskesi,Sarımsaklı Zeytinyağlı Saç Bakımı,Sarımsaklı Zeytinyağının Saça Faydaları,Sarımsak ve Zeytinyağı İle Saç Bakımı

    11 Nisan 2013 Perşembe

    Uzmanlar yapılacak ufak rötuşlarla vücut kusurlarınızı örterek çok daha iyi görünmeyi başarabileceğinizi belirtip bunu başarabilmek için gerekli tüyoları da veriyor. İşte iyi, çekici ve kusursuz görünmenin ipuçları…

    Vücut kusurlarınızı örtecek doğru giyim tarzı sayesinde, iyi görünmekle ilgili tüm sıkıntılarınızı ortadan kaldırabilirsiniz. Bunun için, tüm gardırobunuzu yenilemeniz de gerekmiyor. Ufak rötuşlarla çok daha iyi görünmeyi başarmak elinizde.

    İç çamaşırı

    Uzmanlar, kadınların her zaman göğüslerini tam toparlayan bir sutyen giymeleri gerektiğini belirtiyor. İyi bir sutyenin, göğüsleri kaldırıp beli ortaya çıkarttığını vurgulayan uzmanlar, ince askılı üstler giyiliyorsa, sutyen askılarının görünmesinde bir sakınca olmadığını ifade ediyor.

    Aksesuar

    Balıkçı yaka bir kazağın üzerine asla kolye ya da fular takmayın. Kısa boylular da, kalın ve tasmayı andıran kolyelerden uzak durmalı. Yüzü kilolu veya gıdısı bulunanlar ise uzun küpeler takmalı.

    Ayakkabılar

    Ayak bilekleriniz kalınsa, düz, babet ve bilekten bağlı ayakkabılardan kaçınmaya çalışın. Bacaklarınız çok inceyse, ince ve sallanan topuklu ayakkabıları tercih etmeyin.

    Çekici görünmek için doğru giyinin

    Konu Saati  10:56  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Uzmanlar yapılacak ufak rötuşlarla vücut kusurlarınızı örterek çok daha iyi görünmeyi başarabileceğinizi belirtip bunu başarabilmek için gerekli tüyoları da veriyor. İşte iyi, çekici ve kusursuz görünmenin ipuçları…

    Vücut kusurlarınızı örtecek doğru giyim tarzı sayesinde, iyi görünmekle ilgili tüm sıkıntılarınızı ortadan kaldırabilirsiniz. Bunun için, tüm gardırobunuzu yenilemeniz de gerekmiyor. Ufak rötuşlarla çok daha iyi görünmeyi başarmak elinizde.

    İç çamaşırı

    Uzmanlar, kadınların her zaman göğüslerini tam toparlayan bir sutyen giymeleri gerektiğini belirtiyor. İyi bir sutyenin, göğüsleri kaldırıp beli ortaya çıkarttığını vurgulayan uzmanlar, ince askılı üstler giyiliyorsa, sutyen askılarının görünmesinde bir sakınca olmadığını ifade ediyor.

    Aksesuar

    Balıkçı yaka bir kazağın üzerine asla kolye ya da fular takmayın. Kısa boylular da, kalın ve tasmayı andıran kolyelerden uzak durmalı. Yüzü kilolu veya gıdısı bulunanlar ise uzun küpeler takmalı.

    Ayakkabılar

    Ayak bilekleriniz kalınsa, düz, babet ve bilekten bağlı ayakkabılardan kaçınmaya çalışın. Bacaklarınız çok inceyse, ince ve sallanan topuklu ayakkabıları tercih etmeyin.

    10 Nisan 2013 Çarşamba

    Gönül, her ne kadar bir kız ismi olsa da taşıdığı anlam kızlarda hayat bulduğu için onlara yakışmaktadır. Şarkılarda, şiirlerde en duygusal haliyle yer alır, satırlarda, mısralarda...Hep gönlümüz dolu olsun isteriz, boş kalması sanki hiç olmaması gerekirmiş gibi. Buradaki gönlün dolu ya da boş olması hep karşı cinsle ilişkilendirilir. Gönül, o kadar geniş bir yerdirki, orada herkese yer bulunur.

    İçini Allah aşkı, insan aşkı, çevre aşkı, çocuk aşkı vs vs doldurabilirsiniz. Bir o kadar da dardır ki içinde kimseye yer yoktur. Bu ise biraz rahatsızlık durumudur. İnsanlar yaşadıklarıyla var olurlar. Yaşanmış her şey kişide bir iz, bir olgunluk yaratır. Hergün bir şeyler öğrenilir. Her yeni sabah öğrenme için zemin hazırlar. Hayatta hergün güzel şeyler yaşanmaz ki... O zaman nereden bilirdik güzel günlerin kıymetini. Zaten onlarda GÜZEL olarak nitelendirilmezdi. Bilemezdik neye güzel diyebileceğimizi. Yaşadığımız hergün birbirimizle etkileşerek geçer. Gün içinde öyle durumlar yaşarızki karşımıza biri çıkmasın diyebiliriz.

    Öfkemize hakim olamamaktan korkarız. Soluğumuz sıklaşmış, kan damarlarımız ortaya çıkmış, gözlerimiz yerinden çıkacak gibi bakış fırlatıyoruzdur. El, kol hareketlerimiz de bunlara eşlik eder. Belki sesimizin ton ayarı da kaçmıştır. Dişlerimizi sıkıp belli etmemeye çalışıyorda olabiliriz. Bazılarımız bedensel tepkilerini gün içinde kendine saklamayı başarıyor olarak görünüp, uykuda kendilerini anlatıyor olabilirler. Kabus dolu rüyalar, diş gıcırdatmalar, bir türlü uykuya geçemeyenler... Neden biz böyleyiz?

    Hep sorunlarımızı kendimize mi saklamalıyız? Kendimizi ifade edersek ne olur? Sorunlarım herkesi sevindirir diye mi düşünüyoruz? Onlarda belki bizden daha çok sorun var. Düşünce yapımızı değiştirmeli, kendimizi anlatabilmeliyiz. Kendimizi, derdimizi anlatırken ağlayabiliriz de... Ağlamak, tamamen insani bir özellik olup, duygularımızın nasırlaşmadığını gösterir. Ağlayamayan kişilerde ise, mutlaka psikolojik durumlar, değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

    Günümüzde herkes kendini başkalarından bir adım önde görmek istiyor. Çocuklara da bu şekilde hissettiriliyor. Sosyal alanlar yaratılmaya çalışılıyor. Proje çocuklar ailelerin geçmişte şu nedenle ya da bu nedenle yapamadıklarını var güçleri ile yapmaya çalışıyorlar. Anneleri- babaları mutlu olsun diye. Ebeveynlerde çevrelerine çocuklarını gururla takdim ediyorlar. Çünkü kendileri de çocukları üzerinden bir adım önde oluyorlar. Öyle hissediyorlar, kendilerini... Çocuklarına tren alırlar, kendileri oynarlar. Geçmişte alınamayan oyuncaklar, yapılamayan etkinlikler ebeveynlerin tatmin duygularına hitap etmekte ve doygunluk yaşamaktadırlar.

    Çocuklarımız çeşitli etkinlikleri yaparken biz kendimizi tatmin ediyoruz da onun gönlünü açabiliyor muyuz? Onu ne kadar dinleyebiliyoruz? Dinlediklerimizden bir sonuca ulaşıp, çocuğumuz için ne yapabiliyoruz? Yoksa yalancı baharı hayatımız boyunca yaşayacak mıyız?

    Çocukları dinlemek, ona yeteri kadar zaman ayırmak çok önemli. Biz kendi işimizi yaparken biraz kulağımızın onda olmasını yeterli görüyorsak, olmaz. Çocuğumuz yalnızca onu dinlediğimizi ve kendisinin önemli olduğunu hissetmeli.

    Öznur Simav
    Yoksa ‘’seni seviyorum’’ la sevdiğimizi gösteremeyiz. Kişiler birbirini dinlerken etkin dinleme yapmalıdır. Karşımızdaki kişinin gözünün içine bakmalı ve beden dili ile bunu belirtmeliyiz. Çocuğumuz için de aynı durum geçerlidir, ‘’yetişkinler dikkat eder, çocuk nasılsa konuşur, anlatır, özel olarak dikkat etmeme gerek yok, ben işimi de yaparım, onu da dinlerim’’ diyemeyiz. Onların küçücük, ama büyük gönüllerinden nelerin geçtiğini dinleyip, anlamamız ve bize yüreklerini açmaları için ortam yaratmalıyız.

    *Öznur Simav
     Pedagog- aile ve iletişim danışmanı

    © Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

    Gönlünü açmak

    Konu Saati  10:58  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Gönül, her ne kadar bir kız ismi olsa da taşıdığı anlam kızlarda hayat bulduğu için onlara yakışmaktadır. Şarkılarda, şiirlerde en duygusal haliyle yer alır, satırlarda, mısralarda...Hep gönlümüz dolu olsun isteriz, boş kalması sanki hiç olmaması gerekirmiş gibi. Buradaki gönlün dolu ya da boş olması hep karşı cinsle ilişkilendirilir. Gönül, o kadar geniş bir yerdirki, orada herkese yer bulunur.

    İçini Allah aşkı, insan aşkı, çevre aşkı, çocuk aşkı vs vs doldurabilirsiniz. Bir o kadar da dardır ki içinde kimseye yer yoktur. Bu ise biraz rahatsızlık durumudur. İnsanlar yaşadıklarıyla var olurlar. Yaşanmış her şey kişide bir iz, bir olgunluk yaratır. Hergün bir şeyler öğrenilir. Her yeni sabah öğrenme için zemin hazırlar. Hayatta hergün güzel şeyler yaşanmaz ki... O zaman nereden bilirdik güzel günlerin kıymetini. Zaten onlarda GÜZEL olarak nitelendirilmezdi. Bilemezdik neye güzel diyebileceğimizi. Yaşadığımız hergün birbirimizle etkileşerek geçer. Gün içinde öyle durumlar yaşarızki karşımıza biri çıkmasın diyebiliriz.

    Öfkemize hakim olamamaktan korkarız. Soluğumuz sıklaşmış, kan damarlarımız ortaya çıkmış, gözlerimiz yerinden çıkacak gibi bakış fırlatıyoruzdur. El, kol hareketlerimiz de bunlara eşlik eder. Belki sesimizin ton ayarı da kaçmıştır. Dişlerimizi sıkıp belli etmemeye çalışıyorda olabiliriz. Bazılarımız bedensel tepkilerini gün içinde kendine saklamayı başarıyor olarak görünüp, uykuda kendilerini anlatıyor olabilirler. Kabus dolu rüyalar, diş gıcırdatmalar, bir türlü uykuya geçemeyenler... Neden biz böyleyiz?

    Hep sorunlarımızı kendimize mi saklamalıyız? Kendimizi ifade edersek ne olur? Sorunlarım herkesi sevindirir diye mi düşünüyoruz? Onlarda belki bizden daha çok sorun var. Düşünce yapımızı değiştirmeli, kendimizi anlatabilmeliyiz. Kendimizi, derdimizi anlatırken ağlayabiliriz de... Ağlamak, tamamen insani bir özellik olup, duygularımızın nasırlaşmadığını gösterir. Ağlayamayan kişilerde ise, mutlaka psikolojik durumlar, değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

    Günümüzde herkes kendini başkalarından bir adım önde görmek istiyor. Çocuklara da bu şekilde hissettiriliyor. Sosyal alanlar yaratılmaya çalışılıyor. Proje çocuklar ailelerin geçmişte şu nedenle ya da bu nedenle yapamadıklarını var güçleri ile yapmaya çalışıyorlar. Anneleri- babaları mutlu olsun diye. Ebeveynlerde çevrelerine çocuklarını gururla takdim ediyorlar. Çünkü kendileri de çocukları üzerinden bir adım önde oluyorlar. Öyle hissediyorlar, kendilerini... Çocuklarına tren alırlar, kendileri oynarlar. Geçmişte alınamayan oyuncaklar, yapılamayan etkinlikler ebeveynlerin tatmin duygularına hitap etmekte ve doygunluk yaşamaktadırlar.

    Çocuklarımız çeşitli etkinlikleri yaparken biz kendimizi tatmin ediyoruz da onun gönlünü açabiliyor muyuz? Onu ne kadar dinleyebiliyoruz? Dinlediklerimizden bir sonuca ulaşıp, çocuğumuz için ne yapabiliyoruz? Yoksa yalancı baharı hayatımız boyunca yaşayacak mıyız?

    Çocukları dinlemek, ona yeteri kadar zaman ayırmak çok önemli. Biz kendi işimizi yaparken biraz kulağımızın onda olmasını yeterli görüyorsak, olmaz. Çocuğumuz yalnızca onu dinlediğimizi ve kendisinin önemli olduğunu hissetmeli.

    Öznur Simav
    Yoksa ‘’seni seviyorum’’ la sevdiğimizi gösteremeyiz. Kişiler birbirini dinlerken etkin dinleme yapmalıdır. Karşımızdaki kişinin gözünün içine bakmalı ve beden dili ile bunu belirtmeliyiz. Çocuğumuz için de aynı durum geçerlidir, ‘’yetişkinler dikkat eder, çocuk nasılsa konuşur, anlatır, özel olarak dikkat etmeme gerek yok, ben işimi de yaparım, onu da dinlerim’’ diyemeyiz. Onların küçücük, ama büyük gönüllerinden nelerin geçtiğini dinleyip, anlamamız ve bize yüreklerini açmaları için ortam yaratmalıyız.

    *Öznur Simav
     Pedagog- aile ve iletişim danışmanı

    © Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

    Kalbinizdeki kıpırtının aşk olup olmadığını anlamak için davranışlarınıza dikkat edin. 

    Uzun süredir boş olan kalbiniz yeni birisi tarafından fethedilmek üzere. Siz de özlediğiniz aşkı yeniden yakaladığınızı düşünüyorsunuz. Peki, bundan emin misiniz? İşte hissettiklerinizin aşk olup olmadığını anlama yolları…

    - Ona bir insan gibi mi yoksa bir eşya gibi mi davranıyorsunuz? Eğer onunla dışarı çıkmanızın nedeni yakışıklı olması ya da son model arabasıysa, bu kesinlikle aşk değildir.

    - Buluşma yerine gitmemek için nedenler uydurmaya mı başladınız. Üzgünüz ama ne yazık ki sizde aşkın kırıntıları bile kalmamış.

    - İkiniz de iyi vakit geçirmek için etrafınızda insanlara mı ihtiyaç duyuyorsunuz? Buluşmalarınızda hep üçüncü bir kişi mi var. Eğer öyleyse, bu kesinlikle aşk değildir.

    - Sürekli kavga ediyor, kıskançlık yapıyor, birbirinizi çok fazla incitiyorsunuz. Birbirinizi eleştiriyorsanız dikkatli olmakta fayda var, çünkü bu yaşadığınız aşk olmayabilir.

    - Hala başkalarıyla görüşmeyi ya da gizlice buluşmayı mı düşünüyorsunuz? O zaman aşk gerçekten size çok uzak. Mümkünse ilişkinizi bitirin.

    - Tamamen dürüst müsünüz? Biriniz ya da ikiniz birden bencil ve içtenlikten yoksunsanız ya da duygularınızı açıklayamıyorsanız dikkatli olun.

    - Partnerinizin artık hayatınızın bir parçası olmaya başladığını mı düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, güzel bir rüyadasınız demektir. Bu aşkın en önemli belirtilerinden biridir. “Aşığım bu adama” diyorsunuz. Peki, hissettiğiniz gerçekten aşk mı acaba. Bunun cevabı da zamanda gizli.

    Kalbinizdeki kıpırtının adı aşk olabilir

    Konu Saati  10:57  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Kalbinizdeki kıpırtının aşk olup olmadığını anlamak için davranışlarınıza dikkat edin. 

    Uzun süredir boş olan kalbiniz yeni birisi tarafından fethedilmek üzere. Siz de özlediğiniz aşkı yeniden yakaladığınızı düşünüyorsunuz. Peki, bundan emin misiniz? İşte hissettiklerinizin aşk olup olmadığını anlama yolları…

    - Ona bir insan gibi mi yoksa bir eşya gibi mi davranıyorsunuz? Eğer onunla dışarı çıkmanızın nedeni yakışıklı olması ya da son model arabasıysa, bu kesinlikle aşk değildir.

    - Buluşma yerine gitmemek için nedenler uydurmaya mı başladınız. Üzgünüz ama ne yazık ki sizde aşkın kırıntıları bile kalmamış.

    - İkiniz de iyi vakit geçirmek için etrafınızda insanlara mı ihtiyaç duyuyorsunuz? Buluşmalarınızda hep üçüncü bir kişi mi var. Eğer öyleyse, bu kesinlikle aşk değildir.

    - Sürekli kavga ediyor, kıskançlık yapıyor, birbirinizi çok fazla incitiyorsunuz. Birbirinizi eleştiriyorsanız dikkatli olmakta fayda var, çünkü bu yaşadığınız aşk olmayabilir.

    - Hala başkalarıyla görüşmeyi ya da gizlice buluşmayı mı düşünüyorsunuz? O zaman aşk gerçekten size çok uzak. Mümkünse ilişkinizi bitirin.

    - Tamamen dürüst müsünüz? Biriniz ya da ikiniz birden bencil ve içtenlikten yoksunsanız ya da duygularınızı açıklayamıyorsanız dikkatli olun.

    - Partnerinizin artık hayatınızın bir parçası olmaya başladığını mı düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, güzel bir rüyadasınız demektir. Bu aşkın en önemli belirtilerinden biridir. “Aşığım bu adama” diyorsunuz. Peki, hissettiğiniz gerçekten aşk mı acaba. Bunun cevabı da zamanda gizli.

    9 Nisan 2013 Salı

    Simit Tarifi
    Sokak Simiti Tarifi
    Sokak Simidi Nasıl Yapılır ?
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır, Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi
    Sokaktan alıp afiyetle ve büyük bir lezzetle yediğimiz pekmezli simit veya sokak simiti nasıl yapılır biliyor musunuz ? Artık tüm gıda maddelerine şüphe ile baktığımız şu günlerde, siz de kendinize ve ailenize pekmezli simit yaparak, bu çok sevdiğiniz yiyeceği, aynı zamanda sağlıklı olarak tüketebilirsiniz.. Gelelim Pekmezli Simit /Sokak Simidi Tarifine..

    Pekmezli Simit Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    *270 gr. Ilık su,
    *10 gr. Yaş maya,
    *10 gr. Tuz,
    Tamamlama;
    *1 çay bardağı pekmez,
    *1 çay bardağı su,
    *2 su bardağı susam,
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır,Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi
    Hamuru yoğurup, 15-20 dakika dinlenmeye bırakın. Ardndan 8 eşit parçaya ayırdığınız hamurların ,her bir parçasını yaklaşık 50 cm. Kadar ince uzun şekil verip, 5-10 dakika kadar daha dinlendirin. Bu arada ,bir kasenin içinde pekmez ve susyu karıştırın. Başka ,büyükçe bir kabın içine susamı koyun. Uzunca yaptığınız hamurları ortadan katlayıp burarak kıvırın. İki ucunu birleştirip elinizle üzerien bastırarak ek yerini iyice pekiştirin. Daha sonra pekmez su karışımına batırarak her tarafını ıslatıp çıkartın. Birkaç saniye üzerindeki fazla suyun süzülmesi için süzgece bırakın. Alıp her tarafını susama iyice buladıktan sonra yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. Önceden 220 dercede ısıtılmış fırında 15 dakika kadar pişirin. Pişirme süresi sizin fırınının pişirmesine göre değişebilir. Siz kontrol ederek pişip pişmediğine bakıp fırından öyle çıkartın.
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır,Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi

    SOKAK SİMİDİ NASIL YAPILIR ?

    Konu Saati  22:00  |  in  Şimit Yapılışı  |  Devamı»

    Simit Tarifi
    Sokak Simiti Tarifi
    Sokak Simidi Nasıl Yapılır ?
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır, Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi
    Sokaktan alıp afiyetle ve büyük bir lezzetle yediğimiz pekmezli simit veya sokak simiti nasıl yapılır biliyor musunuz ? Artık tüm gıda maddelerine şüphe ile baktığımız şu günlerde, siz de kendinize ve ailenize pekmezli simit yaparak, bu çok sevdiğiniz yiyeceği, aynı zamanda sağlıklı olarak tüketebilirsiniz.. Gelelim Pekmezli Simit /Sokak Simidi Tarifine..

    Pekmezli Simit Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    *270 gr. Ilık su,
    *10 gr. Yaş maya,
    *10 gr. Tuz,
    Tamamlama;
    *1 çay bardağı pekmez,
    *1 çay bardağı su,
    *2 su bardağı susam,
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır,Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi
    Hamuru yoğurup, 15-20 dakika dinlenmeye bırakın. Ardndan 8 eşit parçaya ayırdığınız hamurların ,her bir parçasını yaklaşık 50 cm. Kadar ince uzun şekil verip, 5-10 dakika kadar daha dinlendirin. Bu arada ,bir kasenin içinde pekmez ve susyu karıştırın. Başka ,büyükçe bir kabın içine susamı koyun. Uzunca yaptığınız hamurları ortadan katlayıp burarak kıvırın. İki ucunu birleştirip elinizle üzerien bastırarak ek yerini iyice pekiştirin. Daha sonra pekmez su karışımına batırarak her tarafını ıslatıp çıkartın. Birkaç saniye üzerindeki fazla suyun süzülmesi için süzgece bırakın. Alıp her tarafını susama iyice buladıktan sonra yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. Önceden 220 dercede ısıtılmış fırında 15 dakika kadar pişirin. Pişirme süresi sizin fırınının pişirmesine göre değişebilir. Siz kontrol ederek pişip pişmediğine bakıp fırından öyle çıkartın.
    Sokak Simiti,Sokak Simidi Nasıl Yapılır,Sokak Simidi Yapılışı,Sokak Simidi Tarifi,Simit Tarifi, Simit Nasıl Yapılır,Simit Yapımı,Şimit Yapılışı,Pekmezli Simit Yapımı,Pekmezli Simit Tarifi

    Yıllardan beri kadınların vazgeçilmezi haline gelmiş, her kadını baştan yaratma imkânına sahip ve hiç eskimeyecek makyaj trendleri...

    Kadınların kendilerini daha güzel hissetmelerini sağlayan en büyük yardımcıları; makyaj malzemeleridir. Doğru uygulandığında sizi olduğunuzdan daha güzel gösteren makyaj, yanlış uygulandığında ise olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çok basit makyaj trendleriyle olduğunuzdan farklı bir görünüm elde ederek güzelliğinize güzellik katabilirsiniz.

    Dumanlı gözler
    Eğer yüzünüzde ön plana çıkmasını istediğiniz kısım gözlerinizse; gözlerinizde siyah göz kalemi, koyu gri göz farı ve kirpiklerinizi vurgulayacak bir rimel kullanın. Yüzünüzün diğer bölgelerinde ise fazla makyajdan kaçının; yanaklarınızda şeftali tonlarında çok açık allık kullanın ve dudaklarınızda da ten renginize uygun tonlarda bir parlatıcı tercih edin.

    Kırmızı dudaklar
    Çekici ve iddialı gözükmeyi seviyorsanız şanslısınız çünkü kırmızı dudaklar modası hiç geçmeyecek makyaj trendlerinin başında geliyor. Fakat seksiliği basite indirgememek için kırmızı ruju doğru kullanmak çok önemli. Sadece dudaklarınızdaki kırmızının ön planda olması için; çok hafif tonlarda bir allık ve rimel kullanın.

    Doğal görünüm
    Bu senenin diğer bir trendi ise makyajlı bir yüzle bile hiç makyajsız gibi görünmek. Bunun için en önemli malzeme ise kendi ten renginize uygun tonlarda fondöteni yüzünüze iyice yedirerek sürmek. Daha sonra fondöteninizin tonuna göre çok açık pembe bir allık seçin. Gözlerde sadece rimelin olacağı bu makyajı dudak renginizde bir rujla tamamlayın.

    Romantik bakışlar
    Gözlerinize romantik bir anlam katmak istiyorsanız eyeliner kullanın. Ancak eyeliner kullanırken düzgün bir şekilde sürmeye özen gösterin. Gözlerinizdeki eyelinerı pudra tonlarında fondöten ve uçuk pembe bir allıkla tamamlayın. Eğer biraz daha eskilere gitmek isterseniz süreceğiniz bordo veya şarap kırmızısı tonlarında bir ruj ve kırmızı tonlarında bir allıkla makyajınızı tamamlayın.

    Parıltılı gözler
    Özellikle renkli gözlere sahipseniz parıltılı makyaj malzemeleriyle gözlerinizi daha fazla ön plana çıkarın. Bunun için hemen hemen her renkte simli eyelinerlar ya da simli farlar bulunuyor. Makyajınızı gözünüze uyguladığınız simin rengine uygun hafif bir allık ve rujla sonlandırın.

    Modası geçmeyecek 5 makyaj trendi

    Konu Saati  11:00  |  in  makyaj sırları  |  Devamı»

    Yıllardan beri kadınların vazgeçilmezi haline gelmiş, her kadını baştan yaratma imkânına sahip ve hiç eskimeyecek makyaj trendleri...

    Kadınların kendilerini daha güzel hissetmelerini sağlayan en büyük yardımcıları; makyaj malzemeleridir. Doğru uygulandığında sizi olduğunuzdan daha güzel gösteren makyaj, yanlış uygulandığında ise olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çok basit makyaj trendleriyle olduğunuzdan farklı bir görünüm elde ederek güzelliğinize güzellik katabilirsiniz.

    Dumanlı gözler
    Eğer yüzünüzde ön plana çıkmasını istediğiniz kısım gözlerinizse; gözlerinizde siyah göz kalemi, koyu gri göz farı ve kirpiklerinizi vurgulayacak bir rimel kullanın. Yüzünüzün diğer bölgelerinde ise fazla makyajdan kaçının; yanaklarınızda şeftali tonlarında çok açık allık kullanın ve dudaklarınızda da ten renginize uygun tonlarda bir parlatıcı tercih edin.

    Kırmızı dudaklar
    Çekici ve iddialı gözükmeyi seviyorsanız şanslısınız çünkü kırmızı dudaklar modası hiç geçmeyecek makyaj trendlerinin başında geliyor. Fakat seksiliği basite indirgememek için kırmızı ruju doğru kullanmak çok önemli. Sadece dudaklarınızdaki kırmızının ön planda olması için; çok hafif tonlarda bir allık ve rimel kullanın.

    Doğal görünüm
    Bu senenin diğer bir trendi ise makyajlı bir yüzle bile hiç makyajsız gibi görünmek. Bunun için en önemli malzeme ise kendi ten renginize uygun tonlarda fondöteni yüzünüze iyice yedirerek sürmek. Daha sonra fondöteninizin tonuna göre çok açık pembe bir allık seçin. Gözlerde sadece rimelin olacağı bu makyajı dudak renginizde bir rujla tamamlayın.

    Romantik bakışlar
    Gözlerinize romantik bir anlam katmak istiyorsanız eyeliner kullanın. Ancak eyeliner kullanırken düzgün bir şekilde sürmeye özen gösterin. Gözlerinizdeki eyelinerı pudra tonlarında fondöten ve uçuk pembe bir allıkla tamamlayın. Eğer biraz daha eskilere gitmek isterseniz süreceğiniz bordo veya şarap kırmızısı tonlarında bir ruj ve kırmızı tonlarında bir allıkla makyajınızı tamamlayın.

    Parıltılı gözler
    Özellikle renkli gözlere sahipseniz parıltılı makyaj malzemeleriyle gözlerinizi daha fazla ön plana çıkarın. Bunun için hemen hemen her renkte simli eyelinerlar ya da simli farlar bulunuyor. Makyajınızı gözünüze uyguladığınız simin rengine uygun hafif bir allık ve rujla sonlandırın.

    8 Nisan 2013 Pazartesi

    Maya Limon Maskesinin Faydaları
    Maya Limon Maskesi
    Maya Limon Maskesi ve Faydaları
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Maskesi Ne İşe Yarar,Maya Limon Maskesinin Faydaları
    Maya maskesinin ciltte harikalar yarattığı bir gerçek. Pürüzsüz ve kadife gibi bir ten sağlıyor. Bizim size önereceğimiz maya limon maskesi ile, Gergin, yumuşak,sivilcesiz ve lekesiz bir cilde kavuşacaksınız.. Cilt lekelerinden dolayı ten rengi koyulaşmış okurlarımız için de ideal bir bakım maskesi olacak. Diledikleri bembeyaz cilt için kullanabilirler..

    Maya Limon Maskesi İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 30 gr. maya,
    * 1 yemek kaşığı limon suyu ,
    * 1 yemek kaşığı süt,
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Limon Maskesinin Faydaları,Maya Maskesi Ne İşe Yarar
    Hazırlanlışı ; Tüm malzemeleri karıştırın. Bu karışımı fırça veya pamuk ile yüzünüze uygulayın. 20 dakikabekledikten sonra boıl su ile yıkayın. Haftada 2 defa uygulayabilirsiniz..
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Limon Maskesinin Faydaları,Maya Maskesi Ne İşe Yarar

    MAYA LİMON MASKESİ VE FAYDALARI

    Konu Saati  22:00  |  in  Yaş Maya Ve Limon Maskesi  |  Devamı»

    Maya Limon Maskesinin Faydaları
    Maya Limon Maskesi
    Maya Limon Maskesi ve Faydaları
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Maskesi Ne İşe Yarar,Maya Limon Maskesinin Faydaları
    Maya maskesinin ciltte harikalar yarattığı bir gerçek. Pürüzsüz ve kadife gibi bir ten sağlıyor. Bizim size önereceğimiz maya limon maskesi ile, Gergin, yumuşak,sivilcesiz ve lekesiz bir cilde kavuşacaksınız.. Cilt lekelerinden dolayı ten rengi koyulaşmış okurlarımız için de ideal bir bakım maskesi olacak. Diledikleri bembeyaz cilt için kullanabilirler..

    Maya Limon Maskesi İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 30 gr. maya,
    * 1 yemek kaşığı limon suyu ,
    * 1 yemek kaşığı süt,
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Limon Maskesinin Faydaları,Maya Maskesi Ne İşe Yarar
    Hazırlanlışı ; Tüm malzemeleri karıştırın. Bu karışımı fırça veya pamuk ile yüzünüze uygulayın. 20 dakikabekledikten sonra boıl su ile yıkayın. Haftada 2 defa uygulayabilirsiniz..
    Yaş Maya Limon Maskesi,Yaş Maya Ve Limon Maskesi,Maya Maskesi,Maya Limon Maskesi,Maya Limon Maskesinin Faydaları,Maya Maskesi Ne İşe Yarar

    Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün.

    Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün. İşte birkaç işaret:

    Davranışta değişiklik
    Bu, eşinizde farkedeceğiniz en belirgin değişiklik olacak. Davranışları hemen değişir. Evlendiğinizde sevgi dolu, düşünceli, doğumgününüzü, evlilik yıldönümünüzü ve ikinize dair tüm özel günleri hatırlıyordu. Ama şimdi özel günler unuttuğunda özür diliyor. Unutma bahanesi ise hep çok meşgul olması olabilir.

    Rahatsızlık
    Bir diğer işaret ise ikiniz birlikteyken hep rahatsız olması. Mesela odada olduğunuzu düşünün, gün içinde ne olduğuna dair bile size soru sormuyor ve hiç konuşmuyor. Hatta öyle bir zaman gelecek ki evden çıkmak için durduk yere en ufak şeyler için kavga bile çıkaracak.

    Alışkanlıkların değişmesi
    Davranışları normalde olduğundan farklılaşıyor mesela işte daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsa veya size daha az zaman ayırıyor ve onun sizden kaçtığını hissedebilirsiniz.

    Sessiz telefonlar
    En belirgin ipuçlarından biride eşinizin veya partnerinizin telefonu çaldığında ve buna siz cevap verdiğinizde karşıdaki ses aniden kesilir. Çoğu zaman partnerinizin telefonundaki arama listesinin boş olduğunu görürseniz asosyal olduğunu düşünmeyin,  sadece sizin öğrenmemeniz için tüm arayanları temizliyordur. Genellikle aldattılları insanlarla görüştükleri anlarda ses tonları düşük olur, ve uzaklaşırlar.

    Tuhaf hediyeler
    Eşiniz veya partneriniz elleri paketlerle dolu eve geldi fakat o paketlerin hiçbirinde size ait Bir şey yok. Genellikle bu paketlerin içinde parfüm veya aksesuar gibi değerli hediyeler vardır.

    Kredi kartı faturasının artması
    Kredi kartı harcamalarının artttığına tanık olabilir ve ortak hesabınız varsa birikiminizin azaldığını farkedebilirsiniz.

    Aldatıldığınıza dair işaretler

    Konu Saati  11:00  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün.

    Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün. İşte birkaç işaret:

    Davranışta değişiklik
    Bu, eşinizde farkedeceğiniz en belirgin değişiklik olacak. Davranışları hemen değişir. Evlendiğinizde sevgi dolu, düşünceli, doğumgününüzü, evlilik yıldönümünüzü ve ikinize dair tüm özel günleri hatırlıyordu. Ama şimdi özel günler unuttuğunda özür diliyor. Unutma bahanesi ise hep çok meşgul olması olabilir.

    Rahatsızlık
    Bir diğer işaret ise ikiniz birlikteyken hep rahatsız olması. Mesela odada olduğunuzu düşünün, gün içinde ne olduğuna dair bile size soru sormuyor ve hiç konuşmuyor. Hatta öyle bir zaman gelecek ki evden çıkmak için durduk yere en ufak şeyler için kavga bile çıkaracak.

    Alışkanlıkların değişmesi
    Davranışları normalde olduğundan farklılaşıyor mesela işte daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsa veya size daha az zaman ayırıyor ve onun sizden kaçtığını hissedebilirsiniz.

    Sessiz telefonlar
    En belirgin ipuçlarından biride eşinizin veya partnerinizin telefonu çaldığında ve buna siz cevap verdiğinizde karşıdaki ses aniden kesilir. Çoğu zaman partnerinizin telefonundaki arama listesinin boş olduğunu görürseniz asosyal olduğunu düşünmeyin,  sadece sizin öğrenmemeniz için tüm arayanları temizliyordur. Genellikle aldattılları insanlarla görüştükleri anlarda ses tonları düşük olur, ve uzaklaşırlar.

    Tuhaf hediyeler
    Eşiniz veya partneriniz elleri paketlerle dolu eve geldi fakat o paketlerin hiçbirinde size ait Bir şey yok. Genellikle bu paketlerin içinde parfüm veya aksesuar gibi değerli hediyeler vardır.

    Kredi kartı faturasının artması
    Kredi kartı harcamalarının artttığına tanık olabilir ve ortak hesabınız varsa birikiminizin azaldığını farkedebilirsiniz.

    Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Parfümlerin Zararları
    Kokuların Sağlığa Zararları
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Hergün en az günde bir defa kullandığımız kokular/Parfümler güzel kokmak için ideal bakım ürünleri.. Ama bir de kullandığımız kokuların bilmediğimiz ya da önemsemediğimiz zararları mevcut.

    Parfümler, günlük bakım ürünleri olarak çok miktarda tüketilmekte. ama parfümlerin olumsuz etkileri de göz ardı edilmekte. Kokuların/parfümleri Zararları nelerdir biliyor musunuz ? Bu gün sizlere kokuların sebep olduğu hastalıklar konulu bir  makale hazırladık.. Buyrun hep birlikte görelim..
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Doğal kokuların insan sağlığı açısından önemli faydaları var. Elbette doğal kokularında zararları mevcut.. Biz buraday yapay kokulardan yani parfümlerden söz edeceğiz sizlere.. Güzel kokmak amaçlı kullandığımız parfümler sentetik içerikli maddelerden oluşmakta. Parfümlerin içerdiğ nörotoksik maddelere bağlı olarak da,  merkezi sinir sisteminin olumsuz etkilenmesi nedeni ile, baş ağrısı, baş dönmesi, zihin bulanıklığı, hafıza kaybı gibi nörolojik rahatsızlıklar, unutkanlık,kaygı, depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı ve duygu durum bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.
    Sadece sinir sistemi açısından değil, solunum yoluhastalıklarından üreme bozukluklarına kadar pek çok zarar verici özelliği mevcuttur. Alerjiler, astım, sinüzit gibi solunum yolları hastalıklarına, spermde DNA bozulmalarına kısırlık, doğum hasarları ve düşüklere, prostat  ve meme kanserine, hiper veya hipotiroid, anormal cinsel gelişimler  gibi hormonal bozukluklara, böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına sebep olabilmektedir.
    Bütün bunları okuduktan sonra, parfüm kullanmayı bir kez daha düşünmek gerekir. Siz ne dersiniz ?
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri

    KOKULARIN SAĞLIĞA ZARARLARI

    Konu Saati  05:29  |  in  Parfümlerin Zararları  |  Devamı»

    Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Parfümlerin Zararları
    Kokuların Sağlığa Zararları
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Hergün en az günde bir defa kullandığımız kokular/Parfümler güzel kokmak için ideal bakım ürünleri.. Ama bir de kullandığımız kokuların bilmediğimiz ya da önemsemediğimiz zararları mevcut.

    Parfümler, günlük bakım ürünleri olarak çok miktarda tüketilmekte. ama parfümlerin olumsuz etkileri de göz ardı edilmekte. Kokuların/parfümleri Zararları nelerdir biliyor musunuz ? Bu gün sizlere kokuların sebep olduğu hastalıklar konulu bir  makale hazırladık.. Buyrun hep birlikte görelim..
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri
    Doğal kokuların insan sağlığı açısından önemli faydaları var. Elbette doğal kokularında zararları mevcut.. Biz buraday yapay kokulardan yani parfümlerden söz edeceğiz sizlere.. Güzel kokmak amaçlı kullandığımız parfümler sentetik içerikli maddelerden oluşmakta. Parfümlerin içerdiğ nörotoksik maddelere bağlı olarak da,  merkezi sinir sisteminin olumsuz etkilenmesi nedeni ile, baş ağrısı, baş dönmesi, zihin bulanıklığı, hafıza kaybı gibi nörolojik rahatsızlıklar, unutkanlık,kaygı, depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı ve duygu durum bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.
    Sadece sinir sistemi açısından değil, solunum yoluhastalıklarından üreme bozukluklarına kadar pek çok zarar verici özelliği mevcuttur. Alerjiler, astım, sinüzit gibi solunum yolları hastalıklarına, spermde DNA bozulmalarına kısırlık, doğum hasarları ve düşüklere, prostat  ve meme kanserine, hiper veya hipotiroid, anormal cinsel gelişimler  gibi hormonal bozukluklara, böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına sebep olabilmektedir.
    Bütün bunları okuduktan sonra, parfüm kullanmayı bir kez daha düşünmek gerekir. Siz ne dersiniz ?
    Kokuların Sebep Olduğu Hastalıklar,Kokuların Sağlığa Zararları,Kokuların Zararları,Kokuların Yan Etkileri, Parfümlerin Zararları,Parfümlerin Olumsuz Etkileri

    7 Nisan 2013 Pazar

    “Ben asla diyet yapmam”, “Evim her zaman pırıl pırıldır”, “Yarım saatte iki çeşit yemeği hazır ederim”… Bu liste uzayıp gider. Ne listesi mi? Kadınların birbirine söylediği beyaz yalanlar listesi.

    İncecik vücutları ile gazetelerde, dergilerde boy boy fotoğrafları yayınlanan ve verdikleri röportajlarda “Yemek yemeyi çok seviyorum. Ne bulursam yiyorum. Yapım böyle, kilo almıyorum” diyen mankenler doğru söylemiyor olabilirler mi? Ya da mesleğinde doruklara çıkmış ve aslında hiç de hırslı olmadığını söyleyen kadınlar…

    Onlar hiçbir çaba harcamadan mükemmel olduklarına inanmamak için sebebimiz var; kadınlar birbirine bazen beyaz yalanlar söyleyebiliyorlar.

    Nazik olalım derken…
    ABD’de yapılan bir araştırma, erkeklerin iş ve seks hayatlarını iyi göstermek, kadınların ise karşı tarafın duygularını incitmemek ya da çatışma çıkmasını önlemek için beyaz yalanlara başvurduğunu ortaya koydu. Bu araştırma aslında biz kadınların nezaketimizi korumak uğruna yalancı olmayı göze aldığımızı gösteriyor.

    İnsanlara ne kadar zeki olduğunuzu, işimizin ne kadar iyi gittiğini veya diyetimizin nasıl başarılı sonuçlar verdiğini söylemek yerine vurdumduymaz ve işe yaramaz olduğumuzu söylemeyi tercih ediyoruz. Kimsenin gözünü korkutmamak, kimseyi kıskançlıktan çatlatmamak istiyoruz.

    Kem göz korkusu
    Bir de şu nazar meselesi var. Kendimize, kocamıza ya da çocuklarımıza kem gözlerin değmesinden o kadar korkuyoruz ki; olanı az göstermeye çalışıyoruz. İyi bir evliliği olan kadın, mutsuz kız kardeşine kocasının ne kadar mükemmel olduğunu anlatmaktan özenle kaçınıyor. Sahip olduklarını anlatarak diğer kadınları mutsuz etmekten çekinen de birçok kadın var. Kendini küçümseyici yalanlar söylemek bazı kadınların agresif tepkilerini geri püskürtmek ve diğer kadınların sempatisini kazanmak için de tercih edilen bir yol.

    Tabii ki sahip olduklarımızla böbürlenmemek ve insanları kırmaktan kaçınmak erdemli davranışlar. Ama yine de bu işte bir sinsilik yok mu sizce? Ev işlerine ve çocuk bakımına yetişemediğiniz için bir yardımcı tutup aslında bunları kendiniz yapıyormuşsunuz gibi davranmanın kime ne faydası var? Sizin bunları başardığınızı düşünüp kendisi başaramadığı için üzülen hemcinslerinizi kötü hissettirmekten başka…

    Ah şu rekabetçilik 
    Uzmanlar var olanı tersine göstermek için yalan söylemenin temelinde aslında rekabetçiliğin yattığını ve bunun temellerinin mağara adamlarına kadar gittiğini söylüyor. Aslında kadınlar da erkekler kadar rekabetçi ancak bunu daha gizli kapaklı yapıyorlar çünkü bu rekabetçilikleri toplum tarafından hoş görülmüyor. Bu durumda biz de rekabet içgüdümüzü baskılayıp başka yönlere kanalize olmaya çalışıyoruz. Bu arada da anlamsız yalanlar ağzımızdan dökülüveriyor.

    Tabii ki beyaz yalana başvurulması gereken durumlar olabilir. Ancak yine de bu hakkımızı aslında hazırlanmamız saatler sürerken “Beş dakikada hazırlanıp çıktım” diyerek, 10 kişilik akşam yemeği için üç gün uğraşıp, “Aman ne var ki, bir iki saatte hem evi temizledim hem yemek pişirdim” demek ya da yaramaz çocuklarımız bizi ağlatana kadar sinirlendirirken, “Ben onları evde mum gibi yapıyorum” demek için harcamaya ne gerek var… Elinizden geleni yaptığınızı söyleyin yeter!

    Kadınlar birbirine neden yalan söyler?

    Konu Saati  11:01  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    “Ben asla diyet yapmam”, “Evim her zaman pırıl pırıldır”, “Yarım saatte iki çeşit yemeği hazır ederim”… Bu liste uzayıp gider. Ne listesi mi? Kadınların birbirine söylediği beyaz yalanlar listesi.

    İncecik vücutları ile gazetelerde, dergilerde boy boy fotoğrafları yayınlanan ve verdikleri röportajlarda “Yemek yemeyi çok seviyorum. Ne bulursam yiyorum. Yapım böyle, kilo almıyorum” diyen mankenler doğru söylemiyor olabilirler mi? Ya da mesleğinde doruklara çıkmış ve aslında hiç de hırslı olmadığını söyleyen kadınlar…

    Onlar hiçbir çaba harcamadan mükemmel olduklarına inanmamak için sebebimiz var; kadınlar birbirine bazen beyaz yalanlar söyleyebiliyorlar.

    Nazik olalım derken…
    ABD’de yapılan bir araştırma, erkeklerin iş ve seks hayatlarını iyi göstermek, kadınların ise karşı tarafın duygularını incitmemek ya da çatışma çıkmasını önlemek için beyaz yalanlara başvurduğunu ortaya koydu. Bu araştırma aslında biz kadınların nezaketimizi korumak uğruna yalancı olmayı göze aldığımızı gösteriyor.

    İnsanlara ne kadar zeki olduğunuzu, işimizin ne kadar iyi gittiğini veya diyetimizin nasıl başarılı sonuçlar verdiğini söylemek yerine vurdumduymaz ve işe yaramaz olduğumuzu söylemeyi tercih ediyoruz. Kimsenin gözünü korkutmamak, kimseyi kıskançlıktan çatlatmamak istiyoruz.

    Kem göz korkusu
    Bir de şu nazar meselesi var. Kendimize, kocamıza ya da çocuklarımıza kem gözlerin değmesinden o kadar korkuyoruz ki; olanı az göstermeye çalışıyoruz. İyi bir evliliği olan kadın, mutsuz kız kardeşine kocasının ne kadar mükemmel olduğunu anlatmaktan özenle kaçınıyor. Sahip olduklarını anlatarak diğer kadınları mutsuz etmekten çekinen de birçok kadın var. Kendini küçümseyici yalanlar söylemek bazı kadınların agresif tepkilerini geri püskürtmek ve diğer kadınların sempatisini kazanmak için de tercih edilen bir yol.

    Tabii ki sahip olduklarımızla böbürlenmemek ve insanları kırmaktan kaçınmak erdemli davranışlar. Ama yine de bu işte bir sinsilik yok mu sizce? Ev işlerine ve çocuk bakımına yetişemediğiniz için bir yardımcı tutup aslında bunları kendiniz yapıyormuşsunuz gibi davranmanın kime ne faydası var? Sizin bunları başardığınızı düşünüp kendisi başaramadığı için üzülen hemcinslerinizi kötü hissettirmekten başka…

    Ah şu rekabetçilik 
    Uzmanlar var olanı tersine göstermek için yalan söylemenin temelinde aslında rekabetçiliğin yattığını ve bunun temellerinin mağara adamlarına kadar gittiğini söylüyor. Aslında kadınlar da erkekler kadar rekabetçi ancak bunu daha gizli kapaklı yapıyorlar çünkü bu rekabetçilikleri toplum tarafından hoş görülmüyor. Bu durumda biz de rekabet içgüdümüzü baskılayıp başka yönlere kanalize olmaya çalışıyoruz. Bu arada da anlamsız yalanlar ağzımızdan dökülüveriyor.

    Tabii ki beyaz yalana başvurulması gereken durumlar olabilir. Ancak yine de bu hakkımızı aslında hazırlanmamız saatler sürerken “Beş dakikada hazırlanıp çıktım” diyerek, 10 kişilik akşam yemeği için üç gün uğraşıp, “Aman ne var ki, bir iki saatte hem evi temizledim hem yemek pişirdim” demek ya da yaramaz çocuklarımız bizi ağlatana kadar sinirlendirirken, “Ben onları evde mum gibi yapıyorum” demek için harcamaya ne gerek var… Elinizden geleni yaptığınızı söyleyin yeter!

    Erkekleri ne kadar iyi tanıyorsunuz? Temizlik, acıya dayanıklılık, ilişkiye bakış, ayrılık acısı, kilolu sevgiliye karşı hisler, testosteron üretimi ile sağlık ilişkisi konularındaki gerçekleri öğrenince bakalım ne düşüneceksiniz?

    Hep erkekler tarafından bakılır konuya, erkeklerin ağzından: “Kadınları anlamak zordur.” Öyle mi gerçekten? Peki ya erkekleri anlamak? Bunu kendimize itiraf etmekten kaçınıyoruz galiba. Onları çok iyi tanıdığımız iddiasındayız. Bu 8 gerçeği okuyunca siz de “Evet, gerçekten erkekleri o kadar da iyi tanımıyormuşuz” diyebilirsiniz. Belki de siz, hepimizden daha iyi çözmüşsünüzdür erkekleri İşte,  erkekler hakkında 8 çarpıcı gerçek…

    Testosteron gerçeği
    Yüksek testosteron üretimi bağışıklık sistemine zarar vererek erkeklerin hastalık ve parazitlerle savaşma gücünü azaltır. Bu da bir paradoks yaratır: Yüzü erkeksileştiren yüksek düzeylerde testosteron üretmeye bir tek, ergenlik sırasında sağlık durumları ortalamanın üstünde olan erkeklerin gücü yeter.

    O kadar sağlıklı olmayan yeniyetmelerse zaten narin olan bağışıklık sistemlerini tehlikeye atmayı göze alamadıklarından, tam da yüz kemikleri yetişkin biçimini aldığı sırada daha düşük düzeyde testosteron üretirler. Erkeksi görünen bir yüz erkeğin sağlığına, öteki erkeklerle rekabette başarılı olma ve koruma yeteneğine işaret eder. Çoğu kadının daha erkeksi yüzleri çekici bulmalarının açıklaması da burada saklıdır.

    Kilo gerçeği
    The Daily Mail gazetesi Aralık 2010’da ilişkilerle ilgili bir konuya yer verdi. Yayımlanan makaleye göre, erkeklerin yüzde 42’si, eşlerinin ya da kız arkadaşlarının kilo almaları halinde onları daha az çekici buluyor. Eh, bu pek de şaşırtıcı sayılmaz. Ama bugüne kadar buna itiraz edenlere rastladıysanız, kendi ağızlarıyla ettikleri itirafı tokat gibi yüzlerine çarpabilirsiniz.

    Temizlik gerçeği
    Her zaman erkeklerin kadınlardan daha az temiz olduklarını, temizliğe daha az önem verdiklerini düşünürüz. Şimdi öğreneceğiniz gerçek, bu bilginizi pekiştirirken biraz içinizi de kaldırabilir. Geçen Şubat ayında yapılan bir ankete göre eşsiz olan erkeklerin yüzde 20’si yastık kılıfı ve çarşaflarını ayda sadece bir kez değiştiriyormuş. Belki de yalnız kalmalarının nedenini tahmin etmek o kadar da zor değil, ne dersiniz?

    Dayanıklılık gerçeği
    Biz her zaman kadınlar erkeklerden daha dayanıklıdır diye öğrendik, öyle değil mi hanımlar? Korkmayın, bunun aksi bir sonuçtan bahsetmeyeceğiz. İngiltere’de yapılan bir ankete göre, erkeklerin yüzde 76’sı kadınların ağrıyla ve acıyla baş etme güçlerinin erkeklerden daha fazla olduğuna inanıyor.

    Öpüşme gerçeği
    Öpüşme yalnızca öpüşme değildir. Çok mu iddialı geldi size? Ama bakın, bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 58’i, kötü bir öpüşmeden sonra cinsel çekimin yok olduğunu iddia etmiş. Ama bir başka araştırma sonucunu da es geçmeyelim. Erkeklerin yüzde 53’ü öpüşmeden seks yapabileceğini belirtmiş. Kadınlarda ise bu oran sadece yüzde 15. Yani erkekler ya “öpüşmesem de olur” diyor ya da “olacaksa iyi bir öpüşme olsun” diyor.

    Anne gerçeği
    Erkeklerin annelerine çok düşkün olduklarını biliyorduk, değil mi? Ama özel bir günde annelerine aldıkları hediyenin değerinin ortalama 50 TL civarında olduğunu biliyor muydunuz? Hediyenin değeri parayla ölçülmez elbette, sadece kıyaslama açısından soruyoruz: Size aldığı hediyenin parasal değeri ortalama ne kadar?

    Erkekler hakkında 6 çarpıcı gerçek

    Konu Saati  11:01  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Erkekleri ne kadar iyi tanıyorsunuz? Temizlik, acıya dayanıklılık, ilişkiye bakış, ayrılık acısı, kilolu sevgiliye karşı hisler, testosteron üretimi ile sağlık ilişkisi konularındaki gerçekleri öğrenince bakalım ne düşüneceksiniz?

    Hep erkekler tarafından bakılır konuya, erkeklerin ağzından: “Kadınları anlamak zordur.” Öyle mi gerçekten? Peki ya erkekleri anlamak? Bunu kendimize itiraf etmekten kaçınıyoruz galiba. Onları çok iyi tanıdığımız iddiasındayız. Bu 8 gerçeği okuyunca siz de “Evet, gerçekten erkekleri o kadar da iyi tanımıyormuşuz” diyebilirsiniz. Belki de siz, hepimizden daha iyi çözmüşsünüzdür erkekleri İşte,  erkekler hakkında 8 çarpıcı gerçek…

    Testosteron gerçeği
    Yüksek testosteron üretimi bağışıklık sistemine zarar vererek erkeklerin hastalık ve parazitlerle savaşma gücünü azaltır. Bu da bir paradoks yaratır: Yüzü erkeksileştiren yüksek düzeylerde testosteron üretmeye bir tek, ergenlik sırasında sağlık durumları ortalamanın üstünde olan erkeklerin gücü yeter.

    O kadar sağlıklı olmayan yeniyetmelerse zaten narin olan bağışıklık sistemlerini tehlikeye atmayı göze alamadıklarından, tam da yüz kemikleri yetişkin biçimini aldığı sırada daha düşük düzeyde testosteron üretirler. Erkeksi görünen bir yüz erkeğin sağlığına, öteki erkeklerle rekabette başarılı olma ve koruma yeteneğine işaret eder. Çoğu kadının daha erkeksi yüzleri çekici bulmalarının açıklaması da burada saklıdır.

    Kilo gerçeği
    The Daily Mail gazetesi Aralık 2010’da ilişkilerle ilgili bir konuya yer verdi. Yayımlanan makaleye göre, erkeklerin yüzde 42’si, eşlerinin ya da kız arkadaşlarının kilo almaları halinde onları daha az çekici buluyor. Eh, bu pek de şaşırtıcı sayılmaz. Ama bugüne kadar buna itiraz edenlere rastladıysanız, kendi ağızlarıyla ettikleri itirafı tokat gibi yüzlerine çarpabilirsiniz.

    Temizlik gerçeği
    Her zaman erkeklerin kadınlardan daha az temiz olduklarını, temizliğe daha az önem verdiklerini düşünürüz. Şimdi öğreneceğiniz gerçek, bu bilginizi pekiştirirken biraz içinizi de kaldırabilir. Geçen Şubat ayında yapılan bir ankete göre eşsiz olan erkeklerin yüzde 20’si yastık kılıfı ve çarşaflarını ayda sadece bir kez değiştiriyormuş. Belki de yalnız kalmalarının nedenini tahmin etmek o kadar da zor değil, ne dersiniz?

    Dayanıklılık gerçeği
    Biz her zaman kadınlar erkeklerden daha dayanıklıdır diye öğrendik, öyle değil mi hanımlar? Korkmayın, bunun aksi bir sonuçtan bahsetmeyeceğiz. İngiltere’de yapılan bir ankete göre, erkeklerin yüzde 76’sı kadınların ağrıyla ve acıyla baş etme güçlerinin erkeklerden daha fazla olduğuna inanıyor.

    Öpüşme gerçeği
    Öpüşme yalnızca öpüşme değildir. Çok mu iddialı geldi size? Ama bakın, bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 58’i, kötü bir öpüşmeden sonra cinsel çekimin yok olduğunu iddia etmiş. Ama bir başka araştırma sonucunu da es geçmeyelim. Erkeklerin yüzde 53’ü öpüşmeden seks yapabileceğini belirtmiş. Kadınlarda ise bu oran sadece yüzde 15. Yani erkekler ya “öpüşmesem de olur” diyor ya da “olacaksa iyi bir öpüşme olsun” diyor.

    Anne gerçeği
    Erkeklerin annelerine çok düşkün olduklarını biliyorduk, değil mi? Ama özel bir günde annelerine aldıkları hediyenin değerinin ortalama 50 TL civarında olduğunu biliyor muydunuz? Hediyenin değeri parayla ölçülmez elbette, sadece kıyaslama açısından soruyoruz: Size aldığı hediyenin parasal değeri ortalama ne kadar?

    6 Nisan 2013 Cumartesi

    Yataktan kalktığınızda, banyoya girip çıktığınızda, spor yaparken ya da yüzmeye gittiğinizde gözleriniz hep sürmeli dudaklarınız da pembe olsun ister misiniz? 

    Normalde en dikkatli, en özenli makyajlar bile uzun bir günün sonunda silinir. Akar, bulaşır ve yüzümüzü oldukça yorgun ve bakımsız gösterir. Oysa bizi birkaç yıl süreyle terketmeyecek makyaj seçeneğimiz var; kalıcı makyaj!

    Doktor Murat Topoğlu, kalıcı makyaj uygulamalarıyla ilgili olarak bilgiler verdi...

    Sık ve Biçimli Kaşlar İçin...

    Kalıcı kaş makyajı, tamamen hijyenik şartlarda yapılan yüzde 100 bitkisel olan ve 3 yıl gibi uzun bir süre kullanılabilen bir işlemdir. Kemoterapi ve kortizon kullanımı sonrası seyrelmiş, çok açık renk ya da tamamıyla dökülmüş kaşlarda kişinin yüzüne ağlamaklı yorgun ifade veren düşük kaşların şekillendirilmesinde, kaşta doğuştan ya da daha sonra kaza veya ameliyat sebebiyle oluşmuş yara izlerinde, kalıcı makyajla şekil vermek mümkündür. Örneğin; sarışın ve beyaz tenli insanlarda kirpikler ve kaşlar pek belirgin değildir ve yüze soluk bir ifade katar. Bu durumu ortadan kaldırmak ve ifadeleri belirginleştirmek amacıyla yapılan kalıcı makyaj kişiye büyük rahatlık sağlamaktadır. Kalıcı makyaj normal makyaj gibi cildin üzerine yapılmadığı için koyu ve parlak renklerde olmaz. Cildin içine pigment uygulamasından sonra cildin iyileşme aşamasında pigment cildin içinde kalır ve üzerini cilt örter. Rengin görünmemesini sağlayan cildin şeffaflığıdır. Üzeri cilt ile kaplanan pigment ve yapılan renkten daha açık bir renk alır. Bu da kalıcı makyajın daha doğal görünmesini sağlar. Kalıcı makyajla hem makyajlı kadar bakımlı, hem de doğal görünüme sahip olursunuz.

    Biçimli ve Dolgun Dudaklar İçin...

    Asimetrik dudaklarından veya ince dudaklarından şikayetçi olan kişilerde dudakların çevresine yapılacak, ince bir kontur; dudakları daha dolgun gösterir, hatları belirginleştirir ve çevresindeki kırışıklıkları kamufle eder. Kalıcı makyajla bu sorun 3 yıl gibi uzun bir süre boyunca ortadan kaldırılmaktadır. Dudak konturu uygulamasında önemli olan kişinin ruj kullanmadığı zamanlarda da dudaklarının doğal görünmesidir. Makyaj yapmadan dolgun dudaklara kavuşmak için, kalıcı makyaj uygulamalarını denemelisiniz. Kalıcı makyaj son derece doğal bir görünümle yüzdeki kontrastları arttırır, hatlarını belirginleştirir, bazı kusurları giderir. Gündelik yaşamda ve her anınızda bakımlı olmanın özelliğini keşfedeceksiniz. Kalıcı makyaj gözlere, kaşlara dudaklara uygulandığında onları belirginleştirir.

    Belirgin ve Alımlı Gözler İçin...

    Zayıf kirpikleri olan, gözleri belirginleştirmek için uygulanan eye-liner, üst ve alt göz kapaklarında kirpik diplerine uygulanır. Eye liner çizemeyen bayanlara büyük kolaylık sağlayan ve her renk uygulanabilen kalıcı makyaj ile harika bakışlara kavuşursunuz. Sabah uyandığınızda, sporda, havuzda, denizden çıkınca bozulmayan dolgun dudaklar, alımlı kaşlar, çekici bakışlar, canlı bir yüz ifadesi günün her anında güzelliğinize güzellik katacaktır.

    Uygulama Nasıl Yapılır?

    Kalıcı makyaj öncesinde, duyarlılığı en az seviyeye indirmek amacıyla işlem yapılacak bölgeye lokal anestezik bir krem yardımı ile 15-20 dk. anestezi sağlandıktan sonra özel kalıcı makyaj cihazıyla uygulanır. Bu işlem de pigment maddeleri ile steril tek kullanımlık iğneler yardımı ile cildin alt tabakalarına yerleştirilir.

    Kalıcı Makyajla Süresiz Güzellik!

    Konu Saati  11:02  |  in  makyaj sırları  |  Devamı»

    Yataktan kalktığınızda, banyoya girip çıktığınızda, spor yaparken ya da yüzmeye gittiğinizde gözleriniz hep sürmeli dudaklarınız da pembe olsun ister misiniz? 

    Normalde en dikkatli, en özenli makyajlar bile uzun bir günün sonunda silinir. Akar, bulaşır ve yüzümüzü oldukça yorgun ve bakımsız gösterir. Oysa bizi birkaç yıl süreyle terketmeyecek makyaj seçeneğimiz var; kalıcı makyaj!

    Doktor Murat Topoğlu, kalıcı makyaj uygulamalarıyla ilgili olarak bilgiler verdi...

    Sık ve Biçimli Kaşlar İçin...

    Kalıcı kaş makyajı, tamamen hijyenik şartlarda yapılan yüzde 100 bitkisel olan ve 3 yıl gibi uzun bir süre kullanılabilen bir işlemdir. Kemoterapi ve kortizon kullanımı sonrası seyrelmiş, çok açık renk ya da tamamıyla dökülmüş kaşlarda kişinin yüzüne ağlamaklı yorgun ifade veren düşük kaşların şekillendirilmesinde, kaşta doğuştan ya da daha sonra kaza veya ameliyat sebebiyle oluşmuş yara izlerinde, kalıcı makyajla şekil vermek mümkündür. Örneğin; sarışın ve beyaz tenli insanlarda kirpikler ve kaşlar pek belirgin değildir ve yüze soluk bir ifade katar. Bu durumu ortadan kaldırmak ve ifadeleri belirginleştirmek amacıyla yapılan kalıcı makyaj kişiye büyük rahatlık sağlamaktadır. Kalıcı makyaj normal makyaj gibi cildin üzerine yapılmadığı için koyu ve parlak renklerde olmaz. Cildin içine pigment uygulamasından sonra cildin iyileşme aşamasında pigment cildin içinde kalır ve üzerini cilt örter. Rengin görünmemesini sağlayan cildin şeffaflığıdır. Üzeri cilt ile kaplanan pigment ve yapılan renkten daha açık bir renk alır. Bu da kalıcı makyajın daha doğal görünmesini sağlar. Kalıcı makyajla hem makyajlı kadar bakımlı, hem de doğal görünüme sahip olursunuz.

    Biçimli ve Dolgun Dudaklar İçin...

    Asimetrik dudaklarından veya ince dudaklarından şikayetçi olan kişilerde dudakların çevresine yapılacak, ince bir kontur; dudakları daha dolgun gösterir, hatları belirginleştirir ve çevresindeki kırışıklıkları kamufle eder. Kalıcı makyajla bu sorun 3 yıl gibi uzun bir süre boyunca ortadan kaldırılmaktadır. Dudak konturu uygulamasında önemli olan kişinin ruj kullanmadığı zamanlarda da dudaklarının doğal görünmesidir. Makyaj yapmadan dolgun dudaklara kavuşmak için, kalıcı makyaj uygulamalarını denemelisiniz. Kalıcı makyaj son derece doğal bir görünümle yüzdeki kontrastları arttırır, hatlarını belirginleştirir, bazı kusurları giderir. Gündelik yaşamda ve her anınızda bakımlı olmanın özelliğini keşfedeceksiniz. Kalıcı makyaj gözlere, kaşlara dudaklara uygulandığında onları belirginleştirir.

    Belirgin ve Alımlı Gözler İçin...

    Zayıf kirpikleri olan, gözleri belirginleştirmek için uygulanan eye-liner, üst ve alt göz kapaklarında kirpik diplerine uygulanır. Eye liner çizemeyen bayanlara büyük kolaylık sağlayan ve her renk uygulanabilen kalıcı makyaj ile harika bakışlara kavuşursunuz. Sabah uyandığınızda, sporda, havuzda, denizden çıkınca bozulmayan dolgun dudaklar, alımlı kaşlar, çekici bakışlar, canlı bir yüz ifadesi günün her anında güzelliğinize güzellik katacaktır.

    Uygulama Nasıl Yapılır?

    Kalıcı makyaj öncesinde, duyarlılığı en az seviyeye indirmek amacıyla işlem yapılacak bölgeye lokal anestezik bir krem yardımı ile 15-20 dk. anestezi sağlandıktan sonra özel kalıcı makyaj cihazıyla uygulanır. Bu işlem de pigment maddeleri ile steril tek kullanımlık iğneler yardımı ile cildin alt tabakalarına yerleştirilir.

    Migren, gençlerde ve kadınlarda daha fazla görülüyor. Peki ama neden? 

    Migrenin gençlerde ve erkeklere kıyasla kadınlarda daha fazla görüldüğüne dikkat çeken Bayındır Hastanesi İçerenköy Nöroloji Bölümü Uzman Dr. Melek Kandemir, migrenle ilgili şu bilgileri veriyor:

    "Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli kombinasyonlarda eşlik ettiği ataklar şeklinde ortaya çıkan bir baş ağrısı bozukluğudur. Migrenin tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddettedir ve fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Hastaların yüzde 90’ında bulantı görülürken yaklaşık üçte bir hastada kusma da olur. Hastaların çoğu duyularda duyarlılaşma yaşar; ışık, ses ve kokuya karşı aşırı duyarlılık şeklinde ortaya çıkar ve karanlık, sessiz bir odada daha rahat hissederler. Uluslararası Başağrısı Derneği kriterlerine göre tanı için bunların hepsinin olmasına gerek yoktur.

    Örneğin, hastaların yüzde 40’ında ağrı başlangıçtan itibaren iki yanlı olabilir. İlaç uygulanmadıysa ağrı atağı genellikle 24 saat içinde sonlanır. Erişkinlerde 4-72 saat, çocuklarda ise 1-48 saat arasında sürdüğü söylense de günlük pratikte bu sürenin kişiye göre çok değişkenlik gösterdiği görülür. Migren tanısı baş ağrısı özelliklerinin ve ilişkili diğer belirtilerin geriye dönük olarak hasta tarafından doktora anlatılmasına dayanır. Gerekirse yardımcı tanı yöntemleriyle ağrıya sebep olabilecek diğer sebepler yok edilebilir.

    Ailenin diğer bireylerinde de görülme ihtimalinin yüksek olması ve hastalığın görece erken yaşlarda başlaması genetik yatkınlığın önemli olduğunu gösterir. Bir baş ağrısı hastası muhtemelen kendisini baş ağrısına yatkın kılan yapısal özelliği ailesinden alır. Kadınlardaki hormonal değişiklikler hem nöral hem de vasküler yapıları etkileyerek migren eşiğini daha da düşürür.

    Migrende beyinsapı düzeyinde nörokimyasal değişikliklerin olduğu gösterilir. Migren aurası beyin korteksi boyunca ilerleyen kan akımı azalması ile ilişkilidir. Kalsiyum kanallarındaki işlev kaybı sonucu serotonin salınımının bozulması nedeniyle migren ataklarına eğilim artar veya kendiliğinden sonlandırma mekanizması bozulabilir. Ayrıca migren hastalarının beyin kortekslerinde magnezyum eksikliği de görülür. Magnezyum kalsiyum kanalları ile etkileşime girmer. Buradaki işlev bozukluğu ise daha sık ve daha şiddetli ataklara sebep olabilir.

    Migren başlıca genç insanların hastalığıdır ve kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Yapılan çalışmalarda psikiyatrik rahatsızlığı olanlarda migrenin görülme sıklığının daha fazla olduğu gösterildi. Bu ilişki özellikle major depresyon ve kaygı bozukluklarında belirgin ve iki yönlüdür. Migrenliler daha gergin, daha kaygılı ve daha depresif olurlar. Ayrıca stres, yorgunluk, yaşantısal değişiklikler (evlenme, boşanma, yeni işe başlama vb), çok fazla ya da az uyuma ağrıyı tetikleyebilir.

    Migren tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi planı hastaya göre değişir. Atak sıklığı, şiddeti, kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileme düzeyi, mesleği, eşlik eden diğer hastalıkları gibi faktörler değerlendirilerek ilaçların yan etki profilleri de göz önünde bulundurulup o hastaya uygun tedavi planı yapılır.

    Ağrının sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda sadece aura şeklinde ağrı olmadan ortaya çıkabilirken, bazı hastalarda ağrı o kadar şiddetlidir ki hiçbir şey yapamaz hale gelirler. Eğer kişinin eşlik eden başka psikolojik şikayetleri varsa mutlaka destek alması gerekir. Stres de günümüzde ağrı için çok önemli bir tetikleyici faktör olduğundan, kişilerin stresle baş etme yöntemleri ve gevşeme tekniklerini öğrenmeleri faydalı olacaktır.

    Düzenli spor yapmak, hobi gibi rahatlatıcı aktivitelerin serotonin salgısını artırdığı ve metabolizma üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülürse uygun dozlarda (kişiyi çok yormadan, yorgunluk ve aşırı fiziksel aktivite de ağrıyı tetikler) yapılması yararlı olacaktır. Bu aktiviteler stresten uzaklaşmak için de iyi bir yöntemdir.

    Ağrıyı birçok etken veya yiyecek vb tetikleyebilir. Tetikleyici faktör kişiler arasında çok farklılık gösterir. Önemli olan kişinin kendi ağrısını tetikleyen şeyi tespit etmesi ve uzak durmasıdır. En önemli tetikleyici faktörler; stres, adet dönemleri, açlık, yorgunluk, aşırı fiziksel aktivite, çok ya da az uyuma, lodoslu havalar, yüksek nem oranı, yüksek irtifa, kokular, peynirler, alkollü içecekler (özellikle kırmızı şarap), turunçgiller, nitrat ve aspartam içeren gıdalardır.

    Migren, çocuklarda da görülür. Genellikle okul çağında görülmeye başlar, erişkinlik döneminde artış gösterir. Bu yaş gruplarına göre daha düşük oranlarda da olsa çocuklarda, okul öncesi dönemde de görülür. Epizodik karın ağrısı ve kusma atakları olan bir çocukta ileride baş ağrıları ortaya çıkabilir.

    Migren, inme, epilepsi, depresyon, panik bozukluk gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkla birlikte görülebilir. Migren ve diğer eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasında ortak süreçlerin rol oynaması bu hastalıkların birlikte görülmelerini etkiler.

    Migren neden kadınlarda daha çok görülüyor?

    Konu Saati  11:01  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Migren, gençlerde ve kadınlarda daha fazla görülüyor. Peki ama neden? 

    Migrenin gençlerde ve erkeklere kıyasla kadınlarda daha fazla görüldüğüne dikkat çeken Bayındır Hastanesi İçerenköy Nöroloji Bölümü Uzman Dr. Melek Kandemir, migrenle ilgili şu bilgileri veriyor:

    "Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli kombinasyonlarda eşlik ettiği ataklar şeklinde ortaya çıkan bir baş ağrısı bozukluğudur. Migrenin tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddettedir ve fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Hastaların yüzde 90’ında bulantı görülürken yaklaşık üçte bir hastada kusma da olur. Hastaların çoğu duyularda duyarlılaşma yaşar; ışık, ses ve kokuya karşı aşırı duyarlılık şeklinde ortaya çıkar ve karanlık, sessiz bir odada daha rahat hissederler. Uluslararası Başağrısı Derneği kriterlerine göre tanı için bunların hepsinin olmasına gerek yoktur.

    Örneğin, hastaların yüzde 40’ında ağrı başlangıçtan itibaren iki yanlı olabilir. İlaç uygulanmadıysa ağrı atağı genellikle 24 saat içinde sonlanır. Erişkinlerde 4-72 saat, çocuklarda ise 1-48 saat arasında sürdüğü söylense de günlük pratikte bu sürenin kişiye göre çok değişkenlik gösterdiği görülür. Migren tanısı baş ağrısı özelliklerinin ve ilişkili diğer belirtilerin geriye dönük olarak hasta tarafından doktora anlatılmasına dayanır. Gerekirse yardımcı tanı yöntemleriyle ağrıya sebep olabilecek diğer sebepler yok edilebilir.

    Ailenin diğer bireylerinde de görülme ihtimalinin yüksek olması ve hastalığın görece erken yaşlarda başlaması genetik yatkınlığın önemli olduğunu gösterir. Bir baş ağrısı hastası muhtemelen kendisini baş ağrısına yatkın kılan yapısal özelliği ailesinden alır. Kadınlardaki hormonal değişiklikler hem nöral hem de vasküler yapıları etkileyerek migren eşiğini daha da düşürür.

    Migrende beyinsapı düzeyinde nörokimyasal değişikliklerin olduğu gösterilir. Migren aurası beyin korteksi boyunca ilerleyen kan akımı azalması ile ilişkilidir. Kalsiyum kanallarındaki işlev kaybı sonucu serotonin salınımının bozulması nedeniyle migren ataklarına eğilim artar veya kendiliğinden sonlandırma mekanizması bozulabilir. Ayrıca migren hastalarının beyin kortekslerinde magnezyum eksikliği de görülür. Magnezyum kalsiyum kanalları ile etkileşime girmer. Buradaki işlev bozukluğu ise daha sık ve daha şiddetli ataklara sebep olabilir.

    Migren başlıca genç insanların hastalığıdır ve kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Yapılan çalışmalarda psikiyatrik rahatsızlığı olanlarda migrenin görülme sıklığının daha fazla olduğu gösterildi. Bu ilişki özellikle major depresyon ve kaygı bozukluklarında belirgin ve iki yönlüdür. Migrenliler daha gergin, daha kaygılı ve daha depresif olurlar. Ayrıca stres, yorgunluk, yaşantısal değişiklikler (evlenme, boşanma, yeni işe başlama vb), çok fazla ya da az uyuma ağrıyı tetikleyebilir.

    Migren tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi planı hastaya göre değişir. Atak sıklığı, şiddeti, kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileme düzeyi, mesleği, eşlik eden diğer hastalıkları gibi faktörler değerlendirilerek ilaçların yan etki profilleri de göz önünde bulundurulup o hastaya uygun tedavi planı yapılır.

    Ağrının sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda sadece aura şeklinde ağrı olmadan ortaya çıkabilirken, bazı hastalarda ağrı o kadar şiddetlidir ki hiçbir şey yapamaz hale gelirler. Eğer kişinin eşlik eden başka psikolojik şikayetleri varsa mutlaka destek alması gerekir. Stres de günümüzde ağrı için çok önemli bir tetikleyici faktör olduğundan, kişilerin stresle baş etme yöntemleri ve gevşeme tekniklerini öğrenmeleri faydalı olacaktır.

    Düzenli spor yapmak, hobi gibi rahatlatıcı aktivitelerin serotonin salgısını artırdığı ve metabolizma üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülürse uygun dozlarda (kişiyi çok yormadan, yorgunluk ve aşırı fiziksel aktivite de ağrıyı tetikler) yapılması yararlı olacaktır. Bu aktiviteler stresten uzaklaşmak için de iyi bir yöntemdir.

    Ağrıyı birçok etken veya yiyecek vb tetikleyebilir. Tetikleyici faktör kişiler arasında çok farklılık gösterir. Önemli olan kişinin kendi ağrısını tetikleyen şeyi tespit etmesi ve uzak durmasıdır. En önemli tetikleyici faktörler; stres, adet dönemleri, açlık, yorgunluk, aşırı fiziksel aktivite, çok ya da az uyuma, lodoslu havalar, yüksek nem oranı, yüksek irtifa, kokular, peynirler, alkollü içecekler (özellikle kırmızı şarap), turunçgiller, nitrat ve aspartam içeren gıdalardır.

    Migren, çocuklarda da görülür. Genellikle okul çağında görülmeye başlar, erişkinlik döneminde artış gösterir. Bu yaş gruplarına göre daha düşük oranlarda da olsa çocuklarda, okul öncesi dönemde de görülür. Epizodik karın ağrısı ve kusma atakları olan bir çocukta ileride baş ağrıları ortaya çıkabilir.

    Migren, inme, epilepsi, depresyon, panik bozukluk gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkla birlikte görülebilir. Migren ve diğer eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasında ortak süreçlerin rol oynaması bu hastalıkların birlikte görülmelerini etkiler.


    Akıllı telefonun şarjı en münasabetsiz anlarda bitenlere...

    Hangi anlar, mesela dağa iPhone ile gidecek kadar akıllı telefonundan ayrılamayan ama dağın da medeniyetten uzak bir yer olduğunu unuttuğunuz anlar.  Bu durumda dağda %99.9 elektriğin de olmadığını unutmuşsunuz demektir. Bu da "şarjım bitti" dediğiniz de aklınıza gelecek ama biten şarja çözüm olmayacak bir durum.

    Daha kötüsü şehrin

    SOSCharger Adından Belli Acil Şarjcı

    Konu Saati  05:00  |  in  İlginçlikler  |  Devamı»


    Akıllı telefonun şarjı en münasabetsiz anlarda bitenlere...

    Hangi anlar, mesela dağa iPhone ile gidecek kadar akıllı telefonundan ayrılamayan ama dağın da medeniyetten uzak bir yer olduğunu unuttuğunuz anlar.  Bu durumda dağda %99.9 elektriğin de olmadığını unutmuşsunuz demektir. Bu da "şarjım bitti" dediğiniz de aklınıza gelecek ama biten şarja çözüm olmayacak bir durum.

    Daha kötüsü şehrin

    5 Nisan 2013 Cuma

    Destekleyici, duyarlı, akıllı ve çok sakin... Doğum partnerinizi siz böyle mi görüyorsunuz? Eğer sizinki böyle değilse, partnerinizi doğru yönlendirmek için bazı ipuçlarına ihtiyacınız olacak.

    Pozitif ve az sancılı bir doğum arzu ediyorsanız, sevdiğiniz ediyorsanız yanı başınızda acılar çekerek bağırırken sizin sakin ve destekleyici olmanız imkansızdır. Bir doğuma tanıklık etmek çok ağır bir deneyim olabilir. Bunun için gerçekten hazır değilseniz, karşılaşacaklarınızla başa çıkamaz ve sonuç olarak da kimseye destek vermiş olmazsınız. Öyleyse doğumun iyi geçeceğinden nasıl emin olacağız? Bunun 8 altın kuralı var. Şimdi bu kuralları öğrenin ve doğum partnerinizi de bu kurallara uyması için eğitin.

    1- Dürüst olun:
    İlk önce ikinizin de partnerlik konusunda hemfikir olması şart. Babaların, eşlerin doğumunda yanlarında olmalarına son yıllarda izin veriliyor. Bu da çok iyi bir şey. Bu nedenle birbirinize karşı dürüst olmalı ve duygularınıza saygı duymalısınız.

    2- Hazırlanın:
    Baba adayları elbette size sesleniyoruz. İşte siz… Alev alev yanan alnını tutup, kulağına cesaret veren kelimeler fısıldayan kişi… Bu sırada doktorun sesi kulağınızda çınlayabilir : 'Yaklaşık 9 cm. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikriniz var mı?' Şimdi bebek gibi başparmağınızı ağzınıza sokma zamanı değil. Ödevinizi önceden çalışma zamanı. Doğum öncesi toplantılarına gidin, kitap okuyun, soru sorun. Doğum odası dilini öğrenin. Mesela genişlemenin ne olduğunu bilmiyorsanız o sırada tamamen şaşırıp kalır ve karınıza yardımcı olamazsınız!

    3- Odaklanın:
    Eşinizin hangi şekilde doğurmak istediğini mutlaka bilmelisiniz. Doğum planını okuyun, hatta yazmasına yardım edin. Onun için en önemli olan şeyleri öğrenin. Belki doğum sırasında ayakta durmak istiyordur ya da sizin de onu tutmanızı arzu ediyordur.

    4- Gerçekçi olun:
    Bebekler ezbere doğmazlar. O yüzden unutmayın ki, olaylar sizin planladığınız gibi gitmeyebilir. Esnek olmalısınız. Aksi durumda işler çok zorlaşır. Her ne kadar doğum öncesi karar vermiş olsanız da doğum sırasında olabilecek her şeyi doğallıkla karşılamalısınız. En iyi partner, size ayak uydurandır.

    5- Odadan çıkın:
    Uzmanlar, panikleyen bir partnerin doğumu yavaşlattıklarını savunuyorlar. Yine araştırmalara göre yanlarında huzursuz partnerlerle doğum yapan kadınlar, sezaryen bile olsa, daha fazla acı çekiyor ve kendilerini daha zor toparlıyorlar. Ama yine de huzursuz hissetmesi son derece normal diyor uzmanlar. Titreyecek kadar kötüyseniz, o zaman biraz durun ve toparlanın.

    6- Vurgun için hazırlıklı olun:
    Doğum partneri olmak kolay bir iş değil. Annelerimiz deneyimlidir ama tansiyonları, şekerleri olabilir. Sizin yanınızda kalıp size moral verebilirler ama fiziksel olarak yorulabilirler. Tüm bu süre içinde sakin ve pozitif kalmak gerçekten çok zordur.

    7- Doğru yerde olun:
    Doğumda moral desteği veren kişilerin işe başlarken, çok iyi ve pozitif bir şekilde olduklarını ama sonlara doğru darmadağın olduklarını görürüz. Doğum anı gelip de eşiniz bebeği itmeye başlayınca sizin yeriniz yatağın ayakucu değil başucu olmalı. Yani doğum yapanın başının yanı! Orada onu yüreklendirmek ve elini tutmak için bulunmalısınız. Olayı kameraya çekmek için ortadan kaybolmak yardımcı olmak demek değildir.

    8- Duyarlı davranın:
    'Doğumda moral destek elemanı' olarak göreviniz ne kadar zor olursa olsun vücudunuzu rahat bırakmalı ve sakin olmalısınız. Yapacağınız iş, gidip yiyecek içecek almaktan tutun da, elleriniz yorulana kadar hamilenin ellerinizi sıkmanıza izin vermek bile olabilir. Ne kadar yardım ederseniz edin size bağırması bile normaldir. Hatta odanın bir köşesine bile atılabilirsiniz. Doğum partneriniz için doğum yeni ve yoğun bir deneyim. Doğuran bunu doğumun ortasına kadar algılayamıyor. O yüzden size düşen en önemli iş, o ne isterse ya da ne söylerse söylesin, hiçbir şeyi üstünüze almayın. Sadece dediğini yapın.

    Doğumda 'moral destek elemanı' beyler için 8 ipucu

    Konu Saati  11:02  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Destekleyici, duyarlı, akıllı ve çok sakin... Doğum partnerinizi siz böyle mi görüyorsunuz? Eğer sizinki böyle değilse, partnerinizi doğru yönlendirmek için bazı ipuçlarına ihtiyacınız olacak.

    Pozitif ve az sancılı bir doğum arzu ediyorsanız, sevdiğiniz ediyorsanız yanı başınızda acılar çekerek bağırırken sizin sakin ve destekleyici olmanız imkansızdır. Bir doğuma tanıklık etmek çok ağır bir deneyim olabilir. Bunun için gerçekten hazır değilseniz, karşılaşacaklarınızla başa çıkamaz ve sonuç olarak da kimseye destek vermiş olmazsınız. Öyleyse doğumun iyi geçeceğinden nasıl emin olacağız? Bunun 8 altın kuralı var. Şimdi bu kuralları öğrenin ve doğum partnerinizi de bu kurallara uyması için eğitin.

    1- Dürüst olun:
    İlk önce ikinizin de partnerlik konusunda hemfikir olması şart. Babaların, eşlerin doğumunda yanlarında olmalarına son yıllarda izin veriliyor. Bu da çok iyi bir şey. Bu nedenle birbirinize karşı dürüst olmalı ve duygularınıza saygı duymalısınız.

    2- Hazırlanın:
    Baba adayları elbette size sesleniyoruz. İşte siz… Alev alev yanan alnını tutup, kulağına cesaret veren kelimeler fısıldayan kişi… Bu sırada doktorun sesi kulağınızda çınlayabilir : 'Yaklaşık 9 cm. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikriniz var mı?' Şimdi bebek gibi başparmağınızı ağzınıza sokma zamanı değil. Ödevinizi önceden çalışma zamanı. Doğum öncesi toplantılarına gidin, kitap okuyun, soru sorun. Doğum odası dilini öğrenin. Mesela genişlemenin ne olduğunu bilmiyorsanız o sırada tamamen şaşırıp kalır ve karınıza yardımcı olamazsınız!

    3- Odaklanın:
    Eşinizin hangi şekilde doğurmak istediğini mutlaka bilmelisiniz. Doğum planını okuyun, hatta yazmasına yardım edin. Onun için en önemli olan şeyleri öğrenin. Belki doğum sırasında ayakta durmak istiyordur ya da sizin de onu tutmanızı arzu ediyordur.

    4- Gerçekçi olun:
    Bebekler ezbere doğmazlar. O yüzden unutmayın ki, olaylar sizin planladığınız gibi gitmeyebilir. Esnek olmalısınız. Aksi durumda işler çok zorlaşır. Her ne kadar doğum öncesi karar vermiş olsanız da doğum sırasında olabilecek her şeyi doğallıkla karşılamalısınız. En iyi partner, size ayak uydurandır.

    5- Odadan çıkın:
    Uzmanlar, panikleyen bir partnerin doğumu yavaşlattıklarını savunuyorlar. Yine araştırmalara göre yanlarında huzursuz partnerlerle doğum yapan kadınlar, sezaryen bile olsa, daha fazla acı çekiyor ve kendilerini daha zor toparlıyorlar. Ama yine de huzursuz hissetmesi son derece normal diyor uzmanlar. Titreyecek kadar kötüyseniz, o zaman biraz durun ve toparlanın.

    6- Vurgun için hazırlıklı olun:
    Doğum partneri olmak kolay bir iş değil. Annelerimiz deneyimlidir ama tansiyonları, şekerleri olabilir. Sizin yanınızda kalıp size moral verebilirler ama fiziksel olarak yorulabilirler. Tüm bu süre içinde sakin ve pozitif kalmak gerçekten çok zordur.

    7- Doğru yerde olun:
    Doğumda moral desteği veren kişilerin işe başlarken, çok iyi ve pozitif bir şekilde olduklarını ama sonlara doğru darmadağın olduklarını görürüz. Doğum anı gelip de eşiniz bebeği itmeye başlayınca sizin yeriniz yatağın ayakucu değil başucu olmalı. Yani doğum yapanın başının yanı! Orada onu yüreklendirmek ve elini tutmak için bulunmalısınız. Olayı kameraya çekmek için ortadan kaybolmak yardımcı olmak demek değildir.

    8- Duyarlı davranın:
    'Doğumda moral destek elemanı' olarak göreviniz ne kadar zor olursa olsun vücudunuzu rahat bırakmalı ve sakin olmalısınız. Yapacağınız iş, gidip yiyecek içecek almaktan tutun da, elleriniz yorulana kadar hamilenin ellerinizi sıkmanıza izin vermek bile olabilir. Ne kadar yardım ederseniz edin size bağırması bile normaldir. Hatta odanın bir köşesine bile atılabilirsiniz. Doğum partneriniz için doğum yeni ve yoğun bir deneyim. Doğuran bunu doğumun ortasına kadar algılayamıyor. O yüzden size düşen en önemli iş, o ne isterse ya da ne söylerse söylesin, hiçbir şeyi üstünüze almayın. Sadece dediğini yapın.

    Nokia'nın terkettiği mobil işletim sistemi MeeGo, Sailfish olmuştu malum. Jolla isimli, mobil cihazlar üreten şirket tarafından desteklenen Sailfish MeeGo'nun açık kaynak kodlu devamı olarak yaşayacak.

    Jolla tarafından bugün itibariyle yayınlanan Saifish SDK ile geliştiriciler bu işletim sistemini yakından tanıma ve uygulama geliştirmeye başlama şansı bulabilecekler.


    Sailfishli akıllı telefon

    Jolla SailFish SDK Yükleyicisini Geliştiricilere Sundu

    Konu Saati  05:32  |  in  OS  |  Devamı»

    Nokia'nın terkettiği mobil işletim sistemi MeeGo, Sailfish olmuştu malum. Jolla isimli, mobil cihazlar üreten şirket tarafından desteklenen Sailfish MeeGo'nun açık kaynak kodlu devamı olarak yaşayacak.

    Jolla tarafından bugün itibariyle yayınlanan Saifish SDK ile geliştiriciler bu işletim sistemini yakından tanıma ve uygulama geliştirmeye başlama şansı bulabilecekler.


    Sailfishli akıllı telefon

    Bebeğinizle geçirdiğiniz her an çok önemlidir; özellikle de "ilk anları" hayat boyu unutulmaz. İlk bakışı, ilk adımları, ilk kelimesi bir ömre bedeldir. Peki, bebeğinizin ilk’lerinden oluşan bir video yapmak ister misiniz?

    Hayat Su, Bebeğimle Hayat Facebook sayfasında bu özel anları unutulmaz kılmak ve sevdiklerinizle paylaşabilmeniz için İlk Hayatım video uygulaması hazırlamış.



    Bebeğinizin fotoğraflarını uygulamaya yükleyerek çok sevimli  bir video hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizle hazırladığınız videoyu da sevdiklerinizle Facebook, Twitter ve E-posta yoluyla paylaşarak onun ilk anlarını ölümsüzleştirebilirsiniz.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    İLK HAYAT'IM

    Konu Saati  00:58  |  in  Advertorial  |  Devamı»

    Bebeğinizle geçirdiğiniz her an çok önemlidir; özellikle de "ilk anları" hayat boyu unutulmaz. İlk bakışı, ilk adımları, ilk kelimesi bir ömre bedeldir. Peki, bebeğinizin ilk’lerinden oluşan bir video yapmak ister misiniz?

    Hayat Su, Bebeğimle Hayat Facebook sayfasında bu özel anları unutulmaz kılmak ve sevdiklerinizle paylaşabilmeniz için İlk Hayatım video uygulaması hazırlamış.



    Bebeğinizin fotoğraflarını uygulamaya yükleyerek çok sevimli  bir video hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizle hazırladığınız videoyu da sevdiklerinizle Facebook, Twitter ve E-posta yoluyla paylaşarak onun ilk anlarını ölümsüzleştirebilirsiniz.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    4 Nisan 2013 Perşembe

    Erkekle kadın arasındaki her türlü fiziksel temas tabii ki duyguların ışığında şekillenir; fakat o duygular da insanın ayaklarını yerden kesen fiziksel temaslarla pekişir.

    Hepimizin bir kusuru var! Ancak konu yataktaki kusurlara geldiğinde; zamanla kök salarak mutsuz bir cinsel hayata neden olabiliyor. Özellikle karşısındakinden yenilik, fantezi ya da kuralsızlık beklerken çuvaldızı kendine batırmaktan çok da hoşlanmayan erkekler için! Oysa birlikte olduğunuz erkeği seks konusunda eğitmeniz mümkün.

    Hepimizin başına gelmiştir! Çekici bir erkekle tanışırız, her şey yolunda gider ve belki bir ay, belki bir hafta, belki de sadece birkaç saat sonra aradaki cinsel çekime karşı koyamayız. Mekân kusursuzdur, müzik güzeldir, karşımızdaki naziktir, ancak yine de yanlış giden bir şeyler olduğu duygusuna kapılırız. İlk başta bunun bizden kaynaklandığını, belki de o an havamızda olmadığımızı düşünürüz ama birkaç dakika sonra sorunun gerçekte bizde olmadığını şaşırarak fark ederiz. Büyüyü bozan çoğu zaman birlikte olduğumuz erkeğin tarzı ya da tekniğidir… İletişim tarzı hoşumuza gitmez, zamanlaması doğru değildir, belki de hayal gücümüzü yeterince zorlamıyordur. Cinsellik için ihtiyacımız olan o büyülü, gerçeklikten uzak ortama, o sarhoşluğu andıran ruh haline bir türlü kavuşamamışızdır. Peki, bu durumda ne yapılabilir? Birkaç seçenek var! Söz konusu erkek, alındığı bekârlar havuzuna geri bırakılabilir; insanın aklına ilk gelen bu. Ancak bu kararı vermekte aceleci davranmak doğru mu? Yoksa ona yatakta bir iki ayrıntıyı öğretmeye çalışmak daha iyi bir fikir mi? Hep birlikte görelim. İşte eğitim rehberimizdeki öneriler ve gerçek kadınların ağzından bizzat edinilmiş tecrübeler…

    Hız tutkunu 
    Sürat her yerde felaket getirir! İlişkinin duygusal kısmında her şeyi ağırdan almak isteyen, hele evlilik söz konusu olduğunda; ‘Beni aceleye getirme’ diye mızmızlanıp duran erkekler, seks söz konusu olduğunda nedense bazen emniyet kemerini bağlamaya dahi zaman bulamaz! Oysa biyolojik yapı itibariyle kadının havaya girmek ve cinsel ilişkiye hazır hale gelmek için daha uzun zamana ihtiyacı var. Peki, bunu ona anlatmak için ne yapabilirsiniz?

    Dilara Şenatay – Mimar / 32 yaşında “Sevgilimin yataktaki aceleciliği ilişkimizin ilk başlarında beni rahatsız etmiyordu; çünkü o dönem birbirimizi tanıma aşamasındaydık, dolayısıyla farklı duygular, onun kişiliğine yönelik farklı soru işaretleri ön plandaydı. Fakat bir süre sonra sevişmelerimizin fazla kısa sürdüğü hissi uyandı bende. Önceleri bunun dile getirilmesi gereken bir sorun olup olmadığından emin değildim ama beni ilişkimizin o en mahrem bölümünde rahatsız, hatta mutsuz eden bir noktayı sevgilimle paylaşmamanın ona da kendime de haksızlık olduğuna, ayrıca ilişkinin bütünü açısından da tehlike taşıdığına karar verdim. Bunu ona söylediğimde kızmadı ama çok şaşırdı. Ne yapacağını, neyi farklı yapması gerektiğini bilmiyordu; böyle görmüş, böyle alışmıştı. Şimdi sevişirken onda herhangi bir hızlanma eğilimi gördüğümde hemen uyarıyorum ve birlikte tempoyu düşürmeye çalışıyoruz. Seksin tadını yavaş yavaş çıkarmak, bizim için yepyeni bir deneyim.”

    Öpüşme özürlü
    Ön sevişmenin belki de en önemli aşaması; öpüşmek… Hormonlarımızın harekete geçmesini, beynimizin sekse hazır hale gelmesini, tutku ateşinin yanmasını sağlayan bu paylaşım bazı erkeklerle tam bir faciaya, erotik ateşin üzerine atılmış bir kova suya dönüşür. Kötü öpüşen bir erkek, partneri olan kadındaki tüm sevişme arzusunu bir anda yok edebilir ve yerine, koşarak kaçma isteği koyabilir. Amerika’da yapılan bir anket, kadınların kötü öpüşmeyi ciddi bir ilişki bitirme sebebi olarak gördüğünü gösteriyor. Peki, haklılar mı? Sırf bu nedenle ilişkiyi bitirmeye değer mi?

    Sezin Sezer – Muhasebe Müdürü / 35 yaşında “İnsan benim yaşıma geldiğinde artık bu tarz durumlarla karşılaşmayacağını düşünüyor ama kısa bir süre önce, gerçekten de kötü öpüşen bir erkekle birlikteydim. Anlattıkları doğruysa daha önce birçok sevgilisi olmuştu. Dolayısıyla, nasıl bu kadar kötü öpüştüğünü bir türlü anlayamıyordum. Açıkçası bunun düzeltilebilecek bir kusur olduğunu da sanmıyorum. Erkekle kadın arasındaki her türlü fiziksel temas tabii ki duyguların ışığında şekillenir; fakat o duygular da insanın ayaklarını yerden kesen fiziksel temaslarla pekişir. Açık söylemek gerekirse, ondan ayrılmamın nedeni sadece bu değildi, başka açılardan da birbirimize pek uygun olmadığımızı düşünmeye başlamıştım. Fakat ayrılık kararımda kötü öpüşmesinin payını da inkâr edemem. 35 yaşındaki bir erkeğin öğretmenliğini yapmam ve bundan keyif almam mümkün değil.”

    Geveze
     Kimileri patronluk taslamaktan hoşlanır ve size, sevişme esnasında zaten yapmayı düşündüğünüz şeyleri yapmanızı söyler. Siz de bu gereksiz direktifleri can sıkıcı, anlamsız ve tatsız bulursunuz. Bazılarıysa ‘dirty talk’ meraklısıdır ama kısa sürede kendini fazlaca kaptırıp maç psikolojisine girer ve terazinin topuzuyla birlikte sevişmenin zevkini de kaçırır. Zamanında senaristliği ıskalayıp bu değerlendirilememiş yeteneğini erkeklerden bahsederken ne yatağa taşıyanlar da az değil; sevişirken size ve kendine sürekli birtakım roller tam olarak bilemiyoruz. biçer. Oysa bu size gayet saçma ve çocukça geliyordur. Peki bunu ona ne şekilde söylemelisiniz?

    Birce Ergülen – Cafe sahibi / 29 yaşında 
    “Birçok arkadaşım, birlikte oldukları erkeğin yatakta ağzını açıp tek kelime etmemesinden, zevk aldığını belli eden tek bir ses bile çıkarmamasından, ondan hiçbir tepki ya da duygu sinyali alamamaktan şikayet ediyor. Psikolojik açıdan bakarsak, belki de seksin  insanı sadece bedenen değil ruhen de çıplak, savunmasız bırakan yani onda boşlukları kapatmak, kelimelerden cesaret almak gibi bir ihtiyaç doğuruyordu. Fakat yatağı boş laflarla doldurmanın da cinsel hazzı öldüren  bir yanı var. Çünkü orada zaten bir fiziksel iletişim söz konusu; onun üzerine bir de sözel iletişimin bindirilmesi insana fazla gelebiliyor. Ben bu konuyu sevgilimle masa başında konuşmak yerine, belki biraz sinsice davranarak, onun bu tutumuna karşı yatakta tavır aldım. Gevezeliğinden hoşlanıyormuş gibi yapmayı bir gecede bıraktım, sorularına cevap vermedim.O anların büyüsünü bozmasına izin vermeyeceğimi belli ettim. Başlangıçta benim artık onunla seks yapmaktan zevk almadığım gibi bir kuruntuya kapıldı. Fakat daha sonra, sadece onu o kötü alışkanlığından vazgeçirmek istediğimi anladı ve yatak odamıza yavaş yavaş erotik bir sessizlik hâkim oldu!” 

    Erkeğe yatak eğitimi

    Konu Saati  11:02  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Erkekle kadın arasındaki her türlü fiziksel temas tabii ki duyguların ışığında şekillenir; fakat o duygular da insanın ayaklarını yerden kesen fiziksel temaslarla pekişir.

    Hepimizin bir kusuru var! Ancak konu yataktaki kusurlara geldiğinde; zamanla kök salarak mutsuz bir cinsel hayata neden olabiliyor. Özellikle karşısındakinden yenilik, fantezi ya da kuralsızlık beklerken çuvaldızı kendine batırmaktan çok da hoşlanmayan erkekler için! Oysa birlikte olduğunuz erkeği seks konusunda eğitmeniz mümkün.

    Hepimizin başına gelmiştir! Çekici bir erkekle tanışırız, her şey yolunda gider ve belki bir ay, belki bir hafta, belki de sadece birkaç saat sonra aradaki cinsel çekime karşı koyamayız. Mekân kusursuzdur, müzik güzeldir, karşımızdaki naziktir, ancak yine de yanlış giden bir şeyler olduğu duygusuna kapılırız. İlk başta bunun bizden kaynaklandığını, belki de o an havamızda olmadığımızı düşünürüz ama birkaç dakika sonra sorunun gerçekte bizde olmadığını şaşırarak fark ederiz. Büyüyü bozan çoğu zaman birlikte olduğumuz erkeğin tarzı ya da tekniğidir… İletişim tarzı hoşumuza gitmez, zamanlaması doğru değildir, belki de hayal gücümüzü yeterince zorlamıyordur. Cinsellik için ihtiyacımız olan o büyülü, gerçeklikten uzak ortama, o sarhoşluğu andıran ruh haline bir türlü kavuşamamışızdır. Peki, bu durumda ne yapılabilir? Birkaç seçenek var! Söz konusu erkek, alındığı bekârlar havuzuna geri bırakılabilir; insanın aklına ilk gelen bu. Ancak bu kararı vermekte aceleci davranmak doğru mu? Yoksa ona yatakta bir iki ayrıntıyı öğretmeye çalışmak daha iyi bir fikir mi? Hep birlikte görelim. İşte eğitim rehberimizdeki öneriler ve gerçek kadınların ağzından bizzat edinilmiş tecrübeler…

    Hız tutkunu 
    Sürat her yerde felaket getirir! İlişkinin duygusal kısmında her şeyi ağırdan almak isteyen, hele evlilik söz konusu olduğunda; ‘Beni aceleye getirme’ diye mızmızlanıp duran erkekler, seks söz konusu olduğunda nedense bazen emniyet kemerini bağlamaya dahi zaman bulamaz! Oysa biyolojik yapı itibariyle kadının havaya girmek ve cinsel ilişkiye hazır hale gelmek için daha uzun zamana ihtiyacı var. Peki, bunu ona anlatmak için ne yapabilirsiniz?

    Dilara Şenatay – Mimar / 32 yaşında “Sevgilimin yataktaki aceleciliği ilişkimizin ilk başlarında beni rahatsız etmiyordu; çünkü o dönem birbirimizi tanıma aşamasındaydık, dolayısıyla farklı duygular, onun kişiliğine yönelik farklı soru işaretleri ön plandaydı. Fakat bir süre sonra sevişmelerimizin fazla kısa sürdüğü hissi uyandı bende. Önceleri bunun dile getirilmesi gereken bir sorun olup olmadığından emin değildim ama beni ilişkimizin o en mahrem bölümünde rahatsız, hatta mutsuz eden bir noktayı sevgilimle paylaşmamanın ona da kendime de haksızlık olduğuna, ayrıca ilişkinin bütünü açısından da tehlike taşıdığına karar verdim. Bunu ona söylediğimde kızmadı ama çok şaşırdı. Ne yapacağını, neyi farklı yapması gerektiğini bilmiyordu; böyle görmüş, böyle alışmıştı. Şimdi sevişirken onda herhangi bir hızlanma eğilimi gördüğümde hemen uyarıyorum ve birlikte tempoyu düşürmeye çalışıyoruz. Seksin tadını yavaş yavaş çıkarmak, bizim için yepyeni bir deneyim.”

    Öpüşme özürlü
    Ön sevişmenin belki de en önemli aşaması; öpüşmek… Hormonlarımızın harekete geçmesini, beynimizin sekse hazır hale gelmesini, tutku ateşinin yanmasını sağlayan bu paylaşım bazı erkeklerle tam bir faciaya, erotik ateşin üzerine atılmış bir kova suya dönüşür. Kötü öpüşen bir erkek, partneri olan kadındaki tüm sevişme arzusunu bir anda yok edebilir ve yerine, koşarak kaçma isteği koyabilir. Amerika’da yapılan bir anket, kadınların kötü öpüşmeyi ciddi bir ilişki bitirme sebebi olarak gördüğünü gösteriyor. Peki, haklılar mı? Sırf bu nedenle ilişkiyi bitirmeye değer mi?

    Sezin Sezer – Muhasebe Müdürü / 35 yaşında “İnsan benim yaşıma geldiğinde artık bu tarz durumlarla karşılaşmayacağını düşünüyor ama kısa bir süre önce, gerçekten de kötü öpüşen bir erkekle birlikteydim. Anlattıkları doğruysa daha önce birçok sevgilisi olmuştu. Dolayısıyla, nasıl bu kadar kötü öpüştüğünü bir türlü anlayamıyordum. Açıkçası bunun düzeltilebilecek bir kusur olduğunu da sanmıyorum. Erkekle kadın arasındaki her türlü fiziksel temas tabii ki duyguların ışığında şekillenir; fakat o duygular da insanın ayaklarını yerden kesen fiziksel temaslarla pekişir. Açık söylemek gerekirse, ondan ayrılmamın nedeni sadece bu değildi, başka açılardan da birbirimize pek uygun olmadığımızı düşünmeye başlamıştım. Fakat ayrılık kararımda kötü öpüşmesinin payını da inkâr edemem. 35 yaşındaki bir erkeğin öğretmenliğini yapmam ve bundan keyif almam mümkün değil.”

    Geveze
     Kimileri patronluk taslamaktan hoşlanır ve size, sevişme esnasında zaten yapmayı düşündüğünüz şeyleri yapmanızı söyler. Siz de bu gereksiz direktifleri can sıkıcı, anlamsız ve tatsız bulursunuz. Bazılarıysa ‘dirty talk’ meraklısıdır ama kısa sürede kendini fazlaca kaptırıp maç psikolojisine girer ve terazinin topuzuyla birlikte sevişmenin zevkini de kaçırır. Zamanında senaristliği ıskalayıp bu değerlendirilememiş yeteneğini erkeklerden bahsederken ne yatağa taşıyanlar da az değil; sevişirken size ve kendine sürekli birtakım roller tam olarak bilemiyoruz. biçer. Oysa bu size gayet saçma ve çocukça geliyordur. Peki bunu ona ne şekilde söylemelisiniz?

    Birce Ergülen – Cafe sahibi / 29 yaşında 
    “Birçok arkadaşım, birlikte oldukları erkeğin yatakta ağzını açıp tek kelime etmemesinden, zevk aldığını belli eden tek bir ses bile çıkarmamasından, ondan hiçbir tepki ya da duygu sinyali alamamaktan şikayet ediyor. Psikolojik açıdan bakarsak, belki de seksin  insanı sadece bedenen değil ruhen de çıplak, savunmasız bırakan yani onda boşlukları kapatmak, kelimelerden cesaret almak gibi bir ihtiyaç doğuruyordu. Fakat yatağı boş laflarla doldurmanın da cinsel hazzı öldüren  bir yanı var. Çünkü orada zaten bir fiziksel iletişim söz konusu; onun üzerine bir de sözel iletişimin bindirilmesi insana fazla gelebiliyor. Ben bu konuyu sevgilimle masa başında konuşmak yerine, belki biraz sinsice davranarak, onun bu tutumuna karşı yatakta tavır aldım. Gevezeliğinden hoşlanıyormuş gibi yapmayı bir gecede bıraktım, sorularına cevap vermedim.O anların büyüsünü bozmasına izin vermeyeceğimi belli ettim. Başlangıçta benim artık onunla seks yapmaktan zevk almadığım gibi bir kuruntuya kapıldı. Fakat daha sonra, sadece onu o kötü alışkanlığından vazgeçirmek istediğimi anladı ve yatak odamıza yavaş yavaş erotik bir sessizlik hâkim oldu!” 

    Ahanda ben! Bu videoyu izlediğim anda nöbetçi eczane aradığım gece aklıma geldi! Ben izlerken çok güldüm çünkü hakikaten biz erkekleri yansıtıyor! Oldukça eğlenceli! Filmdeki adam evden ilk çıkışında çok heyecanlı, sanırım fiziksel aktivite içine girecek onun için bir şeyler arıyor olabilir. Siz anladınız onu. Yuh artık çapkınlık için nöbetçi eczane ararken polise de yakalanılır mı? Sonunda da kız adamın elinde öksürük şurubunu görünce nasıl bir hayal kırıklığına uğramıştır tahmin edebiliyorum. Tavsiyemdir izleyiniz.

    http://www.alevlendirir.com/



      Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Azimle Peşinde Koştuğu Şey Yüzünden Sağlığı Bozulma Noktasına Gelen Bu Adam Ne Arıyor?

    Konu Saati  03:52  |  in  Advertorial  |  Devamı»

    Ahanda ben! Bu videoyu izlediğim anda nöbetçi eczane aradığım gece aklıma geldi! Ben izlerken çok güldüm çünkü hakikaten biz erkekleri yansıtıyor! Oldukça eğlenceli! Filmdeki adam evden ilk çıkışında çok heyecanlı, sanırım fiziksel aktivite içine girecek onun için bir şeyler arıyor olabilir. Siz anladınız onu. Yuh artık çapkınlık için nöbetçi eczane ararken polise de yakalanılır mı? Sonunda da kız adamın elinde öksürük şurubunu görünce nasıl bir hayal kırıklığına uğramıştır tahmin edebiliyorum. Tavsiyemdir izleyiniz.

    http://www.alevlendirir.com/



      Bir bumads advertorial içeriğidir.

    2 Nisan 2013 Salı

    Kolay Kurabiye yapımı
    Pratik Kurabiye Tarifi
    Kolay Kurabiye Tarifi
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı, Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri
    Kurabiye sever misiniz ? Ya da çocuklarınız için sık sık yapar mısnız ? O halede sizlere kolay kurabiye tarifi şart. Sizlere, çok pratik ve lezzetli bir kurabiye tarifi vermek istiyoruz. Pratik kurabiye tarifimizi mutlaka denemenizi öneririz. Kolay Kurabiye Tarifi için;

    Gerekli Malzemeler;
    * 1 Paket oda sıcaklığında margarin,
    * 2 Yumurta (Birinin akını ayırın. Kurabiyeleri yumurta akına bulamanız gerekecek..),
    * 5 yemek kaşığı toz şeker,
    * 1 paket kabartmatozu,
    * Aldığı kadar un,
    * Hindistan cevizi,
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı,Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri
    Hindistan cevizi ve bir yumurtanın akı hariç diğer tüm malzemlerimizi karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında hamur yapın. Hamurumuzdan ceviz büyüklüğünde yuvarlayın. Yuvarlağımız hamurumuzu önce tumurta akına sonra hindistan cevizine bulayın. 175 derece ısıtılmış fırında pişirin. Kurabiyeler çok kızarmadan fırından çıkarın. Afiyet olsun..
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı,Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri

    KOLAY KURABİYE TARİFİ

    Konu Saati  22:00  |  in  Pratik Kurabiyeler Tarifi  |  Devamı»

    Kolay Kurabiye yapımı
    Pratik Kurabiye Tarifi
    Kolay Kurabiye Tarifi
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı, Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri
    Kurabiye sever misiniz ? Ya da çocuklarınız için sık sık yapar mısnız ? O halede sizlere kolay kurabiye tarifi şart. Sizlere, çok pratik ve lezzetli bir kurabiye tarifi vermek istiyoruz. Pratik kurabiye tarifimizi mutlaka denemenizi öneririz. Kolay Kurabiye Tarifi için;

    Gerekli Malzemeler;
    * 1 Paket oda sıcaklığında margarin,
    * 2 Yumurta (Birinin akını ayırın. Kurabiyeleri yumurta akına bulamanız gerekecek..),
    * 5 yemek kaşığı toz şeker,
    * 1 paket kabartmatozu,
    * Aldığı kadar un,
    * Hindistan cevizi,
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı,Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri
    Hindistan cevizi ve bir yumurtanın akı hariç diğer tüm malzemlerimizi karıştırıp kulak memesi yumuşaklığında hamur yapın. Hamurumuzdan ceviz büyüklüğünde yuvarlayın. Yuvarlağımız hamurumuzu önce tumurta akına sonra hindistan cevizine bulayın. 175 derece ısıtılmış fırında pişirin. Kurabiyeler çok kızarmadan fırından çıkarın. Afiyet olsun..
    Pratik Kurabiye,Kolay Kurabiye,Kolay Kurabiyeler,Kolay Kurabiye Tarifleri, Kolay Kurabiye yapımı,Pratik Kurabiye Tarifleri,Pratik Kurabiye Tarifi,Pratik Kurabiyeler Tarifi, Pratik Kurabiye Tarifleri

    Kesin doğru zannettiğimiz bir çok bilginin aslında ne kadar yanlış olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız.

    Beslenme denince herkesin söyleyeceği bir şeyler mutlaka vardır. Önemli olan bu bilgilerin doğru kişi ve kaynaklardan elde edilmesidir. Kesin doğru zannettiğimiz bir çok bilginin aslında ne kadar yanlış olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. İşte doğru beslenme ve yapılan yanlışlar...

    Yanlış: Diyet demek, bir çok yiyeceğin yasaklandığı mümkün olduğunca düşük kalorili, kilo verene kadar yapılan bir yeme şeklidir.
    Doğrusu: Diyet kişinin tüm ihtiyaçlarını yeterli ve dengeli bir biçimde karşılamayı hedefleyen, kişiye özel olması gereken, kişinin cinsiyetine yaşına kültürel ve sosyolojik durumuna göre farklılık gösteren ömür boyu uygulanması gereken, tüm besin gruplarını içeren sağlıklı beslenme şeklidir. Mutlaka kan tahlili yapılıp mutlaka bir diyetisyen tarafımdan düzenlenmelidir.

    Yanlış: Diyet demek aç kalmak anlamına gelir, ne kadar aç kalınırsa o kadar iyi diyet yapılıyor demektir.
    Doğrusu: Diyet yapmak aç kalmak değil sanıldığının aksine acıkmayı beklemeden yemek demektir. Aç kalmak sanıldığı gibi kilo vermeye yardımcı olmaz. Kişi aç kaldıkça metabolik hızı düşer ve kilo vermek zorlaşır. Böyle bir durumda vücut tam tersi alınan kaloriyi yağ olarak depolamaya yönelir. Çünkü vücut kıtlık döneminde olduğunu hisseder ve alınan besinleri daha kötü günlerde kullanmak üzere depolar. Çok düşük kalorili diyetler vücuttan fazla olan yağ kaybına değil, tam tersi su ve kas dokusu kaybına neden olur.

    Yanlış: Yapılan diyete göre istenilen bölgeden kilo kaybetmek mümkündür.
    Doğrusu: Vücutta kilo olarak adlandırılan doku, yağ ağırlığının fazla olan kısmıdır. Vücutta yağ kişilerin vücut yapılarının farklılığına göre ve genetik özelliklerle alakalı olarak her bireyde farklı bölgede birikir. Kişi hangi bölgesinden kilo alıyorsa, zayıflamaya başladığında o bölgelerden kilo kaybeder. Bölgesel zayıflamaya göre egzersiz ve beslenme diye bir tanımlama doğru değildir.

    Yanlış: Bir diyet programı herkese uygundur ve yapılabilir.
    Doğrusu: Dİyet kesinlikle kişiye özeldir. Bir başkası için hazırlanan diyet programı kişide telafisi mümkün olmayan çok ciddi bazı sağlık problemlerine de yol açabilir.

    Yanlış: Karbonhidratlarla proteinleri karıştırmamak gerekir.
    Doğrusu: Bu durum teorikte olduğu  kadar pratikte de günlük hayatımızda çok fazla uygulanabilir görünmüyor. Çünkü geleneksel lezzetlerimize baktığımızda mantı, pide, lahmacun ya da daha basitçe bir yayla çorbası içerken bile karbonhidrat ve proteini birlikte tüketiyoruz. İçtiğimiz sütte ya da yediğimiz yoğurtta bile hem karbonhidrat hemde protein var. Önemli olan her besin grubundan mutlaka dengeli ve ölçülü tüketmektir.

    Yanlış: Aç karnına limonlu su yada greyfurt yemek yağları yakar ve zayıflatır.
    Doğrusu: Özellikle mide rahatsızlığı ve düzenli ilaç tüketmesi gereken kişilerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Maalesef şu anki tıbbın geldiği noktada tek başına yağ eriten yada kilo verdiren mucize bir besin yoktur. Bunu evde kendiniz de deneyebilirsiniz. Bir paket margarinin üzerine limon ve greyfurt dökün ve bekleyin; bakalım margarin eriyecek mi?

    Yanlış: Bol soda içmek zayıflatır.
    Doğrusu: Hazmı kolaylaştıran bu içeceğin yağ yakma ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Aksine çok fazla soda tüketimi safra kesesinde ve böbrekte bir takım sağlık problemlerine yol açar.

    Yanlış: Makarna, pilav ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır.
    Doğrusu: İnsan vücudu ana enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Zayıflayalım derken ekmeği pilavı kesmek bu besinleri hiç tüketmemek vücuda doğru enerjiyi vermemek anlamına gelir. Bu durumda vücut enerji elde edebilmek için kas ve karaciğerdeki glikojen depolarını kullanır. Yani yağ değil kas dokusu ve su kaybedilir. Normal beslenmeye geçildiğinde ise verilen kilolar kata kat fazlasıyla geri alınır.

    Yanlış: Protein ağırlıklı diyet yapmak sağlıklı kilo kaybı sağlar.
    Doğrusu: Protein ağırlıklı bir diyette vücut proteinleri sindirmek için çok fazla enerji harcar ve zayıflama olur. Ancak proteinle birlikte çok fazla yağ da vücuda gireceği için, kan yağlarında artış gözlenir ve koroner kalp hastalığına yakalanma riski artar. Gut hastalığı gelişebilir. Ayrıca proteinler vücuttan atılmak için kemiklerden kalsiyum çeker, bu da kemik erimesine neden olabilir.

    İşte doğru beslenme ve yapılan yanlışlar...

    Konu Saati  13:06  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Kesin doğru zannettiğimiz bir çok bilginin aslında ne kadar yanlış olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız.

    Beslenme denince herkesin söyleyeceği bir şeyler mutlaka vardır. Önemli olan bu bilgilerin doğru kişi ve kaynaklardan elde edilmesidir. Kesin doğru zannettiğimiz bir çok bilginin aslında ne kadar yanlış olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. İşte doğru beslenme ve yapılan yanlışlar...

    Yanlış: Diyet demek, bir çok yiyeceğin yasaklandığı mümkün olduğunca düşük kalorili, kilo verene kadar yapılan bir yeme şeklidir.
    Doğrusu: Diyet kişinin tüm ihtiyaçlarını yeterli ve dengeli bir biçimde karşılamayı hedefleyen, kişiye özel olması gereken, kişinin cinsiyetine yaşına kültürel ve sosyolojik durumuna göre farklılık gösteren ömür boyu uygulanması gereken, tüm besin gruplarını içeren sağlıklı beslenme şeklidir. Mutlaka kan tahlili yapılıp mutlaka bir diyetisyen tarafımdan düzenlenmelidir.

    Yanlış: Diyet demek aç kalmak anlamına gelir, ne kadar aç kalınırsa o kadar iyi diyet yapılıyor demektir.
    Doğrusu: Diyet yapmak aç kalmak değil sanıldığının aksine acıkmayı beklemeden yemek demektir. Aç kalmak sanıldığı gibi kilo vermeye yardımcı olmaz. Kişi aç kaldıkça metabolik hızı düşer ve kilo vermek zorlaşır. Böyle bir durumda vücut tam tersi alınan kaloriyi yağ olarak depolamaya yönelir. Çünkü vücut kıtlık döneminde olduğunu hisseder ve alınan besinleri daha kötü günlerde kullanmak üzere depolar. Çok düşük kalorili diyetler vücuttan fazla olan yağ kaybına değil, tam tersi su ve kas dokusu kaybına neden olur.

    Yanlış: Yapılan diyete göre istenilen bölgeden kilo kaybetmek mümkündür.
    Doğrusu: Vücutta kilo olarak adlandırılan doku, yağ ağırlığının fazla olan kısmıdır. Vücutta yağ kişilerin vücut yapılarının farklılığına göre ve genetik özelliklerle alakalı olarak her bireyde farklı bölgede birikir. Kişi hangi bölgesinden kilo alıyorsa, zayıflamaya başladığında o bölgelerden kilo kaybeder. Bölgesel zayıflamaya göre egzersiz ve beslenme diye bir tanımlama doğru değildir.

    Yanlış: Bir diyet programı herkese uygundur ve yapılabilir.
    Doğrusu: Dİyet kesinlikle kişiye özeldir. Bir başkası için hazırlanan diyet programı kişide telafisi mümkün olmayan çok ciddi bazı sağlık problemlerine de yol açabilir.

    Yanlış: Karbonhidratlarla proteinleri karıştırmamak gerekir.
    Doğrusu: Bu durum teorikte olduğu  kadar pratikte de günlük hayatımızda çok fazla uygulanabilir görünmüyor. Çünkü geleneksel lezzetlerimize baktığımızda mantı, pide, lahmacun ya da daha basitçe bir yayla çorbası içerken bile karbonhidrat ve proteini birlikte tüketiyoruz. İçtiğimiz sütte ya da yediğimiz yoğurtta bile hem karbonhidrat hemde protein var. Önemli olan her besin grubundan mutlaka dengeli ve ölçülü tüketmektir.

    Yanlış: Aç karnına limonlu su yada greyfurt yemek yağları yakar ve zayıflatır.
    Doğrusu: Özellikle mide rahatsızlığı ve düzenli ilaç tüketmesi gereken kişilerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Maalesef şu anki tıbbın geldiği noktada tek başına yağ eriten yada kilo verdiren mucize bir besin yoktur. Bunu evde kendiniz de deneyebilirsiniz. Bir paket margarinin üzerine limon ve greyfurt dökün ve bekleyin; bakalım margarin eriyecek mi?

    Yanlış: Bol soda içmek zayıflatır.
    Doğrusu: Hazmı kolaylaştıran bu içeceğin yağ yakma ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Aksine çok fazla soda tüketimi safra kesesinde ve böbrekte bir takım sağlık problemlerine yol açar.

    Yanlış: Makarna, pilav ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır.
    Doğrusu: İnsan vücudu ana enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Zayıflayalım derken ekmeği pilavı kesmek bu besinleri hiç tüketmemek vücuda doğru enerjiyi vermemek anlamına gelir. Bu durumda vücut enerji elde edebilmek için kas ve karaciğerdeki glikojen depolarını kullanır. Yani yağ değil kas dokusu ve su kaybedilir. Normal beslenmeye geçildiğinde ise verilen kilolar kata kat fazlasıyla geri alınır.

    Yanlış: Protein ağırlıklı diyet yapmak sağlıklı kilo kaybı sağlar.
    Doğrusu: Protein ağırlıklı bir diyette vücut proteinleri sindirmek için çok fazla enerji harcar ve zayıflama olur. Ancak proteinle birlikte çok fazla yağ da vücuda gireceği için, kan yağlarında artış gözlenir ve koroner kalp hastalığına yakalanma riski artar. Gut hastalığı gelişebilir. Ayrıca proteinler vücuttan atılmak için kemiklerden kalsiyum çeker, bu da kemik erimesine neden olabilir.

    Yüzük artık parmağınızda ve o gün çok yakında. Kaçıp gitme fikirleri aklınızı meşgul etmeye başladıysa, orada durun! Bu kılavuzla evlenmek çok kolay!

    Julia Roberts’ın Kaçak Gelin filminde her nikâhtan nasıl kıl payı döndüğünü hatırlayalım. Durum biraz abartılmış olsa da aslında film, birçok gelin adayının tatlı can çekişmelerine dikkat çekiyordu. Hamilelik esnasında salgılanan hormonların benzerlerinin, garip sinyaller verdiği bu dönemde, zaman nedense hep az, yapılacak işlerse çoktur.

    Başından evlilik geçmiş her kadın bizlere katılacaktır; evlilik stresi kesinlikle eşsizdir. Verilecek kararlar, alınacaklar ve düşünülmesi gereken ufak ayrıntılar derken kafanız koca bir sis bulutunun içinde yüzer. Düğün hazırlıklarının yanında eve alınacak mutfak malzemelerinden tutun da, ayakkabı çekeceğine, buzdolabı ya da fırına kadar her şey koca bir problem haline gelmeye başlar. Üstüne üstlük çalışan bir gelin adayıysanız, üzgünüz fakat durumunuz oldukça ciddidir. Bir evlilik planlamak, tıpkı aynı anda iki farklı işte çalışmak gibidir. Gelinlikten davetiyeye kadar hazırlanması gereken yüzlerce büyük iş ve küçük ayrıntı vardır. Zamansa su gibi akıp geçmektedir. Üzerinize bir balçık gibi yapışan stres meledi çoğu zaman çığlıklar atarak, nereye olduğunu bilmeden, içinizdeki uzaklara koşma isteği uyandırır. Bu korkunç düşünceyi, tüm benliğinize yedirmeyi başardığını zanneden kötü kalpli zihniniz, aslında pek de başarılı olamamıştır. Tam o anda aklınıza, hayatınızı paylaşmak istediğiniz o yakışıklı gelir. Şimdi bu düşünceyi aklınızda tutmaya devam edin, arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız, ‘evlilik öncesi hayatta kalma kılavuzu’na bir göz atın ve asla unutmayın! O günün tamamı, günün kendisi kadar önemli değildir. ‘Evet’ dediğiniz, onun elini tuttuğunuz ve sizi öptüğü an o gündür. Hazırlık aşamasında yaşadığınız bin bir türlü terslik, geriye kalan hayatınızın küçücük ve tatlı parçalarıdır. Şimdi hazırsanız; ayağına basabilirsiniz! 

    Her ne olursa olsun sevdiğiniz erkekle hayatınızı birleştirdiğinizi, tüm bu süreç içerisinde aklınızdan asla çıkarmayın.
    Balayınız için ayırdığınız parayı düğün ertesi borçlarına yatırmak istemezsiniz değil mi? Bunun için limitlerinizi önceden belirleyin. Belirlediğiniz sınırda hareket etmek çoğu zaman zordur. Fakat kendinize sağladığınız maddi özgürlük problemler oluşmasına neden olabilir. Kaç kişiyi çağıracağınıza, nerede ve nasıl bir düğün hazırlayacağınıza tarihi almadan önce karar vermeniz sizin için en iyisi olacaktır. 

    Gelinlik provalarınızı günün erken saatlerine alın. Karnınız fazlaca dolu olmadığından ya da bedeniniz yorgun düşmediğinden, provanızın sonuçları şaşırtıcı olmayacaktır. Aynı zamanda iş çıkışı provaya yetişme telaşından da kurtulmuş olacaksınız. 

    Sizi ne mutlu edecekse onu yapın. Bu sizin düğününüz! İnsanların türlü fikirlerle kafanızı bulandırmasına izin vermeyin. Bu kişi anneniz, kayınvalideniz ya da en yakın arkadaşınız dahi olsa! Yapmak istemediğiniz herhangi bir şey için asla kendinizi zorlamayın. Ne istediğinize karar verin ve sadece yapın! Bu arada kimseyi kırmamaya da özen gösterin. Malum; gelin hormonları iş başında! 

    Müstakbel eşinize, annenize ya da arkadaşlarınıza, kısaca yardım için gönüllü olanlara ayrı ayrı görevler verin. Başkalarının üzerine yük bindirdiğinizi asla düşünmeyin. İnanın, onlar yardım etmeye daha dünden hazırlar! Yalnız size bir sır verelim; eşinizi bu hevesli gruba dâhil olmayabilir. Ama emin olun sorumluluk gerektiren ‘erkek’ işlerinde size çok yardımcı olacaktır. 

    Oturma düzenine özellikle dikkat edin. Yan yana gelmesini istediğiniz bekâr arkadaşlarınızı ya da kavga etmesinden korktuğunuz akrabalarınızı iyi bir şekilde konuşlandırın. 

    Gecenin en önemli konularından biri de hiç şüphesiz ki müzik. Hangi şarkıyla salona gireceğinize, hangi şarkıda dans edeceğinize, gecenin nasıl başlayıp, nasıl sonlanacağına önceden karar verin. Canlı müzik tercih edecekseniz, davetli kitlesini ve gecenin konseptini göz önünde bulundurun. Müziği başkalarının eline teslim etmek istemiyorsanız, sevdiğiniz şarkılardan oluşan cd’ ler hazırlayabilirsiniz. Ne de olsa gece sizin! 

    Bu unutulmaz geceyi tekrar tekrar hatırlamak içini fotoğraf ve video çekimleri konusunu sakın atlamayın! Profesyonel bir fotoğrafçı tutup, tüm gününüzü fotoğraflandırabilirsiniz. Bizden size hoş bir fikir; kullanıp atılan fotoğraf makinelerinden davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu makineleri bırakmalarını isteyebilirsiniz. Kullanılıp atılan fotoğraf makinelerini davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu olarak bırakmalarını isteyebilirsiniz. Bu hem eğlendirir hem de düğüne ortak eder. Böylelikle farklı bakış açılarından, hem sizin hem de diğer davetlilerin mutlu ve komik anlarını yakalayabilirsiniz. 

    Eğer bütçeniz el veriyorsa, bir düğün organizatörüyle görüşmeyi düşünün. Eğer bütçeniz yeterli değilse, çalışma disiplini ve boş zamanı bolca olan güvendiğiniz birine bu görevi verin. Bırakın sizin için ajandayı o tutsun. 

       Tüm bu koşturmaca arasında planlamayı bir günlüğüne ve hatta zamanınız varsa bir haftalığına durdurun. Sevdiğiniz adamla uzak bir yere tatile gidin ya da evinizde oturup, şehir dışında olduğunuzu söyleyin! Kısa bir ara, şarj olmanız ve kafanızı toplamanız için size yeterli gelecektir. 

    O gün gelip çattığında, sadece keyfini çıkarın! Planlar yapıldı, ne olduysa oldu. Şimdi yapmanız gereken tek şey eşinizin elinden tutup, onu dans pistine sürüklemek!
    Sıla Güven

    Evlilik öncesi ayakta kalma klavuzu

    Konu Saati  13:04  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Yüzük artık parmağınızda ve o gün çok yakında. Kaçıp gitme fikirleri aklınızı meşgul etmeye başladıysa, orada durun! Bu kılavuzla evlenmek çok kolay!

    Julia Roberts’ın Kaçak Gelin filminde her nikâhtan nasıl kıl payı döndüğünü hatırlayalım. Durum biraz abartılmış olsa da aslında film, birçok gelin adayının tatlı can çekişmelerine dikkat çekiyordu. Hamilelik esnasında salgılanan hormonların benzerlerinin, garip sinyaller verdiği bu dönemde, zaman nedense hep az, yapılacak işlerse çoktur.

    Başından evlilik geçmiş her kadın bizlere katılacaktır; evlilik stresi kesinlikle eşsizdir. Verilecek kararlar, alınacaklar ve düşünülmesi gereken ufak ayrıntılar derken kafanız koca bir sis bulutunun içinde yüzer. Düğün hazırlıklarının yanında eve alınacak mutfak malzemelerinden tutun da, ayakkabı çekeceğine, buzdolabı ya da fırına kadar her şey koca bir problem haline gelmeye başlar. Üstüne üstlük çalışan bir gelin adayıysanız, üzgünüz fakat durumunuz oldukça ciddidir. Bir evlilik planlamak, tıpkı aynı anda iki farklı işte çalışmak gibidir. Gelinlikten davetiyeye kadar hazırlanması gereken yüzlerce büyük iş ve küçük ayrıntı vardır. Zamansa su gibi akıp geçmektedir. Üzerinize bir balçık gibi yapışan stres meledi çoğu zaman çığlıklar atarak, nereye olduğunu bilmeden, içinizdeki uzaklara koşma isteği uyandırır. Bu korkunç düşünceyi, tüm benliğinize yedirmeyi başardığını zanneden kötü kalpli zihniniz, aslında pek de başarılı olamamıştır. Tam o anda aklınıza, hayatınızı paylaşmak istediğiniz o yakışıklı gelir. Şimdi bu düşünceyi aklınızda tutmaya devam edin, arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız, ‘evlilik öncesi hayatta kalma kılavuzu’na bir göz atın ve asla unutmayın! O günün tamamı, günün kendisi kadar önemli değildir. ‘Evet’ dediğiniz, onun elini tuttuğunuz ve sizi öptüğü an o gündür. Hazırlık aşamasında yaşadığınız bin bir türlü terslik, geriye kalan hayatınızın küçücük ve tatlı parçalarıdır. Şimdi hazırsanız; ayağına basabilirsiniz! 

    Her ne olursa olsun sevdiğiniz erkekle hayatınızı birleştirdiğinizi, tüm bu süreç içerisinde aklınızdan asla çıkarmayın.
    Balayınız için ayırdığınız parayı düğün ertesi borçlarına yatırmak istemezsiniz değil mi? Bunun için limitlerinizi önceden belirleyin. Belirlediğiniz sınırda hareket etmek çoğu zaman zordur. Fakat kendinize sağladığınız maddi özgürlük problemler oluşmasına neden olabilir. Kaç kişiyi çağıracağınıza, nerede ve nasıl bir düğün hazırlayacağınıza tarihi almadan önce karar vermeniz sizin için en iyisi olacaktır. 

    Gelinlik provalarınızı günün erken saatlerine alın. Karnınız fazlaca dolu olmadığından ya da bedeniniz yorgun düşmediğinden, provanızın sonuçları şaşırtıcı olmayacaktır. Aynı zamanda iş çıkışı provaya yetişme telaşından da kurtulmuş olacaksınız. 

    Sizi ne mutlu edecekse onu yapın. Bu sizin düğününüz! İnsanların türlü fikirlerle kafanızı bulandırmasına izin vermeyin. Bu kişi anneniz, kayınvalideniz ya da en yakın arkadaşınız dahi olsa! Yapmak istemediğiniz herhangi bir şey için asla kendinizi zorlamayın. Ne istediğinize karar verin ve sadece yapın! Bu arada kimseyi kırmamaya da özen gösterin. Malum; gelin hormonları iş başında! 

    Müstakbel eşinize, annenize ya da arkadaşlarınıza, kısaca yardım için gönüllü olanlara ayrı ayrı görevler verin. Başkalarının üzerine yük bindirdiğinizi asla düşünmeyin. İnanın, onlar yardım etmeye daha dünden hazırlar! Yalnız size bir sır verelim; eşinizi bu hevesli gruba dâhil olmayabilir. Ama emin olun sorumluluk gerektiren ‘erkek’ işlerinde size çok yardımcı olacaktır. 

    Oturma düzenine özellikle dikkat edin. Yan yana gelmesini istediğiniz bekâr arkadaşlarınızı ya da kavga etmesinden korktuğunuz akrabalarınızı iyi bir şekilde konuşlandırın. 

    Gecenin en önemli konularından biri de hiç şüphesiz ki müzik. Hangi şarkıyla salona gireceğinize, hangi şarkıda dans edeceğinize, gecenin nasıl başlayıp, nasıl sonlanacağına önceden karar verin. Canlı müzik tercih edecekseniz, davetli kitlesini ve gecenin konseptini göz önünde bulundurun. Müziği başkalarının eline teslim etmek istemiyorsanız, sevdiğiniz şarkılardan oluşan cd’ ler hazırlayabilirsiniz. Ne de olsa gece sizin! 

    Bu unutulmaz geceyi tekrar tekrar hatırlamak içini fotoğraf ve video çekimleri konusunu sakın atlamayın! Profesyonel bir fotoğrafçı tutup, tüm gününüzü fotoğraflandırabilirsiniz. Bizden size hoş bir fikir; kullanıp atılan fotoğraf makinelerinden davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu makineleri bırakmalarını isteyebilirsiniz. Kullanılıp atılan fotoğraf makinelerini davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu olarak bırakmalarını isteyebilirsiniz. Bu hem eğlendirir hem de düğüne ortak eder. Böylelikle farklı bakış açılarından, hem sizin hem de diğer davetlilerin mutlu ve komik anlarını yakalayabilirsiniz. 

    Eğer bütçeniz el veriyorsa, bir düğün organizatörüyle görüşmeyi düşünün. Eğer bütçeniz yeterli değilse, çalışma disiplini ve boş zamanı bolca olan güvendiğiniz birine bu görevi verin. Bırakın sizin için ajandayı o tutsun. 

       Tüm bu koşturmaca arasında planlamayı bir günlüğüne ve hatta zamanınız varsa bir haftalığına durdurun. Sevdiğiniz adamla uzak bir yere tatile gidin ya da evinizde oturup, şehir dışında olduğunuzu söyleyin! Kısa bir ara, şarj olmanız ve kafanızı toplamanız için size yeterli gelecektir. 

    O gün gelip çattığında, sadece keyfini çıkarın! Planlar yapıldı, ne olduysa oldu. Şimdi yapmanız gereken tek şey eşinizin elinden tutup, onu dans pistine sürüklemek!
    Sıla Güven

    Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.

    Etkeni varicella zoster virüsü olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.

    Meydana gelen şikayetler, hangi sinirin kökünün etkilendiğine bağlıdır. Etkilenen sinirin yayıldığı bölgede bazen kaşıntı ile başlayan ve hafif ağrı yapan bazen de çok şiddetli ağrı meydana getiren (kozalji tipinde yanıcı ağrılar) kabarcıklar görülür. Bu kabarcıklar genelde küçük gruplar halinde (3-5 tane bir arada) bulunur. Bazen çok sayıda kabarcık bulunurken, bazen de az sayıda kabarcık bulunur. En sık olarak kaburgalar arası sinirler tutulur.

    Kabarcıklar vücudun bir yarısında kalır, orta hattı geçmez. Genelde 1-3 haftada kabarcıklar kaybolur, ancak kabarcıkların yerinde hafif koyu renkli lekeler kalır. Bu lekelere bastırınca, birkaç dakika süren şiddetli ağrılar meydana gelir. Bu ağrılar aylarca veya yıllarca sürebilir (bu duruma post-herpetik nevralji adı verilir). Eğer kafa sinirlerinden bazıları tutulursa geçici yüz felci, kulak problemleri, göz problemleri görülebilir.

    Lenfoma hastalarında tüm vücudu tutan yaygın zona görülebilir. Kabarcıkların üzerine talk pudrası ve pomat (oxyde zinc) sürülerek ağrı ve kaşıntı azaltılabilir. Bunlar ayrıca kabarcıkların çevresinde oluşabilecek diğer enfeksiyonları önler. B vitamini faydalı olabilir. Ağrı çok şiddetli değilse aspirin, parasetamol gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir, ancak çok şiddetli ağrılarda enjeksiyon tipi ağrı kesiciler gereklidir.

    Ağır hastalarda kortikosteroidler verilmelidir, bununla birlikte antibiyotik de kullanılmalıdır. Kozalji tipinde yanıcı ağrısı olanlarda sinirleri bloke edici ilaçlar verilir, bu tür ilaçların kalp hastalığı olanlarda kullanılmaması gerekebilir, özellikle koroner kalp yetmezliği olanlarda kullanılmamalıdır. Ağır hastalarda ve kabarcıkların ve ağrıların yaygın olduğu durumlarda antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar kullanmak gerekebilir. Post-herpetik nevralji döneminde; genelde yukarıda sayılan ilaçlar faydalı olmaz. Genelde antidepresan gibi psikiyatrik ilaçlar kullanılır.

    Kaşıntı deyip geçmeyin, zona olabilir!

    Konu Saati  13:04  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.

    Etkeni varicella zoster virüsü olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.

    Meydana gelen şikayetler, hangi sinirin kökünün etkilendiğine bağlıdır. Etkilenen sinirin yayıldığı bölgede bazen kaşıntı ile başlayan ve hafif ağrı yapan bazen de çok şiddetli ağrı meydana getiren (kozalji tipinde yanıcı ağrılar) kabarcıklar görülür. Bu kabarcıklar genelde küçük gruplar halinde (3-5 tane bir arada) bulunur. Bazen çok sayıda kabarcık bulunurken, bazen de az sayıda kabarcık bulunur. En sık olarak kaburgalar arası sinirler tutulur.

    Kabarcıklar vücudun bir yarısında kalır, orta hattı geçmez. Genelde 1-3 haftada kabarcıklar kaybolur, ancak kabarcıkların yerinde hafif koyu renkli lekeler kalır. Bu lekelere bastırınca, birkaç dakika süren şiddetli ağrılar meydana gelir. Bu ağrılar aylarca veya yıllarca sürebilir (bu duruma post-herpetik nevralji adı verilir). Eğer kafa sinirlerinden bazıları tutulursa geçici yüz felci, kulak problemleri, göz problemleri görülebilir.

    Lenfoma hastalarında tüm vücudu tutan yaygın zona görülebilir. Kabarcıkların üzerine talk pudrası ve pomat (oxyde zinc) sürülerek ağrı ve kaşıntı azaltılabilir. Bunlar ayrıca kabarcıkların çevresinde oluşabilecek diğer enfeksiyonları önler. B vitamini faydalı olabilir. Ağrı çok şiddetli değilse aspirin, parasetamol gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir, ancak çok şiddetli ağrılarda enjeksiyon tipi ağrı kesiciler gereklidir.

    Ağır hastalarda kortikosteroidler verilmelidir, bununla birlikte antibiyotik de kullanılmalıdır. Kozalji tipinde yanıcı ağrısı olanlarda sinirleri bloke edici ilaçlar verilir, bu tür ilaçların kalp hastalığı olanlarda kullanılmaması gerekebilir, özellikle koroner kalp yetmezliği olanlarda kullanılmamalıdır. Ağır hastalarda ve kabarcıkların ve ağrıların yaygın olduğu durumlarda antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar kullanmak gerekebilir. Post-herpetik nevralji döneminde; genelde yukarıda sayılan ilaçlar faydalı olmaz. Genelde antidepresan gibi psikiyatrik ilaçlar kullanılır.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top