• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 14 Aralık 2012 Cuma

    İyi huylu prostat büyümesi olanlara uzman tavsiyeleri şöyle: Soğuktan korunun, yerlere basmayın! Klimadan ve rüzgardan korunun. Nar ve domates yiyin. Kabak çekirdeği çitleyin...

    Yaşı 40’ı geçen her erkeğin korkulu rüyası olan prostat büyümesine karşı her yıl mutlaka düzenli olarak doktor kontrolü yaptırılması gerektiği uyarısında bulunan Medical Park Fatih Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Nejat Eğilmez'in verdiği bilgilere göre, prostat; her erkekte doğuştan itibaren bulunan bir organdır. Mesane altında bulunan ve idrar yolunu çepeçevre saran bir salgı bezidir. Görevi, meni sıvısını oluşturmaktır. Ergenlikle beraber gelişir ve çalışmaya başlar. Boşalma esnasında idrar yoluna verilen prostat sıvısı, testislerden gelen sperm hücreleri ile karışarak meni halinde dışarı atılır. Prostat, üreme işlevinde görev alan önemli bir organdır.
    Prostatın diğer organlarda da olduğu gibi birçok hastalığı vardır. En sık görülen hastalıkları genç erkeklerde prostat iltihabı (prostatit), 40 yaşın üzerindeki erkeklerde ise iyi huylu prostat büyümesi (Benign Prostat Hiperplazisi = BPH) ve prostat kanseridir.

    Şikayetiniz Olmasa da Her Yıl Kontrol Şart!

    40 yaşın üzerindeki erkeklerde vücudun hormonal dengesinin değişmesi sonucu prostat bezi içinde adenom denilen iyi huylu bir ur oluşur ve gittikçe büyür. Büyüme hızı oldukça yavaş olup, her erkekte farklıdır. Salgı yapan prostat dokusu azalır ve prostat hacmi artar. Bunun sonucu olarak; hem meni miktarı azalır, hem de prostatın içinden geçip dışarı açılan uretra, büyüyen prostatın yaptığı baskı ile daralır ve idrar yapmada zorluk ortaya çıkar. Mesane de yukarı kaldırıldığı için tam boşaltılamaz, idrar yapma sonrası içinde idrar kalır.
    İyi huylu prostat büyümesi; 40 yaşın üzerinde gittikçe artan oranlarda görülür. 80 yaşın üzerindeki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 80’i bulur. Bu arada, prostat kanseri görülme sıklığı da gittikçe artar.  Bu nedenle, 40 yaşından itibaren her erkeğin senede bir defa, şikayeti olmasa bile, ürolojik muayene yaptırması gerekir.

    Büyüme Varsa Yaş Geçmeden Ameliyat!

    Hastalığın tanısında; makattan parmak ile yapılan rektal muayene ile bağırsağın son kısmının hemen önünde bulunan prostat bezinin büyüklüğü, kıvamı, iyi veya kötü huylu olup olmadığı anlaşılır. Ayrıca idrar ve kan tahlilleri de yapılmalıdır. Kanda PSA (Prostat Spesifik Antijeni) bakılarak kanser olup olmadığı araştırılır. Ultrasonografi ile prostat hacmi tam olarak ölçülür. Böylece büyüme derecesi anlaşılır. Ayrıca, mesanenin tam olarak boşalıp boşalmadığı, böbrekler ve idrar yollarında değişiklik olup olmadığı da saptanır.

    İyi huylu prostat büyümesinin tedavisi, ameliyat veya ilaç tedavisi şeklindedir. Kesin tedavisi ameliyattır. Bu da kapalı veya açık ameliyat şeklinde olabilir. Prostat büyümesi olan hasta, mutlaka altı ayda bir gerekli tetkikler yapılarak takip edilir. Prostat bu süre içinde büyümeye devam edeceği için, ilaç tedavisine rağmen hastanın şikayetleri artacaktır. Bu arada idrarın tam olarak boşaltılamaması sonucu mesane ve böbreklerde bazı olumsuz etkiler ortaya çıkar. Bu durumda, ameliyat kaçınılmaz olacaktır. Hastanın yaşının ilerlemesi sonucu ameliyatı engelleyebilecek bazı durumların ortaya çıkmasından önce ameliyat yapılmalıdır.

    Lazerli Ameliyatla Ağrısız Tedavi

    Çok büyük olmayan prostatlarda anestezi altında idrar yolundan girip prostatın içerden kesilip çıkartılması şeklinde yapılan kapalı ameliyatlar ( TUR, TUİP, Mikrodalga, Laser, Holmium, Greenlight, Redlight) uygulanabilir. Belli bir sınırın üzerindeki büyük prostatlarda, en iyisi karnın alt bölgesinde yapılan ufak bir kesi ile açık ameliyat yapmaktır.

    Çok büyük olmayan prostatlarda ise Neodym-YAG, Holmium, Greenlight, LIFE-Laser gibi değişik lazer teknikleri uygulanabilir. Cerrahi yöntemler arasında lazerler günümüzde yaygınlık kazanmıştır. Lazer uygulaması sadece bir saat sürer.

    Ameliyat Sonrası 6 Ayda Bir Kontrol Gerekir

    Ameliyat sonrası taburcu olan hastada dokuların tam iyileşmesi üç hafta süreceği için; bu süreyi sıcak bir ortamda istirahat ederek ve verilen ilaçları kullanarak geçirmeli, bol sıvı alıp sık idrara çıkarak idrar yollarının yıkanmasını sağlamalıdır.

    Kapalı veya açık, bütün ameliyatlardan sonra prostat kapsülü içeride kaldığı için burada daha sonra kanser gelişebilir. Prostat ameliyatı olmak, hastayı prostat kanseri olma riskinden kurtarmaz. Bu nedenle, prostat ameliyatı geçiren kişilerin altı ayda bir yapılan ürolojik kontrollere gitmesi gerekir.

    Ertesi Gün Taburcu Olunuyor

    Prostat tedavisinde günümüzde hayli yaygın olan lazer uygulamalarının birçok avantajı bulunmaktadır. Bunlar;
    - Kanama tehlikesi yoktur.
    - Hasta sadece bir gece hastanede kalır, ertesi günü taburcu olur.
    - Sondası iki gün içinde alınır.
    - Normal yaşamına çok çabuk döner.

    Belden Aşağınızı Sıcak Tutun

    İyi huylu prostat büyümesi tanısı konan bir hasta şunlara dikkat etmelidir:

    Soğuktan korunun: Prostatın iyi huylu büyümesi saptanan bir hasta soğuktan çok iyi korunmalıdır.
    Belden aşağısına dikkat: Vücudunun özellikle belden aşağı olan kısmı daima sıcak tutulmalıdır.
    Soğuk yere basmayın: Soğuk zemine basmamalı, soğuk yere oturmamalıdır.
    Klimada durmayın: Klima altında, soğuk esintili yerde kalmamalı.
    Islak mayoyla kalmayın: Denize veya havuza girdikten sonra ıslak mayo ile oturmamalıdır.
    Kaplıca ve hamam iyi gelir: Sıcak olan her şeyin faydası vardır. Sıcak oturma banyoları, hamam, sauna ve kaplıca çok iyi etki yapar.
    Baharatlı yemeyin: İyi huylu prostat büyümesi olan bir hasta alkol ve baharatlı yiyecekleri fazla tüketmemelidir.
    Yağ ve eti abartmayın: Çok fazla hayvansal yağ ve et yememeli, sağlıklı beslenmeye dikkat etmelidir.
    Nar ve domates yiyin: Faydalı olan yiyecekler; domates, nar, brokoli, kabak çekirdeği ve diğer kuru yemişler, taze meyve ve sebzelerdir.
    İdrarınızı tutmayın: Ayrıca, idrarı fazla bekletmemeli, mesanesini sık olarak boşaltmalıdır.
    Fazla otumayın: Çok uzun süre aynı yerde devamlı oturması, prostatın şişmesine ve şikayetlerinin artmasına neden olur.
    Yolculukta sık mola verin: Uzun araba yolculuklarında sıklıkla durup yürümeli ve mesaneyi boşaltmalıdır.
    6 ayda bir kontrole gidin: Doktorunun önerdiği ilaçları kullanmalı, senede iki defa ürolojik muayene yaptırmalıdır.

    40 Yaşından Sonra İdrarınızı Sıkı Takibe Alın!

    İyi huylu prostat büyümesinin belirtilerine karşı uyanık olun:

    - Hastada gittikçe artan idrar yapma şikayetleri ortaya çıkar.
    - İdrar basıncı azalır, yavaş ve ince idrar yapma, çatallanma görülür.
    - İdrarın başlaması gecikir, süresi uzar.
    - Durup tekrar başlama gibi kademeli idrar yapma olabilir.
    - İşeme sonrası tam boşaltamama hissi olur, bu da sık işeme ihtiyacını ortaya çıkarır.
    - Gece uykudan uyanıp idrara kalkma görülür, sıklığı zamanla artar.
    - Özellikle kış mevsiminde veya soğuğa maruz kalma, üşütme durumunda bu şikayetler çoğalır. Sık olarak idrar yollarında iltihaplanma, işeme esnasında yanma hissi, bazen kanama görülür.

    Prostatınız Varsa Yalınayak Dolaşmayın!

    Konu Saati  13:39  |  in  Erkek Sağlığı  |  Devamı»

    İyi huylu prostat büyümesi olanlara uzman tavsiyeleri şöyle: Soğuktan korunun, yerlere basmayın! Klimadan ve rüzgardan korunun. Nar ve domates yiyin. Kabak çekirdeği çitleyin...

    Yaşı 40’ı geçen her erkeğin korkulu rüyası olan prostat büyümesine karşı her yıl mutlaka düzenli olarak doktor kontrolü yaptırılması gerektiği uyarısında bulunan Medical Park Fatih Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Nejat Eğilmez'in verdiği bilgilere göre, prostat; her erkekte doğuştan itibaren bulunan bir organdır. Mesane altında bulunan ve idrar yolunu çepeçevre saran bir salgı bezidir. Görevi, meni sıvısını oluşturmaktır. Ergenlikle beraber gelişir ve çalışmaya başlar. Boşalma esnasında idrar yoluna verilen prostat sıvısı, testislerden gelen sperm hücreleri ile karışarak meni halinde dışarı atılır. Prostat, üreme işlevinde görev alan önemli bir organdır.
    Prostatın diğer organlarda da olduğu gibi birçok hastalığı vardır. En sık görülen hastalıkları genç erkeklerde prostat iltihabı (prostatit), 40 yaşın üzerindeki erkeklerde ise iyi huylu prostat büyümesi (Benign Prostat Hiperplazisi = BPH) ve prostat kanseridir.

    Şikayetiniz Olmasa da Her Yıl Kontrol Şart!

    40 yaşın üzerindeki erkeklerde vücudun hormonal dengesinin değişmesi sonucu prostat bezi içinde adenom denilen iyi huylu bir ur oluşur ve gittikçe büyür. Büyüme hızı oldukça yavaş olup, her erkekte farklıdır. Salgı yapan prostat dokusu azalır ve prostat hacmi artar. Bunun sonucu olarak; hem meni miktarı azalır, hem de prostatın içinden geçip dışarı açılan uretra, büyüyen prostatın yaptığı baskı ile daralır ve idrar yapmada zorluk ortaya çıkar. Mesane de yukarı kaldırıldığı için tam boşaltılamaz, idrar yapma sonrası içinde idrar kalır.
    İyi huylu prostat büyümesi; 40 yaşın üzerinde gittikçe artan oranlarda görülür. 80 yaşın üzerindeki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 80’i bulur. Bu arada, prostat kanseri görülme sıklığı da gittikçe artar.  Bu nedenle, 40 yaşından itibaren her erkeğin senede bir defa, şikayeti olmasa bile, ürolojik muayene yaptırması gerekir.

    Büyüme Varsa Yaş Geçmeden Ameliyat!

    Hastalığın tanısında; makattan parmak ile yapılan rektal muayene ile bağırsağın son kısmının hemen önünde bulunan prostat bezinin büyüklüğü, kıvamı, iyi veya kötü huylu olup olmadığı anlaşılır. Ayrıca idrar ve kan tahlilleri de yapılmalıdır. Kanda PSA (Prostat Spesifik Antijeni) bakılarak kanser olup olmadığı araştırılır. Ultrasonografi ile prostat hacmi tam olarak ölçülür. Böylece büyüme derecesi anlaşılır. Ayrıca, mesanenin tam olarak boşalıp boşalmadığı, böbrekler ve idrar yollarında değişiklik olup olmadığı da saptanır.

    İyi huylu prostat büyümesinin tedavisi, ameliyat veya ilaç tedavisi şeklindedir. Kesin tedavisi ameliyattır. Bu da kapalı veya açık ameliyat şeklinde olabilir. Prostat büyümesi olan hasta, mutlaka altı ayda bir gerekli tetkikler yapılarak takip edilir. Prostat bu süre içinde büyümeye devam edeceği için, ilaç tedavisine rağmen hastanın şikayetleri artacaktır. Bu arada idrarın tam olarak boşaltılamaması sonucu mesane ve böbreklerde bazı olumsuz etkiler ortaya çıkar. Bu durumda, ameliyat kaçınılmaz olacaktır. Hastanın yaşının ilerlemesi sonucu ameliyatı engelleyebilecek bazı durumların ortaya çıkmasından önce ameliyat yapılmalıdır.

    Lazerli Ameliyatla Ağrısız Tedavi

    Çok büyük olmayan prostatlarda anestezi altında idrar yolundan girip prostatın içerden kesilip çıkartılması şeklinde yapılan kapalı ameliyatlar ( TUR, TUİP, Mikrodalga, Laser, Holmium, Greenlight, Redlight) uygulanabilir. Belli bir sınırın üzerindeki büyük prostatlarda, en iyisi karnın alt bölgesinde yapılan ufak bir kesi ile açık ameliyat yapmaktır.

    Çok büyük olmayan prostatlarda ise Neodym-YAG, Holmium, Greenlight, LIFE-Laser gibi değişik lazer teknikleri uygulanabilir. Cerrahi yöntemler arasında lazerler günümüzde yaygınlık kazanmıştır. Lazer uygulaması sadece bir saat sürer.

    Ameliyat Sonrası 6 Ayda Bir Kontrol Gerekir

    Ameliyat sonrası taburcu olan hastada dokuların tam iyileşmesi üç hafta süreceği için; bu süreyi sıcak bir ortamda istirahat ederek ve verilen ilaçları kullanarak geçirmeli, bol sıvı alıp sık idrara çıkarak idrar yollarının yıkanmasını sağlamalıdır.

    Kapalı veya açık, bütün ameliyatlardan sonra prostat kapsülü içeride kaldığı için burada daha sonra kanser gelişebilir. Prostat ameliyatı olmak, hastayı prostat kanseri olma riskinden kurtarmaz. Bu nedenle, prostat ameliyatı geçiren kişilerin altı ayda bir yapılan ürolojik kontrollere gitmesi gerekir.

    Ertesi Gün Taburcu Olunuyor

    Prostat tedavisinde günümüzde hayli yaygın olan lazer uygulamalarının birçok avantajı bulunmaktadır. Bunlar;
    - Kanama tehlikesi yoktur.
    - Hasta sadece bir gece hastanede kalır, ertesi günü taburcu olur.
    - Sondası iki gün içinde alınır.
    - Normal yaşamına çok çabuk döner.

    Belden Aşağınızı Sıcak Tutun

    İyi huylu prostat büyümesi tanısı konan bir hasta şunlara dikkat etmelidir:

    Soğuktan korunun: Prostatın iyi huylu büyümesi saptanan bir hasta soğuktan çok iyi korunmalıdır.
    Belden aşağısına dikkat: Vücudunun özellikle belden aşağı olan kısmı daima sıcak tutulmalıdır.
    Soğuk yere basmayın: Soğuk zemine basmamalı, soğuk yere oturmamalıdır.
    Klimada durmayın: Klima altında, soğuk esintili yerde kalmamalı.
    Islak mayoyla kalmayın: Denize veya havuza girdikten sonra ıslak mayo ile oturmamalıdır.
    Kaplıca ve hamam iyi gelir: Sıcak olan her şeyin faydası vardır. Sıcak oturma banyoları, hamam, sauna ve kaplıca çok iyi etki yapar.
    Baharatlı yemeyin: İyi huylu prostat büyümesi olan bir hasta alkol ve baharatlı yiyecekleri fazla tüketmemelidir.
    Yağ ve eti abartmayın: Çok fazla hayvansal yağ ve et yememeli, sağlıklı beslenmeye dikkat etmelidir.
    Nar ve domates yiyin: Faydalı olan yiyecekler; domates, nar, brokoli, kabak çekirdeği ve diğer kuru yemişler, taze meyve ve sebzelerdir.
    İdrarınızı tutmayın: Ayrıca, idrarı fazla bekletmemeli, mesanesini sık olarak boşaltmalıdır.
    Fazla otumayın: Çok uzun süre aynı yerde devamlı oturması, prostatın şişmesine ve şikayetlerinin artmasına neden olur.
    Yolculukta sık mola verin: Uzun araba yolculuklarında sıklıkla durup yürümeli ve mesaneyi boşaltmalıdır.
    6 ayda bir kontrole gidin: Doktorunun önerdiği ilaçları kullanmalı, senede iki defa ürolojik muayene yaptırmalıdır.

    40 Yaşından Sonra İdrarınızı Sıkı Takibe Alın!

    İyi huylu prostat büyümesinin belirtilerine karşı uyanık olun:

    - Hastada gittikçe artan idrar yapma şikayetleri ortaya çıkar.
    - İdrar basıncı azalır, yavaş ve ince idrar yapma, çatallanma görülür.
    - İdrarın başlaması gecikir, süresi uzar.
    - Durup tekrar başlama gibi kademeli idrar yapma olabilir.
    - İşeme sonrası tam boşaltamama hissi olur, bu da sık işeme ihtiyacını ortaya çıkarır.
    - Gece uykudan uyanıp idrara kalkma görülür, sıklığı zamanla artar.
    - Özellikle kış mevsiminde veya soğuğa maruz kalma, üşütme durumunda bu şikayetler çoğalır. Sık olarak idrar yollarında iltihaplanma, işeme esnasında yanma hissi, bazen kanama görülür.

    Büroda tüm gün sandalyede oturanların diz kapaklarında sorun oluşma oranı artıyor. Oturuş bozukluklarının yanı sıra merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi hareketler diz kapağının kaymasına neden olabiliyor. Kayma, dizlerde ortaya çıkan şiddetli ağrı ile kendini belli ediyor.

    Ofiste oturma biçiminiz, diz kapağınızda sorun oluşup oluşmayacağının önemli göstergelerinden biri. Eğer sandalyede bacaklarınızı aralayarak oturuyorsanız, diz kapaklarınızın kaymasına neden olabilirsiniz. Diz kapağındaki kaymaların, özellikle de ofis çalışanlarının yaygın sorunu haline geldiğini belirten International Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Gürbüz, artık erkekler kadar kadınlarda da oturuş şekli nedeniyle aynı sorunun oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Gürbüz, erkeklerde sık rastlanan, bacaklarını iki yana açma ve dizlerini yere 90 derecelik bir açıyla kırma şeklindeki oturma biçiminin kadınlarda da görülmesi nedeniyle her iki gurupta da ‘ağa oturuşu’ olarak tanımlanabilecek bu durumun diz kapağının kaymasına neden olduğunu vurguladı.

    ‘Ağa’ oturuş stili nedeniyle dizin üzerindeki diz kemiğini adeta bir şapka gibi örten diz kapağı, dış yana doğru kayıyor, kayma diz kapağındaki kıkırdağı yıpratıyor. Bu durumda ortaya çıkan sonuç, dizlerde şiddetli ağrı. Sorun daha da ilerlerse dizlerde protez uygulaması gerekebiliyor.

    Doğru Oturuş Şekli Nasıl Olmalı?

    Bacak bacak üstüne atmak gibi pek çok oturuş şeklinin yanlış olduğuna değinen Prof. Dr. Hakan Gürbüz, uzun süre sandalyede oturanlar için doğru oturma şeklini şöyle tarif ediyor: “Sırtınız tamamen dik olmalı ve belinizin arkasını küçük bir yastıkla desteklemelisiniz. Bacaklarınızı kırarak değil, dizinizi kırmayacak şekilde düz ve birleşik uzatmalısınız. Bu oturuş şekli omurganızı düz tutar ve diz kapaklarınızın zarar görmesini engeller.”

    Kapak Nasıl Hasar Görüyor?

    Ağa oturuşu gibi oturuş bozukluklarının yanı sıra, merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi faaliyetlerin de diz kapağında kaymaya neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Hakan Gürbüz sözlerine şöyle devam ediyor: “Tüm bunlar diz kapağı kemiğine ve ekleme, sorun çıkarıyor. Günlük yaşamda hep ağa pozisyonunda oturuyoruz. Bacaklarımızı açarak oturmamızın sonucunda, iç taraftaki kaslar uzuyor, dıştaki kaslar ise kısalıp kalınlaşıyor. Diz kapakları da yerine oturdukları vadiye benzer yapıdan çıkarak dışarı doğru kayıyor. Arabanın silindir ve pistonu gibi, diz kapağının her bükülmesi sırasında kapak kemiği vadiye benzeyen ve diz kapağının oturduğu yapıya girip çıkıyor. Bunun sonucunda dizimizin ön dış yüzünde ciddi ağrılar oluşuyor.”

    Uzun Yolculuklar Ağrıları Artırıyor

    Bu ağrılar özellikle de koşarken ortaya çıkıyor. Koşma sırasında diz kapağı hızlı ve güçlü bir şekilde içine oturması gereken vadiye benzer alana girip çıkınca sorun daha da artıyor. Merdiven inmek çıkmak bu insanlara sorun yarattığı gibi arabada uzun süre oturmak, uçakta hareketsiz kalmak uzun yolculukları çok ağrılı hale getirebiliyor.

    Ameliyata Uzanan Süreç...

    Diz kapağındaki kayma, aniden ortaya çıkmıyor. Zaman içinde başlayıp ilerliyor. Prof. Dr. Gürbüz, bu süreci şöyle anlatıyor: “Diz kapağının sağında ve solunda yer alan pilika denilen bir kılıf var. Her dizi büküp açmada bu pilika tabakası adeta dizdeki kıkırdağı zımparalıyor. Bunun üzerine kıkırdak yapı hasar görüyor, kıkırdağın üstünü soyuyor, döküyor. Daha çok 30´lu-40´lı yaşlarda görülen bu sorunlar nedeniyle ciddi ağrılar ortaya çıkıyor. Kıkırdağın beslenmesi için gereken sıvının, yüzeyi ıslatması önem taşıyor. Diz bükülüyken pilika kıkırdağın üstünü örtüyor, sıvının kıkırdağı ıslatmasını önlüyor. Balığı sudan çıkarmak gibi, yaşamsal aktivitesi engelleniyor. Bu nedenle diz kapağının vadiye düzgün oturmasının sağlaması ve pilika denilen yapının da ekleme zarar veren sürtünme ve örtme etkisinden korunmak için temizlenmesi gerekiyor.

    Dizi Bükmek, Eğim Vererek Koşmak, Uzun Oturmak Yasak!

    Bu sorunları yaşamasına rağmen ameliyat olmak istemeyen kişilerin dizini bükerek oturması, merdiven inip çıkması, spor salonunda koşu bandına eğim vererek koşması var olan sorunu daha da şiddetlendirebiliyor. Yapılacak her hareket, dizdeki ağrıları artırıyor. Ancak normal tempoda yürüyüş yapmak zarar vermiyor.

    Çözüm, Ameliyat!

    Dizdeki bu sorun mekanik olduğundan tedavisinin de mekanik olduğuna değinen Prof. Dr. Hakan Gürbüz, “Eğer evinizin tavanı her ay akıyorsa, siz de aktıkça temizletip boyatıyorsanız sorunu çözümlemiş olmuyorsunuz. Diz kapağı sorunlarında ilaç almak ya da başka önlemler sorunu çözümlemiyor. Sorunun derecesine göre ya artroskopik cerrahi ya da klasik cerrahi uygulamak gerekebiliyor.” diyor. Artroskopi ile diz kapağının dış yana taşması yerine oturtuluyor, pilika adı verilen yumuşak dokular ve yıpranan kıkırdak temizleniyor. Artroskopiden sonra yaklaşık 10 gün boyunca dizde şişlik oluyor. Ancak kişi 3-4 hafta sonra normal hayatına dönebiliyor. Eğer soruna karşı hiçbir önlem alınmazsa, diz kapağı kireçlenmesi oluşuyor. Bu durumda protez cerrahisi yapılıyor, büyük protez konulmuyor, sadece diz kapağının içi protezle değiştiriliyor. Diz ağrısıyla kendini belli eden ve ameliyata uzanan bu sürecin önemine dikkat çeken ve dizde ağrı görülmesinin bir sinyal olarak algılanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hakan Gürbüz ağrıların, ağrı kesici ilaçlarla geçiştirilmemesi gerektiğini vurguluyor.

    Sandalyede Ağa Gibi Oturmayın!

    Konu Saati  13:39  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Büroda tüm gün sandalyede oturanların diz kapaklarında sorun oluşma oranı artıyor. Oturuş bozukluklarının yanı sıra merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi hareketler diz kapağının kaymasına neden olabiliyor. Kayma, dizlerde ortaya çıkan şiddetli ağrı ile kendini belli ediyor.

    Ofiste oturma biçiminiz, diz kapağınızda sorun oluşup oluşmayacağının önemli göstergelerinden biri. Eğer sandalyede bacaklarınızı aralayarak oturuyorsanız, diz kapaklarınızın kaymasına neden olabilirsiniz. Diz kapağındaki kaymaların, özellikle de ofis çalışanlarının yaygın sorunu haline geldiğini belirten International Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Gürbüz, artık erkekler kadar kadınlarda da oturuş şekli nedeniyle aynı sorunun oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Gürbüz, erkeklerde sık rastlanan, bacaklarını iki yana açma ve dizlerini yere 90 derecelik bir açıyla kırma şeklindeki oturma biçiminin kadınlarda da görülmesi nedeniyle her iki gurupta da ‘ağa oturuşu’ olarak tanımlanabilecek bu durumun diz kapağının kaymasına neden olduğunu vurguladı.

    ‘Ağa’ oturuş stili nedeniyle dizin üzerindeki diz kemiğini adeta bir şapka gibi örten diz kapağı, dış yana doğru kayıyor, kayma diz kapağındaki kıkırdağı yıpratıyor. Bu durumda ortaya çıkan sonuç, dizlerde şiddetli ağrı. Sorun daha da ilerlerse dizlerde protez uygulaması gerekebiliyor.

    Doğru Oturuş Şekli Nasıl Olmalı?

    Bacak bacak üstüne atmak gibi pek çok oturuş şeklinin yanlış olduğuna değinen Prof. Dr. Hakan Gürbüz, uzun süre sandalyede oturanlar için doğru oturma şeklini şöyle tarif ediyor: “Sırtınız tamamen dik olmalı ve belinizin arkasını küçük bir yastıkla desteklemelisiniz. Bacaklarınızı kırarak değil, dizinizi kırmayacak şekilde düz ve birleşik uzatmalısınız. Bu oturuş şekli omurganızı düz tutar ve diz kapaklarınızın zarar görmesini engeller.”

    Kapak Nasıl Hasar Görüyor?

    Ağa oturuşu gibi oturuş bozukluklarının yanı sıra, merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi faaliyetlerin de diz kapağında kaymaya neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Hakan Gürbüz sözlerine şöyle devam ediyor: “Tüm bunlar diz kapağı kemiğine ve ekleme, sorun çıkarıyor. Günlük yaşamda hep ağa pozisyonunda oturuyoruz. Bacaklarımızı açarak oturmamızın sonucunda, iç taraftaki kaslar uzuyor, dıştaki kaslar ise kısalıp kalınlaşıyor. Diz kapakları da yerine oturdukları vadiye benzer yapıdan çıkarak dışarı doğru kayıyor. Arabanın silindir ve pistonu gibi, diz kapağının her bükülmesi sırasında kapak kemiği vadiye benzeyen ve diz kapağının oturduğu yapıya girip çıkıyor. Bunun sonucunda dizimizin ön dış yüzünde ciddi ağrılar oluşuyor.”

    Uzun Yolculuklar Ağrıları Artırıyor

    Bu ağrılar özellikle de koşarken ortaya çıkıyor. Koşma sırasında diz kapağı hızlı ve güçlü bir şekilde içine oturması gereken vadiye benzer alana girip çıkınca sorun daha da artıyor. Merdiven inmek çıkmak bu insanlara sorun yarattığı gibi arabada uzun süre oturmak, uçakta hareketsiz kalmak uzun yolculukları çok ağrılı hale getirebiliyor.

    Ameliyata Uzanan Süreç...

    Diz kapağındaki kayma, aniden ortaya çıkmıyor. Zaman içinde başlayıp ilerliyor. Prof. Dr. Gürbüz, bu süreci şöyle anlatıyor: “Diz kapağının sağında ve solunda yer alan pilika denilen bir kılıf var. Her dizi büküp açmada bu pilika tabakası adeta dizdeki kıkırdağı zımparalıyor. Bunun üzerine kıkırdak yapı hasar görüyor, kıkırdağın üstünü soyuyor, döküyor. Daha çok 30´lu-40´lı yaşlarda görülen bu sorunlar nedeniyle ciddi ağrılar ortaya çıkıyor. Kıkırdağın beslenmesi için gereken sıvının, yüzeyi ıslatması önem taşıyor. Diz bükülüyken pilika kıkırdağın üstünü örtüyor, sıvının kıkırdağı ıslatmasını önlüyor. Balığı sudan çıkarmak gibi, yaşamsal aktivitesi engelleniyor. Bu nedenle diz kapağının vadiye düzgün oturmasının sağlaması ve pilika denilen yapının da ekleme zarar veren sürtünme ve örtme etkisinden korunmak için temizlenmesi gerekiyor.

    Dizi Bükmek, Eğim Vererek Koşmak, Uzun Oturmak Yasak!

    Bu sorunları yaşamasına rağmen ameliyat olmak istemeyen kişilerin dizini bükerek oturması, merdiven inip çıkması, spor salonunda koşu bandına eğim vererek koşması var olan sorunu daha da şiddetlendirebiliyor. Yapılacak her hareket, dizdeki ağrıları artırıyor. Ancak normal tempoda yürüyüş yapmak zarar vermiyor.

    Çözüm, Ameliyat!

    Dizdeki bu sorun mekanik olduğundan tedavisinin de mekanik olduğuna değinen Prof. Dr. Hakan Gürbüz, “Eğer evinizin tavanı her ay akıyorsa, siz de aktıkça temizletip boyatıyorsanız sorunu çözümlemiş olmuyorsunuz. Diz kapağı sorunlarında ilaç almak ya da başka önlemler sorunu çözümlemiyor. Sorunun derecesine göre ya artroskopik cerrahi ya da klasik cerrahi uygulamak gerekebiliyor.” diyor. Artroskopi ile diz kapağının dış yana taşması yerine oturtuluyor, pilika adı verilen yumuşak dokular ve yıpranan kıkırdak temizleniyor. Artroskopiden sonra yaklaşık 10 gün boyunca dizde şişlik oluyor. Ancak kişi 3-4 hafta sonra normal hayatına dönebiliyor. Eğer soruna karşı hiçbir önlem alınmazsa, diz kapağı kireçlenmesi oluşuyor. Bu durumda protez cerrahisi yapılıyor, büyük protez konulmuyor, sadece diz kapağının içi protezle değiştiriliyor. Diz ağrısıyla kendini belli eden ve ameliyata uzanan bu sürecin önemine dikkat çeken ve dizde ağrı görülmesinin bir sinyal olarak algılanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hakan Gürbüz ağrıların, ağrı kesici ilaçlarla geçiştirilmemesi gerektiğini vurguluyor.

    En başta ten uyumu önemli... Ayrıca muhteşem bir cinselliğe ulaşmanın en kısa yolu, muhteşem seks isteyen bir partnere sahip olmaktan geçiyor. Sekste en önemli kıstaslar şöyle...

    Dr. Sari Locker, Türkiye’de ‘O Kitaplar’dan çıkan ‘Muhteşem Seks’ adlı kitabında, şöyle diyor: 
    “Bekarsanız, araştırmaya bir partner bularak ve sizin için neyin iyi olduğunu dikkate alarak başlayın. Eğer bir ilişkiniz varsa, partnerinizle sahip olmayı istediğiniz seks hayatını yaratabilirsiniz. Uzun süreli bir seks partneri bulmak her zaman kolay değildir. Bazen, ilk başta sizi çeken, harika bir seks partneri olabileceğini düşündüğünüz kişinin aslında bir fiyasko olduğu ortaya çıkabilir. Seksi sizin için nelerin zevkli hale getirdiğini öğrenmek ve bir partneri, sizin için nelerin iyi kıldığını bilmek biraz zaman ve çaba gerektirir. Uyumlu bir cinsel partnerle birlikte olmak, daha ciddi bir ilişkinin ve muhteşem seksin yolunu açabilir.”

    ‘İdeal sevgili’ Bulmak

    Dr. Sari Locker, bekar insanlardan duyduğu en büyük şikayeti aktarırken, “Hepsi kendileri için doğru olan birisini bulamamaktan yakınıyor. Bir partner bulmak kolay değildir. Tek tesellinin çikolata olduğu, kederli, yalnız gecelerden herkes kendi payına düşeni alır. Ama umudunuzu kaybetmeyin. Dışarıda bir yerlerde sizin için (yeterince) doğru birileri var. Yalnızca bakmaya devam edin. Uyumlu partner arayışınızda, zamana ve çaba sarf etmeye ihtiyacınız var. Mümkün olduğunca çok insanla tanışarak işe başlayın” diyor.

    Nasıl Tanışabilirsiniz?

    * Lise ya da üniversitede
    * İş yerinde
    * Arkadaşlar ya da aile aracılığıyla
    * Bir kulüpte, spor faaliyetinde ya da etkinlikte
    * İnternet, kişisel ilan ya da çöpçatan servisi aracılığıyla
    * Bir barda ya da partide
    * Tesadüf eseri

    Bu 8 Konuya Dikkat Edin

    1- Zeka. Birbiriniz için yeterince zeki olmanız gerekir.
    2- Duygu. Hakkında aynı değerlere sahip olmanız gerekir.
    3- İş. Benzer iş ahlakına sahip olmalısınız.
    4- Aile. Birbirinizin ailesini kabul etmeli ve gelecekte nasıl bir aileye sahip olmak istediğiniz konusunda benzer fikirlere sahip olmak ilişkinin önünü açabilir.
    5- Maneviyat. Ya birbirinizin dini inançlarını paylaşmalı ya da farklılıklarınızı kabul etmelisiniz.
    6- Yaşam. Ne kadar ve nasıl sosyalleşmek istediğiniz konusunda benzer görüşlere sahip olmanız gerekir.
    7- Para. Bu konuda aynı değerleri paylaşmalısınız.
    8- Seks. Cinsel olarak aynı şeyleri sevmeli ve birbirinizle seks yapmaktan hoşlanmalısınız.

    Seksi İfade Edebilecek 4 Yol

    Dr. Sari Locker’a göre, kişisel albeniniz ve seksepalitenizle insanları nasıl cezbettiğinizi anlamanız, uyumlu bir partner ararken size yardımcı olur. Locker, kişinin seksiliğini ifade edebileceği dört farklı yol belirlediğini söylüyor:

    Romantik: Romantik bir seksilik sergilemek için: Sevgilinize çiçek gönderin. Yatak odasını mumlarla donatın. Sevgilinize kokulu yağlarla masaj yapın. Bütün geceyi sevgilinizle kırmızı şarap içerek geçirin. Onunla hayatın anlamı hakkında konuşun. Ona sevimli hayvan isimleri takın, aşk şiirleri yazın. Uyku vaktinde birbirinize romantik hikayeler anlatın. Romantik olmak kur yapmanın bir parçasıdır. Romantik yanı ağır basan bir seksilik, bu tarza ilişki boyunca devam edeceğiniz anlamına gelir.

    Doğal: Çaba göstererek elde edebileceğiniz bir şey değildir. Çoğu durumda buna ya sahipsinizdir ya da değilsinizdir. Sade bir çekicilik istiyorsanız şu doğal seksilik özelliklerini bir deneyin: Sevgilinizle çıplak yüzün. Gözlerden uzak, ormanda el ele gezin. Terli terli seks yapın ve birkaç kere orgazm olun. Birlikte kahkahalar atın, spor yapın.
    Evde çıplak olarak gezin.  Hiç düzeltme yapmadan, ne düşünüyorsanız onu söyleyin. “Seni seviyorum” demekten korkmayın. 

    Cilveli: Cilveli biriyseniz, bu gerçek bir tahrik unsurudur. Partnerinize zekice şakalar yapın. Hediyelerle onu şaşırtın. Sevgilinizi ellerinizle besleyin, gıdıklayın. Kulağına tatlı şeyler fısıldayın. Telefonda seks yapın, cilveli e-postalar gönderin. Odanın bir ucundan ona gülümseyin. Bol bol öpüşün ve bol bol
    ön sevişme yapın. Cilveli olmak çok eğlenceli olabilir ve yeni biriyle işleri yürütmenin harika bir yoludur.

    Erotik: Seksiliğin en açık biçimidir. Bayağı ve edepsizdir, ateşli ve yoğundur ve şüphesiz seksidir! Bunun için, cinsel imalar taşıyan sözler söyleyin. Hatlarınızı açığa çıkaran kıyafetler giyin. Sevgilinizi tahrik etmekten zevk alın. Yatarken seksi iç çamaşırları giyin. Onun için striptiz yapın. Saatlerce ateşli, tutkulu sevişin.
    Sevişirken seks oyuncakları kullanın. Yemek ve seksi birleştirin. Farklı ve egzotik pozisyonlar deneyin. (Milliyet)

    Sekste En Önemli Kıstaslar...

    Konu Saati  13:39  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    En başta ten uyumu önemli... Ayrıca muhteşem bir cinselliğe ulaşmanın en kısa yolu, muhteşem seks isteyen bir partnere sahip olmaktan geçiyor. Sekste en önemli kıstaslar şöyle...

    Dr. Sari Locker, Türkiye’de ‘O Kitaplar’dan çıkan ‘Muhteşem Seks’ adlı kitabında, şöyle diyor: 
    “Bekarsanız, araştırmaya bir partner bularak ve sizin için neyin iyi olduğunu dikkate alarak başlayın. Eğer bir ilişkiniz varsa, partnerinizle sahip olmayı istediğiniz seks hayatını yaratabilirsiniz. Uzun süreli bir seks partneri bulmak her zaman kolay değildir. Bazen, ilk başta sizi çeken, harika bir seks partneri olabileceğini düşündüğünüz kişinin aslında bir fiyasko olduğu ortaya çıkabilir. Seksi sizin için nelerin zevkli hale getirdiğini öğrenmek ve bir partneri, sizin için nelerin iyi kıldığını bilmek biraz zaman ve çaba gerektirir. Uyumlu bir cinsel partnerle birlikte olmak, daha ciddi bir ilişkinin ve muhteşem seksin yolunu açabilir.”

    ‘İdeal sevgili’ Bulmak

    Dr. Sari Locker, bekar insanlardan duyduğu en büyük şikayeti aktarırken, “Hepsi kendileri için doğru olan birisini bulamamaktan yakınıyor. Bir partner bulmak kolay değildir. Tek tesellinin çikolata olduğu, kederli, yalnız gecelerden herkes kendi payına düşeni alır. Ama umudunuzu kaybetmeyin. Dışarıda bir yerlerde sizin için (yeterince) doğru birileri var. Yalnızca bakmaya devam edin. Uyumlu partner arayışınızda, zamana ve çaba sarf etmeye ihtiyacınız var. Mümkün olduğunca çok insanla tanışarak işe başlayın” diyor.

    Nasıl Tanışabilirsiniz?

    * Lise ya da üniversitede
    * İş yerinde
    * Arkadaşlar ya da aile aracılığıyla
    * Bir kulüpte, spor faaliyetinde ya da etkinlikte
    * İnternet, kişisel ilan ya da çöpçatan servisi aracılığıyla
    * Bir barda ya da partide
    * Tesadüf eseri

    Bu 8 Konuya Dikkat Edin

    1- Zeka. Birbiriniz için yeterince zeki olmanız gerekir.
    2- Duygu. Hakkında aynı değerlere sahip olmanız gerekir.
    3- İş. Benzer iş ahlakına sahip olmalısınız.
    4- Aile. Birbirinizin ailesini kabul etmeli ve gelecekte nasıl bir aileye sahip olmak istediğiniz konusunda benzer fikirlere sahip olmak ilişkinin önünü açabilir.
    5- Maneviyat. Ya birbirinizin dini inançlarını paylaşmalı ya da farklılıklarınızı kabul etmelisiniz.
    6- Yaşam. Ne kadar ve nasıl sosyalleşmek istediğiniz konusunda benzer görüşlere sahip olmanız gerekir.
    7- Para. Bu konuda aynı değerleri paylaşmalısınız.
    8- Seks. Cinsel olarak aynı şeyleri sevmeli ve birbirinizle seks yapmaktan hoşlanmalısınız.

    Seksi İfade Edebilecek 4 Yol

    Dr. Sari Locker’a göre, kişisel albeniniz ve seksepalitenizle insanları nasıl cezbettiğinizi anlamanız, uyumlu bir partner ararken size yardımcı olur. Locker, kişinin seksiliğini ifade edebileceği dört farklı yol belirlediğini söylüyor:

    Romantik: Romantik bir seksilik sergilemek için: Sevgilinize çiçek gönderin. Yatak odasını mumlarla donatın. Sevgilinize kokulu yağlarla masaj yapın. Bütün geceyi sevgilinizle kırmızı şarap içerek geçirin. Onunla hayatın anlamı hakkında konuşun. Ona sevimli hayvan isimleri takın, aşk şiirleri yazın. Uyku vaktinde birbirinize romantik hikayeler anlatın. Romantik olmak kur yapmanın bir parçasıdır. Romantik yanı ağır basan bir seksilik, bu tarza ilişki boyunca devam edeceğiniz anlamına gelir.

    Doğal: Çaba göstererek elde edebileceğiniz bir şey değildir. Çoğu durumda buna ya sahipsinizdir ya da değilsinizdir. Sade bir çekicilik istiyorsanız şu doğal seksilik özelliklerini bir deneyin: Sevgilinizle çıplak yüzün. Gözlerden uzak, ormanda el ele gezin. Terli terli seks yapın ve birkaç kere orgazm olun. Birlikte kahkahalar atın, spor yapın.
    Evde çıplak olarak gezin.  Hiç düzeltme yapmadan, ne düşünüyorsanız onu söyleyin. “Seni seviyorum” demekten korkmayın. 

    Cilveli: Cilveli biriyseniz, bu gerçek bir tahrik unsurudur. Partnerinize zekice şakalar yapın. Hediyelerle onu şaşırtın. Sevgilinizi ellerinizle besleyin, gıdıklayın. Kulağına tatlı şeyler fısıldayın. Telefonda seks yapın, cilveli e-postalar gönderin. Odanın bir ucundan ona gülümseyin. Bol bol öpüşün ve bol bol
    ön sevişme yapın. Cilveli olmak çok eğlenceli olabilir ve yeni biriyle işleri yürütmenin harika bir yoludur.

    Erotik: Seksiliğin en açık biçimidir. Bayağı ve edepsizdir, ateşli ve yoğundur ve şüphesiz seksidir! Bunun için, cinsel imalar taşıyan sözler söyleyin. Hatlarınızı açığa çıkaran kıyafetler giyin. Sevgilinizi tahrik etmekten zevk alın. Yatarken seksi iç çamaşırları giyin. Onun için striptiz yapın. Saatlerce ateşli, tutkulu sevişin.
    Sevişirken seks oyuncakları kullanın. Yemek ve seksi birleştirin. Farklı ve egzotik pozisyonlar deneyin. (Milliyet)

    Son zamanlarda birbiri ardına gelen ve vahşice işlenen ‘aşk’ cinayetleri hepimizi dehşete düşürdü.

    ‘Bir insan bunu nasıl yapabilir?’ derken, Mardin’de dünyayı bile şok eden katliam haberiyle kanımız dondu. Peki bize neler oluyor? Toplumsal bir cinnetin girdabına mı kapıldık? Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; bu cinayetler ‘aşk’ ile değil, ‘sahip olma’ hissinin zedelenmesi ile tetikleniyor.

    Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir, medyaya ‘aşk cinayeti’ olarak yansıyan cinayet haberlerinden, ‘reddedilmeye tahammülsüzlük’ ile ilişkili olanları ele aldı. Psikolog Sinem Demir’e göre bu cinayetlerde kadının ‘tutku ile sevilmesi’ değil, ‘sahip olunmak istenen bir nesne olarak görülmesi’ söz konusu. Son günlerde yaşanan ve ‘istediği kızı alamama’ ile ilişkili olduğu öne sürülen Mardin katliamını da yorumlayan Demir’in değerlendirmeleri şöyle:

    ‘Reddedilme Cinayetleri’

    • Reddedilmeye aşırı hassasiyetin cinayetle sonuçlandığı vakalar psiko-sosyolojik açıdan değerlendirilirse, ‘güç/erk’ duygusundaki zedelenmenin ön planda olduğu öne sürülebilir. Bu ‘güç/erk’ duygusu, erkek olmak ile ilgili değildir; kadınlar da bu güç’ün sahiplenicisi, besleyicisi olabilir. Bu duygunun hâkim olduğu bir ailede, erkek çocukta zirve yapan güç/erk duygusunu, ‘o oğlu doğuran’ annesi, ‘hanedanlığın kraliçesi’ olan babaanne gibi kadınlar, hatta o ‘soyadına’ ortak olan yakın akrabalar bile paylaşabilir.

    • Sadece fiziksel araçların (para, ‘soy’ ve ‘isim’ gücü, mevki gücü, silah gücü… gibi) güç duygusunu beslediği birey/aile/kültürlerde, ‘sağlıksız güç duygusu’ndan söz edilebilir. Bu, mutlaka ‘kendini ispat etmek için’ yıkıcılığa yönelecek, gücünü sergilemek için her zaman irili-ufaklı sebepler/tehditler bulacak, sağlıksız bir şekilde şişirilmiş bir güç duygusudur.

    Öfkenin Şiddete Dönüşmesi Güçsüzlüktür

    • Bu güce yönelik en kolay oluşacak tehdit, ‘nesnesi’ olarak gördüğü kadınla ilişkili konulardır: kadın (veya ailesi) tarafından reddedilmek, kadın’ının ‘namusuyla’ ilgili ‘şüphe duymak’… (Burada kadın, güç/erk hiyerarşisinde ekonomik değeri olmayan tarafı temsil ediyor). Fiziksel araçlarla beslenen güç/erk duygusu ile oluşan kimlik, (kendi iddiasının aksine) son derece güçsüzdür. Hiçbir kaygıyı/engellenmeyi/reddedilmeyi dindiremez, kendisini yumuşatamaz. Hatta yumuşamayı, ‘kişiliksizlik-güçsüzlük’ olarak görür. Güç/erk duygusu zedelenince, tehdit oluşturduğundan ’şüphe duyduğu’ ülkeleri işgale giden ‘büyük güç’ ülkelerin ‘legal terör’ü, ‘klasik terör’, töre cinayetleri ve Mardin’de son yaşanan katliam, aynı mekanizmadan besleniyor gibi gözükmektedir.

    • “İstediğimi (hakkım olanı) alamazsam, kendime/bana ait olan nesnelere zarar verileceğinden ‘şüphe’ duyarsam öldürürüm ve zedelenmiş erk/güç duygumu yeniden beslerim”. Sadece fiziksel güçten beslenen birey/aile/kültür, hiçbir zaman ‘doymaz’. Para-mevki-silah-kas gücüyle (yani fiziksel araçlarla) ‘güç’ duygusunu (yani kimlik duygusunu) geçici olarak doyurur, ardından mutlaka yeni tehditler hisseder ve ‘güç/erk’ duygusu için fiziksel araçları yeniden devreye sokar.

    Çarpık Vicdan Duygusu Gelişiyor

    • Sadece fiziksel araçların güç/erk duygusunu beslemesi, insan (canlı) hayatını önemseyen değer yargılarını, samimi/içten ılımlı düşünce ve duyguları devre dışı bırakır. Sadece ‘kendisinden’ olarak gördüklerine (yani çarpık bir) vicdan/üzüntü/merhamet duygusu geliştirebilir. Kendi (ve kendisine ait olarak kabul ettiklerinin) yıkıcılığını ve ‘diğerlerinin’ acılarını geçiştirir, görmezden gelir.

    • Erk/güç duygusu, hiç olmaması gereken bir duygu olarak düşünülemez. Her bireyin/ailenin/kültürün, belli düzeyde erk/güç duygusuna ihtiyacı vardır. Önemli olan, bu duygunun ‘sadece fiziksel araçlarla’ tanımlanmaması; yani yıkıcılığa yönelmemesi, duyguların körelmesine yol açmamasıdır. Sağlıklı olan, kendi hakkı olanı (yıkıcı yollara başvurmadan) arayabilecek kadar ‘güç’ duygusu taşırken, insan hayatını, diğerlerinin hayatını önemseyebilmek; ‘vicdan’ duygusu ile ‘zarar verme!’ diyen mekanizmanın bütünleşmiş olmasıdır. Bunun için de, ‘zarar görmekten daha kötüsünün ‘zarar vermek’ olduğu’ değer yargısını aktaran rol modellerine/ebeveynlere/liderlere ihtiyaç vardır. Aksi, her zaman (benliğe, kimliğe yönelik) yeni ‘zedelenme hisleri’, yeni ‘yıkma etme sebepleri’ üretir durur.

    • İstediği kızı (nesneyi) ‘alamayan’ kişinin, o kızı (bazen kendisini de) öldürerek, ‘bir tür yanılsama’ yaşadığı öne sürülebilir. Bu şekilde, onu kendisi dışında başka kimseye ‘vermeyerek’, sanki ‘kendisinde kalmış’ gibi hissedebilir. Kendisini de öldürdüğünde, ‘sadece ikisine ait bir alan’ oluşturmuş algısı yaşayabilir. İntihar davranışının açıklamalarından biri de, kendisini ‘kendisi’ öldürdüğünde, ‘ölümsüz olacağı’ yanılsamasının yaşanmasıdır.

    "Aşk Cinayeti" mi "Vahşet" mi?

    Konu Saati  13:39  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Son zamanlarda birbiri ardına gelen ve vahşice işlenen ‘aşk’ cinayetleri hepimizi dehşete düşürdü.

    ‘Bir insan bunu nasıl yapabilir?’ derken, Mardin’de dünyayı bile şok eden katliam haberiyle kanımız dondu. Peki bize neler oluyor? Toplumsal bir cinnetin girdabına mı kapıldık? Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; bu cinayetler ‘aşk’ ile değil, ‘sahip olma’ hissinin zedelenmesi ile tetikleniyor.

    Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir, medyaya ‘aşk cinayeti’ olarak yansıyan cinayet haberlerinden, ‘reddedilmeye tahammülsüzlük’ ile ilişkili olanları ele aldı. Psikolog Sinem Demir’e göre bu cinayetlerde kadının ‘tutku ile sevilmesi’ değil, ‘sahip olunmak istenen bir nesne olarak görülmesi’ söz konusu. Son günlerde yaşanan ve ‘istediği kızı alamama’ ile ilişkili olduğu öne sürülen Mardin katliamını da yorumlayan Demir’in değerlendirmeleri şöyle:

    ‘Reddedilme Cinayetleri’

    • Reddedilmeye aşırı hassasiyetin cinayetle sonuçlandığı vakalar psiko-sosyolojik açıdan değerlendirilirse, ‘güç/erk’ duygusundaki zedelenmenin ön planda olduğu öne sürülebilir. Bu ‘güç/erk’ duygusu, erkek olmak ile ilgili değildir; kadınlar da bu güç’ün sahiplenicisi, besleyicisi olabilir. Bu duygunun hâkim olduğu bir ailede, erkek çocukta zirve yapan güç/erk duygusunu, ‘o oğlu doğuran’ annesi, ‘hanedanlığın kraliçesi’ olan babaanne gibi kadınlar, hatta o ‘soyadına’ ortak olan yakın akrabalar bile paylaşabilir.

    • Sadece fiziksel araçların (para, ‘soy’ ve ‘isim’ gücü, mevki gücü, silah gücü… gibi) güç duygusunu beslediği birey/aile/kültürlerde, ‘sağlıksız güç duygusu’ndan söz edilebilir. Bu, mutlaka ‘kendini ispat etmek için’ yıkıcılığa yönelecek, gücünü sergilemek için her zaman irili-ufaklı sebepler/tehditler bulacak, sağlıksız bir şekilde şişirilmiş bir güç duygusudur.

    Öfkenin Şiddete Dönüşmesi Güçsüzlüktür

    • Bu güce yönelik en kolay oluşacak tehdit, ‘nesnesi’ olarak gördüğü kadınla ilişkili konulardır: kadın (veya ailesi) tarafından reddedilmek, kadın’ının ‘namusuyla’ ilgili ‘şüphe duymak’… (Burada kadın, güç/erk hiyerarşisinde ekonomik değeri olmayan tarafı temsil ediyor). Fiziksel araçlarla beslenen güç/erk duygusu ile oluşan kimlik, (kendi iddiasının aksine) son derece güçsüzdür. Hiçbir kaygıyı/engellenmeyi/reddedilmeyi dindiremez, kendisini yumuşatamaz. Hatta yumuşamayı, ‘kişiliksizlik-güçsüzlük’ olarak görür. Güç/erk duygusu zedelenince, tehdit oluşturduğundan ’şüphe duyduğu’ ülkeleri işgale giden ‘büyük güç’ ülkelerin ‘legal terör’ü, ‘klasik terör’, töre cinayetleri ve Mardin’de son yaşanan katliam, aynı mekanizmadan besleniyor gibi gözükmektedir.

    • “İstediğimi (hakkım olanı) alamazsam, kendime/bana ait olan nesnelere zarar verileceğinden ‘şüphe’ duyarsam öldürürüm ve zedelenmiş erk/güç duygumu yeniden beslerim”. Sadece fiziksel güçten beslenen birey/aile/kültür, hiçbir zaman ‘doymaz’. Para-mevki-silah-kas gücüyle (yani fiziksel araçlarla) ‘güç’ duygusunu (yani kimlik duygusunu) geçici olarak doyurur, ardından mutlaka yeni tehditler hisseder ve ‘güç/erk’ duygusu için fiziksel araçları yeniden devreye sokar.

    Çarpık Vicdan Duygusu Gelişiyor

    • Sadece fiziksel araçların güç/erk duygusunu beslemesi, insan (canlı) hayatını önemseyen değer yargılarını, samimi/içten ılımlı düşünce ve duyguları devre dışı bırakır. Sadece ‘kendisinden’ olarak gördüklerine (yani çarpık bir) vicdan/üzüntü/merhamet duygusu geliştirebilir. Kendi (ve kendisine ait olarak kabul ettiklerinin) yıkıcılığını ve ‘diğerlerinin’ acılarını geçiştirir, görmezden gelir.

    • Erk/güç duygusu, hiç olmaması gereken bir duygu olarak düşünülemez. Her bireyin/ailenin/kültürün, belli düzeyde erk/güç duygusuna ihtiyacı vardır. Önemli olan, bu duygunun ‘sadece fiziksel araçlarla’ tanımlanmaması; yani yıkıcılığa yönelmemesi, duyguların körelmesine yol açmamasıdır. Sağlıklı olan, kendi hakkı olanı (yıkıcı yollara başvurmadan) arayabilecek kadar ‘güç’ duygusu taşırken, insan hayatını, diğerlerinin hayatını önemseyebilmek; ‘vicdan’ duygusu ile ‘zarar verme!’ diyen mekanizmanın bütünleşmiş olmasıdır. Bunun için de, ‘zarar görmekten daha kötüsünün ‘zarar vermek’ olduğu’ değer yargısını aktaran rol modellerine/ebeveynlere/liderlere ihtiyaç vardır. Aksi, her zaman (benliğe, kimliğe yönelik) yeni ‘zedelenme hisleri’, yeni ‘yıkma etme sebepleri’ üretir durur.

    • İstediği kızı (nesneyi) ‘alamayan’ kişinin, o kızı (bazen kendisini de) öldürerek, ‘bir tür yanılsama’ yaşadığı öne sürülebilir. Bu şekilde, onu kendisi dışında başka kimseye ‘vermeyerek’, sanki ‘kendisinde kalmış’ gibi hissedebilir. Kendisini de öldürdüğünde, ‘sadece ikisine ait bir alan’ oluşturmuş algısı yaşayabilir. İntihar davranışının açıklamalarından biri de, kendisini ‘kendisi’ öldürdüğünde, ‘ölümsüz olacağı’ yanılsamasının yaşanmasıdır.

    Bütün ilişkiler güzel duygularla  başlıyor. Hissedilenler o kadar büyüleyici, o kadar yoğun oluyor ki, sanki bulutlar sarıyor çiftlerin etrafını. Ancak zaman ilerledikçe gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. 

    Önce, hafif yaşanan anlaşmazlıklara, kişilik karmaşalarına, bir gün geçecek umuduyla göz yumuluyor. Ancak beklenilenler olmuyor ve bir süre sonra o aşık olduğumuz insanın ya da başka bir deyişle yere göğe sığdıramadığımız ilişkinin maskesi düşüyor.

    Eşiniz kıskançlık krizleri mi yaşıyor?
    Araştırmalara göre, kadınlar en çok eşlerinin aşırı kıskançlıklarından şikayet ediyor.  Bazen bu kıskançlık krizleri öyle bir boyuta varıyor ki, ilişkinin de, kişilerin de huzurunu ve düzenini bozabiliyor. Böyle durumlarda sakin olmaya çalışın. Eşinize inat olsun diye, onu daha fazla kıskandırma yoluna gitmeyin. Ona verdiğiniz değeri gösterin ve hissettirin. Ayrıca size güvenmesi gerektiğini vurgulayın. Tabii sürekli sorgulama tarzında gelen sorularını da yanıtlamayacağınızı belirtin. Eğer bütün bu yaklaşımlarınız çözüm getirmiyorsa ve eşinizin güvensizliği devam ediyorsa, beraber bir uzmana gitmeyi önerin.

    Yalan konuşmaya mı başladı?
    Yalan konuşmak bazen bir kaçamak, bazense bir alışkanlık, hatta hastalık boyutuna varabiliyor. Eğer eşinizin size yalan konuştuğunu düşünüyorsanız, bunu öncelikle sorgulama yoluna gitmeden sessizce izleyin. Ve kendinize çeşitli sorular sorun. Örneğin; acaba eşiniz sizi üzmemek, tepkinizi çekmemek için mi yalan konuşuyor? Eğer sonuçta eşinizin gerçekten yalan konuştuğunu düşünüyorsanız ve sevmediğiniz davranışlara devam ediyorsa, önce kendinizi kandırmadan önyargısız hareket etmeye çalışın. Çünkü bir insanın dürüst davranışlarda karar kılması, ancak kendi isteğiyle mümkün olur. Eşinize, bu konuda önceki deneyimlerinizi ve çevrenizde yaşananları anlatın. Ve ona sınırlarını hatırlatarak, ilişkinizin devamı için şartlar koyun.

    Aldatıldığınızdan mı şüpheleniyorsunuz?
    Kadınların eşleriyle ilgili diğer büyük sıkıntılarından biri de, erkeğin eşini aldatıyor olması. Evliliklerde böyle olaylara çok rastlandığı için, kadınlar kolaylıkla bu duyguya kapılabiliyor. Eşinizin sizi aldatıp aldatmadığını anlamak için, onun rutin davranışlarını inceleyin. Örneğin; haftalarca sizinle seks yapmaması, istekli olmanız karşısında çeşitli bahanelerle sizi reddetmesi, mutlaka sizi rahatsız eder. Bütün veriler sizi aldattığını gösteriyorsa, kesinlikle telaşa kapılmayın. Uygun bir zamanı seçin ve eşinizle oturup güzel bir dille konuşun. Kesinlikle suçlama yoluna gitmeyin. Eğer gerekli duyuyorsanız, bir uzmandan destek isteyin. Bütün bunlar da sonuç getirmiyorsa, kendiniz için neler yapabileceğinizi düşünün.

    Şiddete mi başvuruyor?
    Bir ya da birkaç kez olması hiç fark etmez, eşinizin size herhangi bir şekilde vurması, suç sayılır. Çünkü hiçbir insanın kimseye vurmaya hakkı yoktur. Eğer eşiniz size sık sık vuruyor ve kendinizi bu tip kaba tavırlardan dolayı tehlike altında hissediyorsanız,  ondan biraz uzak kalmayı deneyebilirsiniz. Küçük çocuklarınız varsa, onları da yanınıza almanız uygun olur. Eğer eşiniz sizi sürekli dövüyor veya vurma tepkisinin ardı kesilmiyorsa, bunu polise bildirebilirsiniz. Çünkü böyle bir olayın kayıtlara geçmesi, ilerde yapacağınız boşanma gibi yasal başvurularda işinize yarayabilir. Fakat olaylar bu boyuta varmadan önce, bir uzmana danışmanız doğru olur.

    Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? 
    Eşiniz, sevişirken sizin nelerden zevk aldığınıza dikkat etmiyor mu? Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? Eğer öyleyse, ona, ilgiye ve şefkate ihtiyaç duyduğunuzu ifade edin. Ayrıca ona sevişirken nelerden zevk aldığınızı, size nasıl davranmasını istediğinizi vurgulayın. Küçük aşk oyunlarıyla ilişkinizin daha rekli ve zevkli olacağını belirtin.

    Evlilik insanları değiştirir mi?

    Konu Saati  13:38  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Bütün ilişkiler güzel duygularla  başlıyor. Hissedilenler o kadar büyüleyici, o kadar yoğun oluyor ki, sanki bulutlar sarıyor çiftlerin etrafını. Ancak zaman ilerledikçe gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. 

    Önce, hafif yaşanan anlaşmazlıklara, kişilik karmaşalarına, bir gün geçecek umuduyla göz yumuluyor. Ancak beklenilenler olmuyor ve bir süre sonra o aşık olduğumuz insanın ya da başka bir deyişle yere göğe sığdıramadığımız ilişkinin maskesi düşüyor.

    Eşiniz kıskançlık krizleri mi yaşıyor?
    Araştırmalara göre, kadınlar en çok eşlerinin aşırı kıskançlıklarından şikayet ediyor.  Bazen bu kıskançlık krizleri öyle bir boyuta varıyor ki, ilişkinin de, kişilerin de huzurunu ve düzenini bozabiliyor. Böyle durumlarda sakin olmaya çalışın. Eşinize inat olsun diye, onu daha fazla kıskandırma yoluna gitmeyin. Ona verdiğiniz değeri gösterin ve hissettirin. Ayrıca size güvenmesi gerektiğini vurgulayın. Tabii sürekli sorgulama tarzında gelen sorularını da yanıtlamayacağınızı belirtin. Eğer bütün bu yaklaşımlarınız çözüm getirmiyorsa ve eşinizin güvensizliği devam ediyorsa, beraber bir uzmana gitmeyi önerin.

    Yalan konuşmaya mı başladı?
    Yalan konuşmak bazen bir kaçamak, bazense bir alışkanlık, hatta hastalık boyutuna varabiliyor. Eğer eşinizin size yalan konuştuğunu düşünüyorsanız, bunu öncelikle sorgulama yoluna gitmeden sessizce izleyin. Ve kendinize çeşitli sorular sorun. Örneğin; acaba eşiniz sizi üzmemek, tepkinizi çekmemek için mi yalan konuşuyor? Eğer sonuçta eşinizin gerçekten yalan konuştuğunu düşünüyorsanız ve sevmediğiniz davranışlara devam ediyorsa, önce kendinizi kandırmadan önyargısız hareket etmeye çalışın. Çünkü bir insanın dürüst davranışlarda karar kılması, ancak kendi isteğiyle mümkün olur. Eşinize, bu konuda önceki deneyimlerinizi ve çevrenizde yaşananları anlatın. Ve ona sınırlarını hatırlatarak, ilişkinizin devamı için şartlar koyun.

    Aldatıldığınızdan mı şüpheleniyorsunuz?
    Kadınların eşleriyle ilgili diğer büyük sıkıntılarından biri de, erkeğin eşini aldatıyor olması. Evliliklerde böyle olaylara çok rastlandığı için, kadınlar kolaylıkla bu duyguya kapılabiliyor. Eşinizin sizi aldatıp aldatmadığını anlamak için, onun rutin davranışlarını inceleyin. Örneğin; haftalarca sizinle seks yapmaması, istekli olmanız karşısında çeşitli bahanelerle sizi reddetmesi, mutlaka sizi rahatsız eder. Bütün veriler sizi aldattığını gösteriyorsa, kesinlikle telaşa kapılmayın. Uygun bir zamanı seçin ve eşinizle oturup güzel bir dille konuşun. Kesinlikle suçlama yoluna gitmeyin. Eğer gerekli duyuyorsanız, bir uzmandan destek isteyin. Bütün bunlar da sonuç getirmiyorsa, kendiniz için neler yapabileceğinizi düşünün.

    Şiddete mi başvuruyor?
    Bir ya da birkaç kez olması hiç fark etmez, eşinizin size herhangi bir şekilde vurması, suç sayılır. Çünkü hiçbir insanın kimseye vurmaya hakkı yoktur. Eğer eşiniz size sık sık vuruyor ve kendinizi bu tip kaba tavırlardan dolayı tehlike altında hissediyorsanız,  ondan biraz uzak kalmayı deneyebilirsiniz. Küçük çocuklarınız varsa, onları da yanınıza almanız uygun olur. Eğer eşiniz sizi sürekli dövüyor veya vurma tepkisinin ardı kesilmiyorsa, bunu polise bildirebilirsiniz. Çünkü böyle bir olayın kayıtlara geçmesi, ilerde yapacağınız boşanma gibi yasal başvurularda işinize yarayabilir. Fakat olaylar bu boyuta varmadan önce, bir uzmana danışmanız doğru olur.

    Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? 
    Eşiniz, sevişirken sizin nelerden zevk aldığınıza dikkat etmiyor mu? Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? Eğer öyleyse, ona, ilgiye ve şefkate ihtiyaç duyduğunuzu ifade edin. Ayrıca ona sevişirken nelerden zevk aldığınızı, size nasıl davranmasını istediğinizi vurgulayın. Küçük aşk oyunlarıyla ilişkinizin daha rekli ve zevkli olacağını belirtin.

    Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde atılıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. 

    Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

    Süt Dişleri 6 Aydan Sonra Çıkmaya Başlar

    Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘süt dişleri önemsizdir’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    "Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir."

    6 Yaş Dişini Süt Dişiyle Karıştırmayın!

    Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

    6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘20 yaş dişleri’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

    Çocukların Dişleri Neden Çürür?

    • Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.

    • Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

    • Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

    Çürük Oluşumu Engellenebilir mi?

    Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

    Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.
    Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci artırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.
    Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

    Diş Fırçası ve Macun Seçimi Önemli!

    Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu,  çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti.  Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

    Diş Fırçalama Alışkanlığı İçin Bunları Deneyin...

    - Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
    - Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
    - Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
    - Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

    Süt Dişleri İhmale Gelmez!

    Konu Saati  13:38  |  in  Anne- bebek  |  Devamı»

    Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde atılıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. 

    Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

    Süt Dişleri 6 Aydan Sonra Çıkmaya Başlar

    Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘süt dişleri önemsizdir’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    "Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir."

    6 Yaş Dişini Süt Dişiyle Karıştırmayın!

    Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

    6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘20 yaş dişleri’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

    Çocukların Dişleri Neden Çürür?

    • Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.

    • Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

    • Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

    Çürük Oluşumu Engellenebilir mi?

    Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

    Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.
    Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci artırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.
    Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

    Diş Fırçası ve Macun Seçimi Önemli!

    Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu,  çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti.  Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

    Diş Fırçalama Alışkanlığı İçin Bunları Deneyin...

    - Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
    - Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
    - Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
    - Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

    Kadın yaşamının kaçınılmaz bir parçası olan menopoz kelime anlamı olarak adet görmenin sonlanması olsa da kadının bu dönemde yaşadıkları ve hissettikleri bununla sınırlı değil.

    Menopoz’un bir hastalık olmadığına dikkat çeken Bayındır Hastanesi Söğütözü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ömer Çobanoğlu, her kadın bu süreci hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak yaşamak zorunda dedi.

    Doç. Dr. Ömer Çobanoğlu'nun verdiği bilgilere göre, menopoz üç evrede gelişir. Premenopoz; menopoza girilmeden önceki yaklaşık 3 - 5 yıl boyunca adetlerin önce sıklaşması daha sonra aralarının açılması gibi düzensizliklerin yaşandığı dönemdir. Perimenopoz, genellikle menopoz semptomlarıyla birlikte, son adet döneminizden yaklaşık bir yıl önce başlar ve bir yıl sonra sona erer. Postmenopoz ise menopoza girilmesini takiben östrojen düzeylerinin düşmesiyle beraber ortaya çıkan adetlerin kesilmesini takip eden dönemdir.
    Menopozla birlikte tüm vücutta hormonal bir fırtına yaşanır ve kadın hormon metabolizması alt üst olur. Esas kadınlık hormonu olan östrojen azalır ve östrojenin azalması ile birlikte tüm organlar bu durumdan olumsuz etkilenir. Östrojen hormonu sadece doğurganlığınızı ve üremenizi düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda kemikleri sağlamlaştırmakta, damar sertliğine karşı korumakta, cildin esnekliğini muhafaza etmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve genel sıhhati artırır. Menopoz; kadını kalp hastalıkları, hiperkolesterolemi, hipertansiyon, osteoporoz gibi hastalıklardan koruyan östrojen kalkanının sonu olarak da tarif edilir.

    Menopozdan Nasıl Etkileniriz?

    Sıcak basmaları: Özellikle cildinizde ani ve rahatsız edici bir sıcaklık hissedebilirsiniz; yüzünüz kızarabilir, terleme ve çarpıntınız olabilir. Gece boyunca sıcak basmasının sık görülmesi aynı zamanda uykunuzun bölünmesine neden olur.Odanın sıcak olması, stres, sıcak içecekler, özellikle kahve, alkol, baharatlı gıdalar gibi sebepler sıcak basmasını tetikleyebilir. Bunlardan kaçınarak sıcak basması sayısını azaltmanız mümkündür. Düzenli fiziksel egzersiz ve stresi azaltıcı gevşeme egzersizleri de daha iyi uyumanıza yardımcı olur.

    Vajinal kuruluk: Östrojenlerin fonksiyonlarından biri de cinsel organın olgunlaşmasını, kanla beslenmesini ve işlevlerini sürdürmesini normal olarak sağlar. Premenopoz sırasında östrojen seviyesinde görülen azalma özellikle vajinanın iç tabakasını incelmekte ve kurumaktadır. Vajina kızarabilmekte, tahriş olabilmekte, kaşıntı gelişebilmekte ve dokular daha kolay hasar görebilmektedir. Buna bağlı olarak cinsel ilişki güç ve hatta imkansız hale gelir. Östrojen eksikliği aynı zamanda vajinada bakteri ve virüslerin üremesine neden olup buna bağlı enfeksiyonları geliştirir.

    İdrar yakınmaları: İdrar yakınmaları menopoz sonrası dönemde en sık görülen sorunlardan biridir. 45 ile 60 arasında kadınların yaklaşık yüzde 40’ı sık idrara gitme, tuvalete zor yetişme, tam boşaltamama ve idrarını tutama gibi problemlerden şikayetçidir.

    Cilt ve saç sorunları: Östrojen eksikliği, cildinizdeki esneklik ve sağlamlıktan sorumlu olan lifler olan kollajen ve elastinin azalmasına yol açar. Cildiniz kurur, kaşınır ve ışığa karşı duyarlılığı da artar. Menopozda saçlar da incelir ve parlaklıklarını yitirir, kasıklardaki ve koltuk altındaki kıllar azalır. Hormon tedavisi ile cildiniz ve saçınız bu olumsuzluklardan en az şekilde etkilenir. Östrojenler bağ dokusunu destekleyen kollejenin ve cildin pürüzüz ve esnek olmasını sağlayan elastinin üretimini arttırırlar ve aynı zamanda saçınızın direncini ve esnekliğini artırırlar.

    Yine menopoz döneminizde istenmeyen yerlerde kıl çıkması da görülür. Bu dönemde vücudunuz az miktarda erkek seks hormonlarını da üretmeye devam eder ve östrojen eksikliği nedeniyle erkeklik hormonu olan androjenlerin etkisi güçlenebilir. Bu nedenle çenenizde, göğüslerinizde ve bacaklarınızın iç kısımlarında kıllar çıkabilir ve bu duruma hirsutizm adı verilir. Erkek tipi saç dökülmesi de (kelleşme) görülebilir. Doğal östrojenle birlikte bir antiandrojen içeren hormon replasman tedavisi tüm bu durumları engeller.

    Osteoporoz (Kemik erimesi): Osteoporoz genellikle kırk yaşından sonra teşhis edilir. Fakat o zamana kadar önemli ölçüde kemik kitlesi kaybı meydana gelir. İlaç tedavisi ile osteoporozu önleyebilir veya kemik erimesini durdurabilirsiniz ancak önceden yitirilmiş olan kemik yeniden oluşamaz. Bu nedenle hastalık başlamadan önlenmesi çok önemlidir.

    Uykusuzluk:Menopoz sonrası uykuda geçen sürenizin kısalması, gece uyanmalarınız, uykuya dalışt a sorun yaşamanız östrojen eksikliğinin ortaya çıkardığı şikayetlerdir ve uygun bir hormon replasman tedavisiyle bu şikayetlerde düzelme sağlanır.

    Kilo alma: Menopoz sonrası yaşanan en büyük şikayetlerden biri de azalan hormonların etkisiyle yavaşlayan metabolizmanıza bağlı olarak kilo almanızdır.
    Menopoz öncesinde genel yağ birikiminiz kalça ve uyluklarda iken, menopoz sonrasında vücutta androjenin daha fazla olması nedeniyle erkek vücut tipine yönelme yani bel ve göbek çevresinde yağlanma eğilimi gözlenir.

    Kalça ve uyluklarda birikmiş yağlara ilave olarak, göbek bel çevresindeki yağlanma, bu dönemdeki kadınların kilo artışına ve vücut şeklindeki değişikliği neden olur. Göbek / kalça oranındaki artış, kalp damar hastalıkları açısından da risk faktörü oluşturur.

    Yaşam Kalitesini Artırmak Önemli

    Her kadının yaşacağı bu dönemi en az zararla, topluma katılarak, aile bireyleriyle çatışmaları en aza indirmek ve beden sağlığını da olabilecek en üst seviyeye çekmek yaşam kalitesinin artırılması açısından önemlidir. Kadınların birçoğu menopozu bir dönemin sonu olarak görür ve kabuğuna çekilir. Menopoz kabuğa çekilme zamanı değil aksine yılların verdiği tecrübe ile hayatın her alanında aktif ve etkin olmanın zamanıdır.

    Menopozun ortaya çıktığı yaş, kadında sıklıkla önemli bazı sosyal değişikliklerin de ortaya çıktığı bir zamana denk gelir. Çocukların büyüyerek evden ayrılması, kadının veya eşinin emekli olması, yaşla görülme sıklığı artan çeşitli hastalıkların ilk belirtilerinin ortaya çıkması, anne veya baba da yaşlılığa bağlı ortaya çıkan çeşitli durumlar nedeniyle kadının zamanın önemli bir kısmını onlara ayırmak durumunda olması ve nihayet aile bireylerinden birinin veya bir arkadaşın ölümü gibi olaylar sıklıkla kadının menopoza girdiği zamanlara tesadüf eder.

    Menopoz döneminde tedavi bireye göre şekillendirilmelidir. Kişinin sosyo-ekonomik durumu, yaşı, medeni hali, eğitim düzeyi, tedaviyi algılayışı, menopozu yaşama biçimi gibi etkenler tedavi metodunu ve süresini etkiler.

    Menopoz tüm sistemleri etkileyen bir durum olduğundan menopozla sadece ilaçla mücadele etmek mümkün değildir. Hayat tarzınızı menopoza göre ayarlamak, kalsiyum alımını artırmak, düzenli egzersiz yapmak, kalp sağlığını korumak önemlidir. Menopozla birlikte görülme sıklığı artan hastalıklara karşı erken teşhis imkanlarını kullanmak gerekir.

    Menopoz Süreci Nasıl İlerler?

    Konu Saati  13:38  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Kadın yaşamının kaçınılmaz bir parçası olan menopoz kelime anlamı olarak adet görmenin sonlanması olsa da kadının bu dönemde yaşadıkları ve hissettikleri bununla sınırlı değil.

    Menopoz’un bir hastalık olmadığına dikkat çeken Bayındır Hastanesi Söğütözü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ömer Çobanoğlu, her kadın bu süreci hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak yaşamak zorunda dedi.

    Doç. Dr. Ömer Çobanoğlu'nun verdiği bilgilere göre, menopoz üç evrede gelişir. Premenopoz; menopoza girilmeden önceki yaklaşık 3 - 5 yıl boyunca adetlerin önce sıklaşması daha sonra aralarının açılması gibi düzensizliklerin yaşandığı dönemdir. Perimenopoz, genellikle menopoz semptomlarıyla birlikte, son adet döneminizden yaklaşık bir yıl önce başlar ve bir yıl sonra sona erer. Postmenopoz ise menopoza girilmesini takiben östrojen düzeylerinin düşmesiyle beraber ortaya çıkan adetlerin kesilmesini takip eden dönemdir.
    Menopozla birlikte tüm vücutta hormonal bir fırtına yaşanır ve kadın hormon metabolizması alt üst olur. Esas kadınlık hormonu olan östrojen azalır ve östrojenin azalması ile birlikte tüm organlar bu durumdan olumsuz etkilenir. Östrojen hormonu sadece doğurganlığınızı ve üremenizi düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda kemikleri sağlamlaştırmakta, damar sertliğine karşı korumakta, cildin esnekliğini muhafaza etmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve genel sıhhati artırır. Menopoz; kadını kalp hastalıkları, hiperkolesterolemi, hipertansiyon, osteoporoz gibi hastalıklardan koruyan östrojen kalkanının sonu olarak da tarif edilir.

    Menopozdan Nasıl Etkileniriz?

    Sıcak basmaları: Özellikle cildinizde ani ve rahatsız edici bir sıcaklık hissedebilirsiniz; yüzünüz kızarabilir, terleme ve çarpıntınız olabilir. Gece boyunca sıcak basmasının sık görülmesi aynı zamanda uykunuzun bölünmesine neden olur.Odanın sıcak olması, stres, sıcak içecekler, özellikle kahve, alkol, baharatlı gıdalar gibi sebepler sıcak basmasını tetikleyebilir. Bunlardan kaçınarak sıcak basması sayısını azaltmanız mümkündür. Düzenli fiziksel egzersiz ve stresi azaltıcı gevşeme egzersizleri de daha iyi uyumanıza yardımcı olur.

    Vajinal kuruluk: Östrojenlerin fonksiyonlarından biri de cinsel organın olgunlaşmasını, kanla beslenmesini ve işlevlerini sürdürmesini normal olarak sağlar. Premenopoz sırasında östrojen seviyesinde görülen azalma özellikle vajinanın iç tabakasını incelmekte ve kurumaktadır. Vajina kızarabilmekte, tahriş olabilmekte, kaşıntı gelişebilmekte ve dokular daha kolay hasar görebilmektedir. Buna bağlı olarak cinsel ilişki güç ve hatta imkansız hale gelir. Östrojen eksikliği aynı zamanda vajinada bakteri ve virüslerin üremesine neden olup buna bağlı enfeksiyonları geliştirir.

    İdrar yakınmaları: İdrar yakınmaları menopoz sonrası dönemde en sık görülen sorunlardan biridir. 45 ile 60 arasında kadınların yaklaşık yüzde 40’ı sık idrara gitme, tuvalete zor yetişme, tam boşaltamama ve idrarını tutama gibi problemlerden şikayetçidir.

    Cilt ve saç sorunları: Östrojen eksikliği, cildinizdeki esneklik ve sağlamlıktan sorumlu olan lifler olan kollajen ve elastinin azalmasına yol açar. Cildiniz kurur, kaşınır ve ışığa karşı duyarlılığı da artar. Menopozda saçlar da incelir ve parlaklıklarını yitirir, kasıklardaki ve koltuk altındaki kıllar azalır. Hormon tedavisi ile cildiniz ve saçınız bu olumsuzluklardan en az şekilde etkilenir. Östrojenler bağ dokusunu destekleyen kollejenin ve cildin pürüzüz ve esnek olmasını sağlayan elastinin üretimini arttırırlar ve aynı zamanda saçınızın direncini ve esnekliğini artırırlar.

    Yine menopoz döneminizde istenmeyen yerlerde kıl çıkması da görülür. Bu dönemde vücudunuz az miktarda erkek seks hormonlarını da üretmeye devam eder ve östrojen eksikliği nedeniyle erkeklik hormonu olan androjenlerin etkisi güçlenebilir. Bu nedenle çenenizde, göğüslerinizde ve bacaklarınızın iç kısımlarında kıllar çıkabilir ve bu duruma hirsutizm adı verilir. Erkek tipi saç dökülmesi de (kelleşme) görülebilir. Doğal östrojenle birlikte bir antiandrojen içeren hormon replasman tedavisi tüm bu durumları engeller.

    Osteoporoz (Kemik erimesi): Osteoporoz genellikle kırk yaşından sonra teşhis edilir. Fakat o zamana kadar önemli ölçüde kemik kitlesi kaybı meydana gelir. İlaç tedavisi ile osteoporozu önleyebilir veya kemik erimesini durdurabilirsiniz ancak önceden yitirilmiş olan kemik yeniden oluşamaz. Bu nedenle hastalık başlamadan önlenmesi çok önemlidir.

    Uykusuzluk:Menopoz sonrası uykuda geçen sürenizin kısalması, gece uyanmalarınız, uykuya dalışt a sorun yaşamanız östrojen eksikliğinin ortaya çıkardığı şikayetlerdir ve uygun bir hormon replasman tedavisiyle bu şikayetlerde düzelme sağlanır.

    Kilo alma: Menopoz sonrası yaşanan en büyük şikayetlerden biri de azalan hormonların etkisiyle yavaşlayan metabolizmanıza bağlı olarak kilo almanızdır.
    Menopoz öncesinde genel yağ birikiminiz kalça ve uyluklarda iken, menopoz sonrasında vücutta androjenin daha fazla olması nedeniyle erkek vücut tipine yönelme yani bel ve göbek çevresinde yağlanma eğilimi gözlenir.

    Kalça ve uyluklarda birikmiş yağlara ilave olarak, göbek bel çevresindeki yağlanma, bu dönemdeki kadınların kilo artışına ve vücut şeklindeki değişikliği neden olur. Göbek / kalça oranındaki artış, kalp damar hastalıkları açısından da risk faktörü oluşturur.

    Yaşam Kalitesini Artırmak Önemli

    Her kadının yaşacağı bu dönemi en az zararla, topluma katılarak, aile bireyleriyle çatışmaları en aza indirmek ve beden sağlığını da olabilecek en üst seviyeye çekmek yaşam kalitesinin artırılması açısından önemlidir. Kadınların birçoğu menopozu bir dönemin sonu olarak görür ve kabuğuna çekilir. Menopoz kabuğa çekilme zamanı değil aksine yılların verdiği tecrübe ile hayatın her alanında aktif ve etkin olmanın zamanıdır.

    Menopozun ortaya çıktığı yaş, kadında sıklıkla önemli bazı sosyal değişikliklerin de ortaya çıktığı bir zamana denk gelir. Çocukların büyüyerek evden ayrılması, kadının veya eşinin emekli olması, yaşla görülme sıklığı artan çeşitli hastalıkların ilk belirtilerinin ortaya çıkması, anne veya baba da yaşlılığa bağlı ortaya çıkan çeşitli durumlar nedeniyle kadının zamanın önemli bir kısmını onlara ayırmak durumunda olması ve nihayet aile bireylerinden birinin veya bir arkadaşın ölümü gibi olaylar sıklıkla kadının menopoza girdiği zamanlara tesadüf eder.

    Menopoz döneminde tedavi bireye göre şekillendirilmelidir. Kişinin sosyo-ekonomik durumu, yaşı, medeni hali, eğitim düzeyi, tedaviyi algılayışı, menopozu yaşama biçimi gibi etkenler tedavi metodunu ve süresini etkiler.

    Menopoz tüm sistemleri etkileyen bir durum olduğundan menopozla sadece ilaçla mücadele etmek mümkün değildir. Hayat tarzınızı menopoza göre ayarlamak, kalsiyum alımını artırmak, düzenli egzersiz yapmak, kalp sağlığını korumak önemlidir. Menopozla birlikte görülme sıklığı artan hastalıklara karşı erken teşhis imkanlarını kullanmak gerekir.

    Gelişen modern cerrahi ve görüntüleme yöntemleriyle böbrek taşı ameliyatları hem yetişkinlerde hem de çocuklarda artık daha güvenli ve etkin bir şekilde yapılabiliyor.

    Böbrek taşları özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca böbrek taşı oluşturma olasılığı yüzde 12 olarak ifade ediliyor.

    Ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğu ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 30’lara çıktığı gözleniyor. Bu bölgedeki genetik faktörler, yöresel gıdalar, sıvı alımının az olması ve yüksek hava sıcaklığı hastalığın sık görülmesinin ana nedenleri olarak gösteriliyor.

    Böbrek taşları tıkanıklık ve iltihaplanmaya yol açarak böbrek hasarına ve kaybına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavinin çok önemli olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker, özellikle altı mm den büyük taşların tedavisinin mutlaka müdahale gerektirdiğini söyledi. Prof. Dr. Yalçın İlker herhangi bir tıkanıklık ya da ağrıya yol açmasa bile böbreklere verdikleri zarar nedeniyle ciddi ve potansiyel bir risk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Taş hastalığı genellikle böbreklerin olduğu yerde şiddetli ağrıyla kendini belli eder. Kimi hastalarda korkunç ağrılar yaşanırken, kimi vakalarda ağrı her zaman şiddetli seyretmeyebilir. Ayrıca idrarda yanma, bulantı ve kusma da taş hastalığının belirtilerindendir.”

    Perkütan Taş Cerrahisiyle Kısa Sürede İyileşme

    Böbrekte oluşmuş 2 santimetreden büyük taşlar için ciltte açılan küçük bir delikten endoskop sokularak yapılan perkütan taş cerrahisi kullanılıyor. Prof. Dr. İlker, bu yöntemle açık ameliyata göre taşların daha iyi temizlendiğini ve iyileşme sürecinin daha kısa olduğunu belirtiyor. Teknolojik olarak kullanılan aletlerin incelmesi ile birlikte çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem öncesinde ve sonrasında hastanın günlük yaşantısını sınırlayan herhangi bir kural bulunmuyor. Ameliyatı sonrasında bir hafta kadar hastanın fiziksel zorlanma gerektiren spor, ağır taşıma gibi hareketlerden kaçınması yeterli oluyor.

    Böbrek taşlarından kurtulmanın bir diğer yolu ise idrar deliğinden ince ve uzun optik cihazlarla girilerek yapılan üretereskopi ameliyatları. Böbrekten idrar kesesine uzanan ve üreter ismi verilen borudaki taşların, tümörlerin ve darlıkların ameliyatında kullanılan bu yöntem bazı böbrek taşlarının tedavisinde de alternatif tedavi olarak kullanılıyor.

    Böbrek Taşlarından Kurtulmanın Kolay Yolu!

    Konu Saati  13:37  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Gelişen modern cerrahi ve görüntüleme yöntemleriyle böbrek taşı ameliyatları hem yetişkinlerde hem de çocuklarda artık daha güvenli ve etkin bir şekilde yapılabiliyor.

    Böbrek taşları özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca böbrek taşı oluşturma olasılığı yüzde 12 olarak ifade ediliyor.

    Ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğu ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 30’lara çıktığı gözleniyor. Bu bölgedeki genetik faktörler, yöresel gıdalar, sıvı alımının az olması ve yüksek hava sıcaklığı hastalığın sık görülmesinin ana nedenleri olarak gösteriliyor.

    Böbrek taşları tıkanıklık ve iltihaplanmaya yol açarak böbrek hasarına ve kaybına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavinin çok önemli olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker, özellikle altı mm den büyük taşların tedavisinin mutlaka müdahale gerektirdiğini söyledi. Prof. Dr. Yalçın İlker herhangi bir tıkanıklık ya da ağrıya yol açmasa bile böbreklere verdikleri zarar nedeniyle ciddi ve potansiyel bir risk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Taş hastalığı genellikle böbreklerin olduğu yerde şiddetli ağrıyla kendini belli eder. Kimi hastalarda korkunç ağrılar yaşanırken, kimi vakalarda ağrı her zaman şiddetli seyretmeyebilir. Ayrıca idrarda yanma, bulantı ve kusma da taş hastalığının belirtilerindendir.”

    Perkütan Taş Cerrahisiyle Kısa Sürede İyileşme

    Böbrekte oluşmuş 2 santimetreden büyük taşlar için ciltte açılan küçük bir delikten endoskop sokularak yapılan perkütan taş cerrahisi kullanılıyor. Prof. Dr. İlker, bu yöntemle açık ameliyata göre taşların daha iyi temizlendiğini ve iyileşme sürecinin daha kısa olduğunu belirtiyor. Teknolojik olarak kullanılan aletlerin incelmesi ile birlikte çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem öncesinde ve sonrasında hastanın günlük yaşantısını sınırlayan herhangi bir kural bulunmuyor. Ameliyatı sonrasında bir hafta kadar hastanın fiziksel zorlanma gerektiren spor, ağır taşıma gibi hareketlerden kaçınması yeterli oluyor.

    Böbrek taşlarından kurtulmanın bir diğer yolu ise idrar deliğinden ince ve uzun optik cihazlarla girilerek yapılan üretereskopi ameliyatları. Böbrekten idrar kesesine uzanan ve üreter ismi verilen borudaki taşların, tümörlerin ve darlıkların ameliyatında kullanılan bu yöntem bazı böbrek taşlarının tedavisinde de alternatif tedavi olarak kullanılıyor.

    Pek çok kadın için makyaj günlük hayatın bir parçasıdır. Özel günlerde ise kadınlar daha özenli ve gösterişli makyajları tercih eder. Peki hiç düşündünüz mü, kadınlar neden makyaj yapar?

    Kadınların neden makyaj yapmayı sevdiklerini araştıran uzmanlar, yüzünü aynada makyajsız gören kadının, makyajdan sonra yüzünün başkalarına nasıl görüneceği öngörüsü ve iyimserliğiyle harekete geçtiğini belirlediler.
                     
    Daily Telegraph'ta yer alan habere göre, bir Japon kozmetik firması için, beyin uzmanı Dr. Ken Mogi ve ekibi tarafından yapılan ve 2 yıl süren araştırmada, kadının yüzünü makyajlı ve makyajsız olarak nasıl algıladığıyla ilgili beyinde farklı faaliyetlerin bulunduğu belirlendi.

    Beyin tarama cihazı kullanan bilim adamları, beynin kaudat çekirdeğindeki faaliyetleri incelediler. Tarama sonucunda, bir kadın kendini makyajsız gördüğü zaman başkalarının kendisini nasıl göreceğini öngördüğünü ve beynin "ödül sisteminin" herekete geçerek zevk hissi veren dopamin salgıladığını saptadılar.        
         
    Araştırmacılardan Keişi Saruwatari, "Daha önceki araştırmalardan biliyoruz ki, beynin bu bölümü herekete geçtiğinde belli faaliyetlerden zevk alırız. Bunu şöyle yorumluyoruz; bir kadın yüzüne baktığında makyaj yaptığı zaman nasıl görüneceğini tahayyül ediyor. Burada beklenti, teşvik ve hevesin bir karışımı söz konusu. Makyaj kadınlarda, diğerleriyle ilişki kurulmasına ve zevk duyulmasına katkıda bulunuyor" dedi.    
           
    Bilim adamları araştırmadan önce, kadınların makyajdan sonra pozitif hisler içine girdiklerini düşünüyorlardı.

    Bunun kadınlar arasında yapılan bir araştırma olduğunu hatırlatan uzmanlar, bir erkeğin de sabah traş olduğunda ve yüzüne traş kolonyası sürdüğünde benzer hisler içinde olabileceğini söylediler.

    Kadınlar Neden Makyaj Yapar?

    Konu Saati  13:37  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Pek çok kadın için makyaj günlük hayatın bir parçasıdır. Özel günlerde ise kadınlar daha özenli ve gösterişli makyajları tercih eder. Peki hiç düşündünüz mü, kadınlar neden makyaj yapar?

    Kadınların neden makyaj yapmayı sevdiklerini araştıran uzmanlar, yüzünü aynada makyajsız gören kadının, makyajdan sonra yüzünün başkalarına nasıl görüneceği öngörüsü ve iyimserliğiyle harekete geçtiğini belirlediler.
                     
    Daily Telegraph'ta yer alan habere göre, bir Japon kozmetik firması için, beyin uzmanı Dr. Ken Mogi ve ekibi tarafından yapılan ve 2 yıl süren araştırmada, kadının yüzünü makyajlı ve makyajsız olarak nasıl algıladığıyla ilgili beyinde farklı faaliyetlerin bulunduğu belirlendi.

    Beyin tarama cihazı kullanan bilim adamları, beynin kaudat çekirdeğindeki faaliyetleri incelediler. Tarama sonucunda, bir kadın kendini makyajsız gördüğü zaman başkalarının kendisini nasıl göreceğini öngördüğünü ve beynin "ödül sisteminin" herekete geçerek zevk hissi veren dopamin salgıladığını saptadılar.        
         
    Araştırmacılardan Keişi Saruwatari, "Daha önceki araştırmalardan biliyoruz ki, beynin bu bölümü herekete geçtiğinde belli faaliyetlerden zevk alırız. Bunu şöyle yorumluyoruz; bir kadın yüzüne baktığında makyaj yaptığı zaman nasıl görüneceğini tahayyül ediyor. Burada beklenti, teşvik ve hevesin bir karışımı söz konusu. Makyaj kadınlarda, diğerleriyle ilişki kurulmasına ve zevk duyulmasına katkıda bulunuyor" dedi.    
           
    Bilim adamları araştırmadan önce, kadınların makyajdan sonra pozitif hisler içine girdiklerini düşünüyorlardı.

    Bunun kadınlar arasında yapılan bir araştırma olduğunu hatırlatan uzmanlar, bir erkeğin de sabah traş olduğunda ve yüzüne traş kolonyası sürdüğünde benzer hisler içinde olabileceğini söylediler.

    Artan eğitim ve kariyer isteği, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi çocuk doğurma yaşının ötelenmesinde en önemli faktörler... 

    Bayındır Hastanesi İçerenköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Meral Aban'ın verdiği bilgilere göre, çocuk sahibi olmayı ileri yaşlara ertelemek, erkekte semen kalitesinin bozulmasına, kadınlarda ise gebe kalma başarısının düşmesine ve gebeliğin düşükle sonlanma oranlarının artmasına neden oluyor.

    Çocuk doğurma yaşını geciktirmede birçok faktör rol oynuyor. Artan eğitim ve kariyer isteği, iş yerinde istenilen konuma yükselme hırsı, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi bunlardan birkaç tanesi. Artmış yaş infertilite için bir risk oluşturmaktadır. Kadın yaşının 35’in üzerine çıkması ile hem gebe kalmak zorlaşmakta hem de erken dönemde gebelik kayıpları artmaktadır. Kromozom anomalisi olan bebek doğurma riski de anne yaşı arttıkça artmaktadır. Örneğin; down sendromu (mongol bebek; 21 no’ lu kromozomun anormal yani 3 tane olması ile oluşan hastalık) riski anne yaşının artması ile artmaktadır. Down sendromundaki bu risk artışı erken dönemde düşük artışına da sebep olmaktadır. Ayrıca kadın yaşının artması ile overler (yumurtalıklar) de yaşlanmakta bu da fertilite potansiyelini azaltmaktadır.

    Kadına bağlı infertilitenin sebebi, sosyal ve ruhsal sebepler olabileceği gibi jinekolojik hastalıklar da olabilmektedir. Sıklıkla görülen jinekolojik sebepler; yumurtlama bozuklukları, fallop tüpünün kapalı olması (döllenme için açık olması gerekir), endometriozis, bozulmuş yumurta kalitesi, kromozom anormallikleri, rahim ve rahim ağzının konjenital (doğuştan) oluşmuş anormallikleridir.

    Sıklıkla düşüğe sebep olan, kadına ait hastalıklar ise, kromozomal anormallikler, kontrol edilememiş diabet hastalığı, sistemik lupus eritematosus, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, rahim ağzı yetmezlikleri, immün sistem bozuklukları ve enfeksiyonlardır.

    Strese bağlı infertilite olabileceği gibi yapılan çalışmalarda infertilite tedavisinin de çiftlerde stresi artırarak bir kısır döngü yarattığı tespit edilmiştir. Ayrıca hayat tarzına bağlı olarak da infertilite için risk artmaktadır.  Örneğin cinsel geçişli hastalıklara maruz kalma özellikle sık partner değiştirme bu tür enfeksiyonlar için risk oluşturmaktadır. Ayrıca doğurmayı geciktirmek, aşırı obezite, kafein içeren içecekleri aşırı tüketme ve sigara içmek fertilite potansiyelini olumsuz etkilemektedir.

    Sosyal Hayattaki Değişiklikler Üremeyi Zorlaştırıyor

    Geleneksel rejimlerde fertilite düzeyleri genelde evlilik yaşı, emzirme süresi ve mortalite düzeyi ile belirlenmektedir. Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda evlilik başına çocuk sayısı ortalama 5-6 iken 20. yüzyılda evlilik yaşının 25 üzerine çıkması ile birlikte çocuk sayısı da 1-2’ ye düşmüştür.

    Dünyada kadın mortalite yaşı 50 yaşın üzerine çıkmış, emzirme süreleri son derece kısalmıştır. Birçok ülkede evlilik olmadan cinsel yaşam başlamaktadır. Bu nedenle sosyal yaşam geçmişten günümüze değişiklikler göstermiştir. Sosyal yaşamdaki değişikliklere bağlı olarak çocuk doğurma yaşının ileri yaşlara ertelenmesinin yanında diğer bir sorun da erken yaşta cinsel ilişkiye başlayan genç kızların gebelikten korunma konusunda yeterince aydınlatılmadıkları için bu seferde çocuk yaşta anne olma problemi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çiftler aile planlaması kullanmazlar ve ortalama evlilik başına 5-6 çocuk devam ederse dünya nüfusu her 15 yılda bir 2 kat artacaktır.

    Tüm bu bilgilerin ışığı doğrultusunda, evli çiftlerin sağlık ve sosyokültürel düzeyleri uygun olduğu durumda bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları ile gelecek neslin yaşam standardının yükselerek devam etmesi sağlanacaktır. Evli olsun olmasın cinsel ilişki yaşayan kişilerin gebelikten korunma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilenmeleri istenmeyen gebelikleri önleyeceği için hem anne morbidite (hastalık) ve mortalitesini (ölüm) azaltacak hem de sağlıklı bir neslin devam etmesini sağlamada etkili olacaktır.

    Kişisel Tercihler Doğurganlığı Etkiliyor

    Konu Saati  13:37  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Artan eğitim ve kariyer isteği, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi çocuk doğurma yaşının ötelenmesinde en önemli faktörler... 

    Bayındır Hastanesi İçerenköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Meral Aban'ın verdiği bilgilere göre, çocuk sahibi olmayı ileri yaşlara ertelemek, erkekte semen kalitesinin bozulmasına, kadınlarda ise gebe kalma başarısının düşmesine ve gebeliğin düşükle sonlanma oranlarının artmasına neden oluyor.

    Çocuk doğurma yaşını geciktirmede birçok faktör rol oynuyor. Artan eğitim ve kariyer isteği, iş yerinde istenilen konuma yükselme hırsı, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi bunlardan birkaç tanesi. Artmış yaş infertilite için bir risk oluşturmaktadır. Kadın yaşının 35’in üzerine çıkması ile hem gebe kalmak zorlaşmakta hem de erken dönemde gebelik kayıpları artmaktadır. Kromozom anomalisi olan bebek doğurma riski de anne yaşı arttıkça artmaktadır. Örneğin; down sendromu (mongol bebek; 21 no’ lu kromozomun anormal yani 3 tane olması ile oluşan hastalık) riski anne yaşının artması ile artmaktadır. Down sendromundaki bu risk artışı erken dönemde düşük artışına da sebep olmaktadır. Ayrıca kadın yaşının artması ile overler (yumurtalıklar) de yaşlanmakta bu da fertilite potansiyelini azaltmaktadır.

    Kadına bağlı infertilitenin sebebi, sosyal ve ruhsal sebepler olabileceği gibi jinekolojik hastalıklar da olabilmektedir. Sıklıkla görülen jinekolojik sebepler; yumurtlama bozuklukları, fallop tüpünün kapalı olması (döllenme için açık olması gerekir), endometriozis, bozulmuş yumurta kalitesi, kromozom anormallikleri, rahim ve rahim ağzının konjenital (doğuştan) oluşmuş anormallikleridir.

    Sıklıkla düşüğe sebep olan, kadına ait hastalıklar ise, kromozomal anormallikler, kontrol edilememiş diabet hastalığı, sistemik lupus eritematosus, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, rahim ağzı yetmezlikleri, immün sistem bozuklukları ve enfeksiyonlardır.

    Strese bağlı infertilite olabileceği gibi yapılan çalışmalarda infertilite tedavisinin de çiftlerde stresi artırarak bir kısır döngü yarattığı tespit edilmiştir. Ayrıca hayat tarzına bağlı olarak da infertilite için risk artmaktadır.  Örneğin cinsel geçişli hastalıklara maruz kalma özellikle sık partner değiştirme bu tür enfeksiyonlar için risk oluşturmaktadır. Ayrıca doğurmayı geciktirmek, aşırı obezite, kafein içeren içecekleri aşırı tüketme ve sigara içmek fertilite potansiyelini olumsuz etkilemektedir.

    Sosyal Hayattaki Değişiklikler Üremeyi Zorlaştırıyor

    Geleneksel rejimlerde fertilite düzeyleri genelde evlilik yaşı, emzirme süresi ve mortalite düzeyi ile belirlenmektedir. Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda evlilik başına çocuk sayısı ortalama 5-6 iken 20. yüzyılda evlilik yaşının 25 üzerine çıkması ile birlikte çocuk sayısı da 1-2’ ye düşmüştür.

    Dünyada kadın mortalite yaşı 50 yaşın üzerine çıkmış, emzirme süreleri son derece kısalmıştır. Birçok ülkede evlilik olmadan cinsel yaşam başlamaktadır. Bu nedenle sosyal yaşam geçmişten günümüze değişiklikler göstermiştir. Sosyal yaşamdaki değişikliklere bağlı olarak çocuk doğurma yaşının ileri yaşlara ertelenmesinin yanında diğer bir sorun da erken yaşta cinsel ilişkiye başlayan genç kızların gebelikten korunma konusunda yeterince aydınlatılmadıkları için bu seferde çocuk yaşta anne olma problemi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çiftler aile planlaması kullanmazlar ve ortalama evlilik başına 5-6 çocuk devam ederse dünya nüfusu her 15 yılda bir 2 kat artacaktır.

    Tüm bu bilgilerin ışığı doğrultusunda, evli çiftlerin sağlık ve sosyokültürel düzeyleri uygun olduğu durumda bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları ile gelecek neslin yaşam standardının yükselerek devam etmesi sağlanacaktır. Evli olsun olmasın cinsel ilişki yaşayan kişilerin gebelikten korunma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilenmeleri istenmeyen gebelikleri önleyeceği için hem anne morbidite (hastalık) ve mortalitesini (ölüm) azaltacak hem de sağlıklı bir neslin devam etmesini sağlamada etkili olacaktır.

    Size yaşadığınızı hissettiren o büyülü duygunun ifadesini, “Seni seviyorum” cümlesini çılgınlar gibi bağırarak söylemek istiyorsunuz. Ancak, biraz utangaç biraz korkak yanınız bunu engelliyor. O zaman bu yazıyı dikkatle okuyun. 

    Uzmanlar, “Seni seviyorum” demenin sessiz yöntemlerini açıkladı. İşte sessiz sedasız “Seni seviyorum” demenin yolları…

    - İşle ilgili önemli bir toplantısından önce, ona zeki ve yakışıklı olduğunu yazdığınız bir mesaj gönderin.

    - Duşa birlikte girdiğiniz zaman, sırtını ovalayarak, ona masaj yapın.

    - İşte gitmediği zaman, sabah kahvaltısını yatağına götürün.

    - Bir tartışma yaşamadıysanız, gerginliğin bozulması için ellerinden tutun. Göreceksiniz, kısa sürede aranızdaki gerginlik yerini sadece sevgi ve tutkuya bırakacaktır.

    - Yurt dışındayken, size telesekreterinizden mesajlar bıraktığında, vakit kaybetmeden hemen onu arayın.

    - Doğum gününde, en sevdiği dostlarını çağırarak, ona sürpriz bir parti hazırlayın.

    - Arka arkaya toplantıya girdiği bir gün, öğle yemeği için ofisine yemek gönderin.

    - Onu görür görmez sadece bir öpücükle “Merhaba” demeyin. Hemen kollarına atılın.

    - İşe gitmeden önce uykusunu açmak için seksi bir yatak gösterisi sunun. Tabii bu arada işe geç kalmayı göze almanız gerekebilir.

    - Arkadaşı başka bir şehre taşınırsa, siz de ona istediği zaman gidip onun yanında kalabileceğini söyleyin.

    - Sabahları alarm çaldığında kapatın ve onu uyandıran siz olun.

    - Hayranı olduğu müzik gruplarının konserleri olduğunda, ona gitmek istemediğinizi söyleyin ama, konser biletlerini satın alıp sürpriz yapın.

    - Yaşadığınız problemlerinizi ya da maaşınızdan arta kalan parayı nasıl değerlendireceğinizi, onunla paylaşın.

    - Erken saatte bir toplantısı olduğunda, alarmı başucuna koyup, sabah kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

    - Futbol maçlarını evde rahatlıkla izleyebilsin diye, ona bir televizyon kulaklığı hediye edin.

    - Pazar günleri koşu ya da yürüyüşe çıktığında, kahvesini yapın ve dönüşünü bekleyin.

    - Ofisine ziyaretine gittiğinizde, “Romantik bir gece için hazır mısın?” yazılı bir notu masasının üzerindeki kartlığa sıkıştırın.

    - Buzdolabınızı onun favori yemekleriyle doldurun. Dolabın üzerine de içindeki sürprizleri anlatan mini bir not yazın.

    - İlgilendiği spor için spor aletleri alın.

    - Katıldığınız bir partide dolaşırken el ele yürüyün, ara sıra beline sıkıca sarılın.

    - Yalnız tatile gittiğinizde, bikinili çekilmiş fotoğrafınızı, onu ne kadar özlediğinizi anlatan bir mesajla kameralı cep telefonuna gönderin.

    - Akşam dışarı çıktığınızda alkollü fazla kaçırmışsa, arabayı siz kullanın.

    - Akşam yemeğini o yaptığında, kötü bile olsa onu tebrik edin.

    - Birbirinize 5 saat uzaklıkta bile olsanız, iş çıkışı habersiz bir şekilde arabanıza atlayıp ona sürpriz yapın.

    - Ona, masaj isteyip istemediğini sormadan, masaj yapın.

    Sessiz sedasız 'Seni seviyorum' deme yolları

    Konu Saati  13:37  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Size yaşadığınızı hissettiren o büyülü duygunun ifadesini, “Seni seviyorum” cümlesini çılgınlar gibi bağırarak söylemek istiyorsunuz. Ancak, biraz utangaç biraz korkak yanınız bunu engelliyor. O zaman bu yazıyı dikkatle okuyun. 

    Uzmanlar, “Seni seviyorum” demenin sessiz yöntemlerini açıkladı. İşte sessiz sedasız “Seni seviyorum” demenin yolları…

    - İşle ilgili önemli bir toplantısından önce, ona zeki ve yakışıklı olduğunu yazdığınız bir mesaj gönderin.

    - Duşa birlikte girdiğiniz zaman, sırtını ovalayarak, ona masaj yapın.

    - İşte gitmediği zaman, sabah kahvaltısını yatağına götürün.

    - Bir tartışma yaşamadıysanız, gerginliğin bozulması için ellerinden tutun. Göreceksiniz, kısa sürede aranızdaki gerginlik yerini sadece sevgi ve tutkuya bırakacaktır.

    - Yurt dışındayken, size telesekreterinizden mesajlar bıraktığında, vakit kaybetmeden hemen onu arayın.

    - Doğum gününde, en sevdiği dostlarını çağırarak, ona sürpriz bir parti hazırlayın.

    - Arka arkaya toplantıya girdiği bir gün, öğle yemeği için ofisine yemek gönderin.

    - Onu görür görmez sadece bir öpücükle “Merhaba” demeyin. Hemen kollarına atılın.

    - İşe gitmeden önce uykusunu açmak için seksi bir yatak gösterisi sunun. Tabii bu arada işe geç kalmayı göze almanız gerekebilir.

    - Arkadaşı başka bir şehre taşınırsa, siz de ona istediği zaman gidip onun yanında kalabileceğini söyleyin.

    - Sabahları alarm çaldığında kapatın ve onu uyandıran siz olun.

    - Hayranı olduğu müzik gruplarının konserleri olduğunda, ona gitmek istemediğinizi söyleyin ama, konser biletlerini satın alıp sürpriz yapın.

    - Yaşadığınız problemlerinizi ya da maaşınızdan arta kalan parayı nasıl değerlendireceğinizi, onunla paylaşın.

    - Erken saatte bir toplantısı olduğunda, alarmı başucuna koyup, sabah kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

    - Futbol maçlarını evde rahatlıkla izleyebilsin diye, ona bir televizyon kulaklığı hediye edin.

    - Pazar günleri koşu ya da yürüyüşe çıktığında, kahvesini yapın ve dönüşünü bekleyin.

    - Ofisine ziyaretine gittiğinizde, “Romantik bir gece için hazır mısın?” yazılı bir notu masasının üzerindeki kartlığa sıkıştırın.

    - Buzdolabınızı onun favori yemekleriyle doldurun. Dolabın üzerine de içindeki sürprizleri anlatan mini bir not yazın.

    - İlgilendiği spor için spor aletleri alın.

    - Katıldığınız bir partide dolaşırken el ele yürüyün, ara sıra beline sıkıca sarılın.

    - Yalnız tatile gittiğinizde, bikinili çekilmiş fotoğrafınızı, onu ne kadar özlediğinizi anlatan bir mesajla kameralı cep telefonuna gönderin.

    - Akşam dışarı çıktığınızda alkollü fazla kaçırmışsa, arabayı siz kullanın.

    - Akşam yemeğini o yaptığında, kötü bile olsa onu tebrik edin.

    - Birbirinize 5 saat uzaklıkta bile olsanız, iş çıkışı habersiz bir şekilde arabanıza atlayıp ona sürpriz yapın.

    - Ona, masaj isteyip istemediğini sormadan, masaj yapın.

    Rüyalar ve anlamlarına dair yorumlar herkeste farklı bir merak uyandırırken, burçlar ve doğum haritalarıyla rüyaların doğrudan ilişkili olduğunu çoğumuz belki de ilk defa duyuyoruz. 

    Rüyaların astrolojinin ilgi alanına girmediğinin altını çizen Ünlü Astrolog Su Karakuş, ancak doğum haritası ile kişilerin rüyaları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ve gördüğümüz rüyaların burcumuzdan bir önceki burç tarafından şekillendirildiğini belirtiyor.

    Doğum Haritası ve Rüyalar…

    Rüyalar bilinçaltımıza kaydettiğimiz günlük olayları, korkuları, duyguları yaşadığımız veya rehberliğinden yararlandığımız işlevi ve gizemi hala çözülememiş algılardır. Deneysel sipritüalistler, parapsikologlar ve psikiyatrisiler rüyalarla ilgilenen gruplardır.
    Astrolojik açıdan bir doğum haritası o kişinin rüyaları ve rüya rehberliği hakkında geniş bilgi verebilir. Örneğin Koç, Yay, Balık, Yengeç ve Aslan burçları rüyalarla yakından ilgilidir.

    Burçlar ve Rüya Alemi…

    Rüyalarımızla ilişkimizi burcumuzdan bir önceki burç belirler. Örneğin; Koç burcu için Balık burcu rüya dünyasının kapısını aralar. Bu durum sezgisel alan rüyalarını açıklar. Yay burcu için ise Akrep burcu rüya alanına girişin anahtarıdır. Burada gizem ve bilinmeyene duyulan merak sezgileri yükseltir rüyalarla bağı arttırır.

    Aslan burcu açısından Yengeç burcu bize rüya yolunu gösterir. Bu durumda duygular ve duyuların zenginliği Aslan burcunun rüyalarla ilişkisini güçlendirir.

    Yengeç ve Balık burçları rüyalarla doğrudan ilişkilidir. Balık burcu genel olarak rüyaları ve hayalleri simgeler. Yengeç burcu yaşamda kalabilmek için rüyaların rehberliğinden en güçlü şekilde yararlanan burçtur. Genellikle Yengeçler rüyalarını gerçek hayatta doğrudan yaşayabilirler.

    Hangi Burcun Rüya ile İlişkisi Nasıldır?

    Koçlar genellikle rehber rüyalar görür. Hastalanacağı zaman kabus, güzel bir olay yaşayacağında yeşillik, deniz, mavi görür.

    Boğalar rüyalarına değil günlük olaylara önem verir. Rehber olarak mantığını kullanır. Düşmanlığı öne almayan temiz kalbiyle zaman zaman öncü rüyalar görebilir.

    İkizler ise rüyaları genellikle bilinçaltına attığı olaylar ve acılarla doludur. Geçkin yaşlarına kadar okul anılarını rüyasında görebilir.

    Yengeçler rüyalarını gördüğü şekliyle günlük hayatında yaşar. Savunmasızlığını rüyalarının öncülüğünde kendini koruyarak tolere eder.

    Aslanlar  rüyaları kadar sezgileri de rehber olarak kullanır. Rüya günlüğü kullanmak konusunda çok disiplinli davranabilir.

    Başaklar rüyaları gelişmiş anksiyete eğilimi nedeniyle kabus veya bilinçaltı rüyaları şeklinde olur. Gördüğü rüyaları hatırlayabilmesi için zihinsel olarak sağlıklı olmalıdır.

    Teraziler rüyalarını genellikle hatırlamaz. Hatırladığında ise mantıklı simgesel açıklamalar bulmaya çalışır. Rüyalarının sembolik dilini çözmeye çalışır.

    Akrepler rüyaları kabus, gizem, cinsellik içeriklidir. Hatırladığı rüyaları mutlaka geleceği de işaret eder. Düşme korkusu rüyalarına mutlaka yansır.

    Yaylar rüyalara önem verir. Sezgilerine ve rüyalarının gerçekleşeceğine inanır. Bu konuda deneyimlerinden yararlanır.

    Oğlaklar rüyalarını hatırlamayan burçlardandır. Kafası ve bilinçaltı güvenlik, para, kariyer konuları ile o kadar meşguldür ki güvenliğe ve uçmaya, düşmeye dönük rüyaları sıklıkla görür ancak hatırlayamaz.

    Kovalar uçmak, olağanüstü güçlere sahip olmak rüyalarının vazgeçilmez figürleridir. Fantastik rüyalar görmekten hoşlanır. Rüyalarının sembolik dilini mutlaka çözer.

    Balıklar ise rüyaları bilinçaltının zor anılarını yansıtır. Rehber ve geleceği anlatan rüyaları sıklıkla görür. Rüya görmek için uykusunu uzatmaya çalışır.

    Rüyalar Hakkında Bilgi Verir mi?

    Konu Saati  13:36  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Rüyalar ve anlamlarına dair yorumlar herkeste farklı bir merak uyandırırken, burçlar ve doğum haritalarıyla rüyaların doğrudan ilişkili olduğunu çoğumuz belki de ilk defa duyuyoruz. 

    Rüyaların astrolojinin ilgi alanına girmediğinin altını çizen Ünlü Astrolog Su Karakuş, ancak doğum haritası ile kişilerin rüyaları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ve gördüğümüz rüyaların burcumuzdan bir önceki burç tarafından şekillendirildiğini belirtiyor.

    Doğum Haritası ve Rüyalar…

    Rüyalar bilinçaltımıza kaydettiğimiz günlük olayları, korkuları, duyguları yaşadığımız veya rehberliğinden yararlandığımız işlevi ve gizemi hala çözülememiş algılardır. Deneysel sipritüalistler, parapsikologlar ve psikiyatrisiler rüyalarla ilgilenen gruplardır.
    Astrolojik açıdan bir doğum haritası o kişinin rüyaları ve rüya rehberliği hakkında geniş bilgi verebilir. Örneğin Koç, Yay, Balık, Yengeç ve Aslan burçları rüyalarla yakından ilgilidir.

    Burçlar ve Rüya Alemi…

    Rüyalarımızla ilişkimizi burcumuzdan bir önceki burç belirler. Örneğin; Koç burcu için Balık burcu rüya dünyasının kapısını aralar. Bu durum sezgisel alan rüyalarını açıklar. Yay burcu için ise Akrep burcu rüya alanına girişin anahtarıdır. Burada gizem ve bilinmeyene duyulan merak sezgileri yükseltir rüyalarla bağı arttırır.

    Aslan burcu açısından Yengeç burcu bize rüya yolunu gösterir. Bu durumda duygular ve duyuların zenginliği Aslan burcunun rüyalarla ilişkisini güçlendirir.

    Yengeç ve Balık burçları rüyalarla doğrudan ilişkilidir. Balık burcu genel olarak rüyaları ve hayalleri simgeler. Yengeç burcu yaşamda kalabilmek için rüyaların rehberliğinden en güçlü şekilde yararlanan burçtur. Genellikle Yengeçler rüyalarını gerçek hayatta doğrudan yaşayabilirler.

    Hangi Burcun Rüya ile İlişkisi Nasıldır?

    Koçlar genellikle rehber rüyalar görür. Hastalanacağı zaman kabus, güzel bir olay yaşayacağında yeşillik, deniz, mavi görür.

    Boğalar rüyalarına değil günlük olaylara önem verir. Rehber olarak mantığını kullanır. Düşmanlığı öne almayan temiz kalbiyle zaman zaman öncü rüyalar görebilir.

    İkizler ise rüyaları genellikle bilinçaltına attığı olaylar ve acılarla doludur. Geçkin yaşlarına kadar okul anılarını rüyasında görebilir.

    Yengeçler rüyalarını gördüğü şekliyle günlük hayatında yaşar. Savunmasızlığını rüyalarının öncülüğünde kendini koruyarak tolere eder.

    Aslanlar  rüyaları kadar sezgileri de rehber olarak kullanır. Rüya günlüğü kullanmak konusunda çok disiplinli davranabilir.

    Başaklar rüyaları gelişmiş anksiyete eğilimi nedeniyle kabus veya bilinçaltı rüyaları şeklinde olur. Gördüğü rüyaları hatırlayabilmesi için zihinsel olarak sağlıklı olmalıdır.

    Teraziler rüyalarını genellikle hatırlamaz. Hatırladığında ise mantıklı simgesel açıklamalar bulmaya çalışır. Rüyalarının sembolik dilini çözmeye çalışır.

    Akrepler rüyaları kabus, gizem, cinsellik içeriklidir. Hatırladığı rüyaları mutlaka geleceği de işaret eder. Düşme korkusu rüyalarına mutlaka yansır.

    Yaylar rüyalara önem verir. Sezgilerine ve rüyalarının gerçekleşeceğine inanır. Bu konuda deneyimlerinden yararlanır.

    Oğlaklar rüyalarını hatırlamayan burçlardandır. Kafası ve bilinçaltı güvenlik, para, kariyer konuları ile o kadar meşguldür ki güvenliğe ve uçmaya, düşmeye dönük rüyaları sıklıkla görür ancak hatırlayamaz.

    Kovalar uçmak, olağanüstü güçlere sahip olmak rüyalarının vazgeçilmez figürleridir. Fantastik rüyalar görmekten hoşlanır. Rüyalarının sembolik dilini mutlaka çözer.

    Balıklar ise rüyaları bilinçaltının zor anılarını yansıtır. Rehber ve geleceği anlatan rüyaları sıklıkla görür. Rüya görmek için uykusunu uzatmaya çalışır.

    Damat Kurabiyesi Yapımı
    Damat Kurabiyesi Tarifi
    Damat Kurabiyesi Nasıl Yapılır ?
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı
    Damat kurabiyesini duydunuz mu  ? Ben duymamıştım. Televizyonda tarifini görünce sizinle de paylaşmak istedim. Üstelik malzemeleri az ve yapımı da oldukça kolay.. Sizler de deneyebilirsiniz.. Hemen malzemeleri sayalım ardından da damat kurabiyesi nasıl yapılır ona bakalım..

    Damat Kurabiyesi Yapımı İçin Gerekli Malzemeler:
    *2 yumurta,
    *Yarım bardak sıvıyağ,
    *1 su bardağı şeker,
    *1 paket oda sıcaklığında margarin,
    *1 paket kabartma tozu,
    *1 paket vanilya,
    *1 yumurta akı,
    *1 kase çekilmiş ceviz,
    *Aldığınca un,
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı
    Yumurtaları ve şekeri çırpın. İçine sıvıyağı,margarini koyup yoğurun. Yavaş yavaş unu ilave edip, yoğurmaya devam edin.kabartma tozunu ve vanilyayı da ilave edip iyice yoğurduktan sonra, kulak memesi kıvamındaki hamurdan küçük paçalar koparıp avucunuzun içine yuvarlayarak, hafif bastırın.Dilerseniz kalpli kalıplar kullanarak da bu kurabiyeyi yapabilirsiniz. Üste gelecek kısmını önce yumurta akın ,ardında da cevize bandırıp tepsiye dizin. Önceden ısıtuılmış 180 dercedeki fırında pişirin.
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı

    DAMAT KURABİYESİ NASIL YAPILIR ?

    Konu Saati  06:31  |  in  Damat Kurabiyesi Yapımı  |  Devamı»

    Damat Kurabiyesi Yapımı
    Damat Kurabiyesi Tarifi
    Damat Kurabiyesi Nasıl Yapılır ?
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı
    Damat kurabiyesini duydunuz mu  ? Ben duymamıştım. Televizyonda tarifini görünce sizinle de paylaşmak istedim. Üstelik malzemeleri az ve yapımı da oldukça kolay.. Sizler de deneyebilirsiniz.. Hemen malzemeleri sayalım ardından da damat kurabiyesi nasıl yapılır ona bakalım..

    Damat Kurabiyesi Yapımı İçin Gerekli Malzemeler:
    *2 yumurta,
    *Yarım bardak sıvıyağ,
    *1 su bardağı şeker,
    *1 paket oda sıcaklığında margarin,
    *1 paket kabartma tozu,
    *1 paket vanilya,
    *1 yumurta akı,
    *1 kase çekilmiş ceviz,
    *Aldığınca un,
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı
    Yumurtaları ve şekeri çırpın. İçine sıvıyağı,margarini koyup yoğurun. Yavaş yavaş unu ilave edip, yoğurmaya devam edin.kabartma tozunu ve vanilyayı da ilave edip iyice yoğurduktan sonra, kulak memesi kıvamındaki hamurdan küçük paçalar koparıp avucunuzun içine yuvarlayarak, hafif bastırın.Dilerseniz kalpli kalıplar kullanarak da bu kurabiyeyi yapabilirsiniz. Üste gelecek kısmını önce yumurta akın ,ardında da cevize bandırıp tepsiye dizin. Önceden ısıtuılmış 180 dercedeki fırında pişirin.
    Damat Kurabiyesi,Damat Kurabiyesi Tarifi,Damat Kurabiyesi Nasıl yapılır,Damat Kurabiyesi Yapımı,Damat Kurabiyesi Yapılışı

    13 Aralık 2012 Perşembe

    Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    Kokular ve Etkileri
    Kokular ve Etkileri
    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri, Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    Kokular artık günümüzün vazgeçilmesi haline gelmiş bakım ürünleri.. Fakat, kokuların insan sağlığındaki yeri ve önemi de tartışılmaz bir gerçek.. Kokuların etkileri sağlık açısından oldukça fazla. Bu gün sizlere kokuların sırrı olarak adledilen bir kaç öneride bulunmak istiyoruz.. Kimler hangi kokuları tercih etmeli konusunda küçük ip uçları..

    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri,Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    * Melisa ve Neroli Kokuları : Cesaret verici kokulardır. Cesarete ihtiyaç duyanlar için .
    * Yeşil Mandalina Kokusu : Kaş gevşetici özelliği vardır. Aynı zamanda cesaret vericidir.
    * Kan Portakalı Kokusu : Zihin açıcı özelliği vardır. Aynı zamanda kan portakalı suyunun içilmesi de aynı etkiyi gösterir.
    * Greyfurt Kokusu : Yaratıcılığı artırıcı özelliği vardır.
    * Lavanta ve Kakule Kokusu : Uykusuzluk için etkili kokulardır.
    * Misk,Sibirya Ladini ve Çam Kokuları : Sakinleştirici kokulardır. Kıskançlık vekaygı duygusunu giderip, güven duymanızı sağlar.
    * Yasemin Kokusu : Antidepresan özelliği vardır. Özellikle aldatılan kadınların, o süreci atlatıncaya kadar kullanması önerilir.
    * Okaliptüs ve Defne Kokuları : Astım hastaları için, astım krizi sırasında fayda sağlar.
    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri,Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi

    KOKULAR VE ETKİLERİ

    Konu Saati  06:23  |  in  Kokuların Sırrı  |  Devamı»

    Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    Kokular ve Etkileri
    Kokular ve Etkileri
    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri, Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    Kokular artık günümüzün vazgeçilmesi haline gelmiş bakım ürünleri.. Fakat, kokuların insan sağlığındaki yeri ve önemi de tartışılmaz bir gerçek.. Kokuların etkileri sağlık açısından oldukça fazla. Bu gün sizlere kokuların sırrı olarak adledilen bir kaç öneride bulunmak istiyoruz.. Kimler hangi kokuları tercih etmeli konusunda küçük ip uçları..

    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri,Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi
    * Melisa ve Neroli Kokuları : Cesaret verici kokulardır. Cesarete ihtiyaç duyanlar için .
    * Yeşil Mandalina Kokusu : Kaş gevşetici özelliği vardır. Aynı zamanda cesaret vericidir.
    * Kan Portakalı Kokusu : Zihin açıcı özelliği vardır. Aynı zamanda kan portakalı suyunun içilmesi de aynı etkiyi gösterir.
    * Greyfurt Kokusu : Yaratıcılığı artırıcı özelliği vardır.
    * Lavanta ve Kakule Kokusu : Uykusuzluk için etkili kokulardır.
    * Misk,Sibirya Ladini ve Çam Kokuları : Sakinleştirici kokulardır. Kıskançlık vekaygı duygusunu giderip, güven duymanızı sağlar.
    * Yasemin Kokusu : Antidepresan özelliği vardır. Özellikle aldatılan kadınların, o süreci atlatıncaya kadar kullanması önerilir.
    * Okaliptüs ve Defne Kokuları : Astım hastaları için, astım krizi sırasında fayda sağlar.
    Kokular ve Anlamları,Kokular ve Etkileri,Kokuların Etkileri,Kokuların Özellikleri,Kokuların Sırrı,Kokuların İnsan Sağlığındaki Yeri ve Önemi

    12 Aralık 2012 Çarşamba



    Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

    Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

    Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

    NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

    Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Yastıklar Konuşursa Tam Konuşur

    Konu Saati  11:25  |  in  Yaşam  |  Devamı»



    Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

    Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

    Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

    NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

    Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Her kadın güzeldir, güzel olduğu kadar da etkileyicidir. Bu güzelliklere bakım da eklenince kadınların karşısında hangi erkek durabilir?

    Güzel bir hemcinsinizi gördüğünüzde onu incelersiniz değil mi? Güzelliğinin ya da çekiciliğinin sırrını merak edersiniz. Hürriyet Aile, etkileyici kadınların küçük sırlarını yazmış, çok beğendiğimiz bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

    Koku
    Güzel kokmak yüzyıllardır kadınların en büyük tutkusudur. Parfümler ve kokulu kremler her zaman kadının erkekleri baştan çıkarmak için kullandığı etkili bir silah olmuştur. Eğer bir kadının parfümü kişiliğine uygun bir yapıya sahipse etkisi başkaları üzerinde daha fazla olabilir.

    Cesur kadınlar iddialı kokularla; baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip kadınlar ferah ve hafif kokularla kişiliğini kokusuna yansıtır.

    Dudaklar
    Dudaklar kadının güzelliğini vurgulayan etkileyici bir unsurdur. Dudaklarınızı dudak renginizin bir ton koyusu ile renklendirerek daha çekici bir görünüm elde edebilirsiniz.

    Açık renk rujlar dudağı dolgun gösterdiği gibi koyu renk rujlar olduğundan daha ince gösterebilir. Dudaklar ister makyajlı ister olduğu gibi her zaman kadının cazibesini yansıtan etkiye sahiptir.

    Tırnaklar
    Her ne kadar erkekler uzun tırnaklardan hoşlanmadıklarını söyleseler de, tırnak kadının cazibesini yansıtan güzelliklerinden biridir. Bakımlı tırnakların daha fazla dikkat çeker.

    Düzgün kesilmiş, iyi törpülenmiş, tırnak etleri alınmış ojeli tırnaklar etkileyici ellere işaret eder.

    Gözler
    Seksi bakan gözlere hiçbir erkek karşı koyamaz. Dumanlı göz makyajı ya da pırıltılı göz farı ile etkileyici bakışlarınızı, siyah maskara, ince ve düzgün sürülmüş eye-liner ile gözlerinizi ön plana çıkarabilirsiniz. Gözler yüzün en dikkat çekici bölgesidir.

    Açık renkli ve sarışınsanız şanslısınız hemen hemen her renk göz farı kullanabilirsiniz. Esmerseniz koyu tonlar, kızılsanız karamel, gri, lila gibi renkler gözlerinizin etkisini artırır.

    Saçlar
    Dağınık saçlar ya da dağınık topuz kadınların kullandığı en etkileyici saç stillerindendir.

    Açık bırakılmış parlak, havalı saçlar da kadınların güzelliğini vurgulayan saç şekilleridir.

    Göğüsler
    Bütün kadınlar diri ve kusursuz göğüslere sahip olmayı ister. Çoğu erkek için tartışmasız kadınların en dikkat çekici ve seksi özelliği göğüslerdir.

    Göğüslerinizi korumanız için yumuşak etkili bir vücut peelingi, diri göğüslere sahip olabilmek için, düzenli olarak soğuk su ile basınçlı duş, göğüs jimnastiği güzelliğinizi korumanıza yardımcı olacaktır.

    Ten
    Yumuşak bir ten, pürüzsüz ve temiz bir vücut kadının güzelliğinin anahtarıdır.

    Sağlıklı beslenme, düzenli bakım, soğuk havalarda koruma, doğal maskeler ve kürler teninizin uzun süre bakımlı ve genç görünmesine yardımcı olacaktır.

    Etkileyici kadınların küçük sırları

    Konu Saati  11:24  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Her kadın güzeldir, güzel olduğu kadar da etkileyicidir. Bu güzelliklere bakım da eklenince kadınların karşısında hangi erkek durabilir?

    Güzel bir hemcinsinizi gördüğünüzde onu incelersiniz değil mi? Güzelliğinin ya da çekiciliğinin sırrını merak edersiniz. Hürriyet Aile, etkileyici kadınların küçük sırlarını yazmış, çok beğendiğimiz bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

    Koku
    Güzel kokmak yüzyıllardır kadınların en büyük tutkusudur. Parfümler ve kokulu kremler her zaman kadının erkekleri baştan çıkarmak için kullandığı etkili bir silah olmuştur. Eğer bir kadının parfümü kişiliğine uygun bir yapıya sahipse etkisi başkaları üzerinde daha fazla olabilir.

    Cesur kadınlar iddialı kokularla; baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip kadınlar ferah ve hafif kokularla kişiliğini kokusuna yansıtır.

    Dudaklar
    Dudaklar kadının güzelliğini vurgulayan etkileyici bir unsurdur. Dudaklarınızı dudak renginizin bir ton koyusu ile renklendirerek daha çekici bir görünüm elde edebilirsiniz.

    Açık renk rujlar dudağı dolgun gösterdiği gibi koyu renk rujlar olduğundan daha ince gösterebilir. Dudaklar ister makyajlı ister olduğu gibi her zaman kadının cazibesini yansıtan etkiye sahiptir.

    Tırnaklar
    Her ne kadar erkekler uzun tırnaklardan hoşlanmadıklarını söyleseler de, tırnak kadının cazibesini yansıtan güzelliklerinden biridir. Bakımlı tırnakların daha fazla dikkat çeker.

    Düzgün kesilmiş, iyi törpülenmiş, tırnak etleri alınmış ojeli tırnaklar etkileyici ellere işaret eder.

    Gözler
    Seksi bakan gözlere hiçbir erkek karşı koyamaz. Dumanlı göz makyajı ya da pırıltılı göz farı ile etkileyici bakışlarınızı, siyah maskara, ince ve düzgün sürülmüş eye-liner ile gözlerinizi ön plana çıkarabilirsiniz. Gözler yüzün en dikkat çekici bölgesidir.

    Açık renkli ve sarışınsanız şanslısınız hemen hemen her renk göz farı kullanabilirsiniz. Esmerseniz koyu tonlar, kızılsanız karamel, gri, lila gibi renkler gözlerinizin etkisini artırır.

    Saçlar
    Dağınık saçlar ya da dağınık topuz kadınların kullandığı en etkileyici saç stillerindendir.

    Açık bırakılmış parlak, havalı saçlar da kadınların güzelliğini vurgulayan saç şekilleridir.

    Göğüsler
    Bütün kadınlar diri ve kusursuz göğüslere sahip olmayı ister. Çoğu erkek için tartışmasız kadınların en dikkat çekici ve seksi özelliği göğüslerdir.

    Göğüslerinizi korumanız için yumuşak etkili bir vücut peelingi, diri göğüslere sahip olabilmek için, düzenli olarak soğuk su ile basınçlı duş, göğüs jimnastiği güzelliğinizi korumanıza yardımcı olacaktır.

    Ten
    Yumuşak bir ten, pürüzsüz ve temiz bir vücut kadının güzelliğinin anahtarıdır.

    Sağlıklı beslenme, düzenli bakım, soğuk havalarda koruma, doğal maskeler ve kürler teninizin uzun süre bakımlı ve genç görünmesine yardımcı olacaktır.

    Çinlilerin dediği gibi; ‘Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin’ ya da bir Türk atasözüne kulak verin; ‘Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.

    Kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen programlardan uzak durup, yaşam şekli haline getirebileceğiniz değişiklikler ve daha esnek bir beslenme programı seçmenizi için 20 farklı ipucu :

    1- Yemek porsiyonlarınızı kesinlikle büyütmeyin. Giysi bedeninizin genişlemesini istemiyorsanız, ufak tabaklarda yemeyi deneyin.

    2- Güne iyi kahvaltı ederek başlayın. Bu; gün boyunca daha az kalori tüketmenize yardımcı olur.Kahvaltıyı asla atlamayın.

    3- Öğlen ve akşam yemeklerinde, tabağınızdaki yiyeceklerin yarısının sebze olmasına dikkat edin ya da salata ekleyin.

    4- Dışarıda yemek yerken tatlı da sipariş edecekseniz, mutlaka biriyle paylaşın.

    5- Ne yediğinizi görün! Paket serviste dahi yiyecekleri bir tabağa koyun ve her lokmanın tadına varmaya çalışın.

    6- Önce tabağınızdaki düşük kalorili yiyecekleri tüketin, yedikçe daha yüksek kalorili olanlara geçin.Salata, sebze ve çorba ile başlamak iyi bir seçimdir.

    7- Tam yağlı süt yerine, yüzde bir yağlı süte geçin. Tadını beğenmezseniz yüzde 50 yağlı süt ile kademeli geçiş yapın.

    8- Çiğnediğiniz yiyeceklerden kalori almayı tercih edin.

    9- Meyve suyu yerine taze meyve tüketin. Uzun süre tok tutar ve kan şekerinizi hızla yükseltmez.

    10- Bir yiyecek günlüğü tutun. Gerçekten de şaşırtıcı biçimde işe yarıyor. Kısacası; kendinizin polisi olun.

    11- Çinlilerin dediği gibi; ‘Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin’ ya da bir Türk atasözüne kulak verin; ‘Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.’

    12- Mayonez yerine hardal kullanın ya da diyet ketçapı tercih edin. Kendinize yoğurt ile farklı soslar da yaratabilirsiniz.

    13- Daha fazla çorba için. Kremasız olanları hem doyurucudur hem de daha düşük kalorilidir.

    14- Meyve suyundan vazgeçemiyorsanız daha az kalori almak için sulandırın. Hatta maden suyu ekleyin.

    15- Alkol tüketiminizi hafta sonları ile sınırlandırın ve düşük alkollü olanları tercih edin.

    16- Akşam evde sebze yapmaya zamanınız yoksa, en sevdiğiniz yedi donmuş sebze çeşidinden edinin. Herhangi bir kombinasyon oluşturun, mikrodalgaya koyun ve en sevdiğiniz düşük yağlı sos ile tatlandırın.

    17- Kendinize yapacağınız en büyük kötülük öğün atlamaktır. Sağlıklı beslenen çoğu kişi gündüzleri diyet, geceleri ise yemek ziyafeti yapar ve sabah pişman olur.

    18- Tatlı yemek istediğinizde yağsız süt, donmuş meyve ile kendinize sağlıklı ve lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz.

    19- Sebzelerle çırpılmış ve yapışmaz tavada pişirilmiş yumurta da akşam yemeği için iyi bir seçim. Kolesterolünüz varsa bir sarı, iki, üç adet yumurta beyazı kullanın.

    20- Hızlı ve doyurucu bir ara öğün için doğranmış meyvelerden salata yapın ve üzerine yoğurt ekleyin.

    Diyet hakkında en iyi 20 ipucu...

    Konu Saati  11:23  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Çinlilerin dediği gibi; ‘Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin’ ya da bir Türk atasözüne kulak verin; ‘Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.

    Kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen programlardan uzak durup, yaşam şekli haline getirebileceğiniz değişiklikler ve daha esnek bir beslenme programı seçmenizi için 20 farklı ipucu :

    1- Yemek porsiyonlarınızı kesinlikle büyütmeyin. Giysi bedeninizin genişlemesini istemiyorsanız, ufak tabaklarda yemeyi deneyin.

    2- Güne iyi kahvaltı ederek başlayın. Bu; gün boyunca daha az kalori tüketmenize yardımcı olur.Kahvaltıyı asla atlamayın.

    3- Öğlen ve akşam yemeklerinde, tabağınızdaki yiyeceklerin yarısının sebze olmasına dikkat edin ya da salata ekleyin.

    4- Dışarıda yemek yerken tatlı da sipariş edecekseniz, mutlaka biriyle paylaşın.

    5- Ne yediğinizi görün! Paket serviste dahi yiyecekleri bir tabağa koyun ve her lokmanın tadına varmaya çalışın.

    6- Önce tabağınızdaki düşük kalorili yiyecekleri tüketin, yedikçe daha yüksek kalorili olanlara geçin.Salata, sebze ve çorba ile başlamak iyi bir seçimdir.

    7- Tam yağlı süt yerine, yüzde bir yağlı süte geçin. Tadını beğenmezseniz yüzde 50 yağlı süt ile kademeli geçiş yapın.

    8- Çiğnediğiniz yiyeceklerden kalori almayı tercih edin.

    9- Meyve suyu yerine taze meyve tüketin. Uzun süre tok tutar ve kan şekerinizi hızla yükseltmez.

    10- Bir yiyecek günlüğü tutun. Gerçekten de şaşırtıcı biçimde işe yarıyor. Kısacası; kendinizin polisi olun.

    11- Çinlilerin dediği gibi; ‘Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin’ ya da bir Türk atasözüne kulak verin; ‘Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.’

    12- Mayonez yerine hardal kullanın ya da diyet ketçapı tercih edin. Kendinize yoğurt ile farklı soslar da yaratabilirsiniz.

    13- Daha fazla çorba için. Kremasız olanları hem doyurucudur hem de daha düşük kalorilidir.

    14- Meyve suyundan vazgeçemiyorsanız daha az kalori almak için sulandırın. Hatta maden suyu ekleyin.

    15- Alkol tüketiminizi hafta sonları ile sınırlandırın ve düşük alkollü olanları tercih edin.

    16- Akşam evde sebze yapmaya zamanınız yoksa, en sevdiğiniz yedi donmuş sebze çeşidinden edinin. Herhangi bir kombinasyon oluşturun, mikrodalgaya koyun ve en sevdiğiniz düşük yağlı sos ile tatlandırın.

    17- Kendinize yapacağınız en büyük kötülük öğün atlamaktır. Sağlıklı beslenen çoğu kişi gündüzleri diyet, geceleri ise yemek ziyafeti yapar ve sabah pişman olur.

    18- Tatlı yemek istediğinizde yağsız süt, donmuş meyve ile kendinize sağlıklı ve lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz.

    19- Sebzelerle çırpılmış ve yapışmaz tavada pişirilmiş yumurta da akşam yemeği için iyi bir seçim. Kolesterolünüz varsa bir sarı, iki, üç adet yumurta beyazı kullanın.

    20- Hızlı ve doyurucu bir ara öğün için doğranmış meyvelerden salata yapın ve üzerine yoğurt ekleyin.

    Hamileliği önleyen sebeplerin yaklaşık % 50-55'i kadınlarla ilgilidir.

    Çiftler doktora gittiği zaman önce erkeğin spermi sayılır çünkü bu işlem kadınlarla ilgili yapılması gereken işlemden çok daha kolayca uygulanabilir. Erkek spermi sayımı, hamileliği önleyen sebebin yaklaşık % 40-45'ini ortadan kaldırılır. Geri kalan % 50-55 ise kadın ile ilgili sebeplerdir.

    Kadınların incelenmesinde ilk olarak nasıl gebelik oluştuğunu anlatalım: Kadının gebe kalabilmesi için her ay yumurtalığından bir adet yumurta üretmesi, bu yumurtanın yumurtlayarak yumurtalık kanalına düşmesi, bu yumurtanın kanalda ilerlemesi, burada sperm ile buluşması ve sonra döllenmesi gereklidir. Bu döllenen yumurta ki biz buna embryo diyoruz, yumurtalık kanalının hareketleri ile rahme doğru götürülüp rahim boşluğuna bırakılır ve daha sonra da embryo rahmin duvarına yapışarak gebeliği meydana getirir.

    Dolayısı ile bir kadının hamile kalabilmesi için yumurtalıklarının olması, yumurtasının olması, yumurtlayabilmesi, yumurtalık kanalının yumurtayı ve spermi bir araya getirebilecek şekilde açık, aktif ve çalışabilir halde olması, yumurtanın döllenebilir olması ve döllenen embryonun da yine sağlıklı bir yumurtalık kanalı yardımı ile rahme götürülmesi gerekmektedir. Rahim duvarının belli bir kalınlıkta ve normallikte olması ile embryo rahim duvarına tutunur. Kadında yaptığımız testlerde genellikle bu bölgelere tek tek bakıyoruz.

    Önce kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakıyoruz. Bunun için kadının adetinin yaklaşık 10. gününde başlayan ve 2-3 günde bir devam ederek, 16-17. gününe kadar sürebilen ultrason tetkikleriyle yumurtlama takibi yapılmaktadır. Bu takipte sağ veya sol yumurtalıktan bir yumurtanın çıktığı ve bunun büyüdüğü sonra yumurtlayarak kaybolduğu izlenir. Bu izlenmezse kadında bir yumurtlama sorunu var demektir ki bununla ilgili özel tedaviler gerekir. Bugünkü yazımda özellikle yumurtlama ile ilgili sorunlara dikkat çekmek istiyorum.

    Kadınlar genellikle 28-30 günde bir adet olurlar, bunun düzenli olması çoğu kez yumurtlamanın olduğuna dair bir kanıttır. Yine de böyle olgularda ultrason ile takip esnasında yumurtlama olmadığı ortaya çıkabilir.

    Düzensiz adet olan kadınlarda ise yumurtlama ya olmamaktadır ya da değişik günlerde olmaktadır. Bu da karı-kocanın doğru günü bulmasında zorluğa yol açar. Bu şekilde gebelik gecikebilir veya olmayabilir.

    Kadınların yumurtladığı gün genellikle iki adet arasındaki günden 14 gün çıkarılarak bulunur. Örneğin 30 günde adet olan bir kadın 30-14=16. günde, yani adet başladığından sonraki 16. günde yumurtlar. 16. günden 4 gün çıkarıp 2 gün de ekleyerek yani 12. gün ile 18. gün arası kadının döllenmeye müsait günleri olarak kabul edilir. Kadın 26 günde bir adet oluyorsa yani bir adet başından diğer adet başına kadar 26 gün geçiyorsa 26-14=12. günde yumurtlama olur, 12-4 çıkarıp 2 de eklersek 8 ile 14. günler arası bulunur. Demek ki 26 günde bir adet olan bir kadın adet başlangıcından itibaren 8 ile 14. günler arası döllenebilir. Bu hesap düzenli adet olanlarda geçerlidir. Ancak düzensiz adet olduğu zaman tabii ki bu günlerde ciddi sapmalar olacaktır ve bu yüzden de karı-kocanın doğru günü bulmasında güçlük çekilecektir. Bu durumlar ultrasonla saptanmak ile birlikte aynı zamanda kanda bakılan bazı yumurtlama hormonu seviyeleri ile de kesinleştirilir ve kişiye yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar verilir.

    Yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar genellikle her ay 5 gün kadar verilmekte ve ultrason ile yumurtlama takibi yapılmaktadır. Yapılan takip sonunda yumurtlama gerçekleşmezse ilacın dozu günde 2'ye, 3'e hatta günde 4'e kadar çıkabilir. Bununla da olmazsa iğnelere geçilir. Yumurtlama tedavilerinde genellikle % 75-80 civarında başarı elde edilebilmektedir.

    Geçmiş yıllarda her sabah kadının ateşine bakılması ve bunu kağıda yazması şeklindeki yumurtlama takibine artık rağbet edilmemektedir. Bu, hem çok vakit ve gayret gerektirir hem de çok kesin değildir. Günümüzde en geçerli yumurtlama takibi ultrasonla olmaktadır.

    Yumurtlama bozukluklarının içinde özel bir grup vardır ki buna polikistik over (PCO) hastalığı diyoruz. Bu hastalıkta beyinden yumurtlamayı gerçekleştiren 2 tane temel hormondan bir tanesi (LH) diğer hormondan (FSH) daha yüksek salgılanmaktadır. Bu bir devamlı yumurtlayamama hadisesi oluşturur. Bu bünyesel bir olaydır, ergenlikle birlikte başlar ve menopoza kadar devam eder. Kalıtım ile ilgisi vardır. Son yıllarda bu hastalığın şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kolesterol ve bazı kanser olaylarını da arttırıcı etkisi olduğu düşünülmektedir. PCO teşhisi ultrason yardımı ile ve kandaki hormonlar ile kolayca anlaşılabilir. Bu kişilerde düzensiz adete ek olarak şişmanlık, yağlı cilt, sivilce, saç dökülmesi ve yüzde tüylenme artışı gibi bulgular da görülebilir. Bu gruptaki kadınlar özel kliniklerde kadın doğumcu, dahiliyeci ve cildiyeciden oluşan ekipler tarafından değerlendirilir ve en doğru yaklaşım bulunur. Bu kişilerin de yumurtlamaları haplar veya iğneler ile gerçekleştirilebilir. Bazı zamanlarda ise laparoskopi denilen bir ameliyat ile yumurtalıklarda açılan değişik delikler yardımı ile yumurtlama oluşturulabilir.

    PCO hastaları yumurtlama uyarıcı ilaçlar ile fazla uyarılırsa yumurtalıklar çok büyüyüp şişebilir ve ciddi sağlık sorunları yaşayabilirler. Onun için bu tarz kişilerin uzmanlar tarafından gelişmiş kliniklerde takibi tavsiye edilir.

    Mother&Baby- Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel

    Kadınlardaki kısırlık problemleri

    Konu Saati  11:22  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Hamileliği önleyen sebeplerin yaklaşık % 50-55'i kadınlarla ilgilidir.

    Çiftler doktora gittiği zaman önce erkeğin spermi sayılır çünkü bu işlem kadınlarla ilgili yapılması gereken işlemden çok daha kolayca uygulanabilir. Erkek spermi sayımı, hamileliği önleyen sebebin yaklaşık % 40-45'ini ortadan kaldırılır. Geri kalan % 50-55 ise kadın ile ilgili sebeplerdir.

    Kadınların incelenmesinde ilk olarak nasıl gebelik oluştuğunu anlatalım: Kadının gebe kalabilmesi için her ay yumurtalığından bir adet yumurta üretmesi, bu yumurtanın yumurtlayarak yumurtalık kanalına düşmesi, bu yumurtanın kanalda ilerlemesi, burada sperm ile buluşması ve sonra döllenmesi gereklidir. Bu döllenen yumurta ki biz buna embryo diyoruz, yumurtalık kanalının hareketleri ile rahme doğru götürülüp rahim boşluğuna bırakılır ve daha sonra da embryo rahmin duvarına yapışarak gebeliği meydana getirir.

    Dolayısı ile bir kadının hamile kalabilmesi için yumurtalıklarının olması, yumurtasının olması, yumurtlayabilmesi, yumurtalık kanalının yumurtayı ve spermi bir araya getirebilecek şekilde açık, aktif ve çalışabilir halde olması, yumurtanın döllenebilir olması ve döllenen embryonun da yine sağlıklı bir yumurtalık kanalı yardımı ile rahme götürülmesi gerekmektedir. Rahim duvarının belli bir kalınlıkta ve normallikte olması ile embryo rahim duvarına tutunur. Kadında yaptığımız testlerde genellikle bu bölgelere tek tek bakıyoruz.

    Önce kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakıyoruz. Bunun için kadının adetinin yaklaşık 10. gününde başlayan ve 2-3 günde bir devam ederek, 16-17. gününe kadar sürebilen ultrason tetkikleriyle yumurtlama takibi yapılmaktadır. Bu takipte sağ veya sol yumurtalıktan bir yumurtanın çıktığı ve bunun büyüdüğü sonra yumurtlayarak kaybolduğu izlenir. Bu izlenmezse kadında bir yumurtlama sorunu var demektir ki bununla ilgili özel tedaviler gerekir. Bugünkü yazımda özellikle yumurtlama ile ilgili sorunlara dikkat çekmek istiyorum.

    Kadınlar genellikle 28-30 günde bir adet olurlar, bunun düzenli olması çoğu kez yumurtlamanın olduğuna dair bir kanıttır. Yine de böyle olgularda ultrason ile takip esnasında yumurtlama olmadığı ortaya çıkabilir.

    Düzensiz adet olan kadınlarda ise yumurtlama ya olmamaktadır ya da değişik günlerde olmaktadır. Bu da karı-kocanın doğru günü bulmasında zorluğa yol açar. Bu şekilde gebelik gecikebilir veya olmayabilir.

    Kadınların yumurtladığı gün genellikle iki adet arasındaki günden 14 gün çıkarılarak bulunur. Örneğin 30 günde adet olan bir kadın 30-14=16. günde, yani adet başladığından sonraki 16. günde yumurtlar. 16. günden 4 gün çıkarıp 2 gün de ekleyerek yani 12. gün ile 18. gün arası kadının döllenmeye müsait günleri olarak kabul edilir. Kadın 26 günde bir adet oluyorsa yani bir adet başından diğer adet başına kadar 26 gün geçiyorsa 26-14=12. günde yumurtlama olur, 12-4 çıkarıp 2 de eklersek 8 ile 14. günler arası bulunur. Demek ki 26 günde bir adet olan bir kadın adet başlangıcından itibaren 8 ile 14. günler arası döllenebilir. Bu hesap düzenli adet olanlarda geçerlidir. Ancak düzensiz adet olduğu zaman tabii ki bu günlerde ciddi sapmalar olacaktır ve bu yüzden de karı-kocanın doğru günü bulmasında güçlük çekilecektir. Bu durumlar ultrasonla saptanmak ile birlikte aynı zamanda kanda bakılan bazı yumurtlama hormonu seviyeleri ile de kesinleştirilir ve kişiye yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar verilir.

    Yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar genellikle her ay 5 gün kadar verilmekte ve ultrason ile yumurtlama takibi yapılmaktadır. Yapılan takip sonunda yumurtlama gerçekleşmezse ilacın dozu günde 2'ye, 3'e hatta günde 4'e kadar çıkabilir. Bununla da olmazsa iğnelere geçilir. Yumurtlama tedavilerinde genellikle % 75-80 civarında başarı elde edilebilmektedir.

    Geçmiş yıllarda her sabah kadının ateşine bakılması ve bunu kağıda yazması şeklindeki yumurtlama takibine artık rağbet edilmemektedir. Bu, hem çok vakit ve gayret gerektirir hem de çok kesin değildir. Günümüzde en geçerli yumurtlama takibi ultrasonla olmaktadır.

    Yumurtlama bozukluklarının içinde özel bir grup vardır ki buna polikistik over (PCO) hastalığı diyoruz. Bu hastalıkta beyinden yumurtlamayı gerçekleştiren 2 tane temel hormondan bir tanesi (LH) diğer hormondan (FSH) daha yüksek salgılanmaktadır. Bu bir devamlı yumurtlayamama hadisesi oluşturur. Bu bünyesel bir olaydır, ergenlikle birlikte başlar ve menopoza kadar devam eder. Kalıtım ile ilgisi vardır. Son yıllarda bu hastalığın şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kolesterol ve bazı kanser olaylarını da arttırıcı etkisi olduğu düşünülmektedir. PCO teşhisi ultrason yardımı ile ve kandaki hormonlar ile kolayca anlaşılabilir. Bu kişilerde düzensiz adete ek olarak şişmanlık, yağlı cilt, sivilce, saç dökülmesi ve yüzde tüylenme artışı gibi bulgular da görülebilir. Bu gruptaki kadınlar özel kliniklerde kadın doğumcu, dahiliyeci ve cildiyeciden oluşan ekipler tarafından değerlendirilir ve en doğru yaklaşım bulunur. Bu kişilerin de yumurtlamaları haplar veya iğneler ile gerçekleştirilebilir. Bazı zamanlarda ise laparoskopi denilen bir ameliyat ile yumurtalıklarda açılan değişik delikler yardımı ile yumurtlama oluşturulabilir.

    PCO hastaları yumurtlama uyarıcı ilaçlar ile fazla uyarılırsa yumurtalıklar çok büyüyüp şişebilir ve ciddi sağlık sorunları yaşayabilirler. Onun için bu tarz kişilerin uzmanlar tarafından gelişmiş kliniklerde takibi tavsiye edilir.

    Mother&Baby- Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel

    10 Aralık 2012 Pazartesi

    Avea


    Avea’nın online alışveriş festivali ile hem kendinizi hem de sevdiklerinizi mutlu etmek sizin elinizde! Avealılar, çiçekten kıyafete, ayakkabıdan parfüme,elektronikten ev eşyasına online alışverişte %30’a varan indirim kazanıyor! Çiçeksepeti , Markafoni, Zizigo, Misspera, HızlıalAltıncıcaddeEbebek ve Enmoda markaları birbirinden güzel fırsatlarla alışveriş festivalinde yerlerini aldı!

    İndirim fırsatlarından yararlanabilmeniz için gerekli olan bilgiler:

    15 Kasım- 31 Aralık tarihleri arasında geçerli olan Avea’nın online alışveriş kampanyasına katılabilmeniz için; seçeceğiniz markanın ismini yazıp, 5060’a SMS yoluyla göndermeniz gerekmektedir. İndirimlerden yararlanmanızı sağlayacak şifre, 31.12.2012 tarihine kadar geçerlidir. Kupon kodlarının paraya çevrilmesi ve kullanım süresi dolan kuponların yenileri ile değiştirilmesi mümkün değildir. Her kupon yalnızca 1 kere kullanılabilir.Yapacağınız tüm alışverişlerde kargo ücretsizdir. Her bir markanın üzerine tıklayarak kampanya detay bilgilerini inceleyebilirsiniz.


    Kampanya süresi ve kurgusunda meydana gelen değişiklik hakkı Avea İletişim Hizmetlerin'de saklıdır. Kampanyaya katılım mesaj ücreti katılımcılar tarafından karşılanacaktır. 5060’a gönderilen kısa mesajlar KDV ve ÖİV dahil 41,5 kuruş olarak ücretlendirilir.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Avealılar Online Alışverişte De Kazanıyor!

    Konu Saati  13:12  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Avea


    Avea’nın online alışveriş festivali ile hem kendinizi hem de sevdiklerinizi mutlu etmek sizin elinizde! Avealılar, çiçekten kıyafete, ayakkabıdan parfüme,elektronikten ev eşyasına online alışverişte %30’a varan indirim kazanıyor! Çiçeksepeti , Markafoni, Zizigo, Misspera, HızlıalAltıncıcaddeEbebek ve Enmoda markaları birbirinden güzel fırsatlarla alışveriş festivalinde yerlerini aldı!

    İndirim fırsatlarından yararlanabilmeniz için gerekli olan bilgiler:

    15 Kasım- 31 Aralık tarihleri arasında geçerli olan Avea’nın online alışveriş kampanyasına katılabilmeniz için; seçeceğiniz markanın ismini yazıp, 5060’a SMS yoluyla göndermeniz gerekmektedir. İndirimlerden yararlanmanızı sağlayacak şifre, 31.12.2012 tarihine kadar geçerlidir. Kupon kodlarının paraya çevrilmesi ve kullanım süresi dolan kuponların yenileri ile değiştirilmesi mümkün değildir. Her kupon yalnızca 1 kere kullanılabilir.Yapacağınız tüm alışverişlerde kargo ücretsizdir. Her bir markanın üzerine tıklayarak kampanya detay bilgilerini inceleyebilirsiniz.


    Kampanya süresi ve kurgusunda meydana gelen değişiklik hakkı Avea İletişim Hizmetlerin'de saklıdır. Kampanyaya katılım mesaj ücreti katılımcılar tarafından karşılanacaktır. 5060’a gönderilen kısa mesajlar KDV ve ÖİV dahil 41,5 kuruş olarak ücretlendirilir.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır
    Kuru Fasulye Maskesi
    Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır ?
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır,Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar
    Kuru fasulye sağlık açısından son derece faydalı bir bakliyat. Cilt açısından da öyle tabiki.. Cildiniz için kuru fasulye maskesi yapabilirsiniz.. Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar derseniz hemen cevabı verelim. Kuru Fasulye maskesi, cilt lekeleri ve çilleri yok etmek için ideal bir maskes.. Gelelim Kuru fasulye maskesi nasıl yapılıra..Öncelikle gerekli malzemeleri sayalım..

    Kuru Fasulye Maskesi İçin Gerekli Malzemeler ;
    *1 avuç haşlanmış kurufasulye,
    *1 yemek kaşığı bal,
    *1 yemek kaşığı zeytinyağı,
    *15-20 damla limon suyu,
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır
    İyice haşlanmış fasulyeyi ve diğer malzemeleri blenderden geçirin ve krem kıvamında bir püre haline getirin.elinize ve yüzünüze sürüp,20 dakika bekletin. Duru su ile yıkayıp pamuğa gül suyu döküp cildinizi bununla temizleyin.
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır,Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar

    KURU FASULYE MASKESİ NASIL YAPILIR ?

    Konu Saati  00:04  |  in  Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar  |  Devamı»

    Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır
    Kuru Fasulye Maskesi
    Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır ?
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır,Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar
    Kuru fasulye sağlık açısından son derece faydalı bir bakliyat. Cilt açısından da öyle tabiki.. Cildiniz için kuru fasulye maskesi yapabilirsiniz.. Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar derseniz hemen cevabı verelim. Kuru Fasulye maskesi, cilt lekeleri ve çilleri yok etmek için ideal bir maskes.. Gelelim Kuru fasulye maskesi nasıl yapılıra..Öncelikle gerekli malzemeleri sayalım..

    Kuru Fasulye Maskesi İçin Gerekli Malzemeler ;
    *1 avuç haşlanmış kurufasulye,
    *1 yemek kaşığı bal,
    *1 yemek kaşığı zeytinyağı,
    *15-20 damla limon suyu,
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır
    İyice haşlanmış fasulyeyi ve diğer malzemeleri blenderden geçirin ve krem kıvamında bir püre haline getirin.elinize ve yüzünüze sürüp,20 dakika bekletin. Duru su ile yıkayıp pamuğa gül suyu döküp cildinizi bununla temizleyin.
    Kuru Fasulye Maskesi,Kuru Fasulye Cilt Maskesi,Kuru Fasulye Maskesi Nasıl Yapılır,Kuru Fasulye Maskesi Ne İşe Yarar

    8 Aralık 2012 Cumartesi

    Mesleksel aşırı yorgunluk, uzun zaman ayakta kalma, fiziksel ve mental gereksinimlerin yoğunluğu, çevresel stres, erken doğum ve suların erken gelmesine sebep olabilir.

    Türkiye’de giderek artan çalışan kadın nüfusu nedeniyle gebelerin yarısının çalışarak gebeliklerini geçirdiğini söyleyen İstanbul Medipol Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sema Ovalı, komplikasyon yoksa, gebelerin çoğu doğum eyleminin başlamasına kadar çalışabileceğini belirtti. Ovalı, “Ancak bazı iş tiplerinde gebelik komplikasyonlarının görülme sıklığı artabilir. Özellikle fiziksel güç isteyen işlerde çalışanlarda erken doğum, büyüme geriliği, hipertansiyon gibi durumların yüzde 20-60 oranında arttığı gösterilmiştir” dedi.

    Gebelerin ciddi fiziksel zorluklara maruz kalabilecekleri mesleklerden kaçınmaları gerektiğini dile getiren Ovalı, “Gebelere yeterli dinlenme süreleri sağlanmalıdır. Önceki gebeliklerinde prematüre doğum yapan kadınların olabildiğince fiziksel stresten kaçınmaları yerinde olur” diye konuştu.

    Egzersiz Kısıtlaması Yok

    Gebeler için egzersiz kısıtlamasına gerek olmadığına değinen Ovalı, şöyle devam etti:
    “Ancak aşırı yorgunluk ve kendine veya bebeğe zarar verecek risklerden kaçınmak gerekir. Hareketsiz bir yaşam, gebeliğe bağlı hipertansiyon, erken doğum riski, plasenta previa, çoğul gebelikler, ileri kalp ve damar hastalığı olanlar, kanamalı gebeler, rahim ağzı yetersizliği nedeniyle serklajı olan gebelere tavsiye edilir ve bu kişiler kesinlikle egzersiz yapmamalıdır. Ağır kansızlık, kalpte aritmi, kronik bronşit, kötü kontrollü diyabet, aşırı kilolu veya zayıf gebeler, kötü kontrollü hipertansiyon, hipertiroidi, ortopedik sorunlar, epilepsi ve aşırı sigara kullanımı da egzersize sakınca oluşturabilir.”

    Deniz Ürünü Tüketmek Yararlı

    Yapılan bir çalışmada haftada 340 gramdan fazla deniz ürünü tüketimimin gebelik sonuçları üzerine yararlı etkileri gösterildiğini ifade eden Ovalı, “Ancak, neredeyse tüm balıklar eşit miktarda da olsa cıva içerdiği için gebe ve emziren kadınların özellikle de kılıç balığı, uskumru, ton balığı ve orkinozdan derin deniz balıklarından kaçınmaları gerekmektedir.”

    Bunlara Dikkat!

    Yolculuk: Otomobil yolculuğunda emniyet kemeri karın altından ve üst kalçayı çaprazlayacak şekilde yerleştirilmeli ve rahat olmalıdır. Omuz bölümü göğüslerin arasına gelmelidir.

    Uçak yolculuğu: Sağlıklı gebelerde 36’ncı gebelik haftasına kadar herhangi bir zararlı etkisi yoktur. Yolculuk esnasında saatte bir yürüyüş, rahatlatıcı hareketler yapılmalıdır.

    Cinsel ilişki: Sağlıklı gebelerde zararsızdır. Düşük ve erken doğum riski olduğunda cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

    Diş bakımı: Gebelik öncesi diş muayenesi mutlaka yapılmalı ve iyi bir diş hijyeni konusunda gebe teşvik edilmelidir. Kötü ağız sağlığı, erken doğumdan sorumlu olabilir. Gebelikte diş röntgenleri de dahil tüm diş tedavileri bir engel yoktur.

    Aşılanma: Difteri, tetanoz gibi aşıların gebelik sırasında yapılmasında sakınca yoktur ve özellikle de aşılanmalıdır. Grip aşısı, grip mevsimi süresince gebe olabilecek tüm kadınlara yapılmalıdır. Gebeliğinde aşılanan kadınların çocuklarının ilk 6 ay içinde grip ve solunum yolu hastalığı riskinde yüzde 63 azalma tespit edilmiştir. Diğer bütün aşılar uygun endikasyon olduğunda yarar zarar oranları değerlendirilerek doktor tavsiyesine göre yapılabilir.

    Kafein: Aşırı kafein tüketimi plasenta kan akımını azalttığı için bebeğin düşük doğum ağırlıklı olarak doğma riski artar. ABD Diyetisyenler Birliği, gebelik boyunca kafein alımını günlük 500 mg’dan az olacak şekilde sınırlandırmıştır (2 fincan kahve).

    Bulantı ve kusma: Gebeliğin başlangıcı ile 14-16’ncı haftalara kadar devam eder. Bazı kişilerde kanser kemoterapisi gören hastalarınkine benzer karakter ve yoğunlukta olduğu şeklinde tanımlanır. Tedavi ile nadiren tam olarak iyileşir, genellikle rahatsızlık hissi biraz azaltılabilir. Sık aralıklarla az yeme, doyunca yemeği bırakma önemlidir. Zencefil ve B6 vitamini içeren bira mayası ve mayalı ekmek, tedaviye destek amacıyla kullanılabilir. Aşırı durumlarda hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

    Sırt ağrısı: Belli dereceye kadar gebelerin yüzde 70’inde vardır. Aşırı gerilme veya yorgunluk, aşırı eğilme, ağır kaldırma veya yürüme sonrası hafif derecede ağrılar olabilir. Kilolu olmak da bel ağrılarını artırır. Ağrılı kadınların yerden bir şey alırken eğilmeden çömelerek alması, otururken sırtlarını bir yastık ile desteklemeleri, yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmaları ağrıları azaltabilir. Şiddetli ağrı durumlarında, kuyruk sokumu ve kalçaya vuran ağrılarda mutlaka ortopedik muayene yapılmalıdır.

    Varisler: Genellikle yapısal yatkınlığa bağlı olarak gelişir. Uzun süre ayakta durma, gebelik, aşırı kilo ve ilerleyen yaşla birlikte artar. Bacakların yükseltilmesi, elastik çorapların kullanılması ilk aşamada yapılacak tedavilerdir. İleri durumlarda ilaç tedavisi veya nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.

    Hemoroidler: Makattaki venlerin varisleridir. Lokal ilaç tedavileri, sıcak uygulamalar ve dışkı yumuşatıcı ilaçlar ile tedavi edilirler. Hemoroidlerdeki ağrılı ve iltihaplı kan pıhtılaşmalarında cerrahi tedavi yapılabilir.

    Mide yanması: Yemek borusuna mide içeriğinin geçmesi sonucu oluşur. Az ve sık yeme, eğilme ve düz yatmaktan kaçınma ile hafifletilebilir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi yapılabilir.

    Aşırı tükrük salgısı: Bazı gebelerde ortaya çıkar. Nişastalı besinler tükrük salgısını artırabilir. Sık tükürme gereksinimi oluşan bazı gebelerde havuç, salatalık, naneli veya zencefilli pastiller faydalı olabilir.

    Uykusuzluk ve yorgunluk: Gebeliğin erken dönemlerinde birçok kadın yorgunluk ve uykusuzluk çeker. Progesteronun uyku getirici etkisi vardır ama REM uykusu denilen kaliteli uyku dönemi azalır ve dinlenmemiş şekilde kalkar. Buna bağlı olarak sabah rahatsızlıkları ortaya çıkar. Gün boyunca kısa uykular ve yatarken hafif rahatlatıcı ilaçlar faydalı olabilir.

    Akıntı: Gebelikte artan östrojene bağlı olarak rahim ağzı ve vajen salgısının artması sonucu oluşur. Aşırı miktarda, kokulu ve renkli olanlar enfeksiyona bağlı olabilir ve tedavi edilmelidir.

    Kordon kanı bankacılığı: Çocuklarda ve erişkinlerde kan kanserleri ve bazı genetik hastalıkları tedavi etmek için göbek kordonundan elde edilen kanın transplantasyonu yapılabilmektedir. İki çeşit kordon kanı bankası bulunur.

    Genel bankalar, kan ürünleri bağışına benzer şekilde, akraba ya da akraba olmayan alıcıların kullanımı için bağış yaparlar. Özel bankalar ise, gelecekte kişinin kendi ihtiyacı olabileceğini düşünerek kök hücre depolanması yapılması için kurulmuştur ve bu bankalar ilk uygulama ile yıllık depolama için ücret alırlar.

    Ancak, alıcıda bilinen bir endikasyon olmadan saklanmış kordon kanı kullanılarak çok az transplantasyon yapılmıştır ve kordon kanının verici çiftin çocuğunda veya bir aile üyesinde kullanılma olasılığının çok düşük olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle gebeler, kordon kanının bankada saklanması konusunda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra karar vermelidirler.

    Gebelikte Tehlikelerden Korunun

    Konu Saati  11:51  |  in  hamilelik  |  Devamı»

    Mesleksel aşırı yorgunluk, uzun zaman ayakta kalma, fiziksel ve mental gereksinimlerin yoğunluğu, çevresel stres, erken doğum ve suların erken gelmesine sebep olabilir.

    Türkiye’de giderek artan çalışan kadın nüfusu nedeniyle gebelerin yarısının çalışarak gebeliklerini geçirdiğini söyleyen İstanbul Medipol Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sema Ovalı, komplikasyon yoksa, gebelerin çoğu doğum eyleminin başlamasına kadar çalışabileceğini belirtti. Ovalı, “Ancak bazı iş tiplerinde gebelik komplikasyonlarının görülme sıklığı artabilir. Özellikle fiziksel güç isteyen işlerde çalışanlarda erken doğum, büyüme geriliği, hipertansiyon gibi durumların yüzde 20-60 oranında arttığı gösterilmiştir” dedi.

    Gebelerin ciddi fiziksel zorluklara maruz kalabilecekleri mesleklerden kaçınmaları gerektiğini dile getiren Ovalı, “Gebelere yeterli dinlenme süreleri sağlanmalıdır. Önceki gebeliklerinde prematüre doğum yapan kadınların olabildiğince fiziksel stresten kaçınmaları yerinde olur” diye konuştu.

    Egzersiz Kısıtlaması Yok

    Gebeler için egzersiz kısıtlamasına gerek olmadığına değinen Ovalı, şöyle devam etti:
    “Ancak aşırı yorgunluk ve kendine veya bebeğe zarar verecek risklerden kaçınmak gerekir. Hareketsiz bir yaşam, gebeliğe bağlı hipertansiyon, erken doğum riski, plasenta previa, çoğul gebelikler, ileri kalp ve damar hastalığı olanlar, kanamalı gebeler, rahim ağzı yetersizliği nedeniyle serklajı olan gebelere tavsiye edilir ve bu kişiler kesinlikle egzersiz yapmamalıdır. Ağır kansızlık, kalpte aritmi, kronik bronşit, kötü kontrollü diyabet, aşırı kilolu veya zayıf gebeler, kötü kontrollü hipertansiyon, hipertiroidi, ortopedik sorunlar, epilepsi ve aşırı sigara kullanımı da egzersize sakınca oluşturabilir.”

    Deniz Ürünü Tüketmek Yararlı

    Yapılan bir çalışmada haftada 340 gramdan fazla deniz ürünü tüketimimin gebelik sonuçları üzerine yararlı etkileri gösterildiğini ifade eden Ovalı, “Ancak, neredeyse tüm balıklar eşit miktarda da olsa cıva içerdiği için gebe ve emziren kadınların özellikle de kılıç balığı, uskumru, ton balığı ve orkinozdan derin deniz balıklarından kaçınmaları gerekmektedir.”

    Bunlara Dikkat!

    Yolculuk: Otomobil yolculuğunda emniyet kemeri karın altından ve üst kalçayı çaprazlayacak şekilde yerleştirilmeli ve rahat olmalıdır. Omuz bölümü göğüslerin arasına gelmelidir.

    Uçak yolculuğu: Sağlıklı gebelerde 36’ncı gebelik haftasına kadar herhangi bir zararlı etkisi yoktur. Yolculuk esnasında saatte bir yürüyüş, rahatlatıcı hareketler yapılmalıdır.

    Cinsel ilişki: Sağlıklı gebelerde zararsızdır. Düşük ve erken doğum riski olduğunda cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

    Diş bakımı: Gebelik öncesi diş muayenesi mutlaka yapılmalı ve iyi bir diş hijyeni konusunda gebe teşvik edilmelidir. Kötü ağız sağlığı, erken doğumdan sorumlu olabilir. Gebelikte diş röntgenleri de dahil tüm diş tedavileri bir engel yoktur.

    Aşılanma: Difteri, tetanoz gibi aşıların gebelik sırasında yapılmasında sakınca yoktur ve özellikle de aşılanmalıdır. Grip aşısı, grip mevsimi süresince gebe olabilecek tüm kadınlara yapılmalıdır. Gebeliğinde aşılanan kadınların çocuklarının ilk 6 ay içinde grip ve solunum yolu hastalığı riskinde yüzde 63 azalma tespit edilmiştir. Diğer bütün aşılar uygun endikasyon olduğunda yarar zarar oranları değerlendirilerek doktor tavsiyesine göre yapılabilir.

    Kafein: Aşırı kafein tüketimi plasenta kan akımını azalttığı için bebeğin düşük doğum ağırlıklı olarak doğma riski artar. ABD Diyetisyenler Birliği, gebelik boyunca kafein alımını günlük 500 mg’dan az olacak şekilde sınırlandırmıştır (2 fincan kahve).

    Bulantı ve kusma: Gebeliğin başlangıcı ile 14-16’ncı haftalara kadar devam eder. Bazı kişilerde kanser kemoterapisi gören hastalarınkine benzer karakter ve yoğunlukta olduğu şeklinde tanımlanır. Tedavi ile nadiren tam olarak iyileşir, genellikle rahatsızlık hissi biraz azaltılabilir. Sık aralıklarla az yeme, doyunca yemeği bırakma önemlidir. Zencefil ve B6 vitamini içeren bira mayası ve mayalı ekmek, tedaviye destek amacıyla kullanılabilir. Aşırı durumlarda hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

    Sırt ağrısı: Belli dereceye kadar gebelerin yüzde 70’inde vardır. Aşırı gerilme veya yorgunluk, aşırı eğilme, ağır kaldırma veya yürüme sonrası hafif derecede ağrılar olabilir. Kilolu olmak da bel ağrılarını artırır. Ağrılı kadınların yerden bir şey alırken eğilmeden çömelerek alması, otururken sırtlarını bir yastık ile desteklemeleri, yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmaları ağrıları azaltabilir. Şiddetli ağrı durumlarında, kuyruk sokumu ve kalçaya vuran ağrılarda mutlaka ortopedik muayene yapılmalıdır.

    Varisler: Genellikle yapısal yatkınlığa bağlı olarak gelişir. Uzun süre ayakta durma, gebelik, aşırı kilo ve ilerleyen yaşla birlikte artar. Bacakların yükseltilmesi, elastik çorapların kullanılması ilk aşamada yapılacak tedavilerdir. İleri durumlarda ilaç tedavisi veya nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.

    Hemoroidler: Makattaki venlerin varisleridir. Lokal ilaç tedavileri, sıcak uygulamalar ve dışkı yumuşatıcı ilaçlar ile tedavi edilirler. Hemoroidlerdeki ağrılı ve iltihaplı kan pıhtılaşmalarında cerrahi tedavi yapılabilir.

    Mide yanması: Yemek borusuna mide içeriğinin geçmesi sonucu oluşur. Az ve sık yeme, eğilme ve düz yatmaktan kaçınma ile hafifletilebilir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi yapılabilir.

    Aşırı tükrük salgısı: Bazı gebelerde ortaya çıkar. Nişastalı besinler tükrük salgısını artırabilir. Sık tükürme gereksinimi oluşan bazı gebelerde havuç, salatalık, naneli veya zencefilli pastiller faydalı olabilir.

    Uykusuzluk ve yorgunluk: Gebeliğin erken dönemlerinde birçok kadın yorgunluk ve uykusuzluk çeker. Progesteronun uyku getirici etkisi vardır ama REM uykusu denilen kaliteli uyku dönemi azalır ve dinlenmemiş şekilde kalkar. Buna bağlı olarak sabah rahatsızlıkları ortaya çıkar. Gün boyunca kısa uykular ve yatarken hafif rahatlatıcı ilaçlar faydalı olabilir.

    Akıntı: Gebelikte artan östrojene bağlı olarak rahim ağzı ve vajen salgısının artması sonucu oluşur. Aşırı miktarda, kokulu ve renkli olanlar enfeksiyona bağlı olabilir ve tedavi edilmelidir.

    Kordon kanı bankacılığı: Çocuklarda ve erişkinlerde kan kanserleri ve bazı genetik hastalıkları tedavi etmek için göbek kordonundan elde edilen kanın transplantasyonu yapılabilmektedir. İki çeşit kordon kanı bankası bulunur.

    Genel bankalar, kan ürünleri bağışına benzer şekilde, akraba ya da akraba olmayan alıcıların kullanımı için bağış yaparlar. Özel bankalar ise, gelecekte kişinin kendi ihtiyacı olabileceğini düşünerek kök hücre depolanması yapılması için kurulmuştur ve bu bankalar ilk uygulama ile yıllık depolama için ücret alırlar.

    Ancak, alıcıda bilinen bir endikasyon olmadan saklanmış kordon kanı kullanılarak çok az transplantasyon yapılmıştır ve kordon kanının verici çiftin çocuğunda veya bir aile üyesinde kullanılma olasılığının çok düşük olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle gebeler, kordon kanının bankada saklanması konusunda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra karar vermelidirler.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top