• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 12 Eylül 2013 Perşembe

    Zamana Karşı Direnmek İsteyenlerin En Büyük Silahlarından Biri: Cilt Gençleştirme Operasyonları…

    Nüfus cüzdanınızda her yıl bir yaş daha büyüyen yaşınıza rağmen cildinizi bir yaş daha gençleştirmek istiyorsanız alternatiflerden biri de cilt gençleştirme operasyonları…

    Cilt gençleştirme operasyonları ile ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Estetik-Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Özdemir’e sorduk.

    Cildimiz neden ve nasıl yaşlanır?
    Yaş ilerledikçe ciltte kırışıklık, sarkma, lekelenme gibi bir takım değişiklikler olur. Oluşan bu cilt değişiklikleri çevresel faktörler, genetik faktörler, beslenme ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Başlı başına en büyük faktör ise güneş ışığına maruz kalmaktır. Vücutta bulunan doğal pigmentler, güneş ışığına bağlı cilt yaşlanmasına karşı kısmi koruyucu etki yapar. Bu nedenle mavi gözlü, açık tenli insanlarda yaşlanmaya bağlı cilt değişiklikleri, koyu tenli ve daha fazla pigmentli insanlara göre daha fazla görülür.

    Yaşlanan cildin belirtileri nelerdir?
    *Yaşlanan cildin en üst tabakası olan epidermis incelir.
    *Pigment içeren hücrelerin (melanositler) sayısı azalır.
    *Kalan pigment hücrelerinin büyüklüğü artar. Bunun sonucunda cilt daha ince daha soluk ve daha şeffaf görüntü kazanır. Güneşle temas eden alanlarda yaşlılık lekeleri, çiller gibi büyük pigmente lekeler oluşur.
    *Cildin bağ doku elemanlarındaki değişiklikler nedeniyle cildin kuvveti ve elastikiyeti azalır. Özellikle güneş temas eden ciltte daha sık görülür.
    *Cildin alt tabakası olan dermisteki damarların kırılganlığının artmasıyla cilt altı kanamalar, morarmalar artar.
    *Bayanlarda menopoz sonrası ve erkeklerde daha ileriki yaşlarda, ciltte özel ter bezleri olan sebase bezlerin salgısı azalır ve cildi nemli tutmak zorlaşır. Bu da beraberinde ciltte kuruluk ve kaşıntıyı getirir.
    *Saç ve kıl azalması olur. Bazı yerlerde istenmeyen kıllanma artışı izlenebilir.
    *Saçlar ve kıllar önce grileşir sonra beyazlaşır.
    *Cilt altı yağ dokusu tabakası incelir. Böylece cilt zedelenmelere karşı daha açık ve vücut sıcaklığını düzenlemek daha zor olur. Ter bezleri salgısının azalması da vücut sıcaklığı düzenlenmesini zorlaştırıcı bir etkendir.

    Bu değişiklikler her insanda farklı oranda ve yaş dilimlerinde izlenir.

    Tüm bunların sonucunda ciltte kuruluk, kırışıklıklar, sarkmalar ve lekeler ana yaşlanma belirtileri olarak gözlemlenir. Doğal yaşlanma belirtileri yanında diyabet, karaciğer hastalığı, kalp hastalığı, damar hastalıkları, obezite, stres, kimyasallara maruz kalmak, iklim değişiklikleri, alerjiler farklı cilt değişiklikleri yapabilir.

    Cilt gençleştirmeye yönelik estetik müdahalelerden önce yapılabilecekler nelerdir?
    Cildi gençleştirecek estetik müdahaleler öncesi cildinizdeki yaşlanma belirtilerini mümkün olduğunca önlemeye çalışmanız daha önemlidir. Stresten uzak durma, var olan hastalıkların tanı ve yeterli tedavisinin yapılması, dengeli beslenme yanında yaşlanma belirtilerinin en önemli risk faktörü olan güneş ışığından korunmak da çok önemlidir. Bu amaçla;

    Bronzlaşmaktan ve solaryumdan sakının.
    Güneş ışığının en kuvvetli olduğu 10.00- 16.00 saatleri arasında güneş altında kalmayın.
    Güneşin hem UVA hem de UVB ışınlarından koruyucu en az 30 SPF olan kremler kullanın.
    Dışarıya çıkarken, şapka, eldiven ve güneşten koruyucu kıyafetler tercih edin.

    Cildi gençleştirmek için uygulanan estetik müdahaleler nelerdir?
    1. Botoks enjeksiyonu
    2. Dolgu maddesi enjeksiyonu
    3. Peeling (cilt soyma)
       a. Kimyasal peeling (cilt soyma)
       b. Lazer peeling
       c. Dermabrazyon (mekanik soyma)
    4. Hiperbarik oksijen ve ozon tedavisi
    5. Cerrahi yöntemler

    Özellikle yüz bölgesi kırışıklıkları tedavisinde botoks ve dolgu maddeleri tek başına veya birlikte kullanılabilir. Dolgu maddeleri hyaluronik asit, kolajen, hidroksiapatit veya polimetilmetakrilat yapılı olabilir. Bunun yanında insanın kendi dokularından elde edilen yağ enjeksiyonu, kök hücre enjeksiyonu, PRP (Platelet rich plazma) ve çeşitli doku kokteylleri de genç bir cilt görünümü sağlamak için kullanılır.

    Kırışıklıklar, lekeler, sivilce izleri ve gözenekler için çeşitli cilt yenileme teknikleri kullanılmaktadır. Burada amaç pürüzlü üst cilt tabakasını kaybedip daha sağlıklı, pürüzsüz, parlak, lekelerin kaybolduğu ve nemli bir cilt elde etmektir. Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren "Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)" tercih edilmektedir. AHA, meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

    TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling yapılır, bu tedavi metodları daha farklıdır. Uzman doktor tarafından uygulanılması gereklidir.

    Lazerle cilt gençleştirme işlemi nasıl yapılır?
    Lazerle cilt gençleştirmede ise Pulsed dye-lazer, fraksiyonel karbondioksit lazer ve Q-switch Nd: YAG lazerler en sık kullanılan lazerlerdir. Bu amaçla kullanılan lazerler 2 yöntemle etki gösterirler:

    Ablatif tip gençleştirme lazerleri: Uygun bir derinlikte kontrollü bir şekilde cildin üst tabakasını soyarak etki ederler.  Bu cilt yenileme tekniği ile cildin yüzeysel tabakaları ısıtılır. Aynı anda doku içindeki su buharlaşır. Cildin yıpranmış ve yaşlı görünmesine neden olan üst tabakaları tahrip olur. Bunun sonucunda kolajen üreten hücrelerin aktivitesi artar, yeni kolajen ve hücreler arası destek yapı proteinleri oluşur ve tamamen yeni bir cilt yapısı ortaya çıkar.

    Nonablatif tip gençleştirme lazerleri: Non-Ablatif (Ablatif olmayan) lazerlerin enerji düzeyleri daha düşüktür ve cilt yüzeyinde herhangi bir tahribata yol açmazlar. Termal hasarı dermal tabakalarda yaparlar ve derinin en dışındaki tabaka (epidermis) korunur. Nonablatif lazerle cilt gençleştirme yönteminde epidermis tahrip olmaz. Cilt altı doku uyarılarak yeniden yapılandırılır.
    Non-ablatif lazerle cilt gençleştirme yöntemi yüzün yanı sıra, boyun, göğüs, kollar, eller, bacaklar ve ayaklarda da uygulanabilir.

    Cilt gençleştirmede kullanılan başka yöntemler var mı?
    *Dermabrazyon, peeling işleminin mekanik olarak lokal anestezi altında yapılmasıdır. Amaç daha pürüzsüz ve az kırışık bir cilt elde etmektir.
    *Hiperbarik oksijen tedavisi insanın hem zindeliğini artıran hem de hücre yenilenmesini sağlayan doğal bir doping yöntemidir. İyileşmeyen cilt yaraları ve pek çok hastalığın tedavisinde de kullanılan bu yöntem gençleşmek için de kullanılabilir.
    *Ozon terapisi de cilt yenileme ve gençleştirme amacıyla kullanılır.

    Cilt gençleştirmede cerrahi tedavinin yeri nedir?
    Her türlü medikal tedaviye rağmen bazı kırışıklıklar, cilt sarkmaları ve lekeler cerrahi tedavi gerektirebilir. Bu takdirde yüz germe (face lift), boyun germe (neck lift), kol germe (brakioplasti), uyluk germe (thigh lift) gibi cerrahi işlemleri yapılır.

    Son dönemde ilgi görmeye başlayan cilt gençleştirme alanlarından biri de el estetiğidir. Özellikte el derisi estetiği için, kimyasal soyma, lazerle cilt yenileme, yağ dokusu enjeksiyonları yapıyoruz. Yüzeysel mavi damarlar ise skleroterapi denilen enjeksiyon yöntemi ile yok edilebilir.

    Cildinizin yaşlanmasına izin vermeyin

    Konu Saati  06:37  |  in  güzellik  |  Devamı»

    Zamana Karşı Direnmek İsteyenlerin En Büyük Silahlarından Biri: Cilt Gençleştirme Operasyonları…

    Nüfus cüzdanınızda her yıl bir yaş daha büyüyen yaşınıza rağmen cildinizi bir yaş daha gençleştirmek istiyorsanız alternatiflerden biri de cilt gençleştirme operasyonları…

    Cilt gençleştirme operasyonları ile ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Estetik-Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Özdemir’e sorduk.

    Cildimiz neden ve nasıl yaşlanır?
    Yaş ilerledikçe ciltte kırışıklık, sarkma, lekelenme gibi bir takım değişiklikler olur. Oluşan bu cilt değişiklikleri çevresel faktörler, genetik faktörler, beslenme ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Başlı başına en büyük faktör ise güneş ışığına maruz kalmaktır. Vücutta bulunan doğal pigmentler, güneş ışığına bağlı cilt yaşlanmasına karşı kısmi koruyucu etki yapar. Bu nedenle mavi gözlü, açık tenli insanlarda yaşlanmaya bağlı cilt değişiklikleri, koyu tenli ve daha fazla pigmentli insanlara göre daha fazla görülür.

    Yaşlanan cildin belirtileri nelerdir?
    *Yaşlanan cildin en üst tabakası olan epidermis incelir.
    *Pigment içeren hücrelerin (melanositler) sayısı azalır.
    *Kalan pigment hücrelerinin büyüklüğü artar. Bunun sonucunda cilt daha ince daha soluk ve daha şeffaf görüntü kazanır. Güneşle temas eden alanlarda yaşlılık lekeleri, çiller gibi büyük pigmente lekeler oluşur.
    *Cildin bağ doku elemanlarındaki değişiklikler nedeniyle cildin kuvveti ve elastikiyeti azalır. Özellikle güneş temas eden ciltte daha sık görülür.
    *Cildin alt tabakası olan dermisteki damarların kırılganlığının artmasıyla cilt altı kanamalar, morarmalar artar.
    *Bayanlarda menopoz sonrası ve erkeklerde daha ileriki yaşlarda, ciltte özel ter bezleri olan sebase bezlerin salgısı azalır ve cildi nemli tutmak zorlaşır. Bu da beraberinde ciltte kuruluk ve kaşıntıyı getirir.
    *Saç ve kıl azalması olur. Bazı yerlerde istenmeyen kıllanma artışı izlenebilir.
    *Saçlar ve kıllar önce grileşir sonra beyazlaşır.
    *Cilt altı yağ dokusu tabakası incelir. Böylece cilt zedelenmelere karşı daha açık ve vücut sıcaklığını düzenlemek daha zor olur. Ter bezleri salgısının azalması da vücut sıcaklığı düzenlenmesini zorlaştırıcı bir etkendir.

    Bu değişiklikler her insanda farklı oranda ve yaş dilimlerinde izlenir.

    Tüm bunların sonucunda ciltte kuruluk, kırışıklıklar, sarkmalar ve lekeler ana yaşlanma belirtileri olarak gözlemlenir. Doğal yaşlanma belirtileri yanında diyabet, karaciğer hastalığı, kalp hastalığı, damar hastalıkları, obezite, stres, kimyasallara maruz kalmak, iklim değişiklikleri, alerjiler farklı cilt değişiklikleri yapabilir.

    Cilt gençleştirmeye yönelik estetik müdahalelerden önce yapılabilecekler nelerdir?
    Cildi gençleştirecek estetik müdahaleler öncesi cildinizdeki yaşlanma belirtilerini mümkün olduğunca önlemeye çalışmanız daha önemlidir. Stresten uzak durma, var olan hastalıkların tanı ve yeterli tedavisinin yapılması, dengeli beslenme yanında yaşlanma belirtilerinin en önemli risk faktörü olan güneş ışığından korunmak da çok önemlidir. Bu amaçla;

    Bronzlaşmaktan ve solaryumdan sakının.
    Güneş ışığının en kuvvetli olduğu 10.00- 16.00 saatleri arasında güneş altında kalmayın.
    Güneşin hem UVA hem de UVB ışınlarından koruyucu en az 30 SPF olan kremler kullanın.
    Dışarıya çıkarken, şapka, eldiven ve güneşten koruyucu kıyafetler tercih edin.

    Cildi gençleştirmek için uygulanan estetik müdahaleler nelerdir?
    1. Botoks enjeksiyonu
    2. Dolgu maddesi enjeksiyonu
    3. Peeling (cilt soyma)
       a. Kimyasal peeling (cilt soyma)
       b. Lazer peeling
       c. Dermabrazyon (mekanik soyma)
    4. Hiperbarik oksijen ve ozon tedavisi
    5. Cerrahi yöntemler

    Özellikle yüz bölgesi kırışıklıkları tedavisinde botoks ve dolgu maddeleri tek başına veya birlikte kullanılabilir. Dolgu maddeleri hyaluronik asit, kolajen, hidroksiapatit veya polimetilmetakrilat yapılı olabilir. Bunun yanında insanın kendi dokularından elde edilen yağ enjeksiyonu, kök hücre enjeksiyonu, PRP (Platelet rich plazma) ve çeşitli doku kokteylleri de genç bir cilt görünümü sağlamak için kullanılır.

    Kırışıklıklar, lekeler, sivilce izleri ve gözenekler için çeşitli cilt yenileme teknikleri kullanılmaktadır. Burada amaç pürüzlü üst cilt tabakasını kaybedip daha sağlıklı, pürüzsüz, parlak, lekelerin kaybolduğu ve nemli bir cilt elde etmektir. Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren "Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)" tercih edilmektedir. AHA, meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

    TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling yapılır, bu tedavi metodları daha farklıdır. Uzman doktor tarafından uygulanılması gereklidir.

    Lazerle cilt gençleştirme işlemi nasıl yapılır?
    Lazerle cilt gençleştirmede ise Pulsed dye-lazer, fraksiyonel karbondioksit lazer ve Q-switch Nd: YAG lazerler en sık kullanılan lazerlerdir. Bu amaçla kullanılan lazerler 2 yöntemle etki gösterirler:

    Ablatif tip gençleştirme lazerleri: Uygun bir derinlikte kontrollü bir şekilde cildin üst tabakasını soyarak etki ederler.  Bu cilt yenileme tekniği ile cildin yüzeysel tabakaları ısıtılır. Aynı anda doku içindeki su buharlaşır. Cildin yıpranmış ve yaşlı görünmesine neden olan üst tabakaları tahrip olur. Bunun sonucunda kolajen üreten hücrelerin aktivitesi artar, yeni kolajen ve hücreler arası destek yapı proteinleri oluşur ve tamamen yeni bir cilt yapısı ortaya çıkar.

    Nonablatif tip gençleştirme lazerleri: Non-Ablatif (Ablatif olmayan) lazerlerin enerji düzeyleri daha düşüktür ve cilt yüzeyinde herhangi bir tahribata yol açmazlar. Termal hasarı dermal tabakalarda yaparlar ve derinin en dışındaki tabaka (epidermis) korunur. Nonablatif lazerle cilt gençleştirme yönteminde epidermis tahrip olmaz. Cilt altı doku uyarılarak yeniden yapılandırılır.
    Non-ablatif lazerle cilt gençleştirme yöntemi yüzün yanı sıra, boyun, göğüs, kollar, eller, bacaklar ve ayaklarda da uygulanabilir.

    Cilt gençleştirmede kullanılan başka yöntemler var mı?
    *Dermabrazyon, peeling işleminin mekanik olarak lokal anestezi altında yapılmasıdır. Amaç daha pürüzsüz ve az kırışık bir cilt elde etmektir.
    *Hiperbarik oksijen tedavisi insanın hem zindeliğini artıran hem de hücre yenilenmesini sağlayan doğal bir doping yöntemidir. İyileşmeyen cilt yaraları ve pek çok hastalığın tedavisinde de kullanılan bu yöntem gençleşmek için de kullanılabilir.
    *Ozon terapisi de cilt yenileme ve gençleştirme amacıyla kullanılır.

    Cilt gençleştirmede cerrahi tedavinin yeri nedir?
    Her türlü medikal tedaviye rağmen bazı kırışıklıklar, cilt sarkmaları ve lekeler cerrahi tedavi gerektirebilir. Bu takdirde yüz germe (face lift), boyun germe (neck lift), kol germe (brakioplasti), uyluk germe (thigh lift) gibi cerrahi işlemleri yapılır.

    Son dönemde ilgi görmeye başlayan cilt gençleştirme alanlarından biri de el estetiğidir. Özellikte el derisi estetiği için, kimyasal soyma, lazerle cilt yenileme, yağ dokusu enjeksiyonları yapıyoruz. Yüzeysel mavi damarlar ise skleroterapi denilen enjeksiyon yöntemi ile yok edilebilir.

    Evliliğinizde veya ilişkinizde sorunlar mı var? Sorunsuz ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir.

    Mutlu ve sorunsuz bir evlilik, bu kuruma adımını atmış çiftler için en önemli tercihtir. Ancak ister evlilik olsun ister beraberlik, başarılı bir ilişki göründüğü kadar kolay değildir. Karmaşık bir yapıya ve hassas dengelere dayalı olan kadın-erkek ilişkisinin başarısıysa, uzmanların tavsiye ettiği bir takım basit ama önemli kurallara uymakla mümkün.

    Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, insanın doğuştan yarım ve yalnız olduğunu ifade ederken, evliliğin aslında kişinin kayıp olan yarısını bulma arayışı olduğuna dikkat çekti.

    Güven Yoksa Evlilik de Yok

    Evliliği tamamlanmak, bütünleşmek ve bütünlenmek olarak tanımlayan Dr. Keçe, evlilik kurumunu kişilerin kendini güvende hissetmek amacıyla oluşturduğu bir olgu olarak açıkladı. Dr. Keçe şunları kaydetti:
    “Bu kurumun amacı bütünleşme arzusudur. Çünkü insanoğlu annesi ile bir bütün olarak ana rahminde gelişir. Bu bütünlük duygusu anneyle bir olma isteğidir. Anne rahminde kişi kendini güvende ve cenneteymiş gibi hisseder. Fakat annenin rahminden çıktığında insan o duyguya yeniden kavuşmak ister. İşte sağlıklı ve mutlu bir evlilik, bu bütünlük duygusunu verdiği için kişiye güveni hissettirir. Ama güven yoksa bu takdirde hırçın ve çaresiz hissettirir. Bu yüzden evlilikler çoğu zaman insanı ya hırçın ve çaresiz ya da huzurlu ve mutlu kılar.”

    İç Sesinize Takılmayın, Anlatın!

    Peki evlilik nasıl çatışmaya dönüşüyor? Dr. Keçe bunu iki olguya bağlıyor:
    “Bir insanı iki olgu rahatsız eder. Biri kendi iç sesidir. Diğeriyse başkalarının onun hakkında söyledikleridir. Bunu evliliklere de uyarlayabiliriz. Evliliklerde de kişiler eşleri hakkında iç seslerine ve eşlerinin kendilerine sarf ettiği sözlere ve yaptıklarına kafalarını çok takarlar. Bununla birlikte hem kendilerini hem de eşlerini suçlamaya başlarlar. Bir insanı mutlu eden de iki olgu vardır: Anlatmak ve anlaşılabilmek… Eğer evlilikte çatışma başlamışsa karı-koca ne dertlerini birbirlerine anlatabilirler ne de anlaşıldıklarını düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini güvende hissetmezler. Demek ki iç seslere kulak vermek ya da düşüncelerinizi içinize hapsetmek yerine anlatabilmek ve de doğru bir şekilde anlaşılabilmek çok önemli.”

    Dr. Keçe, evliliğin yolunda gitmemesinin en önemli nedenlerini, birbirini suçlayıcı tavır alma, küçümseme, saygısızlık, sürekli kendini savunma, iletişimsizlik ve saldırganlık olarak sıralıyor.

    İşte Mutlu Evliliğin 10 Altın Kuralı

    Peki mutlu bir evliliğin kuralları nedir? Dr. Keçe 10 altın kuralı şöyle açıklıyor:

    1- Bankada bir hesap açtığınızı düşünün. Bu hesaba ne kadar mutlu an yatırırsanız ilişkiniz de o kadar mutlu ve uzun ömürlü olur. Amacınız hesabınızı mutlulukla doldurmak olmalı.
    2- Birbirinize olan ilgisizliğinizin nedenini bulun. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, ilginin çocuklara kayması, maddi sorunlar, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftin birbirlerine olan ilgisini azaltabilir.
    3- Aklınızda bir anahtarlık hayal edin. Anahtarlığınıza koşulsuz sevme, anlayış, hoşgörü, arkadaş olabilme, samimiyet, şefkat, emek, sabır ve fedakarlık anahtarlarını takın. Anahtarlığa takılan tüm bu olgular mutlu evliliğin kapılarının altın anahtarlığını barındırır.
    4- Sevgiliyken yaptıklarınızı tekrarlayın. Çiftler her nedense evlenince, toplumun onlara yüklediği roller doğrultusunda evlilik sürecine sevgililiği birbirlerine yakıştıramazlar. Böylece kısa süre önce sevgiliyken yaşadıkları güzel paylaşımları evliliklerine taşıyamazlar. Hatta flörtü evliliğin doğal süreci olarak görmeme eğilimi hâkim olur. Oysaki insanları değiştiren evlilik değil evliliğe bakış şekilleridir. Evlilikle birlikte sevgiliyken yaptıkları davranımlardan uzak duran çiftler zaman içerisinde hayatın onlara sunduğu monotonluğu yaşar ve sevgilerini, paylaşımlarını sorgulamaya başlarlar. Halbuki sevgiliyken yapılan küçük paylaşımların devam etmesi ilişkiyi ateşler. Kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesi ve tutkularının devam ettiğini görmek kişileri birbirine bağlar. Eski tutku ve sevgilerinin devam ettiğini görmek ayrıca yeni paylaşımların artmasına da neden olur.
    5- Eşinizin bir konu hakkındaki fikirlerine ya da hayallerine değer verin. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin.
    6- Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için yenilikler yapın. Kaliteli zaman geçirmek için olanaklar yaratın. Ona beklenmedik küçük sürprizler yapın. Özel bir gün olmasa dahi ona küçük bir hediye alın. Birlikte vakit geçirmek için fırsat kollayın. Ortak zevklerinize uygun paylaşımlar yaratın.
    7- İlgi çekmek için ilişkinize gizem katın.
    8- Narsistik gereksinimlerinizi karşılayın. Kendinizi sevin ve beğenin.
    9- Eşinizi fark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.
    10- Öfkelendiğinizde asla şiddete başvurmayın. Mola verin, ortamı terk edin, duş alın ve uyuyun. Müzik dinleyin. Kavganızın dozajının yükseldiği anda nefes alıp vererek gevşeyin. Çatışmalarınızı yıkıcı değil yapıcı olarak ele alın. Kişisel eleştiri değil davranışsal eleştiri yapın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın.

    Mutlu Evliliğin 10 Altın Kuralı!

    Konu Saati  06:37  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Evliliğinizde veya ilişkinizde sorunlar mı var? Sorunsuz ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir.

    Mutlu ve sorunsuz bir evlilik, bu kuruma adımını atmış çiftler için en önemli tercihtir. Ancak ister evlilik olsun ister beraberlik, başarılı bir ilişki göründüğü kadar kolay değildir. Karmaşık bir yapıya ve hassas dengelere dayalı olan kadın-erkek ilişkisinin başarısıysa, uzmanların tavsiye ettiği bir takım basit ama önemli kurallara uymakla mümkün.

    Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, insanın doğuştan yarım ve yalnız olduğunu ifade ederken, evliliğin aslında kişinin kayıp olan yarısını bulma arayışı olduğuna dikkat çekti.

    Güven Yoksa Evlilik de Yok

    Evliliği tamamlanmak, bütünleşmek ve bütünlenmek olarak tanımlayan Dr. Keçe, evlilik kurumunu kişilerin kendini güvende hissetmek amacıyla oluşturduğu bir olgu olarak açıkladı. Dr. Keçe şunları kaydetti:
    “Bu kurumun amacı bütünleşme arzusudur. Çünkü insanoğlu annesi ile bir bütün olarak ana rahminde gelişir. Bu bütünlük duygusu anneyle bir olma isteğidir. Anne rahminde kişi kendini güvende ve cenneteymiş gibi hisseder. Fakat annenin rahminden çıktığında insan o duyguya yeniden kavuşmak ister. İşte sağlıklı ve mutlu bir evlilik, bu bütünlük duygusunu verdiği için kişiye güveni hissettirir. Ama güven yoksa bu takdirde hırçın ve çaresiz hissettirir. Bu yüzden evlilikler çoğu zaman insanı ya hırçın ve çaresiz ya da huzurlu ve mutlu kılar.”

    İç Sesinize Takılmayın, Anlatın!

    Peki evlilik nasıl çatışmaya dönüşüyor? Dr. Keçe bunu iki olguya bağlıyor:
    “Bir insanı iki olgu rahatsız eder. Biri kendi iç sesidir. Diğeriyse başkalarının onun hakkında söyledikleridir. Bunu evliliklere de uyarlayabiliriz. Evliliklerde de kişiler eşleri hakkında iç seslerine ve eşlerinin kendilerine sarf ettiği sözlere ve yaptıklarına kafalarını çok takarlar. Bununla birlikte hem kendilerini hem de eşlerini suçlamaya başlarlar. Bir insanı mutlu eden de iki olgu vardır: Anlatmak ve anlaşılabilmek… Eğer evlilikte çatışma başlamışsa karı-koca ne dertlerini birbirlerine anlatabilirler ne de anlaşıldıklarını düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini güvende hissetmezler. Demek ki iç seslere kulak vermek ya da düşüncelerinizi içinize hapsetmek yerine anlatabilmek ve de doğru bir şekilde anlaşılabilmek çok önemli.”

    Dr. Keçe, evliliğin yolunda gitmemesinin en önemli nedenlerini, birbirini suçlayıcı tavır alma, küçümseme, saygısızlık, sürekli kendini savunma, iletişimsizlik ve saldırganlık olarak sıralıyor.

    İşte Mutlu Evliliğin 10 Altın Kuralı

    Peki mutlu bir evliliğin kuralları nedir? Dr. Keçe 10 altın kuralı şöyle açıklıyor:

    1- Bankada bir hesap açtığınızı düşünün. Bu hesaba ne kadar mutlu an yatırırsanız ilişkiniz de o kadar mutlu ve uzun ömürlü olur. Amacınız hesabınızı mutlulukla doldurmak olmalı.
    2- Birbirinize olan ilgisizliğinizin nedenini bulun. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, ilginin çocuklara kayması, maddi sorunlar, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftin birbirlerine olan ilgisini azaltabilir.
    3- Aklınızda bir anahtarlık hayal edin. Anahtarlığınıza koşulsuz sevme, anlayış, hoşgörü, arkadaş olabilme, samimiyet, şefkat, emek, sabır ve fedakarlık anahtarlarını takın. Anahtarlığa takılan tüm bu olgular mutlu evliliğin kapılarının altın anahtarlığını barındırır.
    4- Sevgiliyken yaptıklarınızı tekrarlayın. Çiftler her nedense evlenince, toplumun onlara yüklediği roller doğrultusunda evlilik sürecine sevgililiği birbirlerine yakıştıramazlar. Böylece kısa süre önce sevgiliyken yaşadıkları güzel paylaşımları evliliklerine taşıyamazlar. Hatta flörtü evliliğin doğal süreci olarak görmeme eğilimi hâkim olur. Oysaki insanları değiştiren evlilik değil evliliğe bakış şekilleridir. Evlilikle birlikte sevgiliyken yaptıkları davranımlardan uzak duran çiftler zaman içerisinde hayatın onlara sunduğu monotonluğu yaşar ve sevgilerini, paylaşımlarını sorgulamaya başlarlar. Halbuki sevgiliyken yapılan küçük paylaşımların devam etmesi ilişkiyi ateşler. Kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesi ve tutkularının devam ettiğini görmek kişileri birbirine bağlar. Eski tutku ve sevgilerinin devam ettiğini görmek ayrıca yeni paylaşımların artmasına da neden olur.
    5- Eşinizin bir konu hakkındaki fikirlerine ya da hayallerine değer verin. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin.
    6- Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için yenilikler yapın. Kaliteli zaman geçirmek için olanaklar yaratın. Ona beklenmedik küçük sürprizler yapın. Özel bir gün olmasa dahi ona küçük bir hediye alın. Birlikte vakit geçirmek için fırsat kollayın. Ortak zevklerinize uygun paylaşımlar yaratın.
    7- İlgi çekmek için ilişkinize gizem katın.
    8- Narsistik gereksinimlerinizi karşılayın. Kendinizi sevin ve beğenin.
    9- Eşinizi fark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.
    10- Öfkelendiğinizde asla şiddete başvurmayın. Mola verin, ortamı terk edin, duş alın ve uyuyun. Müzik dinleyin. Kavganızın dozajının yükseldiği anda nefes alıp vererek gevşeyin. Çatışmalarınızı yıkıcı değil yapıcı olarak ele alın. Kişisel eleştiri değil davranışsal eleştiri yapın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın.

    11 Eylül 2013 Çarşamba


    Apple'ın 10 Eylül de yaptığı yıllık tanıtımların ikincisinde görücüye çıkardığı iPhone 5C ve iPhone 5S için yayınlanan tanıtım videolarını aşağıda seyredebilirsiniz.







    Apple iPhone 5S için geliştirilen parmak izi koruma Touch ID yanı sıra gelişmiş kamera özelliklerini de tanıtım videolarında görmek mümkün. iSight kamera ve uygun fiyatlı, yeni nesil, renkli ve plastik kapaklı Apple iPhone 5C

    Apple iPhone 5S ve iPhone 5C Tanıtım Videoları

    Konu Saati  06:05  |  in  iPhone  |  Devamı»


    Apple'ın 10 Eylül de yaptığı yıllık tanıtımların ikincisinde görücüye çıkardığı iPhone 5C ve iPhone 5S için yayınlanan tanıtım videolarını aşağıda seyredebilirsiniz.







    Apple iPhone 5S için geliştirilen parmak izi koruma Touch ID yanı sıra gelişmiş kamera özelliklerini de tanıtım videolarında görmek mümkün. iSight kamera ve uygun fiyatlı, yeni nesil, renkli ve plastik kapaklı Apple iPhone 5C

    Dr. Öz  Dünya Kanser gününde kanseri önleme yolları hakkında önemli tavsiyeler veriyor.

    Digiturk Home TV’de “Dr. Oz Show” programıyla hafta içi her gün 13.00 ve günün tekrarıyla 19.00’da izleyiciyle buluşan Dr. Mehmet Öz, Kanser Haftası nedeniyle hastalığın farklı türleri için öneriler sunuyor. Ailesinde kanser geçmişi olan kişilerin doktor kontrolleri ile gerekli testleri düzenli olarak yaptırmaları gerektiğini ve erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Dr Öz, vücuttaki yağ fazlalığının (obezite), kanser riskini %30 oranında arttıran etkenlerden biri olduğunu belirtiyor. Dr. Öz, yağın vücutta hormon üreten bir organ gibi kanseri tetikleyici özelliğe sahip olduğunu belirtiyor.

    Karaciğer, prostat, kolon ve pankreas kanserlerinden korunmak için… 
    Dr. Öz’ün önerilerine göre domates, içerdiği yüksek likopen sayesinde karaciğer ve prostat kanseri riskini azaltıyor. Araştırmalar yağ oranı yüksek gıdalar ya da ağırlıklı olarak kırmızı etle beslenen kişilerin prostat, kolon ve pankreas kanserine yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu gösterirken; soya, nohut, mercimek ve fıstık gibi isoflavone içeren besinleri tüketmenin de prostat kanseri riskini düşürdüğünü işaret ediyor. Karaciğer kanserini önlemek için sigaradan ve pasif içicilikten uzak durmak gerekiyor. Ayrıca araba camlarını açık tutmak ve karayollarındaki hava kirliğini solumak da karaciğer kanserine sebep olabiliyor.

    Dr. Öz yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre E vitamini (E 400IUs) desteği alanların da prostat kanserine yakalanma oranının daha yüksek olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Beslenmenizde vitaminin önemi büyük, ancak özellikle erkeklere multivitamin seçimlerinde düşük E vitamini olanları tercih etmelerini öneriyorum”. Kolon kanserinin erken teşhisi için dışkıda kan olup olmadığını düzenli olarak kontrol etmek gerekiyor. Günlük aspirin tüketimi ve lif yönünden zengin besinler tüketmek kolon kanseriyle mücadeleye yardımcı oluyor. Pankreas kanserine yakalanma riskini azaltmak içinse yağlı kırmızı et ve işlenmiş etten uzak durmak gerekiyor. Akşam yemeklerinize kırmızı ve sarı sebzelerin eklenmesi de büyük önem taşıyor.

    Meme, yumurtalık, mide ve cilt kanserlerini önlemenin yolları…
    Dr. Öz balık yağı ve omega 3 asitleri (DHA ve EPA) ile günde 3 bardak yeşil çay içmenin meme kanserine yakalanma oranını düşürdüğünü belirtiyor. Haftada en az iki kez indole-3-carbiol maddesi içeren brokoli ve brüksel lahanasını tüketmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Cilt kanseri riskini azaltmak için günde iki bardaktan fazla alkol tüketilmemesi, 10-15 dakikadan daha uzun süre güneşe maruz kalınmaması, ayrıca vücuttaki benlerin düzenli olarak kontrol ettirilmesi de önemli unsurlardan biri. Yumurtalık kanserinin erken teşhisi için; idrara çıkma sıklığı, abdomende oluşan ağrı gibi belirtilere dikkat etmek gerekiyor.

    Beş yılı aşkın süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yumurtalık kanseri riski yüzde 50 civarında azalıyor. Çabuk doygunluk hissi, ani kilo kaybı, göğüs kafesi altında hissedilen mide rahatsızlığı mide kanseri belirtilerinin başında yer alıyor. Dr. Öz mide kanserini önlemek için salamura, füme ya da işlenmiş etlerden ve tuzlu, mayalı yiyeceklerden uzak durmak gerektiğini belirtiyor.

    Dr. Mehmet Öz kanseri önleme yollarını açıklıyor!

    Konu Saati  02:58  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Dr. Öz  Dünya Kanser gününde kanseri önleme yolları hakkında önemli tavsiyeler veriyor.

    Digiturk Home TV’de “Dr. Oz Show” programıyla hafta içi her gün 13.00 ve günün tekrarıyla 19.00’da izleyiciyle buluşan Dr. Mehmet Öz, Kanser Haftası nedeniyle hastalığın farklı türleri için öneriler sunuyor. Ailesinde kanser geçmişi olan kişilerin doktor kontrolleri ile gerekli testleri düzenli olarak yaptırmaları gerektiğini ve erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Dr Öz, vücuttaki yağ fazlalığının (obezite), kanser riskini %30 oranında arttıran etkenlerden biri olduğunu belirtiyor. Dr. Öz, yağın vücutta hormon üreten bir organ gibi kanseri tetikleyici özelliğe sahip olduğunu belirtiyor.

    Karaciğer, prostat, kolon ve pankreas kanserlerinden korunmak için… 
    Dr. Öz’ün önerilerine göre domates, içerdiği yüksek likopen sayesinde karaciğer ve prostat kanseri riskini azaltıyor. Araştırmalar yağ oranı yüksek gıdalar ya da ağırlıklı olarak kırmızı etle beslenen kişilerin prostat, kolon ve pankreas kanserine yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu gösterirken; soya, nohut, mercimek ve fıstık gibi isoflavone içeren besinleri tüketmenin de prostat kanseri riskini düşürdüğünü işaret ediyor. Karaciğer kanserini önlemek için sigaradan ve pasif içicilikten uzak durmak gerekiyor. Ayrıca araba camlarını açık tutmak ve karayollarındaki hava kirliğini solumak da karaciğer kanserine sebep olabiliyor.

    Dr. Öz yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre E vitamini (E 400IUs) desteği alanların da prostat kanserine yakalanma oranının daha yüksek olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Beslenmenizde vitaminin önemi büyük, ancak özellikle erkeklere multivitamin seçimlerinde düşük E vitamini olanları tercih etmelerini öneriyorum”. Kolon kanserinin erken teşhisi için dışkıda kan olup olmadığını düzenli olarak kontrol etmek gerekiyor. Günlük aspirin tüketimi ve lif yönünden zengin besinler tüketmek kolon kanseriyle mücadeleye yardımcı oluyor. Pankreas kanserine yakalanma riskini azaltmak içinse yağlı kırmızı et ve işlenmiş etten uzak durmak gerekiyor. Akşam yemeklerinize kırmızı ve sarı sebzelerin eklenmesi de büyük önem taşıyor.

    Meme, yumurtalık, mide ve cilt kanserlerini önlemenin yolları…
    Dr. Öz balık yağı ve omega 3 asitleri (DHA ve EPA) ile günde 3 bardak yeşil çay içmenin meme kanserine yakalanma oranını düşürdüğünü belirtiyor. Haftada en az iki kez indole-3-carbiol maddesi içeren brokoli ve brüksel lahanasını tüketmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Cilt kanseri riskini azaltmak için günde iki bardaktan fazla alkol tüketilmemesi, 10-15 dakikadan daha uzun süre güneşe maruz kalınmaması, ayrıca vücuttaki benlerin düzenli olarak kontrol ettirilmesi de önemli unsurlardan biri. Yumurtalık kanserinin erken teşhisi için; idrara çıkma sıklığı, abdomende oluşan ağrı gibi belirtilere dikkat etmek gerekiyor.

    Beş yılı aşkın süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yumurtalık kanseri riski yüzde 50 civarında azalıyor. Çabuk doygunluk hissi, ani kilo kaybı, göğüs kafesi altında hissedilen mide rahatsızlığı mide kanseri belirtilerinin başında yer alıyor. Dr. Öz mide kanserini önlemek için salamura, füme ya da işlenmiş etlerden ve tuzlu, mayalı yiyeceklerden uzak durmak gerektiğini belirtiyor.

    Toplumun yüzde 20’si erkeğe ve kadına bağlı sebeplerden dolayı doğal yolla gebe kalamıyor ve bu durumdan kadın sorumlu tutuluyor. 

    Oysa bir yıl boyunca korunmadan düzenli ilişkiye giren ve çocuk sahibi olamayan çiftlerin, kısırlık nedenlerinin yüzde 35’inin kadından, yüzde 30’unun erkekten, yüzde 15’nin ise bilinmeyen sebeplerden kaynaklandığı belirtiliyor.

    Çocuk sahibi olamayan kadın ve erkeklerin yüzdelik oranlarının birbirine yakın olmasına rağmen, toplumsal baskının özellikle kadınlara yapıldığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kadının çok değerli olduğunu ve döllenme sürecinde kadının büyük sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Gebelikte kadının, yumurtayı üreten, yumurtayı transfer eden, yumurtayı tutan daha çok sistemleri olduğunun altını çizen Op. Dr. Partalcı, kısırlığı ve nedenlerini karşılaştırmalı olarak açıklıyor.

    Erkeğin spermlerinin döllenme işlemini yapabilmesi için en az 20 milyon civarında olması gerektiğine değinen Op. Dr. Partalcı, bu sayıda üretilen spermlerin bozuk olmasının (hareketsiz veya şeklinin değişik olması) yumurtaya ulaşmayı engellediğini ve gebelik oluşturmaya yeterli olmadığını belirtiyor. Erkek kısırlığı nedenlerinin sperm sayısı ve kalitesinin kötü, kanallarının tıkalı olması nedeniyle oluştuğunu söylüyor. Op. Dr. Partalcı, kısırlık oluşturan faktörlerin ise; herhangi bir yaşta geçirilen iltihabi ve ateşli hastalık, hormonal bozukluklar, çevresel faktörler, kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar olduğunun altını çiziyor.

    Başlıca Sorun Yumurtlama Bozuklukları

    Op. Dr. Serhat Partalcı; kadın kısırlığının, erkeğe göre daha fazla sebebinin bilindiğini söylüyor. En sık görülen kısırlık nedeninin yumurtlama bozukluklarından kaynaklandığını belirten Op. Dr. Partalcı, şu bilgileri veriyor.

    "tüplerin tıkalı olması yumurta ve spermin buluşmasını engelliyor. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve tüplerin fonksiyonel bozuklukları kısırlığa neden oluyor. Rahim içini döşeyen dokunun (Endometriyum) rahim dışında gelişmesi ve yumurtalıklara yerleşerek kist oluşturması gebeliği önlüyor. Rahim ağzının yetersizliği, doğumsal bozukluklar, yapışık olması ve tümörler hamileliğin önündeki en önemli etkenleri oluşturuyor."

    Sebebi Psikoloji de Olabilir

    Op. Dr. Serhat Partalcı; bütün bunların yanı sıra kadın ve erkek için her şey yolunda görünse bile günümüzde tıbbın olanakları ile henüz nedeni belirlenemeyen kısırlık olduğunu söylüyor. Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan etkenlerin psikolojik olabileceğini, özellikle stresin kadın üreme sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceğini vurgulayan Op. Dr. Partalcı, evlenen çiftler bir yıl boyunca düzenli ilişkiye girmelerine rağmen doğal yolla çocuk sahibi olamıyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmaları gerektiğini tavsiye ediyor.

    Kısırlığın Cinsiyeti Var mı?

    Konu Saati  02:57  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Toplumun yüzde 20’si erkeğe ve kadına bağlı sebeplerden dolayı doğal yolla gebe kalamıyor ve bu durumdan kadın sorumlu tutuluyor. 

    Oysa bir yıl boyunca korunmadan düzenli ilişkiye giren ve çocuk sahibi olamayan çiftlerin, kısırlık nedenlerinin yüzde 35’inin kadından, yüzde 30’unun erkekten, yüzde 15’nin ise bilinmeyen sebeplerden kaynaklandığı belirtiliyor.

    Çocuk sahibi olamayan kadın ve erkeklerin yüzdelik oranlarının birbirine yakın olmasına rağmen, toplumsal baskının özellikle kadınlara yapıldığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kadının çok değerli olduğunu ve döllenme sürecinde kadının büyük sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Gebelikte kadının, yumurtayı üreten, yumurtayı transfer eden, yumurtayı tutan daha çok sistemleri olduğunun altını çizen Op. Dr. Partalcı, kısırlığı ve nedenlerini karşılaştırmalı olarak açıklıyor.

    Erkeğin spermlerinin döllenme işlemini yapabilmesi için en az 20 milyon civarında olması gerektiğine değinen Op. Dr. Partalcı, bu sayıda üretilen spermlerin bozuk olmasının (hareketsiz veya şeklinin değişik olması) yumurtaya ulaşmayı engellediğini ve gebelik oluşturmaya yeterli olmadığını belirtiyor. Erkek kısırlığı nedenlerinin sperm sayısı ve kalitesinin kötü, kanallarının tıkalı olması nedeniyle oluştuğunu söylüyor. Op. Dr. Partalcı, kısırlık oluşturan faktörlerin ise; herhangi bir yaşta geçirilen iltihabi ve ateşli hastalık, hormonal bozukluklar, çevresel faktörler, kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar olduğunun altını çiziyor.

    Başlıca Sorun Yumurtlama Bozuklukları

    Op. Dr. Serhat Partalcı; kadın kısırlığının, erkeğe göre daha fazla sebebinin bilindiğini söylüyor. En sık görülen kısırlık nedeninin yumurtlama bozukluklarından kaynaklandığını belirten Op. Dr. Partalcı, şu bilgileri veriyor.

    "tüplerin tıkalı olması yumurta ve spermin buluşmasını engelliyor. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve tüplerin fonksiyonel bozuklukları kısırlığa neden oluyor. Rahim içini döşeyen dokunun (Endometriyum) rahim dışında gelişmesi ve yumurtalıklara yerleşerek kist oluşturması gebeliği önlüyor. Rahim ağzının yetersizliği, doğumsal bozukluklar, yapışık olması ve tümörler hamileliğin önündeki en önemli etkenleri oluşturuyor."

    Sebebi Psikoloji de Olabilir

    Op. Dr. Serhat Partalcı; bütün bunların yanı sıra kadın ve erkek için her şey yolunda görünse bile günümüzde tıbbın olanakları ile henüz nedeni belirlenemeyen kısırlık olduğunu söylüyor. Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan etkenlerin psikolojik olabileceğini, özellikle stresin kadın üreme sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceğini vurgulayan Op. Dr. Partalcı, evlenen çiftler bir yıl boyunca düzenli ilişkiye girmelerine rağmen doğal yolla çocuk sahibi olamıyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmaları gerektiğini tavsiye ediyor.

    Yazının devamını okumak istemeyenlere hemen son 4-5 senenin araştırmaları ışığında vardığım sonucu özetleyeyim: Hayır, romantik aşk bir hastalık değil!

    Bayramlar, doğum günleri ve yıldönümlerinden sonra modern pazarlama tekniklerinin yaşamımıza vazgeçilmez kutlamalar olarak soktukları günlerin bence en sevimlisi “Aşıklar Günü”, diğer adıyla St.Valentine Günü. Nasıl evlilik yıldönümleri beraber geçmiş ve geçmemiş zamanların yeniden değerlendirilmesine, yılbaşları daha çok iş ve sosyal yaşamımızın gözden geçirilmesine, doğum günleri yaptıklarımızla yapmak istediklerimiz arasında perspektif ayarlamalarına vesile oluyor. Aşıklar günü de, sevdiklerimizi ve sevemediklerimizi düşünmemize yol açıyor. Psikolojik anlamda bu özelleştirilmiş günler, bizim kendimiz ve yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde rol oynuyor. Sosyal farkındalığımızın artmasında, çiçek- çukulata- yemek- tiyatro-mum-hafif müzik- tütsü - kırmızı iç çamaşırı gibi hoşlukların katkısı var. Ama "Aşıklar Günü",  bence varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öge olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynuyor.

    Son yıllarda dinamik görüntüleme tekniklerinin yardımıyla sadece beyin yapılarının değil, işlevlerinin de renkli resimler ve kliplerle belirlenebilmesi, iki kulağımızın arasındaki 1350 gramlık doku parçasının fiziksel olduğu kadar bilinç ve davranış alanda da ne denli olağanüstü karmaşık bir yapıda olduğunu bir kere daha ortaya koydu. İnsanların cinsiyeti, yumurta ile spermin birleştiği anda, cinsel tercihinin de üçüncü hafta içinde belirlendiğine işaret eden güçlü araştırmalar var.  Duygu ve davranışlarımızın belirlenmesi ise erken çocuklu döneminde başlıyor. İnsanların aşık olacakları ve/veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 3 ile 8 yaşlar arasında oluştuğuna işaret eden çalışmalar var.  Bizim aşk şablonumuz, sadece yakınlarımızda olan anne, baba, kardeş, bakıcı, akraba, öğretmen, arkadaşlar tarafından değil, sinema, TV, dergi vb kaynaklarda rastladığımız ve etkilendiğimiz "sanal kişilerle" ve davranışlarla da belirleniyor.

    Beynin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan bu sevgili/eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, şimdi romantik aşk dediğimiz bir “kimyasal heyelan” ortaya çıkıyor beyinde. Basit bir tetiklenme değil bu! İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde – zorlama bir ayırım yaparsak- bir çok farklı duygusal ve bedensel zincirleme tepkileri harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması. Testosteron hormonunun artmasıyla artan sex dürtüsünden farklı olarak bunlar, bedensel ve duygusal bir "ödüle ulaşma" konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona erişebilmek için biyolojik anlamda “gaza basmasını” sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında herşey ve herkes giderek önem ve acillik kaybediyor, sevgiliye odaklanma saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor.

    Aşık olunan kişi, dünyanın en akıllı, güzel, yakışıklı, sevimli, güçlü, bilgili/bilge, kültürlü, güzel huylu eşsiz bir hazine olarak algılanırken olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Aşkın sadece gözü kör değil, aynı zamanda sağır, mantıksız ve inatçı oluyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da arttırmaya, yanmaya tutuşmaya yol açıyor.

     Tahmin edileceği gibi, biyolojik bir sistemin yemeden içmeden uyumadan kısıp metabolizmasını ve beyin faaliyetlerini en üst düzeyde tek bir kişide yoğunlaştırması çok uzun süreli olamaz. Bu noktada iki olasılık var: Birincisi sevgiliye ulaşmak, birlikte olmak, birlikteliği sürdürmek ve bu mutlu sonun  sonucu olarak  “motorun turunu düşürmek”.  İkincisi, ilgiyi hastalıklı bir saplantı haline getirmek, yıkıcı ve zarar verici fikirleri giderek arttırmak ve sonunda sevgiliye ve kişiye zarar verecek akılhastalığı düzeyine vardırmak. Bazı kültürler bu tepkileri ödüllendirerek cinayet, intehar, yakma- yıkmalar, kaçırmalar, tecavüzlerin kolayca  ortaya çıktığı davranışları teşvik ederler.

    Bunlar şiddet kültürü doğuran, çaresizliklerin olumlu yoldan çözümlenememesi halidir. Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin “aşkın ateşinden” çıkıp, zamanla “oda ısısında” bir sevgiye, güvene ulaşmalarına , karşılıklı saygı ve  bağlılığa kavuşmuş bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bu çiftlerde aşk bitmiyor, derin bir sevgiyle yer değiştiriyor. Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için “aşk” kelimesi kullanılıyor. Cuma alşamından Pazartesi sabahına “aşklar” yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor, ve bunların hiçbirisi “romantik aşkı” tarif etmiyor.

    Aşkın biyolojik önemi - ve bence temel işlevi-, evrim süreci içinde ortaya çıkan ve bizi akıllı maymunların çok ötesinde yaratıklar haline dönüştüren beyin gelişmesi ile ilgili. Bence romantik aşk olmasaydı insan neslinin sürmesi mümkün olmazdı. Bizi nesli tükenmiş maymunsu/insansı diğer primatlarda ayıran en kritik evrimsel sıçrama, üreme yaşına gelmiş insanlar arasında ortaya çıkan “mucizevi” aşk duygusu ve bağlılığıdır. Atalarımızın dört ayaktan vazgeçip  ayağa kalkmasının bedeli olarak doğum kanalının küçülüp uzamasına yol açan sürecin, bir yandan beynin büyüyüp özelleşmesine olanak sağlarken, tam gelişmiş büyüklükte bir beyni olan çocuğun normal yoldan doğumunun olanaksız hale gelmesi, nesil tüketecek bir sorun yarattı:  Yüzbinlerce yıl öncesinin mağra koşullarında aylarca gebe, sonra aylarca-yıllarca aciz bir bebek bakmakla yükümlü olan bir annenin, kendisini ve yavrusunu koruyup besleyecek bir “partner” bulmaya VE elde tutmaya  ihtiyacı var! Bu ikilinin, bizim şimdiki babalık kavramı ve bilgilerinin olmadığı bir çağda, seks, şehvet, sosyal üstünlük kanıtlama gibi katma getirileri olmadan birbirine ve yeni doğan bebeğe yıllarca (yaklaşık 3 yıl kadar) “karşılıksız”  bakmaları ancak son derece güçlü ve özverili bir duygusal ilişkiyle olur. Bu ilişkiyi yönlendiren duygular ve bunları yöneten fizyolojik sistemler, tıpkı gebelik, doğum, erkenlik, menapoz gibi doğal yaşamın doğal süreçlerinden biri olan AŞK’tır. Ne hastalıktır, ne anormallik. Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir.

    Son 20-30  bin senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu deneyimlerinden biri.  Üstelik bu özellikleriyle aşk, önbeynimizin gelişmesi sayesinde, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır. Üstelik duygu yoğunluğu yüksek olan bu tutkular, sevenler arasındaki, yaş, sosyal statü, ırk, din hatt cinsiyet gibi farklılıkların da üstesinden  gelebilecek bir güce ulaşmıştır.  Montaigne’nin dediği gibi “Her insanda insanlığın her hali vardır”. Bu nedenle de insan sayısı kadar çeşitli aşk vardır. Aşkın "nörofizyolojisi" bir mucize sayılabilir. Her aşk eşsizdir, kendi içinde herbirisi güzel ve saygıdeğerdir. Marifet yargılayıcı olmadan bu duyguyu dürüstce ve alabildiğine yaşamak, değerini bilmek ve biterse anısına saygı gösterebilmektir. Bir insan bir çok kere aşık olabilir, ama aynı anda iki kişiye aşık olamaz. Hiç de bilimsel olmayan bir gözlemimle bitirmek istiyorum: "Kaybetmekten korkmuyorsanız aşık değilsiniz!

    Aşk bir hastalık mı?

    Konu Saati  02:56  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Yazının devamını okumak istemeyenlere hemen son 4-5 senenin araştırmaları ışığında vardığım sonucu özetleyeyim: Hayır, romantik aşk bir hastalık değil!

    Bayramlar, doğum günleri ve yıldönümlerinden sonra modern pazarlama tekniklerinin yaşamımıza vazgeçilmez kutlamalar olarak soktukları günlerin bence en sevimlisi “Aşıklar Günü”, diğer adıyla St.Valentine Günü. Nasıl evlilik yıldönümleri beraber geçmiş ve geçmemiş zamanların yeniden değerlendirilmesine, yılbaşları daha çok iş ve sosyal yaşamımızın gözden geçirilmesine, doğum günleri yaptıklarımızla yapmak istediklerimiz arasında perspektif ayarlamalarına vesile oluyor. Aşıklar günü de, sevdiklerimizi ve sevemediklerimizi düşünmemize yol açıyor. Psikolojik anlamda bu özelleştirilmiş günler, bizim kendimiz ve yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde rol oynuyor. Sosyal farkındalığımızın artmasında, çiçek- çukulata- yemek- tiyatro-mum-hafif müzik- tütsü - kırmızı iç çamaşırı gibi hoşlukların katkısı var. Ama "Aşıklar Günü",  bence varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öge olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynuyor.

    Son yıllarda dinamik görüntüleme tekniklerinin yardımıyla sadece beyin yapılarının değil, işlevlerinin de renkli resimler ve kliplerle belirlenebilmesi, iki kulağımızın arasındaki 1350 gramlık doku parçasının fiziksel olduğu kadar bilinç ve davranış alanda da ne denli olağanüstü karmaşık bir yapıda olduğunu bir kere daha ortaya koydu. İnsanların cinsiyeti, yumurta ile spermin birleştiği anda, cinsel tercihinin de üçüncü hafta içinde belirlendiğine işaret eden güçlü araştırmalar var.  Duygu ve davranışlarımızın belirlenmesi ise erken çocuklu döneminde başlıyor. İnsanların aşık olacakları ve/veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 3 ile 8 yaşlar arasında oluştuğuna işaret eden çalışmalar var.  Bizim aşk şablonumuz, sadece yakınlarımızda olan anne, baba, kardeş, bakıcı, akraba, öğretmen, arkadaşlar tarafından değil, sinema, TV, dergi vb kaynaklarda rastladığımız ve etkilendiğimiz "sanal kişilerle" ve davranışlarla da belirleniyor.

    Beynin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan bu sevgili/eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, şimdi romantik aşk dediğimiz bir “kimyasal heyelan” ortaya çıkıyor beyinde. Basit bir tetiklenme değil bu! İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde – zorlama bir ayırım yaparsak- bir çok farklı duygusal ve bedensel zincirleme tepkileri harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması. Testosteron hormonunun artmasıyla artan sex dürtüsünden farklı olarak bunlar, bedensel ve duygusal bir "ödüle ulaşma" konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona erişebilmek için biyolojik anlamda “gaza basmasını” sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında herşey ve herkes giderek önem ve acillik kaybediyor, sevgiliye odaklanma saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor.

    Aşık olunan kişi, dünyanın en akıllı, güzel, yakışıklı, sevimli, güçlü, bilgili/bilge, kültürlü, güzel huylu eşsiz bir hazine olarak algılanırken olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Aşkın sadece gözü kör değil, aynı zamanda sağır, mantıksız ve inatçı oluyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da arttırmaya, yanmaya tutuşmaya yol açıyor.

     Tahmin edileceği gibi, biyolojik bir sistemin yemeden içmeden uyumadan kısıp metabolizmasını ve beyin faaliyetlerini en üst düzeyde tek bir kişide yoğunlaştırması çok uzun süreli olamaz. Bu noktada iki olasılık var: Birincisi sevgiliye ulaşmak, birlikte olmak, birlikteliği sürdürmek ve bu mutlu sonun  sonucu olarak  “motorun turunu düşürmek”.  İkincisi, ilgiyi hastalıklı bir saplantı haline getirmek, yıkıcı ve zarar verici fikirleri giderek arttırmak ve sonunda sevgiliye ve kişiye zarar verecek akılhastalığı düzeyine vardırmak. Bazı kültürler bu tepkileri ödüllendirerek cinayet, intehar, yakma- yıkmalar, kaçırmalar, tecavüzlerin kolayca  ortaya çıktığı davranışları teşvik ederler.

    Bunlar şiddet kültürü doğuran, çaresizliklerin olumlu yoldan çözümlenememesi halidir. Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin “aşkın ateşinden” çıkıp, zamanla “oda ısısında” bir sevgiye, güvene ulaşmalarına , karşılıklı saygı ve  bağlılığa kavuşmuş bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bu çiftlerde aşk bitmiyor, derin bir sevgiyle yer değiştiriyor. Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için “aşk” kelimesi kullanılıyor. Cuma alşamından Pazartesi sabahına “aşklar” yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor, ve bunların hiçbirisi “romantik aşkı” tarif etmiyor.

    Aşkın biyolojik önemi - ve bence temel işlevi-, evrim süreci içinde ortaya çıkan ve bizi akıllı maymunların çok ötesinde yaratıklar haline dönüştüren beyin gelişmesi ile ilgili. Bence romantik aşk olmasaydı insan neslinin sürmesi mümkün olmazdı. Bizi nesli tükenmiş maymunsu/insansı diğer primatlarda ayıran en kritik evrimsel sıçrama, üreme yaşına gelmiş insanlar arasında ortaya çıkan “mucizevi” aşk duygusu ve bağlılığıdır. Atalarımızın dört ayaktan vazgeçip  ayağa kalkmasının bedeli olarak doğum kanalının küçülüp uzamasına yol açan sürecin, bir yandan beynin büyüyüp özelleşmesine olanak sağlarken, tam gelişmiş büyüklükte bir beyni olan çocuğun normal yoldan doğumunun olanaksız hale gelmesi, nesil tüketecek bir sorun yarattı:  Yüzbinlerce yıl öncesinin mağra koşullarında aylarca gebe, sonra aylarca-yıllarca aciz bir bebek bakmakla yükümlü olan bir annenin, kendisini ve yavrusunu koruyup besleyecek bir “partner” bulmaya VE elde tutmaya  ihtiyacı var! Bu ikilinin, bizim şimdiki babalık kavramı ve bilgilerinin olmadığı bir çağda, seks, şehvet, sosyal üstünlük kanıtlama gibi katma getirileri olmadan birbirine ve yeni doğan bebeğe yıllarca (yaklaşık 3 yıl kadar) “karşılıksız”  bakmaları ancak son derece güçlü ve özverili bir duygusal ilişkiyle olur. Bu ilişkiyi yönlendiren duygular ve bunları yöneten fizyolojik sistemler, tıpkı gebelik, doğum, erkenlik, menapoz gibi doğal yaşamın doğal süreçlerinden biri olan AŞK’tır. Ne hastalıktır, ne anormallik. Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir.

    Son 20-30  bin senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu deneyimlerinden biri.  Üstelik bu özellikleriyle aşk, önbeynimizin gelişmesi sayesinde, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır. Üstelik duygu yoğunluğu yüksek olan bu tutkular, sevenler arasındaki, yaş, sosyal statü, ırk, din hatt cinsiyet gibi farklılıkların da üstesinden  gelebilecek bir güce ulaşmıştır.  Montaigne’nin dediği gibi “Her insanda insanlığın her hali vardır”. Bu nedenle de insan sayısı kadar çeşitli aşk vardır. Aşkın "nörofizyolojisi" bir mucize sayılabilir. Her aşk eşsizdir, kendi içinde herbirisi güzel ve saygıdeğerdir. Marifet yargılayıcı olmadan bu duyguyu dürüstce ve alabildiğine yaşamak, değerini bilmek ve biterse anısına saygı gösterebilmektir. Bir insan bir çok kere aşık olabilir, ama aynı anda iki kişiye aşık olamaz. Hiç de bilimsel olmayan bir gözlemimle bitirmek istiyorum: "Kaybetmekten korkmuyorsanız aşık değilsiniz!

    Çocuklarda orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğu belirtiliyor.

    Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, özellikle çocuklarda görülen orta kulak iltihabının tedavi edilmediği taktirde, orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğunu ve kulak zarında kalıcı değişikliklere neden olduğunu belirtiyor.

    Özel İstanbul Medipol Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, küçük büyük herkesi tehdit eden orta kulak iltihabının (otitis media) özellikle çocuklarda ciddi sorunlara yol açtığını söylüyor. İstatistiklerin 6 aylık oluncaya kadar her 4 bebekten birinin orta kulak iltihabı geçirdiğini ortaya koyduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, orta kulak iltihabının mikroorganizmalara bağlı geliştiğini dile getiriyor.

    Genellikle tek başına ortaya çıkan bir hastalık olmayan ortak kulak iltihabı, viral ya da bakteriyel nedenlerle orta kulağın iltihaplanması olarak görülüyor.

    Orta kulak iltihabının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu hatırlatan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, şöyle devam ediyor: “Bunun dışında işitme azlığı, ateşlenme, beslenme güçlüğü ve huzursuzluk gibi şikayetler görülür. Kulaktaki enfeksiyonun etkenine ve yayılımına bağlı olarak bu temel belirtilere baş ağrısı, kulakta uğultu, denge bozuklukları, konuşmada gecikme şikayetleri eklenebilir. Eğer orta kulak yolunda biriken iltihap kulak zarını delerse kanlı ve iltihaplı akıntı dış kulak yoluna boşalır. Kulak zarı delinmesini takiben bu safhada ağrının azaldığı fark edilir. Seröz orta kulak iltihabında ise işitme azlığı ve kulakta basınç hissi tespit edilir.”

    Çok küçük çocukların kulak ağrısını tam ifade edemeyebileceğini ifade eden Yrd. Dr. Özmen Öztürk,  “Bu nedenle ailelerin çocuklarını yakından gözlemlemesi gerekmektedir” diyor.

    Orta kulak iltihapları genellikle çocukların son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben geliştiğini vurgulayan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, tedavi edilmediği taktirde ortaya çıkabilecek komplikasyonlara ait belirtileri şöyle sıralıyor: “Orta kulak iltihabı sırasında nadir görülmekle birlikte beyin apsesi, menenjit, kulak arkası sahada abseler ve yüz felci geçirme riski mevcuttur. Bunlar çok yüksek riskler olmamakla birlikte, enfeksiyon sıklığı arttıkça risk de artar.”

    Oturarak beslenen bebeklerde daha az görülüyor
    Bebeklerin anne sütüyle beslendiği andaki pozisyonun hastalığı önlemede çıkacak etkin olduğunu belirten Öztürk, “Oturarak beslenen bebeklerin, orta kulak iltihabına daha az yakalandığı görülmüştür. Ayrıca anne sütü bağışıklığı kuvvetlendirerek hastalığa yakalanma riskini azaltır. Kulak ağrısı çeken çocukların doktora götürülmesi hastalığın ilerlemeden tedavisi için gereklidir. Soğuk algınlığını önlemek için yapılan aşılar bakteri ve virüslerin de üremesini engeller ve hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Sigara içilen ortamlarda pasif içici olan çocukların orta kulak iltihaplanmasına yakalanma olasılığı artmaktadır” diye konuşuyor.

    Nasıl tedavi edilir?
    Orta kulak iltihabı tedavisinin şeklinin orta kulaktaki iltihabın akut, kronik ya da seröz olmasına göre değiştiğini belirten Öztürk,  şunları kaydediyor: “Bakterilere bağlı orta kulak iltihaplanmaları genellikle ilaç tedavisiyle kısa sürede düzelirken seröz orta kulak iltihabı inatçı bir durumdur. Akut orta kulak iltihabı antibiyotikler ve ağrı kesici ilaçlarla uygun şekilde tedavi edilir. Medikal tedavi genellikle 10 gün süreyle verilir. Antibiyotiklere cevap alınamadığı nadir durumlarda parasentez (kulak zarını delerek orta kulakta biriken iltihabı boşaltmak) gerekebilir. Seröz otitis mediada da önce ilaç tedavisi uygulanır. Özellikle alerjiye bağlı seröz orta kulak iltihapları ilaç tedavisine iyi yanıt verir. Ancak pek çok kez cerrahi müdahale ile orta kulağın havalanması sağlanırken, biriken basınçlı sıvı dışarı alınır. Dekonjestanlar ve antihistaminikler grubunda yer alan ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçların kısmi faydaları da mevcuttur.”

    Eğer orta kulak iltihabı uygun ilaç tedavisine cevap vermezse, sıvı birikimi sürekli hale gelirse ve iltihabi durum sık aralıklı tekrarlarsa cerrahi tedavi önerebileceklerini de aktaran Yrd. Dr. Özmen Öztürk, “Seröz orta kulak iltihabında eğer hastada işitme kaybı varsa ve bu durum ilaç tedavisiyle düzelmiyorsa tedavi cerrahi bir işlemdir” diyor.

    Çocuklarda orta kulak iltihabı başarısını etkiliyor

    Konu Saati  02:56  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    Çocuklarda orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğu belirtiliyor.

    Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, özellikle çocuklarda görülen orta kulak iltihabının tedavi edilmediği taktirde, orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğunu ve kulak zarında kalıcı değişikliklere neden olduğunu belirtiyor.

    Özel İstanbul Medipol Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, küçük büyük herkesi tehdit eden orta kulak iltihabının (otitis media) özellikle çocuklarda ciddi sorunlara yol açtığını söylüyor. İstatistiklerin 6 aylık oluncaya kadar her 4 bebekten birinin orta kulak iltihabı geçirdiğini ortaya koyduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, orta kulak iltihabının mikroorganizmalara bağlı geliştiğini dile getiriyor.

    Genellikle tek başına ortaya çıkan bir hastalık olmayan ortak kulak iltihabı, viral ya da bakteriyel nedenlerle orta kulağın iltihaplanması olarak görülüyor.

    Orta kulak iltihabının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu hatırlatan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, şöyle devam ediyor: “Bunun dışında işitme azlığı, ateşlenme, beslenme güçlüğü ve huzursuzluk gibi şikayetler görülür. Kulaktaki enfeksiyonun etkenine ve yayılımına bağlı olarak bu temel belirtilere baş ağrısı, kulakta uğultu, denge bozuklukları, konuşmada gecikme şikayetleri eklenebilir. Eğer orta kulak yolunda biriken iltihap kulak zarını delerse kanlı ve iltihaplı akıntı dış kulak yoluna boşalır. Kulak zarı delinmesini takiben bu safhada ağrının azaldığı fark edilir. Seröz orta kulak iltihabında ise işitme azlığı ve kulakta basınç hissi tespit edilir.”

    Çok küçük çocukların kulak ağrısını tam ifade edemeyebileceğini ifade eden Yrd. Dr. Özmen Öztürk,  “Bu nedenle ailelerin çocuklarını yakından gözlemlemesi gerekmektedir” diyor.

    Orta kulak iltihapları genellikle çocukların son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben geliştiğini vurgulayan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, tedavi edilmediği taktirde ortaya çıkabilecek komplikasyonlara ait belirtileri şöyle sıralıyor: “Orta kulak iltihabı sırasında nadir görülmekle birlikte beyin apsesi, menenjit, kulak arkası sahada abseler ve yüz felci geçirme riski mevcuttur. Bunlar çok yüksek riskler olmamakla birlikte, enfeksiyon sıklığı arttıkça risk de artar.”

    Oturarak beslenen bebeklerde daha az görülüyor
    Bebeklerin anne sütüyle beslendiği andaki pozisyonun hastalığı önlemede çıkacak etkin olduğunu belirten Öztürk, “Oturarak beslenen bebeklerin, orta kulak iltihabına daha az yakalandığı görülmüştür. Ayrıca anne sütü bağışıklığı kuvvetlendirerek hastalığa yakalanma riskini azaltır. Kulak ağrısı çeken çocukların doktora götürülmesi hastalığın ilerlemeden tedavisi için gereklidir. Soğuk algınlığını önlemek için yapılan aşılar bakteri ve virüslerin de üremesini engeller ve hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Sigara içilen ortamlarda pasif içici olan çocukların orta kulak iltihaplanmasına yakalanma olasılığı artmaktadır” diye konuşuyor.

    Nasıl tedavi edilir?
    Orta kulak iltihabı tedavisinin şeklinin orta kulaktaki iltihabın akut, kronik ya da seröz olmasına göre değiştiğini belirten Öztürk,  şunları kaydediyor: “Bakterilere bağlı orta kulak iltihaplanmaları genellikle ilaç tedavisiyle kısa sürede düzelirken seröz orta kulak iltihabı inatçı bir durumdur. Akut orta kulak iltihabı antibiyotikler ve ağrı kesici ilaçlarla uygun şekilde tedavi edilir. Medikal tedavi genellikle 10 gün süreyle verilir. Antibiyotiklere cevap alınamadığı nadir durumlarda parasentez (kulak zarını delerek orta kulakta biriken iltihabı boşaltmak) gerekebilir. Seröz otitis mediada da önce ilaç tedavisi uygulanır. Özellikle alerjiye bağlı seröz orta kulak iltihapları ilaç tedavisine iyi yanıt verir. Ancak pek çok kez cerrahi müdahale ile orta kulağın havalanması sağlanırken, biriken basınçlı sıvı dışarı alınır. Dekonjestanlar ve antihistaminikler grubunda yer alan ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçların kısmi faydaları da mevcuttur.”

    Eğer orta kulak iltihabı uygun ilaç tedavisine cevap vermezse, sıvı birikimi sürekli hale gelirse ve iltihabi durum sık aralıklı tekrarlarsa cerrahi tedavi önerebileceklerini de aktaran Yrd. Dr. Özmen Öztürk, “Seröz orta kulak iltihabında eğer hastada işitme kaybı varsa ve bu durum ilaç tedavisiyle düzelmiyorsa tedavi cerrahi bir işlemdir” diyor.

    Teknoloji hayatın her alanına girdikçe evliliklerde de birçok sorunun kaynağı olabiliyor.

    Prof. Dr. Arif Verimli teknolojik aletlerin “modern zaman metresleri” olarak değerlendirilebileceğini söylüyor. Prof. Dr. Verimli’ye göre; artık kadınların en büyük öfkesi erkeklerin saatlerce başından kalkmadan futbol oyunu oynadığı oyun konsollarına. 2003 senesinde Prof. Dr. Verimli kendisine gelen çiftlerin yüzde 27’sinde teknolojik aletlerin çiftlerin arasına önemli ölçüde girdiğini tespit ettiğini açıkladı.

    Ayrıca sanal aldatmalar da evliliklerin çatırdamasına neden oluyor. Prof. Dr. Arif verimli teknolojinin evliliklere yansımasını hurriyet.com.tr’ye anlattı…

    AYNI YATAKTA FARKLI DÜNYALARDA
     Prof. Dr. Verimli, teknolojinin eşler arasındaki önemli sorunlardan biri haline geldiğini söylüyor. Verimli’ye göre aynı yatakta çiftlerin iki ayrı telefonla ayrı şeylere bakmasıyla bile teknoloji iletişimi bozabiliyor ya da çiftleri birbirinden uzaklaştırabiliyor. Bu da erkek ya da kadın eş olma sorumluluklarını fazlaca sanal dünyaya kendilerini kaptırarak aksatmalarına neden oluyor. Bununla birlikte erkek bir araba sitesinde dolaşırken kadın alışveriş sitesinde dolaşmaktan hoşlanıyor olabilir. 
    SANAL ALDATMA ALDATMA SAYILIR MI?
    Gerçek hayatta asla aldatma eğilimi göstermeyen erkek ya da kadınlar sanal ortamın sanallığından cesaret alarak aldatabiliyor ve Prof. Dr. Arif Verimli bunun da kesinlikle bir aldatma sayıldığının altını çiziyor. Ancak Prof. Dr. Arif Verimli burada ilginç bir detaya da değiniyor; gerçek hayatta aldatmaya daha meyilli olan grup erkeklerken sanal ortamda erkekler sadece küçük bir farkla kadınların önüne geçiyor.
    Prof. Dr. Verimli eşlerin bu durumu fark ettiğinde medeni bir biçimde boşanma yoluna gitmeleri gerektiğini söylüyor ve ekliyor; “Aslında aldatmanın sebebi olmaz bahanesi olur. Profesyonel anlamda bence aldatma ve şiddet olan bir evlilikte geri kalan her şey teferruattır. O evlilik bitirilmelidir. Ama aradaki sevgi ve bağlılık çok fazlaysa önce bir psikiyatrik profesyonel yardım almak gerekebilir.”
    EN BÜYÜK SUÇ ALETİ OYUN KONSOLU
    Sanal alemde yaşanan aldatmalar bir yana teknolojik aletlere ayrılan vakit de büyük sorunlardan biri. Prof. Dr. Verimli’ye göre; “Bu konudaki en büyük suç aleti oyun konsolları. Modern evlerde kadınların en büyük öfkesi bu cihazlara ayrılan vakit. Bu aletler modern zaman metresleri. Bilgisayar oyunları da önemli bir sorun. Pornografik içerikli sitelerin ziyaret edilmesi de önemli bir sorun. Erkekler açısından da kadınların alışveriş sitelerinde geçirdikleri vakit ve harcamaları ciddi sorunlara yol açabilir.”
    NE YAPMALI?
    Prof. Dr. Arif Verimli eğer teknolojik aletler kötü amaçla kullanılmıyorsa eşler birbirlerini zorlamamalı ve yönetmemeli. Hatta beraber kullanmaya çalışabilirler. Birbirlerine nefes alma ortamı sağlanması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Verimli; “Bir taraf ilgi duymuyorsa da ilgi duyacağı bir sanal ortam mutlaka vardır. Paylaşım sağlanmalı. Çağımızın en gerekli ve en zevkli işlerinden biri olan teknolojik nimetlerini birlikte kullanırken eşlerin birbirleriyle chat yapması, mesajlaşması evliliklerine çok olumlu yansıyor. Hem birbirleri için bir şeyler yapıyorlar, hem de teknolojiden uzak kalmıyorlar. Birbirlerinin yüzüne karşı söyleyemediklerini de bu sanal ortamlarda açmaları ve tartışmaları sorunlarının çözümünde son derece etkili olmaktadır.”

    Modern zamanın metresleri

    Konu Saati  02:56  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Teknoloji hayatın her alanına girdikçe evliliklerde de birçok sorunun kaynağı olabiliyor.

    Prof. Dr. Arif Verimli teknolojik aletlerin “modern zaman metresleri” olarak değerlendirilebileceğini söylüyor. Prof. Dr. Verimli’ye göre; artık kadınların en büyük öfkesi erkeklerin saatlerce başından kalkmadan futbol oyunu oynadığı oyun konsollarına. 2003 senesinde Prof. Dr. Verimli kendisine gelen çiftlerin yüzde 27’sinde teknolojik aletlerin çiftlerin arasına önemli ölçüde girdiğini tespit ettiğini açıkladı.

    Ayrıca sanal aldatmalar da evliliklerin çatırdamasına neden oluyor. Prof. Dr. Arif verimli teknolojinin evliliklere yansımasını hurriyet.com.tr’ye anlattı…

    AYNI YATAKTA FARKLI DÜNYALARDA
     Prof. Dr. Verimli, teknolojinin eşler arasındaki önemli sorunlardan biri haline geldiğini söylüyor. Verimli’ye göre aynı yatakta çiftlerin iki ayrı telefonla ayrı şeylere bakmasıyla bile teknoloji iletişimi bozabiliyor ya da çiftleri birbirinden uzaklaştırabiliyor. Bu da erkek ya da kadın eş olma sorumluluklarını fazlaca sanal dünyaya kendilerini kaptırarak aksatmalarına neden oluyor. Bununla birlikte erkek bir araba sitesinde dolaşırken kadın alışveriş sitesinde dolaşmaktan hoşlanıyor olabilir. 
    SANAL ALDATMA ALDATMA SAYILIR MI?
    Gerçek hayatta asla aldatma eğilimi göstermeyen erkek ya da kadınlar sanal ortamın sanallığından cesaret alarak aldatabiliyor ve Prof. Dr. Arif Verimli bunun da kesinlikle bir aldatma sayıldığının altını çiziyor. Ancak Prof. Dr. Arif Verimli burada ilginç bir detaya da değiniyor; gerçek hayatta aldatmaya daha meyilli olan grup erkeklerken sanal ortamda erkekler sadece küçük bir farkla kadınların önüne geçiyor.
    Prof. Dr. Verimli eşlerin bu durumu fark ettiğinde medeni bir biçimde boşanma yoluna gitmeleri gerektiğini söylüyor ve ekliyor; “Aslında aldatmanın sebebi olmaz bahanesi olur. Profesyonel anlamda bence aldatma ve şiddet olan bir evlilikte geri kalan her şey teferruattır. O evlilik bitirilmelidir. Ama aradaki sevgi ve bağlılık çok fazlaysa önce bir psikiyatrik profesyonel yardım almak gerekebilir.”
    EN BÜYÜK SUÇ ALETİ OYUN KONSOLU
    Sanal alemde yaşanan aldatmalar bir yana teknolojik aletlere ayrılan vakit de büyük sorunlardan biri. Prof. Dr. Verimli’ye göre; “Bu konudaki en büyük suç aleti oyun konsolları. Modern evlerde kadınların en büyük öfkesi bu cihazlara ayrılan vakit. Bu aletler modern zaman metresleri. Bilgisayar oyunları da önemli bir sorun. Pornografik içerikli sitelerin ziyaret edilmesi de önemli bir sorun. Erkekler açısından da kadınların alışveriş sitelerinde geçirdikleri vakit ve harcamaları ciddi sorunlara yol açabilir.”
    NE YAPMALI?
    Prof. Dr. Arif Verimli eğer teknolojik aletler kötü amaçla kullanılmıyorsa eşler birbirlerini zorlamamalı ve yönetmemeli. Hatta beraber kullanmaya çalışabilirler. Birbirlerine nefes alma ortamı sağlanması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Verimli; “Bir taraf ilgi duymuyorsa da ilgi duyacağı bir sanal ortam mutlaka vardır. Paylaşım sağlanmalı. Çağımızın en gerekli ve en zevkli işlerinden biri olan teknolojik nimetlerini birlikte kullanırken eşlerin birbirleriyle chat yapması, mesajlaşması evliliklerine çok olumlu yansıyor. Hem birbirleri için bir şeyler yapıyorlar, hem de teknolojiden uzak kalmıyorlar. Birbirlerinin yüzüne karşı söyleyemediklerini de bu sanal ortamlarda açmaları ve tartışmaları sorunlarının çözümünde son derece etkili olmaktadır.”

    Kendinize uygun, zevk alacağınız egzersizi bulmanız, daha kolay kilo vermenize ve vücudunuzun şekillenmesine yardımcı olur.

    Hem dans ediyoruz, hem zayıflıyoruz! 
    Malum kış ayları, dışarıda yürüyüş yapmak zor olduğundan sıcak evimizde oturmak cazip geliyor. Spor salonları da, spor yapmak istemeyenler için sıkıcı geliyor. Fakat sporunuzu daha zevkli ve eğlenceli hale getirmek istemez misiniz? Bu sene trend olan sporlar çok eğlenceli olmasının yanında çok kalori yakmanızı sağlıyor.

    Zumba
    Bu spor latin müziği eşliğinde basit adımlar ve kolay hareketlerle yapılıyor. Shakira'nın kareografı Beto Perez tarafından geliştirilen zumba, herkes tarafından jkolaylıkla yapılabilecek ve bolca ters atabileceğiniz egzersizlerden biri. Zumba sayesinde dans etmeyi öğreneceğiniz gibi bir derste yaklaşık 700 kilo yakmanızda cabası.

    Dance for life
    Latin, house, techno gibi birçok dans türünün birleştiği bu egzersiz bol kalori yakmanızı, denge sağlamanızı ve vücudunuzun sıkılaşmasını sağlar.

    Oryantal
    Karın ve kalça probleminiz mi var? O zaman Türk kadınlarının en iyi olduğu dans olan oryantal bu bölgelerdeki problemleriniz için ideal bir seçim olacaktır. Oryantal sırasında hem bolca ter atarsınız hem de karın ve kalça bölgenizin şekillenmesini sağlarsınız.

    Sakinliğe ihtiyacım var diyenlerdenseniz... 

    Aqua Gym 
    Bel bölgenizde veya eklemlerinizde sorun yaşıyorsanız, Aqua Gym sizin için biçilmiş kaftan. Müzik eşliğinde yapılan bu egzersiz boyunca suyun kaldırma kuvvetinden yararlanılarak, bu kuvvete direnç gösterilmesi sağlanıyor. Bu egzersiz için yaşınız ve kondisyon durumunuz çok önemli değil.

    Yoga
    Eski bir Asya öğretisi olan ve  2 bin yılı aşkın süredir uygulanan bu egzersiz sayesinde, stres, despresyon, astım ve hipertansiyon etkilerinin azalmasını sağlıyor. Bununla da kalmıyor, farkındalığınızı artırıyor, duruş ve nefesinizi bir düzene sokuyor.

    Acelem var, yerimde duramıyorum diyenlerdenseniz...

    Step ve dans
    80'lerin modası step adım egzersizlerini, dansla birleştiren bu spor sayesinde hem eğlenecek hem de hızla kilo yakmış olacaksınız.

    Indoor cycle
    Bir nevi, kapalı alanda yerinde duran bisiklerle turnuva yapılan bu egzersiz sırasında sizi hareketlendirmek için müzik ön planda tutuluyor. Bu egzersizi yaklaşık 50 dakika boyunca yaptığınızda, bu süreçte tahmini 600 ile 700 arasında kalori yakmış oluyorsunuz.

    Deşarj olmam lazım diyenlerdenseniz...

    Tae-Bo
    Bu spor, 90'lı yıllarda ünlü tekvando ustaası Billy Blanks tarafından ortaya çıkmıştır. Birçok dövüş sanatının harmanlanmasından oluşan Tae-Bo'da yaklaşık bir saat içerisinde müzik eşliğinde aerobik adımlarla tekme ve yumruk atılıyor. Siz, bir yandan stresinizi atıyorsunuz, bir yandan da bolca ter atıyorsunuz. Karşınızda bir rakip olmadan yapılan hareketler sayesinde denge, esneklik ve koordinasyon sağlıyorsunuz.

    Hangi egzersiz sizi yansıtıyorsa, öyle zayıflayın!

    Konu Saati  02:55  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Kendinize uygun, zevk alacağınız egzersizi bulmanız, daha kolay kilo vermenize ve vücudunuzun şekillenmesine yardımcı olur.

    Hem dans ediyoruz, hem zayıflıyoruz! 
    Malum kış ayları, dışarıda yürüyüş yapmak zor olduğundan sıcak evimizde oturmak cazip geliyor. Spor salonları da, spor yapmak istemeyenler için sıkıcı geliyor. Fakat sporunuzu daha zevkli ve eğlenceli hale getirmek istemez misiniz? Bu sene trend olan sporlar çok eğlenceli olmasının yanında çok kalori yakmanızı sağlıyor.

    Zumba
    Bu spor latin müziği eşliğinde basit adımlar ve kolay hareketlerle yapılıyor. Shakira'nın kareografı Beto Perez tarafından geliştirilen zumba, herkes tarafından jkolaylıkla yapılabilecek ve bolca ters atabileceğiniz egzersizlerden biri. Zumba sayesinde dans etmeyi öğreneceğiniz gibi bir derste yaklaşık 700 kilo yakmanızda cabası.

    Dance for life
    Latin, house, techno gibi birçok dans türünün birleştiği bu egzersiz bol kalori yakmanızı, denge sağlamanızı ve vücudunuzun sıkılaşmasını sağlar.

    Oryantal
    Karın ve kalça probleminiz mi var? O zaman Türk kadınlarının en iyi olduğu dans olan oryantal bu bölgelerdeki problemleriniz için ideal bir seçim olacaktır. Oryantal sırasında hem bolca ter atarsınız hem de karın ve kalça bölgenizin şekillenmesini sağlarsınız.

    Sakinliğe ihtiyacım var diyenlerdenseniz... 

    Aqua Gym 
    Bel bölgenizde veya eklemlerinizde sorun yaşıyorsanız, Aqua Gym sizin için biçilmiş kaftan. Müzik eşliğinde yapılan bu egzersiz boyunca suyun kaldırma kuvvetinden yararlanılarak, bu kuvvete direnç gösterilmesi sağlanıyor. Bu egzersiz için yaşınız ve kondisyon durumunuz çok önemli değil.

    Yoga
    Eski bir Asya öğretisi olan ve  2 bin yılı aşkın süredir uygulanan bu egzersiz sayesinde, stres, despresyon, astım ve hipertansiyon etkilerinin azalmasını sağlıyor. Bununla da kalmıyor, farkındalığınızı artırıyor, duruş ve nefesinizi bir düzene sokuyor.

    Acelem var, yerimde duramıyorum diyenlerdenseniz...

    Step ve dans
    80'lerin modası step adım egzersizlerini, dansla birleştiren bu spor sayesinde hem eğlenecek hem de hızla kilo yakmış olacaksınız.

    Indoor cycle
    Bir nevi, kapalı alanda yerinde duran bisiklerle turnuva yapılan bu egzersiz sırasında sizi hareketlendirmek için müzik ön planda tutuluyor. Bu egzersizi yaklaşık 50 dakika boyunca yaptığınızda, bu süreçte tahmini 600 ile 700 arasında kalori yakmış oluyorsunuz.

    Deşarj olmam lazım diyenlerdenseniz...

    Tae-Bo
    Bu spor, 90'lı yıllarda ünlü tekvando ustaası Billy Blanks tarafından ortaya çıkmıştır. Birçok dövüş sanatının harmanlanmasından oluşan Tae-Bo'da yaklaşık bir saat içerisinde müzik eşliğinde aerobik adımlarla tekme ve yumruk atılıyor. Siz, bir yandan stresinizi atıyorsunuz, bir yandan da bolca ter atıyorsunuz. Karşınızda bir rakip olmadan yapılan hareketler sayesinde denge, esneklik ve koordinasyon sağlıyorsunuz.


    Blogger'ın gelişimi ve Google'ın kendi sosyal ağı Google Plus'ın da büyümesiyle bu iki platformun daha hızlı ve kolay çalışması kullanıcılar açısından oldukça elzem bir hal aldı.






    Her bir blog yazısının çeşitli sosyal ağlarda takipçi ve okuyucularla paylaşılması ek bir zaman kaybı ve uğraşı, emek israfı getiriyor. Google'ın son duyurduğu Blogger & Goole Plus iş birliğinin en yeni özelliği

    Blogger Google+ Otomatik Paylaşma Özelliği

    Konu Saati  01:45  |  in  Google  |  Devamı»


    Blogger'ın gelişimi ve Google'ın kendi sosyal ağı Google Plus'ın da büyümesiyle bu iki platformun daha hızlı ve kolay çalışması kullanıcılar açısından oldukça elzem bir hal aldı.






    Her bir blog yazısının çeşitli sosyal ağlarda takipçi ve okuyucularla paylaşılması ek bir zaman kaybı ve uğraşı, emek israfı getiriyor. Google'ın son duyurduğu Blogger & Goole Plus iş birliğinin en yeni özelliği

    10 Eylül 2013 Salı


    Apple'ın bugün gerçekleştirdiği etkinlik sonrasında özellikleri beliren iOS 7 için geliştiricilere özel iOS 7 Beta sürümü yayınlandı.






    >>iOS 7 Eylül'de Gelebilir başlıklı yazımızda da belirttiğimiz gibi Apple iOS 7'yi bugünkü tanıtım etkinliğinde sahneye çıkardı. Yeni tanıtılan iPhone 5C ve iPhone 5S'lerle birlikte görücüye çıkan iOS 7'nin geliştiriciler için hata ve sorun bulmak adına

    iOS 7 Gold Master Geliştirici Sürümü Yayınlandı

    Konu Saati  13:47  |  in  iPhone  |  Devamı»


    Apple'ın bugün gerçekleştirdiği etkinlik sonrasında özellikleri beliren iOS 7 için geliştiricilere özel iOS 7 Beta sürümü yayınlandı.






    >>iOS 7 Eylül'de Gelebilir başlıklı yazımızda da belirttiğimiz gibi Apple iOS 7'yi bugünkü tanıtım etkinliğinde sahneye çıkardı. Yeni tanıtılan iPhone 5C ve iPhone 5S'lerle birlikte görücüye çıkan iOS 7'nin geliştiriciler için hata ve sorun bulmak adına

    Tost Ekmeği Pizzası
    Tost Ekmeği Pizzası
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı
    Bildiğiniz gibi, pizza büyük küçük herkesin çok sevdiği bir lezzet. Buna bende dahilim laf aramızda. Ama ben kendi şahsıma sürekli olarak pizzacıya gidemiyorum. Aslında çok da gitmek istemiyorum. Kendi pizzamı kendim yapıyorum.. Üstelik son derece de lezzetli ve kolay. Sizlere bu gün kendiminde denediği nefis bir tarif vermek istiyorum.
    Tost Ekmeği Pizzası..
    Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı İçin Gerekli Malzemeler;
    * 16  adet  tost ekmeği ,(Bu miktar Büyük Boy Fırın Tepsisi İçindir. Küçük Boy Tepsi İçin dada az kullanılabilir)
    * Sucuk,sosis,zeytin,mantar,biber,domates v.s (damak tadınıza uygun her türlü piza malzemesi)
    * Sos İçin; ketçap,salça yada domates sos,kekik,kimyon,karabiber,pulbiber,tuz ve 1 diş sarımsak
    * Üzeri için; kaşar rendesi
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı
    Büyük boy fırın tepsisine yağlı kağıt serin ve tost ekmeklerini döşeyin. Pizzanın sosu için; bir kaseye ketçap-salça karışımı koyun ve biraz sulandırıp karıştırın. Dilerseniz domates sosu da kullanabilirsiniz. İçine ezilmiş sarımsak,tuz ve baharatları atıp,karıştırın. Bu sosu tost ekmeklerinin üzerlerine sürün. Sırayla doğranmış biber ve domatesleri döşeyin. Sonra istediğiniz pizza malzemesini döşeyin. Sucuk, sosis, salam, zeytin,mantar,kırmızı biber,mısır v.s. Tepsiyi önceden ısıtılmış 180 derece fırına verin ve 5-7 dakika pişirin. Pizzaları fırından alın ve üzerlerine rende kaşarları serpin. Tepsiyi tekrar fırına verin ve kaşarlar eriyene kadar pişirin. Nefis pizzalarınız hazır. Sıcak sıcak afiyetle yeyin.
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı

    Tost Ekmeği Pizzası

    Konu Saati  04:05  |  in  Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır  |  Devamı»

    Tost Ekmeği Pizzası
    Tost Ekmeği Pizzası
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı
    Bildiğiniz gibi, pizza büyük küçük herkesin çok sevdiği bir lezzet. Buna bende dahilim laf aramızda. Ama ben kendi şahsıma sürekli olarak pizzacıya gidemiyorum. Aslında çok da gitmek istemiyorum. Kendi pizzamı kendim yapıyorum.. Üstelik son derece de lezzetli ve kolay. Sizlere bu gün kendiminde denediği nefis bir tarif vermek istiyorum.
    Tost Ekmeği Pizzası..
    Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı İçin Gerekli Malzemeler;
    * 16  adet  tost ekmeği ,(Bu miktar Büyük Boy Fırın Tepsisi İçindir. Küçük Boy Tepsi İçin dada az kullanılabilir)
    * Sucuk,sosis,zeytin,mantar,biber,domates v.s (damak tadınıza uygun her türlü piza malzemesi)
    * Sos İçin; ketçap,salça yada domates sos,kekik,kimyon,karabiber,pulbiber,tuz ve 1 diş sarımsak
    * Üzeri için; kaşar rendesi
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı
    Büyük boy fırın tepsisine yağlı kağıt serin ve tost ekmeklerini döşeyin. Pizzanın sosu için; bir kaseye ketçap-salça karışımı koyun ve biraz sulandırıp karıştırın. Dilerseniz domates sosu da kullanabilirsiniz. İçine ezilmiş sarımsak,tuz ve baharatları atıp,karıştırın. Bu sosu tost ekmeklerinin üzerlerine sürün. Sırayla doğranmış biber ve domatesleri döşeyin. Sonra istediğiniz pizza malzemesini döşeyin. Sucuk, sosis, salam, zeytin,mantar,kırmızı biber,mısır v.s. Tepsiyi önceden ısıtılmış 180 derece fırına verin ve 5-7 dakika pişirin. Pizzaları fırından alın ve üzerlerine rende kaşarları serpin. Tepsiyi tekrar fırına verin ve kaşarlar eriyene kadar pişirin. Nefis pizzalarınız hazır. Sıcak sıcak afiyetle yeyin.
    Tost Ekmeği Pizza,Tost ekmeği Pizzası,Tost Ekmeği Pizza Tarifi,Tost EkmeğindenPizza Nasıl Yapılır,Tost Ekmeğinden Pizza Yapımı

    9 Eylül 2013 Pazartesi

    Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Boyadan yanan Saçlara Çözüm
    Yanmış Saçlara Çözüm
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin,Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Kadınların saç boyatırken başına gelecek en kötü şey, saçların boyadan yanmasıdır. Saç uçları yay gibi esener ve kıvrılır. bu durumun doğal sonucu oarak da saçlar kırılmaya başlar ve kolay kolay eski haline dönemez. Ama üzülmeyin. Yanmış saçlar düzelir mi sorusunun cevabı evet düzelir.. Ama düzenli saç bakımı yaparak. Bu gün sizlere Yanmış saçlara doğal bakım önerisinde bulunacağız..

    Yanan saçların eskisi gibi olabilmesi için, size önereceğimiz doğal saç maskelerini düzenli olarak kullanmanız gerekmektedir. Bu doğal saç maskeleri sayesinde, saçlarınız kısa sürede eskisi gibi olacak..
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Yanmış saçlara en iyi çözüm yolu yumurta maskesidir.
    *1 adet yumurtayı 5 kaşık Hindistan yağı ile karıştırın ve saç köklerinden başlayarak aşağıya doğru saçınıza bu karışım ile masaj yapın. 30 dakika sonra saçlarınızı ılık su ile yıkayın. Eğer yumurta maskesi alerjik bir reaksiyona sebep olmadıysa her gün uygulamaya devam edin.
    Aloe vere maskesi de yanmış saçlara iyi gelen bir diğer maske çeşididir.
    *2 çay kaşığı aloe vera jeli, 2 çay kaşığı bitkisel gliserin ve 4 yemek kaşığı avakado yağını karıştırın saç köklerinden aşağıya doğru masaj yaparak uygulayın. 25 dakika sonra saçlarınızı şampuanla yıkayın ve bu maskeyi her gün uygulayın.
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi

    Yanmış Saçlara Çözüm

    Konu Saati  00:04  |  in  Yanmış Saçlara Doğal Bakım  |  Devamı»

    Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Boyadan yanan Saçlara Çözüm
    Yanmış Saçlara Çözüm
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin,Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Kadınların saç boyatırken başına gelecek en kötü şey, saçların boyadan yanmasıdır. Saç uçları yay gibi esener ve kıvrılır. bu durumun doğal sonucu oarak da saçlar kırılmaya başlar ve kolay kolay eski haline dönemez. Ama üzülmeyin. Yanmış saçlar düzelir mi sorusunun cevabı evet düzelir.. Ama düzenli saç bakımı yaparak. Bu gün sizlere Yanmış saçlara doğal bakım önerisinde bulunacağız..

    Yanan saçların eskisi gibi olabilmesi için, size önereceğimiz doğal saç maskelerini düzenli olarak kullanmanız gerekmektedir. Bu doğal saç maskeleri sayesinde, saçlarınız kısa sürede eskisi gibi olacak..
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi
    Yanmış saçlara en iyi çözüm yolu yumurta maskesidir.
    *1 adet yumurtayı 5 kaşık Hindistan yağı ile karıştırın ve saç köklerinden başlayarak aşağıya doğru saçınıza bu karışım ile masaj yapın. 30 dakika sonra saçlarınızı ılık su ile yıkayın. Eğer yumurta maskesi alerjik bir reaksiyona sebep olmadıysa her gün uygulamaya devam edin.
    Aloe vere maskesi de yanmış saçlara iyi gelen bir diğer maske çeşididir.
    *2 çay kaşığı aloe vera jeli, 2 çay kaşığı bitkisel gliserin ve 4 yemek kaşığı avakado yağını karıştırın saç köklerinden aşağıya doğru masaj yaparak uygulayın. 25 dakika sonra saçlarınızı şampuanla yıkayın ve bu maskeyi her gün uygulayın.
    Yanık Saçlar,Yanık Saçlar İçin Yanık Saçlara Çözüm,Yanmış Saçlar,Yanmış Saçlar İçin,Yanmış Saçlara Çözüm,Yanık Saç Uçları,Yanmış Saçlara Doğal Bakım,Yanmış Saçlar Düzelirmi

    8 Eylül 2013 Pazar


    Android tabletiniz ya da akıllı telefonunuz varsa ve akıllı cihazınızda oyun oynamayı seviyorsanız haberimizdeki ücretsiz araba yarışı oyununu deneyebilirsiniz. 







    Drag Racing 

    Drag Racing diğer bir çok araba yarışı oyunundan farklı olarak oyunculara bu ücretsiz araba yarışı oyununu profilden oynama imkanı veriyor. Yani yarış yaparken rakiplerinizi ve aracınızı üstten ya da arkadan takip

    Ücretsiz Android Araba Yarışı Oyunu

    Konu Saati  05:12  |  in  Android Oyunları  |  Devamı»


    Android tabletiniz ya da akıllı telefonunuz varsa ve akıllı cihazınızda oyun oynamayı seviyorsanız haberimizdeki ücretsiz araba yarışı oyununu deneyebilirsiniz. 







    Drag Racing 

    Drag Racing diğer bir çok araba yarışı oyunundan farklı olarak oyunculara bu ücretsiz araba yarışı oyununu profilden oynama imkanı veriyor. Yani yarış yaparken rakiplerinizi ve aracınızı üstten ya da arkadan takip

    6 Eylül 2013 Cuma


    Google'ın geçtiğimiz yıllarda duyurduğu bulut&Linux tabanlı işletim sistemi Chome OS'un en büyük dezavantajlarından ve kullanıcılardan sıkça eleştiri aldığı noktaların başlıcalarından birisi Chrome üzerinden yönetilen işletim sisteminin İnternet/Chrome bağlılığı oluşturmasıydı.







    Chrome İnternet tarayıcısı üzerinden çalıştırılan uygulamaların masaüstü seçeneği sunmuyor olması Chrome OS

    Chrome Uygulamaları Masaüstünde Kullanılabilir

    Konu Saati  12:46  |  in  İnternet Tarayıcılar  |  Devamı»


    Google'ın geçtiğimiz yıllarda duyurduğu bulut&Linux tabanlı işletim sistemi Chome OS'un en büyük dezavantajlarından ve kullanıcılardan sıkça eleştiri aldığı noktaların başlıcalarından birisi Chrome üzerinden yönetilen işletim sisteminin İnternet/Chrome bağlılığı oluşturmasıydı.







    Chrome İnternet tarayıcısı üzerinden çalıştırılan uygulamaların masaüstü seçeneği sunmuyor olması Chrome OS

    oza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Bozanın Faydaları ve Tarifi
    Boza Nasıl Yapılır ?
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları,Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Boza çok eski bir Türk içeceğidir.. Çok eski tarihlerden, bu yana yapılmaktadır Orta Asya döneminden beri yapılıp tüketilmektedir. O dönemlerde kullanılan boza tarifi bu gün bilinmemektedir.  Eski İstanbul’da çoğunlukla  Ermeniler tarafından yağılan boza işi bu günlerde çok ilerlemiş ve pek çok yere boza salaonları açılmıştır.

    1870’li yıllarda, Hacı Sadık denilen kişi, boza yapmış ve akşamları satmaya başlamıştır. Bu boza o kadar tutmuş ki, herkes gece yarıları boza almak için onu bekler olmuş. Daha sonraları Hacı Sadık bey, Vefa Bozacısını kurmuştur. Bu gün, her yerde içtiğimiz Boza tamamen onun formülü ile üretilmektedir.
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları
    * Sanıldığının aksine kilo yapmamaktadır. Mayalanan bir içki olduğundan, laktik asit içinde bol miktarda bulunmaktadır.
    * Bu da hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak florasını rahatlatıcı etkiye sahiptir. Özellikle hamile bayanlara, hazımsızlık çekenlere önerilmektedir.
    * İçinde vitamin oranı çok yüksektir.
    * Yağ yoktur, şeker çok az miktarda bulunmaktadır.
    * A,B,C vitamini açısından zengindir.
    * Eski dönemlerde, öksürükte ve boğaz iltihaplarında kullanılan boza, aynı zamanda sinir yatıştırıcı etkiye sahiptir.
    Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Boza Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 bardak bulgur,
    * 2 kahve fincanı pirinç,
    * 3 bardak toz şeker,
    * 1 kibrit kutusu maya
    Bozanın Yapılışı : Bulguru akşamdan su ile ıslatılır. Bir sonraki gün bulgur ve pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Mikserle çırpılarak, ince süzgeçten geçirilir. Bu karışım hafif ateşe koyulur, içine şeker katılır ve şeker eriyinceye kadar karıştırılır. Ateşten alınır, soğumaya bırakılır ama ara ara karıştırmak lazımdır. Biraz ılıyınca içine maya katılır. (ılık su ile eritilmiş) Ağzı kapatılarak 2-3 gün bekletilir. İçinde göz göz kabarcıklar olunca boza hazır demektir. İsteğe bağlı olarak toz tarçın ve leblebi ile soğuk servis yapılır. Yaptığınız boza yaklaşık bir hafta dayanmaktadır.1 hafta sonra kullanmayınız.
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları,Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi

    Boza Nasıl Yapılır ?

    Konu Saati  07:03  |  in  Bozanın Yararları  |  Devamı»

    oza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Bozanın Faydaları ve Tarifi
    Boza Nasıl Yapılır ?
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları,Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Boza çok eski bir Türk içeceğidir.. Çok eski tarihlerden, bu yana yapılmaktadır Orta Asya döneminden beri yapılıp tüketilmektedir. O dönemlerde kullanılan boza tarifi bu gün bilinmemektedir.  Eski İstanbul’da çoğunlukla  Ermeniler tarafından yağılan boza işi bu günlerde çok ilerlemiş ve pek çok yere boza salaonları açılmıştır.

    1870’li yıllarda, Hacı Sadık denilen kişi, boza yapmış ve akşamları satmaya başlamıştır. Bu boza o kadar tutmuş ki, herkes gece yarıları boza almak için onu bekler olmuş. Daha sonraları Hacı Sadık bey, Vefa Bozacısını kurmuştur. Bu gün, her yerde içtiğimiz Boza tamamen onun formülü ile üretilmektedir.
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları
    * Sanıldığının aksine kilo yapmamaktadır. Mayalanan bir içki olduğundan, laktik asit içinde bol miktarda bulunmaktadır.
    * Bu da hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak florasını rahatlatıcı etkiye sahiptir. Özellikle hamile bayanlara, hazımsızlık çekenlere önerilmektedir.
    * İçinde vitamin oranı çok yüksektir.
    * Yağ yoktur, şeker çok az miktarda bulunmaktadır.
    * A,B,C vitamini açısından zengindir.
    * Eski dönemlerde, öksürükte ve boğaz iltihaplarında kullanılan boza, aynı zamanda sinir yatıştırıcı etkiye sahiptir.
    Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi
    Boza Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 bardak bulgur,
    * 2 kahve fincanı pirinç,
    * 3 bardak toz şeker,
    * 1 kibrit kutusu maya
    Bozanın Yapılışı : Bulguru akşamdan su ile ıslatılır. Bir sonraki gün bulgur ve pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Mikserle çırpılarak, ince süzgeçten geçirilir. Bu karışım hafif ateşe koyulur, içine şeker katılır ve şeker eriyinceye kadar karıştırılır. Ateşten alınır, soğumaya bırakılır ama ara ara karıştırmak lazımdır. Biraz ılıyınca içine maya katılır. (ılık su ile eritilmiş) Ağzı kapatılarak 2-3 gün bekletilir. İçinde göz göz kabarcıklar olunca boza hazır demektir. İsteğe bağlı olarak toz tarçın ve leblebi ile soğuk servis yapılır. Yaptığınız boza yaklaşık bir hafta dayanmaktadır.1 hafta sonra kullanmayınız.
    Bozanın Faydaları,Bozanın Yararları,Boza Nasıl Yapılır,Boza Neden Yapılır,Boza Nedir,Boza Nasıl Bir İçecek,Bozanın Tarifi,Boza Tarifi

    5 Eylül 2013 Perşembe

    Akıllı telefonların ve tabletlerin hayatımıza girmesiyle birlikte günlük işlemlerimizi bu cihazlar ile kolayca yapabilmemiz mümkün hale geldi. Özellikle pratik ve etkin uygulamalar sayesinde eskiden uzun zaman harcadığımız bir çok işi kısa sürede ve kolayca yapabilmek akıllı telefon ve tabletler ile işten bile değil.

    İstanbul gibi yoğun, kalabalık ve keşmekeş arz eden şehirlerde ulaşım başlıca

    Mobiett İETT Resmi Uygulaması İndir

    Konu Saati  13:57  |  in  Apple  |  Devamı»

    Akıllı telefonların ve tabletlerin hayatımıza girmesiyle birlikte günlük işlemlerimizi bu cihazlar ile kolayca yapabilmemiz mümkün hale geldi. Özellikle pratik ve etkin uygulamalar sayesinde eskiden uzun zaman harcadığımız bir çok işi kısa sürede ve kolayca yapabilmek akıllı telefon ve tabletler ile işten bile değil.

    İstanbul gibi yoğun, kalabalık ve keşmekeş arz eden şehirlerde ulaşım başlıca

    Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    Hamilelikte Sigara İçmenin Bebeğe Zararları
    Hamilelikte ve Emzirme Döneminde sigara İçmenin Zararları
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları,Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları,Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    Sigara bağımlılığı, artıuk kadın erkek demeden pek çok kişide mevcut olan bir durum.. ama özellikle kadınlardaki sigara bağımlılığı daha tehlikeli boyutlarda. Sigara bağımlısı kadınların %50-%70 oranında hamilelikte ve emzirme döneminde de sigarayı bırakmadıkları bir gerçek.
    Sigara normal şartlar altında zaten sağlık açısından ciddi bir tehdit unsuru. Bir de hamilelikte sigara içmek bebeği de sağlık aısından riske sokuyor. Bu gün sizlere hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmenin zararları konusunda bilgiler vereceğiz..
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları
    Sigaranın içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit ve diğer zehirli maddeler, üst solunum yollarına, buradan bronşlara ve kana geçer, böylece de solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verir. Hamilelik esnasında göbek kordonu yoluyla anne bebek kanı alışveriş halindedir. Annenin sigara ile aldığı tüm zehirli maddeler bu alışverişte bebeğe direkt geçer. Nikotin kuvvetli bir damar büzücü ajandır. Rahme giden kan akımını azaltır. Karbon Monoksit hücrelere zarar vererek gelişme geriliğine neden olabilir, ayrıca kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır. Anne kanında oksijen azalınca bebeğe giden oksijen miktarı ve diğer besin maddeleri de azalacaktır.
    Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları
    *Erken doğum eylemine neden olur. Zamanında gebelik haftası 38 - 40 hafta olarak kabul edilir. 38 haftadan çok daha önce doğumun gerçekleşmesine neden olur.
    *Erken membran rüptürü: Doğum eylemi esnasında açılması gereken su kesesinin olması gereken zamandan çok önce açılması, bebeğin gelişimini tamamlamadan doğum yoluna girmesine neden olur.
    *İntrauterin gelişme geriliği: Sigara bebeğe giden kandaki oksijen ve besin maddelerinde azalmaya neden olarak, anne karnında bebeğin gelişiminin geri kalmasına neden olmasıdır.
    *İntrauerin exitus: Bebeğin anne rahminde ani ölmesidir.
    *Preaklampsi: Tansiyon yükselmesi, idrarda protein çıkması, vücutta aşırı ödem, görme bulanıklığı ile giden gebelik zehirlenmesi tablosudur. Anne ve bebek hayatı için risk söz konusudur.
    *Hipertansiyon: Nikotinin damar büzücü, daraltıcı etkisi ile gebedeki tansiyon yükselmesidir. Bu durumda bebeğin beslenmesi üzerine olumsuz etki yapacaktır.
    *Dekolman Plasenta: Plasentanın erken ayrılmasıdır. Normal şartlarda doğum eylemi esnasında bebeğin doğumunu takiben plasenta ayrılır. Dekolman plasentada ise bebek anne rahminde iken plasentanın zamansız ayrılması ve tehlikeli boyutlarda kanamanın olmasıdır.
    *Respiratuar Distres sendromu: Doğum sonrası bebeğin solunum sıkıntısı olmasıdır. Prematür dediğimiz erken doğan bebeklerde akciğerlerin gelişmemesi sonucu ölümcül olabilen solunum sıkıntısı sigara içilen gebeliklerde daha sık gözlenmektedir.
    Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    *Süt miktarının azalması:Lohusalık döneminde süt miktarının azalmasına neden olmaktadır.
    *Yine lohusalık döneminde sütün C vitamini seviyesinde ve besleyici etkisinin azalmasında rol oynamaktadır.
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları,Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları,Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı

    Hamilelikte ve Emzirme Döneminde sigara İçmenin Zararları

    Konu Saati  07:00  |  in  Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları  |  Devamı»

    Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    Hamilelikte Sigara İçmenin Bebeğe Zararları
    Hamilelikte ve Emzirme Döneminde sigara İçmenin Zararları
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları,Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları,Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    Sigara bağımlılığı, artıuk kadın erkek demeden pek çok kişide mevcut olan bir durum.. ama özellikle kadınlardaki sigara bağımlılığı daha tehlikeli boyutlarda. Sigara bağımlısı kadınların %50-%70 oranında hamilelikte ve emzirme döneminde de sigarayı bırakmadıkları bir gerçek.
    Sigara normal şartlar altında zaten sağlık açısından ciddi bir tehdit unsuru. Bir de hamilelikte sigara içmek bebeği de sağlık aısından riske sokuyor. Bu gün sizlere hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmenin zararları konusunda bilgiler vereceğiz..
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları
    Sigaranın içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit ve diğer zehirli maddeler, üst solunum yollarına, buradan bronşlara ve kana geçer, böylece de solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verir. Hamilelik esnasında göbek kordonu yoluyla anne bebek kanı alışveriş halindedir. Annenin sigara ile aldığı tüm zehirli maddeler bu alışverişte bebeğe direkt geçer. Nikotin kuvvetli bir damar büzücü ajandır. Rahme giden kan akımını azaltır. Karbon Monoksit hücrelere zarar vererek gelişme geriliğine neden olabilir, ayrıca kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır. Anne kanında oksijen azalınca bebeğe giden oksijen miktarı ve diğer besin maddeleri de azalacaktır.
    Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları
    *Erken doğum eylemine neden olur. Zamanında gebelik haftası 38 - 40 hafta olarak kabul edilir. 38 haftadan çok daha önce doğumun gerçekleşmesine neden olur.
    *Erken membran rüptürü: Doğum eylemi esnasında açılması gereken su kesesinin olması gereken zamandan çok önce açılması, bebeğin gelişimini tamamlamadan doğum yoluna girmesine neden olur.
    *İntrauterin gelişme geriliği: Sigara bebeğe giden kandaki oksijen ve besin maddelerinde azalmaya neden olarak, anne karnında bebeğin gelişiminin geri kalmasına neden olmasıdır.
    *İntrauerin exitus: Bebeğin anne rahminde ani ölmesidir.
    *Preaklampsi: Tansiyon yükselmesi, idrarda protein çıkması, vücutta aşırı ödem, görme bulanıklığı ile giden gebelik zehirlenmesi tablosudur. Anne ve bebek hayatı için risk söz konusudur.
    *Hipertansiyon: Nikotinin damar büzücü, daraltıcı etkisi ile gebedeki tansiyon yükselmesidir. Bu durumda bebeğin beslenmesi üzerine olumsuz etki yapacaktır.
    *Dekolman Plasenta: Plasentanın erken ayrılmasıdır. Normal şartlarda doğum eylemi esnasında bebeğin doğumunu takiben plasenta ayrılır. Dekolman plasentada ise bebek anne rahminde iken plasentanın zamansız ayrılması ve tehlikeli boyutlarda kanamanın olmasıdır.
    *Respiratuar Distres sendromu: Doğum sonrası bebeğin solunum sıkıntısı olmasıdır. Prematür dediğimiz erken doğan bebeklerde akciğerlerin gelişmemesi sonucu ölümcül olabilen solunum sıkıntısı sigara içilen gebeliklerde daha sık gözlenmektedir.
    Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı
    *Süt miktarının azalması:Lohusalık döneminde süt miktarının azalmasına neden olmaktadır.
    *Yine lohusalık döneminde sütün C vitamini seviyesinde ve besleyici etkisinin azalmasında rol oynamaktadır.
    Hamilelikte Sigara İçmek,Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları,Hamileyken Sigara İçmenin Bebeğe Zararları,Emzirme Döneminde Sigara,Emzirme Döneminde sigara İçmek,Emzirme Döneminde Sigara Kullanımı

    4 Eylül 2013 Çarşamba


    Samsung henüz biten IFA 2013 etkinliğinde yeni amiral gemisi Galaxy Note 3 akıllı telefonunu tanıttı. Note 3'ün teknik özellikleri ve kasası da tam manasıyla görücüye çıkmış oldu. Galaxy Note 3 için en şaşırtıcı karar bir çok kişinin beklediği klasik Samsung hamlesinin gelmeyişi oldu, bu hamle elbette ki her Galaxy Note akıllı telefonuyla birlikte akıllı telefonun boyutlarının büyümesi. Ancak bu

    Samsung Galaxy Note 3 Fiyatı ve Özellikleri

    Konu Saati  12:06  |  in  Samsung  |  Devamı»


    Samsung henüz biten IFA 2013 etkinliğinde yeni amiral gemisi Galaxy Note 3 akıllı telefonunu tanıttı. Note 3'ün teknik özellikleri ve kasası da tam manasıyla görücüye çıkmış oldu. Galaxy Note 3 için en şaşırtıcı karar bir çok kişinin beklediği klasik Samsung hamlesinin gelmeyişi oldu, bu hamle elbette ki her Galaxy Note akıllı telefonuyla birlikte akıllı telefonun boyutlarının büyümesi. Ancak bu

    3 Eylül 2013 Salı


    Mobil işletim sistemlerinin en popüler olanı Android'in en son sürümü için keyifli bir isim belirlenmiş Google tarafından: Android 4.4 Kitkat





    Google çalışanı Picha'inin Google Plus duvarında paylaştığı bilgiye göre gelecek Android sürümünün adının Kit Kat olmasına karar verilmiş durumda. Çikolata firmasının marka adı olan KitKat'ın Google'ın yeni Anroid sürümü için de isim olarak

    Android 4.4 KitKat Olarak Adlandırldı

    Konu Saati  13:53  |  in  Android Haber  |  Devamı»


    Mobil işletim sistemlerinin en popüler olanı Android'in en son sürümü için keyifli bir isim belirlenmiş Google tarafından: Android 4.4 Kitkat





    Google çalışanı Picha'inin Google Plus duvarında paylaştığı bilgiye göre gelecek Android sürümünün adının Kit Kat olmasına karar verilmiş durumda. Çikolata firmasının marka adı olan KitKat'ın Google'ın yeni Anroid sürümü için de isim olarak

    İngiltere Kanser Araştırmaları raporuna göre, erkeklerde görülen kanserin yüzde 23'ünde, kadınlarda görülen kanserin yüzde 15,6'sında başlıca neden sigara alışkanlığı.

    Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyva yememeleri; kadınlardaysa şişmanlık.

    British Journal of Cancer'da yayımlanan ve kanser konusundaki en kapsamlı araştırmalardan biri olarak nitelenen raporun yazarlarından Prof. Max Parkin, "Birçokları kanserin bir kader işi veya şanssızlık olduğuna ya da genetik nitelik taşıdığına inanır. Eldeki veriler gösteriyor ki, tüm kanserlerin yüzde 40 kadarı, elimizde değiştirme olanağı bulunan alışkanlıklarımızın sonucunda ortaya çıkıyor." dedi.

    Kanser araştırmacılarının erkeklere tavsiyesi, "sigarayı bırakın, daha fazla sebze-meyva yiyin ve tükettiğiniz alkol miktarını azaltın!"

    Kadınlara da, benzer şekilde sigarayı bırakmaları tavsiyesinde bulunuluyor ama hemen ardından "kilonuza dikkat edin!" uyarısı geliyor.

    Prof. Parkin, "Erkeklerde kansere karşı koruma sağlaması bakımından sebze-meyva tüketiminin bu kadar önemli çıkmasını beklemiyorduk. Kadınlar arasında da kanser nedeni olarak şişmanlığın, alkol alışkanlığından daha öne çıkması şaşırtıcı oldu." dedi.

    İngiltere'de incelemeye alınan toplam 134 bin kanser vakasında, oturulan coğrafi yer ve yapılan iş gibi unsurlar da dahil, yaşam tarzı ve çevresel koşullarla ilişkili 14 etmenin rol oynadığı belirlendi.

    Kanser vakalarının 100 bini, sigara ve içki alışkanlığıyla aşırı kiloya bağlı bulundu. Her 25 kanser vakasından birinin, kişinin kimyasal maddeler ya da asbestos bulunan bir ortamda çalışmasından kaynaklandığı saptandı.

    Bilinenler, bilinmeyenler
    Raporda, sigara tiryakiliğiyle akciğer kanser arasında çok iyi bilinen ilişkinin yanı sıra, daha az bilinen unsurların kansere yakalanmada etkili olduğu kaydedildi. Örneğin meme kanseri tehlikesinin onda birini, kadının emzirmesi ya da alkol tüketmesi değil, aşırı şişman ya da obez olması oluşturuyor.

    Yemek borusu ya da gırtlak kanserinde tehlikenin yarısı, çok az sebze-meyva yenmesinden kaynaklanıyor; alkol tüketimiyse riskin yalnızca beşte birini oluşturuyor.

    Mide kanserine yakalanma tehlikesinin beşte biri, besinlerdeki fazla tuz miktarından kaynaklanıyor.
    Ağız ve boğaz bölgelerinde görülen kanserler ise hemen tamamiyle kişinin yaşam tarzıyla ilişkili. Safra kesesi gibi kimi kanserlerse, genelde yaşam tarzıyla pek ilişkili değil.

    Araştırmacılar bulgularını, İngiltere'de 1993-2007 yılları arasındaki vakalara ilişkin verileri kullanarak ve 2010 yılında 18 değişik kanser türünde ortaya çıkacağını tahmin ettikleri vakalara dayandırarak derledi.

    Dünya Kanser Araştırmaları Vakfı'nda görevli Dr. Rachel Thompson, "Bu rapor da gayet güçlü bir şekilde gösteriyor ki, kanser tehlikesi, yaşam tarzımızla yakından ilişkili." dedi.

    Uzmanlar, sağlıklı yaşamanın kansere yakalanma olasılığını tamamen ortadan kaldırmadığını, ama kişinin şansını artırabileceğini belirtiyorlar.

    Kanserin en büyük üç nedeni

    Konu Saati  06:27  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    İngiltere Kanser Araştırmaları raporuna göre, erkeklerde görülen kanserin yüzde 23'ünde, kadınlarda görülen kanserin yüzde 15,6'sında başlıca neden sigara alışkanlığı.

    Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyva yememeleri; kadınlardaysa şişmanlık.

    British Journal of Cancer'da yayımlanan ve kanser konusundaki en kapsamlı araştırmalardan biri olarak nitelenen raporun yazarlarından Prof. Max Parkin, "Birçokları kanserin bir kader işi veya şanssızlık olduğuna ya da genetik nitelik taşıdığına inanır. Eldeki veriler gösteriyor ki, tüm kanserlerin yüzde 40 kadarı, elimizde değiştirme olanağı bulunan alışkanlıklarımızın sonucunda ortaya çıkıyor." dedi.

    Kanser araştırmacılarının erkeklere tavsiyesi, "sigarayı bırakın, daha fazla sebze-meyva yiyin ve tükettiğiniz alkol miktarını azaltın!"

    Kadınlara da, benzer şekilde sigarayı bırakmaları tavsiyesinde bulunuluyor ama hemen ardından "kilonuza dikkat edin!" uyarısı geliyor.

    Prof. Parkin, "Erkeklerde kansere karşı koruma sağlaması bakımından sebze-meyva tüketiminin bu kadar önemli çıkmasını beklemiyorduk. Kadınlar arasında da kanser nedeni olarak şişmanlığın, alkol alışkanlığından daha öne çıkması şaşırtıcı oldu." dedi.

    İngiltere'de incelemeye alınan toplam 134 bin kanser vakasında, oturulan coğrafi yer ve yapılan iş gibi unsurlar da dahil, yaşam tarzı ve çevresel koşullarla ilişkili 14 etmenin rol oynadığı belirlendi.

    Kanser vakalarının 100 bini, sigara ve içki alışkanlığıyla aşırı kiloya bağlı bulundu. Her 25 kanser vakasından birinin, kişinin kimyasal maddeler ya da asbestos bulunan bir ortamda çalışmasından kaynaklandığı saptandı.

    Bilinenler, bilinmeyenler
    Raporda, sigara tiryakiliğiyle akciğer kanser arasında çok iyi bilinen ilişkinin yanı sıra, daha az bilinen unsurların kansere yakalanmada etkili olduğu kaydedildi. Örneğin meme kanseri tehlikesinin onda birini, kadının emzirmesi ya da alkol tüketmesi değil, aşırı şişman ya da obez olması oluşturuyor.

    Yemek borusu ya da gırtlak kanserinde tehlikenin yarısı, çok az sebze-meyva yenmesinden kaynaklanıyor; alkol tüketimiyse riskin yalnızca beşte birini oluşturuyor.

    Mide kanserine yakalanma tehlikesinin beşte biri, besinlerdeki fazla tuz miktarından kaynaklanıyor.
    Ağız ve boğaz bölgelerinde görülen kanserler ise hemen tamamiyle kişinin yaşam tarzıyla ilişkili. Safra kesesi gibi kimi kanserlerse, genelde yaşam tarzıyla pek ilişkili değil.

    Araştırmacılar bulgularını, İngiltere'de 1993-2007 yılları arasındaki vakalara ilişkin verileri kullanarak ve 2010 yılında 18 değişik kanser türünde ortaya çıkacağını tahmin ettikleri vakalara dayandırarak derledi.

    Dünya Kanser Araştırmaları Vakfı'nda görevli Dr. Rachel Thompson, "Bu rapor da gayet güçlü bir şekilde gösteriyor ki, kanser tehlikesi, yaşam tarzımızla yakından ilişkili." dedi.

    Uzmanlar, sağlıklı yaşamanın kansere yakalanma olasılığını tamamen ortadan kaldırmadığını, ama kişinin şansını artırabileceğini belirtiyorlar.

    İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. 

    İstirahat ve uyku ikiz gebelikte daha da önemlidir. 
    İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. Özellikle gebeliğin ilk başlarında uykuya eğilim daha da belirgin olabilir. Bu, bir anlamda sizin gebelik öncesi dönemden kalan “uyku borçlarınızın” bir yansımasıdır. Uyku düzeni mutlaka sağlanmalı ve mümkünse gün içi zamanlarda da uyku için bir miktar vakit ayrılmalıdır.

    Egzersiz  ikiz gebelikte mutlaka sınırlandırılmalıdır. 
    Tekil gebeliklerde günlük egzersizler her anne adayına mutlaka önerilmektedir. Bu, ikiz gebelik için de, belli şartlar yerine geldikçe aynen geçerlidir. Egzersiz uygun koşullarda kilo almak, gece rahat uyumak, doğuma hazırlık yapmak, gebeliğe bağlı belirtileri daha hafif yaşamak ve hatta hiç yaşamamak ve anne adayının kendini ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetmesi açısından son derece önemlidir.

    İkiz gebelikte erken doğum yapma riskinin nispeten artmış olması, özellikle ikinci trimesterden (gebeliğin ikinci üç ayı) itibaren yorucu egzersizlere ara verilmesini gerektirir. “Yorucu egzersiz” terimini tanımlamak güç olmakla beraber, önerimiz ikiz gebelikte ikinci trimesterden itibaren yürüme ve yüzme dışında kalan egzersizlerin yapılmaması yönündedir. Yine gebeliğin hangi aşamasında olunursa olunsun egzersizler mutlaka gebeliği takip eden doktor tarafından onaylandıktan sonra uygulanmalıdır.

    Beslenme – “Üç (veya daha fazla) kişilik beslenilmesi gerekir” fikri yanlıştır. 
    İkiz gebeliği olan anne adayları günlük besin ihtiyaçları konusunda öncelikle kendi bedenlerinden gelen sinyallere güvenmelidirler. Beyinde bulunan açlık merkezi bedenin ihtiyaçlarını size bildirecek ve daha fazla ancak yeterince gıda almanızı sağlayacaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta protein ve kalsiyum içerikli gıdaların daha fazla tüketilmesidir. Tekil gebelikte olduğu gibi çoğul gebeliklerde de aşırı yağlı ve aşırı karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sıvı, vitaminler ve demirle ilgili öneriler aşağıdadır.

    Sıvı alımı ikiz gebelikte mutlaka artırılmalıdır. 
    Sıvı ve özellikle de su yaşamın vazgeçilmez bir maddesidir. Gebelik döneminde böbreklerin daha hızlı çalışması, vücudun sıvı miktarının artması ve nihayet büyümekte olan bebeğin (bebeklerin) artmış olan ihtiyaçları nedeniyle sıvı alımı artmalıdır. Günlük alınması gereken minimum miktar 2-2.5 litre olmalı ve susama hissi olmasa dahi belli aralıklarla düzenli olarak sıvı gıda alımı sürdürülmelidir.
    Sıvı dengesinin bozulmasının erken doğum riskini artıran durumlardan biri olabileceği her zaman hatırlanmalıdır.

    Vitaminler ve demire  ikiz gebelikte ihtiyaç önemli derecelerde artar.
    Vitaminlerin doğal kaynakları olan sebze ve meyveler arasında en faydalı olanları bulunulan mevsimin sebze ve meyveleridir. Bunlar mevsimin özelliklerine göre ihtiyaç duyduğumuz maddeleri daha bol içerirler (kış meyve ve sebzelerinin C vitamininden zengin olması, yaz sebze ve meyvelerinin ise sıvı içeriğinin daha fazla olması gibi).

    Vitaminleri doğal kaynaklarından almak her zaman ideal olmakla beraber yeterince iyi beslenmediğini düşünen anne adayları gebeliği takip eden doktorun önerisine göre gebelikte kullanılmaya uygun vitamin ilaçlarından faydalanabilirler.

    Özellikle gebeliğe yetersiz demir depolarıyla başlayan anne adayları gebelik döneminde doktor tarafından önerilen demir içerikli ilaçları mutlaka düzenli olarak kullanmalıdırlar. İkiz gebelik gibi ihtiyacın daha da yüksek olduğu durumlarda bu ilaçlar kansızlık gelişmesinin engellenmesinde oldukça işe yararlar.

    İş Yaşamı – İkiz gebeliği olan anne adayları daha erken bir dönemde izne ayrılmalıdır.
    Doktorlar ikiz gebelikte daha çok yatak istirahatı verme eğilimindedir ve erken doğum riskinin engellenmesi açısından doktorun bu önerisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Yine özellikle bedensel ve ruhsal olarak daha yoğun bir baskı altında olunan mesleklerde çalışanlar başta olmak üzere çoğul gebelik taşıyan tüm anne adaylarının doğum öncesi iznine daha erken bir dönemde ayrılması önemlidir.

    Cinsel Yaşam – Doktorun önerilerine uyulmalıdır. 
    Tekil gebelikte cinsel yaşamın gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebileceğini savunan doktorlar olmakla beraber ebeliğin ilk iki ayı ve/veya son iki ayı kısıtlama yapılması gerektiğini düşünen doktorlar da vardır. Aynı farklı görüşler ikiz gebelikler için de var olmakla beraber bizim önerimiz erken doğum riskini artırmama açısından 28. haftadan itibaren cinsel yaşama ara verilmesi yönündedir. Diğer dönemlerde ise gebeliği takip eden doktorun önerilerine mutlaka uyulmalıdır.

    İkiz bebek bekleyen anne adayları

    Konu Saati  05:50  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. 

    İstirahat ve uyku ikiz gebelikte daha da önemlidir. 
    İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. Özellikle gebeliğin ilk başlarında uykuya eğilim daha da belirgin olabilir. Bu, bir anlamda sizin gebelik öncesi dönemden kalan “uyku borçlarınızın” bir yansımasıdır. Uyku düzeni mutlaka sağlanmalı ve mümkünse gün içi zamanlarda da uyku için bir miktar vakit ayrılmalıdır.

    Egzersiz  ikiz gebelikte mutlaka sınırlandırılmalıdır. 
    Tekil gebeliklerde günlük egzersizler her anne adayına mutlaka önerilmektedir. Bu, ikiz gebelik için de, belli şartlar yerine geldikçe aynen geçerlidir. Egzersiz uygun koşullarda kilo almak, gece rahat uyumak, doğuma hazırlık yapmak, gebeliğe bağlı belirtileri daha hafif yaşamak ve hatta hiç yaşamamak ve anne adayının kendini ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetmesi açısından son derece önemlidir.

    İkiz gebelikte erken doğum yapma riskinin nispeten artmış olması, özellikle ikinci trimesterden (gebeliğin ikinci üç ayı) itibaren yorucu egzersizlere ara verilmesini gerektirir. “Yorucu egzersiz” terimini tanımlamak güç olmakla beraber, önerimiz ikiz gebelikte ikinci trimesterden itibaren yürüme ve yüzme dışında kalan egzersizlerin yapılmaması yönündedir. Yine gebeliğin hangi aşamasında olunursa olunsun egzersizler mutlaka gebeliği takip eden doktor tarafından onaylandıktan sonra uygulanmalıdır.

    Beslenme – “Üç (veya daha fazla) kişilik beslenilmesi gerekir” fikri yanlıştır. 
    İkiz gebeliği olan anne adayları günlük besin ihtiyaçları konusunda öncelikle kendi bedenlerinden gelen sinyallere güvenmelidirler. Beyinde bulunan açlık merkezi bedenin ihtiyaçlarını size bildirecek ve daha fazla ancak yeterince gıda almanızı sağlayacaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta protein ve kalsiyum içerikli gıdaların daha fazla tüketilmesidir. Tekil gebelikte olduğu gibi çoğul gebeliklerde de aşırı yağlı ve aşırı karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sıvı, vitaminler ve demirle ilgili öneriler aşağıdadır.

    Sıvı alımı ikiz gebelikte mutlaka artırılmalıdır. 
    Sıvı ve özellikle de su yaşamın vazgeçilmez bir maddesidir. Gebelik döneminde böbreklerin daha hızlı çalışması, vücudun sıvı miktarının artması ve nihayet büyümekte olan bebeğin (bebeklerin) artmış olan ihtiyaçları nedeniyle sıvı alımı artmalıdır. Günlük alınması gereken minimum miktar 2-2.5 litre olmalı ve susama hissi olmasa dahi belli aralıklarla düzenli olarak sıvı gıda alımı sürdürülmelidir.
    Sıvı dengesinin bozulmasının erken doğum riskini artıran durumlardan biri olabileceği her zaman hatırlanmalıdır.

    Vitaminler ve demire  ikiz gebelikte ihtiyaç önemli derecelerde artar.
    Vitaminlerin doğal kaynakları olan sebze ve meyveler arasında en faydalı olanları bulunulan mevsimin sebze ve meyveleridir. Bunlar mevsimin özelliklerine göre ihtiyaç duyduğumuz maddeleri daha bol içerirler (kış meyve ve sebzelerinin C vitamininden zengin olması, yaz sebze ve meyvelerinin ise sıvı içeriğinin daha fazla olması gibi).

    Vitaminleri doğal kaynaklarından almak her zaman ideal olmakla beraber yeterince iyi beslenmediğini düşünen anne adayları gebeliği takip eden doktorun önerisine göre gebelikte kullanılmaya uygun vitamin ilaçlarından faydalanabilirler.

    Özellikle gebeliğe yetersiz demir depolarıyla başlayan anne adayları gebelik döneminde doktor tarafından önerilen demir içerikli ilaçları mutlaka düzenli olarak kullanmalıdırlar. İkiz gebelik gibi ihtiyacın daha da yüksek olduğu durumlarda bu ilaçlar kansızlık gelişmesinin engellenmesinde oldukça işe yararlar.

    İş Yaşamı – İkiz gebeliği olan anne adayları daha erken bir dönemde izne ayrılmalıdır.
    Doktorlar ikiz gebelikte daha çok yatak istirahatı verme eğilimindedir ve erken doğum riskinin engellenmesi açısından doktorun bu önerisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Yine özellikle bedensel ve ruhsal olarak daha yoğun bir baskı altında olunan mesleklerde çalışanlar başta olmak üzere çoğul gebelik taşıyan tüm anne adaylarının doğum öncesi iznine daha erken bir dönemde ayrılması önemlidir.

    Cinsel Yaşam – Doktorun önerilerine uyulmalıdır. 
    Tekil gebelikte cinsel yaşamın gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebileceğini savunan doktorlar olmakla beraber ebeliğin ilk iki ayı ve/veya son iki ayı kısıtlama yapılması gerektiğini düşünen doktorlar da vardır. Aynı farklı görüşler ikiz gebelikler için de var olmakla beraber bizim önerimiz erken doğum riskini artırmama açısından 28. haftadan itibaren cinsel yaşama ara verilmesi yönündedir. Diğer dönemlerde ise gebeliği takip eden doktorun önerilerine mutlaka uyulmalıdır.


    Hissettiği Gibi Giyinerek Tarzını Paylaşanlar, Veet'ten 500 TL veya 50 TL'lik Alışveriş Yapma Hakkı Kazanıyor

    Kadınların giyim kararlarında öncelikle pürüzsüz bir cilde sahip olmanın ne kadar etkili olduğunu keşfeden Veet, 'Hissettiğin Gibi Giyin' sloganıyla yeni bir kampanyaya başladı. Kampanya kapsamında Veet kadınlarının Instagram veya Facebook'taki fotograflarıyla katılabilecekleri bir stil yarışması hayata geçiriliyor.

    Kişilerin hissettikleri gibi giyinerek oluşturdukları günlük tarzlarını paylaşarak katılacakları yarışmada kazananlar gardroplarını yenilemek üzere alışveriş kuponları kazanyor. Veet'in yeni reklam yüzü Bade İşcil Süalp'in jüriliğini yapacağı yarışmada, Bade'nin seçeceği bir kişi her hafta 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı kazanırken, en çok oy alan 10 kişi de 50 TL'lik alışveriş kuponu kazanıyor.



    Kullanıcılar yarışmaya katılmak için hissettikleri gibi giyindikleri fotoğraflarını http://veetilehissettigingibigiyin.com/ adresinden bağlanarak veya www.facebook.com/veetturkiye'de yer alan uygulamaya girerek gönderecekler. Instagram'la yarışmaya katılmak için Instagram'a yüklediğiniz fotograflarda #hissettigingibigiyin hashtagini kullanmak gerekiyor. Kullanıcılar, Facebook albümlerinden  seçtiğiniz bir fotograf veya Instagram'daki hashtagli fotograflarını uygulamaya yükledikten sonra katılım formunu eksiksiz doldurarak ödül kazanma hakkı elde edecekler.

    Her hafta yüklenen fotoğraflar arasından Bade İşçil'in seçeceği 1 kişiye 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı hediye edilecek. Bunun yanı sıra her hafta fotoğrafları en çok oy alan 10 kişi 50 TL'lik alışveriş yapma hakkı ve yarışmada en çok oy veren 10 kişi Veet Hediye Sepeti kazanacaktır.

    Bade İşçil Süalp'in reklam yüzü olduğu Veet, bu yarışma ile birlikte hem takipçileriyle aktif bir diyalog kuracak hem de hediyeleri ile onları mutlu edecek. http://veetilehissettigingibigiyin.com/ 'dan veya www.facebook.com/veetturkiye adresinden ulaşılabilecek yarışma 20 Ağustos 2013 tarihinde başlayıp 24 Eylül 2013 tarihinde sona erecektir.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    Sen Tarzını Paylaş, Veet Gardrobunu Yenilesin!

    Konu Saati  05:48  |  in  Advertorial  |  Devamı»


    Hissettiği Gibi Giyinerek Tarzını Paylaşanlar, Veet'ten 500 TL veya 50 TL'lik Alışveriş Yapma Hakkı Kazanıyor

    Kadınların giyim kararlarında öncelikle pürüzsüz bir cilde sahip olmanın ne kadar etkili olduğunu keşfeden Veet, 'Hissettiğin Gibi Giyin' sloganıyla yeni bir kampanyaya başladı. Kampanya kapsamında Veet kadınlarının Instagram veya Facebook'taki fotograflarıyla katılabilecekleri bir stil yarışması hayata geçiriliyor.

    Kişilerin hissettikleri gibi giyinerek oluşturdukları günlük tarzlarını paylaşarak katılacakları yarışmada kazananlar gardroplarını yenilemek üzere alışveriş kuponları kazanyor. Veet'in yeni reklam yüzü Bade İşcil Süalp'in jüriliğini yapacağı yarışmada, Bade'nin seçeceği bir kişi her hafta 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı kazanırken, en çok oy alan 10 kişi de 50 TL'lik alışveriş kuponu kazanıyor.



    Kullanıcılar yarışmaya katılmak için hissettikleri gibi giyindikleri fotoğraflarını http://veetilehissettigingibigiyin.com/ adresinden bağlanarak veya www.facebook.com/veetturkiye'de yer alan uygulamaya girerek gönderecekler. Instagram'la yarışmaya katılmak için Instagram'a yüklediğiniz fotograflarda #hissettigingibigiyin hashtagini kullanmak gerekiyor. Kullanıcılar, Facebook albümlerinden  seçtiğiniz bir fotograf veya Instagram'daki hashtagli fotograflarını uygulamaya yükledikten sonra katılım formunu eksiksiz doldurarak ödül kazanma hakkı elde edecekler.

    Her hafta yüklenen fotoğraflar arasından Bade İşçil'in seçeceği 1 kişiye 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı hediye edilecek. Bunun yanı sıra her hafta fotoğrafları en çok oy alan 10 kişi 50 TL'lik alışveriş yapma hakkı ve yarışmada en çok oy veren 10 kişi Veet Hediye Sepeti kazanacaktır.

    Bade İşçil Süalp'in reklam yüzü olduğu Veet, bu yarışma ile birlikte hem takipçileriyle aktif bir diyalog kuracak hem de hediyeleri ile onları mutlu edecek. http://veetilehissettigingibigiyin.com/ 'dan veya www.facebook.com/veetturkiye adresinden ulaşılabilecek yarışma 20 Ağustos 2013 tarihinde başlayıp 24 Eylül 2013 tarihinde sona erecektir.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    2 Eylül 2013 Pazartesi

    Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek
    Limonlu Su İçmek
    Limonlu Su İçmenin Faydaları
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek 
    Su sağlık açısından da zayıflama açısından da son derece önemli. Hem sağlıklı yaşamanın, hem de zayıflamanın anahtarı olan suyu bir de limonla içmeyi deneyin deriz. Çünkü, limonlu suyun faydaları inanılmaz.. Limonlu su ne işe yarar derseniz sorunuzun cevabı makalemizde..
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek
    Cildi Temizler : Su içmek kendi başına vücudunuzu toksinlerden arındırır ama içine C vitamini eklendiğinde kanınızdaki toksinler de temizlenir ve cildiniz kızarıklıklardan ve ince çizgilerden kurtulur.
    Solunum Problemleri İçin Faydalıdır : Eğer solunum yollarınızda probleminiz varsa, limonlu su sizin için ideal içecektir! Limon, antibakteriyel özelliği sayesinde göğüs enfeksiyonlarınızdan kurtulmanızı ve öksürüklerinizin rahatlamasını sağlar.
    Beyin ve Sinir Sisteminin Çalışmasını Hızlandırır : İçeriğindeki potasyum sayesinde depresyondan kurtulmanızı, unutkanlığınızı atmanızı ve beyin sisinin ortadan kalkmasını sağlar.
    Bağışıklık Sistemini Kuvvetlendirir : Limonun içindeki potasyum kan basıncını düzenler, beyni uyarır ve soğuk algınlığı ile savaşır
    Kilo Vermenize Yardımcı Olur : Limonlu su içmek yemek yeme isteğinizin önüne geçer, metabolizmanızı güçlendirir ve şişkinliğinizi atmanızı sağlar.
    Nefes Kokusunu Önler :  Limonlu su, nefesinizi tazeleyerek,sigara, baharatlı yemekden dolayı kötü kokan nefesinizi tazeler.
    Vucudun PH Seviyesini Düzenler :  Ph seviyenizi düzenlemek sizi pek çok hastalığa karşı korur.
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek

    Limonlu Su İçmenin Faydaları

    Konu Saati  06:09  |  in  Suyu Limonla İçmenin Faydaları  |  Devamı»

    Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek
    Limonlu Su İçmek
    Limonlu Su İçmenin Faydaları
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek 
    Su sağlık açısından da zayıflama açısından da son derece önemli. Hem sağlıklı yaşamanın, hem de zayıflamanın anahtarı olan suyu bir de limonla içmeyi deneyin deriz. Çünkü, limonlu suyun faydaları inanılmaz.. Limonlu su ne işe yarar derseniz sorunuzun cevabı makalemizde..
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek
    Cildi Temizler : Su içmek kendi başına vücudunuzu toksinlerden arındırır ama içine C vitamini eklendiğinde kanınızdaki toksinler de temizlenir ve cildiniz kızarıklıklardan ve ince çizgilerden kurtulur.
    Solunum Problemleri İçin Faydalıdır : Eğer solunum yollarınızda probleminiz varsa, limonlu su sizin için ideal içecektir! Limon, antibakteriyel özelliği sayesinde göğüs enfeksiyonlarınızdan kurtulmanızı ve öksürüklerinizin rahatlamasını sağlar.
    Beyin ve Sinir Sisteminin Çalışmasını Hızlandırır : İçeriğindeki potasyum sayesinde depresyondan kurtulmanızı, unutkanlığınızı atmanızı ve beyin sisinin ortadan kalkmasını sağlar.
    Bağışıklık Sistemini Kuvvetlendirir : Limonun içindeki potasyum kan basıncını düzenler, beyni uyarır ve soğuk algınlığı ile savaşır
    Kilo Vermenize Yardımcı Olur : Limonlu su içmek yemek yeme isteğinizin önüne geçer, metabolizmanızı güçlendirir ve şişkinliğinizi atmanızı sağlar.
    Nefes Kokusunu Önler :  Limonlu su, nefesinizi tazeleyerek,sigara, baharatlı yemekden dolayı kötü kokan nefesinizi tazeler.
    Vucudun PH Seviyesini Düzenler :  Ph seviyenizi düzenlemek sizi pek çok hastalığa karşı korur.
    Limonlu Su,Limonlu Suyun Fayfaları,Suyu Limonla İçmenin Faydaları,Limonlu Su İle Zayıflama, Limonlu Su Ne İşe Yarar,Suyu Limonla İçmek

    1 Eylül 2013 Pazar


    Samsung'un amiral gemi rolünü üstlenen Galaxy serisi akıllı telefon modeli Galaxy S'lerin çıktığında son modeli olacak Galaxy S5 şimdiden dillendirilmeye başlanmış durumda öyle ki hakkında donanım özelliklerine kadar söylentiler dolaşır oldu.



    2014 yılında çıkması planlanan Samsung Galaxy S5 için dillendirilen özelliklerin başlıcaları Galaxy Note 3'de de kullanılacak olan 16 Megapiksel kamera

    Samsung Galaxy S5 İddiaları

    Konu Saati  13:44  |  in  Samsung  |  Devamı»


    Samsung'un amiral gemi rolünü üstlenen Galaxy serisi akıllı telefon modeli Galaxy S'lerin çıktığında son modeli olacak Galaxy S5 şimdiden dillendirilmeye başlanmış durumda öyle ki hakkında donanım özelliklerine kadar söylentiler dolaşır oldu.



    2014 yılında çıkması planlanan Samsung Galaxy S5 için dillendirilen özelliklerin başlıcaları Galaxy Note 3'de de kullanılacak olan 16 Megapiksel kamera

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top