• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 7 Mart 2013 Perşembe

    Rhassoul Çamurunun Faydaları
    Rhassoul Çamuru
    Rhassoul Çamuru ve Faydaları
    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru, Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları
    Fas sınırlarındaki, kayaçlardan elde edilen bir çeşit killi toprak olan rhassoul'un Türkçe anlamı gusül, yani yıkanmak temizlenmek olarak geçiyor. Doğu ülkelerinden sonra, avrupa ülkerlinde de, yayılmaya başlayan rhassoul çamurun faydalarına, kısaca göz atalım.

    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru, Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları
    * Saçlar için çok faydalı. saçtaki, yağı ve kiri emiyor, derinlemesine temizliyor.
    * Her türlü cilt ve saç tipine uygun ve mükemmel bir bakım kürü.
    * Saçlarda, kimyasal artıklar dahil, kozmetiklerin bıraktığı olumsuz izleri temizleme özelliğine sahip.
    * Saçın üst tabakasını oluşturan hücrelerin birbirine yapışmasını sağlayarak, saçın kırılmasını önlüyor.
    * Saçın doğal halde tutması gereken, %8 nem oranını barındırmasına yardımcı oluyor.
    * Ölü hücreleri temizleyerek, yeni hücrelerin oluşumunu sağlıyor.
    * Saçlar için önemli bir madde olan, sebun maddesinini düzenli olarak salgılanmasını sağlıyor. 
    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru,Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları

    RHASSOUL ÇAMURU VE FAYDALARI

    Konu Saati  22:00  |  in  Siyah Çamurun Faydaları  |  Devamı»

    Rhassoul Çamurunun Faydaları
    Rhassoul Çamuru
    Rhassoul Çamuru ve Faydaları
    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru, Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları
    Fas sınırlarındaki, kayaçlardan elde edilen bir çeşit killi toprak olan rhassoul'un Türkçe anlamı gusül, yani yıkanmak temizlenmek olarak geçiyor. Doğu ülkelerinden sonra, avrupa ülkerlinde de, yayılmaya başlayan rhassoul çamurun faydalarına, kısaca göz atalım.

    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru, Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları
    * Saçlar için çok faydalı. saçtaki, yağı ve kiri emiyor, derinlemesine temizliyor.
    * Her türlü cilt ve saç tipine uygun ve mükemmel bir bakım kürü.
    * Saçlarda, kimyasal artıklar dahil, kozmetiklerin bıraktığı olumsuz izleri temizleme özelliğine sahip.
    * Saçın üst tabakasını oluşturan hücrelerin birbirine yapışmasını sağlayarak, saçın kırılmasını önlüyor.
    * Saçın doğal halde tutması gereken, %8 nem oranını barındırmasına yardımcı oluyor.
    * Ölü hücreleri temizleyerek, yeni hücrelerin oluşumunu sağlıyor.
    * Saçlar için önemli bir madde olan, sebun maddesinini düzenli olarak salgılanmasını sağlıyor. 
    Siyah Çamur,Siyah Çamurun Faydaları,Rhassoul Çamuru,Rhassoul Çamuru Nedir,Rhassoul Çamurunun Faydaları


    Google Türkiye'deki yetenekli öğrencileri ödüllendirecek


    Doodle Türkiye





    Google'ın özel zamanlarda ana sayfasındaki logosunu değiştirmesine neredeyse artık herkes aşina olmuş durumda. Bu işlemi "Doodle" olarak adlandırıyor Google.



    Türkiye için anlamlı günlerde de Doodle yapıyor Google. Yakın zamanlarda çeşitli akılda kalan ve internet kullanıcıları tarafından Google'ı alkışlatan

    Google'dan Yarışma: Türkiye'nin Harikaları

    Konu Saati  13:15  |  in  Google  |  Devamı»


    Google Türkiye'deki yetenekli öğrencileri ödüllendirecek


    Doodle Türkiye





    Google'ın özel zamanlarda ana sayfasındaki logosunu değiştirmesine neredeyse artık herkes aşina olmuş durumda. Bu işlemi "Doodle" olarak adlandırıyor Google.



    Türkiye için anlamlı günlerde de Doodle yapıyor Google. Yakın zamanlarda çeşitli akılda kalan ve internet kullanıcıları tarafından Google'ı alkışlatan

    Beslenme uzmanları, beslenme ile ruh hali arasında yakın ilişki bulunduğunu belirtirken bazı yemeklerin psikolojiyi kötü, bazılarının ise iyi yönde etkilediğini açıkladı. 

    Bezginlik halinde olanların sebzeye ağırlık vermesi gerekir. Sebzelerin çiğ olmasına ve yavaş yenmesi gerektiğine de dikkat edilmesi öneriliyor.

    Yorgunluktan kurtulmak için bezelye ve havuç öneren uzmanlar; taze sıkılmış meyve sularıyla birlikte evde yapılan meyveli yoğurtların da yararı olduğunu söylüyor.

    Çekingenlik için kuru baklagiller ve fosfor açısından zengin besinler tavsiye ediliyor.

    Agresiflere örnerilen yiyecekler ise yağlı tohumlar; özellikle fındık, ceviz ve fıstık.

    Keyifinizin yerine gelmesini istiyorsanız uzmanlara kulak vererek pizza, börek gibi hamur işi yiyeceklere yönelmeniz gerekiyor.

    Endişe anında vücutta aşırı sıvı kaybı olacağından hafif çorba, komposto, meyve suyu içilmesi tavsiye ediliyor.

    Hayal kırıklığına karşı enginar ile kerevizin etkili olduğu bilinirken, diğer sebzelerin de hayal kırıklığını hafifletici etkisi olduğu söyleniyor.

    Yalnızlığından sıyrılmak isteyenlere domates, biber, patlıcan ve patates öneriliyor.

    Aşırı öfke duygusunu hafifletmek için; ekmek, makarna, sebze, meyve yenmesi tavsiye edilirken, kırmızı et ve kafeinli içeceklerin aşırı öfkeyi arttırdığına dikkat çekiliyor.

    Depresyona ilaç olarak aşırıya kaçmamak şartıyla çikolata, şekerli ve sütlü tatlılar kullanılıyor. Bu durumlarda vücuda mutlaka şekerli besin takviyesi yapılması gerekiyor. .

    Özgüveni arttırmak için C vitaminli yiyeceklere yönelmek özellikle yeşil biber, maydanoz, haşlanmış patates ve kuşburnu öneriliyor.

    Ruh Halinize Göre Beslenin...

    Konu Saati  12:45  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Beslenme uzmanları, beslenme ile ruh hali arasında yakın ilişki bulunduğunu belirtirken bazı yemeklerin psikolojiyi kötü, bazılarının ise iyi yönde etkilediğini açıkladı. 

    Bezginlik halinde olanların sebzeye ağırlık vermesi gerekir. Sebzelerin çiğ olmasına ve yavaş yenmesi gerektiğine de dikkat edilmesi öneriliyor.

    Yorgunluktan kurtulmak için bezelye ve havuç öneren uzmanlar; taze sıkılmış meyve sularıyla birlikte evde yapılan meyveli yoğurtların da yararı olduğunu söylüyor.

    Çekingenlik için kuru baklagiller ve fosfor açısından zengin besinler tavsiye ediliyor.

    Agresiflere örnerilen yiyecekler ise yağlı tohumlar; özellikle fındık, ceviz ve fıstık.

    Keyifinizin yerine gelmesini istiyorsanız uzmanlara kulak vererek pizza, börek gibi hamur işi yiyeceklere yönelmeniz gerekiyor.

    Endişe anında vücutta aşırı sıvı kaybı olacağından hafif çorba, komposto, meyve suyu içilmesi tavsiye ediliyor.

    Hayal kırıklığına karşı enginar ile kerevizin etkili olduğu bilinirken, diğer sebzelerin de hayal kırıklığını hafifletici etkisi olduğu söyleniyor.

    Yalnızlığından sıyrılmak isteyenlere domates, biber, patlıcan ve patates öneriliyor.

    Aşırı öfke duygusunu hafifletmek için; ekmek, makarna, sebze, meyve yenmesi tavsiye edilirken, kırmızı et ve kafeinli içeceklerin aşırı öfkeyi arttırdığına dikkat çekiliyor.

    Depresyona ilaç olarak aşırıya kaçmamak şartıyla çikolata, şekerli ve sütlü tatlılar kullanılıyor. Bu durumlarda vücuda mutlaka şekerli besin takviyesi yapılması gerekiyor. .

    Özgüveni arttırmak için C vitaminli yiyeceklere yönelmek özellikle yeşil biber, maydanoz, haşlanmış patates ve kuşburnu öneriliyor.

    Erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen tiroit bezinin düzgün çalışmaması, vücut savunma sistemini bozuyor, kadın üreme sistemine saldırıyor, gebe kalmayı engellediği gibi, gebe kalındığında düşüğe bile sebep olabiliyor.

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; çocuk isteyen çiftlerin düzenli ilişkiye girmelerine rağmen çocuk sahibi olamıyorsa mutlaka tiroit bezlerinin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol ettirmesi gerektiğini belirtiyor. Kadınlarda beyin ve tiroit ile yumurtalık arasında, erkekler de ise beyin ve tiroit ile testis arasında bir ilişki olduğu yönünde bilimsel kanıtlar olduğunu söylüyor.

    Tiroit hastalıklarının kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı bozduğunu ve gebe kalmayı önleyebildiğine değiniyor.  Tiroit hormonlarının vücudun hemen her hücresinin işlevi için gerekli olduğunu, ister diğer hormonların yapımı olsun, ister hücre büyümesi ve çoğalması olsun metabolizmanın normal çalışması açısından vazgeçilmez hormon olduğunun altını çiziyor.  Besinlerden alınan iyodu kandan çekerek gerekli hormonları üreten tiroit bezlerinin normalin dışında hızlı veya yavaş çalışmasının sorun yarattığına, hastalık belirtilerinin tetkiklerden önce anlaşılabildiğine dikkat çekiyor.

    Belirtileri Nelerdir?

    Hipertiroidi denilen, tiroit bezlerinin hızlı çalışması; iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, ellerde titreme, bakışlarda şaşkınlık veya korku ifadesi, göz kapağının yukarıya doğru gerilmesi ve göz kapağında şişme, göz kürelerinin öne doğru fırlaması gibi belirtiler görülebilir.

    Hipotiroidi de ise, tiroit bezlerinin yavaş çalışması halidir; halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama, kalp atışlarının yavaşlaması, uyku eğiliminin artması, soğuğa dayanıksızlık, ses kalınlaşması, yavaş ve kısık sesle konuşma, ciltte kalınlaşma, kuruluk ve saç dökülmesi, kaşların kenarlardan dökülmesi, kabızlık, terleme azlığı, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik şeklinde belirtiler görülebilir.

    Karadeniz Bölgesindekiler Dikkat!

    Op. Dr. Serhat Partalcı; iyot eksikliğinden kaynaklanan bu rahatsızlığın besinlerle doğrudan bağlantılı olduğunu ve iyottan yoksun bölgelerde yetiştirilen sebze ve meyvelerde, hayvanların etinde iyot miktarının az olduğuna değiniyor. Özellikle Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinde iyot miktarının düşük olduğuna ve burada kimyasal olarak iyodu yok eden karalahananın, bol tüketilmesinin tiroit hastalıklarının çoğalması açısından önemli bir etkisinin olduğuna dikkat çekiyor.

    Dünyada troit bezleri problemini suya, ekmeğe ve süte iyot katarak çözen tek ülkenin ABD olduğunu belirten Op. Dr. Serhat Partalcı, Türkiye’de de bu uygulamanın başlatılmasının önemli olduğuna değiniyor. İyot bakımından yüksek deniz ürünlerinin tüketilmesini, iyotlu tuz kullanılmasını, özellikle Karadeniz bölgesinde iyotlu tuzun pişen yemeğe ilave edilmesini, yukarıdaki belirtilere sahip kişilerin mutlaka uzmana başvurmasını öneriyor.

    Çocuğunuz Olmuyorsa Tiroit Hastası Olabilirsiniz!

    Konu Saati  11:37  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    Erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen tiroit bezinin düzgün çalışmaması, vücut savunma sistemini bozuyor, kadın üreme sistemine saldırıyor, gebe kalmayı engellediği gibi, gebe kalındığında düşüğe bile sebep olabiliyor.

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; çocuk isteyen çiftlerin düzenli ilişkiye girmelerine rağmen çocuk sahibi olamıyorsa mutlaka tiroit bezlerinin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol ettirmesi gerektiğini belirtiyor. Kadınlarda beyin ve tiroit ile yumurtalık arasında, erkekler de ise beyin ve tiroit ile testis arasında bir ilişki olduğu yönünde bilimsel kanıtlar olduğunu söylüyor.

    Tiroit hastalıklarının kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı bozduğunu ve gebe kalmayı önleyebildiğine değiniyor.  Tiroit hormonlarının vücudun hemen her hücresinin işlevi için gerekli olduğunu, ister diğer hormonların yapımı olsun, ister hücre büyümesi ve çoğalması olsun metabolizmanın normal çalışması açısından vazgeçilmez hormon olduğunun altını çiziyor.  Besinlerden alınan iyodu kandan çekerek gerekli hormonları üreten tiroit bezlerinin normalin dışında hızlı veya yavaş çalışmasının sorun yarattığına, hastalık belirtilerinin tetkiklerden önce anlaşılabildiğine dikkat çekiyor.

    Belirtileri Nelerdir?

    Hipertiroidi denilen, tiroit bezlerinin hızlı çalışması; iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, ellerde titreme, bakışlarda şaşkınlık veya korku ifadesi, göz kapağının yukarıya doğru gerilmesi ve göz kapağında şişme, göz kürelerinin öne doğru fırlaması gibi belirtiler görülebilir.

    Hipotiroidi de ise, tiroit bezlerinin yavaş çalışması halidir; halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama, kalp atışlarının yavaşlaması, uyku eğiliminin artması, soğuğa dayanıksızlık, ses kalınlaşması, yavaş ve kısık sesle konuşma, ciltte kalınlaşma, kuruluk ve saç dökülmesi, kaşların kenarlardan dökülmesi, kabızlık, terleme azlığı, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik şeklinde belirtiler görülebilir.

    Karadeniz Bölgesindekiler Dikkat!

    Op. Dr. Serhat Partalcı; iyot eksikliğinden kaynaklanan bu rahatsızlığın besinlerle doğrudan bağlantılı olduğunu ve iyottan yoksun bölgelerde yetiştirilen sebze ve meyvelerde, hayvanların etinde iyot miktarının az olduğuna değiniyor. Özellikle Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinde iyot miktarının düşük olduğuna ve burada kimyasal olarak iyodu yok eden karalahananın, bol tüketilmesinin tiroit hastalıklarının çoğalması açısından önemli bir etkisinin olduğuna dikkat çekiyor.

    Dünyada troit bezleri problemini suya, ekmeğe ve süte iyot katarak çözen tek ülkenin ABD olduğunu belirten Op. Dr. Serhat Partalcı, Türkiye’de de bu uygulamanın başlatılmasının önemli olduğuna değiniyor. İyot bakımından yüksek deniz ürünlerinin tüketilmesini, iyotlu tuz kullanılmasını, özellikle Karadeniz bölgesinde iyotlu tuzun pişen yemeğe ilave edilmesini, yukarıdaki belirtilere sahip kişilerin mutlaka uzmana başvurmasını öneriyor.

    Espanyol Sos Yapımı
    Espanyol Sos Tarifi
    Espanyol Sos Tarifi
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı
    Et yemeklerini, sever misiniz ? Eğer cevabınız evet ise, et yemeklerinmize lezzet verecek olan sosları mutlaka denemelisiniz. Sizlere önereceğimiz espanyol sos, et yemeklerine, muhteşem bir lezzet katacak türden. Üstelik yapımı da, son derece kolay.

    Espanyol Sos Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 kg küçük kırılmış sığır kemiği,
    * 300 gram Margarin,
    * 150 gram havuç,
    * 150 gram Soğan,
    * 1 Diş sarımsak,
    * 1 Bağ maydanoz,
    * 200 gram domates salçası,
    * 175 gram un,
    * 5 Litre su,
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı
    Kemikler yağda kızartılır.Soğan,havuç ve un ilave edilerek pembeleşinçeye kadar kavrulur. Salça ve 5 lt su ilave edilir. Maydanoz ve sarımsakda konarak 4-5 saat kaynatılır. Eksildikçe suyu tamamlanır.Süzgeçten süzülür diğer sosların yapımında kullanılır.
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı

    ESPANYOL SOS TARİFİ

    Konu Saati  07:07  |  in  Espanyol Sos Yapımı  |  Devamı»

    Espanyol Sos Yapımı
    Espanyol Sos Tarifi
    Espanyol Sos Tarifi
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı
    Et yemeklerini, sever misiniz ? Eğer cevabınız evet ise, et yemeklerinmize lezzet verecek olan sosları mutlaka denemelisiniz. Sizlere önereceğimiz espanyol sos, et yemeklerine, muhteşem bir lezzet katacak türden. Üstelik yapımı da, son derece kolay.

    Espanyol Sos Yapımı İçin Gerekli Malzemeler ;
    * 3 kg küçük kırılmış sığır kemiği,
    * 300 gram Margarin,
    * 150 gram havuç,
    * 150 gram Soğan,
    * 1 Diş sarımsak,
    * 1 Bağ maydanoz,
    * 200 gram domates salçası,
    * 175 gram un,
    * 5 Litre su,
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı
    Kemikler yağda kızartılır.Soğan,havuç ve un ilave edilerek pembeleşinçeye kadar kavrulur. Salça ve 5 lt su ilave edilir. Maydanoz ve sarımsakda konarak 4-5 saat kaynatılır. Eksildikçe suyu tamamlanır.Süzgeçten süzülür diğer sosların yapımında kullanılır.
    Espanyol Sos,Espanyol Sos Nasıl Yapılır,Espanyol Sos Tarifi,Espanyol Sos Yapımı


    Thalmic Labs'ın yeni ürünü MYO Armband

    Bilgisayarların en erken dönemlerinde kodlara dayalı kullanıcı etkileşimi sunması, sonrasında grafik arayüzleri derken en yaygın kullanım şekli mouse+klavye ikilisi de dokunmatik ekranların yaygınlaşması ile azalma gösterdi.



     MYO Kol Bandı 


    İlk tanıtımı yapıldığında dokunmatik ekranlara alternatif olabileceği düşünülen Microsoft Kinect'in henüz

    Dokunmatik Alternatifi MYO Kol Bandı

    Konu Saati  07:00  |  in  Çeşitli  |  Devamı»


    Thalmic Labs'ın yeni ürünü MYO Armband

    Bilgisayarların en erken dönemlerinde kodlara dayalı kullanıcı etkileşimi sunması, sonrasında grafik arayüzleri derken en yaygın kullanım şekli mouse+klavye ikilisi de dokunmatik ekranların yaygınlaşması ile azalma gösterdi.



     MYO Kol Bandı 


    İlk tanıtımı yapıldığında dokunmatik ekranlara alternatif olabileceği düşünülen Microsoft Kinect'in henüz

    6 Mart 2013 Çarşamba

    Apple'ın senede iki kez ürünlerini güncellemesi ve ürün gamını genişletmesine bağlı olarak önümüzdeki günlerde iPad 5 ve iPad mini 2'nin ortaya çıkabilme ihtimali konuşulmaya başlandı.

    iPad 5'in önceki tüm versiyonlarına göre çok daha ince olacağı yalnızca 7.2 mm kalınlığa sahip olabileceği bunun yanında çok daha hafif olacağı söylentiler arasında.

    Tablet ekranlarının şarj tüketme konusunda

    Apple iPad 5 ve iPad Mini 2 Ne Zaman Çıkacak?

    Konu Saati  13:03  |  in  Tablet PC  |  Devamı»

    Apple'ın senede iki kez ürünlerini güncellemesi ve ürün gamını genişletmesine bağlı olarak önümüzdeki günlerde iPad 5 ve iPad mini 2'nin ortaya çıkabilme ihtimali konuşulmaya başlandı.

    iPad 5'in önceki tüm versiyonlarına göre çok daha ince olacağı yalnızca 7.2 mm kalınlığa sahip olabileceği bunun yanında çok daha hafif olacağı söylentiler arasında.

    Tablet ekranlarının şarj tüketme konusunda

    Çocuğa nasıl bir tuvalet eğitimi vermeli? Çocuk tuvalet eğitimi esnasında başarılı ve başarısız olduğunda ona karşı ebeveynin tutumu nasıl olmalı? 

    Ebeveynin hangi hatalı davranışları çocuğun tuvalet eğitimini tamamlamasını geciktirir? İşte tüm bu soruların yanıtları için uzmana başvurduk.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu, sabır gerektiren tuvalet eğitimine başlarken anne babaların nelere dikkat etmesi, hangi hatalardan kaçınması gerektiğini anlatıyor.

    İlk ihtiyacınız olan şey, çocuğunuza kendi başına oturup kalkabileceği, ayaklarının yere rahatça değebileceği bir tuvalet sandalyesi almak ve onun sadece kendisine ait olduğunu çocuğunuza hissettirmektir. Tuvalet sandalyesi zeminde olmalı, asla başka bir sandalyenin üzerine bağlanmamalı. Aynı şekilde kolayca tırmanabileceği merdivenli klozet adaptörleri de kullanılabilir.

    İlk günler alışması için elbiseleriyle oturmasına izin verebilirsiniz, hatta isterse kalkıp gitmesine ses çıkarmayın. Eğer çocuğunuz oturmayı reddediyorsa veya şiddetle karşı geliyorsa ısrar etmeyin, belki çocuğunuz henüz hazır olmayabilir. Başka bir zaman veya başka bir gün tekrar deneyin veya 2-3 hafta erteleyin.

    Çocuğunuz tuvalet sandalyesine oturmaya alıştıktan sonraki adım, bu sandalyenin ne işe yaradığını anlamasını sağlamaktır. Bunun için çocuğunuzun bezine kaka yapmaya başladığını anladığınız zaman bezini açıp dışkıların oturağa dökülmesini sağlayın ve çocuğunuzu hemen oturağa oturtun.

    Çocuğunuz 1-2 hafta içinde o oturağın gerçekte ne işe yaradığını öğrenecektir. Çocuğunuz biraz daha büyüyüp daha rahat ilişki kurulabilir hale geldiğinde, oturağın yakınlarında kısa süreli bezsiz oynamasına izin verin. Oturağını uygun kullandığı sürece siz olayı çok abartmadan öpücük, alkış veya güzel sözlerle ödüllendirin. Başarısız olduğu durumlardaysa asla cezalandırmayın.

    Mesane kontrolü daha geç olur
    Mesane kontrolü daima dışkı kontrolünden sonra gelişir ve daha uzun süre alır. İdrar kontrolünden önce çocuğunuzun mesanesi belli süre idrar tutabilecek kadar gelişmeli. Çocuğunuz öğlen uykusundan kuru kalkmalı. Çişinin geldiğini anlamalı. Çocuk bunu size idrarını yaptıktan sonra söyleyerek belli eder. Çocuğunuz bu olgunluğa eriştiği zaman onu oturağa yaptığı her başarı için yine fazla abartıya kaçmadan ödüllendirin. Altını ıslattığı her zamansa bir dahaki seferde daha başarılı ve dikkatli olması gerektiği konusunda teşvik edin.

    Gece kontrolü daha geç gelişebilir. Uygun olan, yatmadan hemen önce ve uyanır uyanmaz hemen tuvalete götürerek gece eğitimini de birlikte vermektir. Gece bez bağlamak yerine havlulu külotlar kullanmak onun kafasını daha az karıştırır ve kendine güvenini sağlar.

    Mutlaka birkaç kez kazalar yaşanır, ancak ona bunun bir kaza olduğunun anlatılması, kuru kalktığı her gece için ödüllendirilmesi eğitimin başarısını sağlar.

    Dikkat!
    Tuvalet eğitiminde önemli olan pozitif tutum, doğal olmak ve kesinlikle korku unsurunu kullanmama. Gündüz tuvalet terbiyesi tamamlandıktan bir yıl sonra gece sorunları sürüyorsa doktorunuza danışın.

    Tuvalet eğitiminde yapmamanız gerekenler
    2 yaş çocukların her şeye karşı çıktıkları, aksilendikleri bir gelişim dönemi, kitaplarda berbat 2 yaş (terrible 2) dönemi olarak geçer. Bu dönemde çocuğun isteğinden bağımsız tuvalet eğitim vermeye çalışmak, doğru olmaz. Mutlaka istekli olması gerekir.

    Başarısızlık ve zorlanmak onu çok üzer. Bu nedenle oturağa oturmuyorsa zorlamayın, korkutmayın, cezalandırmayın. Sürtüşmeye asla girmeyin, bu eğitimin sizin için önemli olduğunu hissettirmemeye çalışın.

    Çocuğunuz size tuvalet gereksinimini söylemeden oturağa oturtmak için uğraşmayın. İnisiyatifin onda olduğunu hissettirin. 
    Eğitim süresince kazalar olacaktır, doğal karşılayın, azarlamayın. Kızgınlık, sabırsızlık sizi başa döndürecektir. Çocukta onarılması güç psikolojik sorunlara neden olabilecek ısrarcı ve otoriter, suçlayıcı eğitimi asla uygulamaya kalkmamalısınız. Bilmelisiniz ki aslında çocuk gelişmeye hazır olmadan siz ne yaparsanız yapın hiçbir konuda zorla eğitim veremezsiniz.

    Cesareti yoksa, yürümeye hazır değilse, 1 yaşına geldi artık yürümeli deyip elinden tutarak zorla ortada desteksiz bırakarak yürümeyi öğretemeyeceğiniz gibi bezsiz bırakarak, 10 dakikada bir tuvalete götürerek de tuvalet eğitimi veremezsiniz. Kendi istediği zaman hazır olduğunu hissettiği zamandır ve siz sadece ona nereye ve nasıl yapılacağı eğitimini verebilirsiniz.

    Özellikle dışkılama zorla verilen eğitimlerde kabusa dönüşür, günlerce tutulan dışkı katılaşıp makatta çatlaklara, kanamalara yol açabilir.

    Tuvalet eğitimine nasıl başlanır?

    Konu Saati  12:46  |  in  Çocuk Sağlığı  |  Devamı»

    Çocuğa nasıl bir tuvalet eğitimi vermeli? Çocuk tuvalet eğitimi esnasında başarılı ve başarısız olduğunda ona karşı ebeveynin tutumu nasıl olmalı? 

    Ebeveynin hangi hatalı davranışları çocuğun tuvalet eğitimini tamamlamasını geciktirir? İşte tüm bu soruların yanıtları için uzmana başvurduk.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu, sabır gerektiren tuvalet eğitimine başlarken anne babaların nelere dikkat etmesi, hangi hatalardan kaçınması gerektiğini anlatıyor.

    İlk ihtiyacınız olan şey, çocuğunuza kendi başına oturup kalkabileceği, ayaklarının yere rahatça değebileceği bir tuvalet sandalyesi almak ve onun sadece kendisine ait olduğunu çocuğunuza hissettirmektir. Tuvalet sandalyesi zeminde olmalı, asla başka bir sandalyenin üzerine bağlanmamalı. Aynı şekilde kolayca tırmanabileceği merdivenli klozet adaptörleri de kullanılabilir.

    İlk günler alışması için elbiseleriyle oturmasına izin verebilirsiniz, hatta isterse kalkıp gitmesine ses çıkarmayın. Eğer çocuğunuz oturmayı reddediyorsa veya şiddetle karşı geliyorsa ısrar etmeyin, belki çocuğunuz henüz hazır olmayabilir. Başka bir zaman veya başka bir gün tekrar deneyin veya 2-3 hafta erteleyin.

    Çocuğunuz tuvalet sandalyesine oturmaya alıştıktan sonraki adım, bu sandalyenin ne işe yaradığını anlamasını sağlamaktır. Bunun için çocuğunuzun bezine kaka yapmaya başladığını anladığınız zaman bezini açıp dışkıların oturağa dökülmesini sağlayın ve çocuğunuzu hemen oturağa oturtun.

    Çocuğunuz 1-2 hafta içinde o oturağın gerçekte ne işe yaradığını öğrenecektir. Çocuğunuz biraz daha büyüyüp daha rahat ilişki kurulabilir hale geldiğinde, oturağın yakınlarında kısa süreli bezsiz oynamasına izin verin. Oturağını uygun kullandığı sürece siz olayı çok abartmadan öpücük, alkış veya güzel sözlerle ödüllendirin. Başarısız olduğu durumlardaysa asla cezalandırmayın.

    Mesane kontrolü daha geç olur
    Mesane kontrolü daima dışkı kontrolünden sonra gelişir ve daha uzun süre alır. İdrar kontrolünden önce çocuğunuzun mesanesi belli süre idrar tutabilecek kadar gelişmeli. Çocuğunuz öğlen uykusundan kuru kalkmalı. Çişinin geldiğini anlamalı. Çocuk bunu size idrarını yaptıktan sonra söyleyerek belli eder. Çocuğunuz bu olgunluğa eriştiği zaman onu oturağa yaptığı her başarı için yine fazla abartıya kaçmadan ödüllendirin. Altını ıslattığı her zamansa bir dahaki seferde daha başarılı ve dikkatli olması gerektiği konusunda teşvik edin.

    Gece kontrolü daha geç gelişebilir. Uygun olan, yatmadan hemen önce ve uyanır uyanmaz hemen tuvalete götürerek gece eğitimini de birlikte vermektir. Gece bez bağlamak yerine havlulu külotlar kullanmak onun kafasını daha az karıştırır ve kendine güvenini sağlar.

    Mutlaka birkaç kez kazalar yaşanır, ancak ona bunun bir kaza olduğunun anlatılması, kuru kalktığı her gece için ödüllendirilmesi eğitimin başarısını sağlar.

    Dikkat!
    Tuvalet eğitiminde önemli olan pozitif tutum, doğal olmak ve kesinlikle korku unsurunu kullanmama. Gündüz tuvalet terbiyesi tamamlandıktan bir yıl sonra gece sorunları sürüyorsa doktorunuza danışın.

    Tuvalet eğitiminde yapmamanız gerekenler
    2 yaş çocukların her şeye karşı çıktıkları, aksilendikleri bir gelişim dönemi, kitaplarda berbat 2 yaş (terrible 2) dönemi olarak geçer. Bu dönemde çocuğun isteğinden bağımsız tuvalet eğitim vermeye çalışmak, doğru olmaz. Mutlaka istekli olması gerekir.

    Başarısızlık ve zorlanmak onu çok üzer. Bu nedenle oturağa oturmuyorsa zorlamayın, korkutmayın, cezalandırmayın. Sürtüşmeye asla girmeyin, bu eğitimin sizin için önemli olduğunu hissettirmemeye çalışın.

    Çocuğunuz size tuvalet gereksinimini söylemeden oturağa oturtmak için uğraşmayın. İnisiyatifin onda olduğunu hissettirin. 
    Eğitim süresince kazalar olacaktır, doğal karşılayın, azarlamayın. Kızgınlık, sabırsızlık sizi başa döndürecektir. Çocukta onarılması güç psikolojik sorunlara neden olabilecek ısrarcı ve otoriter, suçlayıcı eğitimi asla uygulamaya kalkmamalısınız. Bilmelisiniz ki aslında çocuk gelişmeye hazır olmadan siz ne yaparsanız yapın hiçbir konuda zorla eğitim veremezsiniz.

    Cesareti yoksa, yürümeye hazır değilse, 1 yaşına geldi artık yürümeli deyip elinden tutarak zorla ortada desteksiz bırakarak yürümeyi öğretemeyeceğiniz gibi bezsiz bırakarak, 10 dakikada bir tuvalete götürerek de tuvalet eğitimi veremezsiniz. Kendi istediği zaman hazır olduğunu hissettiği zamandır ve siz sadece ona nereye ve nasıl yapılacağı eğitimini verebilirsiniz.

    Özellikle dışkılama zorla verilen eğitimlerde kabusa dönüşür, günlerce tutulan dışkı katılaşıp makatta çatlaklara, kanamalara yol açabilir.

    İş görüşmeniz kötü geçti veya işten çıkarıldınız. Belki de size söz verilen bir mevkii işe sizden sonra başlayan birine verildi. Öfkelenmeden önce biraz nefes almaya çalışın.

    Keşfedin

    Öfkenizi içinize atmayın veya sinirinizi unutmak için kendinizi işe vermeye çalışmayın. Sinirle sonradan pişman olacağınız biç bir şey söylemeyin. Kendinizi ofisten dışarı atın, mümkünse sakinleşmek için birkaç kilometre yürüyün ve derin derin nefes alın. 30 yaşındaki Esra terfi etmediğini ve hayalindeki pozisyona başka bir iş arkadaşının getirildiğini öğrendiğinde patronlarına hiçbir şey söylemedi. Ofisin deniz manzaralı terasında dakikalarca ağlamayı tercih etti. Fakat yeni bir iş bulup istifasını verdiğinde, daha önce söyleyemediklerini patronlarına söyleyip rahatladı.

    Yüzleşin

    Yolunuza devam edebilmek için içinizdeki öfkeyi -doğru zamanda- dışarı vurun. Bir yoga sınıfına gitmek yerine squash oynayın. Böylelikle bu tip bir acının vücudunuza enjekte ettiği enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.

    Rahatlayın

    Kariyerinizdeki önemli zamanları hatırlayıp, onlara odaklanın. Eski işyerinizden bir arkadaşınızla yemeğe çıkıp birlikte çalıştığınız zamanlardaki başarılarınızı size hatırlatmasını isteyin. O günlerde neler hissettiğinize odaklanmanız, üzerinizde pozitif bir etki yaratacaktır.

    Telafi edin

    Her zaman atacağınız bir sonraki adımı düşünün. Eğer iş görüşmeniz kötü gittiyse doğru iletişim kurmakla ilgili bir kursa yazılın. Yılmadan kendinizi sürekli olarak geliştirmeye çalışın. Eğer sizin yerinize başka biri terfi ettiyse zaman yönetimi hakkında fikir edinmeye bakın. Böylece aslında sizi her açıdan kötü etkileyen bir olayın olumlu yansımalarını yaşadığınızı fark edebilirsiniz.

    Bakış açısı kazanın

    Kendi kendinize şu soruyu sorun; “Bana uygun olan işi mi yapıyorum? Kariyerimde hayal ettiğim bir yerde miyim? Doğru şirkette, doğru insanlarla mı çalışıyorum?” Bunun ardından iş aramıyor olsanız bile CV’nizi yeniden yazın. Bunu yapmak size bir çalışan olarak değerinizi gösterip, kendinize olan güveninizi ve inancınızı tazeler.

    Kariyer sorunlarınızla mücadele tüyoları

    Konu Saati  12:46  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    İş görüşmeniz kötü geçti veya işten çıkarıldınız. Belki de size söz verilen bir mevkii işe sizden sonra başlayan birine verildi. Öfkelenmeden önce biraz nefes almaya çalışın.

    Keşfedin

    Öfkenizi içinize atmayın veya sinirinizi unutmak için kendinizi işe vermeye çalışmayın. Sinirle sonradan pişman olacağınız biç bir şey söylemeyin. Kendinizi ofisten dışarı atın, mümkünse sakinleşmek için birkaç kilometre yürüyün ve derin derin nefes alın. 30 yaşındaki Esra terfi etmediğini ve hayalindeki pozisyona başka bir iş arkadaşının getirildiğini öğrendiğinde patronlarına hiçbir şey söylemedi. Ofisin deniz manzaralı terasında dakikalarca ağlamayı tercih etti. Fakat yeni bir iş bulup istifasını verdiğinde, daha önce söyleyemediklerini patronlarına söyleyip rahatladı.

    Yüzleşin

    Yolunuza devam edebilmek için içinizdeki öfkeyi -doğru zamanda- dışarı vurun. Bir yoga sınıfına gitmek yerine squash oynayın. Böylelikle bu tip bir acının vücudunuza enjekte ettiği enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.

    Rahatlayın

    Kariyerinizdeki önemli zamanları hatırlayıp, onlara odaklanın. Eski işyerinizden bir arkadaşınızla yemeğe çıkıp birlikte çalıştığınız zamanlardaki başarılarınızı size hatırlatmasını isteyin. O günlerde neler hissettiğinize odaklanmanız, üzerinizde pozitif bir etki yaratacaktır.

    Telafi edin

    Her zaman atacağınız bir sonraki adımı düşünün. Eğer iş görüşmeniz kötü gittiyse doğru iletişim kurmakla ilgili bir kursa yazılın. Yılmadan kendinizi sürekli olarak geliştirmeye çalışın. Eğer sizin yerinize başka biri terfi ettiyse zaman yönetimi hakkında fikir edinmeye bakın. Böylece aslında sizi her açıdan kötü etkileyen bir olayın olumlu yansımalarını yaşadığınızı fark edebilirsiniz.

    Bakış açısı kazanın

    Kendi kendinize şu soruyu sorun; “Bana uygun olan işi mi yapıyorum? Kariyerimde hayal ettiğim bir yerde miyim? Doğru şirkette, doğru insanlarla mı çalışıyorum?” Bunun ardından iş aramıyor olsanız bile CV’nizi yeniden yazın. Bunu yapmak size bir çalışan olarak değerinizi gösterip, kendinize olan güveninizi ve inancınızı tazeler.

    Dış görünüşünden memnun olan kişi çoğu zaman kendisi ile barışık, iş hayatında ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı, aşk ve evlilik hayatında daha kolay mutlu oluyor. 

    Kişinin kendini aynada güzel ve alımlı görmesi özgüveninin artmasına ve insanlarla daha çabuk iletişim kurmasına olanak sağlar. Burnunun yüzüne hiç yakışmadığını, hamilelikten sonra karnının eskisi gibi dümdüz olmadığını ya da yüzünün elastikiyetini kaybedip sarktığını görüp dış görünüşünün kötü olduğunu düşünenler ise çevreleriyle olan ilişkilerinde tutuk ve uyumsuz davranabilirler. Bazı kişilerde bu kusur öyle bir takıntı haline gelir ki, bireyin iş ve sosyal hayatını tam bir kabusa çevirebilir...

    Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, estetik sorunların zamanla kişide telafisi zor ruhsal sorunlara yol açtığını belirterek bazı estetik rahatsızlıkların kısa ve küçük operasyonlarla düzeltilerek, kişide ki özgüveni artırdığını kendine güvenen bireyler haline getirdiğini açıkladı...

    Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu "Bireyin kendini gerçekten mutsuz hissettiği bir kusuru var ise özgüvenin yeniden kazanması açısından cerrahi operasyon yoluna gidilebilmektedir... Var olan kusur tıbbi açıdan bir sorun teşkil etmiyor ise estetik operasyonun gerekliliğine hastanın kendisi karar vermelidir. Bu hastanın beden sağlığından çok ruh sağlığı için yaptıracağı bir operasyondur" diye açıkladı.

    Bedene Gereken Önem Verilmeli…

    Kışlaoğlu, yüzyıllardan bu güne süregelen güzelliğin öncelikle kadınlar olmak üzere her bireyin vazgeçemeyeceği unsurlar arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi; “Son dönemde estetik cerrahide ki gelişmeler ve estetik operasyonların uygulanma aşamalarındaki başarı birçok kişiyi estetik operasyonlara yönlendirdi. Operasyon başvurusu ile gelen birçok kişi görüntüsünde memnun olmadığı yanları açıklayarak cerrahi açıdan bizden yardım istiyor. Kişinin estetik işlem sonrası kliniğimizden ayrılırken gözlerindeki memnuniyeti görmek dolaylı da olsa hastamıza sunduğumuz psikolojik desteği de yanına alıyor” diye konuştu.

    Sınırı İyi Çizilmeli…

    Kadın güzelliğinin ve bakımının oldukça önemli olduğu modern hayatta, estetik operasyonlar birçok kişinin imdadına yetişiyor. Ancak uygulanacak estetik işlemlerin belirli bir sınır çerçevesinde ve uzman görüşü alınarak uygulanması gereklidir.

    Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, aslında kişide olmayan; ama kişinin kendisinin vücudunun bir bölümünün anormal algılanması ya da çok küçük bir şeyin abartılarak düşünülmesine ‘ vücut dismorfofobik bozukluğu’ dendiğini kaydederek şu önemli açıklamalarda bulundu. “ Vücudunda hiçbir estetik sorun olmadığı halde kapımızı çalan yüzlerce hasta ile karşılaşıyoruz. Kişi hiç bir eksiği olmamasına karşın kendi bedenini yanlış algılaması sonucu, sürekli kusurlu gördüğü bölgeyi gizliyor yada bu bölgeyle ilgili kendini özgüvensiz ve eksik hissediyor. Örneğin göğüslerinin iriliğinden şikayet eden bir hasta vücut yapısına göre ölçülerinin nasıl olacağını bilemediği için kendini çok daha kötü ve orantısız görebiliyor. Bu aşamada biz doktorlara düşen görev hastaya, gerekli oran ve açıklamalarla bu durumu anlatmak ve doğru ne ise ona göre karar almak, eğer gerçekten kişide estetik operasyona ihtiyaç yoksa bunu açıklayarak psikolojik olarak onu rahatlatmaktır. Eğer Hasta iri göğüsün beline ve bedenine verdiği sağlık sorunları ile bize başvurmuş ise gerekli müdahale yapılarak hasta sağlığına kavuşturulur” dedi.

    Sadece takıntı oluştuğu için yüzüne estetik yaptıranların işin yüzde 2-3`ünü içerdiğini belirten Kışlaoğlu “Bunlar kişinin yüzüyle ilgili olan, burun görüntüsü, kulak için yapılan, çene üzerinde çene ve ağız civarı kırışıklıkları gibi, yüz gerdirme ve yüzdeki bazı ameliyatlardır. Bazen nefes alma güçlüğü çeken kişilere yapılan burun ameliyatlarında dışı düzeltmeden içeride yapılan düzeltmeden sonuç alınmaz. Mecburen dış yapıyı da düzeltmek gerekir. Bu da kozmetik olarak düşünülmemeli” ifadesinde bulundu.

    Estetik Psikolojiyi de Etkiliyor

    Konu Saati  12:45  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Dış görünüşünden memnun olan kişi çoğu zaman kendisi ile barışık, iş hayatında ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı, aşk ve evlilik hayatında daha kolay mutlu oluyor. 

    Kişinin kendini aynada güzel ve alımlı görmesi özgüveninin artmasına ve insanlarla daha çabuk iletişim kurmasına olanak sağlar. Burnunun yüzüne hiç yakışmadığını, hamilelikten sonra karnının eskisi gibi dümdüz olmadığını ya da yüzünün elastikiyetini kaybedip sarktığını görüp dış görünüşünün kötü olduğunu düşünenler ise çevreleriyle olan ilişkilerinde tutuk ve uyumsuz davranabilirler. Bazı kişilerde bu kusur öyle bir takıntı haline gelir ki, bireyin iş ve sosyal hayatını tam bir kabusa çevirebilir...

    Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, estetik sorunların zamanla kişide telafisi zor ruhsal sorunlara yol açtığını belirterek bazı estetik rahatsızlıkların kısa ve küçük operasyonlarla düzeltilerek, kişide ki özgüveni artırdığını kendine güvenen bireyler haline getirdiğini açıkladı...

    Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu "Bireyin kendini gerçekten mutsuz hissettiği bir kusuru var ise özgüvenin yeniden kazanması açısından cerrahi operasyon yoluna gidilebilmektedir... Var olan kusur tıbbi açıdan bir sorun teşkil etmiyor ise estetik operasyonun gerekliliğine hastanın kendisi karar vermelidir. Bu hastanın beden sağlığından çok ruh sağlığı için yaptıracağı bir operasyondur" diye açıkladı.

    Bedene Gereken Önem Verilmeli…

    Kışlaoğlu, yüzyıllardan bu güne süregelen güzelliğin öncelikle kadınlar olmak üzere her bireyin vazgeçemeyeceği unsurlar arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi; “Son dönemde estetik cerrahide ki gelişmeler ve estetik operasyonların uygulanma aşamalarındaki başarı birçok kişiyi estetik operasyonlara yönlendirdi. Operasyon başvurusu ile gelen birçok kişi görüntüsünde memnun olmadığı yanları açıklayarak cerrahi açıdan bizden yardım istiyor. Kişinin estetik işlem sonrası kliniğimizden ayrılırken gözlerindeki memnuniyeti görmek dolaylı da olsa hastamıza sunduğumuz psikolojik desteği de yanına alıyor” diye konuştu.

    Sınırı İyi Çizilmeli…

    Kadın güzelliğinin ve bakımının oldukça önemli olduğu modern hayatta, estetik operasyonlar birçok kişinin imdadına yetişiyor. Ancak uygulanacak estetik işlemlerin belirli bir sınır çerçevesinde ve uzman görüşü alınarak uygulanması gereklidir.

    Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, aslında kişide olmayan; ama kişinin kendisinin vücudunun bir bölümünün anormal algılanması ya da çok küçük bir şeyin abartılarak düşünülmesine ‘ vücut dismorfofobik bozukluğu’ dendiğini kaydederek şu önemli açıklamalarda bulundu. “ Vücudunda hiçbir estetik sorun olmadığı halde kapımızı çalan yüzlerce hasta ile karşılaşıyoruz. Kişi hiç bir eksiği olmamasına karşın kendi bedenini yanlış algılaması sonucu, sürekli kusurlu gördüğü bölgeyi gizliyor yada bu bölgeyle ilgili kendini özgüvensiz ve eksik hissediyor. Örneğin göğüslerinin iriliğinden şikayet eden bir hasta vücut yapısına göre ölçülerinin nasıl olacağını bilemediği için kendini çok daha kötü ve orantısız görebiliyor. Bu aşamada biz doktorlara düşen görev hastaya, gerekli oran ve açıklamalarla bu durumu anlatmak ve doğru ne ise ona göre karar almak, eğer gerçekten kişide estetik operasyona ihtiyaç yoksa bunu açıklayarak psikolojik olarak onu rahatlatmaktır. Eğer Hasta iri göğüsün beline ve bedenine verdiği sağlık sorunları ile bize başvurmuş ise gerekli müdahale yapılarak hasta sağlığına kavuşturulur” dedi.

    Sadece takıntı oluştuğu için yüzüne estetik yaptıranların işin yüzde 2-3`ünü içerdiğini belirten Kışlaoğlu “Bunlar kişinin yüzüyle ilgili olan, burun görüntüsü, kulak için yapılan, çene üzerinde çene ve ağız civarı kırışıklıkları gibi, yüz gerdirme ve yüzdeki bazı ameliyatlardır. Bazen nefes alma güçlüğü çeken kişilere yapılan burun ameliyatlarında dışı düzeltmeden içeride yapılan düzeltmeden sonuç alınmaz. Mecburen dış yapıyı da düzeltmek gerekir. Bu da kozmetik olarak düşünülmemeli” ifadesinde bulundu.

    Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

    Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.

    Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

    Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?

    Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

    Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?

    Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

    Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken

    Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

    Aşkın fiziksel etkileri:

    1.Kan akımının düzenlenmesi
     Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

    2.İştah azalması
    Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

    3.Kalp ritminin hızlanması
    Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

    4.Yağ yakımı
    Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

    5.Metabolizmanın hızlanması
    Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

    6.Hafıza ve becerilerin artması
    Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

    7.Ağrıyı daha az hissetme
    Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

    8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
    Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

    9.Cilt sağlığının artması
    Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

    10.Östrojen ve testosteron artması
    Üreme isteğini artırır.

    Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

    Psikolojik etkiler:

    1.Motivasyonun artması
    Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

    2.Anti depresan etkiler
    Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

    3.Özgüven ve başarı
    Mesleksel başarılara imza atılır.

    4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı
    Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

    Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.

    Aşk sağlık için çok iyi geliyor

    Konu Saati  01:00  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

    Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.

    Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

    Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?

    Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

    Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?

    Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

    Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken

    Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

    Aşkın fiziksel etkileri:

    1.Kan akımının düzenlenmesi
     Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

    2.İştah azalması
    Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

    3.Kalp ritminin hızlanması
    Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

    4.Yağ yakımı
    Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

    5.Metabolizmanın hızlanması
    Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

    6.Hafıza ve becerilerin artması
    Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

    7.Ağrıyı daha az hissetme
    Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

    8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
    Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

    9.Cilt sağlığının artması
    Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

    10.Östrojen ve testosteron artması
    Üreme isteğini artırır.

    Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

    Psikolojik etkiler:

    1.Motivasyonun artması
    Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

    2.Anti depresan etkiler
    Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

    3.Özgüven ve başarı
    Mesleksel başarılara imza atılır.

    4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı
    Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

    Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.

    5 Mart 2013 Salı

    Aldatmayan erkekler var mı, varsa neden aldatmıyorlar ve diğer erkeklerden nasıl ayrılıyorlar? 

    Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Psikolog Emre Konuk aldatmayla ilgili sorularımıza cevap vermeye devam ediyor. Psikolog Emre Konuk çok çarpıcı bir rakam veriyor: "Aldatmayan erkeklerin oranının tüm erkeklerin %2'si olduğu söylenir."

    Aldatmayan erkek var mı?
    Çocuk doğduğu zaman içgüdüleriyle doğar. Tanımı gereği içgüdü bir şeyi arzular ve elde etmeye çalışır. Elde ettiği zaman doyar. Anne-babanın en önemli görevlerinden biri çocuklara içgüdülerini kontrol etmeyi öğretmeleridir.

    Bireylerin cinsel içgüdüleri kontrol etmesini de toplum ve özellikle ebeveynler bir şekilde öğretir. Toplumun ahlakını çocuğa anne-baba öğretir. Güdüleri ve istekleri denetlemeye öz denetim dersek, bazı insanlar öz denetimi iyi öğrenir, bazıları ise öğrenmez. Bazı erkekler cinsel dürtülerini denetlemeleri gerektiğini öğrenirler ve bundan şikayetçi olmazlar. Bu erkekler aldatmaz. Neticede karşı cinsle yasak ilişki kurmazsan ölmüyorsun.

    Aldatmayan erkeklerin genel profili nasıldır? 
    Davranışlarını kontrol etme becerileri iyi gelişmiş, düşünce yapıları ve değer sistemleri davranışlarıyla uyumlu oluyor. Mesela hayatı boyunca çocuklarına ahlaklı olmayı öğretmeye çalışan bir baba, bunu davranışlarıyla da gösterip karısını aldatmıyor.

    Tüm erkekler arasında aldatmayan erkeklerin oranı nedir sizce? Böyle bir araştırma sonucu var mı elinizde?
    Maalesef bir araştırma olarak bilmiyorum. Yüzde iki falan olduğu söylenir ama bence sanıların aksine aldatmayan erkek oranı yüzde ikiden daha yüksek.

    Aldatmayan erkek var mı?

    Konu Saati  12:46  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Aldatmayan erkekler var mı, varsa neden aldatmıyorlar ve diğer erkeklerden nasıl ayrılıyorlar? 

    Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Psikolog Emre Konuk aldatmayla ilgili sorularımıza cevap vermeye devam ediyor. Psikolog Emre Konuk çok çarpıcı bir rakam veriyor: "Aldatmayan erkeklerin oranının tüm erkeklerin %2'si olduğu söylenir."

    Aldatmayan erkek var mı?
    Çocuk doğduğu zaman içgüdüleriyle doğar. Tanımı gereği içgüdü bir şeyi arzular ve elde etmeye çalışır. Elde ettiği zaman doyar. Anne-babanın en önemli görevlerinden biri çocuklara içgüdülerini kontrol etmeyi öğretmeleridir.

    Bireylerin cinsel içgüdüleri kontrol etmesini de toplum ve özellikle ebeveynler bir şekilde öğretir. Toplumun ahlakını çocuğa anne-baba öğretir. Güdüleri ve istekleri denetlemeye öz denetim dersek, bazı insanlar öz denetimi iyi öğrenir, bazıları ise öğrenmez. Bazı erkekler cinsel dürtülerini denetlemeleri gerektiğini öğrenirler ve bundan şikayetçi olmazlar. Bu erkekler aldatmaz. Neticede karşı cinsle yasak ilişki kurmazsan ölmüyorsun.

    Aldatmayan erkeklerin genel profili nasıldır? 
    Davranışlarını kontrol etme becerileri iyi gelişmiş, düşünce yapıları ve değer sistemleri davranışlarıyla uyumlu oluyor. Mesela hayatı boyunca çocuklarına ahlaklı olmayı öğretmeye çalışan bir baba, bunu davranışlarıyla da gösterip karısını aldatmıyor.

    Tüm erkekler arasında aldatmayan erkeklerin oranı nedir sizce? Böyle bir araştırma sonucu var mı elinizde?
    Maalesef bir araştırma olarak bilmiyorum. Yüzde iki falan olduğu söylenir ama bence sanıların aksine aldatmayan erkek oranı yüzde ikiden daha yüksek.

    Bulaşıcı olan ve yüzde 40 oranında belirti göstermeyen kabakulak hastalığını ergenlik sonrası geçiren erkeklerin, kısır olma ihtimali yükseliyor!

    Kabakulak hastalığının öldürücü olmadığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, hastalık süresinde ve sonrasında oluşan durumun önemine değiniyor. Kabakulak hastalığına çocukluk çağında sıklıkla rastlanıyor. Bu hastalık, tükürük bezlerini tutuyor. Konuşurken, öksürürken, hapşırırken etrafa saçılan tükürük aracılığı ile damlacık enfeksiyonu şeklinde direk temasla geçebiliyor.

    14 ila 21 gün kuluçka döneminden sonra, iki kulak altı tükürük bezinin şişmesi ile başlıyor ve şişlik boyuna doğru yayılıyor. Şişlik ağrılı ve ateşli oluyor. Kabakulak virüsü, pankreas dedikleri hazım bezinde, kadın yumurtalıklarında, erkeklik bezlerinde, gözyaşı kesesinde ve böbrek üstü bezlerinde iltihaplar oluşturabiliyor. Virüs, bazı hastalarda da menenjit oluşturabiliyor. Bu hastalık testisi tuttuğunda  şiddetine göre kısırlık yaparak, çocuk oluşmasına engel olabiliyor.

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, bazı vakalarda kabakulak hastalığının erkeklerde sperm üretimini bir seneye yakın durduğunun gözlendiğini söylüyor. Ancak sperm üretiminin eski seviyesine çıkmasa bile çocuk olabilecek kadar hastanın, sağlıklı sperm üretebileceğini sözlerine ekliyor. Dr. Partalcı; sperm sayısının azalmasının yanı sıra hastalığın asıl etkisinin testislerin küçülmesi sonucu erkeklerin bu durumdan yakınmasının ve psikolojik olarak sıkıntıya girmesinin yaygın olduğunun altını çiziyor. Kadınların yumurtalıklarında kısırlık etkisi oluşturmadığına vurgu yapıyor.

    Kabakulak Hastalığının Tedavisi

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kabakulak hastalığının virüsle bulaşması nedeniyle hiçbir ilaç tedavisi olmadığını belirtiyor. Dinlenmenin önemine değinerek, ekşi olan gıdalar tükürük bezini uyardığı için bu gıdalar dışında beslenmenin faydalı olabileceğine, ağrı kesici, ateş düşürücü kullanmanın yararına değiniyor.

    Kabakulak Hastalığından Korunma

    Op. Dr. Serhat Partalcı; aşının çok önemli olduğunu, erken yaşta aşı olmamış erkeklerin 11-12 yaşlarına kadar mutlaka aşılanması gerektiği vurguluyor. Hastalığı geçirenlerin ömür boyu bağışıklık kazandığını sözlerine ekliyor.

    Ergenlik Sonrası Kabakulak Geçiren Erkekler Dikkat!

    Konu Saati  12:44  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Bulaşıcı olan ve yüzde 40 oranında belirti göstermeyen kabakulak hastalığını ergenlik sonrası geçiren erkeklerin, kısır olma ihtimali yükseliyor!

    Kabakulak hastalığının öldürücü olmadığını belirten Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, hastalık süresinde ve sonrasında oluşan durumun önemine değiniyor. Kabakulak hastalığına çocukluk çağında sıklıkla rastlanıyor. Bu hastalık, tükürük bezlerini tutuyor. Konuşurken, öksürürken, hapşırırken etrafa saçılan tükürük aracılığı ile damlacık enfeksiyonu şeklinde direk temasla geçebiliyor.

    14 ila 21 gün kuluçka döneminden sonra, iki kulak altı tükürük bezinin şişmesi ile başlıyor ve şişlik boyuna doğru yayılıyor. Şişlik ağrılı ve ateşli oluyor. Kabakulak virüsü, pankreas dedikleri hazım bezinde, kadın yumurtalıklarında, erkeklik bezlerinde, gözyaşı kesesinde ve böbrek üstü bezlerinde iltihaplar oluşturabiliyor. Virüs, bazı hastalarda da menenjit oluşturabiliyor. Bu hastalık testisi tuttuğunda  şiddetine göre kısırlık yaparak, çocuk oluşmasına engel olabiliyor.

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, bazı vakalarda kabakulak hastalığının erkeklerde sperm üretimini bir seneye yakın durduğunun gözlendiğini söylüyor. Ancak sperm üretiminin eski seviyesine çıkmasa bile çocuk olabilecek kadar hastanın, sağlıklı sperm üretebileceğini sözlerine ekliyor. Dr. Partalcı; sperm sayısının azalmasının yanı sıra hastalığın asıl etkisinin testislerin küçülmesi sonucu erkeklerin bu durumdan yakınmasının ve psikolojik olarak sıkıntıya girmesinin yaygın olduğunun altını çiziyor. Kadınların yumurtalıklarında kısırlık etkisi oluşturmadığına vurgu yapıyor.

    Kabakulak Hastalığının Tedavisi

    Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı, kabakulak hastalığının virüsle bulaşması nedeniyle hiçbir ilaç tedavisi olmadığını belirtiyor. Dinlenmenin önemine değinerek, ekşi olan gıdalar tükürük bezini uyardığı için bu gıdalar dışında beslenmenin faydalı olabileceğine, ağrı kesici, ateş düşürücü kullanmanın yararına değiniyor.

    Kabakulak Hastalığından Korunma

    Op. Dr. Serhat Partalcı; aşının çok önemli olduğunu, erken yaşta aşı olmamış erkeklerin 11-12 yaşlarına kadar mutlaka aşılanması gerektiği vurguluyor. Hastalığı geçirenlerin ömür boyu bağışıklık kazandığını sözlerine ekliyor.



    Çağımızın getirdikleri
    İçinde bulunduğumuz çağın literatürde henüz bir adı yok. Çeşitli önermeler ise mecvut misal:
    Modern Çağ( hep güncellenir; her çağ kendince moderndir), Uzay Çağı, Silikon Çağı, İnternet Çağı...

    Uzuyor da gidiyor. Sanırım çağları o çağda yaşayanlardan çok, sonra gelen nesiller belirliyorlar. Aynen bizlerin "eski çağları" bir yerlere koymamız gibi gelecek nesiller de

    Şaşırtıcı Robot Köpek BigDog

    Konu Saati  11:06  |  in  Robot Teknolojisi  |  Devamı»



    Çağımızın getirdikleri
    İçinde bulunduğumuz çağın literatürde henüz bir adı yok. Çeşitli önermeler ise mecvut misal:
    Modern Çağ( hep güncellenir; her çağ kendince moderndir), Uzay Çağı, Silikon Çağı, İnternet Çağı...

    Uzuyor da gidiyor. Sanırım çağları o çağda yaşayanlardan çok, sonra gelen nesiller belirliyorlar. Aynen bizlerin "eski çağları" bir yerlere koymamız gibi gelecek nesiller de

    4 Mart 2013 Pazartesi

    Aşk olmadan seks olur mu? Peki ya seks olmadan aşk? Aşk ve seks arasındaki ilişkiye dair bilgilerimizi araştırma sonuçlarına dayanarak tazeleyelim mi?

    Seksin aşkla ne ilgisi var, aşkın seksle ne ilgisi var? Bu soruların cevabını ararken, Cindy M. Meston ve David M. Buss’ın yazdıkları “Kadınlar Neden Seks Yapar?” adlı kitabın referans verdiği araştırmalar zihnimizi aydınlattı.

    Toplumda sıkça söylenen “Kadınlar aşk olmazsa seks yapmaz”, “Erkekler için aslolan aşk değil, sekstir” söylemleri acaba gerçeği yansıtıyor mu? Araştırma sonuçları farklı bakış açıları sunuyor mu? İşte, bu konuya dair “Kadınlar Neden Seks Yapar?” kitabından alıntıladığımız bilgiler…

    Kadınlar neden seks yapıyor?
    Bir araştırmaya göre, kadınlar seks yapmalarına gerekçe olarak, “O kişiye sevgimi ifade etmek istedim” ve “Aşık olduğumun farkına vardım”ı, ilk on nedenlerinden ikisi olarak sıralıyorlar. Aşka ulaşmanın bir yolu olarak seksi nasıl kullandıklarını açıklıyorlar.

    Kimi zaman seks, umulduğu gibi aşk ve bağlılık getiriyor. Kimi zaman da seks, asıl istenen sevgi yerine geçici bir sevildiğini hissetme yanılsaması yaratıyor. Kimi zamansa ne aşk ne de aşk yanılsaması…
    Araştırmaya katılan kadınların pek çoğu kendi başına aşk için değil, başka birine olan aşklarını ifade etmek için seks yapıyor.

    Dört bin yıl önce aşk ve seks ilişkisi
    Aşkla seksin birbirine bağlı olduğu yeni bir düşünce değil. Hatta insanın yazıyı ilk kez icat edişinden beri bu bağa işaret ediliyor. 1880’lerin sonlarında, günümüzde Irak’ta bulunan bir bölgede küçük bir tablet ortaya çıkartıldı. Dört bin yıllık bu tabletin üzerine, tarihçilerin en eski aşk şiiri olduğuna inandıkları bir şiir kazınmıştı. Şiirde bir rahibe, krala yalnızca aşkını değil, duyduğu şehveti de itiraf ediyordu:

    “Kalbimin sevgilisi, damat
    Parlaktır güzelliğin, baldan tatlı
    Esir ettin beni, titreyerek durayım önünde
    Damat, yatağa götürülmek isterim”

    Rahibenin bir başka şiiri:

    Damat benden zevkini aldın
    Söyle anneme, nefis şeyler yedirsin sana
    Babam da armağanlar versin”

    Aşksız sekse açık kadınlar hangileri?
    Birçok kadın için aşkla seks birbirinden ayrılmaz olsa da hepsi için öyle değil tabii. Araştırmalar, hangi kadınların seksten önce aşk ya da duygusal ilgi istemeye daha az eğilimli olduğuna dair bir şeyler de öğretti. Aşksız sekse en açık kadınlar genellikle dışa dönük bir kişiliğe sahip ve yeni, egzotik yiyecekleri denemek ya da seyahat edip başka kültürler görmekten hoşlanmak dahil, her türlü yeni deneyime daha açık oluyorlar.

    Sekse bakışta kadın erkek farkı
    Birçok kadın seks için aşka ihtiyaç duymasa ya da aşk peşinde koşmasa da kadınlar aşkın sekse eşlik etmesi gerektiğine erkeklerden daha fazla inanıyorlar.

    Meston Cinsel Psikofizyoloji Laboratuvarı’nda 700’den fazla üniversite öğrencisine, “Aşksız sekste bir sorun yoktur” yorumuna katılıp katılmadıkları soruldu. Öğrencilerin yaklaşık yarısı Avrupa, yarısıysa Güneydoğu Asya kökenli ailelerden geliyorlardı. Her iki kültürel grupta da aşksız seksin kabul edilebilir olduğunu düşünme olasılığının erkeklerde kadınlara kıyasla çok daha yüksek olduğu görüldü.

    Seksin ön koşulu aşk mı?
    Buss Evrim Psikolojisi Laboratuvarı’nda yürütülen bir çalışmada elde edilen sonuçlar da aşk-seks ilintisinde bir cinsiyet farklılığı olduğunu gösteriyor. Kadınların yalnızca yüzde 8’i, “seks yapma”yı bir aşk edimi olarak gösterirken, erkeklerin yüzde 32’si cinsel aşk edimlerinden bahsetti.

    Bu bulgu erkekler için seksle aşkın en azından bir açıdan yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Anlaşılan seks, erkeklerin aklında aşkın bariz bir özelliği olarak kadınlara kıyasla daha fazla öne çıkıyor. Dolayısıyla kadınlar aşkı seksin bir önkoşulu olarak görmeye daha yatkınlar.

    Seksin aşkla ne ilgisi var?

    Konu Saati  12:47  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Aşk olmadan seks olur mu? Peki ya seks olmadan aşk? Aşk ve seks arasındaki ilişkiye dair bilgilerimizi araştırma sonuçlarına dayanarak tazeleyelim mi?

    Seksin aşkla ne ilgisi var, aşkın seksle ne ilgisi var? Bu soruların cevabını ararken, Cindy M. Meston ve David M. Buss’ın yazdıkları “Kadınlar Neden Seks Yapar?” adlı kitabın referans verdiği araştırmalar zihnimizi aydınlattı.

    Toplumda sıkça söylenen “Kadınlar aşk olmazsa seks yapmaz”, “Erkekler için aslolan aşk değil, sekstir” söylemleri acaba gerçeği yansıtıyor mu? Araştırma sonuçları farklı bakış açıları sunuyor mu? İşte, bu konuya dair “Kadınlar Neden Seks Yapar?” kitabından alıntıladığımız bilgiler…

    Kadınlar neden seks yapıyor?
    Bir araştırmaya göre, kadınlar seks yapmalarına gerekçe olarak, “O kişiye sevgimi ifade etmek istedim” ve “Aşık olduğumun farkına vardım”ı, ilk on nedenlerinden ikisi olarak sıralıyorlar. Aşka ulaşmanın bir yolu olarak seksi nasıl kullandıklarını açıklıyorlar.

    Kimi zaman seks, umulduğu gibi aşk ve bağlılık getiriyor. Kimi zaman da seks, asıl istenen sevgi yerine geçici bir sevildiğini hissetme yanılsaması yaratıyor. Kimi zamansa ne aşk ne de aşk yanılsaması…
    Araştırmaya katılan kadınların pek çoğu kendi başına aşk için değil, başka birine olan aşklarını ifade etmek için seks yapıyor.

    Dört bin yıl önce aşk ve seks ilişkisi
    Aşkla seksin birbirine bağlı olduğu yeni bir düşünce değil. Hatta insanın yazıyı ilk kez icat edişinden beri bu bağa işaret ediliyor. 1880’lerin sonlarında, günümüzde Irak’ta bulunan bir bölgede küçük bir tablet ortaya çıkartıldı. Dört bin yıllık bu tabletin üzerine, tarihçilerin en eski aşk şiiri olduğuna inandıkları bir şiir kazınmıştı. Şiirde bir rahibe, krala yalnızca aşkını değil, duyduğu şehveti de itiraf ediyordu:

    “Kalbimin sevgilisi, damat
    Parlaktır güzelliğin, baldan tatlı
    Esir ettin beni, titreyerek durayım önünde
    Damat, yatağa götürülmek isterim”

    Rahibenin bir başka şiiri:

    Damat benden zevkini aldın
    Söyle anneme, nefis şeyler yedirsin sana
    Babam da armağanlar versin”

    Aşksız sekse açık kadınlar hangileri?
    Birçok kadın için aşkla seks birbirinden ayrılmaz olsa da hepsi için öyle değil tabii. Araştırmalar, hangi kadınların seksten önce aşk ya da duygusal ilgi istemeye daha az eğilimli olduğuna dair bir şeyler de öğretti. Aşksız sekse en açık kadınlar genellikle dışa dönük bir kişiliğe sahip ve yeni, egzotik yiyecekleri denemek ya da seyahat edip başka kültürler görmekten hoşlanmak dahil, her türlü yeni deneyime daha açık oluyorlar.

    Sekse bakışta kadın erkek farkı
    Birçok kadın seks için aşka ihtiyaç duymasa ya da aşk peşinde koşmasa da kadınlar aşkın sekse eşlik etmesi gerektiğine erkeklerden daha fazla inanıyorlar.

    Meston Cinsel Psikofizyoloji Laboratuvarı’nda 700’den fazla üniversite öğrencisine, “Aşksız sekste bir sorun yoktur” yorumuna katılıp katılmadıkları soruldu. Öğrencilerin yaklaşık yarısı Avrupa, yarısıysa Güneydoğu Asya kökenli ailelerden geliyorlardı. Her iki kültürel grupta da aşksız seksin kabul edilebilir olduğunu düşünme olasılığının erkeklerde kadınlara kıyasla çok daha yüksek olduğu görüldü.

    Seksin ön koşulu aşk mı?
    Buss Evrim Psikolojisi Laboratuvarı’nda yürütülen bir çalışmada elde edilen sonuçlar da aşk-seks ilintisinde bir cinsiyet farklılığı olduğunu gösteriyor. Kadınların yalnızca yüzde 8’i, “seks yapma”yı bir aşk edimi olarak gösterirken, erkeklerin yüzde 32’si cinsel aşk edimlerinden bahsetti.

    Bu bulgu erkekler için seksle aşkın en azından bir açıdan yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Anlaşılan seks, erkeklerin aklında aşkın bariz bir özelliği olarak kadınlara kıyasla daha fazla öne çıkıyor. Dolayısıyla kadınlar aşkı seksin bir önkoşulu olarak görmeye daha yatkınlar.

    Kadın-erkek demeden hepimiz stresli anlarda çok daha yoğun bir şekilde terleriz. Sabahları işe yetişme telaşı, toplantılar, günlük ev işleri, sınav telaşı derken gün içinde döktüğümüz soğuk terlerin haddi hesabı yoktur.

    NIVEA, yeni ürünü Stress Protect deodorant ile bu stresli anlarda bile ekstra koruma sağladığını söylüyor. Bunu da oldukça stresli bir video ile anlatıyor. Şimdiye kadar 5 milyon kez izlenen ve izlenme sayısı giderek artan video, “Havaalanında kanun kaçağı olarak aransanız ne yapardınız?” sorusunu akıllara getiriyor.

    Aşağıdaki stres dolu videoda, şakazedelerin nasıl soğuk terler döktüğünü izleyin.



    Nivea Stress Protect ile ilgili ürün bilgilerini merak edenler, http://www.nivea.com.tr/Urunler/Deodorant/stress-protect adresinden ürünü inceleyebilirler.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    NIVEA'nın yeni ürünü Stress Protect deodorant ile stresli anlarda terlemeye son!

    Konu Saati  11:49  |  in  Advertorial  |  Devamı»

    Kadın-erkek demeden hepimiz stresli anlarda çok daha yoğun bir şekilde terleriz. Sabahları işe yetişme telaşı, toplantılar, günlük ev işleri, sınav telaşı derken gün içinde döktüğümüz soğuk terlerin haddi hesabı yoktur.

    NIVEA, yeni ürünü Stress Protect deodorant ile bu stresli anlarda bile ekstra koruma sağladığını söylüyor. Bunu da oldukça stresli bir video ile anlatıyor. Şimdiye kadar 5 milyon kez izlenen ve izlenme sayısı giderek artan video, “Havaalanında kanun kaçağı olarak aransanız ne yapardınız?” sorusunu akıllara getiriyor.

    Aşağıdaki stres dolu videoda, şakazedelerin nasıl soğuk terler döktüğünü izleyin.



    Nivea Stress Protect ile ilgili ürün bilgilerini merak edenler, http://www.nivea.com.tr/Urunler/Deodorant/stress-protect adresinden ürünü inceleyebilirler.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

    3 Mart 2013 Pazar

    Sizin evliliğiniz hangi türe dahil? Tamamlayıcı, çatışmaları azaltıcı, yakın arkadaş olan çift mi yoksa duygusal olarak güçlü bir çift misiniz? Yanıtı, yazıyı okuduktan sonra verebilirsiniz.

    Cinsel ilişkilerini geliştirecek becerileri kazanan çift, bunu genel olarak ilişkisine nasıl adapte edeceğini bilmek ister. Geleneksel anlayışa göre, duygusal yakınlık ne kadar çok olursa evlilik o kadar iyi olur. Ancak bu tamamen bir mittir. İşbirliği içinde bir evlilik tarzı yaratabilmek için, otonomi ve yakınlık arasındaki denge iyi sağlanmalıdır. Yani bireysellikle çift olmak arasındaki denge...

    Dört tarz evlilik vardır. Sıklıklarına göre tamamlayıcı, çatışmaları azaltıcı, en yakın arkadaş ve duygusal olarak güçlü. Tabii ki bu tarzlar saf halde değildir, ancak her evlilikte bu tarzlardan biri dominanttır.

    1-Tamamlayıcı çift tarzında evlilik 
    Bu tarz en yaygın olandır. Partnerler birbirlerinin ilişkiye katkılarına saygı duyarlar, her partnerin gücü ve yeterliği vardır, yine her partnerin otonomisi mevcuttur. Bu çiftler çatışmaları çözme becerisine sahiptirler. Tamamlayıcı tarza sahip çiftlerin cinsel ilişkileri de iyidir, cinselliği evliliğin olumlu ve entegre bir parçası olarak görürler. Bu tarz ilişkinin handikabı kolayca rutine ve mekanikliğe düşebilmesidir. Hayattaki diğer önceliklerin yanında cinsellik geri plana düşebilir. Cinsellik işlevseldir, ancak heyecandan yoksundur. Çift geçmişteki cinsel deneyimlerini hatırlar, muhtemelen boşalma kontrolünü sağlarken birlikte çalışmışlardır ve o günlerdeki heyecan ve yakınlığı özlerler.

    Evlilikteki cinsellik geçmişteki başarılarla avunmaz, çiftin birlikte zaman geçirmesi ve ilişkideki yakınlığa önem vermesi çok önemlidir. Sağlıklı bir cinsellik sürdürebilmek için, bu çiftlerin kendi cinsel sorumluluklarını üstlenmeleri gereklidir. İdeal olarak, çiftlerin her biri cinsel ilişkiyi başlatma ve istemediğinde hayır deme konusunda özgür olmalı ve iletişim için farklı yollar önerebilmelidir. Geleneksel olarak, cinselliği başlatan erkektir ve cinsellik sanki erkeğin hakimiyetindeymiş gibi görülür. Tatmin edici bir cinsellik sürdürüldüğü sürece bu kabul edilebilir bir durumdur. Ancak sadece boşalma kontrolünü sağlayabiliyor olmak kadını tatmin etmek için yeterli değildir, ilişkideki yakınlık, içtenlik, açıklık gibi faktörleri görmezden gelmemek gerekir.

    2-Çatışmaları azaltıcı çift tarzında evlilik
    En istikrarlı olan tarzdır. Bu tür evlilikler genellikle geleneksel cinsiyet rollerine göre şekillenir; erkek evin reisidir, kadın ise evi yapandır. Bu evlilik tarzı, güçlü duygusal ifadelerden (özellikle de öfkeden) kaçınırlar, yakınlık sınırlıdır ve odak nokta aile, çocuklar ve dini değerlerdir. Güvenlik her şeyden önemlidir. Bu ilişki tarzındaki sınırlı duygusallık, erotik ifadelerin azlığına neden olur. Cinsel sorunlar da görmezden gelinir. Çift cinsel sorunlarla yüzleşmekten kaçınır. Cinselliği başlatmak ve idare etmek erkeğin görevidir. Çiftin ortak olarak zevk almasından ziyade, cinsel birleşmeye odaklanılır. Kadının da erkek gibi bir cinsel ilişkide bir defa orgazm olması beklentisi vardır. Bu tarz evliliğin bazı handikapları da vardır. En önemlisi zamanla cinsellik mekanik ve çok seyrek hale gelir.

    Cinselliğin az olduğu ya da hiç olmadığı evliliklerdir. Yaşlandıkça erkekte sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir, çünkü cinsellikteki odak nokta cinsel birleşmedir bu da erkeğin üzerine büyük sorumluluk yükler. Bu çiftler 40’lı, 60’lı ya da 80’li yaşlarda artık cinsel aktivitelerde bulunmayı bıraktıklarında, aslında bu erkeğin sessizce verdiği bir karardır. Erkek cinsel sorunlar nedeniyle utanır ve hayal kırıklığına uğrar ve cinselliğin bu çabaya değer olmadığına karar verir. Çatışma azaltıcı çiftler, çatışmaları aralarındaki yakın ilişkiyi ve paylaşımları geliştirmek için bir fırsat olarak kullanmayı beceremezler.

    3-Yakın arkadaş olan çift tarzında evlilik
    Bu tarz yakınlığın, kabulün, paylaşımın, sorumluluğun yüksek olduğu bir tarzdır. Bu kültürel olarak ideal bir tarz olsa da, duygusal ve cinsel beklentiler karşılanmadığında ya da çözülemeyen çatışmalar var olduğunda, hayal kırıklığı ve yabancılaşma riski vardır. Bireyler bu evlilik tarzını seçtiklerinde, zamanı ve psikolojik enerjilerini evliliği başarılı kılmak için çabalarlar. Ancak bu tarz çiftlerin çoğu için doğru evlilik tarzı değildir. Beklentiler karşılanamadığı için, bu tarz evliliklerde boşanma oranı yüksektir. Cinsellik olumlu, entegre ve yaşamsal bir kaynaktır. Cinsellik evlilik bağını güçlendirir ve onu özel kılar. Çift yatak odasında ve dışarıda birbirine dokunmaktan keyif alır. Esnek ve her iki partnerin de beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir seks tarzı geliştirilir. Bu evlilik tarzının handikapları nelerdir?

    İlişki bağlılığı, bireylerin otonomilerini ve bireyselliklerini korumalarını güçleştirebilir. Hayal kırıklıkları ilişkiyi etkileyebilir. Bu çift tarzındaki en büyük cinsel handikap, cinsel isteksizliktir. Bu tarzdaki fazla yakınlık erotik duyguları öldürebilir. Eğer çift duygusal olarak çok yakınsa, cinsel taleplerde bulunmak ya da cinsellikle ilgili olumsuz duygularını paylaşarak birbirlerini incitmekten kaçınabilirler. Yakın arkadaş tarzı çiftler, cinsel sorunlarda da tatminsizlikle baş etme konusunda kendilerine güvenmezler.

    Birbirlerinin ne düşündüğünü veya ne istediğini açıklama yapmadan bilmelerini isterler. Tek ihtiyacımız olan şeyin sevgi olduğu kültürel bir mittir. Ancak ortada cinsel işlev bozukluğu olduğunda, sevgi yeterli olmaz. Sıcak hisler ve ilgili olmak çok yararlıdır, ancak erken boşalmanın üstesinden gelmek için ya da tatmin edici bir cinsel ilişki için yeterli değildir. Kişisel sorumlulukları üstlenmek ve yakın bir takım gibi çalışmak zorlayıcı olabilir. Kaçınma, birbirlerini zorlama, diğerini başlaması için bekleme döngüsünde sıkışıp kalabilirler. Kaçınmak sorunu büyütür.

    4-Duygusal olarak güçlü çift tarzında evlilik
    Bu tarz evlilik tarzı en geçici ve istikrarsız, ancak en eğlenceli, keyifli ve erotik olandır. Bu tarzdaki yakınlık tıpkı bir akordeona benzer: kimi zaman çok yakın, kimi zaman çok mesafeli. Duygusal açıdan güçlü tarz çiftler, hem sevgiyi hem de öfkeyi çok yoğun yaşarlar. Bu tarz evlilik iyi gittiğinde, son derece heyecan verici ve hareketlidir. Cinselliği kendiliğinden, macera dolu, eğlenceli ve enerji dolu olarak nitelendirirler. Ne yazık ki bu en istikrarsız evlilik tarzıdır ve çoğunlukla boşanmayla sonuçlanır. Çatışmalar zamanla çok yoğun ve sık hale gelir.

    Bu tarz çiftler hayal kırıklığı, öfke ve çatışmalarla etkili bir şekilde baş ederler, ancak sınırı geçip kişisel aşağılama ya da saygısızlık işin içine girerse, evlilik bağı çözülür. Bu evlilik tarzında potansiyel bir takım cinsel sorunlar olabilir. En sağlıksız davranış örüntüsü, cinselliği şiddetli kavgalardan sonra barışmak için kullanmaktır. Fiziksel ya da duygusal kavgaları cinsellikten önce bir ön sevişme gibi kullanmak, çok zararlıdır. Erken boşalma ya da herhangi bir diğer cinsel işlev bozukluğu için aşamalı, adım adım bir yaklaşımın bu çift için uygun olmaması da diğer bir sorundur. Daha doğal ve özgür bir yaklaşım isterler. Eğer cinsel sorun kolayca çözülmezse, demoralize olup birbirlerini suçlayabilirler. Sorunlu cinsel yaşam ilişkinin bitmesine neden olabilir.

    Çok farklı evlilik tipleri

    Konu Saati  12:48  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Sizin evliliğiniz hangi türe dahil? Tamamlayıcı, çatışmaları azaltıcı, yakın arkadaş olan çift mi yoksa duygusal olarak güçlü bir çift misiniz? Yanıtı, yazıyı okuduktan sonra verebilirsiniz.

    Cinsel ilişkilerini geliştirecek becerileri kazanan çift, bunu genel olarak ilişkisine nasıl adapte edeceğini bilmek ister. Geleneksel anlayışa göre, duygusal yakınlık ne kadar çok olursa evlilik o kadar iyi olur. Ancak bu tamamen bir mittir. İşbirliği içinde bir evlilik tarzı yaratabilmek için, otonomi ve yakınlık arasındaki denge iyi sağlanmalıdır. Yani bireysellikle çift olmak arasındaki denge...

    Dört tarz evlilik vardır. Sıklıklarına göre tamamlayıcı, çatışmaları azaltıcı, en yakın arkadaş ve duygusal olarak güçlü. Tabii ki bu tarzlar saf halde değildir, ancak her evlilikte bu tarzlardan biri dominanttır.

    1-Tamamlayıcı çift tarzında evlilik 
    Bu tarz en yaygın olandır. Partnerler birbirlerinin ilişkiye katkılarına saygı duyarlar, her partnerin gücü ve yeterliği vardır, yine her partnerin otonomisi mevcuttur. Bu çiftler çatışmaları çözme becerisine sahiptirler. Tamamlayıcı tarza sahip çiftlerin cinsel ilişkileri de iyidir, cinselliği evliliğin olumlu ve entegre bir parçası olarak görürler. Bu tarz ilişkinin handikabı kolayca rutine ve mekanikliğe düşebilmesidir. Hayattaki diğer önceliklerin yanında cinsellik geri plana düşebilir. Cinsellik işlevseldir, ancak heyecandan yoksundur. Çift geçmişteki cinsel deneyimlerini hatırlar, muhtemelen boşalma kontrolünü sağlarken birlikte çalışmışlardır ve o günlerdeki heyecan ve yakınlığı özlerler.

    Evlilikteki cinsellik geçmişteki başarılarla avunmaz, çiftin birlikte zaman geçirmesi ve ilişkideki yakınlığa önem vermesi çok önemlidir. Sağlıklı bir cinsellik sürdürebilmek için, bu çiftlerin kendi cinsel sorumluluklarını üstlenmeleri gereklidir. İdeal olarak, çiftlerin her biri cinsel ilişkiyi başlatma ve istemediğinde hayır deme konusunda özgür olmalı ve iletişim için farklı yollar önerebilmelidir. Geleneksel olarak, cinselliği başlatan erkektir ve cinsellik sanki erkeğin hakimiyetindeymiş gibi görülür. Tatmin edici bir cinsellik sürdürüldüğü sürece bu kabul edilebilir bir durumdur. Ancak sadece boşalma kontrolünü sağlayabiliyor olmak kadını tatmin etmek için yeterli değildir, ilişkideki yakınlık, içtenlik, açıklık gibi faktörleri görmezden gelmemek gerekir.

    2-Çatışmaları azaltıcı çift tarzında evlilik
    En istikrarlı olan tarzdır. Bu tür evlilikler genellikle geleneksel cinsiyet rollerine göre şekillenir; erkek evin reisidir, kadın ise evi yapandır. Bu evlilik tarzı, güçlü duygusal ifadelerden (özellikle de öfkeden) kaçınırlar, yakınlık sınırlıdır ve odak nokta aile, çocuklar ve dini değerlerdir. Güvenlik her şeyden önemlidir. Bu ilişki tarzındaki sınırlı duygusallık, erotik ifadelerin azlığına neden olur. Cinsel sorunlar da görmezden gelinir. Çift cinsel sorunlarla yüzleşmekten kaçınır. Cinselliği başlatmak ve idare etmek erkeğin görevidir. Çiftin ortak olarak zevk almasından ziyade, cinsel birleşmeye odaklanılır. Kadının da erkek gibi bir cinsel ilişkide bir defa orgazm olması beklentisi vardır. Bu tarz evliliğin bazı handikapları da vardır. En önemlisi zamanla cinsellik mekanik ve çok seyrek hale gelir.

    Cinselliğin az olduğu ya da hiç olmadığı evliliklerdir. Yaşlandıkça erkekte sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir, çünkü cinsellikteki odak nokta cinsel birleşmedir bu da erkeğin üzerine büyük sorumluluk yükler. Bu çiftler 40’lı, 60’lı ya da 80’li yaşlarda artık cinsel aktivitelerde bulunmayı bıraktıklarında, aslında bu erkeğin sessizce verdiği bir karardır. Erkek cinsel sorunlar nedeniyle utanır ve hayal kırıklığına uğrar ve cinselliğin bu çabaya değer olmadığına karar verir. Çatışma azaltıcı çiftler, çatışmaları aralarındaki yakın ilişkiyi ve paylaşımları geliştirmek için bir fırsat olarak kullanmayı beceremezler.

    3-Yakın arkadaş olan çift tarzında evlilik
    Bu tarz yakınlığın, kabulün, paylaşımın, sorumluluğun yüksek olduğu bir tarzdır. Bu kültürel olarak ideal bir tarz olsa da, duygusal ve cinsel beklentiler karşılanmadığında ya da çözülemeyen çatışmalar var olduğunda, hayal kırıklığı ve yabancılaşma riski vardır. Bireyler bu evlilik tarzını seçtiklerinde, zamanı ve psikolojik enerjilerini evliliği başarılı kılmak için çabalarlar. Ancak bu tarz çiftlerin çoğu için doğru evlilik tarzı değildir. Beklentiler karşılanamadığı için, bu tarz evliliklerde boşanma oranı yüksektir. Cinsellik olumlu, entegre ve yaşamsal bir kaynaktır. Cinsellik evlilik bağını güçlendirir ve onu özel kılar. Çift yatak odasında ve dışarıda birbirine dokunmaktan keyif alır. Esnek ve her iki partnerin de beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir seks tarzı geliştirilir. Bu evlilik tarzının handikapları nelerdir?

    İlişki bağlılığı, bireylerin otonomilerini ve bireyselliklerini korumalarını güçleştirebilir. Hayal kırıklıkları ilişkiyi etkileyebilir. Bu çift tarzındaki en büyük cinsel handikap, cinsel isteksizliktir. Bu tarzdaki fazla yakınlık erotik duyguları öldürebilir. Eğer çift duygusal olarak çok yakınsa, cinsel taleplerde bulunmak ya da cinsellikle ilgili olumsuz duygularını paylaşarak birbirlerini incitmekten kaçınabilirler. Yakın arkadaş tarzı çiftler, cinsel sorunlarda da tatminsizlikle baş etme konusunda kendilerine güvenmezler.

    Birbirlerinin ne düşündüğünü veya ne istediğini açıklama yapmadan bilmelerini isterler. Tek ihtiyacımız olan şeyin sevgi olduğu kültürel bir mittir. Ancak ortada cinsel işlev bozukluğu olduğunda, sevgi yeterli olmaz. Sıcak hisler ve ilgili olmak çok yararlıdır, ancak erken boşalmanın üstesinden gelmek için ya da tatmin edici bir cinsel ilişki için yeterli değildir. Kişisel sorumlulukları üstlenmek ve yakın bir takım gibi çalışmak zorlayıcı olabilir. Kaçınma, birbirlerini zorlama, diğerini başlaması için bekleme döngüsünde sıkışıp kalabilirler. Kaçınmak sorunu büyütür.

    4-Duygusal olarak güçlü çift tarzında evlilik
    Bu tarz evlilik tarzı en geçici ve istikrarsız, ancak en eğlenceli, keyifli ve erotik olandır. Bu tarzdaki yakınlık tıpkı bir akordeona benzer: kimi zaman çok yakın, kimi zaman çok mesafeli. Duygusal açıdan güçlü tarz çiftler, hem sevgiyi hem de öfkeyi çok yoğun yaşarlar. Bu tarz evlilik iyi gittiğinde, son derece heyecan verici ve hareketlidir. Cinselliği kendiliğinden, macera dolu, eğlenceli ve enerji dolu olarak nitelendirirler. Ne yazık ki bu en istikrarsız evlilik tarzıdır ve çoğunlukla boşanmayla sonuçlanır. Çatışmalar zamanla çok yoğun ve sık hale gelir.

    Bu tarz çiftler hayal kırıklığı, öfke ve çatışmalarla etkili bir şekilde baş ederler, ancak sınırı geçip kişisel aşağılama ya da saygısızlık işin içine girerse, evlilik bağı çözülür. Bu evlilik tarzında potansiyel bir takım cinsel sorunlar olabilir. En sağlıksız davranış örüntüsü, cinselliği şiddetli kavgalardan sonra barışmak için kullanmaktır. Fiziksel ya da duygusal kavgaları cinsellikten önce bir ön sevişme gibi kullanmak, çok zararlıdır. Erken boşalma ya da herhangi bir diğer cinsel işlev bozukluğu için aşamalı, adım adım bir yaklaşımın bu çift için uygun olmaması da diğer bir sorundur. Daha doğal ve özgür bir yaklaşım isterler. Eğer cinsel sorun kolayca çözülmezse, demoralize olup birbirlerini suçlayabilirler. Sorunlu cinsel yaşam ilişkinin bitmesine neden olabilir.


    Güncelleme: Samsung Galaxy S4 Tanıtımı Yapıldı haberimizi okuyunuzSamsung'un yeni gözdesi Galaxy S4'ün özellikleri ve detaylar


    Samsung Galaxy S4 Temsili  Görüntüsü




    Samsung'un yeni gözdesi Galaxy S4'ün merakla bekleniyor olmasına şaşırmamak gerekiyor çünkü selefi olan modelleri milyonlarca sattı ve iPhone'a kök söktürdü Galaxy S2 ve üzeri modeller. Şu an için piyasada en çok kullanılan

    Samsung Galaxy S4 Ne Zaman Çıkacak?

    Konu Saati  04:39  |  in  Samsung  |  Devamı»


    Güncelleme: Samsung Galaxy S4 Tanıtımı Yapıldı haberimizi okuyunuzSamsung'un yeni gözdesi Galaxy S4'ün özellikleri ve detaylar


    Samsung Galaxy S4 Temsili  Görüntüsü




    Samsung'un yeni gözdesi Galaxy S4'ün merakla bekleniyor olmasına şaşırmamak gerekiyor çünkü selefi olan modelleri milyonlarca sattı ve iPhone'a kök söktürdü Galaxy S2 ve üzeri modeller. Şu an için piyasada en çok kullanılan

    2 Mart 2013 Cumartesi

    Dünyanın en ünlü, en zengin ve en güzel kadını olsanız bile, göğsünüz küçükse büyütmeye, büyükse küçük göstermek için saklamaya çalışıyor, giydiklerinizi kendinize yakıştıramıyor hatta kendinizi sevmiyor olabilirsiniz. Göğsünü beğenmeyen kadınlar, kendileri ile barışık olmayabiliyor ve psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. 

    Göğsü büyük kadınlar, toplum içine çıktığında kendini saklamaya çalışırken, büyük göğsünü daha küçük göstermek için iç çamaşırı ve kıyafet seçiminde zorluk yaşıyorlar. İskelet sistemine ilişkin rahatsızlıklardan sırt ve omuz ağırlarına kadar birçok sorunu yaşamanın yanı sora toplum içinde dikkat çekmemek için göğsü gizlemek için gösterilen çaba, kadının duruşundan, konuşmasına ve varlığını ifade etmesine kadar birçok unsuru etkiliyor.

    Göğsü küçük olan kadınlar ise kendilerine uygun giysi bulma sıkıntısının yanında, karşı cinsle yakınlaşmada tedirgin, çekingen ve pasif bir duruş sergileyerek, kendini gizleme eğiliminde oluyor. Sonuç olarak büyük ya da küçük göğüslü olsun kadınlar her iki durumda da güvensizlik sorunu yaşıyorlar.

    Meme Estetiği Özgüveni Artırıyor

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alper Tuncel, estetik cerrahi yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte çok zengin, çok ünlü olamasa bile herkesin meme estetiği yaptırabileceğini söylüyor ve meme estetiğinin özellikle kadınlarda kendine olan güveni artırdığını belirtiyor.

    Kadın vücudunun ve doğurganlığın simgesi olan göğüslerin, doğuştan, gelişimsel ve sonradan oluşan sebeplerden dolayı ölçülerinin değişmesi ile kadının yaşam kalitesinin ve sosyal hayatının önemli ölçüde etkilediğine vurgu yapan Op. Dr. Alper Tuncel,  estetik operasyonla göğüslerini büyüttürmek isteyen kadınların vücut yapısına uygun olan ölçüyü tercih etmesi gerektiğinin altını çiziyor.  Op. Dr. Alper Tuncel, operasyon sonrasında  tamamen doğal bir görünüme kavuşmak ve sonrasında yıllarca protezi güvenle taşımak için  silikon kohezif jel ve pürtüklü yüzeyli protez kullanımının önemli olduğuna değiniyor. Ayrıca Op. Dr. Alper Tuncel, vücut içerisine yerleştirilecek olan protezin anatomik yapıya uygun olmasının ise doğal görünüm için gerekli olan bir diğer önemli unsur olduğunun önemine dikkat çekiyor.

    Protezle ve kök hücre yağ enjeksiyonu ile meme büyütme ameliyatının, iyi ve kalıcı sonuç  verdiğini, kadının kendine olan  güvenini arttırdığını belirten Op. Dr. Alper Tuncel, bu operasyonun emzirmeyi  engellemediğini ve ayrıca kanser riskine de neden olmadığını da sözlerine ekliyor.

    Op. Dr. Tuncel, giydiği hiçbir şeyi üstüne yakıştırmayan sürekli kambur ve kendini saklama eğiliminde olan büyük göğüslü bayanların göğüs küçültme ya da diğer bir deyişle vücuda ölçülerine uygun hale getirme operasyonu için tecrübeli bir Plastik Cerrah tarafından yapılması halinde istenmeyen sonuçların çok nadir olduğunun altını çiziyor. Özellikle dikiş izi sorununun artık günümüzdeki tekniklerle gözle görünmeyecek kadar az olduğunu da sözlerine ekliyor.

    Son olarak göğüs ölçüsünde değişiklik yaptırmak isteyen kişilere öncelikle kan tetkikleri, mamografi veya meme ultrasonografisi öneren  Op.Dr. Alper Tuncel ailesinde meme kanseri olan ya da risk grubunda yer alanların ise mutlaka düzenli muayene ve kontrol amaçlı tetkikler ile durumunu takip etmesini öneriyor.

    Göğüs Ölçüsü Psikolojiyi Etkiliyor!

    Konu Saati  12:49  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Dünyanın en ünlü, en zengin ve en güzel kadını olsanız bile, göğsünüz küçükse büyütmeye, büyükse küçük göstermek için saklamaya çalışıyor, giydiklerinizi kendinize yakıştıramıyor hatta kendinizi sevmiyor olabilirsiniz. Göğsünü beğenmeyen kadınlar, kendileri ile barışık olmayabiliyor ve psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. 

    Göğsü büyük kadınlar, toplum içine çıktığında kendini saklamaya çalışırken, büyük göğsünü daha küçük göstermek için iç çamaşırı ve kıyafet seçiminde zorluk yaşıyorlar. İskelet sistemine ilişkin rahatsızlıklardan sırt ve omuz ağırlarına kadar birçok sorunu yaşamanın yanı sora toplum içinde dikkat çekmemek için göğsü gizlemek için gösterilen çaba, kadının duruşundan, konuşmasına ve varlığını ifade etmesine kadar birçok unsuru etkiliyor.

    Göğsü küçük olan kadınlar ise kendilerine uygun giysi bulma sıkıntısının yanında, karşı cinsle yakınlaşmada tedirgin, çekingen ve pasif bir duruş sergileyerek, kendini gizleme eğiliminde oluyor. Sonuç olarak büyük ya da küçük göğüslü olsun kadınlar her iki durumda da güvensizlik sorunu yaşıyorlar.

    Meme Estetiği Özgüveni Artırıyor

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alper Tuncel, estetik cerrahi yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte çok zengin, çok ünlü olamasa bile herkesin meme estetiği yaptırabileceğini söylüyor ve meme estetiğinin özellikle kadınlarda kendine olan güveni artırdığını belirtiyor.

    Kadın vücudunun ve doğurganlığın simgesi olan göğüslerin, doğuştan, gelişimsel ve sonradan oluşan sebeplerden dolayı ölçülerinin değişmesi ile kadının yaşam kalitesinin ve sosyal hayatının önemli ölçüde etkilediğine vurgu yapan Op. Dr. Alper Tuncel,  estetik operasyonla göğüslerini büyüttürmek isteyen kadınların vücut yapısına uygun olan ölçüyü tercih etmesi gerektiğinin altını çiziyor.  Op. Dr. Alper Tuncel, operasyon sonrasında  tamamen doğal bir görünüme kavuşmak ve sonrasında yıllarca protezi güvenle taşımak için  silikon kohezif jel ve pürtüklü yüzeyli protez kullanımının önemli olduğuna değiniyor. Ayrıca Op. Dr. Alper Tuncel, vücut içerisine yerleştirilecek olan protezin anatomik yapıya uygun olmasının ise doğal görünüm için gerekli olan bir diğer önemli unsur olduğunun önemine dikkat çekiyor.

    Protezle ve kök hücre yağ enjeksiyonu ile meme büyütme ameliyatının, iyi ve kalıcı sonuç  verdiğini, kadının kendine olan  güvenini arttırdığını belirten Op. Dr. Alper Tuncel, bu operasyonun emzirmeyi  engellemediğini ve ayrıca kanser riskine de neden olmadığını da sözlerine ekliyor.

    Op. Dr. Tuncel, giydiği hiçbir şeyi üstüne yakıştırmayan sürekli kambur ve kendini saklama eğiliminde olan büyük göğüslü bayanların göğüs küçültme ya da diğer bir deyişle vücuda ölçülerine uygun hale getirme operasyonu için tecrübeli bir Plastik Cerrah tarafından yapılması halinde istenmeyen sonuçların çok nadir olduğunun altını çiziyor. Özellikle dikiş izi sorununun artık günümüzdeki tekniklerle gözle görünmeyecek kadar az olduğunu da sözlerine ekliyor.

    Son olarak göğüs ölçüsünde değişiklik yaptırmak isteyen kişilere öncelikle kan tetkikleri, mamografi veya meme ultrasonografisi öneren  Op.Dr. Alper Tuncel ailesinde meme kanseri olan ya da risk grubunda yer alanların ise mutlaka düzenli muayene ve kontrol amaçlı tetkikler ile durumunu takip etmesini öneriyor.

    Dokunarak şifa vermek insanlık tarihi kadar eski.

    İnsanlık tarihi kadar eski olan ''dokunarak şifa verme'' yöntemi şiyatsu, solunum problemlerinden, duygusal problemlere, eklem rahatsızlıklarından sindirim sistemi sorunlarına kadar pek çok rahatsızlıkta, destekleyici terapi olarak kullanılıyor.

    Şiyatsu ve çigong çalışmalarını 2008 yılından beri Türkiye'de sürdüren Ergül Ergün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şiyatsunun, akupunktur, çigong ve bitkisel Çin tıbbı ile aynı kökenli güçlü bir şifa yöntemi olduğunu, şiyatsu terapistinin akupunktur noktalarını ve bu noktaların geçtiği meridyen denen enerji kanallarını uyarmak için iğne yerine kendi bedenini kullandığını söyledi.

    Enerji kanallarının ve akupunktur noktalarının uyarılmasının, iç organlardaki düzensizliklerin ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu, bedenin kendi kendini iyileştirmesi sürecini desteklediğini belirten Ergün, gevşetici ve sakinleştirici özellikleri nedeniyle şiyatsunun zihni rahatlattığını, duygusal yönden kişiyi desteklediğini dile getirdi.

    -İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ-

    Dokunarak şifa vermenin İnsanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Ergün, Çin, Japonya, Tibet, Filipinler, Endonezya, Tayland ve Hindistan'da bedendeki enerji kanallarını ve odaklarını elle uyarmanın halk arasında popüler şifa yöntemlerinden biri olduğunu anlattı.

    Ergün, ''Meridyenlerin ve bu meridyenler üzerindeki akupunktur noktalarının şifa amacıyla dokunularak uyarılmasıyla ilgili ilk yazılı kaynaklara, MÖ 200 yıllarında Han Hanedanlığı döneminde, Çin tıbbı üzerine yazılmış bir kitapta rastlıyoruz. Çin tıbbı, 6. yüzyılda Japonya'ya ulaştığında, Çin'den gelen akupunktur teknikleri ve meridyen terapisi, Japonların geleneksel teknikleriyle birleşiyor ve modern şiyatsunun çekirdeğini oluşturuyor'' dedi.

    Ergün, şiyatsunun 2. Dünya Savaşı sonrası ayakta kalabilmesinde Tokujiro Namikoshi, bugünkü halini almasında da Tokyo Üniversitesinden klinik psikoloji profesörü Shizuto Masunaga'nın önemli rol oynadığını vurguladı.

    -''ŞİYATSU, BATIDA KABUL GÖREN BİR TERAPİ YÖNTEMİ''-

    Şiyatsunun, bugün batıda kabul gören beden terapilerinden biri olduğunu belirten Ergün, ''İngiltere'de sosyal sağlık sistemince kabul gören ve uygulanan 12 tamamlayıcı terapi arasında şiyatsu da var. Paddington St Mary Hastanesinde, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına karşı, Bristol Kanser Yardım Merkezinde, kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmak ve kanser hastalarını duygusal olarak desteklemek amacıyla, Lincolnshire'daki Boston Pilgrim Hastanesinde ve Newcastle'daki Adelaide Tıp Merkezinde de kronik ağrılarda şiyatsu destekleyici terapi olarak kullanılıyor'' dedi.

    Şiyatsu terapisi, bedeni bir bütün olarak ele aldığı için solunum problemlerinden, depresyon, panik atak gibi duygusal problemlere, siyatik, kireçlenme gibi eklem rahatsızlıklarından sindirim sistemi sorunlarına, tansiyona, alerjilere, baş ağrılarına, kadar pek çok rahatsızlıkta destekleyici terapi olarak kullanıldığını ifade eden Ergün, ''Şiyatsu özellikle kronik rahatsızlıklarda etkili. Düzenli şiyatsu, sağlığı korumaya yardımcı oluyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca hamilelik ve doğum sürecini kolaylaştırıcı etkisi de var'' şeklinde konuştu.

    Bristol St Michael Hastanesinde, kendilerine düzenli şiyatsu uygulanan 66 kadından yüzde 63'ü normal doğum yaparken şiyatsu uygulanmayanlar da bu oranın yüzde 36 olduğunu anlatan Ergün, ''Güney Fransa'da Saintes Hastanesinde kemoterapi gören 16 hastaya Eylül 2004-Mayıs 2005 tarihleri arasında beşer seans şiyatsu terapisi uygulanıyor. Şiyatsu uygulanan hastalarda kemoterapinin yan etkilerinde ortalama yüzde 64 azalma görülüyor. Bu oran karaciğer ağrısı ve kulak çınlamasında yüzde 100 iken, titremelerde yüzde 83, kusmalarda yüzde 82. Şiyatsunun etkisi yüzde 20 ile en az saç dökülmesinde görülüyor'' diye konuştu.

    -AVRUPA ŞİYATSU FEDERASYONUNUN ARAŞTIRMASI-

    Avrupa Şiyatsu Federasyonunun, 2006-2007 yıllarında, şiyatsu terapisi uygulanan 948 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, bu kişilerin yüzde 95'inin kendisini daha rahat ve huzurlu hissettiğini, yüzde 82'sinin sağlığının genel olarak daha iyiye gittiğini ve yüzde 71'inin daha enerjik olduğunu belirten Ergün, bu kişilerin kullandıkları ilaç oranında da yüzde 23 azalma görüldüğünü ifade etti.

    -ŞİYATSUYA ÇİGONG DESTEĞİ-

    Bir şiyatsu senasının yaklaşık bir saat kadar sürdüğünü ve her seansın o kişiye özel tasarlandığını anlatan Ergül Ergün, ''İlk seansta, kişinin genel sağlık durumu, yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, duygusal sağlığı ve hayat tarzını değerlendirmek için ayrıntılı bir ön görüşme yapılıyor. Ön görüşmeye, kişinin o anki ihtiyaçlarına, yapısına ve terapistin tespitlerine göre seans tasarlanıyor'' dedi.

    Terapistin, seans sonunda, kişinin yaşam tarzına, yeme içme biçimine, duygusal ve bedensel alışkanlıklarına yönelik tavsiyelerde bulunduğunu dile getiren Ergün, bedenin kendi kendini iyileştirme sürecini hızlandırmak için çigong egzersizleriyle terapi sürecinin desteklendiğini anlattı.

    Akupunkturda, akupunktur noktaları genelde özel iğneler aracılığıyla uyarılırken şiyatsu da bu noktalar ve noktaların geçtiği enerji kanallarının terapist yardımıyla uyarıldığını ifade etti.

    Ergül Ergün, çigongun ise kendi başına bir şifa yöntemi olduğunu belirttti. Çigongta, nefes, duruş ve zihinsel canlandırma tekniklerini içeren özel egzersizler aracılığıyla kişinin kendi kendine bu enerji kanallarını uyardığını ve bedeni onarma sürecini desteklediğini kaydeden Ergün, şunları söyledi:

    ''Şiyatsu, dışarıdan bakıldığında sanki bir masaj gibi görünmesine rağmen aslında bir masaj değil. Çin tıbbını, modern fizyolojiyi, patoloji ve psikolojiyi terapi sürecine katan ve bedeni iyileşmesinde destekleyen bir şifa yöntemi. İngiltere'de bir şiyatsu terapistinin yetişmesi için yarı zamanlı 3 yıllık bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Şiyatsu eğitimi kapsamında bir öğrencinin Çin tıbbı, akupunktur noktaları, meridyen teorisi, modern anatomi, fizyoloji, patoloji, moxa, yiyeceklerin ve yemek pişirme yöntemlerinin sağlık üzerine etkisi gibi dersler almasının yanında, danışman kontrolünde 250 civarında terapi uygulaması yapması gerekiyor. Avustralya, İngiltere, İrlanda, Kanada, Almanya, İsveç, İtalya ve Fransa'da şiyatsu eğitiminin ve şiyatsu terapistlerinin standardı, meslek odaları tarafından denetleniyor.''

    Türkiye'de henüz yeni yeni uygulanan şiyatsu terapisine daha çok spalarda rastlandığını belirten Ergün, bu uygulamaların çoğunun beden terapisinden çok masaj düzeyinde olduğunu söyledi.

    Ergün, Türkiye'de yeterli bilgi birikimine sahip ve gerekli eğitim sürecinden geçmiş şiyatsu terapisti sayısının da az olduğunu kaydetti.

    Dokunarak şifa binlerce yıldır veriliyor

    Konu Saati  12:41  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Dokunarak şifa vermek insanlık tarihi kadar eski.

    İnsanlık tarihi kadar eski olan ''dokunarak şifa verme'' yöntemi şiyatsu, solunum problemlerinden, duygusal problemlere, eklem rahatsızlıklarından sindirim sistemi sorunlarına kadar pek çok rahatsızlıkta, destekleyici terapi olarak kullanılıyor.

    Şiyatsu ve çigong çalışmalarını 2008 yılından beri Türkiye'de sürdüren Ergül Ergün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şiyatsunun, akupunktur, çigong ve bitkisel Çin tıbbı ile aynı kökenli güçlü bir şifa yöntemi olduğunu, şiyatsu terapistinin akupunktur noktalarını ve bu noktaların geçtiği meridyen denen enerji kanallarını uyarmak için iğne yerine kendi bedenini kullandığını söyledi.

    Enerji kanallarının ve akupunktur noktalarının uyarılmasının, iç organlardaki düzensizliklerin ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu, bedenin kendi kendini iyileştirmesi sürecini desteklediğini belirten Ergün, gevşetici ve sakinleştirici özellikleri nedeniyle şiyatsunun zihni rahatlattığını, duygusal yönden kişiyi desteklediğini dile getirdi.

    -İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ-

    Dokunarak şifa vermenin İnsanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Ergün, Çin, Japonya, Tibet, Filipinler, Endonezya, Tayland ve Hindistan'da bedendeki enerji kanallarını ve odaklarını elle uyarmanın halk arasında popüler şifa yöntemlerinden biri olduğunu anlattı.

    Ergün, ''Meridyenlerin ve bu meridyenler üzerindeki akupunktur noktalarının şifa amacıyla dokunularak uyarılmasıyla ilgili ilk yazılı kaynaklara, MÖ 200 yıllarında Han Hanedanlığı döneminde, Çin tıbbı üzerine yazılmış bir kitapta rastlıyoruz. Çin tıbbı, 6. yüzyılda Japonya'ya ulaştığında, Çin'den gelen akupunktur teknikleri ve meridyen terapisi, Japonların geleneksel teknikleriyle birleşiyor ve modern şiyatsunun çekirdeğini oluşturuyor'' dedi.

    Ergün, şiyatsunun 2. Dünya Savaşı sonrası ayakta kalabilmesinde Tokujiro Namikoshi, bugünkü halini almasında da Tokyo Üniversitesinden klinik psikoloji profesörü Shizuto Masunaga'nın önemli rol oynadığını vurguladı.

    -''ŞİYATSU, BATIDA KABUL GÖREN BİR TERAPİ YÖNTEMİ''-

    Şiyatsunun, bugün batıda kabul gören beden terapilerinden biri olduğunu belirten Ergün, ''İngiltere'de sosyal sağlık sistemince kabul gören ve uygulanan 12 tamamlayıcı terapi arasında şiyatsu da var. Paddington St Mary Hastanesinde, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına karşı, Bristol Kanser Yardım Merkezinde, kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmak ve kanser hastalarını duygusal olarak desteklemek amacıyla, Lincolnshire'daki Boston Pilgrim Hastanesinde ve Newcastle'daki Adelaide Tıp Merkezinde de kronik ağrılarda şiyatsu destekleyici terapi olarak kullanılıyor'' dedi.

    Şiyatsu terapisi, bedeni bir bütün olarak ele aldığı için solunum problemlerinden, depresyon, panik atak gibi duygusal problemlere, siyatik, kireçlenme gibi eklem rahatsızlıklarından sindirim sistemi sorunlarına, tansiyona, alerjilere, baş ağrılarına, kadar pek çok rahatsızlıkta destekleyici terapi olarak kullanıldığını ifade eden Ergün, ''Şiyatsu özellikle kronik rahatsızlıklarda etkili. Düzenli şiyatsu, sağlığı korumaya yardımcı oluyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca hamilelik ve doğum sürecini kolaylaştırıcı etkisi de var'' şeklinde konuştu.

    Bristol St Michael Hastanesinde, kendilerine düzenli şiyatsu uygulanan 66 kadından yüzde 63'ü normal doğum yaparken şiyatsu uygulanmayanlar da bu oranın yüzde 36 olduğunu anlatan Ergün, ''Güney Fransa'da Saintes Hastanesinde kemoterapi gören 16 hastaya Eylül 2004-Mayıs 2005 tarihleri arasında beşer seans şiyatsu terapisi uygulanıyor. Şiyatsu uygulanan hastalarda kemoterapinin yan etkilerinde ortalama yüzde 64 azalma görülüyor. Bu oran karaciğer ağrısı ve kulak çınlamasında yüzde 100 iken, titremelerde yüzde 83, kusmalarda yüzde 82. Şiyatsunun etkisi yüzde 20 ile en az saç dökülmesinde görülüyor'' diye konuştu.

    -AVRUPA ŞİYATSU FEDERASYONUNUN ARAŞTIRMASI-

    Avrupa Şiyatsu Federasyonunun, 2006-2007 yıllarında, şiyatsu terapisi uygulanan 948 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, bu kişilerin yüzde 95'inin kendisini daha rahat ve huzurlu hissettiğini, yüzde 82'sinin sağlığının genel olarak daha iyiye gittiğini ve yüzde 71'inin daha enerjik olduğunu belirten Ergün, bu kişilerin kullandıkları ilaç oranında da yüzde 23 azalma görüldüğünü ifade etti.

    -ŞİYATSUYA ÇİGONG DESTEĞİ-

    Bir şiyatsu senasının yaklaşık bir saat kadar sürdüğünü ve her seansın o kişiye özel tasarlandığını anlatan Ergül Ergün, ''İlk seansta, kişinin genel sağlık durumu, yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, duygusal sağlığı ve hayat tarzını değerlendirmek için ayrıntılı bir ön görüşme yapılıyor. Ön görüşmeye, kişinin o anki ihtiyaçlarına, yapısına ve terapistin tespitlerine göre seans tasarlanıyor'' dedi.

    Terapistin, seans sonunda, kişinin yaşam tarzına, yeme içme biçimine, duygusal ve bedensel alışkanlıklarına yönelik tavsiyelerde bulunduğunu dile getiren Ergün, bedenin kendi kendini iyileştirme sürecini hızlandırmak için çigong egzersizleriyle terapi sürecinin desteklendiğini anlattı.

    Akupunkturda, akupunktur noktaları genelde özel iğneler aracılığıyla uyarılırken şiyatsu da bu noktalar ve noktaların geçtiği enerji kanallarının terapist yardımıyla uyarıldığını ifade etti.

    Ergül Ergün, çigongun ise kendi başına bir şifa yöntemi olduğunu belirttti. Çigongta, nefes, duruş ve zihinsel canlandırma tekniklerini içeren özel egzersizler aracılığıyla kişinin kendi kendine bu enerji kanallarını uyardığını ve bedeni onarma sürecini desteklediğini kaydeden Ergün, şunları söyledi:

    ''Şiyatsu, dışarıdan bakıldığında sanki bir masaj gibi görünmesine rağmen aslında bir masaj değil. Çin tıbbını, modern fizyolojiyi, patoloji ve psikolojiyi terapi sürecine katan ve bedeni iyileşmesinde destekleyen bir şifa yöntemi. İngiltere'de bir şiyatsu terapistinin yetişmesi için yarı zamanlı 3 yıllık bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Şiyatsu eğitimi kapsamında bir öğrencinin Çin tıbbı, akupunktur noktaları, meridyen teorisi, modern anatomi, fizyoloji, patoloji, moxa, yiyeceklerin ve yemek pişirme yöntemlerinin sağlık üzerine etkisi gibi dersler almasının yanında, danışman kontrolünde 250 civarında terapi uygulaması yapması gerekiyor. Avustralya, İngiltere, İrlanda, Kanada, Almanya, İsveç, İtalya ve Fransa'da şiyatsu eğitiminin ve şiyatsu terapistlerinin standardı, meslek odaları tarafından denetleniyor.''

    Türkiye'de henüz yeni yeni uygulanan şiyatsu terapisine daha çok spalarda rastlandığını belirten Ergün, bu uygulamaların çoğunun beden terapisinden çok masaj düzeyinde olduğunu söyledi.

    Ergün, Türkiye'de yeterli bilgi birikimine sahip ve gerekli eğitim sürecinden geçmiş şiyatsu terapisti sayısının da az olduğunu kaydetti.

    Beyin, karmaşık ama hassas bir organ. En iyi performansla çalışması ve hastalıklardan korunması için yüksek kalitede yakıta ihtiyaç duyuyor. 

    Dr. Alan C. Logan, beyni güçlendirmek için zeytinyağı ve balığın ağırlıkta olduğu diyet öneriyor.

    Nöropati uzmanı Dr. Alan C. Logan, ‘Beyin Diyeti’ adlı kitabında, nörolojik ve psikolojik rahatsızlığı olan çok sayıda hastanın önemli beslenme sorunları olduğunu söylüyor.

    Dr. Logan, ‘Beyin Diyeti’ planının yedi kuralının evrensel olarak geçerli olduğunu belirterek, “Nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklarda, bu yedi kural dışında başka bazı gıda takviyelerinde bulunmak yerinde olabilir. Yanda listesini verdiğim takviyeleri de ‘beyin diyeti’ planının tamamlayıcıları ilan edebilirim” diyor.

    LİFLİ BESİNLER ve KURUYEMİŞ 
    Dr. Alan C. Logan, Alzheimer ve bunamaya karşı şu besinleri öneriyor:

    “En iyi diyet, lifli karbonhidratlar, tam taneli tahıllar, kuruyemişler, meyve ve sebzeler ile deniz ürünlerinde bulunan yağları içerir. Kuruyemişte ve zeytinyağında bulunan tekli doymamış yağlar, bilişsel gerileme riskini azaltır. Balıkta ve diğer deniz ürünlerinde bulunan omega 3’ün, Alzheimer’da bilişsel gerilemenin azalmasıyla ilgisi belirlendi.”

    BEYNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN BESLENME PLANI 
    *Her gün en az beş porsiyon koyu renkli meyve ve sebze tüketin.
    *Haftada en az üç kez balık yiyin. Yağlı balıkları seçin ya da balık yağı takviyesi alın. Kırmızı et tüketimini haftada bire indirin ya da tamamen bırakın.
    *Mısır, aspur, ayçiçeği ve soya yağlarını sınırlayın. Yüksek ateşte pişiriyorsanız kanola yağı, hafif bir sote ya da bandırmak için sızma zeytinyağı kullanın. Susam yağı, salatalar ve hafif pişirme için harika bir tercih olur. Pirinç kepeği ve ekstra süzme zeytinyağı, antioksidan kimyasallarla doludur.
    *Margarin ve tereyağından uzak durun. Tam tahıl ekmeği yerken, canınız biraz yağ istiyorsa, tatlandırmak için ekmek dilimini zeytinyağına biraz batırın.
    *Yüksek ateşte pişirilen yağlı etler, tam yağlı peynirler, fazla işlenmiş yiyecekler, yüksek ateşte pişirilen kurabiye, bisküvilerden uzak durun. Bu yiyecekler, oksitlenme stresini ve ateşi ilerleterek beyin fonksi- yonlarını riske atar. Bu tür yiyecekleri daha düşük ateşte, daha kısa sürede ve buharla pişirin.
    *Diyetinize ateş dürücü ve antioksidan baharatlar, otlar ve ölçülü miktarda çaylar ve kahveler (kafeinle ilgili sorununuz varsa kafeinsiz) ekleyin.
    *Her gün bir multi vitamin alın.

    DİĞER TAKVİYELER 
    *Balıktaki omega 3 yağ asitleri, özellikle ‘eicosapentaenoic asit’ (EPA) antidepresan ilaçların etkisini artırıyor.
    Daha çok şeker tüketilen ülkelerde depresyon oranı daha yüksek. Depresyondaki kişiler daha fazla karbonhidrat ve şeker tüketiyor.
    *Birçok araştırma, depresyon hastalarında ‘folik asit’ seviyesinin düşük olduğunu gösteriyor. Günde sadece 500 mcg folik asit alınması, antidepresan ilaçların etkisini artırıyor, yan etkilerini azaltıyor.
    Düşük seviyede ‘tiyamin’in depresyon belirtileriyle ilgisi saptandı.
    *Depresyon hastalarında ‘B12 vitamini’ seviyesinin düşük olduğu tespit edildi. Yüksek seviyede ‘B12 vitamini’ standart tedavide daha iyi bir sonucun habercisi.
    *Düşük seviyede ‘B2 vitamini’nin depresyon belirtileriyle ilgisi bulunuyor. Multivitaminler insan psikolojisine olumlu etkiler yapıyor.
    *‘D vitamini’ duygu durumunu iyileştiriyor. Kış aylarında güneş ışığı eksikliği D vitamini üretimini azaltıyor. Bu yüzden takviye alınması faydalı olabilir.
    *Birçok araştırma, depresyon hastalarında ‘çinko’ seviyesinin düşük olduğunu gösterdi.
    *Ne deneklerin ne uygulayıcıların hangisinin gerçek ilaç, hangisinin ‘plasebo’ olduğunu bilmediği araştırma yapıldı. *Sonuçta, antidepresan ilaçlarıyla birlikte alınan 25 mg çinkonun, antidepresanla karşılaştırıldığında tedavinin etkisini artırdığı görüldü.
    *En az beş araştırma, düşük ‘selenyum’ tüketiminin keyifsiz duygu durumuyla ilgisi olduğunu gösterdi.
    ‘*Krom’ takviyesinin depresyon belirtileri görülen hastaların duygu durumunu iyileştirdiği görüldü.
    *Depresif bozukluklarda ‘magnezyum’ eksikliği gözlendi. Magnezyumun beynin depresyonla ilgili işleyişindeki etkisi sebebiyle takviye olarak alınması işe yarayabilir.

    Beyin diyetinin 7 kuralı

    Konu Saati  12:34  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Beyin, karmaşık ama hassas bir organ. En iyi performansla çalışması ve hastalıklardan korunması için yüksek kalitede yakıta ihtiyaç duyuyor. 

    Dr. Alan C. Logan, beyni güçlendirmek için zeytinyağı ve balığın ağırlıkta olduğu diyet öneriyor.

    Nöropati uzmanı Dr. Alan C. Logan, ‘Beyin Diyeti’ adlı kitabında, nörolojik ve psikolojik rahatsızlığı olan çok sayıda hastanın önemli beslenme sorunları olduğunu söylüyor.

    Dr. Logan, ‘Beyin Diyeti’ planının yedi kuralının evrensel olarak geçerli olduğunu belirterek, “Nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklarda, bu yedi kural dışında başka bazı gıda takviyelerinde bulunmak yerinde olabilir. Yanda listesini verdiğim takviyeleri de ‘beyin diyeti’ planının tamamlayıcıları ilan edebilirim” diyor.

    LİFLİ BESİNLER ve KURUYEMİŞ 
    Dr. Alan C. Logan, Alzheimer ve bunamaya karşı şu besinleri öneriyor:

    “En iyi diyet, lifli karbonhidratlar, tam taneli tahıllar, kuruyemişler, meyve ve sebzeler ile deniz ürünlerinde bulunan yağları içerir. Kuruyemişte ve zeytinyağında bulunan tekli doymamış yağlar, bilişsel gerileme riskini azaltır. Balıkta ve diğer deniz ürünlerinde bulunan omega 3’ün, Alzheimer’da bilişsel gerilemenin azalmasıyla ilgisi belirlendi.”

    BEYNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN BESLENME PLANI 
    *Her gün en az beş porsiyon koyu renkli meyve ve sebze tüketin.
    *Haftada en az üç kez balık yiyin. Yağlı balıkları seçin ya da balık yağı takviyesi alın. Kırmızı et tüketimini haftada bire indirin ya da tamamen bırakın.
    *Mısır, aspur, ayçiçeği ve soya yağlarını sınırlayın. Yüksek ateşte pişiriyorsanız kanola yağı, hafif bir sote ya da bandırmak için sızma zeytinyağı kullanın. Susam yağı, salatalar ve hafif pişirme için harika bir tercih olur. Pirinç kepeği ve ekstra süzme zeytinyağı, antioksidan kimyasallarla doludur.
    *Margarin ve tereyağından uzak durun. Tam tahıl ekmeği yerken, canınız biraz yağ istiyorsa, tatlandırmak için ekmek dilimini zeytinyağına biraz batırın.
    *Yüksek ateşte pişirilen yağlı etler, tam yağlı peynirler, fazla işlenmiş yiyecekler, yüksek ateşte pişirilen kurabiye, bisküvilerden uzak durun. Bu yiyecekler, oksitlenme stresini ve ateşi ilerleterek beyin fonksi- yonlarını riske atar. Bu tür yiyecekleri daha düşük ateşte, daha kısa sürede ve buharla pişirin.
    *Diyetinize ateş dürücü ve antioksidan baharatlar, otlar ve ölçülü miktarda çaylar ve kahveler (kafeinle ilgili sorununuz varsa kafeinsiz) ekleyin.
    *Her gün bir multi vitamin alın.

    DİĞER TAKVİYELER 
    *Balıktaki omega 3 yağ asitleri, özellikle ‘eicosapentaenoic asit’ (EPA) antidepresan ilaçların etkisini artırıyor.
    Daha çok şeker tüketilen ülkelerde depresyon oranı daha yüksek. Depresyondaki kişiler daha fazla karbonhidrat ve şeker tüketiyor.
    *Birçok araştırma, depresyon hastalarında ‘folik asit’ seviyesinin düşük olduğunu gösteriyor. Günde sadece 500 mcg folik asit alınması, antidepresan ilaçların etkisini artırıyor, yan etkilerini azaltıyor.
    Düşük seviyede ‘tiyamin’in depresyon belirtileriyle ilgisi saptandı.
    *Depresyon hastalarında ‘B12 vitamini’ seviyesinin düşük olduğu tespit edildi. Yüksek seviyede ‘B12 vitamini’ standart tedavide daha iyi bir sonucun habercisi.
    *Düşük seviyede ‘B2 vitamini’nin depresyon belirtileriyle ilgisi bulunuyor. Multivitaminler insan psikolojisine olumlu etkiler yapıyor.
    *‘D vitamini’ duygu durumunu iyileştiriyor. Kış aylarında güneş ışığı eksikliği D vitamini üretimini azaltıyor. Bu yüzden takviye alınması faydalı olabilir.
    *Birçok araştırma, depresyon hastalarında ‘çinko’ seviyesinin düşük olduğunu gösterdi.
    *Ne deneklerin ne uygulayıcıların hangisinin gerçek ilaç, hangisinin ‘plasebo’ olduğunu bilmediği araştırma yapıldı. *Sonuçta, antidepresan ilaçlarıyla birlikte alınan 25 mg çinkonun, antidepresanla karşılaştırıldığında tedavinin etkisini artırdığı görüldü.
    *En az beş araştırma, düşük ‘selenyum’ tüketiminin keyifsiz duygu durumuyla ilgisi olduğunu gösterdi.
    ‘*Krom’ takviyesinin depresyon belirtileri görülen hastaların duygu durumunu iyileştirdiği görüldü.
    *Depresif bozukluklarda ‘magnezyum’ eksikliği gözlendi. Magnezyumun beynin depresyonla ilgili işleyişindeki etkisi sebebiyle takviye olarak alınması işe yarayabilir.


    Bir ikon hayat buluyor



    Instagram'ın fotoğraf paylaşım uygulamaları arasındaki liderliği şüphesiz ki kaliteli ve farklı olmasından kaynaklanıyor. Kendisinden önce piyasada bulunan bir çok uygulamayı -Flickr gibi- geri bırakabildi ve bugün milyonlarca kullanıcısıyla lider konumda.




    Socialmatic Camera







    Instagram biraz "şekilci" diyebiliriz yani daha da açarsak göze hitap eden bir

    Instagram Socialmatic Camera Geliyor

    Konu Saati  01:24  |  in  Fotoğraf  |  Devamı»


    Bir ikon hayat buluyor



    Instagram'ın fotoğraf paylaşım uygulamaları arasındaki liderliği şüphesiz ki kaliteli ve farklı olmasından kaynaklanıyor. Kendisinden önce piyasada bulunan bir çok uygulamayı -Flickr gibi- geri bırakabildi ve bugün milyonlarca kullanıcısıyla lider konumda.




    Socialmatic Camera







    Instagram biraz "şekilci" diyebiliriz yani daha da açarsak göze hitap eden bir

    1 Mart 2013 Cuma

    Çiller İçin Doğal Çözüm
    Kimyasal Peeling ve Lazerle Çil tedavisi
    Çillerden Nasıl Kurtuluruz ?
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Cildinizdeki çillerden ve lekelerden şikayetçi iseniz, çiller için kesin çözüm olan bir kaç önerimiz mevcut. Bunların en başında, kimyasal peeling geliyor..

    Kış mevsiminde renkleri açılan ama yaz geldiğinde renkleri koyulaşarak daha belirgin hale gelen çiller ve cilt lekeleri artık sorun olmaktan çıkıyor.. Özellikle yüz,dekolte ve sırt bölgesinde bulunan çiller için sıklıkla uygulanan kimyasal peeling yöntemi, sorununuza iyi bir çözüm olabilir..
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır
    Çillerin yok olmasında kullanılan kimyasal peeling yöntemi, uzun bir süreç olup sabır isteyen bir tedavi yöntemidir. Kimyasal peelingler ile çil tedavisinde görülen sonuç genelde çillerin renginin açılarak, ebatları küçültülerek daha az görülür hale getirmek oluyor. Kimyasal peeling yöntemi ile çillerinizin durumunda göre 5 ila 10 seans ardından, çillerinize veda edebilirsiniz.
    Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Kimyasal peeling yöntemi ile çil tedavisinden istediğiniz sonucu alamazsanız diğer bir çil tedavi yöntemi olan lazer ile çil tedavi yöntemini deneyebilirsiniz. Lazer ile çil tedavisi yönteminde çillerinizin rengi daha kısa sürede açılıyor ve çillerinizin ebatları daha kıza zamanda küçültülerek zamanla yok ediliyor. Lazer ile çilleri yok etmek tedavisinde başarılı sonuca ulaşma süreniz çillerinizin çokluğu, derinliği, renginin koyuluğu gibi etmenler son derece önemli.
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm
    Çilleri geçirmek için şayet kimyasal peelingler veya lazer tedavisi uygulama imkanınız yok ise,doğal yöntemlerle çillerden kurtulma imkanı da mevcut..Çiller için doğal çözüm olabilecek 2 faklı öneri sunmak istiyoruz sizlere.. Tercih sizin..
    1. Önerimiz ;
    Bir çay bardağı suyu bir cezvenin içine koyun ve içine bir yemek kaşığı keten tohumu ilave edip kaynamasını bekleyin. Kaynamaya başladıktan 5 dakika sonra ocaktan alın ve 10 dakika bekletin. Ardından bu karışımı çillerin üzerine sürüp 20 dakika bekleyip, ılık su ile yıkayın.
    2.Önerimiz;
    Mutfak robotunun içine bir tutam maydanozu sapları ile birlikte atın. Üzerine yarım çay kaşığı tuz serpin ve yarım limonun suyunu sıkın. Ardından 2 çay kaşığı bal ile 2 yemek kaşığı sütü ilave edip mutfak robotunu çalıştırıp püre halini getirin. Elde ettiğiniz bu maskeyi çillerin üzerine sürüp 20 dakika beleyin ve ılık su ile yıkayın.
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi

    Çillerden Nasıl Kurtuluruz?

    Konu Saati  22:00  |  in  Lazer İle Çillerden Kurtulma  |  Devamı»

    Çiller İçin Doğal Çözüm
    Kimyasal Peeling ve Lazerle Çil tedavisi
    Çillerden Nasıl Kurtuluruz ?
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Cildinizdeki çillerden ve lekelerden şikayetçi iseniz, çiller için kesin çözüm olan bir kaç önerimiz mevcut. Bunların en başında, kimyasal peeling geliyor..

    Kış mevsiminde renkleri açılan ama yaz geldiğinde renkleri koyulaşarak daha belirgin hale gelen çiller ve cilt lekeleri artık sorun olmaktan çıkıyor.. Özellikle yüz,dekolte ve sırt bölgesinde bulunan çiller için sıklıkla uygulanan kimyasal peeling yöntemi, sorununuza iyi bir çözüm olabilir..
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır
    Çillerin yok olmasında kullanılan kimyasal peeling yöntemi, uzun bir süreç olup sabır isteyen bir tedavi yöntemidir. Kimyasal peelingler ile çil tedavisinde görülen sonuç genelde çillerin renginin açılarak, ebatları küçültülerek daha az görülür hale getirmek oluyor. Kimyasal peeling yöntemi ile çillerinizin durumunda göre 5 ila 10 seans ardından, çillerinize veda edebilirsiniz.
    Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi
    Kimyasal peeling yöntemi ile çil tedavisinden istediğiniz sonucu alamazsanız diğer bir çil tedavi yöntemi olan lazer ile çil tedavi yöntemini deneyebilirsiniz. Lazer ile çil tedavisi yönteminde çillerinizin rengi daha kısa sürede açılıyor ve çillerinizin ebatları daha kıza zamanda küçültülerek zamanla yok ediliyor. Lazer ile çilleri yok etmek tedavisinde başarılı sonuca ulaşma süreniz çillerinizin çokluğu, derinliği, renginin koyuluğu gibi etmenler son derece önemli.
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm
    Çilleri geçirmek için şayet kimyasal peelingler veya lazer tedavisi uygulama imkanınız yok ise,doğal yöntemlerle çillerden kurtulma imkanı da mevcut..Çiller için doğal çözüm olabilecek 2 faklı öneri sunmak istiyoruz sizlere.. Tercih sizin..
    1. Önerimiz ;
    Bir çay bardağı suyu bir cezvenin içine koyun ve içine bir yemek kaşığı keten tohumu ilave edip kaynamasını bekleyin. Kaynamaya başladıktan 5 dakika sonra ocaktan alın ve 10 dakika bekletin. Ardından bu karışımı çillerin üzerine sürüp 20 dakika bekleyip, ılık su ile yıkayın.
    2.Önerimiz;
    Mutfak robotunun içine bir tutam maydanozu sapları ile birlikte atın. Üzerine yarım çay kaşığı tuz serpin ve yarım limonun suyunu sıkın. Ardından 2 çay kaşığı bal ile 2 yemek kaşığı sütü ilave edip mutfak robotunu çalıştırıp püre halini getirin. Elde ettiğiniz bu maskeyi çillerin üzerine sürüp 20 dakika beleyin ve ılık su ile yıkayın.
    Çillerden Kurtulmak İçin,Çiller İçin Doğal Çözüm,Çiller İçin Kimyasal Peeling,Kimyasal Peeling Kaç Seans Uygulanır,Lazer İle Çillerden Kurtulma,Lazer İle Çil tedavisi

    Ufak yemek sadece porsiyonu küçültmek anlamına gelmez. Kilo vermek için az yemenin bu 7 ilginç yolunu mutlaka deneyin!

    İstediğimiz gibi bir forma sahip olmak için kilo vermemiz, kilo vermek için daha az beslenmek, daha az beslenmek için ufak yemek gerekir. Ufak yemek ise sadece porsiyon küçültmek değildir! Mimi Spencer, ‘Diyetsiz Bir Hayatın 101 Yolu’ kitabında ufak yemenin yollarını paylaşıyor. Bizler de içlerinden sizler şaşırtacak bazı yöntemleri derleyelim ve sizlerle paylaşalım istedik! İşte ufak yemenin yolları…

    Daha fazla çorba için

    Bu, daha az yemenin ve yine de iliklerinizde ılık bir doygunluk hissetmenin son derece kolay bir yoludur. Penn State Üniversitesi araştırmasına göre çorba mükemmel bir iştah bastırıcıdır, çünkü açlığı gideren katı ve sıvı karışımından oluşuyor. Ayrıca öğle vaktinde her zamanki sandviçiniz yerine sağlıklı ve basit bir çorba içmek bel ölçünüzde büyük farklılığa yol açabilir.

    Japon’a dönüşün

    Biliyor olabilirsiniz, ama gelişmiş dünyadaki en düşük obezite oranlarından bazıları Japonlarındır. Süt ürünlerini geleneksel olarak az tüketiyor olmaları bu özenilecek durumun kısmen sorumlusu da olsa, beslenme biçimleri yiyecekleri besin değeri açısından kuvvetli ve doğal kılan farklı çiğlikte servis edilen yiyeceklere de çok şey borçlu. Başka bir fark da Japonların Batılılara göre çok daha az et tüketmeleri. Ayrıca balığı çiğ yemek de besin maddelerinin tutulmasını sağlar. Anlayacağınız siz siz olun, Japon gibi beslenin.

    Daha çok etiketsiz yiyecek alın

    Topraklı taze besinlerden bahsediyor yazar; jelatinle kaplanmış olanlardan değil… “Aslında yiyecekleri doğanın sunduğu gibi yemenizi önerirdim, ama bu pek mümkün değil” diyor. Örneğin patatesleriniz patates köftesiyse ve tavuğunuz nugget ise sırf ağzınıza değil bel çevrenize de kötülük etmiş olursunuz. Yani kısacası sadeliği tercih edin.

    Damağınızı yeniden eğitin

    Buzdolabınızdan bıktınız mı? Mutfak raflarınızdan sıkıldınız mı? Akşam yemeğinden sonra üzerinize miskinlik mi çöküyor? Ne pişireceğine karar vermek herkes için berbat bir durumdur. Hazırdakilere veya vefalı favorilerinize sırtınızı dayamaktansa, biraz değiştirseniz iyi edersiniz. Unutmayın; bol çeşitli bir tabak sizi doyurmaya daha meyillidir; tabağınızı eğer tek çeşit besin grubu oluşturuyorsa, yanlış yoldasınız demektir.

    Karnınız zil çalıyorsa, dişlerinizi fırçalayın

    Her seferinde işe yarar. Yemek sonrası dişlerinizi fırçaladığınızda ağzındaki yeni tadın beyne doygunluk mesajı yolladığına inanılıyor.

    Bir puding, iki kaşık!

    Evet; zekice beslenmenin birkaç sırrını paylaşıyoruz. Bir puding iki kaşık isteyin. İki başlangıç ve sıfır ana mönü sipariş edin. Hem ağzı hem elleri dolu tutan ve uğraştıran yiyecekleri seçin. İki kat zevkli ve yarı kalorili beslenmenin sırları de işte böyle…

    Nasıl olur da ufak yenir?

    Konu Saati  12:48  |  in  Diyet zayıflama  |  Devamı»

    Ufak yemek sadece porsiyonu küçültmek anlamına gelmez. Kilo vermek için az yemenin bu 7 ilginç yolunu mutlaka deneyin!

    İstediğimiz gibi bir forma sahip olmak için kilo vermemiz, kilo vermek için daha az beslenmek, daha az beslenmek için ufak yemek gerekir. Ufak yemek ise sadece porsiyon küçültmek değildir! Mimi Spencer, ‘Diyetsiz Bir Hayatın 101 Yolu’ kitabında ufak yemenin yollarını paylaşıyor. Bizler de içlerinden sizler şaşırtacak bazı yöntemleri derleyelim ve sizlerle paylaşalım istedik! İşte ufak yemenin yolları…

    Daha fazla çorba için

    Bu, daha az yemenin ve yine de iliklerinizde ılık bir doygunluk hissetmenin son derece kolay bir yoludur. Penn State Üniversitesi araştırmasına göre çorba mükemmel bir iştah bastırıcıdır, çünkü açlığı gideren katı ve sıvı karışımından oluşuyor. Ayrıca öğle vaktinde her zamanki sandviçiniz yerine sağlıklı ve basit bir çorba içmek bel ölçünüzde büyük farklılığa yol açabilir.

    Japon’a dönüşün

    Biliyor olabilirsiniz, ama gelişmiş dünyadaki en düşük obezite oranlarından bazıları Japonlarındır. Süt ürünlerini geleneksel olarak az tüketiyor olmaları bu özenilecek durumun kısmen sorumlusu da olsa, beslenme biçimleri yiyecekleri besin değeri açısından kuvvetli ve doğal kılan farklı çiğlikte servis edilen yiyeceklere de çok şey borçlu. Başka bir fark da Japonların Batılılara göre çok daha az et tüketmeleri. Ayrıca balığı çiğ yemek de besin maddelerinin tutulmasını sağlar. Anlayacağınız siz siz olun, Japon gibi beslenin.

    Daha çok etiketsiz yiyecek alın

    Topraklı taze besinlerden bahsediyor yazar; jelatinle kaplanmış olanlardan değil… “Aslında yiyecekleri doğanın sunduğu gibi yemenizi önerirdim, ama bu pek mümkün değil” diyor. Örneğin patatesleriniz patates köftesiyse ve tavuğunuz nugget ise sırf ağzınıza değil bel çevrenize de kötülük etmiş olursunuz. Yani kısacası sadeliği tercih edin.

    Damağınızı yeniden eğitin

    Buzdolabınızdan bıktınız mı? Mutfak raflarınızdan sıkıldınız mı? Akşam yemeğinden sonra üzerinize miskinlik mi çöküyor? Ne pişireceğine karar vermek herkes için berbat bir durumdur. Hazırdakilere veya vefalı favorilerinize sırtınızı dayamaktansa, biraz değiştirseniz iyi edersiniz. Unutmayın; bol çeşitli bir tabak sizi doyurmaya daha meyillidir; tabağınızı eğer tek çeşit besin grubu oluşturuyorsa, yanlış yoldasınız demektir.

    Karnınız zil çalıyorsa, dişlerinizi fırçalayın

    Her seferinde işe yarar. Yemek sonrası dişlerinizi fırçaladığınızda ağzındaki yeni tadın beyne doygunluk mesajı yolladığına inanılıyor.

    Bir puding, iki kaşık!

    Evet; zekice beslenmenin birkaç sırrını paylaşıyoruz. Bir puding iki kaşık isteyin. İki başlangıç ve sıfır ana mönü sipariş edin. Hem ağzı hem elleri dolu tutan ve uğraştıran yiyecekleri seçin. İki kat zevkli ve yarı kalorili beslenmenin sırları de işte böyle…



    Geleceğe Dönüş'üyoruz
    Dünyayı her anlamda etkilemeyi başaran Google'ın geçen sene "Yılın İcadı" seçilen son ürünün adıdır Google Glass.
    Sizin tam anlamıyla kişisel gözlük asistanınız oluyor. Ona bir "üçüncü göz" demek belki daha doğru olabilir.





    Android işletim sistemi bu gözlüğün içerisinde de var ve bir akıllı telefon gibi komutlarınızı işleyebiliyor; iPhone daki Siri gibi bir bakıma.

    Google Glass Nedir?

    Konu Saati  07:15  |  in  Google Glass  |  Devamı»



    Geleceğe Dönüş'üyoruz
    Dünyayı her anlamda etkilemeyi başaran Google'ın geçen sene "Yılın İcadı" seçilen son ürünün adıdır Google Glass.
    Sizin tam anlamıyla kişisel gözlük asistanınız oluyor. Ona bir "üçüncü göz" demek belki daha doğru olabilir.





    Android işletim sistemi bu gözlüğün içerisinde de var ve bir akıllı telefon gibi komutlarınızı işleyebiliyor; iPhone daki Siri gibi bir bakıma.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top