• Haberi Oku..

    Kaju aslında meyvesinin sapıdır...

  • Haberi Oku..

    Ananas aslında meyve değildir.

  • Makale

    Çekilen fotolar

  • Makale

    Yıldız sayısı..

  • 9 Şubat 2013 Cumartesi

    Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar
    Çam Terebentin Yağı
    Çam Terebentin Yağının Faydaları
    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar
    Çam Terebentin Yağını genellikle saç bakımında kullanılır diye düşünürüz. Evet Çam Terebentin Yağı saç için çok faydalıdır. Ama aynı zamanda, sağlık amaçlı da kullanımı vardır.
    Çam Terebentin Yağı, özellikle dökülen,cansız saçlarda, boyadan dolayı yıpranan ve kepeklenen saçlarda, saç dipleri kaşıntılarında, çamterebentin yağı uygulaması oldukça yarar sağalar.

    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar

    * Solunum sıkıntıları için faydalıdır.
    * Bel soğukluğu için kullanılabilir.
    * idarar yolu enfeksiyonları yararlıdır.
    * Astım, şeker, romatizma tedavisinde kullanılır ve grip döneminde bağışıklık sistemini güçlendirir.
    * Vücudun dirençli tutulmasını sağlar.
    * Hemoroite faydalıdır.
    * Saç dökülmesine ve kepeğe karşı kullanılır.
    * İştah açıcıdır.
    * Anne sütünü artırır.
    * Regl (adet) söktürücü olarak kullanılır.
    * Kılcal damarları uyararak kan dolaşımını düzenler.
    Çam Terebentin Yağı Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı
    Bir çağ bardağı suya 4 damla damlatılarak günde 3 defa alınır. Egzama, kuru cilde ve saça masaj yaparak uygulanır. Saç diplerine friksiyon şeklinde kullanılır. Sinüzit için sabah akşam burna 1-2 damla damlatılır. Ayrıca cilde masaj yapılarak kullanılır.
    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar

    ÇAM TEREBENTİN YAĞININ FAYDALARI

    Konu Saati  05:53  |  in  Çam Terebentin Yağının Yararları  |  Devamı»

    Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar
    Çam Terebentin Yağı
    Çam Terebentin Yağının Faydaları
    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar
    Çam Terebentin Yağını genellikle saç bakımında kullanılır diye düşünürüz. Evet Çam Terebentin Yağı saç için çok faydalıdır. Ama aynı zamanda, sağlık amaçlı da kullanımı vardır.
    Çam Terebentin Yağı, özellikle dökülen,cansız saçlarda, boyadan dolayı yıpranan ve kepeklenen saçlarda, saç dipleri kaşıntılarında, çamterebentin yağı uygulaması oldukça yarar sağalar.

    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar

    * Solunum sıkıntıları için faydalıdır.
    * Bel soğukluğu için kullanılabilir.
    * idarar yolu enfeksiyonları yararlıdır.
    * Astım, şeker, romatizma tedavisinde kullanılır ve grip döneminde bağışıklık sistemini güçlendirir.
    * Vücudun dirençli tutulmasını sağlar.
    * Hemoroite faydalıdır.
    * Saç dökülmesine ve kepeğe karşı kullanılır.
    * İştah açıcıdır.
    * Anne sütünü artırır.
    * Regl (adet) söktürücü olarak kullanılır.
    * Kılcal damarları uyararak kan dolaşımını düzenler.
    Çam Terebentin Yağı Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı
    Bir çağ bardağı suya 4 damla damlatılarak günde 3 defa alınır. Egzama, kuru cilde ve saça masaj yaparak uygulanır. Saç diplerine friksiyon şeklinde kullanılır. Sinüzit için sabah akşam burna 1-2 damla damlatılır. Ayrıca cilde masaj yapılarak kullanılır.
    Çam Terebentin Yağı,Çam Terebentin Yağının Faydaları,Çam Terebentin Yağının Yararları,Çam Terebentin Yağı Saç,Çam Terebentin Yağı Saçta Kullanımı,Çam Terebentin Yağı Ne İşe Yarar

    8 Şubat 2013 Cuma

    Kendinizi bir aşk doktoru mu sanıyorsunuz? Cevabınız evet olabilir. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra bildiğinizi sandığınız her şeyi yeterince bilmediğinizi öğreneceksiniz. Çünkü aşk; kesinlikle kural tanıyan, sınırları olan ve maddeleştirilebilen bir duygu değildir.

    Ayaklarınızı yerden kesen o muhteşem duygunun gerçeklerini hiç merak ettiniz mi? Ünlü araştırmacı Helen Fisher, aşkın birbirinden ilginç gizemlerini gözler önüne serdi.

    Araştırmacı Helen Fisher, “Neden Seviyoruz: Aşkın Kimyası ve Doğası” adlı kitabında aşk ile ilgili çok basit konuları ele almış. Yepyeni açıklamalarla ele aldığı aşkı bakın nasıl anlatıyor Fisher ve neler öneriyor…

    ‘Ruh eşi’ diye bir şey yok
    Dünyada, bir yerlerde ruh eşinizin yaşadığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Fisher’a göre dünya “diğer yarınız” olma potansiyeline sahip erkeklerle dolu. Sırf ruh eşini bulma düşüncesinden dolayı birçok kadın ilişki değil, ilişki stresi yaşamaya mahkûm. Hâlbuki bu çabalar yersiz.

    Yıllar geçtikçe insan olgunlaşıyor. Hayattan beklentileri değişiyor, insanlardan ve aşklardan beklentileri de. Karşınıza kriterlerinizin çoğuna uyan biri çıkarsa, sırf bir iki kriterde sınıfta kaldığı için onu bırakmayın. Gerçek sevgiliden, boş hayaller için sakın vazgeçmeyin.

    Kendinizi frenleyin
    Birine âşık olduğunuzda, günün 24 saatini onunla geçirmek istersiniz değil mi? Ne olur, aşkınızın kalıcılığı için kendinizi frenleyin. Neden mi? İşte Fisher’ın araştırmaları…

    “Birbirini seven iki insan ayrı kaldığında beyin ‘dophamin’ ve ‘norapineprin’ denilen ve aşkı olumlu etkileyen bazı kimyasal maddeler salgılar.”

    Yani, çarşamba günü birlikte olduysanız, perşembe akşamını ayrı geçirin. Böylece, hafta sonu buluşmanız çok daha sıcak ve ateşli olacaktır. Bu fikre katılmıyor musunuz? O zaman Fisher’ın bilimsel araştırmalarının sonuçlarına bir göz atmalısınız…

    “Yeni aşık olan kişileri ele alıp, şunu gözlemledim: Aşk, duygulardan sorumlu beyin kısmını değil; motivasyon ve hırstan, bir şeyi kazanma arzusundan sorumlu tarafını etkiliyor.

    Aşkla ilgili bağlantılar, mutluluk ve mutsuzluk gibi duyguların merkezinde değil, motivasyon merkezinde meydana geliyor.” İşte bunun için aşkımızın yoluna engeller çıktıkça, aşkımız kuvvetleniyor.

    Aşk bağımlılık yapar
    Fisher aşık olan bir grup kişiyi ele almış ve onlardan sevdikleri kişinin fotoğrafına dikkatlice bakmalarını ve gözlem yapmalarını istemiş. “Gözlemlediğim şey beni şaşırtmadı. Fotoğraflara bakarken, bu kişilerin dopamin seviyesi yükseliyordu. İlaç almış gibi, sıcak bir mutluluğa kapılıyorlardı. Ne hissettiklerini sorduğumda, neredeyse hepsi o an sevgilileriyle birlikte olmak istediklerini söyledi” diye anlatıyor bulgularını.

    İlk görüşte âşık olabilirsiniz
    Şarkılarda aşk romanlarında, arkadaş sohbetlerinde, çok tartışılan bir konudur ilk görüşte aşk. Peki, siz buna inanıyor musunuz? Fisher, hayvanlardan yola çıkarak, insanlar dünyasına da uyan bazı kimyasal kuralları anlatıyor.

    Hayvanlarda bir çiftleşme zamanı olduğunu herkes biliyor. O dönem sona ermeden türün her bireyi kendine uygun bir eş bulmak zorunda ve doğa onları o şekilde yaratmış ki, bu çiftleşme daima olması gerektiği zaman meydana geliyor.

    Yani bir anda birleşiveriyorlar. İnsan beyni de aşağı yukarı aynı şekilde programlandığına göre, insan da bir anda birine âşık olabilir.

    Erkek çok kolay vuruluyor
    Hep kadınların aşkta hızlı davrandıkları düşünülür, ama gerçekte öyle değil. Erkekler kadınlardan daha çabuk âşık olabilir. Erkekler görsel uyarıcılara hızlı şekilde yanıt verir, gözlerine hitap eden kadınlara karşı daha kolay bazı duygular besleyebilir.

    Erkek çok kolay vuruluyor

    Konu Saati  13:12  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Kendinizi bir aşk doktoru mu sanıyorsunuz? Cevabınız evet olabilir. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra bildiğinizi sandığınız her şeyi yeterince bilmediğinizi öğreneceksiniz. Çünkü aşk; kesinlikle kural tanıyan, sınırları olan ve maddeleştirilebilen bir duygu değildir.

    Ayaklarınızı yerden kesen o muhteşem duygunun gerçeklerini hiç merak ettiniz mi? Ünlü araştırmacı Helen Fisher, aşkın birbirinden ilginç gizemlerini gözler önüne serdi.

    Araştırmacı Helen Fisher, “Neden Seviyoruz: Aşkın Kimyası ve Doğası” adlı kitabında aşk ile ilgili çok basit konuları ele almış. Yepyeni açıklamalarla ele aldığı aşkı bakın nasıl anlatıyor Fisher ve neler öneriyor…

    ‘Ruh eşi’ diye bir şey yok
    Dünyada, bir yerlerde ruh eşinizin yaşadığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Fisher’a göre dünya “diğer yarınız” olma potansiyeline sahip erkeklerle dolu. Sırf ruh eşini bulma düşüncesinden dolayı birçok kadın ilişki değil, ilişki stresi yaşamaya mahkûm. Hâlbuki bu çabalar yersiz.

    Yıllar geçtikçe insan olgunlaşıyor. Hayattan beklentileri değişiyor, insanlardan ve aşklardan beklentileri de. Karşınıza kriterlerinizin çoğuna uyan biri çıkarsa, sırf bir iki kriterde sınıfta kaldığı için onu bırakmayın. Gerçek sevgiliden, boş hayaller için sakın vazgeçmeyin.

    Kendinizi frenleyin
    Birine âşık olduğunuzda, günün 24 saatini onunla geçirmek istersiniz değil mi? Ne olur, aşkınızın kalıcılığı için kendinizi frenleyin. Neden mi? İşte Fisher’ın araştırmaları…

    “Birbirini seven iki insan ayrı kaldığında beyin ‘dophamin’ ve ‘norapineprin’ denilen ve aşkı olumlu etkileyen bazı kimyasal maddeler salgılar.”

    Yani, çarşamba günü birlikte olduysanız, perşembe akşamını ayrı geçirin. Böylece, hafta sonu buluşmanız çok daha sıcak ve ateşli olacaktır. Bu fikre katılmıyor musunuz? O zaman Fisher’ın bilimsel araştırmalarının sonuçlarına bir göz atmalısınız…

    “Yeni aşık olan kişileri ele alıp, şunu gözlemledim: Aşk, duygulardan sorumlu beyin kısmını değil; motivasyon ve hırstan, bir şeyi kazanma arzusundan sorumlu tarafını etkiliyor.

    Aşkla ilgili bağlantılar, mutluluk ve mutsuzluk gibi duyguların merkezinde değil, motivasyon merkezinde meydana geliyor.” İşte bunun için aşkımızın yoluna engeller çıktıkça, aşkımız kuvvetleniyor.

    Aşk bağımlılık yapar
    Fisher aşık olan bir grup kişiyi ele almış ve onlardan sevdikleri kişinin fotoğrafına dikkatlice bakmalarını ve gözlem yapmalarını istemiş. “Gözlemlediğim şey beni şaşırtmadı. Fotoğraflara bakarken, bu kişilerin dopamin seviyesi yükseliyordu. İlaç almış gibi, sıcak bir mutluluğa kapılıyorlardı. Ne hissettiklerini sorduğumda, neredeyse hepsi o an sevgilileriyle birlikte olmak istediklerini söyledi” diye anlatıyor bulgularını.

    İlk görüşte âşık olabilirsiniz
    Şarkılarda aşk romanlarında, arkadaş sohbetlerinde, çok tartışılan bir konudur ilk görüşte aşk. Peki, siz buna inanıyor musunuz? Fisher, hayvanlardan yola çıkarak, insanlar dünyasına da uyan bazı kimyasal kuralları anlatıyor.

    Hayvanlarda bir çiftleşme zamanı olduğunu herkes biliyor. O dönem sona ermeden türün her bireyi kendine uygun bir eş bulmak zorunda ve doğa onları o şekilde yaratmış ki, bu çiftleşme daima olması gerektiği zaman meydana geliyor.

    Yani bir anda birleşiveriyorlar. İnsan beyni de aşağı yukarı aynı şekilde programlandığına göre, insan da bir anda birine âşık olabilir.

    Erkek çok kolay vuruluyor
    Hep kadınların aşkta hızlı davrandıkları düşünülür, ama gerçekte öyle değil. Erkekler kadınlardan daha çabuk âşık olabilir. Erkekler görsel uyarıcılara hızlı şekilde yanıt verir, gözlerine hitap eden kadınlara karşı daha kolay bazı duygular besleyebilir.

    Çağımızın temel sorunlarından biri olarak görülen yalnızlık, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanları etkisi altına alıyor. 

    Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, günümüzde modern insanların yalnızlığın çaresini internette bulduğunu belirterek ekliyor: "İnternet insanları birbirine yaklaştırırken aslında daha büyük bir yalnızlığa mahkum ediyor."

    Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, neredeyse konuşmayı unutan, mesajlarla iletişim yolunu keşfeden modern toplum insanının artık duygularını da kablolar üzerinden gerçekleştirdiğini ifade ediyor. Her geçen gün eskilerinin yanına bir yenisi daha eklenen arkadaş, sevgili ve eş bulma sitelerinin binlerce kadın ve erkek üyesiyle duyguları internet üzerinden evlerimize taşıdığını belirtiyor.

    Aynı Evde İki Yabancıya Dönüşmek

    Asosyalleşen ve iletişim problemi yaşayan ya da hayatın hızlı akışı içinde kaybolmuş pek çok kişi tanışmak, sevgili olmak hatta evlenebilmek umuduyla bu siteleri ziyaret ediyor. Bekar, dul, boşanmış, evli yada ayrı yaşayan pek çok kadın ve erkeğin buluştuğu bu siteler, dejenere olmuş ikili ilişkilere de ayna tutuyor. Örneğin, evlerinin farklı odalarında evli ama yabancılaşmış bir çiftin her bir mensubu da bu sitelerin ziyaretçisi olarak boy gösteriyor.

    Kimi doyum sağlayamadığı cinsel hayatına renk katmak kimi de eşi tarafından yeteri kadar ilgi görmediği için giriyor bu sitelere. Problemleri çözmek yerine, eskisinin yerini bir yenisiyle doldurmaya çalışıyorlar.

    Sahte Profiller Kendimize Yabancılaşmanın Kanıtı 

    Diğer taraftan kimliğimizi saklayabilmenin ya da bürünmek istediğimiz kimliklere sahip olmanın da iyi bir yolu bu siteler ve oluşturulan profiller. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, kendimize yabancılaşmanın bir kanıtının da bu olduğunu belirtiyor. Karşımızdakinin yüzüne kolayca söyleyemeyeceklerimizi özgürce ifade edebilmek, kusurlarımızı kolayca saklayabilmek ve hatta kusursuz görünebilmek sanal bir kişiliğe bürünmenin avantajları olsa gerek diye ifade ediyor.

    İnternet Sosyo-Ekonomik Durum Gözetmiyor

    Üniversite mezunu, sosyo- ekonomik düzeyi yüksek bireylerin de çok sık tercih ettiği bu sitelerden, genellikle yakın çevrelerinin de haberi olmuyor . Hatta bu durumdan utanıyorlar ama iş ve özel hayatın kesiştiği yerde bir boşluk var ve bunu da doldurmanın en kolay yolu seyrettiğimiz diziyi dahi kaçırmadan klavyenin tuşlarına dokunmak…

    Sosyal ilişkileri ve hatta evliliklerdeki iletişimi yok eden televizyondan sonra bilgisayar ve internet de ona eşlik edip duygu dünyamızı fethetmeyi başarırken diğer taraftan da  Avrupalılaşma ya da medenileşme adı altında yok olan alt kültürümüzün bir parçasının daha elden gidiyor.

    Sanal Arkadaşlıklar Çok Kolay Tüketiliyor

    İnternet yoluyla arkadaş edinmenin olumsuz yönlerinden biri ilişkiye emek vermeden kolayca tüketmek olarak görülüyor. Çünkü seçenek çok ve ulaşmak çok kolay. Biri olmazsa diğeri olur derken aslında gerçek arayışımızın ne olduğunu unutup, bir süre sonra da doyum noktasından uzaklaşabiliyoruz. Kolayca söylenebilen yalanlar ve çok sık yaşanan hayal kırıklıkları reel dünyada yaşananların kat kat üstünde yaşanabiliyor bu arkadaşlık sitelerinde ve sonuç olarak da ciddi duygusal yaralanmalar ortaya çıkabiliyor. Sonuç olarak teknolojiyi kendisine hizmet ettirme çabası içerisinde olması gereken insanoğlu duygusal ve sosyal hayatını bile şartsız koşulsuz ona teslim ederek tehlikeli bir serüvenin içinde kendini ruhsal problemlerin kucağına bırakıyor.

    İnternetteki Aşk Siteleri Bizi Nereye Sürüklüyor?

    Konu Saati  13:09  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Çağımızın temel sorunlarından biri olarak görülen yalnızlık, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanları etkisi altına alıyor. 

    Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, günümüzde modern insanların yalnızlığın çaresini internette bulduğunu belirterek ekliyor: "İnternet insanları birbirine yaklaştırırken aslında daha büyük bir yalnızlığa mahkum ediyor."

    Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, neredeyse konuşmayı unutan, mesajlarla iletişim yolunu keşfeden modern toplum insanının artık duygularını da kablolar üzerinden gerçekleştirdiğini ifade ediyor. Her geçen gün eskilerinin yanına bir yenisi daha eklenen arkadaş, sevgili ve eş bulma sitelerinin binlerce kadın ve erkek üyesiyle duyguları internet üzerinden evlerimize taşıdığını belirtiyor.

    Aynı Evde İki Yabancıya Dönüşmek

    Asosyalleşen ve iletişim problemi yaşayan ya da hayatın hızlı akışı içinde kaybolmuş pek çok kişi tanışmak, sevgili olmak hatta evlenebilmek umuduyla bu siteleri ziyaret ediyor. Bekar, dul, boşanmış, evli yada ayrı yaşayan pek çok kadın ve erkeğin buluştuğu bu siteler, dejenere olmuş ikili ilişkilere de ayna tutuyor. Örneğin, evlerinin farklı odalarında evli ama yabancılaşmış bir çiftin her bir mensubu da bu sitelerin ziyaretçisi olarak boy gösteriyor.

    Kimi doyum sağlayamadığı cinsel hayatına renk katmak kimi de eşi tarafından yeteri kadar ilgi görmediği için giriyor bu sitelere. Problemleri çözmek yerine, eskisinin yerini bir yenisiyle doldurmaya çalışıyorlar.

    Sahte Profiller Kendimize Yabancılaşmanın Kanıtı 

    Diğer taraftan kimliğimizi saklayabilmenin ya da bürünmek istediğimiz kimliklere sahip olmanın da iyi bir yolu bu siteler ve oluşturulan profiller. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, kendimize yabancılaşmanın bir kanıtının da bu olduğunu belirtiyor. Karşımızdakinin yüzüne kolayca söyleyemeyeceklerimizi özgürce ifade edebilmek, kusurlarımızı kolayca saklayabilmek ve hatta kusursuz görünebilmek sanal bir kişiliğe bürünmenin avantajları olsa gerek diye ifade ediyor.

    İnternet Sosyo-Ekonomik Durum Gözetmiyor

    Üniversite mezunu, sosyo- ekonomik düzeyi yüksek bireylerin de çok sık tercih ettiği bu sitelerden, genellikle yakın çevrelerinin de haberi olmuyor . Hatta bu durumdan utanıyorlar ama iş ve özel hayatın kesiştiği yerde bir boşluk var ve bunu da doldurmanın en kolay yolu seyrettiğimiz diziyi dahi kaçırmadan klavyenin tuşlarına dokunmak…

    Sosyal ilişkileri ve hatta evliliklerdeki iletişimi yok eden televizyondan sonra bilgisayar ve internet de ona eşlik edip duygu dünyamızı fethetmeyi başarırken diğer taraftan da  Avrupalılaşma ya da medenileşme adı altında yok olan alt kültürümüzün bir parçasının daha elden gidiyor.

    Sanal Arkadaşlıklar Çok Kolay Tüketiliyor

    İnternet yoluyla arkadaş edinmenin olumsuz yönlerinden biri ilişkiye emek vermeden kolayca tüketmek olarak görülüyor. Çünkü seçenek çok ve ulaşmak çok kolay. Biri olmazsa diğeri olur derken aslında gerçek arayışımızın ne olduğunu unutup, bir süre sonra da doyum noktasından uzaklaşabiliyoruz. Kolayca söylenebilen yalanlar ve çok sık yaşanan hayal kırıklıkları reel dünyada yaşananların kat kat üstünde yaşanabiliyor bu arkadaşlık sitelerinde ve sonuç olarak da ciddi duygusal yaralanmalar ortaya çıkabiliyor. Sonuç olarak teknolojiyi kendisine hizmet ettirme çabası içerisinde olması gereken insanoğlu duygusal ve sosyal hayatını bile şartsız koşulsuz ona teslim ederek tehlikeli bir serüvenin içinde kendini ruhsal problemlerin kucağına bırakıyor.

    Hemen hemen herkes arada sırada da olsa yutma sorunuyla karşı karşıya  kalabiliyor. Ancak dikkat! Yutma güçlüğü, özellikle ileri yaşlarda yemek borusu kanserinin habercisi olabiliyor! Bu riski azaltmak içinse öncelikle tütsülenen ya da mangalda pişirilen besinlerden ve çayı aşırı sıcak içmekten kaçınmak gerekiyor! 

    Hemen herkes hayatının belli bir döneminde yutma sorunu yaşıyor. Genelde boğaz enfeksiyonlarında, yemek borusunun üst kısmında yer alan dokuların zarar görmesinden kaynaklanan yutma güçlüğü, enfeksiyon bitiminde sona eriyor. Ancak alt ve orta kısımlara doğru olan yutmada zorlanmanın sebepleri ise çok daha farklı oluyor. Acıbadem Beylikdüzü Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Barış Gürsoy, özellikle katı besinlere karşı ortaya çıkan yutma güçlüğünün yemek borusu kanserinin en tipik belirtisi olduğu uyarısında bulunarak, "Kişi ileri yaşlarda ise bu yakınma daha da önem taşıyor. Bu nedenle yutma güçlüğü asla hafife alınmamalı" diyor.

    Yutkunmak Nasıl Gerçekleşiyor?

    İçi boş bir organ olan yemek borusu çiğnediğimiz besinlerin ve içtiğimiz sıvıların mideye geçişini sağlıyor. Bunu, yuvarlak ve uzunlamasına yer alan kaslarının sıralı olarak kasılması ile sağlıyor. Yemek  borusunun üst ve alt kısmında kelepçeye benzer bir kilit mekanizması bulunuyor. Bu sayede yeterince çiğnenmemiş besinler yutulamazken, mide asidi ile karışmış olanlar da tekrar yemek borusuna kaçmıyor.

    Yutma Güçlüğü Kanser Habercisi!

    Yutma güçlüğü zaman zaman birçok kişinin yaşadığı bir sorun. Genellikle önemsenmeyen, “su içince geçer” ya da “boğazın kurumuştur” gibi cümlelerle geçiştirilebilen bu durum aslında yemek borusu kanserinin en önemli belirtisi olabiliyor. Sadece yutkunma güçlüğü belirtisi ile uzman bir hekime başvurmak bile tedavi açısından büyük önem taşıyor.

    Çok İçilen Sıcak Çay Yemek Borusunun Düşmanı!

    Coğrafi farklılıklar ve alışkanlıklar yemek borusu kanserinin görülme oranlarında büyük rol oynuyor. Örneğin beslenme alışkanlıkları, yemek borusu kanserinin oluşumunda çok önemli bir etken. Tütsülenen ya da mangalda pişirilen besinler ile aşırı miktarda ve sıcak tüketilen çay türü içecekler yemek borusunun düşmanı olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle ülkemizde Van, Erzurum, Ağrı ve Kars gibi bu tip beslenme alışkanlıkların yoğun olduğu bölgelerde yemek borusu kanserinin görülme oranı çok daha yüksek. Dünyada ise yemek borusu kanserinin en sık görüldüğü ülkelerin başında Kazakistan ve Çin geliyor. Batı toplumlarında her 100 bin kişiden 20’sinde yemek borusu kanserine rastlanırken, Çin’de bu rakam 160’a, Kazakistan’da ise 560’a ulaşıyor. Ayrıca tam tahıllar, kuru baklagiller, yeşil sebzeler ve kuru yemişlerde bulunan molibden, istiridye, balık, et, çekirdek, ceviz, badem, yumurta, peynir ve sütte bulunan çinkonun yetersiz alınmasından kaynaklanan çinko eksikliği de yemek borusu kanserine zemin hazırlayabiliyor.

    Endoskopik İnceleme Şart

    Genç, sağlıklı, daha önceden herhangi bir hastalığı bulunmayan hastaların yutma güçlüklerinde akla ilk olarak kanser gelmeyebiliyor. Ancak yemek borusunu tıkayıcı rahatsızlığı veya reflüsü olan hastalarda yemek borusu kanseri gelişebileceğinin akılda tutulması ve endoskopik incelemenin mutlaka yapılması gerekiyor.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarıyor

    Son yıllarda endoskopik görüntüleme yöntemlerinin artması, daha erken evrede, herhangi bir şikayete yol açmayan lezyonların bile tespit edilmesini mümkün hale getiriyor. Erken teşhis edilen yemek borusu kanserlerinde hastaların kurtulma şansı yüksek oluyor. Bunun aksine geç kalındığında ise akciğer, karaciğer ve karın zarı gibi komşu organ ve dokulara yayılma sık olarak görülüyor. Hastalığın yakalanma evresine göre de cerrahi tedavi, radyoterapi ya da kemoterapi uygulanıyor.

    Yutma Güçlüğü Çekiyorsanız Dikkat!

    Konu Saati  13:09  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Hemen hemen herkes arada sırada da olsa yutma sorunuyla karşı karşıya  kalabiliyor. Ancak dikkat! Yutma güçlüğü, özellikle ileri yaşlarda yemek borusu kanserinin habercisi olabiliyor! Bu riski azaltmak içinse öncelikle tütsülenen ya da mangalda pişirilen besinlerden ve çayı aşırı sıcak içmekten kaçınmak gerekiyor! 

    Hemen herkes hayatının belli bir döneminde yutma sorunu yaşıyor. Genelde boğaz enfeksiyonlarında, yemek borusunun üst kısmında yer alan dokuların zarar görmesinden kaynaklanan yutma güçlüğü, enfeksiyon bitiminde sona eriyor. Ancak alt ve orta kısımlara doğru olan yutmada zorlanmanın sebepleri ise çok daha farklı oluyor. Acıbadem Beylikdüzü Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Barış Gürsoy, özellikle katı besinlere karşı ortaya çıkan yutma güçlüğünün yemek borusu kanserinin en tipik belirtisi olduğu uyarısında bulunarak, "Kişi ileri yaşlarda ise bu yakınma daha da önem taşıyor. Bu nedenle yutma güçlüğü asla hafife alınmamalı" diyor.

    Yutkunmak Nasıl Gerçekleşiyor?

    İçi boş bir organ olan yemek borusu çiğnediğimiz besinlerin ve içtiğimiz sıvıların mideye geçişini sağlıyor. Bunu, yuvarlak ve uzunlamasına yer alan kaslarının sıralı olarak kasılması ile sağlıyor. Yemek  borusunun üst ve alt kısmında kelepçeye benzer bir kilit mekanizması bulunuyor. Bu sayede yeterince çiğnenmemiş besinler yutulamazken, mide asidi ile karışmış olanlar da tekrar yemek borusuna kaçmıyor.

    Yutma Güçlüğü Kanser Habercisi!

    Yutma güçlüğü zaman zaman birçok kişinin yaşadığı bir sorun. Genellikle önemsenmeyen, “su içince geçer” ya da “boğazın kurumuştur” gibi cümlelerle geçiştirilebilen bu durum aslında yemek borusu kanserinin en önemli belirtisi olabiliyor. Sadece yutkunma güçlüğü belirtisi ile uzman bir hekime başvurmak bile tedavi açısından büyük önem taşıyor.

    Çok İçilen Sıcak Çay Yemek Borusunun Düşmanı!

    Coğrafi farklılıklar ve alışkanlıklar yemek borusu kanserinin görülme oranlarında büyük rol oynuyor. Örneğin beslenme alışkanlıkları, yemek borusu kanserinin oluşumunda çok önemli bir etken. Tütsülenen ya da mangalda pişirilen besinler ile aşırı miktarda ve sıcak tüketilen çay türü içecekler yemek borusunun düşmanı olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle ülkemizde Van, Erzurum, Ağrı ve Kars gibi bu tip beslenme alışkanlıkların yoğun olduğu bölgelerde yemek borusu kanserinin görülme oranı çok daha yüksek. Dünyada ise yemek borusu kanserinin en sık görüldüğü ülkelerin başında Kazakistan ve Çin geliyor. Batı toplumlarında her 100 bin kişiden 20’sinde yemek borusu kanserine rastlanırken, Çin’de bu rakam 160’a, Kazakistan’da ise 560’a ulaşıyor. Ayrıca tam tahıllar, kuru baklagiller, yeşil sebzeler ve kuru yemişlerde bulunan molibden, istiridye, balık, et, çekirdek, ceviz, badem, yumurta, peynir ve sütte bulunan çinkonun yetersiz alınmasından kaynaklanan çinko eksikliği de yemek borusu kanserine zemin hazırlayabiliyor.

    Endoskopik İnceleme Şart

    Genç, sağlıklı, daha önceden herhangi bir hastalığı bulunmayan hastaların yutma güçlüklerinde akla ilk olarak kanser gelmeyebiliyor. Ancak yemek borusunu tıkayıcı rahatsızlığı veya reflüsü olan hastalarda yemek borusu kanseri gelişebileceğinin akılda tutulması ve endoskopik incelemenin mutlaka yapılması gerekiyor.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarıyor

    Son yıllarda endoskopik görüntüleme yöntemlerinin artması, daha erken evrede, herhangi bir şikayete yol açmayan lezyonların bile tespit edilmesini mümkün hale getiriyor. Erken teşhis edilen yemek borusu kanserlerinde hastaların kurtulma şansı yüksek oluyor. Bunun aksine geç kalındığında ise akciğer, karaciğer ve karın zarı gibi komşu organ ve dokulara yayılma sık olarak görülüyor. Hastalığın yakalanma evresine göre de cerrahi tedavi, radyoterapi ya da kemoterapi uygulanıyor.

    İnanılanın aksine erkekler için yatakta her şey mübah değildir, onlarında nefret ettiği pozisyonlar, kelimeler ve tutumlar vardır.

    Erkekler kız arkadaşlarının deneyimsiz olmalarına artık tahammül edemiyorlar, özellikle yatakta düşüncesiz davranmanıza katlanamıyorlar.
    Erkeklerin yatakta nefret ettiği durumları öğrenmek istiyorsanız buyurun okuyun.

    Erkekler sevdiği kadının daha önceki sevgilileriyle olan sevişme videoları olmasından nefret eder. Ve hatta seksi fotoğraflardan bile kıskanır.

    Sadece uzanıp yatan kadınlar erkekler için çok cezbedici görünmüyor. Altta olsanız bile hareket halinde olmanız erkeklerin ateşlenmesine sebep olur. Ama kımıldamadan yatarsanız erkek bunu sorgulamaktan zevk alamaz.

    Eğer üstte siz varsanız ve bir şeyler için acele ediyorsanız erkek arkadaşınızın hoşuna gitmeyecektir. Çünkü yaptığınız ani ve sert hareketler sonucunda penisinin kırılmasından korkuyor ve geriliyordur. Her ne erkek arkadaşınızın cinsel uzvu kemik olmasa da, kasların sert darbelerle eğildiğini biliyoruz. Siz siz olun nazik ve dikkatli davranın.

    Tırnaklarınızı geçirip sırtında derin yaralar bırakmayın. Her ne kadar seks sırasında bu durum çok cezbedici gelse de her şey bitip ayna baktığı zaman bu onun hiç hoşuna gitmeyecektir. Spor salonunda üstünü çıkaramayacak, erkek arkadaşlarıyla evde rahat rahat üstsüz takılamayacak ve yaralar geçene kadar aklı onlarda olacak.
    Poposundan uzak durun! Her ne kadar kalçalarımızda ve malum bölgemizde çok sayıda sinir uçları olsa da ve bu bazı durumlarda zevk verse de erkekler kalçalarına uzanan ellerden hiç haz etmezler. Ve çoğu zaman siz sadece tutuyor olsanız bile seksi yarıda kesebilirler.

    Her ne kadar çok normal bir durum olasa da, kadının farkında olmadan başına gelen bir olay olsa da ve asla utanılacak bir durum olmasa da erkekler vajinaya kaçan ve daha sonra sesli bir şekilde dışarı çıkan hava akımından nefret ederler. Pek çok azı bunun olası bir durum olduğundan habersizdir.

    Erkek boğa siz kovboy pozisyonundayken iki büklüm olmanız erkeğin sinirlerini bozar ve sürekli olarak sizi doğru pozisyonu almanız için zorlar. Sırt kamburunuzu istemsiz şekilde dışarı çıkarıyorsunuzdur. En iyisi siz sevgilinizi dinleyin ve bedeninizi rahat bırakın.

    Çok kuru olduğunuzda  erkek arkadaşınız sizin onu arzulamadığınızı düşünür, Eğer ıslanmıyorsanız ve bu artık sizin için bir problem haline geldiyse eğlenceli ve değişik bir durum olacakmışcasına sevgilinize kayganlaştırıcı kremlerden kullanmayı önerin.

    Erkekler yatakta değil beyinlerinde sınır koyuyor!

    Konu Saati  11:37  |  in  Erkek Sağlığı  |  Devamı»

    İnanılanın aksine erkekler için yatakta her şey mübah değildir, onlarında nefret ettiği pozisyonlar, kelimeler ve tutumlar vardır.

    Erkekler kız arkadaşlarının deneyimsiz olmalarına artık tahammül edemiyorlar, özellikle yatakta düşüncesiz davranmanıza katlanamıyorlar.
    Erkeklerin yatakta nefret ettiği durumları öğrenmek istiyorsanız buyurun okuyun.

    Erkekler sevdiği kadının daha önceki sevgilileriyle olan sevişme videoları olmasından nefret eder. Ve hatta seksi fotoğraflardan bile kıskanır.

    Sadece uzanıp yatan kadınlar erkekler için çok cezbedici görünmüyor. Altta olsanız bile hareket halinde olmanız erkeklerin ateşlenmesine sebep olur. Ama kımıldamadan yatarsanız erkek bunu sorgulamaktan zevk alamaz.

    Eğer üstte siz varsanız ve bir şeyler için acele ediyorsanız erkek arkadaşınızın hoşuna gitmeyecektir. Çünkü yaptığınız ani ve sert hareketler sonucunda penisinin kırılmasından korkuyor ve geriliyordur. Her ne erkek arkadaşınızın cinsel uzvu kemik olmasa da, kasların sert darbelerle eğildiğini biliyoruz. Siz siz olun nazik ve dikkatli davranın.

    Tırnaklarınızı geçirip sırtında derin yaralar bırakmayın. Her ne kadar seks sırasında bu durum çok cezbedici gelse de her şey bitip ayna baktığı zaman bu onun hiç hoşuna gitmeyecektir. Spor salonunda üstünü çıkaramayacak, erkek arkadaşlarıyla evde rahat rahat üstsüz takılamayacak ve yaralar geçene kadar aklı onlarda olacak.
    Poposundan uzak durun! Her ne kadar kalçalarımızda ve malum bölgemizde çok sayıda sinir uçları olsa da ve bu bazı durumlarda zevk verse de erkekler kalçalarına uzanan ellerden hiç haz etmezler. Ve çoğu zaman siz sadece tutuyor olsanız bile seksi yarıda kesebilirler.

    Her ne kadar çok normal bir durum olasa da, kadının farkında olmadan başına gelen bir olay olsa da ve asla utanılacak bir durum olmasa da erkekler vajinaya kaçan ve daha sonra sesli bir şekilde dışarı çıkan hava akımından nefret ederler. Pek çok azı bunun olası bir durum olduğundan habersizdir.

    Erkek boğa siz kovboy pozisyonundayken iki büklüm olmanız erkeğin sinirlerini bozar ve sürekli olarak sizi doğru pozisyonu almanız için zorlar. Sırt kamburunuzu istemsiz şekilde dışarı çıkarıyorsunuzdur. En iyisi siz sevgilinizi dinleyin ve bedeninizi rahat bırakın.

    Çok kuru olduğunuzda  erkek arkadaşınız sizin onu arzulamadığınızı düşünür, Eğer ıslanmıyorsanız ve bu artık sizin için bir problem haline geldiyse eğlenceli ve değişik bir durum olacakmışcasına sevgilinize kayganlaştırıcı kremlerden kullanmayı önerin.

    7 Şubat 2013 Perşembe

    ABD'de yapılan bir araştırmaya göre yalnızlık hissinin şişmanlık, sigara tiryakiliği ve mutluluk gibi bulaşıcı.

    Chicago Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan çalışma, yalnızlık hissinin tıpkı aşırı şişmanlık (obezite), sigara tiryakiliği ve mutluluk gibi, sosyal ağlar aracılığıyla bulaşabileceğini ortaya koydu.

    Yalnız insanların yalnızlıklarını, içinde bulundukları sosyal ağa duydukları güvensizliği diğer grup üyelerine de yansıtmak yoluyla bulaştırdıkları kaydedildi.

    Çalışmayı kaleme alanlardan Nicholas Christakis, "Kişiler, yalnızlıklarını sosyal ağları içinde bulaştırabilir ve sonra grupla ilişkisini kesebilir" diye konuştu.

    Araştırma için, Massachusetts eyaletinde 60 yıldan fazla süredir devam eden ve binlerce kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı ile alışkanlıkları ve beslenme şeklinin kayıt altına alındığı bir sağlık araştırmasının verilerini inceleyen uzmanlar, yalnız insanların, yalnızlık hislerini arkadaşlarına ve komşularına bulaştırdığı, ardından sosyal ağların dış sınırına doğru hareket etme eğiliminde olduğu sonucuna ulaştı.

    Yalnızlığın, dünyanın düşmanca bir yer olduğu hissiyle başlayabileceği, ardından kişinin kendi ürettiği bu düşünceye inanmaya başlayabileceği kaydedilen çalışmada, yalnızlığın kişileri sosyal tehditlere karşı duyarlı hale getirdiği ve kişinin kendini korumaya yönelik tavırlar geliştirdiği, ancak ironik olarak bu tavırların kişinin kendisine zarar verdiği belirtildi. Çevresine ilgisini kaybeden kişinin, zamanla sosyal ağından çıktığı ve etrafına daha az güvenmeye başladığı ifade edildi.

    Uzmanlar, yalnızlığın aile bireylerinden çok arkadaşlardan bulaştığına, özellikle kadınlar ve 1,5 kilometrelik alan içindeki komşular arasında daha çok bulaşıcı olduğuna dikkati çekti. Araştırmaya göre, yalnızlık da tıpkı aşırı kilo, sigara içmek ve mutluluk gibi üç ayrı derecede bulaşıyor: Yalnız bir insanın arkadaşına yalnızlık bulaştırma oranı yüzde 40 ila 65'ken, bir arkadaşın yalnız bir arkadaşından yalnızlık kapma ihtimali yüzde 14 ile 36 arasında kalıyor. Üçüncü dereceden bir arkadaş söz konusu olduğunda ise yüzdeler 6 ila 26'ya düşüyor.

    Uzmanlar, kendini yalnız hissetmenin insanın hiç arkadaşı olmayacağı anlamına gelmediğinin, ancak bu arkadaşların kişi için tatmin edici olmadığının altını çiziyor.

    Yalnızlığın alzheimer ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten uzmanlar, sosyal ağlarından çıkan kişilerle yeniden bağ kurmanın hayati önem taşıyacağını da vurguluyor.

    Chicago Üniversitesinden John Cacioppo ve James Fowler ile birlikte, alışkanlıklar ve duyguların sosyal ağlar üzerindeki etkileri üzerinde çalışmalar yürüten Christakis, daha önce aşırı şişmanlık (obezite), sigara içmek ve mutluluğun da bulaşıcı olduğunu ortaya koymuştu.

    Araştırma, Kişilik ve Sosyal Psikoloji dergisinin aralık sayısında yayımlandı.

    Yalnızlık da bulaşıcı çıktı

    Konu Saati  15:22  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    ABD'de yapılan bir araştırmaya göre yalnızlık hissinin şişmanlık, sigara tiryakiliği ve mutluluk gibi bulaşıcı.

    Chicago Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan çalışma, yalnızlık hissinin tıpkı aşırı şişmanlık (obezite), sigara tiryakiliği ve mutluluk gibi, sosyal ağlar aracılığıyla bulaşabileceğini ortaya koydu.

    Yalnız insanların yalnızlıklarını, içinde bulundukları sosyal ağa duydukları güvensizliği diğer grup üyelerine de yansıtmak yoluyla bulaştırdıkları kaydedildi.

    Çalışmayı kaleme alanlardan Nicholas Christakis, "Kişiler, yalnızlıklarını sosyal ağları içinde bulaştırabilir ve sonra grupla ilişkisini kesebilir" diye konuştu.

    Araştırma için, Massachusetts eyaletinde 60 yıldan fazla süredir devam eden ve binlerce kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı ile alışkanlıkları ve beslenme şeklinin kayıt altına alındığı bir sağlık araştırmasının verilerini inceleyen uzmanlar, yalnız insanların, yalnızlık hislerini arkadaşlarına ve komşularına bulaştırdığı, ardından sosyal ağların dış sınırına doğru hareket etme eğiliminde olduğu sonucuna ulaştı.

    Yalnızlığın, dünyanın düşmanca bir yer olduğu hissiyle başlayabileceği, ardından kişinin kendi ürettiği bu düşünceye inanmaya başlayabileceği kaydedilen çalışmada, yalnızlığın kişileri sosyal tehditlere karşı duyarlı hale getirdiği ve kişinin kendini korumaya yönelik tavırlar geliştirdiği, ancak ironik olarak bu tavırların kişinin kendisine zarar verdiği belirtildi. Çevresine ilgisini kaybeden kişinin, zamanla sosyal ağından çıktığı ve etrafına daha az güvenmeye başladığı ifade edildi.

    Uzmanlar, yalnızlığın aile bireylerinden çok arkadaşlardan bulaştığına, özellikle kadınlar ve 1,5 kilometrelik alan içindeki komşular arasında daha çok bulaşıcı olduğuna dikkati çekti. Araştırmaya göre, yalnızlık da tıpkı aşırı kilo, sigara içmek ve mutluluk gibi üç ayrı derecede bulaşıyor: Yalnız bir insanın arkadaşına yalnızlık bulaştırma oranı yüzde 40 ila 65'ken, bir arkadaşın yalnız bir arkadaşından yalnızlık kapma ihtimali yüzde 14 ile 36 arasında kalıyor. Üçüncü dereceden bir arkadaş söz konusu olduğunda ise yüzdeler 6 ila 26'ya düşüyor.

    Uzmanlar, kendini yalnız hissetmenin insanın hiç arkadaşı olmayacağı anlamına gelmediğinin, ancak bu arkadaşların kişi için tatmin edici olmadığının altını çiziyor.

    Yalnızlığın alzheimer ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten uzmanlar, sosyal ağlarından çıkan kişilerle yeniden bağ kurmanın hayati önem taşıyacağını da vurguluyor.

    Chicago Üniversitesinden John Cacioppo ve James Fowler ile birlikte, alışkanlıklar ve duyguların sosyal ağlar üzerindeki etkileri üzerinde çalışmalar yürüten Christakis, daha önce aşırı şişmanlık (obezite), sigara içmek ve mutluluğun da bulaşıcı olduğunu ortaya koymuştu.

    Araştırma, Kişilik ve Sosyal Psikoloji dergisinin aralık sayısında yayımlandı.

    Makyajın ciltte oluşturduğu tahribat, artık mineral makyaj ile tarihe karışıyor.

    Esteworld Estetik ve Güzellik Merkezleri Dermatolog Doktoru Eylem Acar; makyaj malzemelerinin doğru seçilmesinin önemini ve mineral makyajın kişinin güzelliğinden ödün vermeden, cilt sağlığını koruduğunu söyledi.

    Acar, makyaj seçiminde cildin yağlı/akneli, kuru veya hassas olmasının önemli olmadığını, doğru makyaj ürünlerinin her tip ciltte  kullanılabildiğini vurgulayarak "Cilt tiplerine değişik makyaj ürünleri geliştirilmiştir. Doğru makyaj ürünleri cildimizdeki sorunları kötüye götürmeden, cildin nem oranını korur, aknelerin görünümünü azaltır" dedi.

    Dr. Eylem Acar; yeni geliştirilen doğal mikronize mineral bazlı makyaj ürünlerinin, hem kozmetik kamuflaj hem de cildi korumakta etkin sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek şöyle konuştu: "Bu ürünler yüzde 100 saf mikronize mineraller içerirler, hiçbir kimyasal madde, talk ve parfüm içermezler. Yapılarında çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddeler ve billur kayalarda rastlanan mineraller bulunur.

    Mineral bazlı ürünler gözenekleri tıkamaz, komedon (siyah nokta) oluşturmaz. Ayrıca çinko oksit ve titanyum dioksit güneşin zararlı ışınlarına karşı cildi korur. Parfüm, paraben gibi kimyasal koruyucular,cildi hassaslaştıran maddeler  içermediklerinden alerji riski minimumdur. Çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddelerin aynı zamanda iltihap önleyici özellikleri de vardır."

    Cildiniz minerallere emanet

    Konu Saati  15:20  |  in  güzellik  |  Devamı»

    Makyajın ciltte oluşturduğu tahribat, artık mineral makyaj ile tarihe karışıyor.

    Esteworld Estetik ve Güzellik Merkezleri Dermatolog Doktoru Eylem Acar; makyaj malzemelerinin doğru seçilmesinin önemini ve mineral makyajın kişinin güzelliğinden ödün vermeden, cilt sağlığını koruduğunu söyledi.

    Acar, makyaj seçiminde cildin yağlı/akneli, kuru veya hassas olmasının önemli olmadığını, doğru makyaj ürünlerinin her tip ciltte  kullanılabildiğini vurgulayarak "Cilt tiplerine değişik makyaj ürünleri geliştirilmiştir. Doğru makyaj ürünleri cildimizdeki sorunları kötüye götürmeden, cildin nem oranını korur, aknelerin görünümünü azaltır" dedi.

    Dr. Eylem Acar; yeni geliştirilen doğal mikronize mineral bazlı makyaj ürünlerinin, hem kozmetik kamuflaj hem de cildi korumakta etkin sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek şöyle konuştu: "Bu ürünler yüzde 100 saf mikronize mineraller içerirler, hiçbir kimyasal madde, talk ve parfüm içermezler. Yapılarında çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddeler ve billur kayalarda rastlanan mineraller bulunur.

    Mineral bazlı ürünler gözenekleri tıkamaz, komedon (siyah nokta) oluşturmaz. Ayrıca çinko oksit ve titanyum dioksit güneşin zararlı ışınlarına karşı cildi korur. Parfüm, paraben gibi kimyasal koruyucular,cildi hassaslaştıran maddeler  içermediklerinden alerji riski minimumdur. Çinko oksit, titanyum dioksit gibi maddelerin aynı zamanda iltihap önleyici özellikleri de vardır."

    Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    Ekinezyanın Faydaları ve Zararları
    Ekinezyanın Faydalaı ve Zararları
    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Faydaları ve Zararları, Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    Kış mevsiminin en çok kullanılan bitkilerinden birisi olan ekinezya hakkında sizleri bilgilendirmek isterim.. Bu muhteşem bitki, ekinezyanın faydaları ve zararları nelerdir, hep birlikte görelim..
    Ekinezya eski çağlardan beri tedavi amaçlı kullanılan bir bitki.. Ekinezyayı kullanan ilk millet ise, eski Amerika yerlileri.. O dönemlerde, böcek sokmaları,zehirli yılan ısırmaları için kullanılan ekinezya, günümüzde dsaha çok kış hastalıkları ve soğuk algınlığı için kullanılmakta..

    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,
    * Grip ve soğuk algınlığını önleyici etkisi nedeniyle hastalık öncesinde kullanılabilir.
    * Öksürük ve baş ağrısı gibi durumları hafiflettiği de görülmüştür.
    * C vitaminiyle beraber alındığında soğuk algınlığı geçirme olasılığını %80lerin üzerinde azalttığı görülmüştür.
    * Yapılan araştırmalarda ekinezyanın akyuvar sayısında artışa neden olduğu tespit edilmiştir.
    * Kemoterapiden sonra vücut direncini yükseltmek için kullanılmaktadır.
    *Patojenik organizmalarla sağlıklı dokular arasındaki doğal savunma hattını yıkan bir enziminin oluşumunu önleyici etkisi olduğu görülmüştür.
    *Ekinezya bitkisi antiviral ve antibakteriyel etkilere sahiptir.
    *Egzama sedef sivilce gibi deri rahatsızlıklarında faydalıdır.
    *Yaraların iyileşme sürecini azaltır.
    *Alerjik reaksiyonların meydana gelmesini engelleyici özelliği de tespit edilmiştir.
    Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    * Daha çok kapsül halinde tüketilebilecek olan ekinezyanın kullanım dozu, günde 1 ila 3 kapsüldür.
    * Eğer ekinezyayı çay olarak tüketmek isterseniz kullanım süresi, 15 gündür.
    * Oto-immün hastalığı olanlar kullanmamalıdır.
    * Bağışıklık baskılayıcı ve anksiyete ilaçlarıyla bir arada alınmamalıdır.
    * Ekinezyayı kapsül olarak kullanmadan önce, mutlaka bir hekime başvurmanızda fayda vardır.
    * Ekinezya da bazı ilaçlarla etkileşime girerek bazı insanlarda alerjik belirtilere neden olmaktadır.
    * Hamilelerin kullanması önerilmemektedir.
    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Faydaları ve Zararları, Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir

    EKİNEZYANIN FAYDALARI VE ZARARLARI

    Konu Saati  14:06  |  in  Ekinezyanın Zararları Nelerdir  |  Devamı»

    Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    Ekinezyanın Faydaları ve Zararları
    Ekinezyanın Faydalaı ve Zararları
    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Faydaları ve Zararları, Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    Kış mevsiminin en çok kullanılan bitkilerinden birisi olan ekinezya hakkında sizleri bilgilendirmek isterim.. Bu muhteşem bitki, ekinezyanın faydaları ve zararları nelerdir, hep birlikte görelim..
    Ekinezya eski çağlardan beri tedavi amaçlı kullanılan bir bitki.. Ekinezyayı kullanan ilk millet ise, eski Amerika yerlileri.. O dönemlerde, böcek sokmaları,zehirli yılan ısırmaları için kullanılan ekinezya, günümüzde dsaha çok kış hastalıkları ve soğuk algınlığı için kullanılmakta..

    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,
    * Grip ve soğuk algınlığını önleyici etkisi nedeniyle hastalık öncesinde kullanılabilir.
    * Öksürük ve baş ağrısı gibi durumları hafiflettiği de görülmüştür.
    * C vitaminiyle beraber alındığında soğuk algınlığı geçirme olasılığını %80lerin üzerinde azalttığı görülmüştür.
    * Yapılan araştırmalarda ekinezyanın akyuvar sayısında artışa neden olduğu tespit edilmiştir.
    * Kemoterapiden sonra vücut direncini yükseltmek için kullanılmaktadır.
    *Patojenik organizmalarla sağlıklı dokular arasındaki doğal savunma hattını yıkan bir enziminin oluşumunu önleyici etkisi olduğu görülmüştür.
    *Ekinezya bitkisi antiviral ve antibakteriyel etkilere sahiptir.
    *Egzama sedef sivilce gibi deri rahatsızlıklarında faydalıdır.
    *Yaraların iyileşme sürecini azaltır.
    *Alerjik reaksiyonların meydana gelmesini engelleyici özelliği de tespit edilmiştir.
    Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir
    * Daha çok kapsül halinde tüketilebilecek olan ekinezyanın kullanım dozu, günde 1 ila 3 kapsüldür.
    * Eğer ekinezyayı çay olarak tüketmek isterseniz kullanım süresi, 15 gündür.
    * Oto-immün hastalığı olanlar kullanmamalıdır.
    * Bağışıklık baskılayıcı ve anksiyete ilaçlarıyla bir arada alınmamalıdır.
    * Ekinezyayı kapsül olarak kullanmadan önce, mutlaka bir hekime başvurmanızda fayda vardır.
    * Ekinezya da bazı ilaçlarla etkileşime girerek bazı insanlarda alerjik belirtilere neden olmaktadır.
    * Hamilelerin kullanması önerilmemektedir.
    Ekinezyanın Faydaları,Ekinezyanın Yararları,Ekinezya Zararları,Ekinezyanın Faydaları ve Zararları, Ekinezyanın Zararları, Ekinezyanın Zararları Nelerdir

    Yenidoğan bebeklerin yaşamdaki ilk günleri, annelerin de en mutlu; ancak bir o kadar da en zor zamanlarıdır. Bu dönemde bebekte görülen en küçük bir değişiklik dahi anneyi korkutur ve endişelendirir. Bu süreci en rahat atlatmanın yolu ise; bebek bakımı konusunda bilinçlenmekten geçmektedir.

    Kafatasındaki şekil bozukluklarını önemsemeyin!
    Bebekler, kafatası kemikleri henüz tam gelişmeden dünyaya gelir Bu yüzden bebek doğum kanalına girdiğinde sıkışmaya veya vakumla çekilmeye bağlı olarak kafatasında şekil bozuklukları görülebilir. Zamanla, beyin büyüdükçe kemikler de beynin şeklini alır ve kafatasındaki şekil bozuklukları ortadan kalkar.

    Bebeğinizi “teri kokmasın” diye tuzlamak ölüme dahi götürebilir
    Bebek doğduğundan itibaren 1 hafta veya 10 gün içinde görülen döküntülerin çoğu fizyolojiktir. Bazı bebeklerde morluk veya akne benzeri oluşumlar görülebilir. Bu sorunların çoğu tedavi gerektirmez. Tedavi için kullanılan birçok madde bu tür cilt problemlerinin daha da artmasına neden olur. Örneğin; bebeklerin cildine yapılan en yanlış uygulama, teri kokmasın diye yapılan tuzlamadır. Bebeğin cildi hassas olduğundan tuz vücutta emilmekte ve bu durum ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğurabilmektedir.

    Düzenli kilo artışı bebeğinizin doyduğunun göstergesidir
    Bebeğin doyduğunu anlayabilmenin en iyi yolu, düzenli kilo artışının gözlenmesidir. 2-3 saat uyku uyuyan, düzenli kaka yapan çocuk doymuş demektir. Emzirme sırasında emme ve yutma işlemlerinde, bebeğin hal ve hareketleri de doyduğuna dair ipuçları verebilir. Bebekler dümdüz yatırdıklarında sütün fazlasını gaz ile birlikte çıkartabilir, bazen fazla miktarlarda da kusabilirler. Bebek düzenli kilo aldığı sürece, bu durum bir sorun teşkil etmez. Kusmaması için bebek 30-40 derece eğimle yatırılmalıdır. Bu uygulama, yer çekiminin etkisi ile sütün midede kalması için yapılır.

    Fön makinesi bebeğinizin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir
    Bebeklerin gaz çıkarmadaki sıkıntısı, sindirim sisteminin bazı öğelerinin olgunlaşmasında gecikmeden kaynaklanmaktadır. Bu süreçte sabır çok önemlidir. Piyasada satılan gaz sorununu gideren ilaçlar bebekler için önerilmemektedir. Bebek emzirilirken devamlı meme değiştirmek sakıncalıdır. Bir meme boşaltılmadan diğer memeye geçilmemelidir. Çünkü birini boşalttıktan sonra diğerine geçmesi doyduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Fön makinesi sesi bebeğin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir.

    Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları;
    *Annenin eli sürekli temiz olmalıdır.
    *Kulak temizliğinde kulak çöpü kullanılmamalıdır. Sadece kulak kemerini pamuk yardımı ile silmek yeterli olacaktır.
    *Gözlerinde bulunan çapaklar, kaynatılmış su yardımı ile temizlenebilir.
    *Doğduğu günden itibaren bebeğin tırnakları düz, batık oluşmayacak şekilde kesilebilir ve kenarları hafif törpülenebilir.
    *Ağız özel bir temizlik gerektirmez; çünkü tükürük bezlerinin temizleyici bir etkisi vardır. Fakat pamukçuk gibi bir madde görüldüğünde karbonatlı su ile yıkanabilir.
    *Burun tıkanıkları için aspiratör kullanımı zararlıdır. Aspiratör negatif basınç uyguladığı için burun mukozası daha da şişip, tıkanabilir. Küçük poşetlerde satılan tuzlu sular birer damla damlatmak, hem temizlik hem nem hem de burun tıkanıklığını gidermek açısından yeterli olacaktır.
    *Cilt temizliği banyo ile yapılır. Bebek bir gün duru su, bir gün şampuan ile her gün yıkanabilir. Şampuan seçerken PH nötr olan ve içerisinde kozmetik ürün olmayanlar tercih edilmelidir.
    *Alt temizliği kızlarda suya batırılan pamuklarla veya sadece su içeren ıslak mendillerle, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Kullanılan mendil veya pamuklar alkol içermemelidir. Erkek çocuklarda ise; sünnet derisi geriye çekilmemelidir. Bu uygulama ile deri çatlayıp, iltihap kapabilir.
    *Bebeğin kıyafetlerinin pamuklu ürünlerden seçilmesi önerilip, kullanmadan önce sıcak suyla yıkanıp ütülenmesi sağlanmalıdır.
    *Genellikle göbek kordonu, doğumdan sonra 10 gün içinde düşer. Göbek bağı düşmeden önce su ile temas ettirilmemelidir. Bu bölgenin kuru tutulmasına özen gösterilmeli ve doktorun önereceği alkollü bir antiseptikle sabah akşam pansuman yapılması gereklidir.
    *Bebek doğduğu günden itibaren dışarı çıkartılabilir. Ancak kalabalık ortamlarda bulunmamasında fayda vardır. Sürekli dışarıda olmak bebeğin bakımının ihmal edilmesine neden olabilir.
    *Yenidoğanda ateş, morarma ve nefes kesilmesi acil bir durumdur. Ateş yüksek ise vakit kaybetmeden hastaneye başvurmak gerekir.

    Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları

    Konu Saati  13:08  |  in  Anne- bebek  |  Devamı»

    Yenidoğan bebeklerin yaşamdaki ilk günleri, annelerin de en mutlu; ancak bir o kadar da en zor zamanlarıdır. Bu dönemde bebekte görülen en küçük bir değişiklik dahi anneyi korkutur ve endişelendirir. Bu süreci en rahat atlatmanın yolu ise; bebek bakımı konusunda bilinçlenmekten geçmektedir.

    Kafatasındaki şekil bozukluklarını önemsemeyin!
    Bebekler, kafatası kemikleri henüz tam gelişmeden dünyaya gelir Bu yüzden bebek doğum kanalına girdiğinde sıkışmaya veya vakumla çekilmeye bağlı olarak kafatasında şekil bozuklukları görülebilir. Zamanla, beyin büyüdükçe kemikler de beynin şeklini alır ve kafatasındaki şekil bozuklukları ortadan kalkar.

    Bebeğinizi “teri kokmasın” diye tuzlamak ölüme dahi götürebilir
    Bebek doğduğundan itibaren 1 hafta veya 10 gün içinde görülen döküntülerin çoğu fizyolojiktir. Bazı bebeklerde morluk veya akne benzeri oluşumlar görülebilir. Bu sorunların çoğu tedavi gerektirmez. Tedavi için kullanılan birçok madde bu tür cilt problemlerinin daha da artmasına neden olur. Örneğin; bebeklerin cildine yapılan en yanlış uygulama, teri kokmasın diye yapılan tuzlamadır. Bebeğin cildi hassas olduğundan tuz vücutta emilmekte ve bu durum ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğurabilmektedir.

    Düzenli kilo artışı bebeğinizin doyduğunun göstergesidir
    Bebeğin doyduğunu anlayabilmenin en iyi yolu, düzenli kilo artışının gözlenmesidir. 2-3 saat uyku uyuyan, düzenli kaka yapan çocuk doymuş demektir. Emzirme sırasında emme ve yutma işlemlerinde, bebeğin hal ve hareketleri de doyduğuna dair ipuçları verebilir. Bebekler dümdüz yatırdıklarında sütün fazlasını gaz ile birlikte çıkartabilir, bazen fazla miktarlarda da kusabilirler. Bebek düzenli kilo aldığı sürece, bu durum bir sorun teşkil etmez. Kusmaması için bebek 30-40 derece eğimle yatırılmalıdır. Bu uygulama, yer çekiminin etkisi ile sütün midede kalması için yapılır.

    Fön makinesi bebeğinizin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir
    Bebeklerin gaz çıkarmadaki sıkıntısı, sindirim sisteminin bazı öğelerinin olgunlaşmasında gecikmeden kaynaklanmaktadır. Bu süreçte sabır çok önemlidir. Piyasada satılan gaz sorununu gideren ilaçlar bebekler için önerilmemektedir. Bebek emzirilirken devamlı meme değiştirmek sakıncalıdır. Bir meme boşaltılmadan diğer memeye geçilmemelidir. Çünkü birini boşalttıktan sonra diğerine geçmesi doyduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Fön makinesi sesi bebeğin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir.

    Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları;
    *Annenin eli sürekli temiz olmalıdır.
    *Kulak temizliğinde kulak çöpü kullanılmamalıdır. Sadece kulak kemerini pamuk yardımı ile silmek yeterli olacaktır.
    *Gözlerinde bulunan çapaklar, kaynatılmış su yardımı ile temizlenebilir.
    *Doğduğu günden itibaren bebeğin tırnakları düz, batık oluşmayacak şekilde kesilebilir ve kenarları hafif törpülenebilir.
    *Ağız özel bir temizlik gerektirmez; çünkü tükürük bezlerinin temizleyici bir etkisi vardır. Fakat pamukçuk gibi bir madde görüldüğünde karbonatlı su ile yıkanabilir.
    *Burun tıkanıkları için aspiratör kullanımı zararlıdır. Aspiratör negatif basınç uyguladığı için burun mukozası daha da şişip, tıkanabilir. Küçük poşetlerde satılan tuzlu sular birer damla damlatmak, hem temizlik hem nem hem de burun tıkanıklığını gidermek açısından yeterli olacaktır.
    *Cilt temizliği banyo ile yapılır. Bebek bir gün duru su, bir gün şampuan ile her gün yıkanabilir. Şampuan seçerken PH nötr olan ve içerisinde kozmetik ürün olmayanlar tercih edilmelidir.
    *Alt temizliği kızlarda suya batırılan pamuklarla veya sadece su içeren ıslak mendillerle, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Kullanılan mendil veya pamuklar alkol içermemelidir. Erkek çocuklarda ise; sünnet derisi geriye çekilmemelidir. Bu uygulama ile deri çatlayıp, iltihap kapabilir.
    *Bebeğin kıyafetlerinin pamuklu ürünlerden seçilmesi önerilip, kullanmadan önce sıcak suyla yıkanıp ütülenmesi sağlanmalıdır.
    *Genellikle göbek kordonu, doğumdan sonra 10 gün içinde düşer. Göbek bağı düşmeden önce su ile temas ettirilmemelidir. Bu bölgenin kuru tutulmasına özen gösterilmeli ve doktorun önereceği alkollü bir antiseptikle sabah akşam pansuman yapılması gereklidir.
    *Bebek doğduğu günden itibaren dışarı çıkartılabilir. Ancak kalabalık ortamlarda bulunmamasında fayda vardır. Sürekli dışarıda olmak bebeğin bakımının ihmal edilmesine neden olabilir.
    *Yenidoğanda ateş, morarma ve nefes kesilmesi acil bir durumdur. Ateş yüksek ise vakit kaybetmeden hastaneye başvurmak gerekir.

    Kadınların hayatlarının bir dönemlerinde hepimiz ne yaşadıklarını çok iyi biliriz. Bu öyle bir duygudur ki boğazınız düğümlenir veya karnınızda ağrılar yaşarsınız. Küçük düşme tüm bu duyguların tek bir kelimede anlatımıdır. Bunu onun sizinle ilgilenmediğini anladığınızda hissedersiniz. 

    Hanımlar bu sevgili oyununda kendimize dürüst davranmalıyız. Hepimizin insan olduğunu ve öğrenme sürecinin zorlu olduğunu anlamamız gerekir. Vereceğimiz tavsiyerle hayatınıza bir ışık tutumuş olacağız. “Nerede yanlış yapıyorum?”, “Yeterince güzel değil miyim?”, “Onunla yatmalı mıyım?”, “Beni neden beğenmiyor?” gibi sorular hepimizin kafasını yeterince yoruyordur. Bunlardan herhangi birini ya da hepsini kendinize soruyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz.

    Hanımlar kaçınız bir adam için yanıp tutuştunzu? Kalkan elleri görür gibiyim. Ama mutlaka binlerce erkek arasından onun olmasının nedeni onda sizi çeken birden çok şeyin olmasıdır. Kaçımız hayalimizdeki adamla yaklaşmaya çalışırken ona cadı gibi gözüktüğünü hissetti? Bu tamamen kötü bir kız gibi davranmadığınızdan yani onun istediği zaman gidebileceğini hissettirmediğinizden, aranızda hiçbir bağ ve aşk yokmuş gibi davranmadığınızdan başımıza gelioyor. Size verdiği işaretlerden emin değilseniz sizinle ilgilendiğini anlayabileceğiniz 10 işaret hakkında ipuçlarını okumanızı tavsiye ederiz.

    1- Sizi aramıyor
    Sizinle ilgilenmediğinin en iyi işaretlerinden biri de sizi aramamasıdır. Bir diğeri ise sizin yaptıklarınızla ilgilenmemesi olacaktır. Siz onun planına dahil olursunuz ama sadece zaman geçirdiklerinden biri olursunuz. Üzgünüz hanımlar ama en iyi kızlar gecesi yapıp yeni uğraşlar bulmanın zamanı geldi, anlaşılan o ki siz onun uğraşı değilsiniz.

    2- Sizi hiçbirşeye davet etmiyor. 
    Eğer sizi yaptığı hiçbir plana dahil etmiyorsa sizinle herhangi bir ilişki istemiyordur. Bir erkek sizden hoşlandığında genellikle bunu  yemeğe çıkmak veya sizinle zaman geçirmek  gibi bazı yollarla belli eder.

    3- Sizinle zaman geçirmiyor
    Konu sizinle vakit geçirmeye geldiğinde hep meşgulse aslında mesaj gayet açık “Hayatımda sana yer yok ve seni tanımak gayet güzeldi” demek istiyor. Onu daha fazla aramayın.

    4- Hiçbir iltifata ilgi göstermez 
    Sizin söylediğiniz güzel şeylere hiçbir tepki göstermiyorsa, üzgünüz zamanınızı boşa harcamayın. İlgi gösteren kadının neler yapabildiğini hepimiz biliyoruz. İlgi göstermekte bir yere kadar olduğundan, daha sonra ilgi gösterme de bittikten sonra konu siz, o ve hisleriniz olduğunda ne olacak?

    5- Her yaptığınıza hata buluyor 
    Sizin görüntünüze dahi dayanamıyorsa, yaptığını herşeyde bir hata buluyorsa, sürekli tartışma yaratıyorsa hemen yanından çekilerek özür dileyin.

    6- Telefonlarınıza cevap vermiyorsa 
    Sizi aramıyor ve siz aramaya kalktığınızda telefonlarınızı açmıyorsa sizinle konuşmak istemediği çok açık.

    7-Size yalan söylüyor 
    Eğer size yalan söylüyorsa, sizin ne düşündüğünüzşe ilgilenmiyordur. Size herşeyi tamda olduğu gibi anlatarak ondan iğrenip hayatından çıkmanızı istiyor olabilir. Apaçık yalancı olan bir adamı artık sorgulamayın.

    8- Sizinle ilgilenmediğini açık açık söylüyorsa 
    Çok rahatsız edici gelebilir ama aslında işi dolandırmadan yapılabilecek en iyi hareket budur. Size yalanlar söyleyip, oyalamasındansa açık sözlü olması her zaman sizi daha iyi hissettirmeli. Eğer sevdiğiniz adam size bunu söylüyorsa, gururlu bir şekilde oradan ayrılın. Herkes herkesi sevmek zorunda da değil zaten.

    9- Size karşı fiziksel bir ilerleme yoksa
    Size sarılmaya, sizi öpmeye çalışmıyorsa ve hatta artık konuşmayı bile kestiyse artık şans denen şey sizin için ortadan kalkmıştır. Erkekler kendilerini en çok fiziksel olarak ifade etmeyi severler.

    10- Sizi açık açık görmezden geliyorsa 
    Sizinle artık ilgilenmiyor dahası artık siz yokmuş gibi davranıyorsa veya söylediklerinizi tepki göstermiyorsa çok açık olarak görmezden geliyor.  Hanımlar onu daha fazla sorularınızla sıkıştırmayın. Kendinize olan saygınızı sağlayın ve hayatınıza devam edin.

    Kaynak: HTHayat

    Yoksa sizinle ilgilenmiyor mu?

    Konu Saati  11:36  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Kadınların hayatlarının bir dönemlerinde hepimiz ne yaşadıklarını çok iyi biliriz. Bu öyle bir duygudur ki boğazınız düğümlenir veya karnınızda ağrılar yaşarsınız. Küçük düşme tüm bu duyguların tek bir kelimede anlatımıdır. Bunu onun sizinle ilgilenmediğini anladığınızda hissedersiniz. 

    Hanımlar bu sevgili oyununda kendimize dürüst davranmalıyız. Hepimizin insan olduğunu ve öğrenme sürecinin zorlu olduğunu anlamamız gerekir. Vereceğimiz tavsiyerle hayatınıza bir ışık tutumuş olacağız. “Nerede yanlış yapıyorum?”, “Yeterince güzel değil miyim?”, “Onunla yatmalı mıyım?”, “Beni neden beğenmiyor?” gibi sorular hepimizin kafasını yeterince yoruyordur. Bunlardan herhangi birini ya da hepsini kendinize soruyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz.

    Hanımlar kaçınız bir adam için yanıp tutuştunzu? Kalkan elleri görür gibiyim. Ama mutlaka binlerce erkek arasından onun olmasının nedeni onda sizi çeken birden çok şeyin olmasıdır. Kaçımız hayalimizdeki adamla yaklaşmaya çalışırken ona cadı gibi gözüktüğünü hissetti? Bu tamamen kötü bir kız gibi davranmadığınızdan yani onun istediği zaman gidebileceğini hissettirmediğinizden, aranızda hiçbir bağ ve aşk yokmuş gibi davranmadığınızdan başımıza gelioyor. Size verdiği işaretlerden emin değilseniz sizinle ilgilendiğini anlayabileceğiniz 10 işaret hakkında ipuçlarını okumanızı tavsiye ederiz.

    1- Sizi aramıyor
    Sizinle ilgilenmediğinin en iyi işaretlerinden biri de sizi aramamasıdır. Bir diğeri ise sizin yaptıklarınızla ilgilenmemesi olacaktır. Siz onun planına dahil olursunuz ama sadece zaman geçirdiklerinden biri olursunuz. Üzgünüz hanımlar ama en iyi kızlar gecesi yapıp yeni uğraşlar bulmanın zamanı geldi, anlaşılan o ki siz onun uğraşı değilsiniz.

    2- Sizi hiçbirşeye davet etmiyor. 
    Eğer sizi yaptığı hiçbir plana dahil etmiyorsa sizinle herhangi bir ilişki istemiyordur. Bir erkek sizden hoşlandığında genellikle bunu  yemeğe çıkmak veya sizinle zaman geçirmek  gibi bazı yollarla belli eder.

    3- Sizinle zaman geçirmiyor
    Konu sizinle vakit geçirmeye geldiğinde hep meşgulse aslında mesaj gayet açık “Hayatımda sana yer yok ve seni tanımak gayet güzeldi” demek istiyor. Onu daha fazla aramayın.

    4- Hiçbir iltifata ilgi göstermez 
    Sizin söylediğiniz güzel şeylere hiçbir tepki göstermiyorsa, üzgünüz zamanınızı boşa harcamayın. İlgi gösteren kadının neler yapabildiğini hepimiz biliyoruz. İlgi göstermekte bir yere kadar olduğundan, daha sonra ilgi gösterme de bittikten sonra konu siz, o ve hisleriniz olduğunda ne olacak?

    5- Her yaptığınıza hata buluyor 
    Sizin görüntünüze dahi dayanamıyorsa, yaptığını herşeyde bir hata buluyorsa, sürekli tartışma yaratıyorsa hemen yanından çekilerek özür dileyin.

    6- Telefonlarınıza cevap vermiyorsa 
    Sizi aramıyor ve siz aramaya kalktığınızda telefonlarınızı açmıyorsa sizinle konuşmak istemediği çok açık.

    7-Size yalan söylüyor 
    Eğer size yalan söylüyorsa, sizin ne düşündüğünüzşe ilgilenmiyordur. Size herşeyi tamda olduğu gibi anlatarak ondan iğrenip hayatından çıkmanızı istiyor olabilir. Apaçık yalancı olan bir adamı artık sorgulamayın.

    8- Sizinle ilgilenmediğini açık açık söylüyorsa 
    Çok rahatsız edici gelebilir ama aslında işi dolandırmadan yapılabilecek en iyi hareket budur. Size yalanlar söyleyip, oyalamasındansa açık sözlü olması her zaman sizi daha iyi hissettirmeli. Eğer sevdiğiniz adam size bunu söylüyorsa, gururlu bir şekilde oradan ayrılın. Herkes herkesi sevmek zorunda da değil zaten.

    9- Size karşı fiziksel bir ilerleme yoksa
    Size sarılmaya, sizi öpmeye çalışmıyorsa ve hatta artık konuşmayı bile kestiyse artık şans denen şey sizin için ortadan kalkmıştır. Erkekler kendilerini en çok fiziksel olarak ifade etmeyi severler.

    10- Sizi açık açık görmezden geliyorsa 
    Sizinle artık ilgilenmiyor dahası artık siz yokmuş gibi davranıyorsa veya söylediklerinizi tepki göstermiyorsa çok açık olarak görmezden geliyor.  Hanımlar onu daha fazla sorularınızla sıkıştırmayın. Kendinize olan saygınızı sağlayın ve hayatınıza devam edin.

    Kaynak: HTHayat

    Uzun zamandır hayatınızda olan en yakın erkek arkadaşınzın sizinle ilgilendiğini nasıl anlayabilirsiniz?

    Uzun süredir hayatınızda. O en yakın arkadaşınız. Tüm sırlarınızı, eski erkek arkadaşınızla ilgili problemlerinizi ona anlatıyorsunuz. Fakat son zamanlarda sizinle daha farklı ve daha çok ilgilendiğini mi farkediyorsunuz? İnsanlar her zaman için en yakınında olanı görmez ve mutluluğu uzakta arar. Ama bu adam sizinle ilgileniyor olabilir. Aşağıdaki davranışlarını okuyarak onun sizinle ilgilenip, ilgilenmediğini anlayabilirsiniz.

    Eş olarak her zaman sizi seçiyorsa...
    Okulda, işte ya da sokakta yürürken, eğer sizinle ilgileniyorsa sürekli sizin yanınızda olmak isteyecektir. Ofiste bir proje üzerinde çalışırken ısrarla sizinle birlikte olmak istiyorsa, sizinle ilgileniyordur.

    Sizinle dışarı çıkmak istiyorsa...
    Dışarı çıkmak için sürekli sizi mi arıyor? Eğer sizinle ilgileniyorsa, ilk adımı o atacaktır.

    Sürekli sizinle uğraşıyorsa...
    Eskiler hep söyler, bir erkek eğer bir kızla uğraşıyorsa sevdiğindendir. Bu en yakın arkadaşınızın size kaba davrandığı anlamına gelmez. Eğer sizinle ilgileniyorsa sürekli sizi baştan çıkaracak, aklınıza girmeye çalışacak ve unutulmayacak davranışlarda bulunuyordur.

    Sizi izliyorsa...
    Ne zaman başınızı ona çevirseniz, size bakarken mi yakalıyorsunuz? Bakışlarını yakaladığınızda kafasını başka yöne mi çeviriyor? Bu önemli işaretlerden biridir hanımlar. Gözlerini sizden alamıyor, sizi daha iyi anlayabilmek için her hareketinizi takip ediyor.

    Olabildiğince size yakın oturuyorsa...
    Kocaman bir yerde hep ikinizi yan yana otururken mi buluyorsunuz? En yakın arkadaşlarının yanında bile, sizin yanınızda mı oturmayı tercih ediyor? İşte sizin yanınızdan bir an bile ayrılmak istemediğinin en önemli işaretlerinden biri de budur.

    Sizden yardım istiyorsa...
    Erkekleri biraz olsun tanıyorsanız, birinden yardım istemenin onlar için ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Hayatınızdaki en yakın erkek arkadaşınız sizden sürekli yardım mı istiyor? En ufak konularda bile size danışmadan hareket edemiyor mu? Belki de ilişkisi hakkında bile nasıl hareket etmesi gerektiğini size danışıyor. Bu adam kesinlikle hayatında sizin olmanızı istiyor.

    Sizi gerçekten dinlediğini gösteriyorsa...
    Doğum günününüzü, burcunuzu hatta geçen hafta ne söylediğinizi bile tereddütsüz hatırlıyor. Sizinle ilgilendiğine dair şüphelerinizi artık ortadan kaldırma zamanı. Erkekler, dinleme konusunda oldukça nettirler. İlgilenmedikleri veya sevmekdikleri insanlar onlar için hiç bir anlam ifade etmez. Doğum günlerini bırakın o insanın ismini dahi hatırlamazlar.

    Sizi güldürüyorsa...
    Erkekler kızları güldürmekten hoşlanır. Dünyada en sevdikleri şeylerden biri de budur. Eğer en yakın arkadaşınız olan bu erkek sizi sürekli güldürüyorsa, bu sizinle ilgilendiğinin en önemli ipuçlarından biri olabilir.

    Sizinle ilgileniyorsa, bunu size bir şekilde söyleyecektir. Fakat kabul etmeliyiz ki bu onlar için oldukça zor bir durum. Çünkü erkekler doğaları gereği gururlarını ön planda tutarlar. Sizden alacakları olumsuz bir yanıt karşısında; siz istediğiniz kadar kibar konuşsanız bile bu durum onların gururunu kıracaktır. Bu nedenle onun davranışları karşısında eğer sizin de ilginiz varsa; karşılık verin. Ancak yoksa daha size açılmadan ona hareketlerinizle hayatınıza müdahale etme konusunda sınırları olduğunu göstermeye çalışın.

    En yakın arkadaşınız sizden mi hoşlanıyor?

    Konu Saati  11:35  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Uzun zamandır hayatınızda olan en yakın erkek arkadaşınzın sizinle ilgilendiğini nasıl anlayabilirsiniz?

    Uzun süredir hayatınızda. O en yakın arkadaşınız. Tüm sırlarınızı, eski erkek arkadaşınızla ilgili problemlerinizi ona anlatıyorsunuz. Fakat son zamanlarda sizinle daha farklı ve daha çok ilgilendiğini mi farkediyorsunuz? İnsanlar her zaman için en yakınında olanı görmez ve mutluluğu uzakta arar. Ama bu adam sizinle ilgileniyor olabilir. Aşağıdaki davranışlarını okuyarak onun sizinle ilgilenip, ilgilenmediğini anlayabilirsiniz.

    Eş olarak her zaman sizi seçiyorsa...
    Okulda, işte ya da sokakta yürürken, eğer sizinle ilgileniyorsa sürekli sizin yanınızda olmak isteyecektir. Ofiste bir proje üzerinde çalışırken ısrarla sizinle birlikte olmak istiyorsa, sizinle ilgileniyordur.

    Sizinle dışarı çıkmak istiyorsa...
    Dışarı çıkmak için sürekli sizi mi arıyor? Eğer sizinle ilgileniyorsa, ilk adımı o atacaktır.

    Sürekli sizinle uğraşıyorsa...
    Eskiler hep söyler, bir erkek eğer bir kızla uğraşıyorsa sevdiğindendir. Bu en yakın arkadaşınızın size kaba davrandığı anlamına gelmez. Eğer sizinle ilgileniyorsa sürekli sizi baştan çıkaracak, aklınıza girmeye çalışacak ve unutulmayacak davranışlarda bulunuyordur.

    Sizi izliyorsa...
    Ne zaman başınızı ona çevirseniz, size bakarken mi yakalıyorsunuz? Bakışlarını yakaladığınızda kafasını başka yöne mi çeviriyor? Bu önemli işaretlerden biridir hanımlar. Gözlerini sizden alamıyor, sizi daha iyi anlayabilmek için her hareketinizi takip ediyor.

    Olabildiğince size yakın oturuyorsa...
    Kocaman bir yerde hep ikinizi yan yana otururken mi buluyorsunuz? En yakın arkadaşlarının yanında bile, sizin yanınızda mı oturmayı tercih ediyor? İşte sizin yanınızdan bir an bile ayrılmak istemediğinin en önemli işaretlerinden biri de budur.

    Sizden yardım istiyorsa...
    Erkekleri biraz olsun tanıyorsanız, birinden yardım istemenin onlar için ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Hayatınızdaki en yakın erkek arkadaşınız sizden sürekli yardım mı istiyor? En ufak konularda bile size danışmadan hareket edemiyor mu? Belki de ilişkisi hakkında bile nasıl hareket etmesi gerektiğini size danışıyor. Bu adam kesinlikle hayatında sizin olmanızı istiyor.

    Sizi gerçekten dinlediğini gösteriyorsa...
    Doğum günününüzü, burcunuzu hatta geçen hafta ne söylediğinizi bile tereddütsüz hatırlıyor. Sizinle ilgilendiğine dair şüphelerinizi artık ortadan kaldırma zamanı. Erkekler, dinleme konusunda oldukça nettirler. İlgilenmedikleri veya sevmekdikleri insanlar onlar için hiç bir anlam ifade etmez. Doğum günlerini bırakın o insanın ismini dahi hatırlamazlar.

    Sizi güldürüyorsa...
    Erkekler kızları güldürmekten hoşlanır. Dünyada en sevdikleri şeylerden biri de budur. Eğer en yakın arkadaşınız olan bu erkek sizi sürekli güldürüyorsa, bu sizinle ilgilendiğinin en önemli ipuçlarından biri olabilir.

    Sizinle ilgileniyorsa, bunu size bir şekilde söyleyecektir. Fakat kabul etmeliyiz ki bu onlar için oldukça zor bir durum. Çünkü erkekler doğaları gereği gururlarını ön planda tutarlar. Sizden alacakları olumsuz bir yanıt karşısında; siz istediğiniz kadar kibar konuşsanız bile bu durum onların gururunu kıracaktır. Bu nedenle onun davranışları karşısında eğer sizin de ilginiz varsa; karşılık verin. Ancak yoksa daha size açılmadan ona hareketlerinizle hayatınıza müdahale etme konusunda sınırları olduğunu göstermeye çalışın.

    Küçük ve önemsiz gibi görünen bazı hareketlerin, önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği bildirildi.

    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, halk arasında çok sık rastlanan, zaman zaman alışkanlık haline gelen bazı vücut hareketlerinin, insan sağlığını riske atabildiğini belirtti.

    Özellikle erkeklerde sık görülen yüz felci nedeninin “bell paralizisi” olduğunu, bunun yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Şendur, soğuk ve rüzgar faktörünün, yüz felcini tetikleyebileceğinin çok insan tarafından dikkate alınmadığını kaydetti.

    Prof. Dr. Şendur, erkeklerin tıraş sonrasında kolonyayla sildikten sonra yüzlerini sıcak ya da ılık suyla yıkadıklarını ifade ederek, soğuk havalarda bu işlemin ardından 10 dakika süreyle bulunulan ortamdan çıkılmaması gerektiğini kaydetti.

    Yüz felcinden korunmak için özellikle kış dönemlerinde yüzün soğuğa maruz kalmamasının önemine değinen Prof. Dr. Şendur, “Dışarı çıkarken atkı veya şapka takılmalı. Otomobil kullananların da camlarını açmamaları gerekir” dedi. Prof. Dr. Şendur, yüz felci hastalarına, yüz kaslarına masaj yapmalarını, sıcak uygulamalarını ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemelerini önerdi.

    "RAHATLADIM DERKEN RAHATSIZLANMAYIN"

    Duruş bozuklukları, masa başında geçirilen uzun saatler, hareketsiz bir yaşam tarzının da kişilerin pek fazla dikkat etmediği başka noktaları oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Şendur, şöyle devam etti:

    “Bu olumsuzluklar bel ve boyun ağrıları olarak kendini hissettiriyor. Bu ağrılardan kurtulmak için yapılan, sırt ve boyut kütletme, parmak çıtlatma, sırtını çiğnetme gibi yanlışlar ise daha büyük problemlere yol açıyor. Kişi, rahatladığını zannediyor ama bilmediği bir rahatsızlığa davetiye çıkartıyor. Özellikle boynu rahatlatmak için hızla sağa ya da sola döndürme işleminin alışkanlık haline gelmesi çok kötü. Çünkü omurlarımızın arasında faset eklem diye adlandırdığımız eklemler var. Bu tür ani hareketler, eklemlerin çok zorlanmasına neden oluyor ve eklem içinden geçen sinirlerin sıkışması ağrıya, şiddetli ağrı da kas spazmına neden oluyor.”

    Halk arasında kireçlenme olarak bilinen dejenerasyonun önemli nedenlerinden birinin boyun kütletme alışkanlığı olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Şendur, “Kişi rahatlamak için bu hareketi yapar ama bazen öylece kalıp, soluğu hastanede alır” dedi.

    “SIRTIMI ÇİĞNETEYİM DERKEN”

    Sırt ağrılarından kurtulmak için yapılan ani hareketler ya da yüz üstü yere uzanıp ayakla sırtı çiğnetmenin çok sık uygulandığını bildiren Prof. Dr. Şendur, stres, soğuk ya da sıcağın, bu ağrıları oluşturduğunu belirtti.
    Prof. Dr. Şendur, “Bu ağrılardan kurtulmak için sırtı çiğnetmek, kasa zarar verebilir. Hatta kas içi kanamalar görülebilir” dedi.

    “BİLMEYENE MASAJ YAPTIRMAYIN”

    Olumsuz etkisi bakımından bilmeyen kişilerin masaj yapmasının sakıncaları bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Şendur, rastgele masaj yaptırmanın, insan sağlığı açısından ciddi tehlikelere yol açabileceğini, kas çeperinde zedelenmenin bundan kaynaklanabileceğini bildirdi.

    Prof. Dr. Şendur, uzun süre otomobil kullanma veya masa başında oturmanın da sırt ve boyun ağrılarına, siyatik ve bel fıtığı gibi rahatsızlıklara yol açabildiğini belirterek, bu tür mesleği bulunanların, her gün 5-6 kilometre yürümeleri, düzenli egzersiz yapmaları ve otururken doğru pozisyonu seçmelerinin koruyucu bir önlem olduğunu söyledi. Ömer Faruk Şendur, “Sağlığımız yerindeyken bir anda bundan olmayalım. Erken teşhise dikkat edelim” dedi.

    Traş olurken felç olmayın

    Konu Saati  11:35  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Küçük ve önemsiz gibi görünen bazı hareketlerin, önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği bildirildi.

    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, halk arasında çok sık rastlanan, zaman zaman alışkanlık haline gelen bazı vücut hareketlerinin, insan sağlığını riske atabildiğini belirtti.

    Özellikle erkeklerde sık görülen yüz felci nedeninin “bell paralizisi” olduğunu, bunun yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Şendur, soğuk ve rüzgar faktörünün, yüz felcini tetikleyebileceğinin çok insan tarafından dikkate alınmadığını kaydetti.

    Prof. Dr. Şendur, erkeklerin tıraş sonrasında kolonyayla sildikten sonra yüzlerini sıcak ya da ılık suyla yıkadıklarını ifade ederek, soğuk havalarda bu işlemin ardından 10 dakika süreyle bulunulan ortamdan çıkılmaması gerektiğini kaydetti.

    Yüz felcinden korunmak için özellikle kış dönemlerinde yüzün soğuğa maruz kalmamasının önemine değinen Prof. Dr. Şendur, “Dışarı çıkarken atkı veya şapka takılmalı. Otomobil kullananların da camlarını açmamaları gerekir” dedi. Prof. Dr. Şendur, yüz felci hastalarına, yüz kaslarına masaj yapmalarını, sıcak uygulamalarını ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemelerini önerdi.

    "RAHATLADIM DERKEN RAHATSIZLANMAYIN"

    Duruş bozuklukları, masa başında geçirilen uzun saatler, hareketsiz bir yaşam tarzının da kişilerin pek fazla dikkat etmediği başka noktaları oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Şendur, şöyle devam etti:

    “Bu olumsuzluklar bel ve boyun ağrıları olarak kendini hissettiriyor. Bu ağrılardan kurtulmak için yapılan, sırt ve boyut kütletme, parmak çıtlatma, sırtını çiğnetme gibi yanlışlar ise daha büyük problemlere yol açıyor. Kişi, rahatladığını zannediyor ama bilmediği bir rahatsızlığa davetiye çıkartıyor. Özellikle boynu rahatlatmak için hızla sağa ya da sola döndürme işleminin alışkanlık haline gelmesi çok kötü. Çünkü omurlarımızın arasında faset eklem diye adlandırdığımız eklemler var. Bu tür ani hareketler, eklemlerin çok zorlanmasına neden oluyor ve eklem içinden geçen sinirlerin sıkışması ağrıya, şiddetli ağrı da kas spazmına neden oluyor.”

    Halk arasında kireçlenme olarak bilinen dejenerasyonun önemli nedenlerinden birinin boyun kütletme alışkanlığı olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Şendur, “Kişi rahatlamak için bu hareketi yapar ama bazen öylece kalıp, soluğu hastanede alır” dedi.

    “SIRTIMI ÇİĞNETEYİM DERKEN”

    Sırt ağrılarından kurtulmak için yapılan ani hareketler ya da yüz üstü yere uzanıp ayakla sırtı çiğnetmenin çok sık uygulandığını bildiren Prof. Dr. Şendur, stres, soğuk ya da sıcağın, bu ağrıları oluşturduğunu belirtti.
    Prof. Dr. Şendur, “Bu ağrılardan kurtulmak için sırtı çiğnetmek, kasa zarar verebilir. Hatta kas içi kanamalar görülebilir” dedi.

    “BİLMEYENE MASAJ YAPTIRMAYIN”

    Olumsuz etkisi bakımından bilmeyen kişilerin masaj yapmasının sakıncaları bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Şendur, rastgele masaj yaptırmanın, insan sağlığı açısından ciddi tehlikelere yol açabileceğini, kas çeperinde zedelenmenin bundan kaynaklanabileceğini bildirdi.

    Prof. Dr. Şendur, uzun süre otomobil kullanma veya masa başında oturmanın da sırt ve boyun ağrılarına, siyatik ve bel fıtığı gibi rahatsızlıklara yol açabildiğini belirterek, bu tür mesleği bulunanların, her gün 5-6 kilometre yürümeleri, düzenli egzersiz yapmaları ve otururken doğru pozisyonu seçmelerinin koruyucu bir önlem olduğunu söyledi. Ömer Faruk Şendur, “Sağlığımız yerindeyken bir anda bundan olmayalım. Erken teşhise dikkat edelim” dedi.

    İlişkinizi değerlendirerek, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyerek, seks hakkında konuşarak cinsellikten zevk almayı öğrenebilirsiniz.

    Hiç diğer kadınların da cinsel problemlerden yakındığı aklınıza geldi mi? Bir ilişkinin başlangıcında tutkuyla seven ancak daha sonra geri çekilen tek kadının siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Belki de eşinizi seviyorsunuz ancak cinsel ilişki sırasında zevk alamıyorsunuz? Eğer bunlar size tandık geliyorsa yalnız değilsiniz…

    Cinsellikten memnun olmayı engelleyen bariyerler

    Her ne kadar cinselliğin doğal ve kolay olması gerektiğine inanılsa da gerçek farklıdır. Aileden, dinden, okullardan ve medyadan alınan mesajlar ile özellikle de kadın cinselliği sürekli saldırı altındadır. Toplumun cinselliğe yönelik tutumu bu konuda yaşanılan huzursuzlukların ve belirsizliklerin temelini oluşturur.

    Farkındalık ve sabır

    Cinsellik konusunda zorluklar yaşandığında sabırlı olmak, deneyimi anlamaya çalışmak ve karşılaşılan olası baskı, suçlama ve eleştirilerin etkisini anlamak önemli bir adım olacaktır.

    Cinsel ilişki sırasında rahatsızlık veren bir durum ortaya çıkar çıkmaz yaşanılan duyguların ne olduğunu farketmek için içe dönmek gerekmektedir. Bu durumda kişinin kendisine sorabileceği sorulardan bazıları:

    Vücudunuz nasıl tepkiler veriyor?
    Ne tür duygulanımlar yaşıyorsunuz?
    Nefesinizi tutuyor musunuz?
    Kalbiniz hızlanıyor mu?
    Aklınızdan ne tür düşünceler geçiyor?

    Kendinizi uyuşmuş ya da huzursuz hissettiğiniz zamanlarda tam olarak neler hissediyorsunuz?

    Kendi yaşantılarınızın ve tepkilerinizin farkında olmak ve kendi bedeninizi tanımak daha sonra rahatlamak ve cinsellikten zevk almak için esas unsurlardır. Farkında olmayı denemek sekste birden bire çok iyi hissedeceğiniz anlamına gelmez, hatta başlangıçta duygularınız ve düşüncelerinizin farkında olmak sizi daha fazla rahatsız edebilir. Eğer üzgün ve huzursuz hissederseniz bu durumda hislerinizle birlikte olmaya devam edin ve derin nefes alın ve kendinize bunun işe yarayacağını hatırlatın.

    Sizin ve partnerinizin bu duruma yaklaşımının hassas ve sevgi dolu olması önemli olacaktır. Farkında, kabullenici ve hassas olmak cinselliğinizi ve kendinizi anlamak için esaslı adımlardır. Bununla beraber cinselliğinizi anlamak için kendinize geçmişinize ve ilişkinize yönelik bazı sorular sorabilirsiniz.

    Geçmişle bağlantılar…

    İlk kez ne zaman böyle hissettiniz?
    Başka durumlarda da bu şekilde hissettiğiniz oluyor mu?

    Bu şekilde konunun geçmişle nasıl bir bağlantısı olup olmadığını düşünün. Cevaplar durumun nasıl tetiklendiğini anlamanıza yardımcı olacaktır.

    Ne zamanlar böyle hissettiğinizi düşünmek ve bunun hislerinizle bağlantısını anlamak da açıklayıcı olabilir. Geçmiş yaşantılarla ilgili duygusal tepkiler, tamamiyle çözümlenmiş olmayabilirler. Bu durumların altında geçmişte yaşanmış bir cinsel taciz veya kaotik bir ailede yetişme gibi durumlar yatıyor olabilir.

    İlişkiniz nasıl?

    Seksten kendinizi uzak tutuyorsanız bu durum ilişkinizi nasıl etkiliyor?
    İlişkinizde cinsellik dışında değiştirmek istediğiniz alanlar var mı?
    Partnerinizle tutkunuzu kaybetmenize sebep olacak kadar çok mu vakit geçiriyorsunuz?
    Cinsel faaliyetlerinizi azaltacak kadar az vakit mi geçiriyorsunuz?
    Önceki ilişkilerinizden taşıdıklarınız şimdi ki ilişkinizi engelliyor mu?
    Çocukluk yaşantılarınız peşinizden geliyor mu?
    Eşinizden ne gibi durumlarda uzaklaşıyorsunuz? Mesafe almak, korkularınızı ve kaygınızı azaltmaya yarıyor mu?

    Belki de endişenin azalmasının tek yolu eşinizden uzaklaşmak değildir. Mesafe hissetmeye başladığınız zaman eşinize bu durumu açıklayabilir, hissettiklerinizden ve istediklerinizden ona bahsedebilirsiniz.

    Yavaşlayın ve sakin olun
    Bu belirtilerin ortaya çıkmaya başladığını gördüğünüz zaman bazı stratejiler kullanarak daha iyi hissedebilirsiniz. Stratejilerden birisi daha yavaş olmak ve kendinizi daha iyi hissettirecek cinsel aktivitelere daha fazla zaman ayırmaktır. Partnerinizle konuşmaya ve göz teması kurmaya özen gösterin.

    Neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin
    Duygusal, tensel ve cinsel ihtiyaçlarınız her zaman aynı olmayabilir. Daha sert ya da daha hafif bir dokunuş istiyor olabilirsiniz. Neye ihtiyacınız olursa bunu fark etmeyi deneyin ve karşı tarafa iletin. Nasıl hissettiğinizi en iyi siz bilebilirsiniz ve devam edip etmemeye karar verebilirsiniz.

    Kendi ihtiyaçlarınızın farkında olmanız ve partnerinizin buna saygı duyması önemlidir. Bu durum bazen ikinizi de gerginleştirebilir, ancak sakinliğinizi korumanızın, sabretmenizin ve gerektiğinde yavaşlamanızın cinsel hayatınızı geliştirmede faydalı olacağını hatırlayın. Partnerlerin birbirlerinin yaşadıkları zorlukları ve sorunları bilmesi ve bunların birlikte çözülmesi gereken durumlar olduğunu düşünmesi iyi sonuçlar alınmasını kolaylaştırır.

    Seks hakkında konuşun
    Cinsellik hakkında konuşmak her ilişkide önemlidir. Eğer sevişirken nelerden hoşlandığınızı söylemekten utanıyorsanız, bunu partnerinizle başka bir zamanda da konuşabilirsiniz. Neşeli olun; bunları konuşurken çok ciddi olmak zorunda değilsiniz. Cinsel fantezilerinizi paylaşırken kendinizi pek rahat hissetmeseniz de kendiniz için iyi olanı yapın, seks sırasında hoşlandıklarınız ve hoşlanmadıklarınızı anlamaya çalışın ve karşı tarafa iletin.

    Cinsel ilişki sırasında zevk alamıyor musunuz?

    Konu Saati  11:34  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    İlişkinizi değerlendirerek, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyerek, seks hakkında konuşarak cinsellikten zevk almayı öğrenebilirsiniz.

    Hiç diğer kadınların da cinsel problemlerden yakındığı aklınıza geldi mi? Bir ilişkinin başlangıcında tutkuyla seven ancak daha sonra geri çekilen tek kadının siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Belki de eşinizi seviyorsunuz ancak cinsel ilişki sırasında zevk alamıyorsunuz? Eğer bunlar size tandık geliyorsa yalnız değilsiniz…

    Cinsellikten memnun olmayı engelleyen bariyerler

    Her ne kadar cinselliğin doğal ve kolay olması gerektiğine inanılsa da gerçek farklıdır. Aileden, dinden, okullardan ve medyadan alınan mesajlar ile özellikle de kadın cinselliği sürekli saldırı altındadır. Toplumun cinselliğe yönelik tutumu bu konuda yaşanılan huzursuzlukların ve belirsizliklerin temelini oluşturur.

    Farkındalık ve sabır

    Cinsellik konusunda zorluklar yaşandığında sabırlı olmak, deneyimi anlamaya çalışmak ve karşılaşılan olası baskı, suçlama ve eleştirilerin etkisini anlamak önemli bir adım olacaktır.

    Cinsel ilişki sırasında rahatsızlık veren bir durum ortaya çıkar çıkmaz yaşanılan duyguların ne olduğunu farketmek için içe dönmek gerekmektedir. Bu durumda kişinin kendisine sorabileceği sorulardan bazıları:

    Vücudunuz nasıl tepkiler veriyor?
    Ne tür duygulanımlar yaşıyorsunuz?
    Nefesinizi tutuyor musunuz?
    Kalbiniz hızlanıyor mu?
    Aklınızdan ne tür düşünceler geçiyor?

    Kendinizi uyuşmuş ya da huzursuz hissettiğiniz zamanlarda tam olarak neler hissediyorsunuz?

    Kendi yaşantılarınızın ve tepkilerinizin farkında olmak ve kendi bedeninizi tanımak daha sonra rahatlamak ve cinsellikten zevk almak için esas unsurlardır. Farkında olmayı denemek sekste birden bire çok iyi hissedeceğiniz anlamına gelmez, hatta başlangıçta duygularınız ve düşüncelerinizin farkında olmak sizi daha fazla rahatsız edebilir. Eğer üzgün ve huzursuz hissederseniz bu durumda hislerinizle birlikte olmaya devam edin ve derin nefes alın ve kendinize bunun işe yarayacağını hatırlatın.

    Sizin ve partnerinizin bu duruma yaklaşımının hassas ve sevgi dolu olması önemli olacaktır. Farkında, kabullenici ve hassas olmak cinselliğinizi ve kendinizi anlamak için esaslı adımlardır. Bununla beraber cinselliğinizi anlamak için kendinize geçmişinize ve ilişkinize yönelik bazı sorular sorabilirsiniz.

    Geçmişle bağlantılar…

    İlk kez ne zaman böyle hissettiniz?
    Başka durumlarda da bu şekilde hissettiğiniz oluyor mu?

    Bu şekilde konunun geçmişle nasıl bir bağlantısı olup olmadığını düşünün. Cevaplar durumun nasıl tetiklendiğini anlamanıza yardımcı olacaktır.

    Ne zamanlar böyle hissettiğinizi düşünmek ve bunun hislerinizle bağlantısını anlamak da açıklayıcı olabilir. Geçmiş yaşantılarla ilgili duygusal tepkiler, tamamiyle çözümlenmiş olmayabilirler. Bu durumların altında geçmişte yaşanmış bir cinsel taciz veya kaotik bir ailede yetişme gibi durumlar yatıyor olabilir.

    İlişkiniz nasıl?

    Seksten kendinizi uzak tutuyorsanız bu durum ilişkinizi nasıl etkiliyor?
    İlişkinizde cinsellik dışında değiştirmek istediğiniz alanlar var mı?
    Partnerinizle tutkunuzu kaybetmenize sebep olacak kadar çok mu vakit geçiriyorsunuz?
    Cinsel faaliyetlerinizi azaltacak kadar az vakit mi geçiriyorsunuz?
    Önceki ilişkilerinizden taşıdıklarınız şimdi ki ilişkinizi engelliyor mu?
    Çocukluk yaşantılarınız peşinizden geliyor mu?
    Eşinizden ne gibi durumlarda uzaklaşıyorsunuz? Mesafe almak, korkularınızı ve kaygınızı azaltmaya yarıyor mu?

    Belki de endişenin azalmasının tek yolu eşinizden uzaklaşmak değildir. Mesafe hissetmeye başladığınız zaman eşinize bu durumu açıklayabilir, hissettiklerinizden ve istediklerinizden ona bahsedebilirsiniz.

    Yavaşlayın ve sakin olun
    Bu belirtilerin ortaya çıkmaya başladığını gördüğünüz zaman bazı stratejiler kullanarak daha iyi hissedebilirsiniz. Stratejilerden birisi daha yavaş olmak ve kendinizi daha iyi hissettirecek cinsel aktivitelere daha fazla zaman ayırmaktır. Partnerinizle konuşmaya ve göz teması kurmaya özen gösterin.

    Neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin
    Duygusal, tensel ve cinsel ihtiyaçlarınız her zaman aynı olmayabilir. Daha sert ya da daha hafif bir dokunuş istiyor olabilirsiniz. Neye ihtiyacınız olursa bunu fark etmeyi deneyin ve karşı tarafa iletin. Nasıl hissettiğinizi en iyi siz bilebilirsiniz ve devam edip etmemeye karar verebilirsiniz.

    Kendi ihtiyaçlarınızın farkında olmanız ve partnerinizin buna saygı duyması önemlidir. Bu durum bazen ikinizi de gerginleştirebilir, ancak sakinliğinizi korumanızın, sabretmenizin ve gerektiğinde yavaşlamanızın cinsel hayatınızı geliştirmede faydalı olacağını hatırlayın. Partnerlerin birbirlerinin yaşadıkları zorlukları ve sorunları bilmesi ve bunların birlikte çözülmesi gereken durumlar olduğunu düşünmesi iyi sonuçlar alınmasını kolaylaştırır.

    Seks hakkında konuşun
    Cinsellik hakkında konuşmak her ilişkide önemlidir. Eğer sevişirken nelerden hoşlandığınızı söylemekten utanıyorsanız, bunu partnerinizle başka bir zamanda da konuşabilirsiniz. Neşeli olun; bunları konuşurken çok ciddi olmak zorunda değilsiniz. Cinsel fantezilerinizi paylaşırken kendinizi pek rahat hissetmeseniz de kendiniz için iyi olanı yapın, seks sırasında hoşlandıklarınız ve hoşlanmadıklarınızı anlamaya çalışın ve karşı tarafa iletin.

    6 Şubat 2013 Çarşamba

    Dünyada, her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken cinsel sorun olduğunun düşünüldüğü belirtildi.

    Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsellik ve Cinsel Sorunlar Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü Uzman Dr. Ejder Akgün Yıldırım, “dünyada, her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken cinsel sorun olduğunun düşünüldüğünü” belirterek, cinsel sorunların tedavisinde, bu alanda uzman bir psikiyatristten destek alınması gerektiğini bildirdi.

    Dr. Yıldırım, “Geçmişten Geleceğe, Teşhisten Tedaviye Psikiyatri...” temasını içeren 45. Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Cinsel İşlev Bozuklukları Sempozyumuna katılmak için geldiği Sheraton Otel'de cinsel sorunların yaş, cinsiyet gözetmeksizin her toplumda var olduğunu ve uygun tedavi alınmadığında ciddi sorunlara yol açabildiğini söyledi.

    Türkiye'de cinsel sorunlarla ilgili tedavilerin ve tedavi olanaklarının yeterli olmadığını belirten Yıldırım, “Ülkemizde cinsel sorunlarla ilişkili psikolojik bozukluklar konusu kanayan bir yara” değerlendirmesinde bulundu. Yıldırım, cinsel sorunlarla ilgili tedavi merkezlerinin sayısının artırılması ve halkın ulaşabilirliğinin sağlanması gerektiğini ifade etti.
    “Dünya genelinde her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken bir cinsel sorun olduğunun düşünüldüğünü” belirten Yıldırım, “Yaygınlıklarına bakıldığında, kadınlarda cinsel tatminle ilgili sorunlar, erkeklerde ise sertleşme ve erken boşalma gibi konularda sıkıntılar ön plana çıkıyor. Bu sorunlar her üç erkekten birinde gözlenebiliyor” dedi. Yıldırım, dünya genelinde erkeklerde en sık karşılaşılan sorunun erken boşalma olduğunu ancak “Türkiye'de hekime başvuruda sertleşme sorunlarının ön plana çıktığını” kaydetti.

    “TORUN SAHİBİ OLDUĞUNDA CİNSELLİĞİ YAŞAMASININ AYIP OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR”

    Yıldırım, cinsel sorunların hekime gitmeden çözümlenemeyeceğini, utanma, töre, kınanma, yanlış değerlendirilme gibi kaygılarla saklanabildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Türkiye'de de özellikle cinsellikle ilgili bazı tabuların olması, bu konuda yeterli ve doğru bilginin edinilememesi, baskıcı bir toplum yapısının, sorunların daha zor ve kişilerin kendi içinde yaşanmasına yol açabiliyor. Çocukluk döneminde cinsellikle ilgili olumsuz yaşantılar da erişkinlikte sorunların ortaya çıkmasında etkili oluyor.
    Örneğin kadınlar arasında sık görülen vajinismusun (kadınlarda, cinsel birlikteliğe engel olacak şekilde kaslarda kasılma) Avrupa ülkelerinde yüzde 1'in altında görülürken, ülkemizde yüzde 8-12 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Cinsellik üzerine törelerin olması, bunun kadın üzerinde baskı yaratması, sorunun daha yoğun yaşanmasına neden olabiliyor.”

    Sık karşılaşılan sorunlardan birinin de cinsel isteksizlik olduğunu ve bunun en çok kadınlarda görüldüğünü ifade eden Yıldırım, bu sorunun kimi zaman toplum tarafından da desteklendiği değerlendirmesinde bulundu. Yıldırım, “Kimi hastalarımız, torun sahibi olduğunda cinselliği yaşamasının ayıp olduğunu düşünüyor. Cinsellikle ilgili konuşmak ve istemek kimi zaman hor görülme nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu tip yanlış cinsel inanışlar, sağlıklı cinselliğin yaşanmasını engelleyebiliyor” diye konuştu.

    “İNTERNETTEKİ BİLGİLERLE ÇÖZÜM ARAYIŞINA GİDİLMEMELİ”

    Cinsel problemlerin sadece bir kişinin sorunu olarak algılanmaması, bir çiftin mutluluğunu etkileyen önemli bir problem olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, “Bu, kişiye özgü bir sorun olarak ele alınmalı ve mutlaka hekime başvurulmalı. Kesinlikle arkadaş, yakın çevre, aile ile konuşularak çözümlenmeye çalışılmamalı. Özellikle hızlı bilgi akışının sağlandığı internetteki bilgilerle çözüm arayışına gidilmemeli” uyarısında bulundu.

    Yıldırım, cinsel sorunların mutlaka uzman hekim danışmanlığında çözümlenmesi gerektiğini belirterek, birçok cinsel sorunun basit bilgilendirmelerle ortadan kalktığına işaret etti.

    Cinsel sorunlar için öncelikle psikiyatri uzmanına başvurulması gerektiğini ifade eden Yıldırım, psikiyatristlerin ihtiyaç duyduğunda jinekoloji ya da üroloji gibi diğer branş uzmanlarından yardım alabileceğini kaydetti.

    Yıldırım, “Özellikle cinsel tedavinin, alanında uzman bir psikiyatrist tarafından yapılması, sorunun kalıcı hale gelmeden çözümünü kolaylaştıracaktır. Çünkü tanı sistemlerinde cinsel sorunlar, psikiyatrik tanı sistemleri içerisindedir. Ayrıca, bu sorunlar sadece tıbbi değil, sosyal bir sorundur. Cinsel sorunlar, kişilik bozulmasına, aile içi sorunlara, suçlamalara yol açabilmekte, kimi zaman töre cinayetlerine kadar uzanabilmektedir” dedi.

    Sorunlar halledilmediğinde, çiftlerin birbirlerinden uzaklaşabildiğini ve birbirlerine uygun olmadıklarını düşünebildiğini dile getiren Yıldırım, “Oysaki bu sorun doğru iletişim ile halledilebilecektir. Yanlış bir tedavi, kişileri umutsuzluğa sürüklemektedir. Bunun için de psikiyatrist desteği şarttır” uyarısında bulundu.

    Yıldırım, tedavide kişilerin psikiyatrik açıdan da değerlendirildiğini, sonrasında çiftlere doğru iletişim biçiminin kullanılmasının öğretildiğini, diğer aşamada ise 8-12 haftayı bulan cinsel terapi uygulamalarının yapıldığını ve belirli egzersizlerin önerildiğini söyledi.

    Bu sorun erkekleri sınıfta bıraktı

    Konu Saati  15:20  |  in  Cinsel Sağlık  |  Devamı»

    Dünyada, her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken cinsel sorun olduğunun düşünüldüğü belirtildi.

    Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsellik ve Cinsel Sorunlar Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü Uzman Dr. Ejder Akgün Yıldırım, “dünyada, her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken cinsel sorun olduğunun düşünüldüğünü” belirterek, cinsel sorunların tedavisinde, bu alanda uzman bir psikiyatristten destek alınması gerektiğini bildirdi.

    Dr. Yıldırım, “Geçmişten Geleceğe, Teşhisten Tedaviye Psikiyatri...” temasını içeren 45. Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Cinsel İşlev Bozuklukları Sempozyumuna katılmak için geldiği Sheraton Otel'de cinsel sorunların yaş, cinsiyet gözetmeksizin her toplumda var olduğunu ve uygun tedavi alınmadığında ciddi sorunlara yol açabildiğini söyledi.

    Türkiye'de cinsel sorunlarla ilgili tedavilerin ve tedavi olanaklarının yeterli olmadığını belirten Yıldırım, “Ülkemizde cinsel sorunlarla ilişkili psikolojik bozukluklar konusu kanayan bir yara” değerlendirmesinde bulundu. Yıldırım, cinsel sorunlarla ilgili tedavi merkezlerinin sayısının artırılması ve halkın ulaşabilirliğinin sağlanması gerektiğini ifade etti.
    “Dünya genelinde her dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken bir cinsel sorun olduğunun düşünüldüğünü” belirten Yıldırım, “Yaygınlıklarına bakıldığında, kadınlarda cinsel tatminle ilgili sorunlar, erkeklerde ise sertleşme ve erken boşalma gibi konularda sıkıntılar ön plana çıkıyor. Bu sorunlar her üç erkekten birinde gözlenebiliyor” dedi. Yıldırım, dünya genelinde erkeklerde en sık karşılaşılan sorunun erken boşalma olduğunu ancak “Türkiye'de hekime başvuruda sertleşme sorunlarının ön plana çıktığını” kaydetti.

    “TORUN SAHİBİ OLDUĞUNDA CİNSELLİĞİ YAŞAMASININ AYIP OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR”

    Yıldırım, cinsel sorunların hekime gitmeden çözümlenemeyeceğini, utanma, töre, kınanma, yanlış değerlendirilme gibi kaygılarla saklanabildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Türkiye'de de özellikle cinsellikle ilgili bazı tabuların olması, bu konuda yeterli ve doğru bilginin edinilememesi, baskıcı bir toplum yapısının, sorunların daha zor ve kişilerin kendi içinde yaşanmasına yol açabiliyor. Çocukluk döneminde cinsellikle ilgili olumsuz yaşantılar da erişkinlikte sorunların ortaya çıkmasında etkili oluyor.
    Örneğin kadınlar arasında sık görülen vajinismusun (kadınlarda, cinsel birlikteliğe engel olacak şekilde kaslarda kasılma) Avrupa ülkelerinde yüzde 1'in altında görülürken, ülkemizde yüzde 8-12 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Cinsellik üzerine törelerin olması, bunun kadın üzerinde baskı yaratması, sorunun daha yoğun yaşanmasına neden olabiliyor.”

    Sık karşılaşılan sorunlardan birinin de cinsel isteksizlik olduğunu ve bunun en çok kadınlarda görüldüğünü ifade eden Yıldırım, bu sorunun kimi zaman toplum tarafından da desteklendiği değerlendirmesinde bulundu. Yıldırım, “Kimi hastalarımız, torun sahibi olduğunda cinselliği yaşamasının ayıp olduğunu düşünüyor. Cinsellikle ilgili konuşmak ve istemek kimi zaman hor görülme nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu tip yanlış cinsel inanışlar, sağlıklı cinselliğin yaşanmasını engelleyebiliyor” diye konuştu.

    “İNTERNETTEKİ BİLGİLERLE ÇÖZÜM ARAYIŞINA GİDİLMEMELİ”

    Cinsel problemlerin sadece bir kişinin sorunu olarak algılanmaması, bir çiftin mutluluğunu etkileyen önemli bir problem olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, “Bu, kişiye özgü bir sorun olarak ele alınmalı ve mutlaka hekime başvurulmalı. Kesinlikle arkadaş, yakın çevre, aile ile konuşularak çözümlenmeye çalışılmamalı. Özellikle hızlı bilgi akışının sağlandığı internetteki bilgilerle çözüm arayışına gidilmemeli” uyarısında bulundu.

    Yıldırım, cinsel sorunların mutlaka uzman hekim danışmanlığında çözümlenmesi gerektiğini belirterek, birçok cinsel sorunun basit bilgilendirmelerle ortadan kalktığına işaret etti.

    Cinsel sorunlar için öncelikle psikiyatri uzmanına başvurulması gerektiğini ifade eden Yıldırım, psikiyatristlerin ihtiyaç duyduğunda jinekoloji ya da üroloji gibi diğer branş uzmanlarından yardım alabileceğini kaydetti.

    Yıldırım, “Özellikle cinsel tedavinin, alanında uzman bir psikiyatrist tarafından yapılması, sorunun kalıcı hale gelmeden çözümünü kolaylaştıracaktır. Çünkü tanı sistemlerinde cinsel sorunlar, psikiyatrik tanı sistemleri içerisindedir. Ayrıca, bu sorunlar sadece tıbbi değil, sosyal bir sorundur. Cinsel sorunlar, kişilik bozulmasına, aile içi sorunlara, suçlamalara yol açabilmekte, kimi zaman töre cinayetlerine kadar uzanabilmektedir” dedi.

    Sorunlar halledilmediğinde, çiftlerin birbirlerinden uzaklaşabildiğini ve birbirlerine uygun olmadıklarını düşünebildiğini dile getiren Yıldırım, “Oysaki bu sorun doğru iletişim ile halledilebilecektir. Yanlış bir tedavi, kişileri umutsuzluğa sürüklemektedir. Bunun için de psikiyatrist desteği şarttır” uyarısında bulundu.

    Yıldırım, tedavide kişilerin psikiyatrik açıdan da değerlendirildiğini, sonrasında çiftlere doğru iletişim biçiminin kullanılmasının öğretildiğini, diğer aşamada ise 8-12 haftayı bulan cinsel terapi uygulamalarının yapıldığını ve belirli egzersizlerin önerildiğini söyledi.

    Modern cihazlarla, ilaçsız ve çok kısa sürede yapılabilen kalsiyum skorlaması, dört yıl içerisinde kalp krizi geçirme riskinin derecesini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması buzdağının görünen yüzünü değil; suyun altını da gösterdiği için uyarıcı önem taşıyor.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarının önceden fark edilmesini sağlayacak testler hayat kurtarıyor. Derin bir nefes alma süresinde yapılabilen kalsiyum skorlaması, kalp damarlarındaki kireçlenme miktarını ve buna bağlı olan koroner arter hastalığı riskini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması sonuçları, kişinin gelecek yıllarına ilişkin bilgi veriyor.

    Kalp krizi riskinin önceden belirlenebilmesini sağlayan yöntemler arasında ilk akla gelenin anjiyo olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, anjiyo ile kalsiyum skorlamasının birbirinden farklı iki yöntem olduğunu vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Anjiyoda kişinin varolan şartları belirlenip, tedaviye gereksinim duyup duymadığına karar veriliyor. Kalsiyum skorlamasında ise kişinin damarındaki gelişmeleri görmek amaçlanıyor. Böylece, ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme riskinin daha iyi belirlenmesi sağlanıyor.”

    40'lı yaşlara dikkat!

    Belirgin herhangi bir şikayet olmamasına karşın ailede kalp hastalıkları görülüyorsa kişinin kalsiyum skorlaması yaptırması öneriliyor. Dr. Gürsel Ateş, “Koroner arter hastalıkları, 40’lı yaşlardan itibaren giderek artan bir seyir izliyor. Aile öyküsü olan kişilerde, genç yaşlarda da kalp krizi riski olasılığı var. Araştırmalar, damarlarında kalsiyum birikmesine rastlanmayan kişilerin dört yıl boyunca kalp krizi geçirme riskinin çok düşük olduğunu gösteriyor” diyor.

    Kalsiyum skorlamasında istenen, sonucun sıfır olması. Sonuç sıfır değilse, damardaki kalsiyum birikiminin miktarına göre kişide düşük, orta ya da yüksek derecede kalp damar hastalığı riski olduğu düşünülüyor ve çıkan sonuca göre ilaçla tedaviye başlanıyor. Ciddi bir damar tıkanıklığı saptananlara ise koroner anjiyografi uygulanıyor.

    Kalsiyum skorlaması nasıl yapılıyor? 

    Hastaya ağızdan veya damardan hiçbir ilaç verilmeden, bilgisayarlı tomografi ile sadece bir tutumluk nefes süresinde yapılan kalsiyum skorlaması, hekimlere göre en önemli tarama testlerinden biri. Modern cihazlarla yapılan ölçüm ile daha az radyasyon alınıyor.

    Kalp-damar hastalıkları açısından riskli gruplar 

    • Sigara kullananlar
    • Trigliserid ve HDL düzeyi yüksek kişiler
    • Diyabet ve hipertansiyon hastaları
    • Kilo fazlası olanlar
    • Metabolik hastalıkları bulunanlar
    • Bel çevresi erkeklerde 102,  kadınlarda ise 96 santimetreyi geçenler

    Kalp krizi riskini öğrenmenin en kolay yolu

    Konu Saati  15:18  |  in  sağlık  |  Devamı»

    Modern cihazlarla, ilaçsız ve çok kısa sürede yapılabilen kalsiyum skorlaması, dört yıl içerisinde kalp krizi geçirme riskinin derecesini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması buzdağının görünen yüzünü değil; suyun altını da gösterdiği için uyarıcı önem taşıyor.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarının önceden fark edilmesini sağlayacak testler hayat kurtarıyor. Derin bir nefes alma süresinde yapılabilen kalsiyum skorlaması, kalp damarlarındaki kireçlenme miktarını ve buna bağlı olan koroner arter hastalığı riskini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması sonuçları, kişinin gelecek yıllarına ilişkin bilgi veriyor.

    Kalp krizi riskinin önceden belirlenebilmesini sağlayan yöntemler arasında ilk akla gelenin anjiyo olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, anjiyo ile kalsiyum skorlamasının birbirinden farklı iki yöntem olduğunu vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Anjiyoda kişinin varolan şartları belirlenip, tedaviye gereksinim duyup duymadığına karar veriliyor. Kalsiyum skorlamasında ise kişinin damarındaki gelişmeleri görmek amaçlanıyor. Böylece, ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme riskinin daha iyi belirlenmesi sağlanıyor.”

    40'lı yaşlara dikkat!

    Belirgin herhangi bir şikayet olmamasına karşın ailede kalp hastalıkları görülüyorsa kişinin kalsiyum skorlaması yaptırması öneriliyor. Dr. Gürsel Ateş, “Koroner arter hastalıkları, 40’lı yaşlardan itibaren giderek artan bir seyir izliyor. Aile öyküsü olan kişilerde, genç yaşlarda da kalp krizi riski olasılığı var. Araştırmalar, damarlarında kalsiyum birikmesine rastlanmayan kişilerin dört yıl boyunca kalp krizi geçirme riskinin çok düşük olduğunu gösteriyor” diyor.

    Kalsiyum skorlamasında istenen, sonucun sıfır olması. Sonuç sıfır değilse, damardaki kalsiyum birikiminin miktarına göre kişide düşük, orta ya da yüksek derecede kalp damar hastalığı riski olduğu düşünülüyor ve çıkan sonuca göre ilaçla tedaviye başlanıyor. Ciddi bir damar tıkanıklığı saptananlara ise koroner anjiyografi uygulanıyor.

    Kalsiyum skorlaması nasıl yapılıyor? 

    Hastaya ağızdan veya damardan hiçbir ilaç verilmeden, bilgisayarlı tomografi ile sadece bir tutumluk nefes süresinde yapılan kalsiyum skorlaması, hekimlere göre en önemli tarama testlerinden biri. Modern cihazlarla yapılan ölçüm ile daha az radyasyon alınıyor.

    Kalp-damar hastalıkları açısından riskli gruplar 

    • Sigara kullananlar
    • Trigliserid ve HDL düzeyi yüksek kişiler
    • Diyabet ve hipertansiyon hastaları
    • Kilo fazlası olanlar
    • Metabolik hastalıkları bulunanlar
    • Bel çevresi erkeklerde 102,  kadınlarda ise 96 santimetreyi geçenler

    Ağlayan bebeğinizi sakinleştirmenin pek çok farklı yolu var. Bunlardan birkaçını sizin için sıraladık. Buyrun okuyun...

    1- Sakin olun. Sizin sakin olmanız, bebeğinizi de etkileyecektir.

    2- Bebeğinizin altını kontrol edin.

    3- Bebeğinizin ateşi olup olmadığını kontrol edin. Ensesine bakarak, anlayabilirsiniz.

    4- Bebeğinizi emzirin.

    5- Bebeğinizin gazı olup olmadığını kontrol edin. Her emzirmeden sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkartmasına yardımcı olun, masaj yapın. Onu rahatlattıktan sonra uykuya geçmesiniz sağlayın.

    6- Bebeğinizle yatın. Bazen küçük bebeğinizin sadece size ihtiyacı vardır. Beraber yatarak, onun tüm ihtiyacını karşılamış olursunuz.

    7- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onu dışarıya bakmasını sağlayacak pozisyonda tutun.

    8- Bebeğinize sakinleştirici şarkılar söyleyip, onu rahatlatmaya çalışın.

    9- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onunla dans edin. Sizinle beraber olması, teninizin teması onu rahatlatabilir. Kendini sizin yanınızda güvende hissedecektir.

    10- Bebeğinizi sallayın. Bunu kucağınıza alarak, sallayabilirsiniz. Bu pozisyon bebeğinizin anne karnındaki pozisyonunu hatırlatacağı için, onu rahatlatacaktır.

    11- Bebeğinizi soyup, onun vücudunu kontrol edebilirsiniz. Vücudunda kızarıklık var mı? Acaba bebek bezi bebeğinizin bacağını sıkıştırmış mı?

    12- Sıcaklık ve su bebeğinizi yatıştırabilir. Bebeğinizi ılık su ile banyo yaptırabilirsiniz. İsterseniz suyuna lavanta yağı ekleyebilirsiniz. Lavantanın yatıştırıcı etkisinden yararlanabilirsiniz.

    13- Bebeğinizin karnına ve sırtına dokunmak, bebeğiniz rahatlatacağı gibi anne bebek arasındaki bağı da arttıracaktır.

    14- Bebeğinize masaj yağı ile masaj yapın.

    15- Bebeğinize emziğini verebilirisiniz. Bazen emme ihtiyacı olduğu zaman da bebeğiniz huzursuz olabilir.

    16- Dış sesleri azaltın. Bazen bebeklerimiz dış etmenlerden de etkilenebiliriler. O nedenle ışıkları, televizyonun ya da müziğin sesini kısın.

    17- Sıkı, sıcak, yumuşak bir battaniye ile bebeğinizi kundaklamanız, onun sakinleşmesine  yardımcı olabilir.

    18- Arabada bir yolculuk bebeğinizin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Titreşim ve yatıştırıcı bir ses bebeğinizin rahatlamasını sağlar.

    19- Bebeğinizle dışarıya çıkın. Bebek arabası ile dışarıda yürüyüş yapmak, hem sizin hem de bebeğinizin rahatlamasına yardımcı olabilir.

    20- Ağlayan özellikle kolik bebeklere elektrik süpürgesi ve ya saç kurutma makinesinin sesi, anne karnındaki dolaşımının sesine benzediğinden bebeğinizin rahatladığını göreceksiniz.

    Hamile eğitmeni Esra Ertuğrul

    Ağlayan bebeği sakinleştirmenin 20 yolu!

    Konu Saati  11:36  |  in  hamilelik  |  Devamı»

    Ağlayan bebeğinizi sakinleştirmenin pek çok farklı yolu var. Bunlardan birkaçını sizin için sıraladık. Buyrun okuyun...

    1- Sakin olun. Sizin sakin olmanız, bebeğinizi de etkileyecektir.

    2- Bebeğinizin altını kontrol edin.

    3- Bebeğinizin ateşi olup olmadığını kontrol edin. Ensesine bakarak, anlayabilirsiniz.

    4- Bebeğinizi emzirin.

    5- Bebeğinizin gazı olup olmadığını kontrol edin. Her emzirmeden sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkartmasına yardımcı olun, masaj yapın. Onu rahatlattıktan sonra uykuya geçmesiniz sağlayın.

    6- Bebeğinizle yatın. Bazen küçük bebeğinizin sadece size ihtiyacı vardır. Beraber yatarak, onun tüm ihtiyacını karşılamış olursunuz.

    7- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onu dışarıya bakmasını sağlayacak pozisyonda tutun.

    8- Bebeğinize sakinleştirici şarkılar söyleyip, onu rahatlatmaya çalışın.

    9- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onunla dans edin. Sizinle beraber olması, teninizin teması onu rahatlatabilir. Kendini sizin yanınızda güvende hissedecektir.

    10- Bebeğinizi sallayın. Bunu kucağınıza alarak, sallayabilirsiniz. Bu pozisyon bebeğinizin anne karnındaki pozisyonunu hatırlatacağı için, onu rahatlatacaktır.

    11- Bebeğinizi soyup, onun vücudunu kontrol edebilirsiniz. Vücudunda kızarıklık var mı? Acaba bebek bezi bebeğinizin bacağını sıkıştırmış mı?

    12- Sıcaklık ve su bebeğinizi yatıştırabilir. Bebeğinizi ılık su ile banyo yaptırabilirsiniz. İsterseniz suyuna lavanta yağı ekleyebilirsiniz. Lavantanın yatıştırıcı etkisinden yararlanabilirsiniz.

    13- Bebeğinizin karnına ve sırtına dokunmak, bebeğiniz rahatlatacağı gibi anne bebek arasındaki bağı da arttıracaktır.

    14- Bebeğinize masaj yağı ile masaj yapın.

    15- Bebeğinize emziğini verebilirisiniz. Bazen emme ihtiyacı olduğu zaman da bebeğiniz huzursuz olabilir.

    16- Dış sesleri azaltın. Bazen bebeklerimiz dış etmenlerden de etkilenebiliriler. O nedenle ışıkları, televizyonun ya da müziğin sesini kısın.

    17- Sıkı, sıcak, yumuşak bir battaniye ile bebeğinizi kundaklamanız, onun sakinleşmesine  yardımcı olabilir.

    18- Arabada bir yolculuk bebeğinizin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Titreşim ve yatıştırıcı bir ses bebeğinizin rahatlamasını sağlar.

    19- Bebeğinizle dışarıya çıkın. Bebek arabası ile dışarıda yürüyüş yapmak, hem sizin hem de bebeğinizin rahatlamasına yardımcı olabilir.

    20- Ağlayan özellikle kolik bebeklere elektrik süpürgesi ve ya saç kurutma makinesinin sesi, anne karnındaki dolaşımının sesine benzediğinden bebeğinizin rahatladığını göreceksiniz.

    Hamile eğitmeni Esra Ertuğrul

    5 Şubat 2013 Salı

    Ağız içindeki yaralar birçok başka şeyin habercisi olabileceği gibi sigara ve alkol kullananlarda kanser belirtisi de olabilir.

    Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Kömerik, ağız içinde oluşan yaraların ağız kanseri habercisi olabileceğini belirtti. Doç. Dr. Kömerik, ağız kanserinin başlıca nedeninin sigara ve alkol tüketimi olduğunu söyledi.

    Ağız sağlığının önemine dikkati çeken Doç. Dr. Nurgül Kömerik, vatandaşların genel sağlığı için düzenli olarak ağız muayenesine gitmesini önerdi. Doç. Dr. Kömerik, ağız içinde oluşan ve nedeni bilinmeyen yaraların ’ağız kanseri’ riskini doğurduğunu söyledi.

    Ağız kanserlerinde sigara ve alkolün tetikleyici rol üstlendiğini belirten Doç. Dr. Kömerik, "Yapılan çalışmalar, ağız kanseri gelişme riskinin sigara kullananlarda, kullanmayanlara oranla sigara içme miktarı ve süresiyle orantılı olarak 5 ile 17 kat fazla olduğunu gösteriyor. Aşırı alkol tüketimi de ağız kanserlerinde risk faktörüdür. Sigara ve alkol tüketiminin birarada olması kanser gelişim riskini artırıyor. Bu kişilerde ağız kanseri gelişme riski 35 kat daha fazla. Bu nedenle alkol ve sigara tüketiminden uzak durulması gerekiyor" diye konuştu.

    HER TÜRLÜ YARA, AĞIZ KANSERİ ENDİŞESİ DOĞURMAZ

    Ağız içinde meydana gelen her türlü yaranın ağız kanserinin belirtisi olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kömerik, şunları kaydetti:

    "Ağız içindeki kötü huylu değişimler, yüzeyi kadifemsi, hafif aşınmış, düz veya pürüzlü kırmızı sahalar şeklinde başlar. Çizgili veya yamalı görünüm veren beyazlaşmış bölgeler şeklinde de bulunabilir. Ağrıya neden olmadığı için bu erken dönemlerde oluşan kanser gözden kaçabilir. Ancak ileri dönemlerde yumru, şişlik veya iyileşmeyen bir yara halindeyken hastanın dikkatini çeker. Çok ilerlemiş olgularda ise dişlerde sallanma, ağrı veya dudakta uyuşukluk olabilir. Çene altında veya boyunda misket gibi sert kitleler ele gelebilir. Ağız kanserleri benzer görünüm veren diğer daha masum lezyonlarla, örneğin, iltihabi lezyonlarla, travmatik doku yaralanmaları sonucu oluşan aşınmalar veya ülserlerle karıştırılabilir. Bu nedenle her türlü yara, ağız kanseri endişesi taşımaz. Herkes düzenli diş hekimi kontrollerini yaptırmalıdır."

    KANSER BELİRTİLERİ

    Kanserin ilk belirtisinin 2 hafta boyunca ağızda iyileşmeyen yaralar olduğunu anlatan Doç. Dr. Kömerik, ağız kanserinin özellikle 45 yaş ve üstünde görülme sıklığının daha fazla olduğuna değindi. Erkeklerde, kadınlara oranla ağız kanseri vakalarının daha sık görüldüğünü kaydeden Doç. Dr. Nurgül Kömerik, "Uzun süredir var olan beyaz veya kırmızı bölgeler, iyileşmeyen ve kolayca kanayan yaralar, hassasiyet varlığı, yanakta, dudakta ve ağız içinde kitle, uyuşukluk, boğaz ağrısı ve boğaza bir şey takılmış hissi kanser endişesi doğurmaktadır. Bu durumlarda biyopsi (kitle örneği) alınarak teşhise gidilmelidir" dedi.

    KORUNMA YOLLARI

    Ağız içi kanserinin toplumda yeterince bilinmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Kömerik, her 100 kanser olgusunun 2’sinin ağız içinde oluştuğunu kaydetti. Ağız kanserlerine yakalanan bir hastanın en fazla 5 yıl yaşama şansı bulunduğunu anlatan Doç. Dr. Nurgül Kömerik, ağız kanserinden korunmak için düzenli olarak diş hekimine gidilmesini, sigaranın bırakılmasını ve aşırı alkol tüketilmemesini tavsiye etti.

    Kanser habercisi olabilir

    Konu Saati  15:19  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Ağız içindeki yaralar birçok başka şeyin habercisi olabileceği gibi sigara ve alkol kullananlarda kanser belirtisi de olabilir.

    Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Kömerik, ağız içinde oluşan yaraların ağız kanseri habercisi olabileceğini belirtti. Doç. Dr. Kömerik, ağız kanserinin başlıca nedeninin sigara ve alkol tüketimi olduğunu söyledi.

    Ağız sağlığının önemine dikkati çeken Doç. Dr. Nurgül Kömerik, vatandaşların genel sağlığı için düzenli olarak ağız muayenesine gitmesini önerdi. Doç. Dr. Kömerik, ağız içinde oluşan ve nedeni bilinmeyen yaraların ’ağız kanseri’ riskini doğurduğunu söyledi.

    Ağız kanserlerinde sigara ve alkolün tetikleyici rol üstlendiğini belirten Doç. Dr. Kömerik, "Yapılan çalışmalar, ağız kanseri gelişme riskinin sigara kullananlarda, kullanmayanlara oranla sigara içme miktarı ve süresiyle orantılı olarak 5 ile 17 kat fazla olduğunu gösteriyor. Aşırı alkol tüketimi de ağız kanserlerinde risk faktörüdür. Sigara ve alkol tüketiminin birarada olması kanser gelişim riskini artırıyor. Bu kişilerde ağız kanseri gelişme riski 35 kat daha fazla. Bu nedenle alkol ve sigara tüketiminden uzak durulması gerekiyor" diye konuştu.

    HER TÜRLÜ YARA, AĞIZ KANSERİ ENDİŞESİ DOĞURMAZ

    Ağız içinde meydana gelen her türlü yaranın ağız kanserinin belirtisi olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kömerik, şunları kaydetti:

    "Ağız içindeki kötü huylu değişimler, yüzeyi kadifemsi, hafif aşınmış, düz veya pürüzlü kırmızı sahalar şeklinde başlar. Çizgili veya yamalı görünüm veren beyazlaşmış bölgeler şeklinde de bulunabilir. Ağrıya neden olmadığı için bu erken dönemlerde oluşan kanser gözden kaçabilir. Ancak ileri dönemlerde yumru, şişlik veya iyileşmeyen bir yara halindeyken hastanın dikkatini çeker. Çok ilerlemiş olgularda ise dişlerde sallanma, ağrı veya dudakta uyuşukluk olabilir. Çene altında veya boyunda misket gibi sert kitleler ele gelebilir. Ağız kanserleri benzer görünüm veren diğer daha masum lezyonlarla, örneğin, iltihabi lezyonlarla, travmatik doku yaralanmaları sonucu oluşan aşınmalar veya ülserlerle karıştırılabilir. Bu nedenle her türlü yara, ağız kanseri endişesi taşımaz. Herkes düzenli diş hekimi kontrollerini yaptırmalıdır."

    KANSER BELİRTİLERİ

    Kanserin ilk belirtisinin 2 hafta boyunca ağızda iyileşmeyen yaralar olduğunu anlatan Doç. Dr. Kömerik, ağız kanserinin özellikle 45 yaş ve üstünde görülme sıklığının daha fazla olduğuna değindi. Erkeklerde, kadınlara oranla ağız kanseri vakalarının daha sık görüldüğünü kaydeden Doç. Dr. Nurgül Kömerik, "Uzun süredir var olan beyaz veya kırmızı bölgeler, iyileşmeyen ve kolayca kanayan yaralar, hassasiyet varlığı, yanakta, dudakta ve ağız içinde kitle, uyuşukluk, boğaz ağrısı ve boğaza bir şey takılmış hissi kanser endişesi doğurmaktadır. Bu durumlarda biyopsi (kitle örneği) alınarak teşhise gidilmelidir" dedi.

    KORUNMA YOLLARI

    Ağız içi kanserinin toplumda yeterince bilinmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Kömerik, her 100 kanser olgusunun 2’sinin ağız içinde oluştuğunu kaydetti. Ağız kanserlerine yakalanan bir hastanın en fazla 5 yıl yaşama şansı bulunduğunu anlatan Doç. Dr. Nurgül Kömerik, ağız kanserinden korunmak için düzenli olarak diş hekimine gidilmesini, sigaranın bırakılmasını ve aşırı alkol tüketilmemesini tavsiye etti.

    Kadınların, sosyal eşitsizlik nedeniyle hastalıklar karşısında erkeklerden daha "güçsüz" olduğu bildirildi.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), "Kadınlar ve Sağlık" konulu raporunda, son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, toplumların hala, özellikle gençlik ve yaşlılık döneminde kadınların sağlık konusundaki taleplerini karşılayamadığını bildirdi.

    Raporda, genç kızlar ve kadınların hak ettikleri ve ihtiyaç duydukları tedavi ve desteği almasının artık zamanının geldiği belirtildi.

    Kadınların, ihtiyaçlarına ve kendilerine özgü sorunlarına uygun tedaviden yararlanamadığının vurgulandığı raporda, özellikle yaşlı kadınların durumunun endişe verici olduğuna dikkat çekildi.

    KADINLAR DAHA UZUN, AMA "SAĞLIKSIZ" YAŞIYOR

    Kadınların erkeklerden ortalama 6-8 yıl daha fazla yaşadığını hatırlatan DSÖ, bunun gibi bazı biyolojik avantajlara rağmen, kadınların sağlığının sosyo-ekonomik duruma bağlı olduğunu bildirdi.

    Kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşaması nedeniyle yaşlı kadınların sayısının daha fazla olduğunun belirtildiği raporda, ülkelere, bugünden itibaren yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarının masraflarının sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanmaları gerektiği uyarısında bulunuldu.

    DSÖ raporunda, eğitim ya da karar verme gücünün yetersizliği/yetersiz bırakılışı ve gelirin az olmasının kadınların hem kendilerinin, hem de ailelerinin sağlığını koruma becerisini sınırlandırabildiği, kadınların sağlığı konusunda bölgesel ve uluslararası önemli farklılıklar olsa da kadın ve genç kızların özellikle ayrımcılık, şiddet ve yoksulluk gibi benzer engellerle karşılaştığını vurguladı.

    Başta, genellikle ailelerin yaşlı bireyin yükünü üstlendiği ülkelerde, hükümetlerden yaşlı kadınların sağlık masraflarını karşılamak için çaba göstermesini isteyen DSÖ, ayrıca yaşlı kadınların ihtiyaçlarına cevap vermenin hastalığı daha iyi anlamaktan geçtiğini vurguladı.

    AIDS, verem ve aşırı kilonun 15-45 yaşındaki genç kızların ve kadınların başlıca ölüm nedeni olduğunu belirten DSÖ, bulaşıcı olmayan hastalıkların 45 yaşından sonra kadınlarda önde gelen ölüm nedenleri haline geldiğini bildirdi.

    60 yaşın üzerindekilerin ise kalp sorunları, beyin kanaması gibi hastalıklardan yaşamını yitirdiğini vurgulayan DSÖ, bunun kadınların erkeklerden farklı belirtiler göstermesinden ve kadının ikinci plana itilmesinden kaynaklandığına dikkati çekti.

    SAĞLIKTA REFORM GEREKLİ

    DSÖ, hayatları boyunca tüm dünyadaki genç kızların ve kadınların sağlık ve hayatlarını iyileştirmek için hemen harekete geçilmesi çağrısında da bulundu.

    Raporda kadınlar, yapabileceklerinin tamamını yerine getiremiyorsa, daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam süremiyorsa sağlıklı bir toplumdan bahsetmenin mümkün olmadığı ifade edildi.

    Kadınların sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için doğum öncesinde başvurulabilen merkezler, ruh sağlığı, rahim kanseri teşhisi ve tedavisinin yapıldığı merkezlerin bulunduğunu belirten DSÖ, ancak birçok ülkede cinsel sağlık hizmetlerinin evli kadınlara yönelik olduğunu, bekar ve genç kızların gözardı edildiğini vurguladı. DSÖ, hayat kadınları, uyuşturucu bağımlısı kadınlar ya da kırsal kesimde yaşayan kadınlara yönelik sağlık merkezlerinin sayısının da çok az olduğunu kaydetti.

    İşte kadınların güçsüzlüğünün nedeni

    Konu Saati  15:19  |  in  Kadın Sağlığı  |  Devamı»

    Kadınların, sosyal eşitsizlik nedeniyle hastalıklar karşısında erkeklerden daha "güçsüz" olduğu bildirildi.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), "Kadınlar ve Sağlık" konulu raporunda, son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, toplumların hala, özellikle gençlik ve yaşlılık döneminde kadınların sağlık konusundaki taleplerini karşılayamadığını bildirdi.

    Raporda, genç kızlar ve kadınların hak ettikleri ve ihtiyaç duydukları tedavi ve desteği almasının artık zamanının geldiği belirtildi.

    Kadınların, ihtiyaçlarına ve kendilerine özgü sorunlarına uygun tedaviden yararlanamadığının vurgulandığı raporda, özellikle yaşlı kadınların durumunun endişe verici olduğuna dikkat çekildi.

    KADINLAR DAHA UZUN, AMA "SAĞLIKSIZ" YAŞIYOR

    Kadınların erkeklerden ortalama 6-8 yıl daha fazla yaşadığını hatırlatan DSÖ, bunun gibi bazı biyolojik avantajlara rağmen, kadınların sağlığının sosyo-ekonomik duruma bağlı olduğunu bildirdi.

    Kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşaması nedeniyle yaşlı kadınların sayısının daha fazla olduğunun belirtildiği raporda, ülkelere, bugünden itibaren yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarının masraflarının sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanmaları gerektiği uyarısında bulunuldu.

    DSÖ raporunda, eğitim ya da karar verme gücünün yetersizliği/yetersiz bırakılışı ve gelirin az olmasının kadınların hem kendilerinin, hem de ailelerinin sağlığını koruma becerisini sınırlandırabildiği, kadınların sağlığı konusunda bölgesel ve uluslararası önemli farklılıklar olsa da kadın ve genç kızların özellikle ayrımcılık, şiddet ve yoksulluk gibi benzer engellerle karşılaştığını vurguladı.

    Başta, genellikle ailelerin yaşlı bireyin yükünü üstlendiği ülkelerde, hükümetlerden yaşlı kadınların sağlık masraflarını karşılamak için çaba göstermesini isteyen DSÖ, ayrıca yaşlı kadınların ihtiyaçlarına cevap vermenin hastalığı daha iyi anlamaktan geçtiğini vurguladı.

    AIDS, verem ve aşırı kilonun 15-45 yaşındaki genç kızların ve kadınların başlıca ölüm nedeni olduğunu belirten DSÖ, bulaşıcı olmayan hastalıkların 45 yaşından sonra kadınlarda önde gelen ölüm nedenleri haline geldiğini bildirdi.

    60 yaşın üzerindekilerin ise kalp sorunları, beyin kanaması gibi hastalıklardan yaşamını yitirdiğini vurgulayan DSÖ, bunun kadınların erkeklerden farklı belirtiler göstermesinden ve kadının ikinci plana itilmesinden kaynaklandığına dikkati çekti.

    SAĞLIKTA REFORM GEREKLİ

    DSÖ, hayatları boyunca tüm dünyadaki genç kızların ve kadınların sağlık ve hayatlarını iyileştirmek için hemen harekete geçilmesi çağrısında da bulundu.

    Raporda kadınlar, yapabileceklerinin tamamını yerine getiremiyorsa, daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam süremiyorsa sağlıklı bir toplumdan bahsetmenin mümkün olmadığı ifade edildi.

    Kadınların sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için doğum öncesinde başvurulabilen merkezler, ruh sağlığı, rahim kanseri teşhisi ve tedavisinin yapıldığı merkezlerin bulunduğunu belirten DSÖ, ancak birçok ülkede cinsel sağlık hizmetlerinin evli kadınlara yönelik olduğunu, bekar ve genç kızların gözardı edildiğini vurguladı. DSÖ, hayat kadınları, uyuşturucu bağımlısı kadınlar ya da kırsal kesimde yaşayan kadınlara yönelik sağlık merkezlerinin sayısının da çok az olduğunu kaydetti.

     Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri
    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi
    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi
    Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri
    İlk 6 ay bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemli bir konudur. Bebeğin doyması için de anne sütünün yeterli, olması gerekir. Maalesef bazı anneler sütünün yetmediğinden şikayet eder. Bu sebeple de sütü artırmak amacı ile sürekli olarak yemek yer ve kilo alırlar. Sizlere anne sütünü artıran çorba tarifi vermek istedik bu gün. Anne sütünü artırmanın yanısıra, kaltesinide artıracak olan çorba tarifimize geçelim..

    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi İçin Gereki Malzemeler ;
    *100 gram dana biftek ,
    *1 çay bardağı dolusu arpa,
    *2 yemek kaşığı zeytinyağı,
    *1 orta boy soğan,
    *3 orta boy domates,
    *2 orta boy havuç,
    *4 su bardağı su,
    *1 silme çay kaşığı karabiber,
    *1 silme çay kaşığı tuz,
    *½ çay bardağı ince kıyılmış fesleğen,
     Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek TarifleriSuda bifteği haşlayınız. Bifteğin haşlanmasına yakın arpayı ilave ediniz. Biftek haşlandıktan sonra, bifteği sudan alınız, ince şeritler halinde doğrayınız. Tekrar et suyunun içine ekleyiniz. Havuçları soyunuz, küp küp doğrayınız. Domatesleri soyunuz, çekirdeklerini ayırarak rendeleyiniz. Soğanı soyunuz, rendeleyiniz. Bir yemek kaşığı zeytinyağında yakmadan rendelenmiş malzemeleri ve fesleğeni hafifçe çeviriniz. Bütün malzemeleri suyun içerisine ilave ediniz. Sebzeler yumuşayıncaya kadar 20 dakika orta ateşte pişiriniz. Taneli olarak veya blendarden geçirerek süzülmüş olarak tüketebilirsiniz. Afiyet olsun.
    Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri

    ANNE SÜTÜNÜ ARTIRAN ÇORBA TARİFİ

    Konu Saati  02:32  |  in  Anne Sütünü Artırtan Tarifi  |  Devamı»

     Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri
    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi
    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi
    Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri
    İlk 6 ay bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemli bir konudur. Bebeğin doyması için de anne sütünün yeterli, olması gerekir. Maalesef bazı anneler sütünün yetmediğinden şikayet eder. Bu sebeple de sütü artırmak amacı ile sürekli olarak yemek yer ve kilo alırlar. Sizlere anne sütünü artıran çorba tarifi vermek istedik bu gün. Anne sütünü artırmanın yanısıra, kaltesinide artıracak olan çorba tarifimize geçelim..

    Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi İçin Gereki Malzemeler ;
    *100 gram dana biftek ,
    *1 çay bardağı dolusu arpa,
    *2 yemek kaşığı zeytinyağı,
    *1 orta boy soğan,
    *3 orta boy domates,
    *2 orta boy havuç,
    *4 su bardağı su,
    *1 silme çay kaşığı karabiber,
    *1 silme çay kaşığı tuz,
    *½ çay bardağı ince kıyılmış fesleğen,
     Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek TarifleriSuda bifteği haşlayınız. Bifteğin haşlanmasına yakın arpayı ilave ediniz. Biftek haşlandıktan sonra, bifteği sudan alınız, ince şeritler halinde doğrayınız. Tekrar et suyunun içine ekleyiniz. Havuçları soyunuz, küp küp doğrayınız. Domatesleri soyunuz, çekirdeklerini ayırarak rendeleyiniz. Soğanı soyunuz, rendeleyiniz. Bir yemek kaşığı zeytinyağında yakmadan rendelenmiş malzemeleri ve fesleğeni hafifçe çeviriniz. Bütün malzemeleri suyun içerisine ilave ediniz. Sebzeler yumuşayıncaya kadar 20 dakika orta ateşte pişiriniz. Taneli olarak veya blendarden geçirerek süzülmüş olarak tüketebilirsiniz. Afiyet olsun.
    Anne Sütünü Artıran Çorba,Anne Sütünü Artıran Çorba Tarifi,Anne Sütünü Artırtan Tarifi, Anne Sütünü Artıran Yemek Tarifleri

    4 Şubat 2013 Pazartesi

    Dükkânlardaki indirimler hemen hemen bütün kadınların rüyalarına giriyordur. Ama siz yine de hazır küresel kriz de gelip kapıya dayanmışken, alışveriş yapmaya mola vermek istediniz. 

    İyi güzel de, indirim zamanını yaşadığımız şu günlerde kendinizi çılgınca alışveriş yapmaktan nasıl korursunuz? İşte sizin gibi alışverişkolikler için alışveriş yapmama tüyoları…

    Siz de her yıl indirim zamanını bekleyen alışveriş çılgınlarından mısınız? Bu nedenle ailenizle, kocanızla kavga mı ediyorsunuz?

    Üzülmeyin artık bu alışkanlığınız için suçlayacak bir şey buldunuz. Ama o kadar kolay da sevinmeyin, çünkü bu çılgınlıktan korunmanın yolları da var…

    Psikolog Tim Denison, indirim zamanlarında insanların, 'fiyat'tan çok yapılan 'indirim miktarı' üzerinde durduklarını söylüyor. Yüzde 30, yüzde 50 gibi indirim oranlarıyla büyülendiğimizi söyleyen Denison, alışveriş anında almayı düşündüğümüz şeyin fiyatına değil, indirim oranına baktığımıza inanıyor. O şeyi olabileceğinden çok daha ucuza bulduğumuza ikna olmamız da bizi o nesneyi almaya itiyor. Denison'a göre indirim zamanlarında aşırı harcama yapmamızın bir diğer nedeni de tasarruf algımızın sapması. Eğer birşeyi istediğimize gerçekten ikna olursak, başka bir zaman yüzde 60 indirimde almayacağımız bir kazağı, yüzde 5 indirim fiyatıyla hiçbir suçluluk duymadan satın alabiliyoruz.

    Denison, kadınların ve erkeklerin alışveriş yaparkenki düşünce biçimleri arasında farklılıklar bulunduğunu da belirtiyor. Örneğin kadınlar alışverişle geçen bir günün sonunda, ne kadar çok harcadıklarına değil, harcadıklarından ne kadar tasarruf ettiklerine bakıyor.

    Davranışlar ve beyin arasındaki bağı inceleyen biliminsanı Martin Lindstrom, "Tüketici davranışlarının yüzde 90′ının bilinçsizce gerçekleştiğini" ifade ediyor.

    Marketlerdeki "sınırlı sayıda" işaretleri, antik çağlardan kalma "kıtlık" korkumuzu canlandırarak o nesneyi almamıza neden oluyor. Etrafımızda koşuşturan diğer alışveriş çılgınlarının telaşı bizde "kıtlık" kaygısı yarattığından bilinçaltımız bize, onlara katılmamızı söylüyor. Koşuşturan kalabalık arasında canlanan rekabet duygumuz da cabası. İşte tüm bunlar, araştırmalarda indirim aylarında alışveriş yapan insanlarla, çatışma bölgelerine yaklaşan savaş pilotlarının stres düzeylerinin neden benzer çıktığını açıklıyor.

    Öte yandan, davranışlar ve beyin arasındaki bağı inceleyen bilim adamı Martin Lindstrom, "Tüketici davranışlarının yüzde 90′ının bilinçsizce gerçekleştiğini" ifade ediyor. Almak istediğimiz bir şeyi görmek ve ona dokunmak, beynimizdeki eroine benzer bir etki yapan dopamin kimyasalını harekete geçiriyor. Beynimizin 'uyuşması' da bize böylece 'alma' izni veriyor.

    Alışveriş yapmak için bahanemizi de bulduğumuza göre hemen mağazalara koşabiliriz. Ama koşmadan önce, aşağıdaki kısmı da okumanızı tavsiye ederiz. İşte kendimizi kontrol etmenin yolları…

    Alışveriş stratejisi belirleyin
    Brighton'da yaşayan Anne Lord alışveriş esnasında yanında her zaman bir defter taşıyor. Eğer beğendiği bir şey olursa, bunun ne olduğunu ve hangi mağazada bulunduğunu not ediyor. Tüm dükkanları gezdikten sonra ise, almak istedikleri için o dükkanlara geri dönüyor. Böylece vakitten kayıp, paradan kazanca dönüşüyor.

    Yukarıda bahsettiğimiz Anne Lord'un methodu kanıtlanmış bir çok bilimsel stratejiden yalnızca biri. Uzmanlar, bir şeyi alma kararını vermemizin genellikle 2,5 saniye sürdüğünü belirtiyorlar. Bu da demek oluyor ki, bir pantolonu alma karını vermeden önce derin bir nefes almalı, hatta o dükkândan çıkıp, kendimize karar vermek için 10 dakika vermeliyiz.

    St Andrews Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, babunların bile bu yönteme başvurduğunu ortaya koymuş. Babunlar yağmadan pay alacakları zaman, idare edecek derecede iyi olan yemeği bırakıp babalarını daha iyilerini bulması için tehlikeye atıyorlarmış. Daha iyisinin bulunamaması halinde de en iyi ihtimal o akşamın yemeği oluyor.

    Renklerin farkında olun
    Araştırmalar, canlı ve bize mutluluk veren renklerdeki nesneleri daha fazla alma eğiliminde olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu nedenle, kısa süreli mutlulukların uzun süreli mutsuzluklara dönüşmemesi için dikkatli olmamız gerekiyor.

    Alışverişinizi nakit yapın
    Kredi kartı kullanmanın, nakit para harcamaya göre daha az endişe uyandırdığı araştırmalar tarafından ortaya konmuş durumda. Para uzatmak, beynimizde 'rahatsızlık' hissini uyandıran bölgeleri uyarıyor, işte bu nedenle alışverişte nakit para kullanmanız tavsiye ediliyor.

    Kocanızı yanınızda götürün
    Erkeklerin stres seviyeleri, kadınların alışveriş 'terapi'leri sırasında artıyor. Çalışmalar erkek ve kadınların alışverişte kavga etmeye başlamalarına kadar 70 dakika olduğunu gözler önüne seriyor. Hadi gene iyisiniz, alışveriş yapmak için 70 dakikanız var!

    Alışverişten korunma tüyoları

    Konu Saati  15:18  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Dükkânlardaki indirimler hemen hemen bütün kadınların rüyalarına giriyordur. Ama siz yine de hazır küresel kriz de gelip kapıya dayanmışken, alışveriş yapmaya mola vermek istediniz. 

    İyi güzel de, indirim zamanını yaşadığımız şu günlerde kendinizi çılgınca alışveriş yapmaktan nasıl korursunuz? İşte sizin gibi alışverişkolikler için alışveriş yapmama tüyoları…

    Siz de her yıl indirim zamanını bekleyen alışveriş çılgınlarından mısınız? Bu nedenle ailenizle, kocanızla kavga mı ediyorsunuz?

    Üzülmeyin artık bu alışkanlığınız için suçlayacak bir şey buldunuz. Ama o kadar kolay da sevinmeyin, çünkü bu çılgınlıktan korunmanın yolları da var…

    Psikolog Tim Denison, indirim zamanlarında insanların, 'fiyat'tan çok yapılan 'indirim miktarı' üzerinde durduklarını söylüyor. Yüzde 30, yüzde 50 gibi indirim oranlarıyla büyülendiğimizi söyleyen Denison, alışveriş anında almayı düşündüğümüz şeyin fiyatına değil, indirim oranına baktığımıza inanıyor. O şeyi olabileceğinden çok daha ucuza bulduğumuza ikna olmamız da bizi o nesneyi almaya itiyor. Denison'a göre indirim zamanlarında aşırı harcama yapmamızın bir diğer nedeni de tasarruf algımızın sapması. Eğer birşeyi istediğimize gerçekten ikna olursak, başka bir zaman yüzde 60 indirimde almayacağımız bir kazağı, yüzde 5 indirim fiyatıyla hiçbir suçluluk duymadan satın alabiliyoruz.

    Denison, kadınların ve erkeklerin alışveriş yaparkenki düşünce biçimleri arasında farklılıklar bulunduğunu da belirtiyor. Örneğin kadınlar alışverişle geçen bir günün sonunda, ne kadar çok harcadıklarına değil, harcadıklarından ne kadar tasarruf ettiklerine bakıyor.

    Davranışlar ve beyin arasındaki bağı inceleyen biliminsanı Martin Lindstrom, "Tüketici davranışlarının yüzde 90′ının bilinçsizce gerçekleştiğini" ifade ediyor.

    Marketlerdeki "sınırlı sayıda" işaretleri, antik çağlardan kalma "kıtlık" korkumuzu canlandırarak o nesneyi almamıza neden oluyor. Etrafımızda koşuşturan diğer alışveriş çılgınlarının telaşı bizde "kıtlık" kaygısı yarattığından bilinçaltımız bize, onlara katılmamızı söylüyor. Koşuşturan kalabalık arasında canlanan rekabet duygumuz da cabası. İşte tüm bunlar, araştırmalarda indirim aylarında alışveriş yapan insanlarla, çatışma bölgelerine yaklaşan savaş pilotlarının stres düzeylerinin neden benzer çıktığını açıklıyor.

    Öte yandan, davranışlar ve beyin arasındaki bağı inceleyen bilim adamı Martin Lindstrom, "Tüketici davranışlarının yüzde 90′ının bilinçsizce gerçekleştiğini" ifade ediyor. Almak istediğimiz bir şeyi görmek ve ona dokunmak, beynimizdeki eroine benzer bir etki yapan dopamin kimyasalını harekete geçiriyor. Beynimizin 'uyuşması' da bize böylece 'alma' izni veriyor.

    Alışveriş yapmak için bahanemizi de bulduğumuza göre hemen mağazalara koşabiliriz. Ama koşmadan önce, aşağıdaki kısmı da okumanızı tavsiye ederiz. İşte kendimizi kontrol etmenin yolları…

    Alışveriş stratejisi belirleyin
    Brighton'da yaşayan Anne Lord alışveriş esnasında yanında her zaman bir defter taşıyor. Eğer beğendiği bir şey olursa, bunun ne olduğunu ve hangi mağazada bulunduğunu not ediyor. Tüm dükkanları gezdikten sonra ise, almak istedikleri için o dükkanlara geri dönüyor. Böylece vakitten kayıp, paradan kazanca dönüşüyor.

    Yukarıda bahsettiğimiz Anne Lord'un methodu kanıtlanmış bir çok bilimsel stratejiden yalnızca biri. Uzmanlar, bir şeyi alma kararını vermemizin genellikle 2,5 saniye sürdüğünü belirtiyorlar. Bu da demek oluyor ki, bir pantolonu alma karını vermeden önce derin bir nefes almalı, hatta o dükkândan çıkıp, kendimize karar vermek için 10 dakika vermeliyiz.

    St Andrews Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, babunların bile bu yönteme başvurduğunu ortaya koymuş. Babunlar yağmadan pay alacakları zaman, idare edecek derecede iyi olan yemeği bırakıp babalarını daha iyilerini bulması için tehlikeye atıyorlarmış. Daha iyisinin bulunamaması halinde de en iyi ihtimal o akşamın yemeği oluyor.

    Renklerin farkında olun
    Araştırmalar, canlı ve bize mutluluk veren renklerdeki nesneleri daha fazla alma eğiliminde olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu nedenle, kısa süreli mutlulukların uzun süreli mutsuzluklara dönüşmemesi için dikkatli olmamız gerekiyor.

    Alışverişinizi nakit yapın
    Kredi kartı kullanmanın, nakit para harcamaya göre daha az endişe uyandırdığı araştırmalar tarafından ortaya konmuş durumda. Para uzatmak, beynimizde 'rahatsızlık' hissini uyandıran bölgeleri uyarıyor, işte bu nedenle alışverişte nakit para kullanmanız tavsiye ediliyor.

    Kocanızı yanınızda götürün
    Erkeklerin stres seviyeleri, kadınların alışveriş 'terapi'leri sırasında artıyor. Çalışmalar erkek ve kadınların alışverişte kavga etmeye başlamalarına kadar 70 dakika olduğunu gözler önüne seriyor. Hadi gene iyisiniz, alışveriş yapmak için 70 dakikanız var!

    En yaygın hastalıklardan biri olan dişeti hastalıkları tedavi edilmezse başınıza büyük dertler açabilir.

    Dişeti hastalıkları sanıldığının aksine, en büyük ağız sağlığı problemlerinden biridir. Dişeti hastalıkları sinsi ilerler… Başlangıçta dişetlerinde kızarıklıklar ve bölgesel olarak kanamalarla başlayan dişeti hastalıkları, kemikte büyük dejenerasyonlara sebep olarak dişin çekimine kadar ilerleyen senaryolar oluşturur.

    Dişeti hastalıklarını iyi anlayıp onlardan korunmak için öncelikle dişeti hastalıklarının neden oluştuğu bilinmelidir.
    Dişeti hastalığının ana nedeninin Mikrobiyal Dental Plak adı verilen bir oluşum olduğunu belirten Diş Hekimi Cansın Özgür, "Mikrobiyal Dental Plak, yediğimiz yemeklerin artıklarının, ağzımızdaki bakterilerle birleşmesiyle oluşan, dişin ve dişetinin üzerini bir film gibi kaplayan yapıya verilen isimdir. Bu plağın oluşmasıyla olgunlaşmaya başlaması arasında geçen süre 12 saattir. 24 saat süreyle ağızda temizlenmeden duran plak, artık olgun plaktır ve yapısında oluşturduğu metabolitlerle dişeti hastalıklarına ve çürüklere neden olmaktadır. Bu bilgiler ışığında, ağız temizliğimizi 12 saat arayla yapmamız, ağız sağlığımız için çok büyük önem taşımaktadır" dedi.

    Diş Taşı Nasıl Oluşur?

    Uzun süreyle temizlenmeyen Mikrobiyal Dental Plak'ın tükürüğümüzde bulunan organik ve inorganik yapılarla da birleşerek diş taşı dediğimiz sert ve fırçayla temizlenemeyen yapıları oluşturduğunu aktaran Diş hekimi Cansın Özgür, şu açıklamalarda bulundu:

    "Diş taşları 'Dişeti üstü Diş taşları' ve 'Dişeti altı Diş taşları' olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu diş taşları, dişeti tedavisi ile temizlenmezse kemikte ve dişetinde dişeti iltihabının başlangıcı olan Gingivitis ile hastalığın sürecini başlatacaktır. Gingivitis, dişeti hastalığının ilk aşaması olup, dişetinde kızarıklık ve kanama ile karakterize bir görüntü vermektedir. Eğer bu aşamada hasta Diş Hekimine başvurursa dişetlerinde ve özellikle de çene kemiğinde belirgin bir travma oluşmadan dişeti hastalığının önüne geçilebilmektedir. Bu aşamadan sonraki adım, dişeti iltihabının kemiği de dejenere etmesi sonrasında oluşan Periodontitis’tir. Periodontitis, dişlerin ağız içinde sabit durmasını sağlayan çene kemiği ve çevre dokularından oluşan periodonsiyum denilen yapıyı parçalar. Son aşamada ise dişi tutan neredeyse bütün yapılar dişin çevresinden çekilmekte ve diş kaybedilmektedir."

    Sabah - Akşam 3 Dakika Ayırın

    Diş Hekimi Cansın Özgür'ün verdiği bilgilere göre, diş taşlarının dişetinin üstünde kalan bölümleri standart diş taşı temizliği uygulamalarıyla temizlenebilirken, dişetinin altındaki diştaşları, küretaj ve scaling denilen uygulamalarla Diş Hekimleri tarafından özenle temizlenmelidir.

    Bütün bunlardan korunmanın yolu sanıldığının aksine çok basittir. Ağız hijyenimize özen göstermemiz en güzel korunma yöntemidir. Sabah kahvaltısından sonra 3 dakika süreyle, gece uyumadan önce 3 dakika süreyle dişlerimizin bütün yüzeylerini fırçalamamız bu konuda hayati önem arzetmektedir. Ayrıca diş ipi uygulamaları gerekmektedir.

    Sonuç olarak dişeti hastalıkları, sinsidir. Hiçbir zaman ciddi bir ağrı yaratmaz… Bu sebepten hastalar Diş Hekimine danışmakta gecikmektedir. Diş Hekiminize 6 ayda bir genel kontrol için yapacağınız ziyaret ve disiplinli bir ağız bakımı sizin, sağlam dişlerinizi kaybetmenize karşı en büyük engeldir.

    Sağlam Dişlerin Katili!

    Konu Saati  15:17  |  in  Genel Sağlık  |  Devamı»

    En yaygın hastalıklardan biri olan dişeti hastalıkları tedavi edilmezse başınıza büyük dertler açabilir.

    Dişeti hastalıkları sanıldığının aksine, en büyük ağız sağlığı problemlerinden biridir. Dişeti hastalıkları sinsi ilerler… Başlangıçta dişetlerinde kızarıklıklar ve bölgesel olarak kanamalarla başlayan dişeti hastalıkları, kemikte büyük dejenerasyonlara sebep olarak dişin çekimine kadar ilerleyen senaryolar oluşturur.

    Dişeti hastalıklarını iyi anlayıp onlardan korunmak için öncelikle dişeti hastalıklarının neden oluştuğu bilinmelidir.
    Dişeti hastalığının ana nedeninin Mikrobiyal Dental Plak adı verilen bir oluşum olduğunu belirten Diş Hekimi Cansın Özgür, "Mikrobiyal Dental Plak, yediğimiz yemeklerin artıklarının, ağzımızdaki bakterilerle birleşmesiyle oluşan, dişin ve dişetinin üzerini bir film gibi kaplayan yapıya verilen isimdir. Bu plağın oluşmasıyla olgunlaşmaya başlaması arasında geçen süre 12 saattir. 24 saat süreyle ağızda temizlenmeden duran plak, artık olgun plaktır ve yapısında oluşturduğu metabolitlerle dişeti hastalıklarına ve çürüklere neden olmaktadır. Bu bilgiler ışığında, ağız temizliğimizi 12 saat arayla yapmamız, ağız sağlığımız için çok büyük önem taşımaktadır" dedi.

    Diş Taşı Nasıl Oluşur?

    Uzun süreyle temizlenmeyen Mikrobiyal Dental Plak'ın tükürüğümüzde bulunan organik ve inorganik yapılarla da birleşerek diş taşı dediğimiz sert ve fırçayla temizlenemeyen yapıları oluşturduğunu aktaran Diş hekimi Cansın Özgür, şu açıklamalarda bulundu:

    "Diş taşları 'Dişeti üstü Diş taşları' ve 'Dişeti altı Diş taşları' olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu diş taşları, dişeti tedavisi ile temizlenmezse kemikte ve dişetinde dişeti iltihabının başlangıcı olan Gingivitis ile hastalığın sürecini başlatacaktır. Gingivitis, dişeti hastalığının ilk aşaması olup, dişetinde kızarıklık ve kanama ile karakterize bir görüntü vermektedir. Eğer bu aşamada hasta Diş Hekimine başvurursa dişetlerinde ve özellikle de çene kemiğinde belirgin bir travma oluşmadan dişeti hastalığının önüne geçilebilmektedir. Bu aşamadan sonraki adım, dişeti iltihabının kemiği de dejenere etmesi sonrasında oluşan Periodontitis’tir. Periodontitis, dişlerin ağız içinde sabit durmasını sağlayan çene kemiği ve çevre dokularından oluşan periodonsiyum denilen yapıyı parçalar. Son aşamada ise dişi tutan neredeyse bütün yapılar dişin çevresinden çekilmekte ve diş kaybedilmektedir."

    Sabah - Akşam 3 Dakika Ayırın

    Diş Hekimi Cansın Özgür'ün verdiği bilgilere göre, diş taşlarının dişetinin üstünde kalan bölümleri standart diş taşı temizliği uygulamalarıyla temizlenebilirken, dişetinin altındaki diştaşları, küretaj ve scaling denilen uygulamalarla Diş Hekimleri tarafından özenle temizlenmelidir.

    Bütün bunlardan korunmanın yolu sanıldığının aksine çok basittir. Ağız hijyenimize özen göstermemiz en güzel korunma yöntemidir. Sabah kahvaltısından sonra 3 dakika süreyle, gece uyumadan önce 3 dakika süreyle dişlerimizin bütün yüzeylerini fırçalamamız bu konuda hayati önem arzetmektedir. Ayrıca diş ipi uygulamaları gerekmektedir.

    Sonuç olarak dişeti hastalıkları, sinsidir. Hiçbir zaman ciddi bir ağrı yaratmaz… Bu sebepten hastalar Diş Hekimine danışmakta gecikmektedir. Diş Hekiminize 6 ayda bir genel kontrol için yapacağınız ziyaret ve disiplinli bir ağız bakımı sizin, sağlam dişlerinizi kaybetmenize karşı en büyük engeldir.

    Bir kadın tanıyorum adı bende saklı. Tanıdığım kadının aklı da aynen benim gibi Ege’de kalmış. Bu kadının adı Ayşe olabilir, Fatma ya da bu kadın ben olabilirim. Bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan bu kadının beni aşan yürekliliği.

    Bilen biliyor ama ben bilmeyenler için tekrar söyleyeyim. Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyorum. Ajans haberinin ilk cümlesidir bu giriş. Almanyanın Köln şehrinde biraraya gelen heyet bilmem ne kurumunu ziyaret etti.:-)) Evet buradaki 50 yıllık Türkiyeliler için Kölündür Köln. Hani bizler eskiden misafire hoşgeldin der ardından da kolonya dökerdik ya şöyle avuç içlerine, işte o kolonyanın anavatanı olan Köln’de yaşıyorum 16 yıldır. Yeri geldikçe şehrimden bahsedeceğim. Devrimce gözlüklerimi takıp anlatacağım. Çünkü her şehir her göze ayrı görünür. Ankaram gibi. Gençliğim gibi...

    Bu adı bende saklı kadın ile WDR Köln Radyosu’na küçük programlar, haberler yapmaya başladığımda bir röportaj vasıtasıyla tanıştım. Alanında uzman, çalışkan, bilinen bir kadın. Ben de ona mikrofonumu uzatıp uzman uzman konuşturmuştum onu. Öyle güzel hazırlanmıştı ki röpe, daha ben sorumu tamamlamadan başlıyordu anlatmaya. Bir sonraki sorunun ne olacağını da kestirip öyle yoğun cümleler kuruyordu ki yaptığım en rahat haberlerden biriydi. Bülbül gibi şakıyordu adeta. O zamanlar onun sadece bir oğlu vardı. Teyibimi kapatıp, ordan burdan konuşmaya başladığımızda hep oğluşundan bahsediyordu. Onu ne kadar sevdiğinden, her fırsatta telefon edip onun ‘anne’ deyişini dinlemekten nasıl zevk aldığını anlatıyordu.

    Tüm anneler sever çocuklarını da bu hatun bir başka seviyor gibi gelmişti bana o zamanlar. O zamanlar diyorum; çünkü ben daha anne olmamıştım bu röpü yaptığımda. Gel zaman git zaman, aradan epey bir zaman geçti ben anne oldum. Oğlum büyüdüüü, yuvaya başladııı..sonra köprünün altından geçerken onunla karşılaştık. ‘Biliyormusun Devrim,
    oğullarımız aynı gruptalar. Bulut grubundalar.’ dedi. Çok sevinmişti.

    Bu nasıl bir insan sevgisi, bu nasıl bir masumiyet..hani başın sıkıştığında her zaman kapısını tıklatabileceğin numelikler var ya işte onlardan bir kadın. Bir an duraksadıktan sonra akıl edip sordum. Senin oğlun biraz büyük değilmiydi, dememe kalmadı yok yok benim ikinci oğlumdan bahsediyorum, dedi.

    Hanımefendi ikinciyi de doğurmuş, büyütmüş yuvaya vermişti. Ama bir şey söyleyeyim mi? Şimdilerde bir de kızı var;fakat zerre kadar hasarı yok dış görünüşünde. Sanki her doğum onu biraz daha güzelleştirmiş, daha bir kadınlaştırmıştı. Yaşını da söylesem mi acaba yok yok bu kalsın...Nazarınız değer sonra!!!

    Evett oğluşlarımız grupdaş olmuşlardı. Oğullarımız arkadaş oldukça biz daha bir yakınlaştık. Öyle şeyler paylaştık ki, geçenlerde kendisine:’Seni daha yakından tanımadan önce iyiden iyiye insanlar hakkında ümidimi yitirmeye başlamıştım. Sen bana yeniden ümit oldun.’ dedim. İkimizin de gözleri doldu. Fakat sonra bastık kahkahayı. ‘Kan grubumuzdandır’ her ikimiz de O RH pozitifiz. Herkese kan verip sadece kendi grubundan alabilen kan grubuJ))

    Geçenlerde oğullarımıza dondurma sözü verdik. Mahallemizin İtalyan dondurmacısının kızı da bizimkilerle aynı grupta. Çocuklarımızı almaya bahçeye indiğimizde herkesin bugün bizim nereye gideceğimizden haberleri olmuş, onu anladık. Herhalde bizim afacanlar bütün gün o öğleden sonranın heyacanını tüm grupla paylaşmışlardı. Koşa koşa, dura dura, çocuklarımızı gözden kaçırmamak için çaba sarfederek, aynı zamanda da yangından mal kaçırırcasına.

    Birbirimizle konuşarak dondurmacıya vardık. Herkes ne yemek istiyorsa onu ısmarladı. Adı bende saklı kadın diliyle dişi arasında: ’Artık işten yarım saat erken çıkacağım. Öğle tatili yapmıyorum.’ dedi. Ben tuhaf oldum. Masadan kalkıp deli gibi sokakta koşmak, ona bu kararı aldıranı yakalayıp ısırmak istedim. Düşünsenize, üç çocuk annesisiniz, hepsi minik,
    günde 7 saat çalışıyorsunuz, ev işleri, alışveriş, çocukların psikolojik gelişimi, sağlığı, doktoru, aşısı daha sayayım mı herşeyi size bakıyor ve o yarım saatlik bir dilim ekmek yeme bir fincan kahve içme hakkınızdan feragat ediyorsunuz. İşten sonra tam gaz diğer rollerinizi oynayabilmeniz için, kendiniz için bir nefesi bile çok görüyorsunuz. Size bunu çok
    görüyorlar. Bu kadının bir kocası yok mu, diye sorduğunuzu duyuyorum. Var efendim var. Ayrıca pek de iyi bir insan. Siz telefon açın sizin imdadınıza bile yetişecek kadar iyi bir insan. Ama kendi ailesine bir garezi var sanki.

    KONUK YAZAR
    Devrim Ercan-Bozay
    Benim adı bende saklı kadınım neden bu ilişkiye hala evet mi diyor?! Bilmiyorum belki kendisi babasız büyüdüğü ve babasızlığın ne demek olduğunu bildiği için, belki herşeye rağmen onu sevdiği için belki anılarını sevdiği için, belki hala ümid ettiği için. Bu sorunun cevabını pekçoğumuz gibi o da henüz veremiyor. Böyle güzel bir kadının böyle iyi bir insanın, annenin, dostun kendisine yarım saatlik öğlen paydosunu çok görmesi zoruma gidiyor.

    Başka bir kadın daha tanıyorum. O adı bende saklı kadınla hemen hemen aynı şartlarda yaşıyor. Ama o artık yalnız bir kadın. Eşinin bavulunu kapının önüne sessizce koydu. Kapıyı kilitledi bir de zincir taktı. Artık o kapıdan içeri girmek çok zor.....


    © Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.


    * Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.

    Bir Kadın Tanıyorum

    Konu Saati  11:36  |  in  sağlıklı yaşam  |  Devamı»

    Bir kadın tanıyorum adı bende saklı. Tanıdığım kadının aklı da aynen benim gibi Ege’de kalmış. Bu kadının adı Ayşe olabilir, Fatma ya da bu kadın ben olabilirim. Bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan bu kadının beni aşan yürekliliği.

    Bilen biliyor ama ben bilmeyenler için tekrar söyleyeyim. Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyorum. Ajans haberinin ilk cümlesidir bu giriş. Almanyanın Köln şehrinde biraraya gelen heyet bilmem ne kurumunu ziyaret etti.:-)) Evet buradaki 50 yıllık Türkiyeliler için Kölündür Köln. Hani bizler eskiden misafire hoşgeldin der ardından da kolonya dökerdik ya şöyle avuç içlerine, işte o kolonyanın anavatanı olan Köln’de yaşıyorum 16 yıldır. Yeri geldikçe şehrimden bahsedeceğim. Devrimce gözlüklerimi takıp anlatacağım. Çünkü her şehir her göze ayrı görünür. Ankaram gibi. Gençliğim gibi...

    Bu adı bende saklı kadın ile WDR Köln Radyosu’na küçük programlar, haberler yapmaya başladığımda bir röportaj vasıtasıyla tanıştım. Alanında uzman, çalışkan, bilinen bir kadın. Ben de ona mikrofonumu uzatıp uzman uzman konuşturmuştum onu. Öyle güzel hazırlanmıştı ki röpe, daha ben sorumu tamamlamadan başlıyordu anlatmaya. Bir sonraki sorunun ne olacağını da kestirip öyle yoğun cümleler kuruyordu ki yaptığım en rahat haberlerden biriydi. Bülbül gibi şakıyordu adeta. O zamanlar onun sadece bir oğlu vardı. Teyibimi kapatıp, ordan burdan konuşmaya başladığımızda hep oğluşundan bahsediyordu. Onu ne kadar sevdiğinden, her fırsatta telefon edip onun ‘anne’ deyişini dinlemekten nasıl zevk aldığını anlatıyordu.

    Tüm anneler sever çocuklarını da bu hatun bir başka seviyor gibi gelmişti bana o zamanlar. O zamanlar diyorum; çünkü ben daha anne olmamıştım bu röpü yaptığımda. Gel zaman git zaman, aradan epey bir zaman geçti ben anne oldum. Oğlum büyüdüüü, yuvaya başladııı..sonra köprünün altından geçerken onunla karşılaştık. ‘Biliyormusun Devrim,
    oğullarımız aynı gruptalar. Bulut grubundalar.’ dedi. Çok sevinmişti.

    Bu nasıl bir insan sevgisi, bu nasıl bir masumiyet..hani başın sıkıştığında her zaman kapısını tıklatabileceğin numelikler var ya işte onlardan bir kadın. Bir an duraksadıktan sonra akıl edip sordum. Senin oğlun biraz büyük değilmiydi, dememe kalmadı yok yok benim ikinci oğlumdan bahsediyorum, dedi.

    Hanımefendi ikinciyi de doğurmuş, büyütmüş yuvaya vermişti. Ama bir şey söyleyeyim mi? Şimdilerde bir de kızı var;fakat zerre kadar hasarı yok dış görünüşünde. Sanki her doğum onu biraz daha güzelleştirmiş, daha bir kadınlaştırmıştı. Yaşını da söylesem mi acaba yok yok bu kalsın...Nazarınız değer sonra!!!

    Evett oğluşlarımız grupdaş olmuşlardı. Oğullarımız arkadaş oldukça biz daha bir yakınlaştık. Öyle şeyler paylaştık ki, geçenlerde kendisine:’Seni daha yakından tanımadan önce iyiden iyiye insanlar hakkında ümidimi yitirmeye başlamıştım. Sen bana yeniden ümit oldun.’ dedim. İkimizin de gözleri doldu. Fakat sonra bastık kahkahayı. ‘Kan grubumuzdandır’ her ikimiz de O RH pozitifiz. Herkese kan verip sadece kendi grubundan alabilen kan grubuJ))

    Geçenlerde oğullarımıza dondurma sözü verdik. Mahallemizin İtalyan dondurmacısının kızı da bizimkilerle aynı grupta. Çocuklarımızı almaya bahçeye indiğimizde herkesin bugün bizim nereye gideceğimizden haberleri olmuş, onu anladık. Herhalde bizim afacanlar bütün gün o öğleden sonranın heyacanını tüm grupla paylaşmışlardı. Koşa koşa, dura dura, çocuklarımızı gözden kaçırmamak için çaba sarfederek, aynı zamanda da yangından mal kaçırırcasına.

    Birbirimizle konuşarak dondurmacıya vardık. Herkes ne yemek istiyorsa onu ısmarladı. Adı bende saklı kadın diliyle dişi arasında: ’Artık işten yarım saat erken çıkacağım. Öğle tatili yapmıyorum.’ dedi. Ben tuhaf oldum. Masadan kalkıp deli gibi sokakta koşmak, ona bu kararı aldıranı yakalayıp ısırmak istedim. Düşünsenize, üç çocuk annesisiniz, hepsi minik,
    günde 7 saat çalışıyorsunuz, ev işleri, alışveriş, çocukların psikolojik gelişimi, sağlığı, doktoru, aşısı daha sayayım mı herşeyi size bakıyor ve o yarım saatlik bir dilim ekmek yeme bir fincan kahve içme hakkınızdan feragat ediyorsunuz. İşten sonra tam gaz diğer rollerinizi oynayabilmeniz için, kendiniz için bir nefesi bile çok görüyorsunuz. Size bunu çok
    görüyorlar. Bu kadının bir kocası yok mu, diye sorduğunuzu duyuyorum. Var efendim var. Ayrıca pek de iyi bir insan. Siz telefon açın sizin imdadınıza bile yetişecek kadar iyi bir insan. Ama kendi ailesine bir garezi var sanki.

    KONUK YAZAR
    Devrim Ercan-Bozay
    Benim adı bende saklı kadınım neden bu ilişkiye hala evet mi diyor?! Bilmiyorum belki kendisi babasız büyüdüğü ve babasızlığın ne demek olduğunu bildiği için, belki herşeye rağmen onu sevdiği için belki anılarını sevdiği için, belki hala ümid ettiği için. Bu sorunun cevabını pekçoğumuz gibi o da henüz veremiyor. Böyle güzel bir kadının böyle iyi bir insanın, annenin, dostun kendisine yarım saatlik öğlen paydosunu çok görmesi zoruma gidiyor.

    Başka bir kadın daha tanıyorum. O adı bende saklı kadınla hemen hemen aynı şartlarda yaşıyor. Ama o artık yalnız bir kadın. Eşinin bavulunu kapının önüne sessizce koydu. Kapıyı kilitledi bir de zincir taktı. Artık o kapıdan içeri girmek çok zor.....


    © Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.


    * Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.

    2 Şubat 2013 Cumartesi




    Samsung Ukrayna kaynaklı bilgiye göre bazı Samsung akıllı telefon ve tabletlerin alacağı Jelly Bean güncelleme tarihleri: 



    Jelly Bean Güncelleme



    Samsung Android Güncellemeleri

    Konu Saati  13:06  |  in  Android Haber  |  Devamı»




    Samsung Ukrayna kaynaklı bilgiye göre bazı Samsung akıllı telefon ve tabletlerin alacağı Jelly Bean güncelleme tarihleri: 



    Jelly Bean Güncelleme



    Erkekler için kalplerini bir kadına açıp, içindekileri dile getirmek bir hayli uzun sürer. Böyle olunca da kadınlar, eşinin veya sevgilisinin aklından geçenleri bilmek ister…

    Bir erkeği duygusallaştırmak istiyorsanız, doğru zamanı ve doğru yeri seçmeniz çok önemli. Eğer sevgiliniz yorgunsa; başka bir işe konsantreyse ve rahatlamak istiyorsa, ona sorularla yaklaşmanız sonuç vermeyecektir.

    Misafir beklediğiniz ya da sevgilinizin rahatlamak istediği zamanları sohbet için seçmemelisiniz.

    Birlikte bir aktive yaptığınız zaman konuşmayı deneyin. Onu sorgulamayın Kadınların sıkça düştükleri bir hata var.

    Sevgililerine peş peşe sorular sorarken, aynı zamanda ses tonlarını da ayarlamayı beceremiyorlar. Öyle kibir sohbet havasında geçmesi gereken konuşmalar, sohbetten çok bir sorguya benziyor ve erkekler kalplerini açmak yerine kaçmayı tercih ediyor.

    Erkekler duygularını kolay kolay dile getirmez, onlardan öyle bir şey istediğinizde ürkmeleri normal. Eski tecrübelerinizden, gelecek planlarınızdan bahsedin.

    Erkekler gelecek ideallerinden bahsetmeyi severler, onlara özel sorular sormak istediğinizde o havayı vererek sorun.

    Eğer ona açılıyorsanız, güvenini kazanırsınız ve o da size açılır. Ondan bunu istiyorsanız, ilk önce siz açık ve samimi konuşun. Durmanız gerektiğinde durun Belki anlamsız gibi gelecek ama bir erkeği konuşturmanın en iyi yolu bazen susmaktır.

    Kadınlar sevdikleri erkek hakkında en ufak ayrıntıyı bilmek ister. Çoğu zaman bu bir takıntı haline gelir. Sürekli kurcalamak yerine, olayların kendiliğinden gelişmesini bekleyin. Arka planda kalmayı bir deneyin, göreceksiniz ki bilgiler daha fazla gelmeye başlayacak.

    Erkeğinize yakınlaşma yolları

    Konu Saati  10:59  |  in  Yaşam  |  Devamı»

    Erkekler için kalplerini bir kadına açıp, içindekileri dile getirmek bir hayli uzun sürer. Böyle olunca da kadınlar, eşinin veya sevgilisinin aklından geçenleri bilmek ister…

    Bir erkeği duygusallaştırmak istiyorsanız, doğru zamanı ve doğru yeri seçmeniz çok önemli. Eğer sevgiliniz yorgunsa; başka bir işe konsantreyse ve rahatlamak istiyorsa, ona sorularla yaklaşmanız sonuç vermeyecektir.

    Misafir beklediğiniz ya da sevgilinizin rahatlamak istediği zamanları sohbet için seçmemelisiniz.

    Birlikte bir aktive yaptığınız zaman konuşmayı deneyin. Onu sorgulamayın Kadınların sıkça düştükleri bir hata var.

    Sevgililerine peş peşe sorular sorarken, aynı zamanda ses tonlarını da ayarlamayı beceremiyorlar. Öyle kibir sohbet havasında geçmesi gereken konuşmalar, sohbetten çok bir sorguya benziyor ve erkekler kalplerini açmak yerine kaçmayı tercih ediyor.

    Erkekler duygularını kolay kolay dile getirmez, onlardan öyle bir şey istediğinizde ürkmeleri normal. Eski tecrübelerinizden, gelecek planlarınızdan bahsedin.

    Erkekler gelecek ideallerinden bahsetmeyi severler, onlara özel sorular sormak istediğinizde o havayı vererek sorun.

    Eğer ona açılıyorsanız, güvenini kazanırsınız ve o da size açılır. Ondan bunu istiyorsanız, ilk önce siz açık ve samimi konuşun. Durmanız gerektiğinde durun Belki anlamsız gibi gelecek ama bir erkeği konuşturmanın en iyi yolu bazen susmaktır.

    Kadınlar sevdikleri erkek hakkında en ufak ayrıntıyı bilmek ister. Çoğu zaman bu bir takıntı haline gelir. Sürekli kurcalamak yerine, olayların kendiliğinden gelişmesini bekleyin. Arka planda kalmayı bir deneyin, göreceksiniz ki bilgiler daha fazla gelmeye başlayacak.

    Etiketler

    Hakkımızda-Gizlilik-İletişim
    Copyright © 2013 Develi Kayseri. by Her Telden
    By Seven Blogcu.
    back to top